PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, son bir hafta içerisinde muhalif kesimlere yönelik yapılan gözaltı operasyonlarını kınadı. Yazılı açıklama paylaşan TTB, “Demokratik ve sağlıklı bir toplum için temel hak ve özgürlükleri her koşulda savunacağız!” diye belirtti.
Siyaset ve hukuk camiasına yönelik gözaltı ve soruşturmalara bir tepki de TTB Merkez Konseyi’nden geldi. İktidar tarafından “hukukun araçsallaştırıldığı” vurgusunu yapan TTB, yazılı açıklama paylaştı.
“HUKUK DEVLETİ İÇİN TEHDİT”
TTB Merkez Konseyi açıklamasında, siyasi parti liderleri ve demokratik meslek kitle örgütü yöneticilerine dönük politikaları şu cümlelerle kınadı:
“Ülkemiz, siyasi iktidarın bilinçli ve ısrarlı politikaları doğrultusunda, bir yandan önlenebilir ölümlere her geçen gün yenilerinin eklenmesinin acısını ve öfkesini, diğer yandan temel hak ve özgürlüklerin adım adım sınırlanması tehlikesini yaşamaktadır.
Bolu Kartalkaya’da en az 78 yurttaşın yaşamını yitirmesinin acısıyla sarsıldığımız haftada; 20 Ocak 2025 günü Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın gözaltına alınmış ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma başlatılmış, 21 Ocak 2025 günü Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş’ın da aralarında olduğu 41 siyasetçi gözaltına alınmış ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ tutuklanmış, son olarak 23 Ocak 2025 günü İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Fırat Epözdemir gözaltına alınmıştır. Muhalif siyasi parti liderlerinin ve demokratik meslek kitle örgütü yöneticilerinin bu şekilde susturulmaya çalışılması kabul edilemez.
Düşünce ve ifade özgürlüğü, anayasal bir hak ve demokratik hukuk devletinin bir gereğidir. Toplumdaki her bir bireyin düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılması, hem temel ve hak özgürlükler hem de demokratik hukuk devleti için tehdit niteliğindedir. Söz konusu sınırlamanın hukukun araçsallaştırılması yoluyla ve doğrudan siyasi öznelere yönelik yapılması ise bu tehdidi daha da derinleştirmektedir.
Demokratik ve barışçıl bir ortam olmadan sağlık ve bilim üretiminin mümkün olamayacağını bir kez daha hatırlatıyor; temel hak ve özgürlükleri her koşulda savunmayı sürdüreceğimizi belirtiyoruz.”
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın usta sinemacı Yılmaz Güney hakkında sarf ettiği sözler yargıya taşındı. Güney Ailesi’nin avukatı Bişar Abdi Alınak, Yılmaz Güney hakkında “tam bir lümpen serseri” diyen Özdağ hakkında savcılıkta suç duyurusunda bulundu.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, geçtiğimiz hafta katıldığı bir Youtube yayınında Yılmaz Güney hakkında “tam bir lümpen serseri” ifadelerini kullandı.
Özdağ’ın bu sözleri tepkilere neden olurken, Güney Ailesi’nin avukatı Bişar Abdi Alınak, savcılıkta suç duyurusunda bulundu.
Alınak, “Toplumun önemli bir kesiminin sevgi ve saygısını kazanmış Yılmaz Güney’i küçük düşürme amacıyla hareket ettiği aşikardır” dedi.
Gazete Duvar’ın haberine göre, suç duyurusunda, Güney’in, Türkiye sinema tarihine senarist, oyuncu ve yönetmen olarak damga vuran bir sanatçı olduğu belirtilirken, Özdağ için, “Kişinin hatırasına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarını işlendiği şüpheye yer vermeyecek şekilde açıktır” denildi.
