Etiket: Uluslararası Af Örgütü

  • Uluslararası Af Örgütü: Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğu kaçırıldı

    Uluslararası Af Örgütü: Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğu kaçırıldı

    PİRHA-Uluslararası Af Örgütü, Suriye’de 8 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını açıklayarak, “Yetkililerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti engellemek ve cezalandırmak konusunda yasal ve ahlaki yükümlülüğü var. Suriye’deki tüm kadınlar şiddet, ayrımcılık ve zulüm korkusundan uzak yaşamayı hak ediyor” denildi.

    Uluslararası Af Örgütü, Suriye’de Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasına dair araştırmasını açıkladı. Uluslararası Af Örgütü’nün sitesinde yer alan araştırmada, 5 Alevi kadının ve 3 Alevi kız çocuğunun kaçırıldığı aktarıldı.

    Araştırmada, kaçırılan kadın ve kız çocukları için fidye istendiği ya da zorla evlendirildikleri kaydedildi. Söz konusu durumun hızlı ve tarafsız bir biçimde soruşturması, faillerin cezalandırılması istendi. Araştırmada, tamamı erkek olan faillerin telefon üzerinden ailelere ulaştığı, birçok aramanın Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Türkiye’den yapıldığı ifade edildi.

    Araştırmada, yetkililerin etkin bir soruşturma yürütmediğine işaret edilerek, “Kaçırılan sekiz kişiden sadece ikisi ailelerine dönebildi. Sekiz vakanın tamamında, aileler polise veya güvenlik servislerine kadın akrabalarının kaçırıldığını ve alıkonulduğunu bildirdi. Dört vakada, ailelerin sunduğu yeni kanıtlar göz ardı edildi veya hiç dikkate alınmadı. İki vakada, polis aileyi suçladı. Vakaların biri hariç hepsinde, polis ve güvenlik yetkilileri, kayıpların akıbeti ve nerede tutulduğu hakkında etkili bir soruşturma yürütmekte başarısız oldu. Bir çocuğun akrabaları da dahil kendilerinden fidye istenen akrabalar, Uluslararası Af Örgütü’ne, genel güvenliğe fidye talebiyle ilgili tüm aramaları, telefon numaralarını bildirdiklerini söylediler. Paranın gönderileceği kişilerin isimlerini bile verdiler ancak kolluk görevlileri hiçbir müdahalede bulunmadı.

    Yetkililerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti engellemek ve cezalandırmak konusunda yasal ve ahlaki yükümlülüğü var. Suriye’deki tüm kadınlar şiddet, ayrımcılık ve zulüm korkusundan uzak yaşamayı hak ediyor. Soruşturmalar hızlı ve kapsamlı olmalı, gerekli kaynaklara eksiksiz olarak erişebilen bağımsız müfettişlerce yönlendirilmelidir. Hesap verebilirlik tesis edilmeli ve onarım sağlanmalıdır. Bunun yapılmaması bir insan hakları ihlalidir.”

    Araştırmanın tamamı:

    Suriye: Yetkililer Alevi kadınların ve kız çocukların kaçırılmasını soruşturmalı

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Uluslararası Af Örgütü: Sosyal medyada Filistin sansürü var

    Uluslararası Af Örgütü: Sosyal medyada Filistin sansürü var

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü, Filistin halkının haklarını savunanların, sosyal medya paylaşımlarına sansür getirildiğine dair bildirimler aldıklarını açıkladı.

    İngiltere merkezli Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) sosyal medyada Filistinlilerin haklarını savunan sosyal medya paylaşımlarına sansür uygulandığını açıkladı. Yapılan açıklamada, “Filistinliler ve Filistin haklarını savunanlar tarafından paylaşılan içeriklerin, sosyal medya platformları tarafından potansiyel olarak ayrımcı içerik denetimine tabi tutulduğuna dair endişe verici bildirimler bulunmaktadır” denildi.

    Af Örgütü, “Filistin haklarını savunanların içeriklerinin ‘gölge yasaklama’ olarak bilinen kısmi engelleme ve kaldırma bildirimlerinden endişe duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Uluslararası Af Örgütü’nden Britanya Demokratik Güç Birliği’ne engel!-VİDEO

    Uluslararası Af Örgütü’nden Britanya Demokratik Güç Birliği’ne engel!-VİDEO

    PİRHA-Britanya Demokratik Güç Birliği, Türkiye’de bulunan hasta ve siyasi tutuklular için Uluslararası Af Örgütü’ne bırakmak istedikleri dosya alınmazken, heyet üyelerinin üzerine kapılar kapatıldı. Durumu protesto eden Britanya Demokratik Güç Birliği üyeleri, “Dünyadaki ezilenlerin, hor görülenlerin haklarını korumak için kurulmuş kurumun bunu yapması çok acı verici bir durum. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Britanya Demokratik Güç Birliği, Türkiye’de bulunan hasta ve siyasi tutuklular için Uluslararası Af Örgütü önünde eylem düzenledi. Hazırladıkları dosyayı Af Örgütü yetkililerine vermek isteyen Güç Birliği heyeti kapılar kilitlenip, ışıklar söndürülerek engellendi.

    Eyleme BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal ve Londra Yeni Kadın temsilcileri de destek verdi.

    Engellemeyi protesto eden yurttaşlar, Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye’de yaşananlara sessiz kalmaması çağrısında bulundu.

