Etiket: ümit efe

  • İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu tamamlarken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. İstanbul Tabip Odası’nda yapılan toplantıya siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

    Saygı duruşuyla başlayan kongrede, şubenin faileyetlerini içeren sinevizyon gösterimi yapıldı.

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Temsilcisi Ümit Efe, yaptıkları konuşmalarda, insan hakları mücadelesinin önemine dikkat çekerken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    Tek listeyle gidilen kongre, hatıra fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı. Açıklamada konuşan İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı bir düzen istiyoruz” dedi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı.

    “Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada, “İnsan haklarıyla insandır”, “tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı. Açıklamada karanlığa karşı mücadeleyi simgeleyen fenerler taşındı.

    “KARANLIĞA KARŞI IŞIK YAKIYORUZ”

    Açıklamada ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, yaşanan savaşlarda insanların katledildiğini, hak ihlallerine maruz kaldığını ifade ederek hak savunucuları olarak savaşa karşı barış ve demokrasi için mücadele yürüttüklerini vurguladı. Yoleri, devamında şunları söyledi:

    “İnsan haklarına karşı suçlarla mücadele ediyoruz. Hiçbir suçun karanlıkta kalmasına izin vermeyeceğiz. İnsan hakları mücadelesinin büyümesi için dayanışmaya ve mücadeleye devam edeceğiz. Savaşlara karşıyız barışı istiyoruz. İnsan haklarının ancak barışta mümkün olacağını biliyoruz. Nerede barış talep ediliyorsa bir oradayız. Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı düzen istiyoruz. Devletin sorumluluğunu hatırlatmaya, toplumu hak ihlaline maruz bırakıyorsanız hesap vermeye mecbursunuz demeye devam edeceğiz. Sesimiz buradan Filistin’e Suriye’ye hapishanelere, sesleri duyulmayan herkese ulaşsın.”

    “İNSANLIĞIN ZULÜM İLE YÖNETİLDİĞİ DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Ardından konuşan TİHV İstanbul temsilcisi Ümit Efe, “Dünyanın zulüm ile yönetildiği dönemden geçiyoruz. Kadınların öldürülmediği, çocukların üzerine bomba yağmadığı, insanın insan gibi muamele gördüğü sistemin özlemcisi ve takipçisi bizler bu hafta boyu sesimizi duyurmaya çalıştık. İnsan hakları haftasının kapanışında aynı karanlıkla mücadelemize devam ederken kaybettiğimiz bütün insan hakları savunucularını anıyoruz.”

    Son olarak söz alan İHD İstanbul Şubesi Üyesi Filiz Kerestecioğlu, “82, 83 diye plaka saymayı değil barış içinde yaşamayı hak ediyoruz. Haklarımız var. İfade özgürlüğümüz var. Polonez işçileri hakları için metal işçileri hakları için mücadele ediyor, Dina’nın katili beraat ederken kadınlar özgürce yaşamak için mücadele ediyor. İnsan haklarıyla insandır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşunun 38. Yılı sebebiyle basın açıklaması yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, konuşmasında “Geçmişte mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar, bugün İHD’ye karşı duruyorlar” diye belirtti. Keskin ırkçılığın geliştirilmeye çalışıldığına dikkat çekti. 

    Hak mücadelesi alanında 38. yılına giren İHD, Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

    “İyi ki İHD var. Geçmişten geleceğe insan hakları, barış ve demokrasi mücadelemiz sürüyor” çağrısıyla yapılan basın açıklamasında “İnsan haklarıyla insandır. Herkes farklı herkes eşit. Anadilde eğitim haktır. Tecrit öldürür dayanışma yaşatır. Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın” dövizleri taşındı.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. İHD’nin, bütün öteki olanların sesi olduğunu ifade eden Yoleri, şunları söyledi:

    “Karanlığa karşı mücadeleye devam ediyoruz.
    Bugün halen ifade ve düşünce özgürlüğümüz tehlike altında. Bugün adalet arayanların çığlıkları, bu ülkede adalet olmadığını söylüyor bize. Ekonomik ve sosyal hakların gasp edilmesi, bu ülkede yaşayan herkesi derin bir yoksulluğa düşürmüş durumda. Pek çok soruna karşı mücadele eden derneğimizin, bu sorunların önlenmesi noktasında sorumluluk üstlenenlere karşı sesini duyurmaya çalışıyoruz. İnsan Hakları Derneği, insan haklarının korunması için kurulmuş olsa da devam eden süreç içinde, yaşadığımız evrenin, canlı cansız bütün varlıklarının hak öznesi olarak kabul edilmesi ve korunması noktasında bir felsefeyi de geliştirip, mücadelesine devam etmektedir.
    Kadın cinayetlerinden söz ederken örneğin İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında keyfen çekinilmesinin ardından artan cinayetlerden, çocuk istismarlarından da bahsediyoruz.
    Bu ülkede neden insan hakları mücadelesi olması gerektiği için tüm bunları söyledim.
    İyi ki İHD var ve susturulanlara karşı kişilere ses olan bir yapıda. Herkes için özgür bir gelecek istiyoruz.”

    EREN KESKİN: İYİ Kİ İHD VAR

    Gülseren Yoleri’nin konuşmasının ardından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin söz aldı.

    “İnsan Hakları Derneği, bir grup cesur ve aydın tarafından kurulmuştu. O dönem askeri bir anayasa yapılmıştı ve kendilerinin sivil olduğunu söyleyen kişiler o anayasayı değiştiremediği gibi daha da militar yaklaşımlarla bugün davranmaya devam ediyor. O nedenle insan hakları savunucularının işi gerçekten çok zor. Coğrafyamızda savaş süreçlerini yaşıyoruz. Bu savaşlar nedeniyle insanlar kendi coğrafyalarını terk etmek zorunda kalıyor. Maalesef ki ırkçılık geliştirilmeye çalışılıyor. Maalesef bir dönem mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşı duruyorlar. O nedenle ben de iyi ki İHD var diyorum.”

    ÜMİT EFE: İHD BİR KARARLILIĞIN DEVAMIDIR

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe de İHD’nin 38. yaşını kutlayarak şunları söyledi:

    “38. Yaşımız kutlu olsun. 38 yıl boyunca işkencehanelerden, darağaçlarından geçildi, sokaklarda yerlerde sürüklenenler, kaçırılıp öldürülenler, kemikleri tesadüfen bulunanlar oldu ama insan hakları savunucuları, demokrasi ve özgürlüğün, insan haklarına dayalı bir geleceğin oluşması için ısrarla mücadele etti. Bu alanda başlayan mücadeleyi sahiplenen insanlar, bu dernek, bir kararlılığın devamıdır. İnsan hakları konusunda geçmişteki o kötü koşulların aynısını bugün yaşıyoruz. Mücadele kararlılığımızı tekrarlarken, ‘İyi ki İHD var’ diye yeniden cümlelerimizi kurarken İHD’ye ihtiyaç duyulmayacak bir dönem için kararlılığımızı herkesle paylaşıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı’ kitap lansmanı yapıldı -VİDEO

    ‘Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı’ kitap lansmanı yapıldı -VİDEO

    PİRHA-Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı, kitabının tanıtımı İstanbul’da gerçekleştirildi. Lansmanda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Kadınların ilmek ilmek ve direnişle ördüğü mücadelenin milyonlarla buluştuğunu görüyorum ve gurur duyuyorum” dedi.

    Özgür Kadın Hareketi (TJA) öncülüğünde Beyoğlu’nda bulunan Karşı Sanat Galeri’sinde “Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı” kitabının lansmanı gerçekleştirildi. Lansmana Cumartesi Anneleri, Adalet Nöbeti Anneleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, Kobane Davası’nda tahliye edilen Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) aktivistleri, Asrın Hukuk Bürosu, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları ve çok sayıda kadın katıldı.

