Etiket: ümraniye katliamı davası

  • Ümraniye Katliamı davasında mütalaa: Savcı beraat talep etti

    Ümraniye Katliamı davasında mütalaa: Savcı beraat talep etti

    PİRHA- Ümraniye’de 23 kişinin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin devam eden davada mütalaa veren savcı, sanıkların beraatlerine karar verilmesini talep etti.

    Ümraniye’de 12-15 Mart 1995 tarihlerinde 23 kişinin yaşamını yitirdiği, 408 kişinin de yaralandığı katliama ilişkin 200’ün üzerinde polis hakkında açılan davanın duruşması Kartal’da bulunan Anadolu 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada müdahil avukatlar Gülizar Tuncer ile Faruk Nafiz Ertekin hazır bulundu.

    SAVCIDAN BERAAT TALEPLİ MÜTALAA

    Duruşmada ilk olarak mütalaasını mahkemeye sunan savcı, yaşamını yitiren sanıklar hakkında davanın düşürülmesini, geri kalanlar hakkındaysa beraat kararı verilmesini talep etti.

    Ardından söz alan avukat Faruk Nafiz Ertekin ise, daha önce tevsi tahkikat talepleri olduğunu ve mahkeme tarafından kabul edilmediğini hatırlattı. Ertekin, yeniden kovuşturmanın genişletilmesi talebinde bulunacaklarını söyledi.

    DELİLLER KARARTILDI

    Avukat Gülizar Tuncer de, soruşturmanın hazırlık sürecinin esas olarak polisler tarafından yapıldığını söyleyerek, delillerin karartıldığını ve yok edildiğini belirtti. Bunun sadece bu dosyaya özgü olmadığına dikkat çeken Tuncer, devlet güçlerinin yargılandığı davaların tümünün ya beraatle sonuçlandığını ya da zaman aşımına uğradığını söyledi.

    Ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, avukatların savunma yapmaları için duruşmayı 18 Aralık’a erteledi.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul’da Alevi yurttaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi’ndeki 4 kahvehane ve 1 pastane, 12 Mart 1995’te pazar günü akşam saatlerinde aynı anda kimliği belirsiz kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı. Cenazelerin teslim edilmemesini protesto edenlere polisin yeniden müdahale etmesi üzerine başlayan olaylarda 17 kişi yaşamını yitirdi ve yüzlerce kişi yaralandı. Ümraniye’ye bağlı 1 Mayıs Mahallesi’ne uzanan protestolarda 5 kişi daha hayatını kaybetti. Yaklaşık bir hafta süren olaylarda toplam 23 kişi hayatını kaybetti. Katliam davası 2018 yılında Yargıtay tarafından bozulmasının ardından yeniden görülmeye başlandı. Dava, eğer sonuçlanmazsa 2025 yılında zamanaşımı riski ile karşı karşıya kalacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ümraniye Katliamı davası 20 Mart’ta; İHD’den duruşmaya katılım çağrısı

    Ümraniye Katliamı davası 20 Mart’ta; İHD’den duruşmaya katılım çağrısı

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi, 12 Mart Askeri Darbesi ile Gazi ve Ümraniye katliamlarının yıldönümleri dolayısıyla yaptığı açıklamada, 20 Mart’ta görülecek Ümraniye Katliamı davasının duruşmasına katılım çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 12 Mart 1971 Askeri Darbesi ile 12-15 Mart 1995 tarihinde gerçekleşen ve 23 kişinin yaşamını yitirdiği, 408 kişinin yaralandığı Gazi ve Ümraniye katliamlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. 12 Mart 1971’de ilan edilen sıkıyönetimin ardından demokrasinin, sivil siyasetin, insan haklarının ve hukukun alaşağı edildiği belirtilen açıklamada, devrimci önderler Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972’de, Mahir Çayan ve arkadaşlarının 30 Mart 1972’de, İbrahim Kaypakkaya’nın ise 18 Mayıs 1973’te katledildiği hatırlatıldı.

    İHD İstanbul Şubesi açıklamada, şu ifadelere yer verdi:

    “Darbelerin ve darbecilik mantığının siyasette ve yönetenlerde gördüğü kabul ve toplumun yeterli tepkiyi verememesi 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 15 ve 20 Temmuz’u ve devamını getirdi. Yönetenler sıkıştıkları her noktada darbelere sığınarak kendilerini koruma altına aldılar, demokrasiyi, insan haklarını, hukuku hiçe saydılar. 12 Mart Darbesi’nin üzerinden tam 52 yıl geçti. Halen hiçbir sorumlu hesap vermedi. Bu nedenle bir yıl dönümünde daha sivilleşme, özgürlük, demokrasi ve adalet isteyen herkesi 12 Mart ve devamındaki darbelerin sorumlularından hesap sormaya çağırıyoruz.