    Engellemeye tepki gösteren İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi eski başkanı İbrahim Has, “Bir doya vermek istedik. Bizi içeri almamak için her türlü yolu denediler. Dünyadaki ezilenlerin, hor görülenlerin haklarını korumak için kurulmuş kurumun bunu yapması çok acı verici bir durum. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Britanya Demokratik Güç Birliği, adına açıklama yapan insan hakları savunucusu Doğan Genç de, “Türkiye’de binlerce hasta tutsak tedavi hakkını kullanamamaktadır. Cezaevlerinde pişmanlık dayatılmaktadır. Gözaltına alınıp, tutuklanan ancak davası açılmayanlar var. Bunlara dikkat çekmek için Uluslararası Af Örgütü önünde bir araya geldik. Uluslararası Af Örgütü bu hak ihlallerini önlenmesi için yetkilere baskı yapmasını bekliyoruz” diye konuştu.

    Eylem konuşmalarının ardından sona erdi.

    Elif TABAK/BRİTANYA

  • Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    PİRHA- ABD, birliklerini 31 Ağustos’ta Afganistan’dan tamamen çekmiş olacak. Taliban’ın saldırıları da bu çekilmeyle birlikte hız kazandı. Taliban çetelerinin ilerlemesiyle Afganlar da ülkelerini yasadışı yollarla terk ediyorlar. Yükselen göçmen dalgasını ve devletlerin konuya dair tutumlarını Uluslararası Af Örgütü(UAÖ) Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş PİRHA’ya anlattı. Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya devam edeceklerini söyledi. 

    Altı Avrupa Birliği ülkesi olan Hollanda, Danimarka, Avusturya, Almanya, Belçika ve Yunanistan; başvuruları reddedilmiş ve tüm yasal yolları tüketmiş olan Afgan sığınmacıların sınır dışı edilmesini istiyor. Aynı gün Türkiye’de sosyal medya kullanıcıları #SığınmacılarSınırDışıEdilecek hashtagi birinci gündem oldu.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, yaptıkları çalışmaları anlatarak Dünya’daki ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi. Uğantaş, Amerikan’ın da çekilmesi haberleri ile beraber Afganistan’da yaşanan çatışmalarda Taliban’ın kaç kişiyi katlettiği sorusuna cevaben şunları aktardı:

    “Afganistan’da artan şiddet olaylarında ölen veya yaralanan sivillerin sayısı bu yılın ilk yarısında rekor seviyelere ulaştı. BM verilerine göre bu yıl ağustos ayına kadar 1.600’den fazla sivil hayatını kaybetti. BM raporuna göre, sivil kayıpların yüzde 64’ünden Taliban’ın da aralarında bulunduğu hükümet karşıtı güçler sorumlu. Tüm kayıpların yüzde 32’sini çocuklar oluşturdu.”

    Ayrıca Taliban’ın savaş suçu olarak nitelendirilebilecek uygulamalarda rol aldığının da bilindiğini ifade eden Uğantaş, CNN tarafından paylaşılan bir videoda Faryab’taki Dawlat Abad bölgesinde etrafı sarılan 22 Afganistan hükümeti askerinin infaz edilmesini buna örnek gösterdi. Uğantaş, ülkede halen ölüm cezasının uygulanıyor olmasını da insan hakları açısından bir diğer risk olarak nitelendirdi.

    Resmi rakamlara göre 25 bin 623 kişi yalnızca Temmuz ayında sığınmacı olarak Türkiye’de yakalandı. Bu sığınmacıların birçoğu da Avrupa Birliği ülkelerine göç ediyor. Uğantaş, 2020 yılında 48 bin 578 Afgan’ın AB ülkelerine sığınma başvurusunda bulunduğunu açıkladı.
    Uğantaş, Ocak-Mayıs 2021 arasında ise sığınma başvurusunda bulunanların sayısını 5 bin 100 bildirirken, yaklaşık 41 bin kişinin sığınma başvurusunun henüz inceleme aşamasında beklediğini ve de Afganistanlıların yaklaşık %54’ü ilk başvurusunda sığınma hakkı aldığını belirtti. Bu da %46’sının çeşitli sebeplerle reddedildiğini ve sınırdışı edildiğinin göstergesi.

    2021 yılında Taliban’ın faaliyetlerini artırması ve ABD’nin çekilme kararının ardından en az 270,000 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu kişilerin büyük bölümü diğer ülkelere sığınmaya çalışıyor. Buna paralel olarak Uğantaş, Mayıs ayı itibariyle AB ülkelerine ulaşmaya çalışan insan sayısının arttığını bildirdi.

    Belçika, Yunanistan, Bulgaristan, Fransa, Hırvatistan, Romanya ve Slovakya’ya yapılan sığınma başvurularında ilk sırada Afgan mülteciler geliyor.