    Lansmanda ilk olarak TJA aktivisti Hacer Özdemir konuşma gerçekleştirdi. Özdemir, cezaevlerinde tutsak olan kadınların tarihinin ve yaşadıklarının yazılmadığını bundan dolayı bu kitabı çıkarttıklarını dile getirdi. Özdemir, “Hak hukuk için yıllardır mücadele ediliyor. Hukuk çiğneniyor. Tecrit politikası iktidarın yaşam biçimi haline döndü. İmralı’daki tecrit yıllardır sürüyor. Oluşan tecrit tüm topluma sirayet ediyor. Bunu gündemleştirmek için içeride ve dışarıda mücadele var bunu büyütmek gerekiyor. Hukuksuzluğu Kobane dosyasında  gördük. Kobane davasında ceza almaları bu hukuksuz sistemin bir devamı bunun içinde mücadele etmek gerekiyor. 1980 darbesiyle Sakine Cansız ve arkadaşları Kürt kadın hareketi cezaevi ile tanıştı. Türkiye’de eşi benzeri görülmeyecek şekilde arkadaşlarımızla 30 yıl zindanlarda tutuldu. 30 yılı dolan arkadaşlarımda infazları yakılarak bırakılmıyor. Dışarıda bu sesin bir parçası olmak ve unutmamak gerekiyor. Hepimizin daha duyarlı olması gerekiyor” dedi.

    “UMUDU TÜKENMEYEN TÜM KADINLARI KUCAKLIYORUM”

    Devamında Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Rojbin Çetin’in, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Nesrin Akgül’ün ve Bakırköy Kadın Kapalı cezaevinde tutuklu olan Çiğdem Mater’in gönderdiği mektup okundu. Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Rojbin Çetin gönderdiği mektupta şunları kaleme aldı:

    “Kadın özgürlük felsefesini yaşayan ve yaşatan, dayanışmayı büyüten, emekle yürüyerek umudu asla tükenmeyen tüm kadınlara şahsınızda sevgi ve saygılarımı sunuyorum, sizleri yürekten, kucaklıyorum. Mahpusta kadın olmak temasıyla gerçekleştirdiğiniz çalışmanın heyecanı sizlerle paylaşıyorum. Geçmişten bugüne tarih, karanlık eşikleri aşan direnenlerin mücadele izinlerini taşıdı. Bugün de nice değerin yaratımlarını layıkıyla taşımanın onuru ve sorumluluğuyla özgürlük için direnilmekte. İşte tarih, mücadele azim ve kararlılığıyla direnerek demokratik ve özgür yaşam için sözünü kuranların ve inşasını yapanların eseri olacaktır.”

    “ANLATILAN BİZİM HİKAYEMİZDİ”

    Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Nesrin Akgül’ün mektubunda şu ifadeler yer aldı: ‘’Öyküler ancak onları anlatabileceklerin başından geçebilirmiş. Mahpusta Kadınlar olarak biraraya gelen öykülerdik. Anlattıklarımı; ilk yuvarlanan taşlardan başlayarak birbirine devredilmiş kadın direnişçiliğinin dağlaşan mirasıydı. Unutulmasına izin vermemek için kadın hafızamıza bu coğrafyanın esaret hikayelerini onurluca, isyanını harlayarak nakşetmek için anlattık. Her anlatıcı kahramanı kadın olan, mekanı mahpus olan, zamanı devrimcilik olan hikayelerde tarihi  buluşturdu. Anlatılan bizim hikayemizdi. Hikayeler anlatılmaya başlandığı anda duvarları aşıp, esaretin ilk halkasını yıktı; Unut ki, sus ki esaretin korkusu büyüsün. Mahpusta kadınlar olarak anlatacaklarımız var.”

    “SELAM OLSUN DİRENEN KADINLARA”

    Mektupların okunmasının ardından konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi ve kitabın yazarlarından Ümit Efe, “Asırlık kadın direnişini taşımaya çalışacağız. Tarihi hep erkekler yazdı kadınlar direndi. Yazılması gerektiğini, tarihe not düşülmesi gerektiğini düşünüyorum. İnadına direnerek inadına direnerek kadınlar mutlaka becerdi. Diyarbakır, Metris, Mamak zindanlarında bizi teslim almadılar cümlesi yazıldı ve yazılmaya devam etti. Selam olsun direnen kadınlara” diye belirtti.

    “CEZAEVİNDEKİ ARKADAŞLAR DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN MÜCADELE EDİYOR”

    Diyarbakır Cezaevi’nin simgesi olan Mazlum Doğan’ın ablası ve kitap yazarlarından Serap Doğan, sistemin çok züllüm yaptığını ve korkuya dayandığının altını çizerek şunları söyledi:

    “Bu sistem çok zulüm yapan ve korkuya dayanan bir sistem. Anneden ve babadan korkuyorsun, büyüyorsun devletten ve kocadan korkuyorsun. İnsan düşünüyor neden her şey korkuya dayalı. Biz korkuyu yıkan insanlarız. Cezaevinde hasta tutsaklar var tecritte olanlar var bu kadar kadın onların yanında olur ve örgütlenirsek onları tahliye edebiliriz. Toplumsal direniş olmadığı sürece o arkadaşları çürütecekler. Cezaevindeki arkadaşlar daha güzel bir dünya için mücadele ediyorlar.”

    “KORKU DUVARINI AŞTIK”

    Kitabın yazarlarından Gülten Kaya da şunları ifade etti:  “Şairin bir ‘bir gece sevginin duvarını aştık’ dedik bende biz bir gece korku duvarını aştık diyorum. Bir türlü gün yüzü görmedik ama bir gece korku duvarını aştık. Bundan sonrasında hangimizin başına ne gelirse gelsin biz bir arada omuz omuza olacağız. Tüm tutsak arkadaşlarımız bizimle aynı havayı soluyana kadar yan yana olacağız.”

    “TESLİM ALINMAYA ÇALIŞILAN TÜM KADINLARA SEVGİMİ GÖNDERİYORUM”

    Son olarak konuşan Kürt siyasetçi Gülten Kışanak ise şunları ifade etti: “Kadın yaşam ve özgürlük o kadar iç içe ki. Cezaevinde kadınların işkence gördüğü, itaat etmenin öğretilmeye çalıştığı dönemi yaşadım ama itaat eden dışarı ile duygusal bağını kesen kadınlara şahit olmadım. Kadınlar direnirken aslında yaşamı var etmek için direniyorlar” dedi. Gültan konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Bu direniş özgürlükle buluşma direnişi. Kadınların ilmek ilmek ve direnişle ördüğü mücadelenin milyonlarla buluştuğunu görüyorum ve gurur duyuyorum. Kobane Kumpas davası kadın özgürlük mücadelesini cezalandırmaya çalışan bir davaydı. Bütün arkadaşlarımız onurlu şekilde özgürlüğü, kadın iradesini ortak geleceği savundular. Arkadaşlarımız bırakıp çıkmak zordu. Figen başkan başta olmak üzere bütün arkadaşlarımızı selamlıyorum. Figen başkana yüksek ceza bana ise tahliye verildiğini televizyondan duyduk inanılmaz hüzün çöktü. Figen başkan, seslendi ‘Onlar bize mutluluğu, sevinci çok görüyorlar lütfen arkadaşlar zılgıtlarımızı atalım ve Gültan başkanı özgürlüğe uğurlayalım dedi.’  Yedi buçuk yıl içerisinde 57 kadın arkadaş gelmiş ve onları uğurlamışız. Her zaman coşku ve heyecan duyduk ama arkada bırakmak daha zor. Gezi ve Kobane tutsaklarına, teslim alınmaya çalışan kadınlara sevgilerimi gönderiyorum. Onları da alacağız. Hep beraber yolumuza devam edeceğiz. Kadınlar hep beraber daha güzel günleri yaşayacağız.”

    Yapılan konuşmaların ardından program kitabın imzalanmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 43 yıl önce kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ü unutmadık-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 43 yıl önce kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ü unutmadık-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 996.haftasında gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl ve diğer yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri eyleminin 996.haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına TİHV Genel Başkanı Ümit Efe okudu. Efe’nin okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “AYM KARARLARINA RAĞMEN ENGELLENİYORUZ”

    996. haftamızda bizi buluşma mekânımız Galatasaray’dan ayıran polis bariyerlerinin önündeyiz. Bizimle özdeşleşmiş, bizimle bir hafıza mekânına dönüşmüş meydana girişimiz Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hala engelleniyor.

    “OĞLUMA İŞKENCE YAPILDI”

    996. haftamızda son nefeslerine kadar oğullarını arayan mücadele arkadaşlarımız İsmail ve Zeycan Yedigöl’ün bıraktıkları yerden soruyoruz: Nurettin Yedigöl nerede? Nurettin Yedigöl, 70’li yıllarda üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrenciliği dönemi ve sonrasında sosyalist gençlik hareketinin içinde yer aldı. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul/ İdealtepe’de bir eve yapılan baskında gözaltına alındı. Dönemin ünlü işkence merkezi Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Tayyar Sever yönetimindeki 1. Şube’de Honduras’ta işkence eğitimi alan K Gurubu tarafından sorgulandı. İfade vermeyi reddettiği için Mete Altan’ın başında bulunduğu işkence timinin en ağır işkencelerine maruz kaldı.

    En son şubede sorgulanan diğer arkadaşları tarafından görüldüğünde; kanlar içindeydi, konuşamıyordu, bilinci yerinde değildi. O günden sonra Nurettin’i gören olmadı. İsmail Yedigöl İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına yazdığı dilekçede “Oğluma işkence yapılmıştır. Onu son görenler komada olduğunu söylemektedir. Oğlumun hayatından, resmî makamlardaki suskunluk nedeniyle endişelenmekteyim.” dedi.
    Tüm mercilere başvuran İsmail Yedigöl, Kenan Evren’e kadar ulaştı. Ancak resmî makamların suskunluğu devam etti. Başvurulara Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığı cevabı verildi. 10 kişi Nurettin’i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti. “Şahidiz, işkencede öldürüldü” diye ifade verdiler ama savcılık “böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın” dedi.

    “DOSYA ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI”

    Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesi ve faillerin yargılanması ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürütüldü. Ancak soruşturmalarda zaman aşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Anne Zeycan Yedigöl son olarak, 15 Şubat 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 10 Aralık 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi, evrensel hukuka ve teamüllere aykırı bir biçimde başvuruyu diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelemedi ve zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar karar verdi. (Başvuru Numarası: 2013/1566) Aile AİHM’e başvurdu. Gayrettepe Siyasi Şube’de kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini açığa çıkarmak ve bilinen faillerini yargılamak adli makamların sorumluluğundadır. Kaç yıl geçerse geçsin, Nurettin Yedigöl için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    996.hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • KCDP: Derneğimizi kapatamayacaklar, hodri meydan!-VİDEO

    KCDP: Derneğimizi kapatamayacaklar, hodri meydan!-VİDEO

    PİRHA-Hakkında “Kanuna ve ahlaka aykırı faaliyet yürütmek” suçlamasıyla kapatma davası açılan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 5 Ekim’de görülecek ikinci duruşma öncesi basın toplantısı yaptı. Yapılan konuşmalarda, “Derneğimizi kapatamayacaklar. Hodri meydan. Seçim sandığı geldiğinde hesabını soracağız. Kadına karşı şiddet dünyanın en yaygın insan hakları ihlalidir. Sadece yaygın değil aynı zamanda en zalimane şiddet biçimiyle karşı karşıya kadınlar” denildi. 

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Derneği hakkında “Kanuna ve ahlaka aykırı faaliyet yürütmek” suçlamasıyla açılan kapatma davasının 5 Ekim günü görülecek olan ikinci duruşması öncesi basın toplantısı düzenlendi.

    Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen toplantıya Kadın Meclisleri’nden Dilber Sünnetçioğlu, Avukat Leyla Süren, KCDP Genel Sekreteri Fidan Ataselim, LGBTİQ+ Meclisi’nden Ilgın Gürses, İstanbul Barosu’ndan Nazan Moroğlu, Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndan Hülya Gülbahar, Kırklareli Barosu’ndan Oylum Yaman, Ekmek ve Gül’den Sevda Karaca ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) Ümit Efe de katıldı.

    “DERNEĞİMİZİ KAPATAMAYACAKLAR, HODRİ MEYDAN”

    “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Hukuksuz Davalarla Kapatılamaz” sloganıyla yapılan açıklamada ilk olarak söz alan Dilber Sünnetçioğlu, “Kadınlar yaşasın, diye mücadele ediyoruz. Derneğimiz kapatılmak isteniyor. Nedenini çok iyi biliyoruz. Kadınların eşit ve özgür yaşamak istemesi, kendi kararlarını almak istemesidir. Kadınları korkutamayacak, durduramayacaksınız. Onların yaşam şeklini kabul etmiyoruz. Bu dava için sadece bir kısım insanlar maşa olarak kullanılıyor. Derneğimizi kapatamayacaklar. Hodri meydan. Seçim sandığı geldiğinde hesabını soracağız. Yurt dışında ödül alıyoruz ama burada kapatılmak istiyoruz” dedi.

    Av. Leyla Süren ise “KCDP, ailelerin desteğiyle kurulmuş bir dernektir. Kadın hareketinin sesinin kısılması için açılmış bir davadır. Savcılık, “Derneğin hukuka ve ahlaka aykırı bir eylemi var mı?”diye araştırdığında herhangi bir örneğe rastlamıyor. Tüm muhalefeti susturmak üzere açılmış bir davadır” diye konuştu.

    “SİYASAL HEGEMONYALARI BİTTİ, KÜLTÜREL HEGEMONYA KURMA ÇABALARI NAFİLE”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Derneği Genel Sekreteri Fidan Ataselim de “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması modern ve medeni haklarımıza yönelik saldırıların göstergesiydi. Şimdiye kadar hiç olmadığı kadar kadın cinayetleri artırıyor. Yaptıkları nefret söylemleri ve geliştirdikleri politikalar ile saldırılarla karşılaşıyoruz. Bütün bunlara rağmen direncimizin arttığını düşünüyoruz. Derneğimizi kapattırmamak bütün muhalefete güç verecektir. Yaşam ve eşit olma haklarımız, özgürlüklerimiz pazarlık malzemesi olamaz. Siyasal hegemonyaları bitti. Kültürel hegemonyalarını kurma çabaları nafile” ifadelerini kullandı.

    LGBTİQ+ Meclisinden Ilgın Gürses ise 18 Eylül günü İstanbul Saraçhane’de gerçekleştirilen LGBTİ+ karşıtı eyleme değinirken; “Saraçhanedeki eylemi devlet kurumları alenen örgütlüyor. RTÜK bu eylemin reklamını yaptı. Her eylemi yasaklayan İstanbul Valiliği bu eylemi örgütledi. Sömürmek istediklerinde zaten biz aileyiz. Saldırmalarının nedeni, siyasi iktidar ekonomik krizin de etkisiyle büyük bir çıkmazda. Bu süreçte bu tarz saldırılar artıyor. Ama bu şekilde kazanamazlar. Her saldırıda bize olan destek artıyor. Bizim için mücadele bundan sonra ya eşitlik hakkımızı verirsiniz ya da söke söke alırız” dedi.

    “KADINA KARŞI ŞİDDET DÜNYANIN EN YAYGIN İNSAN HAKLARI İHLALİDİR”

    2018 yılında öldürülen Aysun Yıldırım’ın annesi Hüsniye Yıldırım da kapatma davasına tepki göstererek, “Kızım 2018 yılında intihar süsü verilerek öldürüldü. Daha sonra dosyası kapatıldı. Kızımın cinayete kurban gittiği daha sonra ortaya çıkarıldı. Derneğimize “aile yapısını bozuyor, ahlaksızlık” denilerek kapatma davası açılıyor. Benim kızımın dosyası kapatıldığında ahlaksızlık yapılmadı mı? Derneğimiz, bizlerin yalnız olmadığını gösterdi. Bize güç verdi. Mücadelemizde bizimle yürüdüler” şeklinde konuştu.