“BASİT BİR HAKARET SUÇU OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ”
Suç duyurusunda şöyle denildi:
“Yılmaz Güney Umut filmi ile sinema tarihinde gerçekçilik akımını başlatan, 1971 olaylarında mazlum halkların yanında saf tutan mücadele eden, halkların kardeşliği ve eşitlik için kendini ortaya koyan dünya sinemasında da saygınlık yaratan öncü bir kişilikti. Bu sebeple bazı karanlık odaklar Yılmaz Güney’in saygınlığına gölge düşürmek için beyhude bir çaba içine girmeyi görev addetmişlerdir.
Şüphelinin suça konu eylemi de bu yönüyle değerlendirilmeli. Zira suça konu eylemin cezalandırılması ve sonuçları basit bir hakaret suçu olarak değerlendirilmemeli. Burada Türkiye sinema tarihine damga vurmuş dünya markası bir sinema dehasının ve temsil ettiği değerlerin korunması da amaç edinmeli. Bu sebeple savcılık makamı soruşturmayı yaparken toplumsal değerleri ve müteveffanın kişilik haklarını da koruması gerektiği gerçeği ile hareket etmesi fevkalade önem arz etmekte.”
“ÖZDAĞ, HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK SUÇUNU İŞLEMİŞTİR”
Ümit Özdağ’ın halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlediğini vurgulayan Av. Alınak, suç duyurusu dilekçesinde şunları kaydetti:
“Şüphelinin toplumun önemli bir kesiminin sevgisini kazanan başkaca kişilere yönelik benzer eylemlerde de bulunduğu kamuoyunun malumudur.
Suç olduğunu bilmesine rağmen düşüncelerini aktarırken hakaret etmekten geri durmayan yasaları ve kanunları hiçe sayan şüpheli toplumun önemli bir kesimine duyduğu nefreti Müteveffa Yılmaz Güney üzerinden ortaya koyarak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlemiştir.
Yasa koyucu hakaret suçunun tespitinde toplumda hakim olan telakkileri, örf ve adetleri baz alınması gerektiğini belirtmiştir. Şüphelinin sarf ettiği sözlerin telakkilere, örf ve adetler yönünden de kabul edilemeyeceği açık ve nettir. Müteveffa Yılmaz Güney’i toplum önünde aşağılamayı, küçük düşürmeyi amaç edinen toplumsal duyarlılıkları hiçe sayan şüphelinin cezalandırılması benzer eylemlerin tekrarlanmaması yönünden de büyük önem arz etmekte.
Zira milletvekili sıfatı ile düşüncelerini yayma potansiyeli olan şüphelinin bu eylemi vesilesi ile başkaca kişiler yönünden de benzer suçların işleneceği ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Toplumun belli bir kesimini tahrik eden şüphelinin cezalandırılarak ıslah edilmesi toplumsal anlamda da büyük önem arz etmekte.”
Güney Ailesi’nin avukatı Bişar Abdi Alınak, Özdağ hakkında soruşturma başlatılarak fezleke hazırlanmasını, dokunulmazlığı kaldırılması durumunda da dava açılmasını talep etti.
PİRHA- Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın, Aydın Cemevi’ne yaptığı ziyaret sırasında ‘Cemevlerine ibadethane statüsü vermeyeceğiz’ şeklindeki sözlerine tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Biz inancımız gereği cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyoruz ve yasal statüye kavuşturulmasını istiyoruz. Bir siyasetçi bir inancı ya da bir inancın ibadet yerini tanımlayamaz” dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Aydın’da cemevine yaptığı ziyaret sırasında “Cemevlerine ibadethane statüsü vermeyeceğiz” demişti.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Basın yayın ve Marmara Bölgesi Sorumlusu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Ümit Özdağ’ın sözlerine Twitter sayfasından, “Faşistlere siyasi parti statüsü verilmemeli!” paylaşımı yaparak ilk tepkiyi göstermişti.
Deniz, yaptığı paylaşımın ardından konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“BİZİM İBADET YERİMİZİ KİMSE BELİRLEYEMEZ”
Ümit Özdağ’ın Aydın Cemevi’ni ziyaret ederek orada Aleviliğe yönelik eşit yurttaşlık ve ibadethane konularında konuştuğunu hatırlatan Deniz, şunları dile getirdi:
“Dışardan çok masumane gibi gözükse bile aslında Tekke ve Zaviyeler Kanunu bahane edilerek bugüne kadar bu kanun Alevilerin aleyhine kullanıldı. Yaklaşık 1000 yıldır Aleviler için ekilen nifak tohumlarının bir sonucu olarak bu kanun çıkarıldı. Özellikle Ümit Özdağ’ın bunu dile getirmesi bilinç altının getirdiği bir durumdur. Bu ülkede, bu topraklarda yüzyıllardır Alevilere yönetim, eşit yurttaşlık ve inançlarının var sayılması gibi durumlar çok görüldü. Bu zihniyeti bugün Ümit Özdağ devam ettiriyor. Bizim ibadet yerimizi kimse belirleyemez, bir toplumun ibadet yerini ancak o toplumun kendisi belirler. Yasalar çerçevesinde şu an cemevlerimiz ibadethane statüsü almasa bile meşru olarak biz ibadetlerimizi burada yerine getiriyoruz.”
İbadethanelerin yasal statüye kavuşturulmasının önemine değinen Deniz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) vermiş olduğu kararları hatırlattı.
Devletin, AİHM’in verdiği kararlara uyması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Bu kararları uygulamayan iktidarın zihniyetini Ümit Özdağ burada resmi olarak da dile getirmiştir. Yüzyıllardır inkâr ve imha politikası yürüten bu zihniyet eğer cemevlerini yasal olarak ibadethane sayarsa Aleviliğin var olduğunu kabul etmiş olacaktır. Aleviliği görmek, Aleviliği diğer inançlar gibi sahiplenmek ya da saygı duymak zorunda kalacaklar. Osmanlı tarihinde de Cumhuriyet tarihinde de bu egemen zihniyet, özellikle kendi tabanını kemikleştirmek adına Alevileri ve Aleviliği nifak tohumu olarak gördü. İktidarlar bunun üzerinden pirim elde eden politikalar üreterek ayakta kalmışlardır ve bugüne gelmişlerdir. AKP iktidarı, 8 yıldır AİHM kararları olmasına rağmen bu konuda direniyor” şeklinde konuştu.
Ümit Özdağ’ın gelecekte siyasal iktidarda kendine alan açmak adına bu tür söylemlerde bulunduğunu aktaran Deniz, sözlerine şöyle devam etti:
“Bir siyasetçi kalkıpta bir inancı ya da bir inancın ibadet yerini tanımlayamaz. Haddi değildir, buna izin vermeyiz. Bu bağlamda bizim de bir seçmen olarak, bu ülkenin vatandaşları olarak taleplerimiz var. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakan bir inançtır. Irkçılık yapanların da, faşistlik yapanların da burada siyasal parti statüsü almaması gerekiyor. Bizim düşüncemiz bu. Buradan bu mesajın bir ironi olarak kendisine iletilmesini istiyoruz. Biz inancımız gereği cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyoruz ve yasal statüye kavuşturulmasını istiyoruz. Bugüne kadar pozitif ayrımcılık gibi bir talebimiz de olmadı, olmayacakta. Eşit yurttaşlık hakkı çerçevesi kapsamında Alevilik tanınmalı.”
“ALEVİLERİ YOK SAYMAYAN HERKESE KAPIMIZ AÇIKTIR”
‘Aleviler vardır, Alevilik haktır’ diyen Aydın Deniz son olarak, “Herkes bunu bilsin. Öbür türlü cemevlerini ziyaret ederek seçim, oy kaygısıyla hareket edenleri her zaman sorgularız. Gereken tepkilerimizi de ortaya koyarız. Özellikle ve özellikle kendi zihniyetini bize dayatma içerisinde olan siyasal kesim de dahil hiç kimseyi biz mihman olarak saymayız. Bu bağlamda bu ülkede gerçekten eşitlikten, adaletten, özgürlükten yana olan Alevileri yok saymayan kimler var ise bizim için mihmandır, kapımız onlara her zaman açıktır” dedi.
PİRHA- HDP Milletvekili Alican Önlü, Dersim’e Seyit Rıza’nın heykelini yıkıp Diyap Ağa’nın heykelini dikeceğini söyleyen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’a sert tepki gösterdi. Önlü, “Birazcık cesareti varsa Ümit Özdağ gelsin o açıklamayı Seyid Rıza meydanında yapsın” dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Dersim’e Seyit Rıza’nın heykelini yıkıp Diyap Ağa’nın heykelini dikeceğini söylemesi tepkilere yol açtı.
Özdağ’ın bu açıklamasına karşı bir basın açıklaması yapan HDP Milletvekili Alican Önlü, “Birazcık cesareti varsa Ümit Özdağ gelsin o açıklamayı Seyid Rıza meydanında yapsın” dedi.
“AKP-MHP Faşist Saray Rejiminin kripto maşası ırkçı şovenist kafatasçı Ümit Özdağ twitter’dan yaptığı açıklamada Dersim’de Seyid Rıza heykelini sökeceğini söylemiş. Seyid Rıza’nın hile ve yalanlara rağmen baş eğmeyen duruşu aradan geçen 85 yıla rağmen hala Abdullah Alpdoğan’ın mirasçısı faşistleri kudurtmaya devam ediyor.
Seyid Rıza, Dersim halkının inandığı, uğruna her türlü bedelleri ödediği tüm değerlerin ve tarihi direnişin en önemli sembollerinden biridir. Seyid Rıza ne bir heykelden ibarettir ne de böyle dönemsel ucuz siyaset polemiklerinin öznesi durumundadır. Dersim halkı Seyid Rıza’yı, yoldaşlarını ve onun şahsında sembolleşen tarihi direnişi yürekten sahiplenmektedir. Değil Ümit Özdağ bu ülkede ki tüm faşistler bir araya gelse Seyid Rıza’yı ve Dersim hakikatini, Dersim halkının yüreğinden söküp atamaz.
“SEYİD RIZA HEYKELİ, DERSİM TERTELESİ’YLE YÜZLEŞME ÇAĞRISIDIR”
Size dert olanın heykel olmadığını çok iyi biliyoruz. Seyid Rıza heykeli Dersim halkının Dersim 38 Tertelesiyle yüzleşme çağrısıdır. Dersim Katliamı’yla yüzleşemeyenlerin Dersim halkına vereceği hiçbir şey olamaz. Bu işler öyle sosyal medya hesaplarından ucuz açıklama yapmaya benzemez, birazcık cesareti varsa Ümit Özdağ gelsin o açıklamayı Seyid Rıza meydanında yapsın. Dersim halkı ihanetçiyi de işbirlikçiyi de faşisti de çok iyi tanır.
Asıl bizler söz veriyoruz. Halkların bir arada yaşama umudunu kırmaya çalışan, tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu bu faşist zihniyeti ortadan kaldırıp yerine halkların ortak yönetimini kuracağız.
Seyid Rıza ve onun mücadele mirasına karşı devreye konulan her türlü saldırıya karşı, bizler de Seyid Rıza ve arkadaşlarının direnişini ve mirasını sahiplenerek faşistlere dert olmaya devam edeceğiz.”
PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.
Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.
Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.
“SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”
Akdeniz şöyle konuştu:
“Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.
Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.
Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”
“BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.
“MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”
Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:
“1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.
2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.
3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.
4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.
5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.
6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.
7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.
9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.
10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.
Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”
PİRHA- 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu ile KESK Yürütme Kurulu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın katliamlara dair açıklamalarının ardından basın toplantısı yaptı. Toplantıda, “Bu açıklamalar demokratik bir ülkede olsa yer yerinden oynar, sorumlular gereğini yapmazsa Meclis ve yargı devreye girer, dava dosyası baştan ele alınır, sorumlular açığa çıkarılırdı” denildi.
10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, 103 yurttaşın yaşamını yitirdiği canlı bomba saldırısına ilişkin davada gelinen güncel aşama ve gelişmelere dair basın toplantısı yaptı. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Merkezinde yapılan basın toplantısına KESK Eş Genel Başkanları da katıldı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olan 10 Ekim Gar Katliamı davası geçen yedi yıl içinde hala aydınlatılmadı. Asıl sorumluların yargılanması yönünde talepler sürerken Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın da katliamlara ilişkin yorumları tartışmaları büyüttü.
“KİM NE BİLİYORSA KAMUOYU İLE PAYLAŞMALI”
KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada “7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan katliamlar aydınlatılmadan 10 Ekim katliamının gerçek failleri açığa çıkmayacaktır” ifadelerini kullandı.
Şükran Kablan Yeşil, politikacılar tarafından günümüzde 10 Ekim Katliamının yeniden tartışılmasına işaret ederek şu açıklamayı yaptı:
“Yeni bir seçim sathına girmeyle bağlantılı olarak bugünlerde 10 Ekim katliamının yeniden tartışılıyor olması bile gerçek sorumluların açığa çıkarılması için yeterli bir gerekçedir. AKP’nin kaybedeceğini anladığı iktidarını karanlık ve kirli bir takım girişimlerle yeniden elde etmeye çalışacağına dair kimi iddia, kaygı ya da bilgilerin parça parça ve yetersiz de olsa yine bir seçim öncesinde ortaya atılıyor olması da 10 Ekim katliamına dair kuşkuların haklılığını göstermektedir.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı’nın istihbaratçı diye açıkladığı, kendisinin de ‘… Yurt içinde ve yurt dışında bazı operasyonlar yönettiğim doğrudur’ diye bir nevi onayladığı Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın açıklamaları siyasi hesaplaşmalara kurban edilmeden derhal açıklığa kavuşturulmadır. Özdağ; 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki dönem gibi ‘şiddet dalgasının planlandığı’ bilgisini paylaşmış, dönemin Başbakanına o dönem yaşananları ‘korkmadan’ açıklama çağrısı yapmıştır. Bu açıklamalar demokratik bir ülkede olsa yer yerinden oynar, sorumlular gereğini yapmazsa Meclis ve yargı devreye girer, dava dosyası baştan ele alınır, sorumlular açığa çıkarılırdı. Ancak şu ana kadar iktidarın ve yargının üç maymunları oynaması davanın neden hızla kapatılmak istendiğini de anlaşılır kılmaktadır.
Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu da daha önce benzer açıklamalarda bulunmuş, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin aileleri ve mitingi düzenleyen kurumlar olarak bizler Davutoğlu’na bildiklerini açıklaması çağrısında bulunmuştuk. Ne yazık ki, aradan geçen zaman içerisinde ne kendisi tarafından bir açıklama yapılmış ne de yargı kendisinden bir talepte bulunmuştur!
Tüm bu süreç boyunca davacı ailelere, kurumlara destek olmayan, maddi gerçeğin açıklanması için hiçbir çaba harcamayan, adalet mücadelesinin tarafı olmak gibi bir tutum sergilemeyenlerin 2015 Haziran ve Kasım seçimleri arasındaki dönemden söz etmesi ve bu döneme dair siyasal iktidara işaret etmesinin siyasi ikbal nedeniyle olduğunu bilmekteyiz.
Hakeza dönemin siyasi aktörlerinden ve bu dönemi siyasal hesaplarına malzeme yapmak isteyenlerden bir beklentimiz olmadığını da bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isteriz.
Ancak söz konusu açıklamalar ve açıklamayı yapanların geçmişteki pozisyonları, sahip oldukları gizli bilgiler göz önüne alındığında 2015 yılı Haziran ve Kasım seçimleri arasında yaşananlar aydınlatılmadığı sürece ülkeyi daha da karanlık günlerin beklediği gerçeğinin altını çizmek istiyoruz.
Söz konusu dönemde gerçekleştirilen tüm katliamların, acıların, hayatlarımızda yaratılan geri dönüşü olmayan yıkımların hesabının sorulması, barış, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır.
2015 Türkiye’sinde yaşananların aydınlatılması, tüm sorumlularının yargılanması gerektiği bizler, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin aileleri, davanın avukatları tarafında 7 yıldır ifade edilmekte ve kesintisiz bir hukuk mücadelesi sürdürülmektedir.
Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını araştıranların, ‘Kokteyl örgüt’ diyerek davayı sulandıranların, yol kontrollerini kaldırarak katillere adeta koridor açanların, saldırı olacağı istihbaratını tertip komitesinden gizleyenlerin, patlamaların ardından birçok kişinin yaşamını yitirmesine neden olan gaz sıkma emri verenlerin, ambulansların geç gelmesinin sorumlusu olanların, güvenlik tedbiri almayanların, dava dosyasına gerekli bilgi ve delilleri göndermeyenlerin katliamdaki rolü ortaya çıkarılmadıkça, asıl failler yargılanmadıkça 10 Ekim dosyası kapanmayacaktır.
KESK olarak çağrıda bulunuyoruz; 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşananlara dair kim ne biliyorsa siyasi hesaplara kurban edilmeden kamuoyu ile paylaşmalı, ellerindeki bilgi, belge ve deliller devam eden 10 Ekim davası için yargıya teslim edilmelidir.
Bu vesileyle basını ve kamuoyunu 10 Ekim davasındaki gelişmeleri ya da gerçek sorumluların açığa çıkarılmasını engelleyen tutumları takip etmeye çağırıyoruz.
Emeğin ve bir arada yaşama iradesinin egemen olduğu bir ülke ve gelecek için bedeli ne olursa olsun emek, demokrasi ve barış mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.”
“BUYURSUN DURUŞMAYA GELSİNLER”
Avukat İlke Işık ise toplumun, 2015 Haziran seçimlerindeki gibi tehdit edildiğini söyleyerek şu yorumda bulundu:
“Gelen belgeler çok somut bir şeyi ifade ediyor. O güne ilişkin gerçekten ne olduğunu yargı bulmazsa evet yeni katliamlar ile bu ülkeyi tehdit edecek ortam yaratabilirler. Normal bir ülkede Ümit Özdağ’ın söyledikleri üzerine yargı harekete geçerdi. ‘Davutoğlu, Soylu, bu işin içinde’ dedi ancak yargı mekanizması harekete geçmedi. Siyasal tuzakların farkındayız. Bir şey bildiklerini ima edenler buyursunlar mahkemeye gelsinler. Temmuz ayında devam edecek duruşmaya buyursun gelsinler.”
“KATİLLERİN NEDEN HESAP VERMEDİKLERİNİ BİLMEK İSTİYORUZ”
Toplantıda söz alan 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci de katliamın 80. ayında olduklarını vurgulayarak “1 Kasım 2015’te ellerimiz titreyerek sandığa gittik. Kullandığımız o oyların karşılığını biliyorduk. 10 Ekim, Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olarak adlandırılıyor. Yaralanan insanlar olarak bu süreci ilmek ilmek örerek adalet talebimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bildiğimiz şu ki bu katliamı unutturamayacaklar. Susarak, katillerle işbirliği yaparak suçlu olduklarını, bu yüzden Davutoğlu’nun daha önceden söyledikleri üzerine savcıları işbaşına çağırmıştık. Ve bugün yine bir seçim arifesinde benzer sözler kullanılması yeniden yüreğimizi yaralıyor. İtirazımız var. Bu devletin bize adalet borcu var. Bu yüzden sadece 2 kişinin değil, gerçek katillerin neden hesap vermediklerini bilmek istiyoruz. Gerçek adalet mekanizmasının işlemesini talep ediyoruz. Bu katliamı unutturmamaya dair sözümüzü sürdürüyoruz. Susarak katilleri saklayan insanların da bir gün hesap vermesini diliyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA-Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ümit Özdağ’ın, Ermeni halkını hedef alan paylaşımları sebebiyle suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.
HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın 27 Nisan 2021’de Twitter üzerinden yaptığı tehdit ve hakaret içerikli paylaşımları sebebiyle suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.
“NEFRET SÖYLEMİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR”
Milletvekili Garo Paylan, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, ülkede bir nefret ikliminin hakim olduğunu belirterek “Irkçı siyasetçilerin çeşitli toplumsal kesimleri hedef alan nefret söylemleri maalesef sıradanlaşmıştır” dedi. Paylan, “Azınlık gruplara yönelik şiddet çağrıları nefret suçlarına yol açar” ifadesini kullanarak şu açıklamayı yaptı:
“Ayrımcılık ve nefret içeren söylemler cezasız kalmamalıdır. Nefret suçlarındaki cezasızlık kültürü; etnik, dini ve cinsel azınlıklara karşı nefret suçlarını artırmaktadır. İktidarın, kendinden farklı düşünene ve farklı varoluşlara gösterdiği düşmanca tutum ise bu suçları teşvik etmekte, etkin bir şekilde soruşturulmasının önüne geçmektedir.
Ermeni halkına ve tüm azınlıklara yönelik bu tür söylemler ne yazık ki ilk değildir.
Nefretin söylem gücünün, toplumda infial yaratacak sonuçlara yol açtığı ve azınlık toplumlarına mensup kişilerin can güvenliğini tehdit ettiği ortadadır. Ümit Özdağ gibilerin kullandığı kışkırtıcı söylemlerin yakın tarihimizde yol açtığı çok sayıda; nefret saldırısı, halklara yönelik pogromlar, kıyımlar, yerinden etmeler ve kırımlar vardır.”
“NEFRET SÖYLEMLERİ, NEFRET SUÇLARINA YOL AÇAR”
“İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, Twitter paylaşımında, şahsıma ve Ermeni halkına karşı nefret söyleminde bulunmuş ve açıkça ölümle tehdit etmiştir. Böyle bir nefret suçu çağrısına sessiz kalınmamalıdır. Bu nefret söyleminin cezasız kalması, daha öncekiler gibi nefret suçlarına yol açacaktır.
Almanya’da bir milletvekilinin, Yahudi bir milletvekilini, ‘Sen de bir Hitler deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın’ diye tweet atıp tehdit etmesi düşünülemez.
Bu durumun ülkemiz için de kabul edilemez olması gerekir.”
PİRHA-Milletvekili Ümit Özdağ, HDP’li Garo Paylan’ı Ermeni Katliamı’nın yıldönümünde “Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın” sözleriyle tehdit etti.
Bağımsız Milletvekili Ümit Özdağ, Ermeni Katliamı’nın yıldönümünde mesaj paylaşan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ı hedef gösterdi.
Milletvekili Garo Paylan, 24 Nisan’da “106 yıl sonra, soykırımın mimarı Talat Paşa isimli caddelerde yürüyoruz. Talat Paşa isimli okullarda çocuklarımızı okutuyoruz. Almanya’da bugün Hitler isimli caddeler olsaydı, Hitler isimli okullarda çocuklar okusaydı nasıl bir Almanya olacaksa, öyle bir Türkiye’de yaşıyoruz” tweetini atmıştı.
Ümit Özdağ ise “Terbiyesiz tahrikçi adam. Çok memnun değilsen çek git cehennemin dibine” diyerek Garo Paylan’ı “Talat Paşa vatansever Ermenileri değil senin gibi arkadan vuranları sürdü. Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın” tweeti ile tehditte bulundu.