    YUNANİSTAN MÜLTECİLERİ YILLARDIR DEPORT EDİYOR; HOLLANDA KARARINI ASKIYA ALDI

    Bu 6 ülke, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na başvurarak, mevcut iade anlaşmasının sürdürülmesini sağlayacak şekilde Afgan Hükümeti ile görüşmeye ve onları bu konuda desteklemeye çağırdı. Afganistan Dışişleri Bakanlığı, geçen ay Danimarka ve diğer AB ülkelerine başvurarak, Afgan sığınmacıların ülkelerine zorunlu olarak sınır dışı edilmesinin 3 ay süreyle geçici olarak askıya alınmasını talep etmişti. Norveç, İsveç ve Finlandiya bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ancak dün  (11 Ağustos) Hollanda, yasa dışı göçmenler konusundaki tutumunu değiştirerek, Hollanda’ya sığınan Afganistan vatandaşlarını ülkede hızla kötüleşen durum nedeniyle önümüzdeki altı ay boyunca sınır dışı etmeyeceğini açıkladı. Diğer ülkeler değerlendirmelerini geri çekmese de Yunanistan’ın yayınlanan birçok görüntüyle ortaya çıkan mültecileri yasadışı şekillerde Türkiye’ye iade ettiği biliniyor.

    Bu gelişmelere karşılık Uğantaş, AB’nin uzun zamandır mültecileri henüz AB sınırına ulaşmadan önce durdurma yönünde bir politika izlediğini vurgulayarak, bu kapsamda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu üçüncü ülkelerle yapılan geri gönderme anlaşmaları kadar AB’yi mülteciler için cazip bir alan olmaktan çıkartma yönünde de bir politika benimsendiğini söyledi. Uğantaş’a göre son uygulama da bunun bir örneği. Ancak Uluslararası Af Örgütü, ciddi insan hakları ihlalleri doğurabilecek bu politika girişiminden derhal vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor.

    “AFGANSİTAN MEVCUT DURUM İTİBARİYLE GÜVENLİ ÜLKE KABUL EDİLMEMELİ”

    Uğantaş, “1961 Cenevre Anlaşması kişilerin mültecilik statüsü alamasalar dahi geri döndüklerinde risk altında girebilecekleri ülkelere gönderilmesini yasaklar. Afganistan mevcut durum itibariyle güvenli ülke olarak kabul edilmemeli. Öte yandan Afganistan Mülteciler ve Geri Dönüşler Bakanlığı da Avrupa ülkelerini ülkeye zorla geri göndermeyi geçici olarak durdurmaya çağırdı. Avrupa hükümetleri Afganistan’ın endişelerini dikkate alarak tüm geri dönüşleri derhal durdurmalı ve Avrupa’da güvenlik arayan insanların korunmasını sağlamalıdır.” dedi.

    Afganistan vatandaşlarına, Avrupa’da kaldıkları süre boyunca kalışlarını düzene sokmaları ve haklarından tam olarak yararlanmaları için gerekli koşul ve olanakların sağlanması gerektiğini hatırlatırken, Avrupa Komisyonu da, Afganistan’a dönüşler için dolmuş uçuşları koordine eden AB sınır koruma ajansı Frontex üzerinden sorumluluk sahibi olduğunu açıkladı. Frontex, insanları insan hakları ihlallerine maruz bırakan hiçbir operasyona katılmamalıdır, çağrısında bulundu.

    TÜRKİYE’YE EN YÜKSEK AFGANİSTANLI MÜLTECİ GİRİŞİ 2018 YILINDA GERÇEKLEŞTİ

    Van’ın Özalp ilçesinden sınırı geçen Afganistan vatandaşı mültecilerin görüntüleri ile sığınmacılara yönelik saldırgan tartışmalar da yeniden başladı. Ancak Afgan sığınmacıların Türkiye’ye gelişi yeni değil. 2014 yılından beri artan bir grafik ile sığınmacılar İran hattı üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyor. 2014 yılında; 12 bin 248 iken, 2016 yılında 31 bin 360 kişi giriş yaptı. En yüksek giriş 2018 yılında gerçekleşti ve 100 bin 841 sığınmacı Afganistan vatandaşı Türkiye’ye giriş yaptı. Bu yıl ise ilk 6 ayda 25 bin 643 mülteci yakalanarak kayıtlara geçti.

    Türkiye’ye gelen Afganistan vatandaşları ile ilgili de birçok yanlış bilgi var. Özellikle de etnik kimlikleri açısından. Sığınmacıların hepsi Afgan değil. İçlerinde Özbekler, Hazaralar, Peştunlar, Türkmenler de çoğunlukta.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıldır yoğun göç alıyor olmasına rağmen bu konuda sağlam bir politika geliştiremediğini söylüyor. Politika ve düzenlemelerin, tamamen konjonktürel, iç ve dış politikadaki gelişmelere göre yer değiştiren ve belirsizlikler üzerine kurulu bir şekilde sürdürüldüğünü ve sığınmacıların Türkiye’deki statülerine ve konumlarına ilişkin herhangi bir gelişme yaşanmadığını belirtti.

    AFGANSİTAN, İRAN, IRAK GİBİ ÜLKELERDEN GELENLER NEDEN MÜLTECİ STATÜSÜ ALAMIYOR?

    Avrupa Birliği fonları sayesinde sağlık ve eğitim alanında yapılan bazı girişimlerin anlamlı bazı sonuçlar ve görece kazanımlar sağlamış olduğunu da aktaran Uğantaş, “Bu anlamda Türkiye’nin 1961 Cenevre Sözleşmesi’ndeki coğrafi şerhi kaldırmadığını ve bu nedenle Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerden gelen kişilerin burada mülteci statüsü alamadığını ve devlet tarafından kayıt dışılığa itildiğinin altını çizmek gerekiyor” dedi.

