PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan operasyon sonucu 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan katliamın 21. yılı. HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, katliamı planlayan ve katliam talimatını veren hiç kimsenin yargılanmadığı, devletin siyasi tutuklulara karşı politikasının değişmediği vurgulandı.
“Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 21 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılara yüzlerce asker ve polis katıldı.
10 binin üzerinde asker ve polis eşliğinde yapılan ve 19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda kimyasal silah, gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.
“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun 21. yıl dönümü nedeniyle HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede yazılı bir açıklama yaptı.
Fikirlerin sahnelerde yargılandığı günlerdi ve her sahnenin sonunda bir güneş batıyordu annelerin gözyaşları eşliğinde diyerek o dönemde yaşananları dile getiren Ümit Dede, “Tarihler 20 Ekim 2000’i gösterirken engizisyonu andıran mahkemelerde mahkûm edilmiş insanlar, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının yanı sıra çarptırıldıkları cezaların daha ağır infaz koşullarında sürdürülmesi maksadıyla geçilecek olan F Tipi cezaevi sistemini protesto etmek için açlık grevleri başlatmıştı. Talepleri kulak ardı edilen tutsakların bir kısmı 45’inci günde açlık grevini ölüm orucuna dönüştürdü” diye belirtti.
“KATLİAM TALİMATI VEREN HİÇ KİMSE YARGILANMADI”
Dede açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Tarihler 19 Aralık’ı gösterirken “Hayata Dönüş Operasyonu” olarak adlandırılan operasyon kapsamında sabaha karşı saat 04:30 sıralarında yüzlerce asker, polis, gardiyan ve kontrgerilla birliği aynı anda 20 cezaevinde operasyon başlatmış ve onlarca ağır silah, makineli tüfek, bomba, kimyasal ve yakıcı madde kullanarak cezaevlerini kan gölüne çeviren katliamlara imza attı. Bahse konu katliamda 28 tutsak hayatını kaybederken ve yüzlerce tutsak da ağır şekilde yaralandı. İnsanlık dışı muameleleri reddeden tutsakların vahşice katledildiği bu katliam, emir eri olan 39 asker hakkında yürütülen soruşturma ve göstermelik yargılamalarla örtbas edildi. Bu katliamı planlayan ve katliam talimatını veren hiç kimse yargılanmadı.
Cezasızlık politikası sonucu o günden bugüne devletin siyasi tutsaklara dönük geliştirdiği katliam politikası, yakın zamanda Garibe Gezer’in intihara sürüklenmesi, bir gün içerisinde Abdülrezzak Şuyur ve Halil Güneş isimli hasta tutsakların yaşamını yitirmesi örneklerinde de görüldüğü üzere kesintisiz devam ettirilmektedir. Dünden bugüne, insanlık onurunu ayaklar altına almak için geliştirilen katliam ve tecrit politikalarına karşı ölümü dahi göze alarak direnen siyasi tutsakları saygıyla anıyor, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi onlardan aldığımız güçle sürdüreceğimize dair sözümüzü yineliyoruz” dedi.
PİRHA- İnsan Hakları Haftası’na ilişkin bir basın açıklaması yapan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Cumhur İttifakı iktidarının kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici, cinsiyetçi dil ve tüm toplumsal talepleri, şiddet yoluyla bastırma konsepti önceki yıllarda olduğu gibi 2021 yılında da birçok insanın yaşamını kaybetmesine yol açtı” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Haftası dolayısıyla HDP Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı. Parti adına açıklamayı HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede yaptı.
Dede açıklamasında, Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde intihar ettiği iddia edilen Garibe Gezer’in ölümüne değinerek Türkiye’de hak ihlallerinin bir örneği ve özeti olduğunu söyledi. Dede, Cumhur İttifakı iktidarının kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici, cinsiyetçi dilin ve tüm toplumsal talepleri, şiddet yoluyla bastırma konseptinin önceki yıllarda olduğu gibi 2021 yılında da birçok insanın yaşamını kaybetmesine yol açtığını da vurguladı.