    12-15 Mart 1995’te gerçekleşen ve 23 kişinin yaşamını yitirdiği, 408 kişinin yaralandığı Gazi ve Ümraniye katliamlarının üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen sorumlular hâlâ açığa çıkarılmadı. 2018 yılında Yargıtay tarafından bozulan ve 23 yıl sonra yeniden görülmeye başlanan Ümraniye Katliamı davasında da tablo değişmedi. Katliamlardan sorumlu dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakan Tansu Çiller, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Veli Küçük, Osman Gürbüz ve Mahmut Yıldırım’ın yargılanması gerekiyor. Gazi ve Ümraniye katliamları insanlığa karşı suçtur, zamanaşımı söz konusu edilemez. Bu nedenle, Ümraniye Katliamı Davası’nın 20 Mart 2023 günü Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmasını izlemeye ve ailelerin adalet talebine ses vermeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    PİRHA-15 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ndeki saldırılar Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto edilirken polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı. Dava dosyası kapsamında 220 polis yargılanıyor. Av. Gülizar Tuncer, “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir” dedi. 

    Bundan 26 yıl önce, 12 Mart 1995 günü ve sonraki günlerde yaşanan saldırılar sonrasında Gazi mahallesinde toplam 17 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Gazi mahallesinde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto etmek amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kitleye açılan ateş sonucu ise 5 kişi yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştı.

    Ümraniye Katliamı davasına ilişkin PİRHA’ya konuşan davanın avukatlarından Gülizar Tuncer, “Son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli” çağrısında bulundu.

    “AHİM, TÜRKİYE’NİN MAHKUMİYETİNE KARAR VERDİ”

    Av. Gülizar Tuncer, Ümraniye davası sürecini şöyle anlattı:

    “Gazi Katliamı’yla ilgili olarak polisler hakkında açılan davanın yıllar sonra erteleme, sonra beraat kararıyla sona erdirildiğini yani cezasızlıkla sonuçlandırıldığını biliyoruz. Ümraniye Katliamı’yla ilgili olarak ise başlangıçta Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiş, bu karara karşı ağır ceza mahkemesine yaptığımız itiraz da reddedilmişti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)’ne yaptığımız başvurular sonucu AİHM’in hem Gazi hem Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin adına yapılan başvuruda sözleşmenin 2. maddesi gereği yaşama hakkı ihlali ve 13. maddesi gereği iç hukuk yollarının etkili olmadığı ve 6. maddesi gereği adil yargılama hakkının ihlal edildiği
    gerekçeleriyle Türkiye’nin mahkumiyetine karar verdi.

    Ümraniye Savcılığı 10 yıl boyunca bu dosyaları beklettikten sonra, 220 polis memuru hakkında davayı açtı ve açılan dava 2015 yılında yine zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. Dava zaman aşımı nedeniyle düşürülürken iddianamenin kabulü tarihi esas alınarak düşürülmüştü. Oysa şu anki yasal mevzuat gereği iddianamenin kabulü değil iddianamenin hazırlandığı tarihte zaman aşımı süresi kesileceği için Yargıtay’ca bozulan kararın ardından yeniden yargılamaya başlandı.”

    “GÖSTERMELİK DAVALAR VE YARGILAMALAR SONRASINDA CEZASIZLIK POLİTİKASI İŞLETİLECEKTİR”

    Tuncer, yargılamanın bundan sonraki sürecine dair ise şunları söyledi:

    “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir. Ümraniye davasında da diğer davalarda olduğu gibi yaşanan katliam “insanlığa karşı suç” olarak kabul edilmediği için, yaralamalar açısından zaten zamanaşımı süresi işletilmiş olacak ve ‘adam öldürme’ suçu açısından da Yargıtay aşamasıyla beraber zamanaşımına girecektir.

    Şu anda usulen yapılan bir yargılama söz konusu ve sanık konumundaki yüzlerce polis memuruna ulaşmak mümkün olmadığı gibi, zaten duruşmada dahi dinlenmeyen polisler talimatla alınan ifadelerinde olay yerinde olmadıklarını veya yaşananları görmediklerini söylemektedirler.”