    Gelinen noktada en önemli konu hak temelli, gerçekçi ve sürdürülebilir politikanın eksikliği olduğunu düşünen Uğantaş, hiç kimsenin ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalma riskinin bulunacağı yere geri gönderilmemesi gerektiğini savundu. “Kişilere geri dönmeleri için baskı yapılmamalıdır. Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve ayrımcılıktan, ırkçılıktan, nefret suçlarından etkili bir biçimde korunmalıdır. Otoriteler ve siyasiler bu anlamda ırkçılığı tetikleyecek söylemlerden kaçınmalı ve bu konudaki verileri de kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmalıdır” şeklinde konuştu.

    MUHALEFET İKTİDARIN POLİTİKASIZLIĞINI MÜLTECİLERİN DEĞİL, KENDİ LEHİNE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYOR

    Yoğunlaşan sosyal medya saldırıları ve tacizleri için Türkiye’de ses çıkaracak birçok sivil toplum kuruluşu da var. Uğantaş, göç hareketiyle ilgili sosyal medyada yoğunlaşan bazı tepkilerin, geçen bunca süreye rağmen hükümetlerin Türkiye toplumunu göç gerçeğine yeteri kadar hazırlamadığını, toplumun ve göçmenlerin bilinçlendirilmediğini ortaya koyduğunu düşünüyor.

    Uğantaş, muhalefet partilerinin, bu hazırlıksızlık ve politikasızlık sürecini küçük hesaplarla ayrımcılığı ve ırkçılığı arttıracak bir biçimde kullanmasına son vermesi, yapıcı, çözüm odaklı ve sürdürülebilir politika geliştirilmesinde rol alması gerektiğini belirterek, hem iktidarın hem de muhalefet partilerinin bu alanda çalışan STK’lar ile birlikte çalışmasını önerdi. Uğantaş, STK’ların birlikte yaşamaya dair söylem ve proje geliştirme aynı zamanda da hak merkezli bir perspektifle çözüm sunma konusunda kritik bir konumda olduğuna inanıyor.

    Daha önce de PİRHA’’da yayınlanan Suriyeli göçmen Amar Hamid haberinde, Hamid’in çocuklarını sokağa çıkartmaya korktukları belirtilmişti. Yine de Suriye’ye dönemeyeceklerini aktaran Hamid, savaşın bittiği yerlerde bile artık yaşamlarının Türkiye dışında kalmadığını söylemişti.

    PEKİ AB ÜLKELERİ AFGANİSTANLI GÖÇMENLERİ İADE EDERSE NE OLUR?

    Uğantaş, mültecilerin, ölüm riski dâhil çok ciddi riskler barındıran ve geri dönmelerinin ciddi hak ihlallerine maruz kalmalarına neden olacak bir ülkeye deport edilmelerinin en temelde insan hakları açısından sakıncalı olduğunu anlatarak,  “Afganistan, mültecilerin geri dönmeleri için güvenli bir ülke değildir. AB’nin ‘kale Avrupa’ politikası insan haklarının ihlal edilmesini zemin hazırlamaya devam ediyor. Avrupa hükümetleri, geri gönderilenlerin maruz kaldığı tehlikelere kasten göz yumuyor ve yüksek sayıda geri dönen kişiyi kabul etmesi için Afganistan’ı büyük bir baskı altına alıyor. Kanıtlara aldırış etmeden sınır dışı etmelere öncelik vermek, sorumsuzcadır ve hukuksuzdur. AB bu politikalarına derhal son vermelidir.
    Yunanistan’ın iade politikasını uzun süredir biliyoruz. 2019 yılından beri sistemli olarak mültecilerin durumunu ve kimliklerini gözetmeden Meriç nehrinden geçirerek Türkiye sınırına bırakmaktadır. Yazılan mektupla resmiyete kavuşturulan iadeler, Yunanistan’ın, iç bölgelere kadar geçen göçmenleri de iade etmesinin önünü açacağına dair endişeler var” dedi.

    UAÖ, GERİ İTMELERİ RAPORLAŞTIRIP EĞİTİMLER İLE HALKLARA ULAŞIYOR

    Uluslararası Af Örgütü olarak bu konudaki hak ihlallerini Yunanistan: Şiddet, Yalanlar ve Geri İtmeler adlı raporunda belgeledi. Bu raporda geri itmelerin yalnızca sınırlardaki insanları etkilediği yönündeki yaygın kanaatin aksine, kişilerin ve (varsa) onlara eşlik eden aile üyelerinin anakara Yunanistan’da yakalandığı dört vaka belgelendi. Geri itmeleri tarif eden tanıklıklarda, şiddet eylemleri ve işkence veya insanlık dışı ya da alçaltıcı muamele kapsamına girebilecek diğer fiiller de rapor altına alındı. Uğantaş da bu ihlaller zincirinin iadeler ile birlikte şiddetlenme riski taşıyacağı fikrine katılıyor.

    Son olarak Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya ve bu konuda düzenledikleri insan hakları eğitimleri aracılığıyla daha fazla insana ulaşmayı hedeflemeye devam edildiğini, risk altındaki kişiler için kampanyalar düzenlemeyi sürdüreceklerini açıkladı.