“TÜRKİYE’DE YAŞANAN HAK İHLALLERİNİN ÖZETİ”
Garibe Gezer’in yaşamının sona ermesine giden sürecin Türkiye’de ki insan haklarının özeti olduğunu ifade eden Dede; “Hükümetin yarattığı çatışmalı ortamda bir abisinin yaşamını yitirmesi ve onun cenazesini almaya giden diğer abisinin yaralanması ve felç kalması, diğer yandan Garibe’ye de cezaevleri yolları görüldü. Cezaevinden cezaevlerine sürülen Garibe Gezer, en son Kandıra cezaevine götürüldü. Önce darp edildi, sonra tecavüze maruz kaldı. En son ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde, biz bu uygulamaları öğrenmiş olduk. Gardiyanlara bir işlem yapılmazken, Garibe Gezer hücre cezasına çarptırıldı ve dün de hücrede hayatını kaybettiği açıklandı. Avukatlar cezaevine alınmadı, diğer müvekkilleriyle yapmak istedikleri görüşmeler de engellendi. Garibe Gezer’in yaşadıkları Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini özeti niteliğindedir. Kendisine rahmet ailesine başsağlığı diliyoruz” şeklinde konuştu.
“İNSAN HAKLARI, AKP İKTİDARI AÇISINDAN BİR ANLAM İFADE ETMİYOR”
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan, ‘İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğu’ maddesini anımsatan Dede sözlerine şöyle devam etti:
“İnsan Hakları Bildirgesi, bundan tam 73 yıl önce 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Türkiye’nin de imzacısı olduğu ve böylece Anayasa’nın 90’ıncı Maddesi gereğince iç hukukun bir parçası olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve yine Türkiye’nin imzacısı olduğu başkaca uluslararası sözleşmelerde ve ayrıca Anayasada güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin AKP iktidarı açısından bir anlam ifade etmediğini AKP Genel Başkanı Erdoğan her fırsatta açıkça ifade etmektedir.”
AKP İKTİDARININ 2021 YILINDA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ HAK İHLALLERİ SAYILDI
AKP iktidarının 2021 yılı içerisinde gerçekleştirdiği hak ihlallerini insan hakları günü vesilesiyle bir kez daha ifade etmek istediklerini belirten Dede şunları aktardı;
“Türkiye’de yaşanan ihlalleri tek bir açıklama ile anlatmak mümkün değil, özetle ihlalleri anlatmaya çalışacağız. Cumhur İttifakı iktidarının kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici, cinsiyetçi dil ve başta Kürt halkının talepleri olmak üzere tüm toplumsal talepleri, şiddet yoluyla bastırma konsepti önceki yıllarda olduğu gibi 2021 yılında da birçok insanın yaşamını kaybetmesine yol açtı.
YAŞAM HAKKI İHALLERİ
Yaşam hakkı ihlalleri; Dersim Ovacık’ta 7 Mayıs’ta hayvanlarına barınak yapmak için aracıyla evden ayrıldıktan sonra SİHA ve helikopterlerle bombalanarak yaşamını yitiren Murat Yıldız isimli vatandaş ve Kadıköy’de ‘dur’ ihtarına uymadığı iddiasıyla polisin ateş ederek öldürdüğü 15 yaşındaki E.Ç. gibi, şiddet kullanma tekelini elinde bulunduran kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı değildir. Yapısal şiddetin bir ürünü olarak üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmeyerek ve hatta katillere cesaret veren dili, tutumu ve cezasızlık politikası ile adeta teşvik ettiği ihlalleri de kapsamaktadır.
Bu bağlamda; Konya’da yaşayan bir Kürt aile olan Dedeoğulları ailesinin 11 Temmuz’da, ‘Biz ülkücüyüz sizi burada yaşatmayacağız’ diyen 60 kişilik ırkçı grubun saldırısına uğraması ve kısa süre sonra saldırganların neredeyse tamamının serbest bırakılması, 26 Temmuz’da yine Konya’da yaşayan Kürt bir aile olan Dal ailesinin 60 kişilik bir ırkçı grubun saldırısına uğraması ve Hakim Dal’ın katledilmesi, 30 Temmuz’da Dedeoğulları ailesinden 4’ü kadın 7 kişinin katledilmesi ve bu katliama ilişkin tutuklanan 13 kişiden 12’sinin daha duruşma başlamadan tahliye edilmesi sadece bir kişinin tutuklu olması hukuk çerçevesinde izah edilebilir mi?