    “İNSANLAR ÜZERİNDE BASKI VE TERÖR UYGULUYORLAR”

    “23 yıl boyunca üstü örtülmeye çalışılan Ümraniye katliamıyla ilgili olarak sahte belgeler, sahte tutanaklar hazırlanarak deliller karartılmış, yok edilmiş ve ateşli silahlarla gerçekleşen ölüm ve yaralanmalara ilişkin balistik incelemeler dahi yapılmamıştır” şeklinde konuşan Tuncer, şunları kaydetti:

    “Polis kurşunuyla öldürülen ve yaralanan insanların vücutlarından alınan mermi çekirdekleri doktorlar tarafından emniyete, yani suçun faili konumundaki insanlara teslim edilmiş. Üstelik olayla ilgili soruşturmayı savcılık makamları değil, polisler yürüttüğü için bunlar yalnızca delilleri karartıp yok etmekle yetinmiyorlar, insanlar üzerinde baskı ve terör uyguluyorlar ve mağdurların bir kısmı can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor.

    Dolayısıyla böyle bir yargı işleyişinden bir sonuca ulaşmak mümkün olmadığı gibi o gün olay yerinde bulundukları için haklarında dava açılan polisler dışında, esas olarak katliamın siyasi, askeri ve güvenlik bürokrasisi içindeki sorumluları hakkında dava açılmadığı için de yargılamadan bir sonuç elde etmek mümkün değil.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI, BİR DEVLET GELENEĞİ OLARAK VARLIĞINI SÜRDÜRECEKTİR”

    Daha önce Gazi ve Ümraniye katliamlarıyla ilgili olarak o dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Vali Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ifade eden Tuncer, “Ancak böylelikle devletin sorumluluğuna varılacağı için dava açılmadı, açılamazdı da. Çünkü bu katliamlar nasıl bir devlet geleneğiyse cezasızlık politikası da bir devlet geleneği olarak varlığını sürdürecektir” dedi.

    “MEHMET AĞAR, ALEVİLERE, KÜRTLERE YÖNELİK KİRLİ SAVAŞ POLİTİKALARININ SORUMLULARINDANDI”

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda, Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesinin ayrıca önem taşıdığına da değinen Tuncer, şöyle devam etti:

    “Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi Katliamı’nın gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı. Dolayısıyla son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli diye düşünüyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Av. Gülizar Tuncer: 23 yıldır Ümraniye Katliamı’nın üstü örtülmeye çalışıldı-VİDEO

    Av. Gülizar Tuncer: 23 yıldır Ümraniye Katliamı’nın üstü örtülmeye çalışıldı-VİDEO

    PİRHA- 23 yıl sonra görülmeye başlayan Ümraniye Katliamı davasına ilişkin PİRHA’ya bilgi veren davanın avukatlarından Gülizar Tuncer, “Aslında davayla ilgili çok fazla bir şey yok. Bütün bu süreçte 23 yıl boyunca aslında Ümraniye Katliamı’nın üstü örtülmeye çalışıldı “diye konuştu.  

    15 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ndeki saldırılar Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi’nde (1 Mayıs Mahallesi) protesto edilirken güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı. dava dosyası kapsamında 220 polis memuru yargılanıyor.

    23 yıl sonra görülmeye başlayan Ümraniye Katliamı davasına ilişkin, davanın avukatlarından Gülizar Tuncer Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI İŞLETİLDİ”

    23 yıl sonra Ümraniye Katliamı dosyasının yeniden görülmeye başlandığını dile getiren Tuncer, “13 Mart ve 15 Mart 1995’te Gazi ve Ümraniye katliamları yaşandığı zaman biz avukatlar olarak ölenlerin yakınları ve yaralılar adına suç duyurularında bulunmuştuk. Gazi ile ilgili suç duyurusu yıllar sonra orada mağdur konumda olan insanlara açılmıştı. 2911 sayılı toplantı ve gösteri muhalefet ve mala zarar verme suçlamasıyla. Çok sonra 2o polis memuru hakkında dava açıldı. Onlardan da 18’i beraat ettirildi, 2’si hakkında en alt sınırlardan ceza verildi o da ertelendi. Aslında cezasızlık politikası işletildi o davada” diye konuştu.