    Uluslararası Af Örgütü, dünya genelinde insan haklarına ilişkin raporlar hazırlayan ve çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşudur. Mültecilerin yaşadığı sorunları da bu kapsamda ayrı bir çalışma alanı olarak önünde tutmaktadır.

    Helin YILMAZ/ PİRHA

     

  • Uluslararası Af Örgütü: Sığınmacılara kapıları açın

    Uluslararası Af Örgütü: Sığınmacılara kapıları açın

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti, Yunanistan ve Bulgaristan’a, topraklarına girmeye çalışan sığınmacılara kapılarını açmaları çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti imzalı, açıklama yayımladı. Yapılan açıklamada “AB üyesi ülkeler Türkiye’ye varan sığınmacıların yükünü paylaşmak için daha fazla şey yapmalı” denilerek şunlara yer verildi:

    “Yunanistan ve Bulgaristan, koruma arayan insanların topraklarına girmesini temin etmeli ve sınır muhafızları da sınırda toplanan insanlara karşı aşırı güç kullanmaktan geri durmalı. Geçerli belgeleri olsun ya da olmasın sığınmacılara resmi sınır geçişlerinden giriş izni verilmeli. AB’nin dış sınırlarına sahip ülkeleri yeterli sayıda, uygun konumda ve güvenli sınır geçiş noktasını sığınmacılara açık tutmalı.”

    Moratti, AB Komisyonuna da sığınmacıların uygun şekilde karşılanması ve sığınma prosedürleri konusunda Bulgaristan ve Yunanistan’a gerekebilecek her türlü desteği koordine etme çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Af Örgütü: İran’da en az 143 kişi yaşamını yitirdi

    Af Örgütü: İran’da en az 143 kişi yaşamını yitirdi

    PİRHA – Uluslararası Af Örgütü, İran’da 15 Kasım’dan beri devam eden rejim karşıtı eylemlerde en az 143 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    Uluslararası Af Örgütü, İran’da 15 Kasım’dan beri devam eden rejim karşıtı eylemlerde en az 143 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    İran’da onlarca şehirde 15 Kasım Cuma günü benzin fiyatlarına yapılan zamma karşı başlayan eylemler devam ediyor.

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), rejim karşıtı eylemlerde en az 143 kişinin öldürüldüğünü açıkladı.

    Londra merkezli Af Örgütü, öldürülen 143 kişinin tamamına yakınının ateşli silahlar yoluyla hayatını kaybettiğini duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yetkililer, kayıp yakınlarının barışçıl protesto hakkını güvence altına almalı

    Yetkililer, kayıp yakınlarının barışçıl protesto hakkını güvence altına almalı

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasında polisin müdahalesine vurgu yaparak, Türkiye yetkililerine, polis memurlarının zorla kaybetmelerle ilgili hesap verilmesi talebiyle toplananlara karşı gereksiz ve aşırı güç kullanımına başvurduğu ve bu kişilere kötü muamele uyguladığı iddialarına yönelik tarafsız, bağımsız ve etkin bir soruşturmayı derhal başlatması çağrısında bulundu. 

    İstanbul’da polis, 25 Ağustos 2018 Cumartesi günü kayıp yakınlarının gerçekleştirdiği barışçıl protestoyu engellemek için gereksiz ve ve aşırı güç kullandı. Her hafta düzenlenen bu barışçıl protesto, Beyoğlu’nda 1995’ten beri gerçekleştirilen ve “Cumartesi Anneleri” olarak bilinen protestonun 700. haftasına işaret etmek için düzenlendi. Uzun zamandan beri gerçekleştirilen barışçıl protesto, 1980’ler ve 1990’lardaki yüzlerce zorla kaybetme vakasına karşı kayıp yakınlarının protestosu olarak başladı. Zorla kaybedilen yüzlerce kişinin akıbeti ve nerede olduğu da dahil olmak üzere zorla kaybetme vakalarının birçoğunun tam olarak hangi koşullar altında gerçekleştirildiği hala bilinmezken, sorumlular da hala adalet önüne çıkarılmadı.

    Polis, zorla kaybedilenlerin yakınları, insan hakları savunucuları ve milletvekillerinin yanı sıra protestoyu haber yapan gazeteciler de dahil olmak üzere toplanan kişilere karşı biber gazı, tazyikli su ve plastik mermi kullandı. Orada bulunan avukatların bildirdiğine göre protestoya katılan 47 kişi kötü muameleye uğradı ve gözaltına alındı, ancak ifadeleri alındıktan sonra aynı gün serbest bırakıldı. ‘Toplantı ve Gösteri Kanunu’na muhalefet ettikleri gerekçesiyle protestoya katılanlara yönelik açılan ceza soruşturması ise devam ediyor.

    “ETKİN BİR SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Türkiye yetkililerine, polis memurlarının zorla kaybetmelerle ilgili hesap verilmesi talebiyle toplananlara karşı gereksiz ve aşırı güç kullanımına başvurduğu ve bu kişilere kötü muamele uyguladığı iddialarına yönelik tarafsız, bağımsız ve etkin bir soruşturmayı derhal başlatması çağrısında bulundu.

    “Yetkililer, Galatasaray meydanında her hafta toplanan Cumartesi Anneleri’nin barışçıl protesto hakkını güvence altına almalıdır” denildi.