Elbette 2021 yılında yaşanan en acı olaylardan biri de Deniz Poyraz yoldaşımızın 21 Haziran tarihinde Onur Gencer isimli kişi tarafından katledilmesidir. Sosyal medya profillerinde silahlı fotoğraflarını yayınlayan, Kürtlere ve HDP’lilere tehditler yağdıran katilin İzmir kent merkezinde 24 saat polis gözetiminde olan il binamıza elinde silahların bulunduğu bir çantayla elini kolunu sallayarak girmesi, polisin saatlerce katili etkisiz hale getirmek ve Deniz’i yaşatmak için hiçbir girişimde bulunmaması, kadınları, anneleri yerlerde sürükleyen polisin, saatler sonra il binamızdan dışarı çıkan katili şefkatle karşılaması, ‘ismin ne senin abicim’ diye hitap etmesi, önceki dönem milletvekilimiz Behçet Yıldırım somut hiçbir delil bulunmaksızın 8 gün gözaltında tutulmuşken, Deniz’in katilinin sadece 18 saat gözaltında tutulmuş olması, etkin bir soruşturma yürütmeyen ve avukat arkadaşlarımızın taleplerini yanıtsız bırakan savcının, bu siyasi katliamı gerçekleştiren katilin bağlantılarını ortaya çıkaracak hiçbir araştırma yapmadan alelacele iddianame hazırlaması hukuk çerçevesinde izah edilebilir mi? Bu katliamların ve benzer mahiyette sayısız katliamın, Cumhur İttifakının yürüttüğü ırkçı, militarist politikalardan, cezasızlık politikasından bağımsız olduğunu kabul etmek mümkün müdür?
“ÜLKE ADETA İŞKENCE MEKANI HALİNE GELDİ”
Anayasa’nın ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2021 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmuştur. Resmi gözaltı merkezlerinin yanı sıra kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları, yeni bir boyut ve yoğunluk kazanmıştır. Denilebilir ki siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir.
Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne kayyım olarak atanmasının ardından öğrencilerin yaptıkları eylemlere müdahale eden polisin öğrencilere, ters kelepçe, darp, çıplak arama, cinsel taciz, su verilmemesi gibi birçok işkence ve kötü muameleyi sokaktan başlayarak gözaltı merkezlerine kadar uygulaması, Cumhur İttifakı iktidarının 2021 de hafızalara kazınan uygulamalarından biriydi.
“PANDEMİ BAHANESİYLE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER KISITLANDI”
Pandemi gerekçe gösterilerek en temel anayasal haklardan olan toplantı, gösteri ve yürüyüş yapma hakkı keyfi olarak kısıtlanmıştır. Cumhur İttifakı üyesi siyasi partiler açık ve kapalı alanlarda binlerce kişinin katılımıyla etkinlikler ve kongreler gerçekleştirirken muhaliflerin açık alanda gerekli tedbirleri alarak yapmak istedikleri eylem etkinlikler ise kısıtlanmıştır. İşçilerin, kamu çalışanlarının, öğrencilerin, kadınların, siyasi partilerin, STK’ların, bir bütünen muhalif tüm kesimlerin toplanma özgürlüğü yok sayılırken, toplantı gösteri ve yürüyüş hakkını ihlal etme konusunda Van Valiliği 5 yılı aşkın süredir kesintisiz uyguladığı yasaklama kararlarıyla 2021 yılını da birincilikle göğüslemiş oldu.
“2021 YILI KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIK VE ŞİDDETİN ARTTIĞI BİR YIL OLDU”
Salgın koşullarında kadına dönük şiddetin oldukça arttığı bir dönemde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin sonucu olarak 2021 yılı kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddetin arttığı bir yıl olmuştur. 2021 yılının ilk 11 ayında en az 310 kadın katledilmiş, binlerce kadın taciz, tecavüz ve şiddete maruz kalmıştır. Siyasi iktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yanı sıra, kadınların İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı gerçekleştirdiği eylemleri engellemesi, eylem yapan kadınların darp edilerek gözaltına alınması, kadınlara karşı suç işleyen erkeklere ‘iyi hal’ indirimi uygulanması, kadın mücadelesi yürüten aktivistlere cezalar verilmesi gibi politikaları kadınlara dönük şiddetin 2021 yılında daha da artması sonucunu doğurmuştur.
“ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDET VE İSTİSMAR ARTTI”
Çocuklara dönük hak ihlalleri de 2021 yılında yoğunluk kazanarak devam etti. Şırnak’ta çocuğa yönelik istismarda bulunan Uzman Çavuş Aslan A.’ya yargı ‘cinsel istismar’ suçundan ödül gibi 2,5 yıl hapis cezası verdi. Urfa’nın Eyyübiye ilçesine bağlı Şıhmahsut Mahallesi’nde yaşayan Mohammad Dwla isimli erkek, 13 yaşındaki çocuğu Amara Dwla’ya şiddet uyguladı. Fail erkek daha sonra çocuğu işkence ederek katletti. Batman’ın Bağlar Mahallesi’nde Emniyet Müdürlüğü’ne ait zırhlı araç çocukların bulunduğu sokakta çocukları kovalayarak, ezmeye çalıştı. Bitlis’in Ahlat ilçesinde aşırı hız yapan askeriyeye ait sivil plakalı otomobilin çarptığı 10 yaşındaki Eyüp Kırtay yaşamını yitirdi. Şırnak’ın İdil İlçesinde bisikletiyle gezen 7 yaşındaki Miraç Miroğlu zırhlı polis aracının çarpması sonucu hayatını kaybetti.
“2021 İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRININ EN YOĞUN YAŞANDIĞI YIL OLDU”
2021 yılında en yoğun yaşanan ihlallerden biri de düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına yönelik oldu. Sosyal medya başta olmak üzere düşüncelerini ifade eden muhalifler vesayet altındaki yargı tarafından cezalandırılmaya devam etti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un dört maaş aldığı yönündeki paylaşımla ilgili olarak, ‘ohhhh yiyin bakalım boğazınıza dizilsin milyonlarca yoksul insanın hakkı’ yazan avukat Neslihan Ceylan’a ‘kamu görevlisine hakaret’ suçlamasıyla dava açıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Siirt ziyaretinde ‘Burası Kürdistan’dır ama inkar ediliyor’ diyen esnaf Cemil Taşkesen gözaltına alındı. ‘Cezai ehliyeti yoktur’ raporu olan 96 yaşındaki Aliye Yabansu hakkında ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ten dava açıldı. Fırat Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Hifzullah Kutum’a, sosyal medya hesabından yaptığı ‘Şoreşa Îlonê hemû Kurdan pîroz be, Bijî Kurdistan’ paylaşımı gerekçesiyle dekanlık tarafından uyarı cezası verildi, sonraki süreçte görevden alındı ve tutuklandı.
“GÖÇMEN VE MÜLTECİLER HER TÜRLÜ SÖMÜRÜYE MARUZ KALDI”
Sayılarının 5 milyonu geçtiği tahmin edilen sığınmacı/mülteci/göçmenler, 2021 yılında da her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye yoğun bir şekilde maruz kalmalarının yanı sıra kolluk güçlerinin ve sivil kişilerin ırkçı şiddetine maruz kalmışlardır. İran sınırını kullanarak Van üzerinden Türkiye’ye gelen Afganistanlılar, Suriye’deki iç savaştan Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyeliler ve Rojavalılar bu saldırıların temel hedefleri oldular. 12 Ağustos 2021’de Ankara’nın Altındağ İlçesi’nde bir söylenti üzerine toplanan kitlenin Suriyelilere ait ev ve dükkânlar ile otomobilleri ateşe vermesi, Suriyelileri linç etmek istemeleri ve polisin bu duruma seyirci kalması siyasi iktidarın mültecilere ilişkin politikalarının önemli bir yansıması olarak hafızalara kazındı.
“BASIN EMEKÇİLERİNE YÖNELİK BASKILAR ARTARAK DEVAM ETTİ”
20121 yılında basın organlarına sansür ve erişim engeli uygulamaları devam ettirilirken, basın emekçileri gözaltına alındı, darp edildi ve haklarında yürütülen yargılamalarda cezalara çarptırıldı. Ankara’da Konya’daki katliamı protesto edenlere polisin müdahalesini takip eden muhabir Delal Akyüz polisler tarafından darp edildi. Ardından gazeteciyi yere yatırarak darp eden polisler, Delal’in telefonuna el koydu. Çektiği fotoğrafları sildi. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin ana davasında karar çıktı. Mahkeme heyeti, Kemal Sancılı, İnan Kızılkaya ve Eren Keskin’e ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla 6’şar yıl 3’er ay, Zana Kaya’ya ise ‘örgüt propagandası’ iddiasıyla 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi.