    İstanbul Barosu’ndan Nazan Moroğlu ise, kapatma davasına karşı dernek ile dayanışma içerisinde olduklarını belirtti. Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndan Hülya Gülbahar da, “Kadına karşı şiddet dünyanın en yaygın insan hakları ihlalidir. Sadece yaygın değil aynı zamanda en zalimane şiddet biçimiyle karşı karşıya kadınlar. İddianameyi incelediğimde hukuk adına utandım. Hukukta adalet yok. Eşit, özgür, mutlu ve huzurlu yaşamak istiyoruz. Bu davalar gelip, geçecek. Hepimize karşı açılmış bir dava olarak görüyoruz” dedi.

    Kırklareli Barosu’ndan Oylum Yaman “Derneğin hukuksuzca kapatılmak istenmesi kadınların örgütlenme hakkına yönelik yapılan bir saldırıdır. 5 Ekim’de Çağlayan Adliyesi’nde olacağız” ifadelerini kullanırken, TİHV’den Ümit Efe de “Dernek, insan hak ve özgürlükleri açısından önemli bir ışık oldu. Bu totaliter sistem insanın özne olma çabasını çalarak, talebi görünmez kılıyor” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 889. hafta buluşmasında 41 yıl önce gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sorarken, fail ve sorumluların yargılanması için çağrıda bulundu. Muzaffer Yedigöl, abisi Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini ve mezarını istediklerini kaydetti. 

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumlularının yargılanması için 889 haftadır kamuoyu karşısında. Bu haftaki buluşmada gözaltında kaybedilişinin 41. yılında Nurettin Yedigöl için adalet istendi. Nurettin Yedigöl 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kaybedildi.

    “ABİMİN KEMİKLERİNİ, MEZARINI İSTİYORUZ”

    12 Nisan 1981 tarihinden sonra abisi Nurettin Yedigöl’den bir daha haber alamadıklarını belirten Muzaffer Yedigöl, “Artık yeter, diyorum. Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini, mezarını verin. Babam, abimin kemiklerini bulamadan gözü açık gitti. Annem, oğlunu aramaktan vazgeçmedi, onun da gözü açık gitti. Abimin kemiklerine, mezarına kavuşana kadar aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Abimin işkencede öldürüldüğünü kabul ettik. Bize mezarını verin” dedi.

    “DOSYA, ZAMANAŞIMI KILIFI İÇERİSİNDE KAPATILDI”

    Aile avukatı Eren Keskin ise iç hukukta hiçbir yol alamadıklarını kaydetti. Keskin, “Yedigöl arkadaşlarıyla birlikte siyasi şubede gözaltına alındı. Yoğun işkenceler gördüğüne dair fazlasıyla tanık var. Buna rağmen arkadaşları mahkemeye çıkarılsa da Nurettin Yedigöl’den haber alınmadı. İç hukukta hiçbir şey elde edemedik. Anayasa değişikliğinden sonra darbeciler ile ilgili dosya ayrıldı. O dosyada da zamanaşımından düşüm kararı verildi. Maalesef ki bugüne kadar hiçbir sonuç alınmadı. Nurettin Yedigöl davası da gözaltında kaybedilen diğer insanlarımız gibi zamanaşımı kılıfının içine sokularak, kapatıldı. Hukuk her zaman olduğu gibi büyük bir hak ihlalinin sadece kılıfı oldu” ifadelerini kullandı.

    “TÜM HUKUK YOLLARINI KULLANAN AİLELER ASLA SONUÇ ALAMIYORLAR”

    889. hafta basın metnini ise Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Efe okudu. Efe, sonuçsuz bırakılan dosyalara değinirken, şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir kamu görevlisi yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanarak, kişilerin yaşamına yönelik bir davranışla suçlandığı takdirde cezasız bırakılmamalıdır. Yargılama veya mahkûmiyet zamanaşımına uğratılarak bu tür suçlamalar sonuçsuz bırakılmamalı ve böyle davalara af ve bağışlama gibi koruyucu önlemlerin alınmasına izin verilmemelidir.

    Ancak bu topraklarda kamu görevlileri tarafından gözaltına alınan, işkenceyle sorgulandıktan sonra öldürülen ve bedenleri kaybedilen insanlarımız için hukuk, yasalar, içtihatlar, Anayasa yok hükmünde. Çocukların gözaltında tutulduğunu, çocuklarına işkence yapıldığını sonrasında kaybedildiklerini belirterek, tüm hukuk yollarını kullanan aileler asla sonuç alamıyorlar.”

    “İŞKENCE EĞİTİMİ ALAN GRUP TARAFINDAN SORGULANDI”

    Açıklamasına “889. haftamızda evlatlarına ulaşmak için her yolu her imkanı kullandıkları halde sonuç alamadan aramızdan ayrılan İsmail ve Zeycan Yedigöl’ün bıraktığı yerden Nurettin Yedigöl için adalet istiyoruz” diyerek devam eden Efe, Yedigöl’ün gözaltında kaybediliş sürecini hatırlattı. 12 Eylül askeri darbesinin ardından Yedigöl hakkında yakalama kararının çıkarıldığını kaydeden Efe, şöyle konuştu:

    “Sosyalist kimliğiyle tanınan 26 yaşındaki Nurettin Yedigöl İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül askeri darbesinin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir ev baskınında gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki ünlü işkence merkezi 1. Şubeye götürüldü. Orada Honduras’ta işkence eğitimi alan “K Grubu” tarafından sorgulandı.

    İfade vermeyi reddettiği için ağır işkenceye maruz kaldı. Çok sayıda kişi Nurettin ile aynı yerde tutulduklarını ve onun gözaltına işkence edilerek öldürüldüğüne tanık olduklarına dair savcılığa ifade verdi. Ailesi emniyet müdürlüğüne, askeri savcılığa, sıkıyönetim komutanlığına, Milli Güvenlik Konseyi genel sekreterliğine, cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa başvurarak oğullarının akıbetinin açıklanmasını talep etti. Başvurdukları her yerde Nurettin’in gözaltına alındığı reddedildi. Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili farklı tarihlerde yapılan suç duyurularının sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürüdü. Ancak etkin olmaktan uzak soruşturmaların hepsinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Karara karşı yapılan itiraz da reddedildi.

    “FAİLLER VE TANIKLAR BELLİ OLMASINA RAĞMEN ETKİLİ SORUŞTURMA YAPILMADI”

    Anne Zeycan Yedigöl son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme 10 Aralık 2015 tarihli kararında devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü himayesi altındayken kaybolan kişinin nerede olduğunu ve akıbetini açıklamadığı sürece potansiyel olarak devam eder, tespitinde bulundu. Ayrıca bu tür suçlamalarda yargılamanın zamanaşımına uğratılarak, sonuçsuz bırakılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin tespitlerine, evrensel hukuka ve teamüllere sırtını dönerek, başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Böylece iç hukuk yolları tamamen kapatıldı.

    Ülkenin etkin başvuru yolu bulamayan Zeycan Yedigöl için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Kısacası 41 yıllık süreçte Yedigöl ailesinin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Faillerin ve tanıkların isimleri belli olmasına rağmen etkili soruşturma yapılmadı. Nurettin’in akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlık ile korundu. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Yedigöl ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 190 haftadır bize yasaklanan kayıplarımız ile buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması bugün görülüyor. Duruşma öncesi Cumartesi Anneleri/İnsanları adliye önünde basın açıklaması yaptı. Maside Ocak’ın okuduğu açıklamada, “Kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” denildi. 

    Cumartesi Anneleri’nin/İnsanlarının 700. hafta eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde görülüyor.

    İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesi Cumartesi Anneleri, adliye önünde basın açıklaması yaptı.

    “Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımız” pankartının açıldığı açıklamaya, Cumartesi Anneleri, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Musa Piroğlu, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, demokratik kitle örgütleri, çok sayıda baro temsilcisi, siyasi parti temsilcisi, insan hakları savunucusu katıldı.

    ARCAN: BU DAVA TÜM TOPLUMUN BARIŞÇIL TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR

    Adliye önünde bir açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltına Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, “Bu dava Cumartesi anneleri üzerinden bütün topluma hak arama cesaretini kırma üzerinden şekillenmiş bir davadır. Bu dava yalnız bize değil, bütün toplumun ifade özgürlüğüne, barışçıl toplanma özgürlüğüne saldırı olarak değerlendirilmelidir” dedi.

    EFE: BU DAVANIN DÜŞMESİNİ İSTİYORUZ

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Ümit Efe de, “Burada Cumartesi İnsanları ve Anneleri’ne yapılan taciz uygulamalarına karşı çıkmak için buradayız. Cumartesi Anneleri’ne yapılan bu saldırı hak ve özgürlüklere, yönelik saldırıdır. Biz hak savunucularına, kayıp yakınlarına, Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıyı kınıyoruz ve bu davanın düşmesini istiyoruz. Susturulmak istenen hak ve özgürlük mücadelesinin kendisidir” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasını ise Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak okudu. “Adalet bizim için haysiyet ve insanlık meselesidir, susmayacağız” Ocak, şunları kaydetti:

    “Bugün burada, üzerinde “Adalet” yazan bu binada bir yargılama yapılacak. Kim yargılanacak peki? Gözaltında kaybetmeyi bir devlet politikası haline getiren; siyasetçi, kamu görevlisi kılığına girmiş “insanlığa karşı suç” failleri mi nihayet yargılanmaya başlandı? Hayır. Gözden düşmüş devlet bağlantılı suç örgütü liderinin çektiği videolarla, sosyal medya paylaşımlarıyla aylardır pek çok suç failini ifşa etmesinin ardından, bu failler mi yargılanmaya başlandı? Hayır değil. Televizyon ekranlarına çıkıp yaptığı işkenceleri savunan; onlarca, yüzlerce gözaltında kaybetmede, yargısız infazda bir şekilde parmağı bulunan kontrgerilla şefleri mi yargılanacak bugün burada? Elbette hayır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ı gözaltında kaybettikleri için tek tek isimlerini sayarak suç duyurusunda bulunduğu işkenceciler mi yargılanacak? Hayır onlar da değil.

    AİHM’de oy birliği ile mahkumiyet kararı verilen kayıp dosyalarının failleri mi yargılanacak? Hayır onlar hiç değil. Cumartesi Anneleri’nin 699 hafta boyunca sürdürdükleri barışçıl toplanmalarını şiddet yoluyla dağıtanlar, anayasal haklarını kullanan insanlara işkence edenler, kentin bir meydanını halka kapatanlar mı yargılanacak? Hayır, hayır onlar da değil.”

    “Peki kim yargılanıyor bugün?” diye soran Maside Ocak, “Bugün, bir dava da yüz dava da açsanız, ‘biz kendi davamızdan dönmeyeceğiz’ diyen kayıp yakınları ve hak savunucuları yargılanıyor. Bugün biz yargılanıyoruz. Biz, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyen aileler yargılanıyoruz. Bize yaşatılan zulme, adaletsizliğe itiraz eden destekçilerimiz yargılanıyor. Neden biz yargılanıyoruz? Hak ve özgürlükleri askıya alınmış milyonlarca insan bizim gibi hakları için mücadele etmesin diye. Mahkum edildikleri adaletsizliğe, hukuksuzluğa isyan etmesinler, bunu göze alamasınlar diye biz yargılanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Maside Ocak, kayıplarını aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Bizim bitmemiş yasımız var-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bizim bitmemiş yasımız var-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri adalet arayışlarının 733. haftasında üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen ve 1981’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 733. kez bir araya geldi. Buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemi de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde polis ablukasında gerçekleştirildi.

    Cumartesi Anneleri, üzerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtlerini giyerek ellerinde kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ve kırmızı karanfilleri taşıdılar. Bu haftaki eyleme, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Hüda Kaya, kayıp yakınları ile beraber çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı. Eylem de, 1981 yılında gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbeti soruldu.

    “EN AĞIR İŞKENCELERE MARUZ KALDI”

    Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak okudu.

    Ocak, “Nurettin Yedigöl, 70’li yıllarda üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrenciliği dönemi ve sonrasında sosyalist gençlik hareketinin içinde yer aldı. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul/ İdealtepe’de bir eve yapılan baskında gözaltına alındı. Dönemin ünlü işkence merkezi Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Tayyar Sever yönetimindeki 1.Şube’de Honduras’ta işkence eğitimi alan K Gurubu tarafından sorgulandı. İfade vermeyi reddettiği için Mete Altan’ın başında bulunduğu işkence timinin en ağır işkencelerine maruz kaldı. En son şubede sorgulanan diğer arkadaşları tarafından görüldüğünde kanlar içindeydi, konuşamıyordu, bilinci yerinde değildi. O günden sonra Nurettin’i gören olmadı” dedi.

     “ŞAHİDİZ, İŞKENCEDE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Baba İsmail Yedigöl’ün, tüm mercilere başvurarak oğlunu sorduğunu aktaran Ocak, “Kenan Evren’e kadar ulaştı. Ancak tüm başvurularına Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığı cevabı verildi. 10 kişi Nurettin’i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti. “Şahidiz, işkencede öldürüldü” diye ifade verdiler ancak savcılık “böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın” dedi. Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesi ve faillerin yargılanması ile ilgili yapılan başvurular sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürütüldü. Ancak soruşturmalarda zaman aşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi” diye konuştu.

    “YEDİGÖL’Ü KAYBEDENLER CEZASIZLIK ZIRHI İLE KORUNDU”

    Nurettin Yedigöl, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde, devletin himayesi altındayken kaybedildiğini söyleyen Ocak şöyle konuştu:

    “Bugüne kadar adli makamlarca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili bir yargı faaliyeti yürütülmedi. Nurettin Yedigöl’ü kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu. Gözaltında kaybedilişinin 38. Yılında Nurettin Yedigöl’ü kaybedenlerin ve onun akıbetini açığa çıkarma görevini yerine getirmeyenlerin işlediği bu insanlığa karşı suçun takipçileri olmakta ısrar edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Nurettin Yedigöl için, bütün kayıplarımız için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz. 34 haftadır bize kapatılan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “99 YAŞINDAKİ ANNEM HER GÜN NURETTİNİ SORUYOR”

    Basın açıklamasının ardından gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl söz aldı. “Annem 99 yaşında, her gün abimi sayıklıyor” diyen Yedigöl, “Nurettin ne zaman gelecek?’ diye bize soruyor. Kafasında hep abim var. Annem hakkını helal etmiyor. Öbür dünyaya inanıyorlarsa hesabı sorulsun diyor. Acılı ve üzgünüz. Bir daha kimse bizim gibi üzülmez. Adalet ve vicdan yerini bulsun” dedi.