    Protestoya katılan üç kişinin UAÖ’ye anlattığına göre polis, protestocuları darp etti ve yerlerde sürükledi. Kaydedilen video görüntüleri de tanıklıkları doğruluyor. Gözaltına aldığı kişilerin ellerini “plastik kelepçe” olarak bilinen kablolarla arkalarından bağlayan polis, daha sonra bu kişileri üç ayrı polis otobüsüne bindirdi. UAÖ’ye konuşan üç kişi, polis memurlarının darbeleri nedeniyle protestoya katılan bazı kişilerin vücutlarında derin yaralar ve kesikler oluştuğunu söyledi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKINI KULLANANLARA KARŞI KOVUŞTURMA YÜRÜTÜLMEMELİ”

    Avukatlar UAÖ’ye gözaltına alınan kişilerin ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na karşı gelmek’ ile suçlandığını aktardı. Sınırlandırıcı niteliği ve keyfi olarak uygulanması nedeniyle bu kanun, Türkiye’de barışçıl toplanma hakkının kullanımını engellemek için kullanılıyor. UAÖ yetkililere Cumartesi Anneleri protestosuna katılan ve yalnızca ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma hakkını kullanan kişiler hakkında kovuşturma yürütülmemesi çağrısında bulunuyor.

    İşkence ve diğer kötü muamele hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk uyarınca kesin olarak yasaktır. Türkiye yetkilileri, polis memurlarının 25 Ağustos 2018’de gerçekleştirilen Cumartesi Anneleri protestosuna katılan kişilere yönelik gereksiz ve aşırı güç kullanımına başvurduğu ve bu kişilere kötü muamele uyguladığına ilişkin iddiaları zaman kaybetmeksizin soruşturmalıdır. Cezai sorumluluk taşıdığından şüphe edilen herkes, adil yargılamalarla adalet önüne çıkarılmalıdır.

    UAÖ EYLEME GÖZLEMCİ GÖNDERECEK

    UAÖ, İçişleri Bakanı’nın her hafta düzenlenen protestonun gelecekte yasaklanabileceğine ilişkin 27 Ağustos’ta yaptığı açıklamalardan kaygı duyuyor. Zorla kaybedilenlerin yakınları ve 25 Ağustos’taki protestoya katılmak için toplanan diğer tüm kişiler hem iç hukukun hem de uluslararası insan hakları hukukunun güvencesi altında olan ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma haklarını barışçıl bir biçimde kullanıyordu. UAÖ, yetkililere, protestoya katılanlar da dahil olmak üzere herkesin ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkının, 1 Eylül’de yapılması planlanan bir sonraki protestoda ve ondan sonraki protestolarda korunması ve bu haklara saygı gösterilmesini güvence altına alma çağrısında bulunuyor. UAÖ, 1 Eylül Cumartesi günü gerçekleştirilmesi planlanan protestoya gözlemcilerini gönderecek. (HABER MERKEZİ)

  • Uluslararası Af Örgütü imza kampanyası başlattı

    Uluslararası Af Örgütü imza kampanyası başlattı

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü, “İranlı Ramin Hüseyin Penahi’nin Ölüm Cezasının Uygulanması Durdurulsun” diyerek imza kampanyası başlattı.

    İranlı Kürt mahkum Ramin Hüseyin Penahi’ye Ocak 2018’de verilen ölüm cezası her an uygulanabilir. Ceza Uygulama Dairesi, Penahi’ye verilen ölüm cezasının Ramazan ayı bittikten hemen sonra 15 Haziran’da uygulanacağını söyledi. Penahi, hiçbir şekilde adil olmayan bir yargılama sonrasında suçlu bulunmuş ve ölüm cezasına mahkum edilmişti.

    Ramin Hüseyin Penahi’nin avukatı 17 Mayıs’ta ölüm cezasının uygulanması için Penahi’nin dosyasının Kürdistan eyaletine bağlı Senendec’teki Dört No’lu Ceza Uygulama Dairesine iletildiğini öğrendi. Cezaevi yetkilileri 19 Mayıs’ta Ramin Hüseyin Penahi’ye ölüm cezasının Ramazan ayı bittikten hemen sonra 15 Haziran’da uygulanacağını söyledi. Daha önce, Penahi’ye verilen ölüm cezasının 3 Mayıs’ta infaz edilmesi planlanmıştı ve Penahi cezanın infazına hazırlanması için tecritte tutulmuştu. Ancak kamuoyunun tepkisi üzerine yetkililer cezanın infazını erteledi ve Penahi’yi cezaevinin genel koğuşuna geri gönderdi.

    İran’ın Kürt azınlığına mensup 22 yaşındaki Ramin Hüseyin Penahi, 16 Ocak’ta bir saatten daha kısa süren ve hiçbir şekilde adil olmayan bir yargılama sonrasında suçlu bulundu ve ölüm cezasına mahkum edildi. Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan ailesi, Penahi’nin Senendec’teki Devrim Mahkemesi’ne çıktığında vücudunda işkence izleri taşıdığını, ancak Penahi’nin suçunu “itiraf” etmeye zorlandığı iddialarına yönelik mahkemenin soruşturma emri vermediğini söyledi. Avukatının bildirdiğine göre mahkeme, Penahi’yi yasaklı Kürt muhalif grup Komala’ya üyeliği nedeniyle “devlete karşı silahlanmak” ile suçlu buldu ve ölüm cezasına mahkum etti. Uluslararası hukuk gereğince ölüm cezasına yalnızca “en ağır suçlar” söz konusu olduğunda başvurulabilir, fakat Penahi’nin “en ağır suçlar” kapsamına giren ve ölüm cezası verilmesi için gerekli alt sınır olan kasten öldürme faaliyetleriyle bağlantılı olduğuna ilişkin hiçbir kanıt sunulmadı. Tutuklanması ile duruşmaya çıkarılması arasında geçen sürede Penahi’nin avukatıyla görüşmesine yalnızca bir kez izin verildi. Kısa süreliğine izin verilen bu görüşme, istihbarat yetkililerinin de bulunduğu bir ortamda yapıldı. Yüksek Mahkeme mahkumiyet kararını ve ölüm cezasını Mart 2018’de onadı.

    Ramin Hüseyin Penahi ilk kez 23 Haziran 2017’de tutuklandı. Tutuklandıktan sonra dört ay zorla kaybedildi. Penahi’nin anlatımına göre bu sürede ve onu takip eden iki aylık tecrit döneminde İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları yetkilileri, kablolarla dövmek, midesine tekme ve yumruk atmak ve başını duvarlara vurmak da dahil olmak üzere kendisine defalarca işkence uyguladı. Ayrıca yetkililer, tutuklandığı sırada vurulan Penahi’nin aldığı yaralar için yeterli tıbbi tedaviyi görmesine de kasten izin vermedi.

    Hemen İran yetkililerine çağrıda bulunun:

    • Ramin Hüseyin Penahi’ye verilen ölüm cezasının infazına ilişkin planlar derhal durdurulmalıdır;
    • Penahi için verilen mahkumiyet kararı ile ölüm cezasının bozulması, yeterli kanıt olmaması halinde serbest bırakılması, bu kanıtların tanımlı bir suç yöneltmek üzere işkence ve kötü muamele uygulayarak elde edilmemiş olması ve ölüm cezasına başvurulmaksızın adil yargı önüne çıkarılması güvence altına alınmalıdır;
    • Penahi’nin zorla kaybedilmesi, uzun süre tecritte tutulması ve işkence ile diğer kötü muamele iddialarına yönelik bağımsız ve tarafsız soruşturmalar derhal başlatılmalı ve sorumluluğu bulunan herkes adil yargılamalarla adalet önüne çıkarılmalıdır.

    EK BİLGİ

    İslami Ceza Kanununun 287. Maddesi şöyle belirtiyor: “İran İslam Cumhuriyeti’nin temellerine karşı silahlanan her grup ‘bagi’ kabul edilir ve silah kullanımına başvurulması durumunda grubun üyeleri ölüm cezasına mahkum edilir.” Ancak 288. Madde, grubun üyelerinin silah kullanmadan önce tutuklanmaları halinde hapis cezasına mahkum edileceklerini kaydediyor. Uluslararası Af Örgütü, Ramin Hüseyin Penahi’nin hangi koşullarda tutuklandığına dair net bilgilere sahip değil. Komala başlangıçta bir açıklama yayımlayarak Penahi ve diğer üç Komala üyesinin Devrim Muhafızları ile Senendec’teki Şalman mahallesinde silahlı çatışmaya girdiklerini belirtmişti. Komala, 1980’lerden beri İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı silahlı faaliyetler yürüten silahlı bir Kürt muhalif grup. Söz konusu olay esnasında Ramin Hüseyin Penahi ağır yaralandı ve diğer üç erkek vurularak öldürüldü. Fakat Ramin Hüseyin Penahi ve avukatı başından beri yalnızca Devrim Muhafızlarının ateş açtığını söylüyor. Bu iddia, İstihbarat Bakanlığı ile bağlantılı bir medya kuruluşu olan Akam News isimli haber ajansının 17 Temmuz 2017’de yayınladığı bir raporla da destekleniyor. Rapora göre Devrim Muhafızları grubu pusuya düşürdü ve üzerlerine ateş açtı, grup ise herhangi bir karşılık veremedi. 23 Haziran 2017’de yayınlanan resmi bir açıklamada ise Devrim Muhafızları olay esnasında herhangi bir yara almadı.

    Ramin Hüseyin Penahi, tutuklandığı 23 Haziran 2017’den Senendec Merkez Cezaevine sevk edildiği 9 Ocak 2018’e kadar Devrim Muhafızları ile İstihbarat Bakanlığı’nın yönetimindeki gözaltı merkezlerinde tecritte tutuldu. Zorla kaybedildiği dört ay boyunca Penahi’nin yaşlı anne ve babası, hepsi de Kürdistan eyaletinde yer alan Senendec ve Gurve şehirleri ile Dehgolan köyündeki çeşitli devlet dairelerini ziyaret ederek Penahi’nin yerini bulmak için çabaladıklarını, ancak yetkililerin Penahi’nin akıbeti veya nerede olduğuyla ilgili bilgi vermeyi reddettiğini ifade etti. Aksine, yetkililer oğullarının “terörist” olduğunu söyleyerek Penahi’nin anne ve babasını tehdit etti ve onlara hakaret etti. 31 Ekim 2017’de İstihbarat Bakanlığı’nın Senendec şubesi Ramin Hüseyin Penahi’nin annesi ile iletişime geçerek Senendec’teki otobüs terminaline gitmesini istedi. İstihbarat Bakanlığı yetkilileri Penahi’nin annesini otobüs terminalinden alarak oğluyla buluşturmak üzere bilinmeyen bir yere götürdü. Annesi istihbarat yetkililerinin başlangıçta ailenin ziyaretinin fotoğraf ve videolarını çekmek istediğini, ancak Ramin Hüseyin Penahi’nin itiraz etmesi üzerine kameraları kaldırdıklarını söyledi. Ailesi ayrıca İstihbarat Bakanlığı yetkililerinin farklı zamanlarda Penahi’yi cezaevinde ziyaret ettiğini ve televizyon yayınında Kürt muhalif grup hakkında “teröristler” diyerek “itiraflarda” bulunmayı kabul etiği takdirde ölüm cezasının hafifletilerek hapis cezasına çevrilebileceğini söylediklerini anlattı. Ramin Hüseyin Penahi’nin 23 Haziran 2017’de tutuklanmasından birkaç saat sonra Devrim Muhafızları anne ve babasının yaşadığı eve baskın düzenledi ve erkek kardeşi Afşin Hüseyin Penahi’yi tutukladı. 24 Haziran’da eve tekrar baskın düzenlediler ve ailenin diğer üç üyesini daha tutukladılar: Ahmet Hüseyin Penahi (kız kardeşinin eşi), Zübeyir Hüseyin Penahi (uzak bir akrabası) ve Enver Hüseyin Penahi (kuzeni). Uluslararası Af Örgütü’nün edindiği bilgiler, bu erkeklerin hiçbirinin silahlı çatışmaya girmediğine ve açıkça intikam alma amacıyla tutuklandığına işaret ediyor. Ekim 2017’de sekiz buçuk yıl hapis cezasına mahkum edilen Afşin Hüseyin Penahi, aldığı ceza nedeniyle şu an Senendec Merkez Cezaevinde. Ahmet Hüseyin Penahi beş, Zübeyir Hüseyin Penahi ise altı yıl hapis cezasına mahkum edildi. Hepsi de Komala ile ilişkileriyle bağlantılı olarak ulusal güvenlik suçlarından mahkum edildi. Ahmet Hüseyin Penahi, cezaevine götürülmek üzere 1 Mayıs’ta tutuklandı. Zübeyir Hüseyin Penahi’ye ise henüz resmi bir emir ulaşmadı.

    İran’ın da imzaladığı Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi gereğince yargı önüne çıkartılan herkesin adil yargılanma hakkı vardır. Ölüm cezasının tersine çevrilemez niteliği göz önünde bulundurulduğunda uluslararası insan hakları hukuku, ölüm cezası verilebilecek davalardaki yargılamaların adil yargılanma hakkını koruyan ilgili bütün uluslararası standartları gözetmesini gerektirir. Uluslararası Af Örgütü, suçun niteliği, failin özellikleri ya da devletin mahkumu öldürmek için kullandığı yöntem her ne olursa olsun istisnasız tüm davalarda ölüm cezasına karşı çıkıyor. Ölüm cezası, yaşam hakkının ihlalidir ve en acımasız, insanlık dışı ve alçaltıcı cezadır. ( HABER MERKEZİ)

  • Uluslararası Af Örgütü: Fransa OHAL’i barışçıl gösterileri engellemek için kullanıyor

    Uluslararası Af Örgütü: Fransa OHAL’i barışçıl gösterileri engellemek için kullanıyor

    Londra merkezli insan hakları kuruluşu Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) son raporunda Fransa’yı, 2015’ten beri süren olağanüstü hâli (OHAL) barışçıl protesto gösterilerini engellemek için kullanmakla suçladı. Fransa hükümeti henüz raporla ilgili olarak bir açıklama yapmadı.

    Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda Fransa hükümeti, özellikle çevre ve işçi hakları gibi konularda düzenlenen barışçıl protesto gösterilerini engellemek için OHAL yetkilerini kullandığı gerekçesiyle eleştirildi.

    Fransa’da, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün 13 Kasım 2015’te başkent Paris’te düzenlenen ve 130 kişinin öldüğü saldırıların ardından OHAL ilan edilmişti.

    7 Mayıs’ta Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron, hükümetin parlamentodan, süresi 15 Temmuz’da dolacak OHAL’in uzatılmasını isteyeceğini açıklamıştı.

    POLİSE GENİŞ YETKİLER

    Fransa polisi OHAL uyarınca insanları daha uzun süre ev hapsinde tutabiliyor ve evleri resmi izin olmadan arayabiliyor.

    Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, Fransa’da Kasım 2015 ile 5 Mayıs 2017 arasında toplanma hakkını yasaklayan 155 kanun hükmünde kararname yayımlandı.

    Çoğu, iş kanunu reformuna ilişkin gösterilere katılmalarını engelleyen 639 kararname de çıkarıldı.

    Af Örgütü ayrıca Fransız güvenlik güçlerinin “kamu düzenini tehdit ediyor gibi görünmeyen” barışçıl göstericilere karşı “gereksiz ya da orantısız güç kullandıklarını” bildirdi.

    Örgütün araştırmacısı Marco Perolini de yaptığı yazılı açıklamada, “Olağanüstü hâl kanunları Fransız halkını terörizm tehdidinden korumak için çıkarıldı ancak onların barışçıl protesto yapma hakkını kısıtlıyor” dedi.