Etiket: ulus

  • Haber Sen’liler sürgünlere karşı Ankara’ya yürüdü: PTT’de iş barışı bozulmuştur!

    Haber Sen’liler sürgünlere karşı Ankara’ya yürüdü: PTT’de iş barışı bozulmuştur!

    PİRHA – Haber Sen üye ve yöneticileri, PTT yönetiminin, çalışanlar üzerindeki baskı politikalarına karşı birçok ilden Ankara’ya yürüdü. Yapılan açıklamada “Kurum içi eşitsizlikler derinleşmiş, iş barışı bozulmuştur” denildi.

    Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER SEN) PTT yönetiminin, sendika üyelerine yönelik politikalarına karşı 7 Eylül’de Batman ve İstanbul’dan başlattığı yürüyüş 9 Eylül’de Ankara’da tamamlandı.

    Sendika üyelerinin PTT Genel Müdürlüğü önünde yapmak istediği basın açıklaması polisler tarafınca engellendi. İşçiler, polisin sert müdahalesi ile karşılaştı. Ulus Meydanı’nda basın açıklaması yapan Haber Sen’liler, “21.yüzyılda olduğumuz bu dönemde çağdışı uygulamalar ve usulsüzlüklerle sürekli gündeme gelen bir kurumda hiç kimse mutlu değil” ifadelerini kullandı.

    “Baskılar, soruşturmalar, sürgünler bizi yıldıramaz” pankartı açan Haber Sen üyeleri, “Sürgünler geri alınsın! Sürgünler bizi yıldıramaz! Sürgünlerini durdurun, iş barışını sağlayın” sloganlarını attı.

    “ATAMALARDA KISTAS SİYASİ İKTİDARA YAKINLIKLA ÖLÇÜLMEKTE”

    Okunan basın metninde, PTT içerisindeki usulsüzlük ve yolsuzluklara karşı çıkıldığı için sendika üyelerinin sürgün edildiği söylendi. Sendika üyesi bir temsilcinin İstanbul’dan 1800 km uzaklıktaki Hakkari Çukurca’ya sürgün edildiği belirtildi. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Amacımız; üyeleri, yöneticileri ve temsilcilerinin baskıya uğraması karşısında, bu ayrımcı ve hukuk dışı uygulamaların geri alınması talebimizi hem ilgililere iletmek, hem de bu hukuksuzluklara sessiz kalmadığımızı, kalmayacağımızı vurgulamaktır.

    Bu sorumlulukla; yaşadığımız sorunları ve taleplerimizi buradan bir kez daha duyurmak istiyoruz.

    Bugün, kurumlarımızda yapılan tayin ve atamalarda kıstas siyasi iktidara yakınlıkla ölçülmektedir. Ünvan alabilmek ve istediğin yere atanabilmek için liyakat ve kariyer yerine siyaseten yakınlık hakim anlayış haline gelmiş. Görevde yükselme sınavlarında yaşanan hukuka aykırılıklar ile yeni mağduriyetler ortaya çıkmış, kurum içi eşitsizlikler derinleşmiş, iş barışı bozulmuştur.

    Tüm bu yaşadığımız hukuksuzluklar karşısında Anayasal bir hak olan basın açıklaması yapma hakkımız her defasında engellenen keyfiliklerle karşı karşıya kalmaktayız.

    İşin özü; demokrasi söylemlerini ağzından düşürmeyip, tam aksi uygulamalar yapan siyasi iktidarın kurumlara atadığı bürokratların ‘ben yaparım oldu’ anlayışı sonucu pek çok hukuksuzlukla karşı karşıyayız.

    Bu hukuksuzluklar açıkça Anayasaya, ulusal ve uluslararası yasalara aykırı olduğu gibi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununa aykırılık taşımaktadır. Bu kararların alınmasında söz sahibi olan kurum yöneticilerine sesleniyoruz; Hukuka aykırı bir şekilde verdiğiniz bu kararlardan bir an önce vazgeçin!

    Bu haksız ve hukuksuz karar ve uygulamalarla bizleri yıldıracağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bizler tüm bu baskılar karşısında mücadeleden geri durmadık, bundan sonra da geri durmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Kalesi’ndeki çatlaklar günden güne artıyor!

    Ankara Kalesi’ndeki çatlaklar günden güne artıyor!

    PİRHA – Melih Gökçek döneminde restore edilen Ankara Kalesi, yıkılmanın eşiğine geldi. Uzmanlar, bir an önce kale duvarlarının onarıma alınması gerektiğini aktardı.

    Tarihi Ankara Kalesi çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Surlarda meydana gelen çatlaklar günden güne genişlemekte.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Gökçek döneminde, tarihi surların payandası olan kaya kütleler, iş gücü makineleriyle kırarak yok edilmiş, yeni rant odakları yaratmak adına yapılan çalışmalar nedeniyle kale surlarında çatlaklar meydana gelmişti. Şimdi o çatlaklara yenilerinin eklendiğini ve çatlakların giderek derinleştiğini ve faciaya ramak kaldığını yerinde inceledik. Ankara’nın kent tarihiyle neredeyse yaşıt olan Ankara Kalesi’ndeki bu çatlaklar telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacaktır. Defalarca kez uyarılar yapılmış olmasına rağmen müdahale edilmiyor olmasını anlamak mümkün değil.” dedi.

    “SURLAR YIKILIRSA ALTINDA KALAN ÖNLEM ALMAYANLAR OLUR”

    “Surlar yıkılırsa altında kalan önlem almayanlar olur. Surların önüne üzerinde ‘Dikkat surlara yaklaşmak can güvenliği açısından tehlikeli ve yasaktır’ yazılı tabela yerleştirilmesi ayıptır” diyen Candan, şöyle devam etti:
    “Aynı zamanda yetkililerin görevlerini yapmadıklarının da göstergesidir. Biricik olan Ankara Kalesi’nin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için giderek büyüyen çatlaklar konusunda önlem alınmasını bir kez daha hatırlatıyoruz. Kale surlarının jeolojik katmanları açısından savunmasız bırakılmasının bilimsel ve mühendislik anlamında hiçbir açıklaması olamaz. Tarihi surların telafi olmayacak şekilde zarar görmesinin acilen önüne geçilmelidir. Sel baskınlarında su tahliyesini yapılamaması da kale surlarını tehdit etmektedir. Olası bir yıkım yaşanmadan, insanların can güvenliği tehlikeye girmeden, Koruma Kurulu ve Ankara Büyükşehir Belediyesi harekete geçmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yargı, Ermeni mezarlarının üzerine dükkan yapılmasına ilişkin işlemleri iptal etti

    Yargı, Ermeni mezarlarının üzerine dükkan yapılmasına ilişkin işlemleri iptal etti

    PİRHA – Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde Ermeni Katolik mezarlarının üstüne yapılan, hukuksuz inşaya dair mücadelesini sürdürüyor.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ulus’taki inşaata ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştı. Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin, Altındağ Belediyesi ile Toplu Konut İdaresi’ne açtığı davada, Ankara 14. İdare Mahkemesi, dava konusu işlemi, geçici yapının ruhsatlarını iptal etti.

    Mahkeme, ayrıca dava konusu korunması gerekli kültür varlığı şerhi konulması gerektiğine karar verilen, prefabrik geçici dükkan yapılmasına ilişkin Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 12.11.2020 tarih ve 671 sayılı kararını da iptal etti.

    “MEZARLIK ALANINI TAHRİP EDENLER CEZALANDIRILMALIDIR”

    Kararı değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Bütün bilimsel kaynaklarda Ermeni Katolik mezarlığı olarak yer alan, insan kemiklerinin çıktığı bu alana dükkân inşa edilmesi kabul edilemez. Kardeşliğimizin ve birlikte yaşadığımızın önemli göstergesi ve tanığı olan bir Ermeni Katolik mezarlığının üzerine hukuksuz şekilde dükkân inşa edilmesini yargıya taşımıştık. Yargı, her yönüyle hukuksuzluk olan dükkân inşaatının yapı ruhsatını ve kurul kararlarını iptal etti. Karar kamu yararı adına sevindiricidir ancak oradaki tarihi mezarlık alanı tahrip edilmiştir. Sorumlu herkesin bu karar nezdinde cezalandırılması gerekmektedir” diye konuştu.

    “ÜÇLÜ HUKUKSUZLUKLA KARŞI KARŞIYA KALDIK”

    Tezcan Karakuş Candan, “Mahkeme de hukuksuzluğu ortaya koymuştur” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Belediye’nin bu inşaata izin vererek hukuksuzluk yaptığı gözler önüne serilmiştir. Alanın mezarlık olarak tescil edilmesi için Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na başvurmuştuk. Bu bölgede esnafa yönelik çok ciddi mağduriyet yaşandı. Esnafın mal varlığı ve yıllardır oluşturduğu iş ortamı gasp edildi. Acele kamulaştırma yaptılar, ‘riskli alan’ dediler. Burada İller Bankası binasını yıktılar. İller Bankasını yeniden yapmak için bu alanı ayırdılar ancak alana inşaat yaptılar. Üçlü hukuksuzlukla karşı karşıya kaldık.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankaralı yurttaşlar: Bizi yönetenler bu parayla geçinsin de görelim! -VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar: Bizi yönetenler bu parayla geçinsin de görelim! -VİDEO

    PİRHA-Asgari ücrette ara zam belli oldu. Yeni asgari ücretin net 5 bin 500 lira olması yurttaşları memnun etmedi. Ankaralı yurttaşlar, “Cumhurbaşkanı kendi alsın da geçinsin o zamla bakalım, yapabiliyor mu? En az 8-10 Bin TL olmalı asgari ücret. Aksi halde geçinilemez” dedi.

    Asgari ücrette ara zam belli oldu. Maaşlara yapılan zammı AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıkladı. Erdoğan “Yeni asgari ücret net 5 bin 500 lira olacak. İşçi başına devletimiz, işverenlere de 100 lira destek verecektir. Yeni asgari ücretin tüm kesimlere hayırlı olmasını diliyorum. Bu bir ara artıştır, asıl tespiti inşallah yılbaşında gerçekleştireceğiz” dedi.

    ASGARİ ÜCRET, AÇLIK SINIRININ ALTINDA KALDI

    Asgari ücret bu haliyle açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş’in 28 Haziran’da açıkladığına göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 6 bin 391 TL. Bir başka deyişle asgari ücret, açlık sınırından 891 TL düşük.

    “ASGARİ ÜCRET EN AZ 10 BİN TL OLMALI”

    Ankaralı yurttaşlara asgari ücrete gelen zammı sorduk.

    Yurttaşlar, gelen zammın geçinmek için yeterli olmayacağını kaydederek, maaşlara yapılan zamlardan sonra temel ürünlere de zam yapıldığını ve alım güçlerinin sürekli düştüğünü söylediler.

    “Cumhurbaşkanı kendi alsın da geçinsin o zamla. Bakalım yapabiliyor mu?” sözleriyle isyanını dile getiren bir işçiye, diğer yurttaşlardan şu sözlerle destek geldi:

    -Her şeye zam geliyor. Her gün zam, bıktık artık. Maaşlara zam yapmasınlar, alım gücümüzü yükseltsinler.

    -Ben emekliyim, çocuklarımın yardımı olmasa geçinemem. Zamlar bir şeye yaramıyor. Her şeye zam geldi. Hiçbir şey alamıyoruz.

    -En az 8-10 Bin TL olmalı asgari ücret. Aksi halde geçinilemez.

    -Kendileri sarayda oturuyor, millete 3 lira 5 lira zam yapıyor. Kesinlikle yeterli bir miktar değil.

    -Maaşların artmasının bir anlamı yok. Ardından her şeye zam geliyor. Elde avuçta bir şey kalmıyor.

    -Kesinlikle geçinemiyoruz. Özellikle 2-3 senedir çok zorlanıyoruz.

    -Serbest piyasa olduğu sürece bu fiyatlar yükselmeye devam eder.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da polisin saldırısına uğrayan gazeteciler: Asla susmayacağız!-VİDEO

    Ankara’da polisin saldırısına uğrayan gazeteciler: Asla susmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- DFGD ve MKGP’nun çağrısıyla basın açıklaması yapmak için bir araya gelen gazetecilere polisin müdahalesine tepki gösterildi. Gazeteciler özgür basın olarak asla susmayacaklarını vurguladı.

    Ankara’da Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri Diyarbakır’da 16 gazetecinin hukuksuz bir şekilde tutuklanmasını protesto etmek istedi.
    Ulus Heykel önünde yapılmak istenen açıklamaya polis izin vermedi. Açıklama yapmak isteyen gazeteciler direnince polis müdahale etti.
    Serbest gazeteci Sibel Yükler ve Mezopotamya Haber Ajansı Ankara Büro Şefi Deniz Nazlım darp edilerek gözaltına alındı.

    Polisin dağıttığı gazeteciler DİSK Basın İş Sendikası’na yürüyerek burada Basın açıklaması yaptı.
    Açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile il yöneticileri ve HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Murat Sarısaç ile HDP il yöneticileri ve Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube yöneticileri destek verdi.

    Açıklamada ilk olarak Turgut Dedeoğlu söz aldı. Dedeoğlu, “25 yıl önce Özgür Ülke Gazetesi bombalanmıştı. 2022 yılına geldik ama hiçbir şey değişmedi. Basın açıklaması anayasal bir hak ama engellendik. Valiliğe bir izin yazısı da gönderdik ama cevap dahi alamadık. Alana geldiğimizde bazı arkadaşlarımız gözaltına alındı. Bazıları darp edildi. Gazetecilik yapmak suç değildir” diye konuştu.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nın editörü Özgür Paksoy ise, “Bugün açıklama yapmak istedik ama polisler bizi engelledi ve saldırdılar. İşkenceyle 2 arkadaşımız gözaltına alındı. Biz polis devletine karşı halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    Yeni Yaşam Gazetesi Ankara temsilcisi Hüseyin Aykol da, şunları dile getirdi:

    “Son 33 yıldır özgür basın olarak çalışıyoruz. Bu 33 yılda büyük bedeller ödedik. Hala saldırıya uğruyoruz. Ama her şeye rağmen gazetecilik yapamaya devam ediyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Bu iktidardan kurtulduğumuzda bu saldırıyı yapan polislerde hesap verecektir. Bize destek olan herkese teşekkür ediyoruz.”