“HUKUKSUZ KARARLAR UYGULANMAYA DEVAM ETTİ”
Hukuka aykırı tutuklamalar devam ederken AİHM tarafından derhal serbest bırakılmaları yönünde karar verilen Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala, iktidarın vesayeti altındaki yargıçların hukuk tanımaz tutumu nedeniyle 2021 yılını da cezaevinde geçirdiler. Binlerce muhalife de yargılandıkları mahkemelerce akıl almaz cezalar verildi. HDP milletvekili Leyla Güven’e siyasi faaliyetlerinden dolayı verilen 22 Yıl 3 Ay, TJA sözcüsü Ayşe Gökkan’a kadın mücadelesi faaliyetlerinden dolayı verilen 30 yıl ceza ve tutuklama kararı verilirken, Siirt’te 18 yaşındaki İpek Er’i nitelikli cinsel saldırıya maruz bırakarak intihara sürükleyen Uzman Çavuş Musa Orhan’a 10 yıl hapis cezası verildi ve tutuklanmasına ilişkin talep mahkeme tarafından reddedildi. Elbette Cumhur İttifakı yargısının adaletinden milletvekilleri de nasibini aldı. 27’nci dönemde Meclis’e toplam bin 467 fezleke gönderildi. Belediye başkanı seçilenlerin dosyaları ilgili başsavcılıklara iade edildiğinden şu anda 1392 fezleke mevcut. Bu bin 392 fezlekenin bin 41’i ise 56 HDP’li milletvekiline ait.
“CEZAEVLERİNDE Kİ HAK İHLALLERİ YOĞUN ŞEKİLDE ARTTI”
Yıl boyunca hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı alan cezaevleri oldu. Pandemiyi de ‘Allah’ın lütfu’ olarak değerlendiren 7242 sayılı yasada yapılan değişiklikler ve Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan yönetmelikteki düzenlemelerle cezaevlerini özellikle siyasi tutsaklar açısından işkence ve kötü muamelenin kesintisiz sürdürüldüğü mekanlar haline getirdi. Çete liderlerinin yüzü suyu hürmetine topluma karşı suç işleyenler ödüllendirilerek salıverilirken, siyasi tutsaklar en temel hakları olan sosyal, sportif etkinlikleri, havalandırma imkanı, sağlığa erişim hakkı, aile ve avukat görüş hakkı gibi temel haklarından yararlanamaz hale geldi.
“HASTA TUTUKLULARHAK İHLALLERİNDEN EN ÇOK ZARAR GÖREN KESİM OLDU”
2021 yılında cezaevlerinde hak ihlallerinden en çok zarar gören kesim yine hasta tutsaklar oldu. Hastalıkları ağırlaşmasına ve yaşları ilerlemesine rağmen Adalet Bakanlığı ya da cezaevi yönetimleri hasta tutsakların cezaevlerinden tahliye edilmesine, yakınlarıyla vedalaşma hakkı tanınmasına müsaade etmedi.
PİRHA-HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, geçtiğimiz Cuma günü kendilerini polis olarak tanıtan silahlı iki sivilin evinin kapısını zorladığını açıkladı. “Kendini sivil polisiz diye tanıtan kişilerce evimin kapısı zorlandı” diyen Hatimoğulları, Savcılığın olaya dair şikayet başvurusunu almak istemediğini, emniyetten ise 5 gündür resmi bir açıklama yapılmadığını ifade etti.
video eklenecek…
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları kendisine yönelik saldırı girişimine ilişkin HDP Genel Merkezinde basın toplantısı yaptı. Gerçekleştirilen basın toplantısına Eş Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri ve yöneticiler katıldı.
Hatimoğulları yaşadıklarını anlatırken, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de yaşanan olayın vahametine dikkat çekti.
“KENDİSİNİ POLİS OLARAK TANITAN İKİ SİLAHLI KİŞİ KAPIMA DAYANDI”
Hatimoğulları sürekli kamuoyuyla paylaştıkları ihlalleri ve polis kimliğiyle kaçırma girişimlerini bu ülkenin bir vekili olarak kendisinin de yaşadığını belirterek şunları dile getirdi:
“Bugüne kadar bu ülkede insan hakları ihlallerini buradan çokça ifade ettik. Türkiye’nin dört bir yanında insan hakları ihlalleri, insan yaşamına kast eden davranışlar, polis kimliği göstererek gençlerin kaçırılması, işkence yapılması ve ajanlaştırma faaliyetleri son zamanlarda sıklıkla yaşadığımız meselelerdi. Bunlardan bir benzerini bu ülkenin bir vekili olarak ben yaşadım. Geçtiğimiz Cuma günü, kendini “sivil polisiz” diye tanıtan iki kişi kapımın zilini zorlayarak ve ısrarla evin içine girmeye çalışarak bir baskı oluşturdular.