    “AKIBETİNİ SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorguda Nurettin Yedigöl’ü gören tanıklardan Ümit Efe yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

    “38 yıl önce Nurettin, İstanbul’un  merkezinde Gayrettepe Emniyet Müdürlüğünde gözleri ve elleri bağlı bir biçimde işkenceye maruz bırakıldı. Bu işkence 4 gün acımazsızca sürdürüldü. Kendisi ile orada karşılaştık. 38 yıldır Nurettin’in Gayrettepe Emniyet Müdürlüğünde işkence edilerek katledildiğini, kaybedildiğini söyledik. Nurettin devrimci bir insan olduğu için acımaz bir şekilde katledildi. Ona yapılan işkenceleri onlarca insan gördü. İnsan aklının almadığı işkencelerdir. Tanıklığımızı her zaman anlatmaya Nurettin’i ve onlarca kaybedilen insanın akıbetini sormaya devam edeceğiz. Gerçeklerin üstü örtülemez. Galatasaray meydanından da asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “BİZİM BİTMEMİŞ YASIMIZ VAR”

    Son olarak gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren söz aldı. “Bizim sevdiklerimiz, kardeşlerimiz 12 Eylül’ün karanlık zindanlarında, işkence edilerek kaybedildi” diyen Eren, “12 Eylül darbecileri yargılanmadığı, hesap vermediği ve bizimle yüzleşmediği sürece bu dava kapanmayacaktır. Çünkü bizim bitmemiş yasımız var” dedi.

    12 Eylül zihniyetinin, yasakçı zihniyetin hala devam ettiğine vurgu yapan Eren, “Galatasaray meydanını bize kapatarak, sevdiklerimizle buluşma mekânımızı yasaklayarak, onları bize asla unutturamazsınız. Galatasaray meydanını öncelikle bize açın, yasakçı zihniyetinizden vazgeçin. Daha sonra sevdiklerimizle ilgili hukuki işletin. Faillerin bizimle yüzleşmesini sağlayın” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • İHD ve THİV 10 Aralık resepsiyonu düzenledi: Pes etmeyenlerin şarkısını söylüyoruz

    İHD ve THİV 10 Aralık resepsiyonu düzenledi: Pes etmeyenlerin şarkısını söylüyoruz

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi ve THİV, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70’inci yıl dönümü dolayısıyla resepsiyon düzenledi. Resepsiyona HDP milletvekilleri, HDK eş başkanları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70’inci yıl dönümü dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) resepsiyon düzenledi.

    Resepsiyona Hakların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Hakların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Başkanı Onur Hamzaoğlu, HDP Muş Milletvekili ve HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ile insan hakları savunucuları katıldı.

    MAHPUS İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI ANILDI

    Resepsiyonda konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, resepsiyonu Osman Kavala’nın işletmecisi olduğu Cezayir Restaurant’ta yaptıklarını hatırlatarak, Osman Kavala, İHD eski yöneticilerinden Hasan Ceylan ve İHD Malatya Şube Başkanı Gönül Öztürkoğlu’nu andı ve THİV Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı kürsiye davet etti.

    FİNCANCI: MÜCADELEMİZİ 70’Lİ YILLARDAN DEVRALDIK

    Fincancı konuşmasında, mücadelenin çeşitli zorluklar içerdiğini ama pes etmediklerini belirtti. Fincancı ayrıca, “Bugün zorluklarla birlikte mücadeleyi inadına güçlü kılmak gerekiyor” dedi. İHD’nin 1986’da, THİV’in 1990’da kurulduğunu hatırlatan Fincancı, İHD ve THİV’in mücadelesinin Cumartesi Anneleriyle, 70’li yıllarda gelişen mücadeleyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

    “BİATSIZ GÜNLERDE GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE”

    İHD Eş Başkanı Eren Keskin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yetersiz bulduklarını söyleyerek konuşmasına başladı. Keskin konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bize dayatılan, tüm dünyada ve özellikle Orta Doğu coğrafyasında kapitalist, emperyalist, faşist baskılara karşı, biat etmeden kendi sözümüzü söylemek üzere bir aradayız. Bize yasakladıkları her kelimeyi, her cümleyi kullanmaya devam ederek, buradayız. Biatsız günlerde bir arada olmak dileğiyle.”

    EFE: PES ETMİYORUZ DİYENLERİN ŞARKISINI SÖYLEYECEĞİZ

    THİV İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe ise, konuşmasında Fransa’daki sarı yelekliler protestolarına değindi. “Dünyanın birçok yerinde asla pes etmiyoruz diyen bir şarkı yükseliyor” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “En yakınımızdaki sevgili arkadaşlarımızın tutuklanacaklarını, öldürüleceklerini bilmemize rağmen o şarkının ritmini yüreğimizden, beynimizden ve vücudumuzdan hiç eksik etmedik. Asla pes etmeyeceğiz diyorum.  Evrensel Beyanname’nin, 70’inci yıl dönümünde.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Sultan Ahmet Meydan’ında, 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 32. yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    İnsan haklarına yönelik ihlallerinin devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “İnsan, Hakları ile İnsandır, Mücadeleye Devam” pankartı açıldı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, “Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur”, “İşkencesiz Bir Dünya Mümkün” dövizleri taşındı. “İnsan Hakları ile İnsandır” sloganı atıldı.

    “İNSAN HAKLARI HERKES İÇİN VARDIR”

    Basın açıklaması öncesi söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Herkes farklı ve herkes eşittir. İnsan hakları ayrımsız herkes için vardır. Kimse insan haklarından vazgeçemez. İnsan hakları devredilmez, bölünmez, evrensel haklar bütünlüğü ve özgürlüğüdür. Devletlerin, siyasal iktidarların toplumu bölerek belli kişilere yapılan ayrımcılığı ve tanınan hakların diğer kesimlerde esirgenmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

    “DÜŞÜNCESİ ÖZGÜR OLMAYAN İNSAN KENDİSİNİ GERÇEKLEŞTİREMEZ”

    En önemli sorununun insan hakları ihlali ve yaşam hakkı ihlallerinin olduğunu belirten Yoleri, “Bütün dünyada böyle ama Türkiye’de de bu böyle malesef. İhlal edilen bir diğer hak ise düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Çünkü düşüncesi özgür olmayan insan kendisini gerçekleştiremeyen insandır. Bu nedenle düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşam hakkı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube adına Avukat Leman Yurtsever yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU HALEN SÜRÜYOR”

    İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu. Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” diyen Yurtsever şöyle devam etti:

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder. 2013-2015 dönemi barış ve çözüm süreci başarılamadığı yani gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirilemediği için yeniden silahlı çatışma ve savaş ortamı yaşanmış ve bunun sonucunda resmi ideolojiyi savunanlar ile mevcut siyasi iktidar kendisini yaşatmak için daha otoriter bir rejime yönelmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklik referandumu ile Türkiye daha otoriter bir rejime yönelmiştir. Kaldı ki bu referandum OHAL ortamında gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden beri kesintisiz olarak sürdürülen OHAL koşullarında gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda Türkiye yeni rejimine geçmiştir. Bu seçimde manipülasyon yapıldığına dair bulgular ve manipülasyona zemin hazırlayan yasal alt yapı uzun süre tartışılacaktır. Bu rejim tek kişi yönetimine dayalı anti demokratik karakteri ağır basan bir rejimdir. Bu rejimi adlandırmak bu zamanın işi değildir. Ancak şunu belirtebiliriz ki rejimin karakterinin anti demokratik olduğu kesindir.”

    “KAPİTALİZM DEVLETLERİ OTORİTER YÖNELİMLERE SEVK ETMİŞTİR”

    Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır” diyen Yurtsever şunları kaydetti:

    ”Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha korumacı ekonomi politikaları ve daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta aciz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının araçsallaştığını göstermektedir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    İnsan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüklerini belirten Yurtsever, 32. yılda şu tavsiyelerde ve taleplerde bulundu:

    -Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    -Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    -İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    -Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi ve insan haklarından yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    -Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihi incelendiğinde Osmanlı Devletinden beri devam eden parlamenter demokratik sistemin inşası ve demokratikleşmesi mücadelesinin tek kişi yönetimi ile kesintiye uğraması oldukça büyük bir geriye gidiştir. Siyasi iktidarın resmi ideolojiyi bu şekilde var edemeyeceğini anlaması ve her gelişmiş ülke gibi sorunlarla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    -Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    -Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    -Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    -Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    -Siyasi iktidar yaklaşık 2 yıldır süren OHAL’i uzatmayarak kaldıracağını ilan etmiştir. Ancak Meclis’e sunulan yasa teklifi ile OHAL’in kalıcı hale geleceği endişesi bulunmaktadır. OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    “ÜLKEMİZDEKİ OTORİTER SİSTEM DEĞİŞMEDİ”

    Basın açıklaması okunduktan sonra söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şube Temsilcisi Ümit Efe ise, “Ülkemizde yaşanan otoriter sistem değişmedi. Demokratik hak ve özgürlükler adına insan hakları savunucularının umutlarını güçlendirecek bir gelişme yaşanmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı işkencesiz bir dünya için temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dünya için mücadele etmektedir” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEDİK VE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Efe’den sonra söz alan Avukat Eren Keskin de, “Bugün yeni bir süreç yaşıyoruz insan hakları mücadelesinde. Geleceğimiz, anılarımız, özlemlerimiz, taleplerimiz her şey ama her şey sadece bir kişinin dudağının ucunda yer almaktadır. Bu bizim için yeni bir süreç. Bizde bu yeni sürece karşı yeni mücadeleler geliştireceğiz. O nedenle insan hakları derneği hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmedi ve etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kanser ve epilepsi hastası Çelik serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Kanser ve epilepsi hastası Çelik serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA – Hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla yapılan F Oturumunda bu hafta 22 yıldır tutuklu ve kanser hastası olan Cengiz Sinan Halis Çelik’in serbest bırakılması talep edildi. 

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi hapishane Komisyonu’nun her hafta hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenledikleri F Oturumunun bu hafta 287’incisi düzenlendi. Galatasaray Meydanı’nda buluşan insan hakları savunucuları 1996 yılında Ağrı’da yaşanan bir çatışma sonucu tutuklanan ve 22 yıldır tutuklu bulunan Cengiz Sinan Halis Çelik’in serbest bırakılmasını talep ettiler.

    Geçtiğimiz günlerde Hakk’a yürüyen Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in (Güzel Ana) mücadelesi anlatıldı. Daha sonra konuşan Şahin’in mücadele arkadaşı İsmail Karagöz, 1996 yılından bu yana Şahin ile mücadele yürüttüklerini belirtti. Şahin’in onurlu bir insan olduğunu dile getiren Karagöz, “Faşizmin yüzüne tüküren bir insandı. Nerede zulüm ve hakaret varsa Güzel Ana orada onun karşısındaydı. Dik duran bir insandı. Dik duralım ve korkmayalım” dedi.

    “BAŞ EĞMEZ DİK DURUŞUN MÜTEVAZİ BİR TEMSİLCİSİYDİ”

    Güzel Şahin’in anılarıyla ilgili olarak konuşan Muharrem Kurşun, “Ben Güzel Anamıza öldü demiyorum. Çünkü öyle düşünmüyorum. Sadece fiziki olarak aramızdan ayrıldı. Ölümsüzleşti diyorum. Bunu hissederek söylüyorum. Güzel Anayı hapishanede ölüm orucunda bile yanımızda görüyorduk. Burada da yanımızda. Baş eğmez dik duruşun mütevazi bir temsilcisiydi.” dedi.

    OLUMSUZ BİR DURUMDAN YETKİLİLER SORUMLU”

    Karagöz’ün ardından konuşan Cengiz S. H. Çelik’in ablası Sevim Çelik, kardeşinin Silivri T Tipi Cezaevi’nde tutulduğunu belirterek, “Kardeşim, ölüm hücresi denilen bir hücrede tutuluyor. Hastalığından dolayı hiç uyuyamıyor” diye belirtti. Kardeşinin yaklaşık 7 aydır ilaçları verilmediği için hastalığının ilerlediğini dile getiren abla Çelik, “Geçen hafta Perşembe günü Adli Tıp’a götürülmüş. Doktor kardeşime ‘Hastalığın ilerlemiş ve kemiğe yetişmiş. Tam teşekküllü bir hastaneye gitmen lazım’ demiş. Ama bir türlü tedavi edilmiyor ve buna da anlam veremiyoruz. Kardeşim öldürülmek isteniyor. Olumsuz bir durumdan yetkililer sorumludur” diyerek kardeşinin bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

    “AÇIK GÖRÜŞ HAKKI ENGELLENİYOR”

    Basın metnini okuyan insan hakları savunucusu Ümit Efe, “12 Eylül karanlığını aratmayan hapishane koşullarında en temel insan hakkı olan yaşam hakkının keyfi uygulamalarla ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurguladı. Adalet Bakanlığı’nın görmezden gelme tavrı ile hak ihlallerinin sıradanlaştığını söyleyen Efe, tüm muhalif kesimlerin sindirme ve korkutma politikalarıyla yok edilmek istendiğini kaydetti. Sadece tutukluların değil tutuklu yakınlarının da çıplak arama, disiplin cezaları, yakalama kararlarıyla yakınlarının görüşlerine alınmadıklarını belirten Efe, “En temel hak olan açık görüş hakkı idari personel tarafından engelleniyor. Mahpusluk kişi ve yakınları için ciddi psikolojik rahatsızlıkların doğmasına, sürekli endişe haliyle içeride ve dışarıda yaşamanın adeta imkansız hale gelmesine sebep oluyor” dedi.

    “TÜRKİYE TÜM HALKA AÇIK HAPİSHANE”

    Türkiye sınırlarının tüm halka açık hapishane haline getirildiğini vurgulayan Efe, İHD olarak yaşatılan haksız ve hukuksuz uygulamaları teşhir etmeye devam edeceklerini belirtti. Efe, 1996 yılında Ağrı’da bir çatışmada yaralı olarak yakalanan Cengiz Sinan Halis Çelik’in her geçen gün kötüye giden sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

    “İLAÇ TEDAVİLERİM YAPILMIYOR”

    Cengiz S. H. Çelik’in İHD’ye gönderdiği mektupta hastalığıyla ilgili bilgiler verdiğini söyleyen Efe, Cengiz S. H. Çelik’in mektubunda şunları yazdığını belirtti: “Kanser hastasıyım, defalarca ameliyat oldum. İlaç tedavileri nedeniyle vücut direncim düşük, sindirim sistemimde problemler var, idrarımdan kan geliyor, üç aylık periyotlarla olmam gereken ameliyatlar ve gerekli ilaç tedavilerim yapılmıyor. Eczacılar Birliği’nden temin ettiğim ilaçlarım, herhangi bir onkoloji ve üroloji uzmanı görüşü olmamasına rağmen almama gerek olmadığı söylenerek verilmiyor. Üroloji doktoruyla görüştürülmüyorum, rastgele bir doktora götürülüyorum; Epilepsi hastalığım için de aynı durum söz konusu.”

    “2016 ARALIK’TAN BU YANA TECRİTTE TEK BAŞIMA KALIYORUM”

    Cengiz S. H. Çelik’in hapishanede adli bir tutuklu tarafından saldırıya uğrayarak 13 yerinden şişlendiğini belirten Efe, Cengiz S. H. Çelik’in arbede sırasında ayak bileğinin kırıldığını ve tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda bırakıldığını kaydetti. Cengiz S. H. Çelik’in ayak kemiğinin yerine kaynamadığı, kas erimesiyle birlikte ayak ve ayak bileğinde incelme başladığı bilgisini veren Efe,  Cengiz S. H. Çelik’in ayağının üstüne basıp yürüyemediğini, fizik tedavisinin bir türlü yapılmadığını, bu durumdan kısa bir süre sonra da Metris R Tipi’nden  Silivri’ye sevk edildiğini daha sonra da Metris R Tipi’ne götürüyoruz diyerek T Tipi’ne getirdiklerini kaydetti. Efe, Cengiz S. H. Çelik’in 2016’nın Aralık ayından bu yana tecrit bölümünde tek başına kaldığını kaydetti.

    “CAN GÜVENLİĞİM YOKTUR”

    Efe, Adli Tıp Kurumu’nun tek başına kalamaz raporuna rağmen 9 aydır yalnız kalan Cengiz S. H. Çelik’in özellikle epilepsi nöbetlerinde ağız salgısı nedeniyle boğulma, kalp krizi veya solunum sıkıntısı olacağı endişesiyle uyuyamadığını belirtti. Cengiz S. H. Çelik’in mektubunda “Zaten kanser bünyeme çökmüş buna bir de uyuşukluk ve stres eklenince dayanmak çok zor. Can güvenliğim yoktur” diye yazdığını söyleyen Efe, Cengiz S. H. Çelik’in F Tipi’ne gitmek istediğini, sağlık ve hapishane koşullarını kamuoyuyla paylaşmaya ihtiyaç duyduğunu belirttiğini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul İHD Temsilcisi Efe: 31 yıl önceki hakları talep eder durumdayız-VİDEO

    İstanbul İHD Temsilcisi Efe: 31 yıl önceki hakları talep eder durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Yaşanan hak ihlallerine karşı 12 Eylül darbesi sonrası kurulan İnsan Hakları Derneği 31. Yılına girdi. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Temsilcisi Ümit Efe, İHD 1980 askeri faşist döneminin saldırıları sonrası annelerin işkenceye karşı vermiş olduğu mücadele ile kurulduğunu ifade etti. Efe, 31 yıl önceki hakları talep eder duruma geldiklerini söyledi. 

    HABERİN VİDEOSU

    İHD’nin 31. Yıldönümüne ilişkin İHD İstanbul Temsilcisi Ümit Efe PİR Haber Ajansı’na konuştu.

    “31 YIL ÖNCEKİ HAKLARI TALEP EDER DURUMDAYIZ”

    Efe, İHD’nin, 31 yıldır aslında bu ülkede demokrasi, özgürlük ve daha iyi bir gelecek için mücadele edip yaşananlara tanıklık ettiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “Bugün 31 yıl önceki hakları talep eder durumdayız. Ve halen bu ülkede OHAL süreci yaşanmaktadır. 7 Haziran’ dan bu yana da sıkı yönetim, sokağa çıkma yasakları, kentlerin tahrip edilmesi, Kürt illerinde sokağa çıkma uygulamaları, onlarca evin yüzlerce insanın yok edildiği bir süreçten geçtik. Şimdi ise KHK ile aslında bu ülkede temel hak ve özgürlüklerin büyük bir kısmının askıya alındığını veya yok edildiğini biliyoruz. İşkenceler ise farklı görünümlere bürünerek daha aleni bir şekilde hızla devam etmektedir.”

    “ADETA İMHA VE İNKAR SÜRECİ YAŞANMAKTADIR”

    İnsan Hakları Savunucuları’nın göz altına alındığını, tutuklandığını belirten Efe, “Aydınlar, sanatçılar, savcılar, hakimler, kadınlar, her meslek grubundan insanlar ihraç edilmektedir. Adeta imha ve inkar gibi bir süreci yaşıyoruz” dedi.

    “BU ÜLKENİN TEMEL TEMİNATI MÜCADELEDİR”

    İHD İstanbul Şubesi Temsilcisi Ümit Efe son olarak şunları kaydetti:

    “İnsan haklarının temel normları olan düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ortadan kaldırılmış durumundadır. Biz mücadeleye devam edeceğiz. İnsan hakları savunucuları her zaman dikenli yollarda çıplak ayaklarla yürüdüler ve bunun için çok bedel ödediler. Bu ülkenin temel teminatı bu mücadeledir ve mücadelemize devam edeceğiz.”

    İsmet SEFER – İstanbul

     

     

  • İHD 31. yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı-VİDEO

    İHD 31. yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 31’inci yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “OHAL ve KHK rejimi bir karşı darbe rejimidir. Bundan derhal vazgeçilmelidir” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 31’inci yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı. Olağanüstü Hal (OHAL) ile yaşanan hak ihlallerine dikkat çekilen açıklamada, “Sıkı yönetimde kurulduk, OHAL’de devam ediyoruz” pankartı açıldı. “Kadın mahpuslar yalnız değildir”, “Tecrit öldürür mücadele yaşatır” ve “Susma suça ortak olma” dövizleri, öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ile açlık grevlerini sürdüren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın fotoğrafları taşındı.

     “ÇOK ZOR SÜREÇLERDEN GEÇİLEREK BUGÜNLERE GELİNDİ”

    Açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İHD’nin 1986 yılında 98 kişinin imzasıyla kurulduğunu söyledi. Kuruluş amaçlarının 12 Eylül 1980 darbesiyle işkenceye ve hak ihlallerine maruz kalan yurttaşların sesine ses olmak ve yaşanan hak ihlallerinin önüne geçmek olduğunu dile getiren Yoleri, çok zor süreçlerden geçerek bu günlere geldiğini belirtti.

    “SIKI YÖNETİM YERİNİ OHAL REJİMİNE BIRAKTI”

    1987 yılından itibaren bölgenin bazı kentlerinde yürürlükte olan sıkıyönetimin yerini OHAL rejimine bıraktığını ifade eden Yoleri, “İşte bu sebeple şubelerimiz 1988’den 30 Kasım 2002 tarihine kadar OHAL rejimi altında insan haklarının korunması ve geliştirilmesi mücadelesini verdi” dedi.

    31 yıl boyunca İHD’nin defalarca kez ifade özgürlüğü için kampanya yürüttüğünü ifade eden Yoleri, “İşkence ile mücadele etmek için Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) kuruluşuna öncülük etmiştir. Bugün TİHV işkencenin teşhis ve tedavisi konusunda dünya çapında bir otoritedir” ifadelerini kullandı.

    “İHD 30.YILINDA DARBE İLE KARŞILAŞTI”

    “İHD 30’uncu yılında Türkiye’de bir darbeyle karşılaşmıştır” diyen Yoleri, OHAL sürecinin bir karşı darbe sürecine döndüğünü belirtti. Kürt sorununun savaşla çözülemeyeceğini vurgulayan Yoleri, Türkiye halklarının barış ve demokrasi iradesini tanıması gerektiğini söyledi. Yoleri, “İHD’nin 31 yıl boyunca siyasal iktidarların demokrasi dışı ve insan haklarına her türlü eylemine karşı mücadele ettik. Mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “İHD 31 BOYUNCA HER TÜRLÜ BASKIYA KARŞI MÜCADELE ETMİŞTİR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri son olarak İHD’nin kuruluş amacına yönelik şunları ifade etti:

    “İHD, 31 yıl boyunca, siyasal iktidarların demokrasi dışı ve insan haklarına aykırı her türlü yönelimine ve baskısına karşı mücadele vermiştir. Bugün de bu mücadelenin azim ve kararlılığını sürdürmekteyiz.”

    “NE YAZIK Kİ BU ÜLKEDE İHD’Yİ KURMAK ZORUNDA KALDIK”

    İnsan Hakları Derneği’nin 31. Yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te yaptığı basın açıklamasında son olarak İstanbul İnsan Hakları Derneği Temsilcisi Ümit Efe konuştu. Efe, “Ne yazık ki biz bu ülkede İHD’yi kurmak zorunda kaldık. İHD’ye ihtiyaç kalmayacak günlerin gelmesi için 31 yıl boyunca onurlu mücadelemizi devam ettirdik. Bu onurlu yürüyüş, bembeyaz duruşundan hiçbir zaman vazgeçmedi” diye konuştu.

    “SESSİZLİK ÖLDÜRÜR MÜCADELE YAŞATIR”

    Bugün OHAL koşullarında eğitimciler, akademisyenler, polisler, savcılar, toplumun her kesiminden mağdur duruma düşürülen insanların yanından geldiklerini ifade eden Efe, “Sessizlik öldürür, mücadele yaşatır! Mücadele kararlılığımızı sizinle paylaşırken Çağlayan adliyesinde İHD savunucularının serbest bırakılmasını temenni ediyoruz” dedi.