    “ÜMRANİYE SAVCILIĞI, DOSYALARI 10 YIL BEKLETTİ”

    Ümraniye dosyasıyla ilgili ise başlangıçtan itibaren hiç dava açılmadığını, takipsizlik kararı verildiğini kaydeden Tuncer, sonraki süreçte takipsizlik kararlarına yapılan itirazların reddedildiğini belirtti. Tuncer, davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) sürecini şöyle anlattı:

    “AİHM’e yaptığımız başvurular sonucu AİHM’in hem Gazi hem Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin adına yapılan başvuruda sözleşmenin 2. maddesi gereği yaşama hakkı ihlali ve 13. maddesi gereği iç hukuk yollarının etkili olmadığı ve 6. maddesi gereği adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçeleriyle Türkiye’nin mahkumiyetine karar verdi. Yasal düzenlemeleri gerekçe göstererek 2004’te çıkarılan yasalara göre AİHM’de kesinleşen ihlal kararlarının ardından 1 yıl içinde yeniden yargılama yapılabilecekti ve Ümraniye Savcılığı’na başvuruda bulunduk. Ümraniye Savcılığı 10 yıl boyunca bu dosyaları bekletti. Bugünkü duruşmalarda da o anlatılmaya çalışıldı. Sonrasında zaman aşımına 3, 5 gün kala dava açıldı ve açılan dava 2015 yılında yine zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. Dava zaman aşımı nedeniyle düşürülürken iddianamenin kabulü tarihi esas alınarak düşürülmüştü. Oysa şu anki yasal mevzuat gereği iddianamenin kabulü değil iddianamenin hazırlandığı tarihte zaman aşımı süresi kesilir.”

    DAVA AVUKATLARDAN KAÇIRILIYOR MU?

    Ümraniye davasında ‘adam öldürme’ suçunun gerekçe gösterildiğini söyleyen Tuncer, Ümraniye’de yaşananların basit bir adam öldürme suçu olmadığını ve basit bir cinayet davası olmadığını kaydetti. Adam öldürme suçuyla ilgili suçun işlendiği tarihteki yasal mevzuat gereği 20 yıllık zaman aşımı süresi işletilmesi gerektiğine işaret eden Tuncer, şöyle devam etti:

    “Fakat o 20 yılın ardından iddianamenin hazırlanmasıyla birlikte o zaman aşımı süresi kesiliyor ve otomatikmen yarı yarıya artırılıyor 30 yıla çıkarılıyor. Tartışma konusu buydu. Yargıtay da bizim temyiz talebimiz doğrultusunda karar verdi ve davanın zaman aşımı süresinin dolmadığı, iddianamenin hazırlanmasıyla sürenin kesildiği ve 30 yıla kadar zaman aşımı süresinin işletileceğine hüküm verdi. Sonrasında da dosya yerel mahkemeye gönderildi. Bütün bu süreç boyunca ne dava açıldığı zaman avukatlara haber verildi, ne burada yargılama yapılıp zaman aşımından düşürüldüğü zaman avukatlara haber verildi. Yargıtay bozma ilamından sonra ailelerden birkaç kişiye tebligat yapılmış. Biz sonradan öğrendik. Yani böyle bir gizli saklı tutma ve davayı bizden kaçırma hali var.”

    “DELİLLER KARARTILDI, TUTANAKLAR VE İMZALAR SAHTE”

    23 yıl boyunca Ümraniye Katliamı’nın üstünün örtülmeye çalışıldığına dikkat çeken Tuncer şunları kaydetti:

    “Başlangıçtan itibaren mağdurların anlatımı her şey çok açık biçimde ortaya çıktı. Sahte belgeler hazırlandı, sahte tutanaklar sadece polisler tarafından değil savcılık makamları tarafından da hazırlandığı yönünde ailelerin iddiaları var. Sahte imzalar, sahte tutanaklar, delillerin karartıldığı, yok edildiği yani deliller de dava dosyasının en önemli delilleri. Yani insanlar burada ateşli silahlarla öldürülmüş ve yaralanmış ve o ateşli silahlara ait mermi çekirdekleri insanların vücutlarından alınıp doktorlar tarafından emniyete teslim edilmiş. Yani suçun faili konumundaki insanlara teslim edilmiş. Zaten soruşturma dosyası da şöyle işliyor; suçun failleri ya da onların arkadaşları onlarla birlikte olan, onların tarafında yer alan insanlar aynı zamanda suç soruşturmasını yürütüyorlar. Olayla ilgili soruşturmayı polisler yürütüyor savcılık makamları değil. Delilleri yok ediyorlar, karartıyorlar. Onunla yetinmeyip insanlar üzerinde baskı ve terör uyguluyorlar. Yani yine anlatılanlardan gördük ki insanlar ifade vermeye gitme ya da şikayetçi olmayı bir yana bırakın o kadar çok korkuyorlar ki can güvenliklerinden endişe ettikleri için ülke dışına çıkmak zorunda kalmışlar.”