    “İSTİBDAT REJİMİ KURDULAR”

    HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Bugün yapılmak istenen açıklamaya polis saldırdı ve 2 arkadaşımız gözaltına alındı. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Oluşturdukları havuz medyasıyla istibdat rejimi kurdular. Ama özgür basın emekçileri var. Toplumun sesi oldular. Teşekkür ederiz onlara. Özgür basın üzerindeki baskılar bitene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise, “Bu saldırı kabul edilemez. Yasalara göre basın araç ve gereçlere el konulamaz. Suç işleniyor. Türkiye’de ki olup biteni nasıl öğreneceğiz? Özgür basından tabi ki. Toplumsal mücadele verilecekse bunun haber alma özgürlüğüyle ilintili olduğunu söyleyelim. Ankara’da bir OHAL var. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın” diye konuştu.

    “AKP GİDEREK SERTLEŞİYOR ÇÜNKÜ OY KAYBEDİYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de söz alarak, “Bizde bu durumu kınıyoruz. AKP giderek sertleşiyor çünkü oy kaybediyor. Halkın haber almasını, gerçekleri öğrenmesini istemiyorlar. Sansür yasası çıkarmaya çalıştılar. Açıktan bir OHAL yaşanıyor. Yoğun hak ihlalleri yaşanıyor. Özellikle Ankara’da yaşıyoruz bunu. Milliyetçi kadrolar yerleştirildi her yere. Bu saldırılar onlar üzerinden yapılıyor. Ancak baskıların sona erdirilmesi için tüm kesimler birleşmeliyiz. Ancak birlik olursak yenebiliriz faşizmi” ifadelerini kullandı.

    JinNews muhabiri Öznur Değer ise, “Bu fotoğraf makinesi bizim hakikatimizi yansıtıyor. Biz Ape Musalardan aldık bu mirası. Bize bırakılan bu emanete sahip çıkmak için açıklama yapmak istedik ancak saldırıya uğradık. Gelin hep birlikte mücadele edelim” dedi.

    Açıklama ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganıyla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankaralı yurttaşlar: Her gün zam geliyor, yeter artık! -VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar: Her gün zam geliyor, yeter artık! -VİDEO

    PİRHA-Ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken Ankara’da yaşayan yurttaşlar, ‘Geçinemiyoruz’ diyerek isyan çığlığını yükseltiyor. Yurttaşların, ucuz mutfak alışverişi için yöneldiği Ankara Hali’nde bile fiyatlar bir hayli yükselmiş durumda. Ankaralı yurttaşlar, ekonominin hiç olmadığı kadar kötü olduğunu ve geçinmekte çok zorlandıklarını dile getirdi. 

  • Ankaralı sobacılar: Yoksul kesim de artık soba alamaz oldu!-VİDEO

    Ankaralı sobacılar: Yoksul kesim de artık soba alamaz oldu!-VİDEO

    PİRHA- Doğalgaz ve elektriğe bir yıl içerisinde gelen fahiş  zamlar, vatandaşın adeta belini büktü. Yoksul halk ısınamazken, Ankaralı soba satıcıları da satış yapamıyor. Odun ve kömüre de yüksek zam yapıldığını belirten soba esnafı, şimdi yeni geliştirdikleri ve ekonomik olduğu belirtilen “Pelit Soba” satışında umudunu arıyor.

    Ankara’nın Ulus semtindeki Sobacılar Çarşısı’nda hareketlilik var ancak satış yok. Esnaf, perişan halde olduğunu, vatandaş da ısınamadığını dile getiriyor. Kısacası elektrik ve doğalgaza yapılan zam, toplumu bir bütün olarak üşütüyor.

    Gelinen süreçte, “İnsanlar ne oranda kömür sobasına yöneliyor?” sorumuza yanıt bulmak için Ankara’nın en eski yerleşkelerinden olan Ulus’a, Sobacılar Çarşısı’na yöneldik. Karlı bir Ankara sabahında çarşı bir hayli kalabalıktı ancak, ne esnaf ne de alıcı halinden memnun.

    “SOBA ARTIK ZENGİN İŞİ OLDU!”

    Piyasa fiyatlarının yükseldiği için satışlarının geçen yıla göre düşük olduğunu dile getiren bir esnaf, “Geçen seneye oranla satışlarımız yarı yarıya düştü” diyerek yaşadığı zorlu süreci anlattı. Artık, çok yoksul insanlar ile hobi bahçesi sahibi; yani zengin kesimden insanların kömürlü sobayı tercih ettiklerini belirten esnaf, “Isınamayanlar bizleri tercih ediyor. Fiyatlar %150 oranında arttı. Mesela bir soba borusu 20 liraydı bugün 40 lira oldu. Bir soba 500 lira iken 1200 lira oldu. Şu anda en ucuz soba, yuvarlak olanlar ve 400 lira oldu. Fırınlı sobalar ise 900 liradan başlıyor. Artık herkes zorlanıyor ama biz de elimizden geldiğince yoksul ailelere yardımcı oluyoruz. Ancak şimdi odun ve kömür de pahalı. O yüzden yoksul kesimin işi zor.

    İş yerimiz çok küçük olduğu halde gelen faturalar çok yükseldi. Vatandaşın da cebinde para kalmadı. Nereye kadar böyle gidecek, ne yapacağız bilemiyoruz. Şu anda cepten yiyoruz. Ne kadar dayanacağız bilmiyoruz” dedi.

    “ARTIK YEVMİYELER DE ÇIKMIYOR”

    Sobacılar Çarşısı’nın bir diğer esnafı ise 20 yıl önce günde ortalama 50 soba sattığını belirterek artık bu sayının ancak 5 adete düştüğünü söyledi. Soba kullanmanın artık lüks olduğunu vurgulayan esnaf, şunları anlattı:
    “Sobaya %200 zam geldi. O nedenle Şimdi sobayı zenginler alıyor. Kömürün tonu 4600 lira oldu. Her şey felaket oranda pahalandı. İşler ölü. Geçen yıla oranla satışlarımız %95 düştü. Genelde orta kesim ile fakir insanlar buraya soba almaya geliyor. Zengin kesim ise gelip döküm soba alıyor. Doğalgaza gelen zamlar sonrasında insanlarda para kalmadı. İnsanlar bugün bu nedenle sobayı tercih etseler dahi odun-kömür de uygun değil ki. Kömürün bir torbası 100 lira olmuş. Son günlerde artık hiç soba satamadığım da oluyor. Kirayı ve işçi parasını çıkaramıyoruz. Yani sizin anlayacağınız, yevmiyeler da çıkmıyor.”

    YENİ NESİL SOBALARA İLGİ YÜKSEK OLDU!

    Sobacılar Çarşısı’nın bir başka satıcısı Volkan Aybar ise doğalgaz ve elektrik zammından sonra insanların soba kullanmak istediklerini belirtti. “Evde doğalgaz dahi olsa, bacası olan evlerin soba tercih ettiklerini belirten Aybar, geliştirdikleri yeni nesil ve ekonomik olduğunu söyledikleri soba hakkında da bilgi verdi.
    Farklı bir teknolojiye sahip olan ve ismine “Pelet Soba” denilen sistemin kurucusu Volkan Aybar… Eski sobalara nazaran daha temiz çalışma sisteminin olduğunu belirten Aybar, kömür sobasındaki gibi yoğun karbonmonoksit salınımının olmadığına vurgu yaptı. Zehirlenme olayının ortadan kalktığına dikkat çeken Aybar, icat ettiği soba hakkında şu bilgiyi verdi:
    “Yakıt olarak çok ekonomik bir soba. Şu an küresel anlamda bir enerji savaşı söz konusu. %100 elektrik ve doğalgaza zam yapıldı. Bu sobada yaktığımız ürün ise doğadan gelen bir tür talaş. Bunu tüm Avrupa kullanıyor. Biz bu sene fragmanını yaptık, esas film seneye olacak ve bu sobanın kaloriferli modelini çıkaracağız. Yani bugün 1 ton yakan sistemi 100 kiloya kadar düşüreceğiz. Sistemin en güzel yanı, para verip kendini zehirlemiyorsun. Çevreye, insanlara, doğaya zarar vermiyorsun. Kimse doğaya zarar vermesin. Ama maalesef şu anda en çok bu sobayı zenginler alabiliyor. Sobamızın şu an güncel fiyatı 4500 lira.”

    EREN GÜVEN-MELİS CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Ankara’da tarihi apartmana pide salonu yapıldı!

    Ankara’da tarihi apartmana pide salonu yapıldı!

    PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ulus Altındağ’da Küçük Tiyatro’nun olduğu II. Vakıf Apartmanı’na (Evkaf Apartmanı) açılan pide salonu sebebiyle tarihi binanın tehdit altında olduğunu açıkladı.

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Erken Cumhuriyet Dönemi mimari eserlerinden olan ‘2. Vakıf Apartmanı’ olarak bilinen Evkaf Apartmanı’nın pide salonu tarafından kullanıldığını ve eklentiler yapılarak özgün dokusunun bozulduğunu söyledi.

    Candan, Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne resmi yazı yazarak, binanın cephe ve tarihi dokusu ile son derece uyumsuz bir ticari işletmenin yer almasına uygun görüş verip verilmediğini sorguladı. Karakuş Candan, binanın Erken Cumhuriyet Dönemi mimari örneklerinden olduğuna işaret ederek “Kültürel miras olarak korunması gereken bu yapıda cephe ve tarihi dokusu ile son derece uyumsuz bir ticari işletmenin yer alması, hatta kent kültürü yürüyüşlerinde buradan ‘övgüyle’ bahsedilmesi, kültürel vasatlığın temsilidir. Bu vasatlık acilen kaldırılmalıdır” diye konuştu.

    CUMHURİYET DÖNEMİ NADİDE MİMARİ ÖRNEĞİ…

    Candan, tarihi Evkaf Apartmanı’nın Erken Cumhuriyet Dönemi’nin nadide örneklerinden olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

    “Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira yoluyla gelir sağlamak amacıyla yaptırdığı ve 1926–27 yılında Mimar A. Kemaleddin tarafından tasarlanan bu görkemli apartman, bodrum, dükkânların bulunduğu zemin katın üstünde dışarı taşan dört kat ve çatıdan oluşmuştur. Kısa kenarlarından biri daha dar olan, dörtgen biçimli yapıda zemin katın en önemli özelliği birinci kata da yükselen bir tiyatronun yer alışıdır. İkinci kattan başlayarak daireler ortadaki avluya bakmaktadır. Zamanla iç bölmelerinde değişikliğe uğrayan yapının tip katlarında dördü dışarıya, üçü avluya bakan yedişer hacimli sekizer daire, çatı ve ara katta da zamanında parlamenterlerce kiralanan küçük daireler bulunmaktadır.

    Yapının dört köşesindeki balkonların ve korkuluklarının yuvarlatılmış hatları, çoğu kare biçimli kemersiz pencereler, süslemenin en aza indirgenmesi yapıyı ulusal üslûptan ayıran özellikler olarak ortaya çıkmaktadır. Bezemenin yoğunlaştığı yer, üzerindeki oval kubbesiyle tiyatro salonudur. Kemer kullanımı yalnızca zemin katındaki eşit aralıklarla yerleştirilmiş ayakları birleştiren yarım daire biçimli kemerlerde görülmektedir. Betonarme iskeleti olan yapı dıştan düzgün kesme taş görüntüsü veren sıvayla kaplanmıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Üstüne beton dökülen Ermeni mezarlarına ilişkin incelemeye polis engeli!-VİDEO

    Üstüne beton dökülen Ermeni mezarlarına ilişkin incelemeye polis engeli!-VİDEO

    PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve HDP Milletvekili Garo Paylan, insan kemiklerine rastlandıktan sonra üstüne beton dökülen Ermeni Katolik mezarlarının olduğu bölgede inceleme yapmak istedi ancak polis izin vermedi. HDP’li Paylan, Ermeni mezarlarının tahrip edilmesine ilişkin yaptığı açıklamada “Bunu hangi vicdan kabul eder” dedi.

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, insan kemiklerinin çıktığı, üstüne beton dökülen Ermeni Katolik mezarlarının olduğu İtfaiye Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

    Söz konusu bölgede incelemelerde bulunmak isteyen Candan ve Paylan’a polis izin vermedi. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı alanda basının çekim yapması engellenmeye çalışılırken, esnaf, bölgeden uzaklaştırılmaya çalışıldı.

    “ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜMÜZE KARDEŞLİĞİMİZE VURULMUŞ BİR DARBE”

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “İnşaat yapılan yer üç şekilde hukuksuzdur. Bir kere kazı yapılırken bu alanda insan kemikleri çıktı ve bütün bilimsel kaynaklarda Ermeni Katolik mezarlığı olarak yer alıyor. Şapelle kilise ile bağlantılı bir yer olduğu görülüyor” dedi.

    Tezcan Karakuş Candan, söz konusu bölgenin kültür varlıkları kayıtlarında da yer aldığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bugün Anadolu topraklarında kardeşliğimizin ve birlikte yaşadığımızın en önemli göstergesi ve tanığı olan bir Ermeni Katolik mezarlığının üzerine hukuksuz şekilde dükkân yapılıyor. Bu bir kere çok kültürlülüğümüze kardeşliğimize vurulmuş bir darbedir.

    Belediye bu inşaata izin vererek hukuksuzluk yapıyor. Meslek insanı meslektaşımız hukuksuzluk yapıyor. Bu bölgede esnafa yönelik çok ciddi mağduriyet yaşanıyor. Esnafın mal varlığı ve yıllardır oluşturduğu iş ortamı gasp ediliyor.

    Acele kamulaştırma yaptılar, ‘riskli alan’ dediler. Esnafı ikna etmek için dükkân yaptıklarını söylüyorlar ve esnafı mağdur ediyorlar. Burada İller Bankası binasını yıktılar. İller Bankasını yeniden yapmak için bu alanı ayırdılar. Ama şimdi bu alana yine inşaat yapıyorlar. Üçlü hukuksuzlukla karşı karşıyayız. En büyük hukuksuzluk bu zaten hem Mecliste hem kamuoyu nezdinde denetlemekle görevli insanları alana almıyorlar. Türkiye ne yazık ki bu hale geldi. Kardeşliğimizi hukukumuzu, değerlerimizi ve varlıklarımızı betonun altına gömen bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. Ülkemiz adına üzüntü duyuyoruz. Ben betonun altında sızlayan insan kemikleri için üzüntü duyuyorum. Ne ara bu kadar vicdansız oldunuz. İnsanların dini dili ırkı ne olursa olsun mezarların üstüne dükkan yaparak ve insanların helal alışveriş yapabileceğini mi düşünüyorsunuz? Mezarların üstüne yapılan dükkanlardan rızık elde edilmez”

    “GERİDE KALAN ÖLÜLERE DE SAYGI GÖSTERİLMEDİ”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise Ulus semtinin Ankara’nın tarihi ve kültürel bir bölgesi olduğunu ifade ederek “Ermeni, Kürt ve Türk halkları, binlerce yıl bu bölgede yaşayıp bu coğrafyada medeniyet ürettiler. Bu alanda öldüler ve mezarlarına ölülerini gömdüler” dedi.

    “Burada yaşayan Ermeniler bu topraklardan sürüldüler” diyen Paylan, şunları dile getirdi:

    “Dirilere saygı gösterilmedi ama geride kalan ölülere de saygı gösterilmedi. Ölüye saygısı olmayanının diriye de asla saygısı olmaz. Burada yaşayan Ermeni halkı ölülerini burada dualarla defnettiler. Mezar taşları diktiler. O ölülerin mezar taşları yıkılmıştı şimdi de o mezarlığın üzerine beton dökülüyor. Bunu hangi vicdan kabul eder? Bunu bu toprakların çoğunluğunu oluşturan Müslümanların vicdanı kabul ediyor mu? Toprağı kazdığınızda insan kemikleri çıkıyor, o insan kemiklerinin üzerine beton dökeceksiniz sonra buradaki esnafın dükkânlarını yıkacaksınız. Bu esnaflara bu mezarlığın üzerinde dükkân yapıp ticaret yaptıracaksınız.

    Bu ülkenin milletvekili olarak kamu alanı üzerine yapılan kaçak bir inşaatı denetlemeye geldim. Emniyet görevlileri benim oraya girmemi engellediler. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı ve yöneticileri kamu adına denetim yapacaklardı. Buradaki kaçak inşaatın denetimini yapacaklardı. Denetimimiz engellendi. Ne idüğü belli olmayan etrafı çevrilmiş bir alan var. Kapısında bir tabelası, ruhsatı yok. Kamu vicdanının ve Ermeni halkının kültürel varlığının mezarlarının olduğu alana beton dökülmesinin durdurulmasını ve kaçak inşaata son verilmesini talep ediyorum. Ülkenin yürütmesi, meclisi, yargısı, sivil toplumu ve Türkiye halkı mezarların üzerine beton döken anlayışa ‘dur’ demelidir. Ankara halkı bu vicdansızlığı hak etmiyor.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Ankara’nın 100 yıllık heykelleri belediye deposuna kaldırıldı!

    Ankara’nın 100 yıllık heykelleri belediye deposuna kaldırıldı!

    PİRHA-Yeşil Sol Parti, bir zamanlar Ankara’nın işlek noktalarında olan 100 yıllık heykellerin bugün belediye depolarında çürümeye terk edildiğine dikkat çekti.

    Yeşil Sol Parti Çankaya İlçe Örgütü, Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte yurtdışından birçok sanat eseri mahiyetinde heykel ve çeşme getirildiğini ancak günümüzde bu eserlerin ortada olmadığına dikkat çekti.

    Söz konusu heykellerden kimilerinin 100 yıllık olduğuna vurgu yapılarak “Acis ve Galatea isimli heykeller 1920’lerde Marmara Havuzu’nda iken 50’lerde Gençlik Parkına getirilmiş, uzun süre bakımsız bir köşede dururken geçen sene belediyenin deposuna kaldırılmıştır” denildi.

    Açıklamada, mevcut bazı heykellerin ise bakımsız bir vaziyette durduğuna işaret edilerek, Sıhhiye Orduevi önündeki parkın içinde duran havuzlu peri heykelinin ise kaybolduğu ifade edildi.

    SANAT ESERİNİ 16 YIL DEPODA TUTTULAR

    Ulus’ta eski Maliye Bakanlığı binası bahçesinde yer alan heykeller de dikkat çekilen bir diğer konu oldu. Kimi eserlerin 150 yıllık geçmişi olduğu ifade edilerek şu bilgiler paylaşıldı:

    “Türünün tek örneği olan anıt çeşmemiz Su Perileri’nin ise değeri hiç bilinememiş, çok defa depolarda unutulmuştur. Fransa’da iki heykeltıraşın yaptığı bilinen bu anıt heykelimiz 1920’li yıllarda Kızılay Meydanı’nın ortasında kentlilerin önünde fotoğraflar çektiği, havuz başında oturup sohbet ettiği, yanında canlı konserlerin verildiği bir durumdayken sonraki yıllarda uzak köşelere taşınmış 70’li yıllarda Tandoğan Meydanı’nda tekrar eski günlerine dönmüşken bu sefer metro inşaatı fırsat bilinerek depolarda 16 yıl tutulmuştur. Hatta dönemin belediye başkanı Gökçek, belediye envanterinde böyle bir heykel olmadığını söylemiş, adeta unutulmasına çalışılmıştır. 2008 yılında tekrar tamir gören heykel bu sefer CER Modern’in bahçesinde hayranlarına uzaktan bakan sessiz bir köşede durmaktadır.”

    “GÜRÜLTÜLÜ MEYDANLAR ANKARA’NIN KARANLIK YÜZLERİ OLDU”

    Açıklamada, Ankara’ya yakışır meydan ve sanat eserlerinin yaratılması gerektiğine vurgu yapılarak şöyle devam edildi:

    “Betona ve asfalta bağlanmış durumda olan belediye hizmetleri, Ankaralıyı artık kendi kentinden bezdiren, yoran, mutsuzluk veren bir trafik ve beton yığınına hapsetmiş durumdayken yüz yıl önceki kültürel yatırımların ne kadar uzağında bırakıldığımızı görmek bizleri aslında sorunun özüne götürmektedir.

    Otomobillere öncelik verilen karışık ve gürültülü meydanlar bu kentin karanlık yüzleri haline gelmiştir. Kızılay şu anda bulunduğu korkunç durumdan derhal arındırılmalı, insanların yorulacağı değil dinleneceği bir bölge haline getirilmelidir.

    Yeşil Sol Parti Çankaya İlçe Örgütü olarak sanatsal ve tarihsel önemi olan bu heykellerin ve havuzlarımızın onarılarak, eski yerleri hedeflenerek yeni alan tasarımları yaratılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ediyoruz.

    Ankara’ya ve Ankaralıya yakışan rant projeleri değil, halk projelerinin kolektif bir bilinçle oluşturulması ve derhal hayata geçirilmesidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankarada kadınlar alanlara çıktı: Çocuklar tecavüzcüyle evlendirilemez

    Ankarada kadınlar alanlara çıktı: Çocuklar tecavüzcüyle evlendirilemez

    PİRHA-Ankara’da alanlara çıkan kadınlar, kız çocuklarının tecavüzcüyle evlendirilmesine ve çocuk istismarına ilişkin basın açıklaması yaptılar. Açıklamalarda, tecavüzcülere cezasızlık getirildiğini belirten kadınlar, “STK’lar, aileler ve politika uygulayıcıları olarak, çocukların kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmelerini öngören yasal düzenlemeye karşı durmalı ve çocukların yanında yer almalıyız” dedi. 

    Kız çocuklarını tecavüzcüyle evlendirmeyi öngören yasa tasarısına karşı Ankara’nın iki ayrı noktasında basın açıklaması gerçekleştirildi. Ulus Heykel’de saat 11.00’de, Kızılay’da ise saat 12.30’da açıklama yapıldı.

    Ulus’ta 88 sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütü adına açıklamayı Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahar Gökler yaparken, Kızılay’da ise Kadın Platformu adına Fatma Kılıçaslan açıklama yaptı

    “TECAVÜZCÜLERE CEZASIZLIK GETİRİLİYOR”

    Her iki açıklamada da şunlar belirtildi:

    “2005 yılında Türk Hukuku Reformu ile engellenen kız çocuklarının kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmesine ilişkin düzenleme günümüzde yeniden yasal ve psikososyal boyutları ile çok ciddi riskler taşıyan ve çocuk haklarına tümüyle aykırı bir durum olarak önümüze çıkarılmıştır.

    Bu yasal düzenleme ile 12-16 yaştaki kız çocukları kendilerine tecavüz etmiş olan kendilerinden 10-15 yaş büyük olan kişilerle evlendirildiklerinde, tecavüzcülere af yolu açılmakta, bir başka deyişle, “cezasızlık’’ getirilmektedir.

    Çıkarılmak istenen bu yasal düzenleme, topluma bir çözüm yolu olarak sunulmakta, koruyucu, onarıcı bir yasaymış gibi bir algı yaratılmaktadır.

    Erken yaştaki kız çocuğunun imam nikahı altında, kendinden yaşça büyük erişkinlerle bir araya gelmeye zorlandıkları evliliklerde, bu yasa yolu ile cezaevindeki koca af ile çıkacak, aile bütünlüğü yeniden onarılmış olacak gibi bir açıklama getirilmekte, burada kız çocuğunun bir yakınmasının bulunmaması, ailenin rızasının olması affın gerekçeleri olarak ileri sürülmektedir.

    Yapılan araştırmalar, ülkemizdeki erken yaş evliliklerinde, çocukların %30’undan fazlasının yetişkinlerle imam nikahı ile evlendirildiklerini ve bu durumu ailelerin rıza ve onayı ile olduğunu açıklamaktadır.

    Bu durumda 12 yaşındaki bir kız çocuğuna, kendinden 15 yaş büyük bir yetişkin erkek tarafından imam nikahı bağlamında bir cinsel taciz uygulandığında bu eylem suç sayılmayacaktır.

    Ayrıca, bu yasa gerçekleştiğinde, yalnızca erken yaşta, imam nikahı ile gerçekleştirilmiş evlilikler kapsamındaki kişilere değil, kız çocuklarına cinsel tacizde bulunan tüm kişilere de ‘’cezasızlık’’, ‘’af’’ getirecektir.

    “DİNSEL DOGMALAR KIZ ÇOCUĞUNU NESNE GİBİ GÖRÜYOR”

    Ülkemizdeki toplumsal cinsiyet eşitliğini hiçe sayan yaklaşımlar, geleneksel ve dinsel dogmalar, özellikle kız çocuğunu bir cinsel nesne, anne babanın istedikleri gibi yönetecekleri bir ‘’mal’’, kendi istenci, yönelimi, duygusu, düşüncesi olmayan bir varlık gibi gören çağdışı tutumlar, erkeği önceleyen, kızları edilginleştiren ve değersizleştiren bakış açıları o denli yaygınlaşmıştır ki artık kız çocuklarının kendilerine tecavüz eden kişiler ile evlendirilmesi konusu bile, tartışılabilir bir konu olarak gündeme getirilebilmektedir.

    Ve ne yazık ki, kız çocuklarının kendilerine tecavüz etmiş olan kişiler ile evlendirilmeleri ‘’doğal’’, ‘’olması gereken’’, ‘’koruyucu’’ bir süreç olarak ele alınmakta ve konu yalnızca, yaş farkının 10 yaş mı, 15 yaş mı olması gerektiği üzerinden indirgemeci ve hak ihlallerini, riskleri göz ardı eden bir yaklaşım üzerinden tartışılmaktadır.

    Burada ilkel bir bakış açısı ile bu sürecin işlevi ve hedefi, geleneksel bir damgalamanın kıskacına alınmış, ‘’namusu kirletilmiş’’ kız çocuğunu korumak ve evlendirerek, ona bir çözüm yolu sunmak ve tecavüz eden erkeğe de bir af yolu açmaktır.

    “KIZ ÇOCUĞU EĞİTİM HAKKINDAN YOKSUN BIRAKILIYOR”

    Kız çocuğunun evlendirilmesi, onu en temel haklarından biri olan eğitim hakkından yoksun bırakma demektir. Yine kız çocuğunun kendisine tecavüz eden kişi ile evlendirilmesi, onda değersizlik duygusu, benlik saygısında düşme, öfke, dışlanmışlık ve terk edilmişlik duygularının ortaya çıkmasına neden olur, kendini çıkmazda hisseder.

    Erken yaş evliliği temelde çocuğa yönelik bir zorbalık, açık bir çocuk hakkı ihlalidir.

    TCK 15 yaşını tamamlamamış olan çocukların cinsel ilişki konusunda geçerli bir rızaya sahip olmadıklarını belirtmektedir.

    Kendilerinden yaşça büyük erişkinlerle imam nikahı ile karı-koca ilişkisi içine itilen çocuklar, kendilerine tecavüz etmiş olan kişiler ile evlendirilen çocuklar, bu süreçte edilginleştirilirler; duygularını bastırırlar, bu bastırılmış duygular, ilerde kendilerine ve başkalarına yönelik öfke nöbetleri, intihar yönelimleri ve depresyon gibi ruhsal sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Edilginleştirilmiş kızlar/kadınlar daha kolay aile içi şiddetin odağı olarak seçilirler ve kadın cinayetlerinin adayı haline getirilirler.

    Erken yaş evlilikleri ya da kendilerine tecavüz etmiş olan kişi ile evlendirilme sonrası oluşan gebeliklerde ‘’çocuk anne’’ bu durumu benimseyemez, doğan bebeklerde, sağlıklı anne bebek bağlanması olamaması nedeniyle, bağlanma sorunları ve gelişimsel aksaklıklar ortaya çıkar.

    “KIZINIZA TECAVÜZ ETMİŞ BİR KİŞİYE AF GETİRİLMESİNİ İSTER MİSİNİZ?”

    Tecavüzcüye cezasızlık getiren bu yasanın bütününe, içeriğine bakıldığında, bu konuyla ilgili STK’lar olarak, bizlerin bu yasal düzenlemenin içerdiği riskleri ve yanlışları topluma anlatma, toplumu bilgilendirme ve uyarma sorumluluğumuz bulunmaktadır.

    Bu sorumluluğumuz bağlamında bilinmesini isteriz ki…

    – Çocuk Hakları açısından 18 yaş öncesi bireyler çocuk sayılmaktadır ve gerek fiziksel, gerekse ruhsal yönden evlilik onlar için düşünülemez. Çocuklar eğitim, oyun oynama, kendilerini geliştirici etkinliklere katılma hakları nedeniyle evlendirilemez.

    Ayrıca çocukların her türlü cinsel sömürüye ve cinsel istismara karşı korunma hakları bulunmaktadır.

    -Çocuk evliliği bir çocuk hakkı ihlali, dolayısıyla bunu gerçekleştiren yetişkinler için bir suçtur.

    -Ülkemizde 12-16 yaş arası kız çocukları, kendilerinden 10-15 yaş büyük yetişkinlerle imam nikahı ya da başka tanımlamalar altında karı-koca ilişkisi içinde birlikte yaşamaya zorlanmaktadırlar. Toplumumuzda bu tür evliliklere, denetleme, yaptırım ve bilgilendirme yoluyla son verilmelidir.

    Bu noktada STK’larla birlikte tüm topluma, ailelere ve devlete de ciddi görevler düşmektedir.

    AİLELER VE DEVLET NE YAPMALIDIR?

    Ailelerin görevi, kız çocuklarını korumanın tek yolunun onları geleneksel baskılarla erken yaşta kendilerine tecavüz eden kişiler ile evlendirmeleri olmayıp, çocuklarını korumanın asıl yolunun onları eğitmek, gelişimlerinin önünü açmaktan geçtiğini kavramaları, bu konuda bir bilinç geliştirmeleridir.

    Kesinlikle ve gerçekten bilinmelidir ki buradaki tek çözüm yolu, çocuğu kendisine tecavüz eden ve imam nikahı ile birlikte olmaya yönlendirildiği kişiyle ‘’evlendirmek’’ ya da erken yaşta kız çocukları ile gerçekleştirilen ve yasal olmayan evlilikler sonrası cezaevine giren kişiyi, cezaevinden ‘‘af’’la çıkarmak değildir. Çünkü ‘’af’’ ya da ‘’cezasızlık’’ temel bir yaklaşım olarak benimsendiğinde, devletten karısı ve çocuğu olan ve cezaevinde bulunan tüm kişilere cezasızlık ve af getirilmesi beklenebilir. Bu yasa tasarısı ile getirilmek istenen bu düzenleme bütünüyle kendi içinde çelişkiler içeren ve kabul edilemez bir durumdur.

    “ÇOCUKLARLA EVLENMEK SUÇTUR”

    Çocuklarla evlenmek bir suçtur ve bu suçu işleyen ve bu suça katılan tüm yetişkinler ceza almalıdırlar.

    Burada devletin görevi: çocuk hakları doğrultusunda çocukların zararına işleyen geleneksel uygulamaları ortadan kaldırmak ve çocuklara ilişkin yasaları oluştururken, çocukların yüksek yararını gözetmek ve öncelemektir. Evlilik, bu çocuklarımızın korunması için bir çözüm olamaz. Çözüm, çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesinden geçmektedir. Cinsel istismara uğramış, erken yaşta gebe kalmış kız çocuklarını ve bebeklerini koruyan, destekleyen ve bu tür durumların yaşanmasını önleyecek sosyal politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu da devletin başlıca sorumluluklarından biridir.

    STK’lar, aileler ve politika uygulayıcıları olarak, çocukların kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmelerini öngören bu yasal düzenlemeye karşı durmalı ve çocukların yanında yer almalıyız!

    Basın açıklamasında imzası olan kurumlar şunlar:

    Çocuk İstismarını Ve İhmalini Önleme Derneği
    Türk Psikologlar Derneği
    Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi
    Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Ankara Şubesi
    Türkiye Çocuk Ve Genç Psikiyatrisi Derneği
    Bebek Ruh Sağlığı Derneği
    Adli Tıp Uzmanları Derneği
    Ergen Sağlığı Derneği
    Travma Çalışmaları Derneği
    Türkiye Psikiyatri Derneği
    Ankara Tabip Odası
    World Human Relief
    Toplum Ruh Sağlığını Geliştirme Derneği
    Atatürkçü Düşünce Derneği
    Uçan Süpürge Vakfı
    Hukukçu Hekimler Derneği
    Psikiyatri Hemşireleri Derneği
    Kadın Sağlığı Hemşireliği Derneği
    Çocuk Hemşireleri Derneği Ankara Şubesi
    Karadeniz İlleri Kadın Platformu Trabzon Derneği
    Yargıçlar Sendikası
    Aydın Kadın Efeler Derneği
    Adalet Sistemi Uzmanları Derneği
    Gaziantep Klübü Derneği
    Gaziantep Yesemek RotaryKlübü
    Gaziantep Eczacılar Odası
    Gaziantep İpekyolu  RotaryKlübü

    Zeugma Kültür Ve Sanat Derneği

    Gaziantep Anadolu Lisesi Mezunları Derneği

    Gaziantep Müze Dostları Derneği

    Gaziantep Kadın Sağlığı Derneği

    Toplum Eğitimi Derneği

    Gaziantep Kültür Turizm Derneği

    Girişimci Kadınları Destekleme Derneği

    İnşaat Mühendisleri Odası

    Eğitim-iş Sendikası

    Gaziantep Şahinbey Lions Klübü

    Muhasebeciler Birliği

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Gaziantep Şubesi

    Türk Anneleri Derneği

    Türkiye Sakatlar Derneği Gaziantep Şubesi

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

    KOREV- Koruyucu Aile ,Evlat Edinme Derneği

    Alleben Rotary Kulubü

    Denizli Soroptimist Kulübü

    Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu

    Belkıs ( Zeugma) Eğitim Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği

    Çocuk Hakları Derneği Gaziantep-Kilis Tabip Odası

    Ankara Hitit Gençlik ve Spor Derneği
    Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    Ankara Cumhuriyet Okurları (Ankara CUMOK)

    YORET VAKFI
    SİMORG -Sokak Hayvanları için Mücadele ve Organizasyon Derneği

    Denizli Koruyucu Aile Derneği

    Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
    Çocuk İstismarı ve İhmali ile  Mücadele Derneği
    Çocuk Hakları Derneği

    Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi

    Göç ve İnsani Yardım Vakfı
    Antalya Aile Danışmanları Derneği
    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı
    Tüm Emekli Sen Genel Merkezi
    DİSK Ankara Bölge Temsilciliği

    Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu (TPÖÇG)
    Lotus Kadın Dayanışma ve Yaşam Derneği
    Ankara Klübü Derneği
    İHD Ankara Şube Çocuk Hakları Komisyonu

    PİRHA/ANKARA

    İ

     

  • Emekçilerden ‘Vergide adalet, ülkede adalet istiyoruz’ talebi-VİDEO

    Emekçilerden ‘Vergide adalet, ülkede adalet istiyoruz’ talebi-VİDEO

    PİRHA – DİSK Ankara Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İKK, TTB, Ankara Tabip Odası, ASMMMO Ulus meydanında yaptığı eylemde “İnsanca Bir Ücret, Vergide Adalet” diyerek taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

    Haberin videosu

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Ankara Bölge Temsilciliği, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası (ATO) ve Ankara Serbest Mali Müşavir ve Muhasebeciler Odası (ASMMMO), vergide adalet talebiyle sokağa çıktı.

    Ankara Ulus meydanında bir araya gelen meslek örgütleri “AKP zammını al başına çal, insanca yaşamak istiyoruz, AKP elini cebimizden çek” sloganları attı.

    Kurumlar adına hazırlanan ortak metini ASMMMO Başkanı Ali Şahin okudu.

    Şahin, “Bir ülkede demokrasinin ve adaletin gelişmesinin ilk şartı adaletli bir vergi sisteminin hakim kılınmasıdır” diyerek şunları dile getirdi:

    “Çağdaş sosyal devlette gelir ve servet eşitsizliklerini azaltmada en önemli rolü, vergi politikası oynamaktadır. Anayasanın 73’üncü maddesi, ‘herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır’ diyerek, aynı anlayışı dile getirmiştir. Bu ilke, vergi oranlarının, mükellefin mali gücüne göre saptanmasını ifade eder. Vergi hukukunda ’artan oranda vergi’ denilen ve yöntemi yüksek gelir tabakalarından yüksek oranda, düşük gelir tabakalarından düşük oranlarda vergi alınması suretiyle, gelir eşitsizliklerinin azaltılmasını amaçlar. Vergi politikasının bu amaçla kullanılması, sosyal adalet ve sosyal devlet ilkelerinin bir gereğidir.

    2019 yılı en düşük gelir vergisi dilimi 18 bin lira olarak saptanmıştı. Buna göre, asgari ücretliler bile yıl içinde gelirlerinin 18 bin TL’yi aştığı için yüzde 20 kesintinin olduğu bir üst vergi dilimine çıkmış ve böylece daha fazla vergi ödemek zorunda kalmıştır.”

    “VERGİ ADALETSİZLİĞİ SÜRÜYOR”

    “Vergide adalet dendiğinde ilk akla gelen az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıdır. Ancak dünyanın en adaletsiz vergi sistemlerinden birine sahip olan Türkiye’de yıllardır bütün vergi yükü ücret geliri ile yaşam mücadelesi veren işçilerin, kamu emekçilerinin ve dar gelirlilerin omuzlarına yıkılıyor. Adil bir vergi sisteminin az ya da çok geçerli olduğu ülkelerde toplam vergilerin yüzde 75’i kazançtan-gelirden alınan vergilerden (kurumlar vergisi, servet vergisi, gelir vergisi gibi doğrudan vergiler) yüzde 25’i ise tüketimden alınan vergilerden (KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler) oluşuyor. Ancak söz konusu oranlar Türkiye’de tam tersinedir. Toplam vergi gelirlerinin dörtte üçü, ücret geliri ile yaşam mücadelesi veren kamu emekçilerine, işçilere, asgari ücretlilere ve tüketicilere yıkılmıştır.

    Ardarda gelen zamlar, adını ilk defa duyduğumuz vergiler, kış koşulları, enflasyon karşısında gün geçtikçe eriyen maaşlar bizleri çok ta iyi günlerin beklemediğini göstermektedir.

    Vergi reformu yasa tasarısında ağır vergiler altında ezilen emekçi kesimini gözeten hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Tek derdi daha fazla vergi geliri elde etmek olan iktidarın, bu vergileri kimlerden, nerelerden toplayacağına ilişkin tahmin yapmak için kâhin olmaya gerek yok. Hala sermayeyi koruyan kollayan düzenlemeleri hayata geçirme derdinde olan iktidar, kurumlar vergisini %22 den % 18’e indiriyor. Hazineyi doldurmak için bulduğu tek çare, ücretlilerden daha çok gelir vergisi kesintisi yapmak, dolaylı vergileri daha da çok arttırmak.”

    “YOKSULLAŞMAYA HAYIR DİYELİM”

    “2020 yılında vergi, harç ve cezalardaki yeniden değerleme oranı % 22,58 olarak belirlendi. Yani, 2020 yılı için pasaport, ehliyet harçları ve trafik cezaları, Motorlu Taşıtlar vergisi oranı % 22,58 arttırıldı.

    Devlet kendi alacaklarına bu kadar zam yaparken, ücretlilere gerçekleşen değil, öngörülen enflasyona göre zam yapmaktadır.

    Şayet enflasyon hükümetin beklediği gibi %12 olarak öngörülüyorsa neden devlet alacaklarına %22,58 zam yapılıyor?  Yani Verirken %4, alırken %22.58. Kaşıkla verdiklerini kepçeyle alıyorlar.

    Elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, çaya ve şekere yapılan fahiş zamları enflasyona yansıtmayan, gözümüze baka baka türlü oyunlar çevirenlerin, memura, emekçiye, asgari ücretliye gelince, ‘öngörülen enflasyon’ oranında düşük zam yapmasını kabul etmiyoruz.

    Tüm emekçileri ve halkımızı ağırlaşan yaşam koşullarına, hayat pahalılığına, insafsız vergi düzenine ve yoksullaşmaya karşı demokratik ve adil bir ülke için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Emekli-Sen üyeleri Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2019 bütçesine itiraz etti

    Emekli-Sen üyeleri Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2019 bütçesine itiraz etti

    PİRHA- Emekli-Sen üyeleri, bu ilk kez Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanılan 2019 yılı bütçesinde emekli ve emekçi halkın olmadığını belirterek, hazırlanan bütçeye itiraz etti.

    Ankara’da Ulus Heykel’de bir basın açıklaması yapan Tüm Emekliler Sendikası (Emekli-Sen) üyeleri, Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanılan 2019 yılı bütçesinde emekli ve emekçi halkın olmadığını belirterek, hazırlanan bütçeye itiraz etti. Basın açıklamasını Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Salman Hürkardeş okudu.

    Hürkardeş, 2019 bütçesinin ilk kez Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlandığını hatırlatarak, ” Sistem başkana vergi koymaktan, istenildiği kalemde keyfi harcama yapmaya kadar demokratik bir toplumla bağdaşmayan yetkiler tanıyor. Ayrıca bunun hesabını Meclis dahil hiçbir organa vermek zorunda değil. Parlamentonun bütçe teklifini reddetmesi halinde bile, bir önceki yılın yeniden değerleme oranına göre ayarlanarak sunulan bütçe yürürlüğe giriyor” dedi.

    Hazırlanan 2019 yılı bütçesinde gelirlerin yüzde 88’nin vergilerden oluştuğunu kaydeden Hürkardeş, “Toplanan verginin %62 si dolaylı vergi, yani tüketim üzerinden alınıyor. Ülkemizde vergi gelirlerinin, toplam istihdamın 2/3 ü, yani %65 i ücretli emekçilerden karşılandığı dikkate alındığında, 2019 bütçesinde de vergi yükünün yine emekçi, emekli ve dar gelirlilerin sırtına yıkılacağı anlaşılıyor. ÖTV ve KDV oranları yetmiyormuş gibi, artan oranlı vergi dilimi uygulamasının sürdürülmesi nedeniyle 2019 ücret/maaş zamları daha verilmeden uçup gitmiştir” diye belirtti.

    Hürkardeş, tasarruf öngörülürken Cumhurbaşkanlığı bütçesinin yüzde 29, Diyanet bütçesinin yüzde 34.5 oranında arttırılmasını, Sanayi Bakanlığı bütçesinin ise yüzde 4.5 oranında azaltılmasının hükümetin önceliklerini ortaya koyduğunu vurguladı.

    Hürkardeş emeklilerin taleplerini ise şöyle sıraladı:

    1- 2019 yılı içinde Anayasada yapılacak değişiklikle emeklilerin sendika hakkının tanınıp, parlamentoda emekli sendikaları statü yasasının çıkartılıp, 2020 yılı zammı için sendika ile toplu sözleşme yapılmalı

    2- 2019 bütçesinde emekli yok, emekçi yok, halk yok, diyoruz ki emekliye, emekçiye, eğitime ve sağlığa bütçe ayrılmalı

    3- Maaşlarımız %26 oranında artırılsın, 2 maaş tutarında ikramiye verilmesi, Milli gelirden emeklilere pay verilmesini ve intibak yasası çıkarılmalı

    4- Diğer sorunlarımızın çözümü için hükumetle TİS masasına oturarak çözüm bulunulmalı

    5- Son çıkan 5510 sayılı yasada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilerek, aradaki kayıpların giderilmeli

    6- Temel tüketim mallarında vergi alınmamasına, her türlü kamusal ulaşımdan emekli ve eşlerinin ücretsiz faydalanmalı

    7- Sağlıkta yapılan kesintiler kaldırılsın, erişilebilir sağlık hizmetleri sağlansın ve hastanelerde Geriatri kliniklerinin açılmalı

    (HABER MERKEZİ)