Zil çalınmasıyla birlikte mercekten baktım ve kapıyı açmadım. Onlar bizim içeride olduğumuzu biliyorlardı, takip de vardı. Israrla “biz sivil polisiz” diyerek ve kapıyı zorlayarak zile basmaya devam ettiler. Ben de “milletvekiliyim, evime bu şekilde ne bir polis ne de başkası girebilir” dedim. Kapıyı açmayacağımı, neyle karşılaşacağımı bilmediğimi, emniyete haber vereceğimi söyledim. Israrla polisiz demeye devam ettiler. Bu durum birkaç dakika devam etti. Bu sırada ben partili arkadaşlarıma ulaştım, emniyete haber verdik.”
“SAVCILAR ŞİKAYET DİLEKÇEMİZİ ALMADI, NÖBETÇİ SAVCI NÖBETÇİ OLDUĞUNU İNKAR ETTİ”
Kapısının zorlanmasının altındaki kastın resmi kurumlarca açıklanmasını beklediğini ifade eden Hatimoğulları sözlerine şu şekilde devam etti:
“Onlar merdivenden inip gittiler, Esat Dörtyol’a doğru yürüyerek uzaklaştılar. Bu, münferit bir olay değildir. Bir milletvekilinin kapısı bu şekilde zorlamalarının, ısrarla vekil olduğumu söylememe rağmen neden geldiklerini açıklamayarak ısrarla kapıyı zorlamalarının altında yatan kasıtları ve resmi kurumlarca yapılacak açıklamaları bekliyoruz.
Bununla ilgili emniyete, savcılığa gerekli başvuruları yaptık. TBMM Başkanlığına başvuruda bulunduk. Dün karşılaştığımız ilginç bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Avukatım savcılığa gidiyor, suç duyurusunda bulunmak için yaklaşık 7-8 savcı dolaşıyor. Savcılar dilekçeyi almama konusunda direnç gösteriyor. Nöbetçi savcı “ben nöbetçi savcı değilim” diyerek dilekçeyi almamaya çalışıyor. Avukatım savcılık çizelgesini getirip önüne koyduktan sonra dilekçeyi almak zorunda kalıyor.
Emniyet ile yapılan görüşmelerde eğer resmi bir gelişse bildirilsin dedik. Emniyet “evet, şüpheli bir durum söz konusu” dedi. Hala bize bu şüpheli durumun ne olduğuna dair bilgi vermediler. Deliller karartılmadan kameraların izlenmesini istedik ama yapılmış resmi bir açıklama yok. Olayın üzerinden 5 gün geçiyor, bir milletvekilinin kapısı silahlı iki kişi tarafından zorlanıyor ama şikayetlerimizi hemen yapmamıza rağmen tatmin edici bir açıklama yapılmamış olması büyür bir kaygı uyandırmıştır.”
“YETKİLİLER GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMELİDİR”
‘Bu baskılar bize geri attıramayacak’ diyen Hatimoğulları son olarak; “Hangi amaçla kim nasıl geldiyse, kafasında neyi planlıyorsa, bu kurguda HDP’ye ve HDP’lilere dönük bir baskı kurmayı amaçlıyorsa yanılıyor. Vekil olarak dokunulmazlığımız var ama bu ülkenin milletvekilinin evine böyle hoyratça giriliyorsa ve Ankara’nın en işlek caddesinde bu olay açığa çıkarılamıyorsa bu şaibeleri artırır. Bu kadar sokak kamerasının olduğu yerde bunlar açığa çıkarılmıyorsa bu şüpheleri artırmaktadır. Bu baskılar bize geri attırmayacak. Gözdağı verenler, ülkeyi kaotik ortama sürüklemeye çalışanlar bilsin ki buna izin vermeyeceğiz. HDP bu anlamda bedel ödemiştir. Bu geleneğin temsilcileri olarak da sade bir yurttaş olarak da hiçbir şekilde bu baskıları ve hukuksuzluğu kabul etmediğimizi, hukuksal ve demokratik mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyorum. Bir an önce yetkililer görevlerini yerine getirmeli, tatmin edici açıklamada bulunmalıdır” şeklinde konuştu.
“BU MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”
Hatimoğullarının ardından söz alan Ümit Dede ise şunları aktardı;
“Sizler de takip ediyorsunuz; bu münferit bir olay değil. İlk kez milletvekilimizin başına gelen bir olay değil, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kaçırmalar, tehdit, şantajlar ve kaybettirmeler olağan hale getirilmeye çalışılıyor. Sadece bir yılda MYK Üyemiz Serhat Aktemur, Diyarbakır’da gündüz ortasında kaçırılıp ıssız bir alanda darp edilip tehdit edilmiş ve serbest bırakılmıştır. Yine PM Üyemiz Celalettin Yalçın İstanbul’un göbeğinde kaçırılmış ve ıssız bir alana götürülerek feci şekilde darp edilmiş, telefonu ve parası gasp edilmiş, çırılçıplak bir şekilde otoyolu kenarına bırakılmıştır. Sincan İlçe Eşbaşkanımız Fatma Kılıçarslan, gündüz vakti Ankara Ostim’de kaçırılmaya çalışıldı. Duyarlı vatandaşların müdahale etmesine rağmen kendilerinin polis olduğunu iddia eden kişiler Fatma arkadaşımızı zorla kaçırmaya çalıştı, tehdit ettikten sonra serbest bıraktı.
Tülay vekilimizin yaşadığı bu olay ilk değil ama önemli bir husus var. Bu kaçırma olayını gerçekleştirenler ne kadar pervasız ve korkusuz olduklarını Ankara’da bir milletvekilinin evine silahlı giderek gösterdiler. Bu ülkenin başkentinde milletvekilinin evine gidebiliyorsa, silahlı olarak kapısı zorlanıyorsa bu ülkede hiçbir vatandaşın hukuki ve can güvenliği yoktur. Celalettin Yalçın, kendisini tehdit edenlerin “seni bırakınca açıklama yapacak ve suç duyurusunda bulunacaksın ancak bizi soruşturacak kimse yok, kimse bizi tanımaz, bizi kimse bulamaz” dediklerini söyledi. Biraz önce vekilimiz, avukatının Ankara Adliyesinde yaşadıklarını anlattı. Celalettin arkadaşımızı kaçıranların söylediği demek ki bir gerçeklik ifade ediyor. Bu kişileri soruşturacak kimse yok mu eğer öyle ise ya İçişleri, Adalet Bakanlığı dahil olmak üzere kolluk ve adli teşkilat bunları araştıramayacak kadar bu yapının arkasındaki güçten korkuyorlar ya da bizzat ülkenin İçişleri Bakanı tarafından polisin haberdar olduğu başkaca bir yapılanmaya gidilmiş.
5 gün önce Ankara’nın göbeğinde yaşanan bu olayda ne milletvekilimize ne de avukatına bir bilgi verilmiş değil. Bir cezasızlık ve soruşturmamazlık durumu söz konusu. Elbette bu yöntemler bizi haklı yolumuzdan vazgeçirmeyecek. Elbette biz kararlılıkla bugün değil yarın da 10 yıl sonra da olsa hukuk mücadelemizi kararlılıkla yürütecek ve bu hukuk dışı yöntemleri uygulayan gaspçıların, katil kılığına bürünmüş olanların tespit edilmesini sağlayacağız. Hak ettikleri cezayı almalarını sağlayacağız. Bugün için de tüm duyarlı toplumsal kesimleri bu konuda sessiz kalmamaya, bu konunun üzerine kararlılıkla gitmeye davet ediyoruz. Bu ülkenin başkentinde TBMM’nin üyesi olan bir arkadaşımızın can ve hukuki güvenliği yoksa bu ülkede hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur. Hukukun üstünlüğünü savunan tüm vatandaşların bu yasa dışı olayı açığa çıkarması gerekir.”
PİRHA- HDP’li milletvekilleri, Kobanê protestoları gerekçesiyle tutuklu olan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları ve MYK üyelerinin durumuna ilişkin Ankara Adliyesi önünde açıklama yaptı. Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Yargıçlar ve savcılar AİHM kararları bizi bağlamıyor diyemezler” dedi.
Kobanê protestoları gerekçesiyle tutuklu olan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları ve MYK üyelerinin yargılamaları Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor. Duruşma öncesinde HDP’li Milletvekilleri de Ankara Adliyesi önünde mahkeme sürecine ilişkin açıklama yaptı.
Basın açıklamasını okuyan Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Mahkeme, AİHM kararı gereği tüm arkadaşlarımızı serbest bırakmalıdır” dedi. Ümit Dede, açıklamasında, “7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana partimize karşı kumpas yargılamaları gerçekleştirmektedir” dedi.
Ümit Dede, Ankara Adliyesi’nde görülen davanın da Kürt siyasetçilerine yönelik kumpas davalarından biri olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:
“Bu davanın ve benzer mahiyetteki binlerce davanın kumpas davası olduğunu sadece bizler ifade etmiyoruz. AİHM Büyük Dairesi, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın başvurusuna dair verdiği kararda; özelde Selahattin Demirtaş genelde ise tüm muhalifler hakkında yapılan yargılamaların hukuki olmadığını, siyasi iktidarın vesayeti altına girmiş olan yargı mensupları tarafından verilen siyasi kararlarla tutuklandıklarını ve yargılandıklarını belirtmiştir. Ayrıca AİHM büyük dairesi, bu dosya kapsamında bulunan delillerin hukuka uygun olmadığını ve bu delillere dayanılarak yürütülen yargılamanın da adil olmadığını oldukça net bir şekilde ayrıntılı olarak belirtmiştir.”
“YARGIÇLAR ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR”
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, partilerine dönük kapatma iddianamesini de eleştirerek “Siyasi kumpas belgesidir” dedi. Dede, sözlerine şöyle devam etti:
“Partimiz HDP’nin kapatılması talebiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonunda, Anayasa Mahkemesi’ne iddianame adı altında bir siyasi kumpas belgesi sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi ise bizlerin ve Türkiye’nin tüm saygın hukukçularının da belirttiği gibi, söz konusu belgenin yasalarda belirtilen niteliklere haiz bir iddianame olmadığını, böyle bir belge ve ekindeki delillerle dava açılamayacağını, 2 gün önce oybirliği ile kabul ederek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etmiştir.
Bu karara ilişkin iktidarın küçük ortağının lideri, ‘AİHM kararları bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz’ diyen iktidarın büyük ortağından esinlenerek, ‘Anayasa Mahkemesi’nin iade kararı milli vicdanda hükümsüzdür’ değerlendirmesini yapmış ve hızını alamayarak, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması gerektiğini söylemiştir. Ne yazık ki siyasi iktidarın ortaklarının başkanları ve sözcüleri AİHM kararlarını, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadıklarını ifade ediyorlar. Evet siyasi iktidarın sözcüleri yüksek mahkeme kararlarına dair demagoji yapıyorlar, halkı aldatmaya, kandırmaya ve yargıçlar üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyorlar.”
“AİHM KARARI GEREĞİ TÜM ARKADAŞLARIMIZ SERBEST BIRAKMALI”
Ümit Dede, tutuklu olan tüm HDP’lilerin serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Mahkeme, hukuk tanımayan siyasi iktidarın suçlarına ortak olmamalıdır” ifadelerini kullandı. Dede, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Ancak unutulmamalıdır ki, mahkemeler demagoji yapma yerleri değildir, yargıçlar ve savcılar AİHM kararları bizi bağlamıyor diyemezler, Anayasa Mahkemesi kararları bizi bağlamıyor diyemezler, kendilerine Anayasa tarafından verilen yetkiyi, iktidar partisi başkanının ‘karşı hamlesi’nin aracı haline getiremezler. Dolayısıyla Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi yargıçları, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak, AİHM Büyük dairesi kararı ile hukuki dayanaktan yoksun olduğu tespit edilen önündeki dosyada, tüm arkadaşlarımız hakkında derhal beraat kararı vermelidir.
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, Milletvekilliği düşürülen Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun durumunu takip ettiklerini de söyleyerek “Siyasi iktidarın verdiği kararları uygulamayı kendisine iş edinmiş hakimlerin, yargıçların ve yargıtay üyelerinin verdiği kararlar doğrultusunda bugün cezaevine götürülmek üzere evinden alınmak isteniyor. Bizler milletvekillerimizle birlikte hem duruşmayı hem de Ömer Faruk Gergerlioğlu vekilimizin durumunu takip edeceğiz” dedi.