    BASİT BİR CİNAYET DAVASI DEĞİL

    Bu davada insanlığa karşı suç işlendiğini belirten Tuncer, zaman aşımı süresi olan 30 yıl dolsa bile yasal mevzuat gereği bunun bir katliam dosyası olduğunu ve insanlığa karşı suç işlendiği için zaman aşımının işletilemeyeceği üzerinde durmaya çalıştıklarını ifade etti. Gazi’de yaşanan katliamın kendisi ve Ümraniye’deki katliamın basit bir cinayet davası olarak addedilebilecek bir olay olmadığını yani bunun bir katliam ve bu katliamın esas sorumlusunun da devletin kendisi olduğunu vurguladı.

    “KATLİAM BİR DEVLET GELENEĞİ”

    “Bu devlet zaten katliam geleneği olan bir devlet. İçeride, dışarıda, Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta en son Suruç’ta, Ankara’da nasıl katliamlar gerçekleştirdiyse, Cizre Katliamı dosyası nasıl cezasızlıkla sonuçlandıysa bu davayı da o şekilde sonuçlandırmaya çalışacaklar” diyen Tuncer şöyle devam etti:

    “O dönemin devlet istihbaratı anlamında en önemli konumdaki kişisi Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Daire Başkanı sıfatıyla Hanefi Avcı’ydı. Daha Gazi olaylarının hemen akabinde açıklamalar yaptı ve dedi ki ‘Bu olayda devlet içindeki kontrgerilla birimleri açık biçimde sorumludur’. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın ekibin içinde yer aldığı kahvehane taranması olayı Gazi Mahallesi’nde kaymakamlıkta bir karargah kurulduğunu, o karargahta o dönemin Özel Harekat Daire Başkanı Korkut Eken’in, Susurluk kazasında ölen Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ’ın ve özel harekatçılar Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz gibi isimlerin olduğunu ve onlar tarafından bu katliamların yürütüldüğünü, yönetildiğini ifade etti. Biz aslında Hanefi Avcı’nın da Gazi davasında dinlenmesini talep etmiştik tanık sıfatıyla. Fakat defalarca kez bu talebimiz reddedilmişti. Sonraki süreçte Susurluk Raporu yayınlandı başbakanlığa bağlı Kutlu Savaş tarafından hazırlanmıştı. O raporda da yine devlet eliyle işlenen bu cinayetler, katliamlar açık biçimde ortaya konuluyordu. Yani bu kontrgerilla dediğimiz birimler devlet içinde JİTEM, MİT asker, polis, itirafçı gibi ekipler tarafından oluşturulan ve sadece bu ülkede yaşanan binlerce kayıp, faili meçhul cinayet ya da suikastler değil katliamların da sorumlusu olan bir ekip bu. Devletin dışında değil devletin içinde, devlet eliyle gerçekleştirilen cinayetler bunlar. Böyle açıkça ortaya konmuştu o raporda. Dolayısıyla bugün burada dile getirdiğimiz iddialar sadece bizim tarafımızdan ortaya atılan iddialar değil devletin resmi yetkililerinin açıklamaları aynı zamanda resmi raporlara da yansıyan gerçekler.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI BİR DEVLET GELENEĞİ”

    Ümraniye katliamı dava dosyasında yargılanan 220 polis memurunun esas sorumlular olmadığını bildiklerini kaydeden Tuncer, yargılanan polislerin olay yerinde bulundukları için sorumluluklarının olduğunu ancak olayın esas siyasi, askeri ve güvenlik bürokrasisi içindeki sorumlularının da yargılanmadığını söyledi. Daha önce Gazi davasıyla ilgili o dönemin isimlerinden Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Vali Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir  ve Emniyet Genel müdürü  Mehmet Ağar gibi isimlerin açık itiraflarının olduğunu vurgulayan Tuncer, “Necdet Menzir İstanbul’da o dönem yaşanan yargısız infazlardan sorumluydu. Dolayısıyla bunlarla ilgili suç duyuruları yapmıştık ama hiçbirisiyle ilgili tabi ki sonuç elde edemedik. Sadece polis memurlarına açılıyor davalar ve açılan davalar genellikle zaman aşımı, beraat ya da alt sınırdan verilen cezalarla ve bu cezalar ertelenerek cezasızlıkla sonuçlanıyor. Asıl olan katliamlar bir devlet geleneğiyse cezasızlık politikası da bir devlet geleneği” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL