Etiket: umut hakkı

  • Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği ‘Umut Hakkı’ süresi doluyor: Uygulanabilecek gerçek bir mekanizma şart -VİDEO

    Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği ‘Umut Hakkı’ süresi doluyor: Uygulanabilecek gerçek bir mekanizma şart -VİDEO

    PİRHA- İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu,Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da dolmasına dair yaptığı değerlendirmede, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerekiyor” diye ifade etti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da doluyor. Sürecin hukuki ve insani boyutlarını PİRHA’ya değerlendiren İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, ‘Umut Hakkı’nın evrensel bir ilke olduğunu vurgulayarak, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini” ifade etti.

    Avrupa Konseyi’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahpuslar için AİHM kararları doğrultusunda Türkiye’ye tanıdığı süre Haziran ayında sona eriyor. Türkiye’nin bugüne kadar bu konuda adım atmaması, hem iç hukukta eşitlik ilkesini hem de uluslararası yükümlülükleri yeniden tartışmaya açtı.

    “UMUT HAKKI, REHABİLİTE EDİLEBİLME İHTİMALİNİN ORTADAN KALDIRILMAMASI İLKESİDİR”

    Umut hakkının temel felsefesine değinen Salmanoğlu, bu kavramın insan onuru ile doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Umut hakkı ağırlaştırılmış müebbet veya ömür boyu hapis cezası alan bireylerin belli koşullar altında cezası ne kadar ağır olursa olsun özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmaması ilkesidir. Bu tanımlama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına dayanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişinin cezası sürerken tekrardan ceza tespiti süreci içerisinde gerçek bir mekanizmanın oluşturulmasını savunur. Çünkü kişinin süreç içerisinde değişebileceğini, gelişebileceğini, rehabilite edilebileceğini varsayarak bu düşünceyi ortaya koymuştur. Bizler de İnsan Hakları Savunucuları olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarının doğru olduğu kanaatindeyiz.”

    “KARARLAR UYGULANMADIĞINDA İHLAL VE YAPTIRIM SÜRECİ BAŞLAR”

    AİHM kararlarının doğrudan bir yaptırım gücü olmasa da zaman içerisinde siyasi ve hukuki sonuçlar doğurduğunun altını çizen Salmanoğlu, denetim sürecini şu sözlerle aktardı:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları direkt bir yaptırım söz konusu oluşturmaz. Fakat öncelikle belli bir süreç içerisinde devam eder. Bu süreç de şöyle olur; kararın kendisi uygulanıyor mu? Uygulanmadığı takdirde uygulama denetimine girilir. Bu uygulama denetiminde eğer aksamalar varsa uyarılar yapılır. Bu uyarılar dikkate alınmazsa siyasi ve hukuki bazı adımlar atılabilir. Daha sonra kararın uygulanmadığı netleştirildiği zaman artık ihlal süreci ile ilgili bir süreç başlar. Tabii bu süreç de yaptırımlarla devam eder.”

    “AYNI CEZA FARKLI İNFAZ REJİMLERİNE YOL AÇIYOR, BU ANAYASAYA AYKIRI”

    Türkiye’deki mevcut infaz rejiminin Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle çeliştiğini ve ayrımcı bir pratik sergilediğini belirten İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan bazı kişilerin tahliye edilmediğini belirtmek isterim. Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilkesi tanımlanmıştır. Bu ilke hem insan hakları savunucularının hem de hukukçuların tartıştığı ve bunun üzerine yoğunlaştığı bir ilke. Aynı ceza farklı infaz rejimlerini doğurabiliyor. Bunun dışında bazı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar tahliye edilirken bazıları tahliye edilmeyebiliyor. Bu da tabii Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bakış açısı insanlık onuru ve umut hakkı üzerine şekilleniyor. Kişinin kendisi ağır bir suç işlemiş olsa bile rehabilite edilebileceğine yönelik bir bakış açısı mevcuttur. Devletlerin ağır suçlara ağır cezalar verme durumu söz konusu olabilir fakat kişinin rehabilitasyonunu, değişebileceğini, dönüşebileceğini göz önünde bulundurmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oluşturduğu içtihatın kendisinin evrensel ilkelerle, insan onuruyla beraber daha doğru bir hakikati barındırdığını düşünüyoruz.”

    “YASA KİŞİYE ÖZEL OLAMAZ, ON BİNLERCE MAHPUS FAYDALANMALI”

    Çıkarılacak bir yasanın sadece tek bir kişiyi değil, aynı durumda olan tüm mahpusları kapsaması gerektiğine dikkat çeken Salmanoğlu, hapishanelerdeki İdare ve Gözlem Kurulları’nın keyfi kararlarına karşı uyardı:

    “Hukuken yasalar kişiye yönelik çıkarılamaz; hem genel hem somut olmak zorunda. Oluşturulacak olan umut hakkı ya da periyodik inceleme yasası gibi farklı isimlerle adlandırılacak yasanın kendisi çıkarıldığı zaman sadece Sayın Abdullah Öcalan’ın değil, kendisiyle aynı durumda olan binlerce mahpusun da faydalanmasını sağlayacak. Yani yasanın kendisinin çıkması önemli değil, umut hakkı yasasını çıkarabilirsiniz. Ama Türkiye’de cezaevi, idare ve gözlem kurullarının aldığı keyfi kararlar doğrultusunda birçok maphusun infazının yakıldığına şahit oluyoruz. Bu yüzden sadece yasanın değil pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulamak isterim.”

    “GÖRÜŞ ENGELLERİNİN SÜREKLİLİK ARZ ETMESİ BİR TECRİTTİR”

    İmralı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ndeki uzun süreli mutlak iletişimsizlik haline ve tecrit uygulamalarına da değinen İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, uluslararası hukukun bu durumu açık bir hak ihlali olarak gördüğünü belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Türkiye’de cezaevi görüşmeleri ile ilgili bazı kanunlar var, kısıtlamalar var. Bununla ilgili yönetmelikler var. İdari ve Adli mahkemelerin ya da bunun dışında disiplin cezalarının sonucunda bazen cezaevi görüşmeleri kısıtlanabiliyor. Fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun sürekliliğinin bir istisna olması gerektiğini her zaman vurguluyor. Bu süreklilik arz ettiği zaman bir tecrite dönüşüyor. Güvenlik gerekçesiyle ya da farklı gerekçelerle görüşmeler belli gerekçelerle engellenebilir ama bunun sürekliliğinin olması bir tecrittir. 2025 yılı eylül itibariyle bir görüşme devamlılığı var. Ama ondan önce Sayın Abdullah Öcalan’ın çok uzun süre ailesiyle ve avukatlarıyla görüşemediğini biliyoruz. Biz de insan hakları perspektifinden baktığımız zaman bunun kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyleyebiliriz.”

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • SAMER raporu: Barış sürecinde “umut hakkı” talebi öne çıktı

    SAMER raporu: Barış sürecinde “umut hakkı” talebi öne çıktı

    PİRHA-SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin 2025 yılı verilerine dayanan analizine göre, bölge toplumunda barış sürecine destek somut adımlara bağlanırken, “umut hakkının tanınması” en güçlü taleplerden biri olarak öne çıktı.

    SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, 2025 yılı boyunca farklı dönemlerde gerçekleştirdiği saha araştırmalarını ve dijital medya analizlerini bir araya getirerek barış sürecine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Bölge illerinde yüz yüze yapılan anketlere dayanan çalışma, toplumun beklenti, kaygı ve önceliklerini çok yönlü biçimde ortaya koydu.

    EKONOMİK KRİZ İLK SIRADA
    Araştırma sonuçlarına göre, bölge halkının gündeminde ekonomik sorunlar belirleyici olmaya devam ediyor. Katılımcıların büyük bölümü ekonomik kriz ve işsizliği en önemli sorun olarak tanımlarken, Kürt meselesi ikinci sırada yer aldı. Bu tablo, barış tartışmalarının aynı zamanda ekonomik eşitsizliklerle birlikte ele alındığını gösteriyor.

    TALEPLER HUKUKİ DÜZENLEMELERDE YOĞUNLAŞIYOR
    Raporda, barış sürecine dair beklentilerin büyük ölçüde hukuki ve yapısal değişimlere odaklandığına dikkat çekildi. Özellikle infaz düzenlemeleri, hasta tutukluların tahliyesi ve güvenlik politikalarına ilişkin değişiklik taleplerinin yüksek oranlara ulaştığı görüldü.

    Bu başlıklar arasında “umut hakkının yasal güvenceye kavuşturulması” talebinin öne çıktığı ve yıl içinde artış gösterdiği kaydedildi.

    SÜRECE GÜVEN SINIRLI
    Araştırma, barış sürecine yönelik beklentilerin artmasına rağmen toplumsal güvenin henüz istenilen düzeyde olmadığını ortaya koydu. Sürecin olumlu sonuçlanacağına inananların oranında artış gözlense de, genel tablo “temkinli bir yaklaşımın” sürdüğüne işaret ediyor.

    Katılımcıların süreci yürüten aktörlere ilişkin değerlendirmelerinde Abdullah Öcalan en yüksek oranla öne çıkan isim oldu. Onu sivil toplum izlerken, siyasi kurumlara yönelik güvenin daha düşük seviyede kaldığı görüldü.

    ÇOK KATMANLI BİR SÜREÇ VURGUSU
    Raporda, barış sürecine ilişkin toplumsal yaklaşımın tek boyutlu olmadığı vurgulandı. Ekonomik koşullar, siyasal güven, hukuki beklentiler ve toplumsal deneyimlerin süreci birlikte şekillendirdiği belirtilirken, kalıcı bir çözüm için yalnızca söylemlerin değil somut adımların belirleyici olacağı ifade edildi.

    “TOPLUMSAL KATILIM VE ŞEFFAFLIK” ÖNE ÇIKIYOR
    Çalışmada ayrıca, barış sürecinin başarısının yalnızca siyasi aktörlere değil, toplumsal katılım düzeyine ve şeffaflığa da bağlı olduğu kaydedildi. Bu çerçevede, sürecin hem devlet hem toplum temelli dinamiklerin birlikte işleyeceği bir yapı içinde ilerlemesi gerektiği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

  • Diyarbakır’da Demokratik Kurumlar Platformu’ndan mitinge çağrı: ‘Umut Hakkı’ uygulansın!-VİDEO

    Diyarbakır’da Demokratik Kurumlar Platformu’ndan mitinge çağrı: ‘Umut Hakkı’ uygulansın!-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Kurumları Platformu, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da yapılacak olan “Umut ve özgürlük” mitingine ilişkin açıklam yaptı. Yapılan açıklamada, “Tarihsel bir birlikteliğin tüm zorluklarına rağmen kardeşlik hukuku bağlamında yeniden ele alınması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması ve hayata geçirilmesi bugün hem toplumun hem de meclisin önündeki birincil görevlerden birisidir” denildi.

    Demokratik Kurumları Platformu, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da yapılacak olan “Umut ve özgürlük” mitinginin deklarasyonunu Cemil Paşa Konağı’nda açıkladı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüleri Meral Danış Beştaş, Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Platform adına okunan deklarasyon metninin Kürtçesini Özgür Kadın Hareketi’nden (Tevgera Jinen Azad-TJA) Fatma Ablay, Türkçesini ise DEM Parti Gençlik Meclisi üyesi Reşo Birhat Kurtulan okudu.

    “Umut ve özgürlük için şimdi ayağa kalkma zamanıdır” başlıklı metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Dünya ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hem bir yeniye ihtiyaç olduğunu hem de bu yeninin öncülüğünün halkların özgürlük ve ortak yaşam talebi ile mümkün olduğuna işaret etmektedir. Bölgesel olduğu kadar küresel etkilerinin de olduğu 3. Dünya Savaşı’na hakim kılınmaya çalışılan belirsizlik siyasetinde en belirgin olan tablo, halkların öznesi olduğu özgürlük mücadeleleridir. Yeniden dizayn sürecini hedefleyen bu denklemde demokratik bir çözümü, barışı hem coğrafyamızda hem de Ortadoğu’da hayata geçirmenin koşulları tüm zorluklarına rağmen mevcudiyetini korumaya ve çağrıcı olmaya devam etmektedir.

    Bir yüzyıl, Kürt halkının varlığının inkârı ile hak ve taleplerinin bastırılması, faili meçhullerle geçti. Kürtlerin kesintisiz demokrasi ve özgürlük mücadelesi bu yüzyılda mahkeme salonlarında, cezaevlerinde, sürgünde ömürlerini geçirmek zorunda bıraktı. Bugün bir halkı savunmanın ve bir halkın direnişinin demokrasi ve özgürlüklere evrilmesinin önemli bir eşiğindeyiz. Kürt Halk Önderi ÖnderAbdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Uluslararası bir komplo sonucu Türkiye’ye getirilmesi ile başlayan ve İmralı tecridi ile devam ettirilen süreçte hedef tekçi ulus devletin eksik kalan yanını tamamlamaktı. Bu vesileyle Kürdü her yönüyle kimliksiz, iradesiz bırakmaktır. İmralı cezaevinden ve oraya dönük politikalardan hareket eden devlet ve iktidar aklının yasaları ve hukuku hiçe saydığı süreç öyle ki ülkenin temel politikası haline geldi, getirildi.

    Siyasal, ekonomik, toplumsal birçok parametrenin belirleyeni olan Kürt sorunu, Önder Öcalan’a uygulanan tecrit ile hukuki ve siyasi bütün olası çözüm imkanlarından koparılmaya çalışıldı. Tecridin dozajı arttıkça, ülkenin dört bir yanına yayılarak bütün toplumsal mücadele dinamiklerini etkisiz kılmaya çalışan bir yönteme, rejime dönüştü. 1993’ten bugüne barış mücadelesini ve muhatap arayışını canlı tutan Önder Öcalan, her aşamada bütün koşullarını ve imkanlarını çözümün imkanı kılmaya çalışmıştır. Tek taraflı ateşkesler, ülkenin başbakanları ve cumhurbaşkanları ile dolaylı da olsa temasa geçme çabaları, gazete ve televizyon röportajları, 1999 yılında Türkiye’ye getirilmesi ile amaçlanan iç savaş tehditlerine karşı, 1 Ekim ve 29 Ekim 1999’da gelen barış grupları, 2009 yılında gelen barış grubu, savunmaları ve yazım literatürü hepsi demokratik çözümü ve onurlu bir barışın hem imkanlarını yaratmış hem de toplum nezdinde güçlü bir karşılık bulmuştur.

    Kapitalizmin seyrini ve dinamiklerini tespit ve eleştirileri ile daha da görünür kılmış ve bu toplum karşıtı sömürü sistemini mahkum etmiştir. Kapitalist Modernite karşısında toplumu esas alan demokratik modernitenin yani yeni bir yaşamın imkan ve yöntemlerini sunan paradigması ile sınırları aşan bir mücadelenin ve fikriyatın öncüsü olmuştur. Tarihin karanlık dehlizlerine kapatılan kadınların varlığını ve özgürlüğünü esas alan perspektifiyle hem mücadelesinin devrimci ve demokratik karakterini korumuş hem de kadınların varlık ve özgürlük mücadelesine güçlü bir ivme kazandırmıştır. Bunlar aynı zamanda toplumla birlikte tarihi yeniden yazmanın en güçlü adımlarıdır.

    Bu tarihsel çözüm arayışlarının ve alternatif sistem tartışmalarının birikimi ile açığa çıkan 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile hız kazanan yeni bir barış ve çözüm fırsatının içindeyiz. Yıllara varan savaş ve çatışmalı sürecin son bulmasına, yıllardır sürdürülen demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin halklar lehine hayat bulmasına, buna uygun yasal düzenlemelerin gerçekleşebilmesine vesile olabilecek bu sürecin her dakikası her günü tarihi değerdedir. Önder Öcalan’ın çağrısı gerçekleşen fesih, silahların yakılması ve güçlerin geri çekilmesi inşa edilmek istenen demokratik toplumun ve barışın en önemli adımları olmuştur. Yine bu gelişmelere paralel Önder Öcalan’ın her aşamada önemle üzerinde durduğu meclis ve ona bağlı bir komisyonun oluşması ve İmralı’da bir görüşme gerçekleştirmesi tarihi bir eşiktir. Demokratik, adil ve özgürlükçü bir ülke için önemli bir adım olan bu görüşme yeni adımların hayat bulması için de değerli bir başlangıç noktasıdır.

    Tarihsel bir birlikteliğin tüm zorluklarına rağmen kardeşlik hukuku bağlamında yeniden ele alınması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması ve hayata geçirilmesi bugün hem toplumun hem de meclisin önündeki birincil görevlerden birisidir. Siyasetin adının barış, toplumun adının demokratik, geleceğin adının özgürlük olacağı bir yaşamı bu coğrafya ve halklar çoktan hak etmiştir. Türkiye’nin yeni yüzyılının karakteri ve içeriği, tekçilik ve inkar gibi eskinin devamı değil; eşitlik, özgürlük ve adalet içeren ve yaşamsallaştıran bir karakterde olmalıdır. Bu temel ihtiyacı gören ve bu değerlere bağlı kalarak ağır tecrit koşullarında tutulmasına rağmen paradigmasının rotasını barış ısrarında tutan Önder Öcalan’ın koşulları bu sürecin imkan ve koşullarını belirleyecek bir karakterdedir.

    Dünyanın birçok ülkesinde filozofların, siyasetçi ve aydınların, Nobel ödüllü yazarların ve halkların öncülük ettiği küresel ‘Öcalan’a özgürlük’ kampanyası, Önder Öcalan’ın paradigmasının sahiplenilmesi, yarım asırlık yıllık mücadelesinin halklaşan ve evrenselleşen karakterinden kaynaklanmaktadır. Sözünün, sözün gücünün, emeğinin, perspektifinin toplumsal karşılığının bu kadar yüksek ve etkili olduğu bir baş aktörün, bir kurucu önderliğin koşullarının bu tarihsel sürece göre yeniden düzenlenmesi ve özgürlük koşulların sağlanmalıdır.

    Kürt halkı ve halklar barış ve çözüm umudunu Önder Öcalan’ın varlığı ve inancı ile diri tutmuş ve sahiplenmiştir. Dolayısıyla ‘umut hakkı’ aynı zamanda bir halkın ‘umut hakkı’ ve özgürlük hakkıdır. Hem AİHM kararları ve evrensel hukuk gereği, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin değerlendirmeleri gereği ve onun da ötesinde halkların yazılı hukukları da aşan güçlü iradesinin ve talebinin gereği ‘umut hakkı’ geciktirilmeden uygulanmalıdır. Kapısı kilitli tutulan demokratik ulusun, Demokratik Cumhuriyet’in, tarihsel kardeşliğin ve hukukunun anahtarı umut hakkındadır, umut hakkının uygulanmasındadır.

    Kürt halkına ve bütün halklara özgürlük, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya demokrasi vadeden bu çağrı ve iradenin sahibi, baş aktörü Önder Öcalan özgür olmalıdır. Önder Öcalan’a özgürlük talebimizi en güçlü irade ile sahiplenmek ve gerçekleştirmek için tüm halkları 4 Ocak Pazar günü İstasyon Meydanı’nda birlikte olmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • DEM Parti: Umut hakkı yasalaşmalı, komisyon Sayın Öcalan’ın görüşlerini almalıdır-VİDEO

    DEM Parti: Umut hakkı yasalaşmalı, komisyon Sayın Öcalan’ın görüşlerini almalıdır-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘Umut Hakkı’ kararına dair açıklama yapan DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, komitenin kullandığı dili ve ihlal sürecini başlatmamasını eleştirdi.  Öztürk, Meclis komisyonuna çağrıda bulunarak, “Bu süreci başlatan kişi Sayın Öcalan’dır. O halde Meclis komisyonunun Sayın Öcalan’ın görüşlerine başvurması şarttır. Demokratik entegrasyon yasaları, geçiş dönemi yasaları, barışın hukuku anlamında barış yasaları konusunda Sayın Öcalan’ın görüşlerini almak durumundadır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) ‘Umut Hakkı’ kararına ilişkin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan açıklamayı gerçekleştirdi.

    Öztürk Türkdoğan, Türkiye’nin AKBK’nin verdiği süre içerisinde tavsiyeleri yerine getirmediğini belirterek, “Tabii biz bu kavramı hukukçular olarak eleştiriyoruz. Derin üzüntü duyabilirsiniz ama sizin elinizde mekanizmalar var, araçlar var. Üzüntü duymak yerine Sözleşmenin 46. maddesinin 4. fıkrasını işletebilirsiniz. Yani ihlal prosedürünü işletip dava dosyasını yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne intikal ettirip, oradan kararın uygulanmadığına dair bir karar çıkartabilirlerdi ki biliyorsunuz Osman Kavala dosyasında böyle yapılmıştı. Yine Bakanlar Komitesi kararında doğrudan doğruya Adalet Bakanlığı’na çağrı yapıyor ve diyor ki: ‘İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde infaz hukukunda düzenleme yaparken umut hakkını mutlaka düzenleyin. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında bir yükümlülüktür” sözlerini kullandı.

    “BAKANLAR KOMİTESİ ULUSLARARASI TERMINOLOJİYİ KULLANMALIDIR”

    Bakanlar Komitesi’nin ilk defa Türkiye’deki “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne atıf yaptığını dile getiren Öztürk Türkdoğan, komitenin yaptığı terminolojiyi ise beğenmediklerini kaydetti. Öztürk Türkdoğan, “Uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler uzmanlarının kullandığı terminolojiyi kullanması gerekir. Bu, bir çatışma çözüm sürecidir. Türkiye’deki siyasi iktidar çeşitli isimler kullanabilir. Ama biz bu sürece ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ ismini veriyoruz. Bu süreci hatırlatarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan da yararlanılması gerektiğini açık bir şekilde ifade ediyor. Komisyona bir atıf yapıyor. Ve daha da önemlisi, Bakanlar Komitesi bu konuda milletvekillerinin verdiği yasa tekliflerinin kanunlaşmasını Türkiye’den talep ediyor” dedi.

    “6 YILDIR AVUKAT GÖRÜŞÜ NEDEN YAPTIRILMIYOR?”

    DEM Parti olarak 24 Eylül 2024’te Meclis’e umut hakkının gereğini yerine getirilmesi için verilen kanun tekliflerini hatırlatan Öztürk Türkdoğan, “O maddeler kaldırılırsa umut hakkının gerçekleşmesi önündeki engeller kalkacaktır. Buna atıf yapıyor. Aslında Bakanlar Komitesi diyor ki: tecride başvurma, yasal haklarını kullandır. Çünkü Sayın Öcalan’ın yasal haklarının kullandırılması konusunda halen sorunlar devam ediyor. Altı yıl sonra avukat görüşünün yapılıyor olmasına kimi çevreler seviniyor ama şu soruyu sormak lazım: Altı yıldır avukat görüşü neden yaptırılmıyor? İnfaz Kanunu’nda açık hüküm var. Biz bunu Sayın Adalet Bakanlığı’na ve bakanlık yetkililerine, AK Parti grubuna, MHP grubuna sürekli ifade ettik. İnfaz Kanunu’ndaki haklar tüm mahpuslar için genel haklardır. Herkes için kullanılmalıdır. Avrupa Konseyi’ndeki benzer iyi ülke örneklerinden yararlanılması gerektiğini ifade ediyor ve Türkiye’ye Haziran 2026’ya kadar süre veriyor” diye konuştu.

    “SAYIN ÖCALAN KOMİSYONLA BULUŞTURULMASININ SAĞLANMASI GEREKİR”

    Öztürk Türkdoğan devamında şunları belirtti:

    “DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu olarak Bakanlar Komitesi’nden beklentimiz şu: Umarız önümüzdeki birkaç aylık dönemde umut hakkını gerçekten hayata geçiririz. Fakat eğer bu hak hayata geçirilmezse, Bakanlar Komitesi’nin yapması gereken prosedür bellidir. Sözleşmenin 46. maddesinin 4. paragrafını işletmektir. İhlal prosedürünün başlatılabilmesi için dosyayı yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göndermektir. Bunun yerine getirilmesi gerekir. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden beklentimiz var. Kurulan komisyonun öncelikle Sayın Öcalan’la bir an önce görüşmesi gerekir. Bunun yöntemini elbette ki Sayın Meclis Başkanı kararlaştırır. Komisyonun kendisi kararlaştırır. Ama bir heyetin mutlaka Sayın Öcalan’la İmralı Adası’nda görüşmesi ya da güvenlik önlemlerinin alınarak Sayın Öcalan’ın Meclis’e getirilip Meclis’te komisyonla buluşturulmasının sağlanması gerekir.

    BAŞ MÜZAKERECİNİN GÖRÜŞLERİNİ DE ALMAK DURUMUNDASINIZ

    Bu süreci başlatan kişi Sayın Öcalan’dır. O halde Meclis komisyonunun Sayın Öcalan’ın görüşlerine başvurması şarttır. Demokratik entegrasyon yasaları, geçiş dönemi yasaları, barışın hukuku anlamında barış yasaları konusunda Sayın Öcalan’ın görüşlerini almak durumundadır. Herkesin görüşlerini aldınız. Bu süreci başlatan baş aktörün, ana muhatabın, bu sürecin baş müzakerecisinin görüşlerini de almak durumundasınız.

    CUMHUR İTTİFAKI KAMUOYU ÖNÜNDE VERDİĞİ SÖZÜN GEREĞİNE YERİNE GETİRMELİ

    Yine Meclis’te grubu bulunan partilere, milletvekillerine çağrımız var. DEM Parti olarak biz bu konudaki yasal hazırlıklarımızı yaptık. Hangi kanunlarda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini ifade ettik. Bununla ilgili kanun tekliflerinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu kapsamda umut hakkı rahatlıkla düzenlenebilir. Bunun daha fazla geciktirilmemesi gerekiyor. Grup başkanvekillerimizin ve milletvekillerimizin verdiği kanun tekliflerinin de yasalaşmasını özellikle talep ediyoruz.

    Siyasal iktidardan da beklentimiz şu: İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde infaz hukukunda zaten bir düzenleme yapılması şarttır. Türkiye’nin infaz kanunu eşitsizliklerle doludur. Umut hakkı rahatlıkla düzenlenebilir. Özellikle Cumhur İttifakı’na kendi verdikleri sözü hatırlatıyoruz. Bakın, bir kuşun uçabilmesi için çift kanadının olması gerekir. Tek kanatla kuş uçar mı? Sayın Bahçeli’ye atfen söylüyorum. Bu kuşun bir an önce çift kanatlı olması için de Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerekir. Bu metaforu Sayın Bahçeli sık sık kullanıyor. Biz de hatırlatıyoruz: Bir siyasi ittifak kamuoyu önünde bir söz vermişse, bu sözün gereğini yerine getirmek durumundadır. Barış ve demokratik toplum süreci hepimizi ilgilendiriyor. Sadece Türkiye’yi değil, bütün Ortadoğu’yu ilgilendiren bir süreçtir.

    UMUT HAKKI İÇİN SORUMLU OLAN HERKES ADIM ATMALI

    Sayın Öcalan’ın öncelikle infaz hukukundan kaynaklanan rutin haklarının yerine getirilmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın Türkiye demokratik kamuoyuyla buluşmasının önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Avukatlarıyla, ailesiyle, heyetlerle görüşmesinin sağlanması ve bunların rutin hale getirilmesini de özellikle vurguluyoruz. Bu çatışma çözüm sürecini başarmak istiyoruz. Sayın Öcalan bu konuda kararlı, bizler de çok kararlıyız. Barışı getirebilmemizin yolu da Sayın Öcalan’ın mutlaka sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanmasından geçiyor. Siyasi iktidar bakımından, uluslararası hukukun gereği olarak bir meşruiyet var zaten. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar vermiş. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi size tavsiyede bulunuyor. Yani şu anda kamuoyu önünde herhangi bir yetkilinin çıkıp, ‘Ya biz bu umut hakkını yapamayız,’ diyebilecek tek bir argümanı yok. Mahkeme kararı var, siyasi organ kararı var.

    Bir an önce ‘Umut Hakkı’nın gerçekleşmesi noktasında siyasi iktidarın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bu konuda sorumlu olan herkesin adım atması gerektiğini ifade etmek istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DBP’den hükümete çağrı: Umut Hakkı’nın tanıyın!

    DBP’den hükümete çağrı: Umut Hakkı’nın tanıyın!

    PİRHA – Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarının gereği olarak ‘Umut Hakkı’nın tüm mahpuslar için derhal tanınması gerektiğini vurguladı. Konuyla ilgili hükümete de çağrı yapan DBP, “Başta Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere, tüm mahpuslara yönelik mutlak tecrit uygulamaları derhal kaldırılmalı; avukat, aile ve dış dünya ile iletişim hakları gecikmeksizin sağlanmalıdır” diye belirtti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte kamuoyunun gündemine oturan ‘Umut Hakkı’ konusunda çağrılar gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Bölgeler Partisi, “Türkiye ve Kurdistan Halklarının Demokratik Geleceği ‘Umut Hakkına’ Bağlıdır!” başlıklı yazılı bir açıklama yayımladı. Barış, diyalog ve demokratik çözüme dair yeni umutların yeşerdiği” belirtilen açıklamada şu cümlelere yer verildi:

    “Ancak bu umutların kalıcı ve gerçekçi bir zemine oturabilmesi için, geçmiş deneyimlerden ders çıkarılması ve çözüm sürecinin önündeki temel hukuki, insani ve siyasi engellerin kaldırılması şarttır. Bu bağlamda, ‘Umut Hakkı’nın tanınmaması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil; çözüm sürecini zayıflatacak yapısal bir engel olarak ortaya çıkmaktadır.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları, bu hakkın hukuki zorunluluk olduğu kadar, demokratik çözüm ve toplumsal barışın ön koşulu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. AİHM, özellikle 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların özgürlük umudu olmaksızın cezaevinde tutulmasının, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu içtihat, 2014’te Türkiye özelinde Öcalan (No.2) kararıyla somutlaşmış ve ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin ‘umut hakkı’ olmaksızın uygulanmasının işkence yasağına aykırı olduğu tescillenmiştir.

    Bu kararlar sadece bireysel başvurulara yönelik olmayıp, Türkiye’deki tüm ağırlaştırılmış müebbet mahpuslar için evrensel standart olarak kabul edilmiştir. Kaytan (2015), Gurban (2015) ve Boltan (2019) kararları da bu yapısal hukuki sorunu defalarca teyit etmiştir.

    Ne var ki, aradan geçen 11 yıl boyunca Türkiye, AİHM ve Avrupa Konseyi’nin reform çağrılarına yanıt vermemiştir. TBMM’ye sunulan yüzün üzerinde yasa teklifi işleme alınmamış, somut bir takvim ya da reform planı ortaya konmamıştır. 2025 Haziran’ında sunulan ‘eylem planı’ ise önceki savunmaların tekrarı olmaktan öteye geçmemiştir.

    TOPLUMSAL BARIŞIN VAZGEÇİLMEZ UNSURU”

    Özellikle Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit rejimi, bireysel bir hak ihlalinin ötesinde, Kürt halkı başta olmak üzere tüm Türkiye toplumunun kolektif umut hakkının askıya alınmasıdır. Sayın Öcalan’ın, ‘Ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim’ sözleri, bu ihlalin toplumsal ve siyasal boyutunu net şekilde ortaya koymaktadır. Onun özgürlüğü, halkların barışa ve demokratik çözüme açılan kapısının aralanmasıdır.

    Türkiye kamuoyunda barışa yönelik yeni umutlar yeşerirken, bu umutların sürdürülebilir olması için geçmiş deneyimlerden alınacak dersler ve kaldırılması gereken hukuki-siyasi engeller vardır. ‘Umut Hakkı’ meselesi, yalnızca bireysel bir özgürlük hakkı değil; demokratik çözümün ve toplumsal barışın vazgeçilmez unsurudur.

    Bugün uygulanan ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, mahpusları yaşam boyu umutsuzluğa mahkûm etmekte ve cezanın ıslah edici niteliğini tamamen dışlamaktadır. Bu sistem, uluslararası hukuka ve insan onuruna aykırı olduğu kadar, toplumsal barış ve adalet taleplerine karşı bilinçli bir kayıtsızlığı temsil etmektedir.

    Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve AİHM kararları, bu uygulamaları insanlık dışı ve onur kırıcı olarak tanımlamış ve reddetmiştir. Sayın Öcalan’ın çözüm süreçlerindeki rolü ve perspektifi, Türkiye’nin demokratik geleceği için kritik önemdedir. Ona uygulanan izolasyon ve iletişimsizlik, sadece bir bireyi değil, tüm halkın barış ve çözüm umudunu hedef alan siyasi bir tutumdur.”

    HÜKÜMETE ÇAĞRI!

    DBP’nin açıklamasında 2025 Eylül ayında yapılacak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının, hem Türkiye hem de Avrupa hukuk düzeni açısından “önemli bir sınav” olduğu ifade edildi. Açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:

    Sayın Abdullah Öcalan, geçmiş çözüm süreçlerindeki rolü ve ortaya koyduğu perspektif ile Türkiye’nin demokratik geleceğinde kilit bir aktördür. Ona yönelik mutlak iletişimsizlik politikası, tüm halkın çözüm ve barış umudunu zedeleyen temel bir sorundur. Demokratik müzakere ortamı, bu izolasyonların kaldırılması ile mümkün olacaktır.

    Demokratik toplum ve barış sürecinin temelinde, AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarının gereği olarak ‘Umut Hakkı’nın tüm mahpuslar için hukuki, idari ve fiili olarak derhal tanınması ve korunması yer almalıdır.

    Bu kapsamda, Demokratik Bölgeler Partisi olarak hükümete çağrıda bulunuyoruz:

    AİHM ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları derhal ve eksiksiz uygulanmalıdır.

    Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, yalnızca cezalandırma değil, topluma dönüşü mümkün kılan bir sistem haline getirilmelidir.

    ‘Umut Hakkı’ tüm mahpuslar için hukuki, idari ve fiili boyutlarıyla tanınmalı ve korunmalıdır. Başta Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere, tüm mahpuslara yönelik mutlak tecrit uygulamaları derhal kaldırılmalı; avukat, aile ve dış dünya ile iletişim hakları gecikmeksizin sağlanmalıdır.

    Unutulmamalıdır ki ‘Umut Hakkı’, sadece bir özgürlük beklentisi değil, Türkiye toplumunun barış içinde yaşama ve demokratik geleceğe güvenle bakma hakkıdır. Bu hakkın tanınması, iç barışın güçlendirilmesi ve uluslararası meşruiyetin yeniden tesis edilmesi açısından tarihsel bir adımdır.

    Barış, adaletle mümkündür; adalet ise umutla başlar. Bizler bu umudu büyütmeye ve kalıcı barış ile demokratik çözümü birlikte inşa etmeye kararlıyız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Demokratik Kurumlar Platformu: Umut hakkı derhal uygulansın-VİDEO

    Dersim Demokratik Kurumlar Platformu: Umut hakkı derhal uygulansın-VİDEO

    PİRHA-Dersim Demokratik Kurumlar Platformu, umut hakkının uygulanması talebiyle Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bu tarihi dönemin hukuki güvencesi umut hakkının hayata geçmesi ile mümkündür. Barışın demokratik entegrasyonu da, umut hakkının yasal adımlarının atılmasına ve zaman kaybetmeden gerçeğe dönüşmesine yani özgürlüğe dönüştürülmesine bağlıdır” denildi.

    Dersim Demokratik Kurumlar Platformu, umut hakkının uygulanması talebiyle Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. ‘Umut hakkı derhal uygulansın’ pankartının açıldığı açıklamayı DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin okudu.

    “TÜRKİYE TARAFINDAN İHLALLERİ ORTADAN KALDIRMAYA DÖNÜK HERHANGİ BİR DÜZENLEME YAPILMAMIŞTIR”

    Umut hakkının hükümlülerin bir gün yeniden özgürlüğüne kavuşabileceğini belirttiğine vurgu yapan Hümeyra Tusun Yeğin, “Aynı şekilde bu umudun bir temenninin ötesine geçmesini, öngörülebilir, belirli ve gerçekleşebilir olmasını ifade etmektedir. İşkence yasağına aykırı mevcut düzenlemeler, uzun süredir Sn. Öcalan’ı, Sn. Kaytan’ı, Sn. Gurban ve Sn. Boltan’ı etkilediği gibi, 14 Ağustos 2024 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na İlişkin Sonuç Gözlemleri’nde 4 binden fazla sayıda olduğu belirtilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlülerinin de eziyet çekmesine yol açan yapısal-sistematik bir sorundur. Kesinleşen ilk karar olan Öcalan/Türkiye(No.2) kararının üzerinden on bir yıl geçmesine rağmen Türkiye tarafından söz konusu ihlalleri ortadan kaldırmaya dönük herhangi bir düzenleme yapılmamıştır” dedi.

    “BU TARİHİ DÖNEMİN HUKUKİ GÜVENCESİ UMUT HAKKININ HAYATA GEÇMESİ İLE MÜMKÜNDÜR”

    ‘Abdullah Öcalan’ın mevcut koşulları ne AİHM kararları ve umut hakkı ile uyumludur ne de Kürt Meselesinin demokratik ve siyasal çözümüne odaklı yürüttüğü süreçle uyumludur’ diyen Yeğin, “Umut hakkının uygulanması, temel bir insan hakkı olarak zorunluluk taşıdığı gibi; bugün içerisinden geçtiğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hayata geçirilebilmesi için en temel adımlardan biridir. Bu yönüyle de Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, yalnızca bir bireyin hakkı olarak ele alınmamalı, aynı zamanda toplumsal barışın ve demokratik siyasetin önünün açılmasının zorunlu bir gereği olarak değerlendirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkı” kararı da göstermektedir ki, adil ve hakikati gerçekleştirecek bir barışın ön koşulu ancak barışın hukukunun ve insan haklarının gerekleri yerine getirilerek sağlanabilir. Bu tarihi dönemin hukuki güvencesi umut hakkının hayata geçmesi ile mümkündür. Barışın demokratik entegrasyonu da, umut hakkının yasal adımlarının atılmasına ve zaman kaybetmeden gerçeğe dönüşmesine yani özgürlüğe dönüştürülmesine bağlıdır. Umut ilkesi, diğer tüm toplumsal değerlerin de hukuk kapısından içeri girmesini sağlayabilecek etkiye sahiptir.

    Bizler yıllardır birçok alanda mücadele eden hak, hukuk örgütleri ve sivil toplum kurumları olarak, onurlu bir barışın inşası, demokratik toplumun yaşama geçmesi ve hukukun toplumsallaşması için, binlerce mahpus başta olmak üzere tüm toplumsal kesimleri etkileyecek olan umut hakkı bağlamında; Komite’yi umut hakkı kararının uygulanmasını etkin bir şekilde izlemeye, TBMM Meclis Komisyonunu, TBMM çatısı altındaki tüm siyasi partileri, yargı mekanizmalarını ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm makamları acilen AİHM kararlarına ve BM İşkenceye Karşı Komite’nin tavsiyelerine uymaya çağırıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de Abdullah Öcalan için çağrı: Umut hakkı derhal uygulansın- VİDEO

    Mersin’de Abdullah Öcalan için çağrı: Umut hakkı derhal uygulansın- VİDEO

    PİRHA- Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecridin sona erdirilmesi ve AİHM kararlarının uygulanması için basın açıklaması yaptı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 15 Eylül toplantısı öncesi yapılan açıklamada, “Umut hakkı temel bir insan hakkıdır” vurgusu öne çıktı.

    Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’a “umut hakkı”nın uygulanması için DEM Parti Akdeniz İlçe binası önünde basın açıklaması yaptı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 15 Eylül’de yapacağı toplantı öncesi “Umut Hakkı Derhal Uygulansın, Yasal Düzenlemeler İçin Harekete Geçilsin!” başlığıyla yapılan açıklamaya Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin şubeleri, Barış Anneleri, DEM Parti Mersin il ve ilçe örgütleri katıldı.

    Basın açıklamasını ÖHD genel merkez yöneticisi ve ÖHD Mersin şube yöneticisi Bekir Yüksel okudu.

    “BU HAKKIN TEMİNATI ÖZGÜRLÜKTÜR”

    Bekir Yüksel, 2003’te yapılan başvuru sonucu AİHM’nin Öcalan/Türkiye (No.2) kararına atıfta bulunarak, “AİHM, Sayın Abdullah Öcalan’ın hiçbir koşulda salıverilme imkanı olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesine aykırı bulmuş, bu durumu ‘umut hakkı’nın ihlali olarak değerlendirmiştir. Türkiye, geçen 11 yıla rağmen bu konuda herhangi bir yasal düzenleme yapmadı. Umut hakkı yalnızca bir bireyin değil, toplumsal barışın da temelidir. Bugün bu ülkede 4 binden fazla hükümlü, aynı işkence yasağına aykırı düzenlemelerle karşı karşıyadır. Umut hakkı sadece Sayın Öcalan için değil, binlerce insan için geçerli olmalı ve yasal güvence altına alınmalıdır” dedi.

    “BARIŞIN HUKUKU UMUT HAKKINDAN GEÇER”

    Yüksel, BM İşkenceye Karşı Komite’nin Ağustos 2024 tarihli raporunu da hatırlatarak, 4 binden fazla ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün işkence yasağına aykırı koşullarda tutulduğuna işaret ederek, “Türkiye, bir Avrupa Konseyi üyesi ve AİHM’nin yargı yetkisini tanıyan bir ülke olarak, bu kararları uygulamak zorundadır. Demokrasi ve hukukun gereği budur. Umut hakkı uygulanmadıkça, bu ülkede barışın, adaletin ve demokratik dönüşümün önü tıkanmış olacaktır. Bu tarihi dönemin hukuki güvencesi umut hakkının hayata geçmesi ile mümkündür. Barışın demokratik entegrasyonu da bu hakkın yasal adımlarının atılmasına bağlıdır” diye konuştu.

    YETKİLİLERE VE TOPLUMA ÇAĞRI

    Bekir Yüksel son olarak,Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Adalet Bakanlığı ve tüm yargı mekanizmalarını AİHM kararlarını uygulamaya ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya çağırdı: “Demokratik kamuoyu, halk, hukuk kurumları ve tüm siyasi partiler bu hakkın uygulanması için sorumluluk almalıdır. Umut hakkı yalnızca bireylerin değil, toplumun da geleceğidir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Komisyon, 7.kez toplandı: Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır

    Komisyon, 7.kez toplandı: Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır

    PİRHA-Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, yedinci toplantısını gerçekleştirdi. Eski TBMM başkanlarının dinlendiği toplantıda konuşan Bülent Arınç, AYM ve AİHM kararlarına uyulması gerektiğini söyleyerek, “Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, yedinci toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantıda, eski TBMM başkanları dinlendi.

    Toplantıya; Hikmet Çetin, Ömer İzgi, Bülent Arınç, Köksal Toptan, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, İsmet Yılmaz, İsmail Kahraman, Binali Yıldırım ve Mustafa Şentop katıldı. Üç eski TBMM başkanının ise sağlık sorunları nedeniyle komisyona katılamadığı bildirildi.

    HİKMET ÇETİN: “SİLAH KULLANANI AFFETMEK ZOR”

    Hikmet Çetin, silah kullananlarla kullanmayanların ayrılması gerektiğini belirterek, “Silah kullanmış insanları bu aşamada affetmek zor” dedi.

    Çetin, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bana zaman zaman, ‘Kürt devleti kurulacak mı?’ diye sorarlar. Türk ile Kürt, Amerika’nın siyahı ve beyazı gibi değil. Dil ve kültür aynı. Şimdiye kadar, özellikle güney bölgesindeki otellerin sahipleri Kürtlerdir. Terör ayrı, halkın davranışları ayrı. Halklar arasında bir şey yok”

    ÖMER İZGİ: “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEME GELEBİLİR”

    Ömer İzgi ise suç işleyen herkesin cezasını çekmesi gerektiğini vurguladı. Anayasa’nın ilk üç maddesi ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” hükmünün değiştirilemeyeceğini kaydeden İzgi, 66’ncı maddeye dair değişiklik yapılabileceğini belirtti.

    BÜLENT ARINÇ: “UMUT HAKKI MUTLAKA UYGULANMALIDIR

    Bülent Arınç da AYM ve AİHM kararlarına uyulması gerektiğini söyleyerek, “Umut hakkı mutlaka uygulanmalıdır. Genel bir affa zaruri ihtiyaç olarak bakıyorum. KHK ile ihraç edilenler, görevlerine iade edilmelidir” dedi.

    Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

    “Geldiğimiz nokta denizin bittiği, geminin karaya vurduğu bir noktadır. Eli yukarıdan tutarak başlatan Bahçeli’ye teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanının kararlılığı iradesi ve komisyonun çalışmaları işin yürütücüsü olacaktı. En çok DEM’den çekiniyorduk, DEM öncü oldu, takdir ediyorum. Bugünkü anayasanın işimize gelen maddelerini başımızın üstünde taşıyıp da işimize yaramayanları kenara koymayı doğru bulmuyorum. Yeni ve çağdaş bir Anayasa, temel haklar ve görevler noktasında özgürlükçü bir anayasaya elbette ihtiyaç var. Ama bu komisyonun görevi yeni bir anayasa yapmak değil. Bugünkü bazı sorunların, iç cepheyi tahkim etme noktasında yerine getirilmesi gerekir. Ekonomide sorunlar var, bugün ekonominin başında olan kişiler kendilerine göre bazı kararlar almışlar. Ona da saygı duymak zorundayız.

    Suriye’deki gelişmeler bu süreci çok yakından ilgilendiriyor. Artık Türkiye’de terörist sayısı o kadar azalmıştı ki neredeyse ayakkabı numaralarını biliyorduk. Suriye’de ise yeni bir süreç var, Suriye’deki gelişmeler noktasında da Türkiye’nin dış politikasını önemli buluyorum.”

    MEHMET ALİ ŞAHİN: “ACELE ETMEKTE YARAR VAR”

    Mehmet Ali Şahin, komisyonun tek amacının, “Terörsüz Türkiye” olması gerektiğini belirterek komisyonun nitelikli çoğunluk kararını almasını olumlu karşıladığını vurguladı.

    Şahin, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Terörsüz Türkiye hedefi hayırlı bir iştir. Biraz acele etmekte yarar var. Bizi dinliyorsunuz, kimleri dinleyeceksiniz bilmiyorum ama bu dinleme faslı bir an önce bitmeli. Bir an önce işin özüne girmelisiniz. İnfaz kanununda, ceza kanununda değişiklik yapılacak mı? Bunlar sizin işiniz.”

    CEMİL ÇİÇEK: “SORUN EVRENSEL”

    İkinci oturumda söz alan Cemil Çiçek, sorun tanımlanmadan üzerinde çözüm üretilmesinin mümkün olmadığını kaydederek, “Biz bu komisyonda bir konuyu mu çok konuyu mu yoksa her konuyu mu konuşacağız?” diye sordu. Komisyonun yalnızca bir konuyu konuşması gerektiğini ifade eden Çiçek, şunları kaydetti:

    “Her konuyu konuşmaya kalktığımızda burada başka sorunlar çıkar. Bu komisyon İnfaz Kanunu’ndaki değişiklik ile ilgili öneriler yapacak bir komisyon mu? Onu Adalet Komisyonu da yapardı. Vatandaşların bir kısmı komisyonu önemsiyor ama öbür tarafta da birçok soru işareti var. Bu kafa karışıklığının nedeni, komisyonun göreviyle ilgili muğlaklıklardır. Komisyonun öncelikle bunları gidermesi gerekiyor. Türkiye’de görev yapan yabancı misyon şeflerinin her hafta bir farklı görüşünü açıklaması kafa karışıklığını artırıyor. Komisyonun, kapalı kapılar arkasında yapılan anlaşmaları meşru kılmak için çalıştığı yönünde düşünceler de var. Komisyonda her kafadan bir ses çıkmasını engellemek gerekiyor. Herkes aklına ne geliyorsa söylüyor.

    Terör meselesi artık yalnızca Türkiye sınırları içinde can yakan bir sorun değil. Sorun evrensel hale gelmiştir. Dışarıdaki gelişmeler dikkate alınmadan içeride alınan çözümler, bir süre sonra başka sorunlara yol açabilir. Silah bırakmanın muhatabı kim? KCK ve Suriye’nin kuzeyindeki yapılar bu işin içinde var mı? Bunları netleştirmek gerekiyor. Terör meselesinde dış destek kesilmeden başarı elde edilememiştir. Bunların da kesilmesi gerekiyor.”

    İSMAİL KAHRAMAN: “15 TEMMUZ RUHUNU YAKALAMALIYIZ”

    İsmail Kahraman, “15 Temmuz’da tüm siyasi partilerin tek vücut olduğunu” söyleyerek, TBMM’de kurulan çözüm komisyonunda da “15 Temmuz ruhunun” yakalanması gerektiğini savundu. 21 Mart 2015’te Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’ın mektubu okunduğunda güzel bir hava oluştuğunu belirten Kahraman, “Dış mihrakların süreci karıştırdığını” ve geçmiş çözüm girişimlerinin bu nedenle başarıya ulaşamadığını öne sürdü.

    BİNALİ YILDIRIM: “VATANDAŞLIK TANIMININ KAPSAYICI BİR ŞEKİLDE GÖZDEN GEÇİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR”

    Binali Yıldırım, Cumhuriyet’in temel değerlerinden verilecek taviz ile barışın tesis edilemeyeceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Kırmızı çizgileri net şekilde ortaya koyduk. Vatandaşlık tanımının kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi, güncellenmesi gerekmektedir. Etnik kimlik esasında değil, anayasal vatandaşlık vazgeçilmez bir hakikattir. Ama bu hakikat anayasamızın ilk dört maddesiyle çelişmemelidir. Adem-î merkeziyetçi olarak da tanımlanan bu yapı sadece idari bir yapılanmadır siyasi ve federal düşüncelere tamamen kapalıdır. Kaynakları ve yetkileri artırılmış belediyeler milletin ihtiyaçlarını daha hızlı ve kolay karşılar. Ayrışmayı değil bütünleşmeyi artırır. Bu adımlar ayrıştırıcı değil bilakis tarihin bize yüklediği sorumluluğa uygun bütünleştirici adımlardır. Kendini fesheden bir terör örgütü başka bir isimle karşımıza çıkarsa bu tehlikeli olur. Emperyalist devletlerin ikircikli açıklamalarını da dikkatle izlemeliyiz.”

    Yıldırım, yeni, sivil ve katılımcı bir anayasa gerektiğini de sözlerine ekledi.

    MUSTAFA ŞENTOP: SÜREYE VE TAKİBE BAĞLI BİR AF SAĞLANABİLİR

    Mustafa Şentop ise sürecin şeffaf, hesap verebilir ve Meclis denetiminde olmasının önemine dikkati çekti. Öcalan’ın silah bırakma çağrısının zorlama yorumlarla değersizleştirilmesine izin verilmemesi gerektiğini dile getiren Şentop, önerilerini şöyle sıraladı:

    “Silah bırakma süreci iyi planlanmalıdır. İlk adım tatmin edici şekilde atılmalıdır. Silah bırakan örgüt mensuplarının topluma kazandırılması çalışmaları da elbette gündeme gelebilir. Süresiz bir af yerine, belirli süreli süreye bağlı takibe bağlı bir af sağlanabilir. Demokrasinin ve hukukun geliştirilmesi ve istikrarlı hale getirilmesinin gerektiği kanaatindeyim. Bu, komisyonun odağının dağılmaması açısından sonraki aşamada gündeme alınmalıdır. Toplumsal barış ve toplumda devletin barışması konusunda bir adım atılmalıdır.”

    NUMAN KURTULMUŞ: “KİMSE BUGÜN BURADA YASA ÜZERİNDE ÇALIŞILIYORMUŞ GİBİ BİR ALGI OLUŞTURMAYA KALKMASIN”

    TBMM Başkanı ve Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Meclis başkanlarının taleplerinin ortaklaştığına dikkati çekti. Sürece zarar vermek isteyen kesimler olduğunu anlatan Kurtulmuş, toplantıyı şu sözlerle kapattı:

    “Sürece zarar vermek isteyen kesimlerin olduğunu, hatta bu toplantı halka açık şekilde gerçekleştirildiği için klavyelerin başında, ‘Bu toplantıya nasıl müdahale oluruz’ diye bekleyenler olduğunu görüyoruz. Komisyonda herkes tekliflerini dile getirdi. Hiç kimse bugün burada sanki bir yasa üzerinde çalışılıyormuş gibi bir algı oluşturmaya kalkmasın.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İmralı Heyeti ile Adalet Bakanı bir araya gelecek!

    İmralı Heyeti ile Adalet Bakanı bir araya gelecek!

    PİRHA – İmralı Heyetinin Adalet Bakanı ile yapacağı görüşmenin günü ve saati netlik kazandı.

    DEM Parti İmralı Heyeti, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrı’sının ardından sürdürdüğü temaslar devam ediyor.

    Son olarak 10 Nisan’da AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen heyet 18 Nisan’da da Adalet Bakanı ile görüşme yapacak.

    DEM Parti Basın Biriminden yapılan açıklamaya göre DEM Parti İmralı Heyeti’nin Adalet Bakanı ile yapacağı görüşme, Cuma günü saat 14:00 gerçekleşecek. Heyette Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Grup Başkanvekillerinin yer alacağı açıklandı.

    İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Adalet Bakanı ile yapacakları görüşmede “Nelerin yapılması gerektiğine dair bir fikir alışverişinde bulunacağız” açıklamasını yapmıştı. Buldan, yapılacak görüşmede ‘Umut hakkı’ başta olmak üzere sürecin ilerleyebilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da vurgulamıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İBB’ye yönelik operasyon sonrasında başlayan protesto ve boykot dalgasına değinerek, temel demokratik haklarını kullanan yurttaşların yanında olduklarını söyledi. İktidarı süreç konusunda adım atmamakla eleştiren Bakırhan, Erdoğan’ın 27 yıl önceki sözlerine işaret ederek, “Demokrasinin, adaletin, demokratik hakların, barışın aciliyeti artık ertelenemez” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 8 Mart’ın Dünya Romanlar Günü olduğuna işaret ederek, Romanların adalet ve özgürlük mücadelelerini desteklediklerini dile getirdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) tutuklanan üyelerine yönelik baskılara da tepki gösterdi. ESP’lilerin yanlarında olduklarını ifade eden Bakırhan, “Her sabah Türkiye’nin bir kentinde bir şey gerekçe yapılarak, aslı astarı olmayan gerekçelerle bir gözaltı ağı devam ediyor. Bunlardan vazgeçilmelidir. İnsanlar protesto edebilir. Protesto hakkı, boykot hakkı bir haktır. Dünyanın her yerinde var. Burası dünyadan yalıtık bir yer değilse, burada da haksızlık karşısında protesto ve boykot hakkı kullanılabilir. Gayet normaldir. Buna saygı duymak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “BOYKOT HAKTIR”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    ERDOĞAN’A SÖZLERİ İLE YANIT VERDİ 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmiş yıllarda yaptığı “Hukukun siyasallaştırılması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi hukuksuz yaşayamaz demiş. Türkiye’de bugün gelinen noktada demokrasinin geliştirilmesine ve hürriyetlerin artırılmasına ihtiyaç var demiş” sözlerini anımsatan Bakırhan, “Hak arayanların dile getirdiği düşünceleri dile getirmiş. 27 yıl önce söylemek iyi de, şimdi söyleyince cezaevlerini doldurmak mı gerekiyor? Cezaevlerinde yer yok, biliyorsunuz değil mi? Yüzde 130’ları geçti doluluk oranı” dedi.

    “BARIŞIN ACİLİYETİ ERTELENEMEZ”

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “27 yıl önce söylediğinizi bugün hayata geçirme günü olduğunu sizlere hatırlatmak istiyorum. Bugün Türkiye’nin acil meseleleri var. Demokrasinin aciliyeti, adaletin aciliyeti, demokratik hakların aciliyeti, barışın aciliyeti artık ertelenemez. Yaşadığımız en temel meseleler bunlardır. Suni gündemlerle  Türkiye’nin gündemini meşgul etmesin kimse.

    Sayın Öcalan 27 Şubat’ta bir çağrı yaptı. Üzerinden 40 gün geçti. Eskiler, ’40’ı devrimek’ diyorlardı. Resmi anlamda 40 gündür aslında barışı konuşuyoruz. Yeni bir başlangıç olduğunu söyledik sizlerle yaptığımız toplantılarda. Sizlere umut verdik. Kürt halkı, Türkiye halkları hiç olmadığı kadar barış için kenetlenmiş bir durumdadır. Newroz meydanlarında, Newroz etkinliklerine katılan arkadaşlarımız da çok iyi biliyorlar. Emin olun, ben de en büyük Newroz’lara katılım gösterdim. Oradaki emekçiler, halklar, Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını desteklediklerini dile getirdiler. Destek verdiler, ses verdiler. Dünyanın gözü kulağı artık Türkiye’de. Yani devlette, iktidarda. Onların atacağı adımlarda.

    “YENİ ŞEYLER KONUŞMAK İSTİYORUZ “

    Fakat beklenen adımlar konusunda bir rehavet ve rahatlık var. Bir bekleme durumu söz konusu. Türkiye’nin en temel meselesi tartışılıyor ama bir bekleme durumu var. Bekleyerek dünyanın neresine barış gelmiş acaba bilen var mı? Bunun bir örneği varsa söylesinler; biz de rahat rahat evimizde oturalım. ‘Nasıl olsa barış gelecek’ diyelim. Madem 40’ı devirdik; artık yeni şeyler duymak, yeni şeyler konuşmak istiyoruz. Bu sadece DEM Parti’nin talebi değil, bütün toplumun talebidir. Demokrasi korkulacak bir şey değil, sahiplenecek bir değer, bir onurdur dedik. Korku değil, cesaret zamanıdır dedik. Gerilim değil, demokratik uzlaşı ve barıştan yanayız dedik ve demeye devam edeceğiz.

    Yürütme erki tarafından topluma güven ya da güvence verecek bir duruş sergilenmiyor. Biz de doğal olarak soruyoruz; barış, korkulacak bir şey midir? Barış, utanılacak bir şey midir? Barış, yenme-yenilme ikileminde küçük, dar siyasi hesaplara kurban edilecek bir şey midir? Barış, beklenerek, zamana yayarak kendi kendine gelen bir olgu mudur? Yoksa büyük çaba ve emek işi midir? Bu soruları, sizin huzurunuzda başta iktidar olmak üzere yönetenlere soruyoruz. Barışı konuşmaktan uzak duruldukça, ertelendikçe, yetmezmiş gibi İstanbul’da olduğu gibi anti-demokratik uygulamalar arttıkça nasıl bir güven tesis edilecek? Kürtler, emekçiler nasıl inanacak? Eşit ve özgür yurttaşlık böyle sağlanabilir mi? Lütfen, iktidardan bir kişi çıkıp biraz önce sorduğumuz sorulara cevap versin. Siz de merak etmiyor musunuz? Barış, bekleyerek, durarak, izleyerek geliyorsa bizi ikna etsinler. Bu rehavete, bu sessizliğe artık son vermek gerekiyor diyoruz.

    “SÜREÇ YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK KABUL EDİLEMEZ”

    Barış ve demokratikleşme süreci bir tutarlılık, bir samimiyet ister. Bizim yaptığımız gibi. Bir yandan barış ve çözüm denilirken diğer taraftan da bu süreç yokmuş gibi davranmak ve tecridi sürdürmek kabul edilmez. Sayın Öcalan kalıcı çözüm için çalışırken ve bu kadar çaba sarf ederken, bu çabalara karşı duyarsızlık başta Kürt halkı olmak üzere çözüme inanan herkeste kaygıları artırıyor. İktidarın bu hassasiyeti doğru anlamasını, doğru okumasını ve buna göre davranmasını bekliyoruz. Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğü güvence altına alınmalı. Toplumsal barışın önündeki engeller lafla değil, somut güven verici, cesur adımlarla ortadan kaldırılmalıdır. ‘Dar bi xweziyê şîn nabe’ diyor Kürtler. Yani ağaç sadece temenni ederek yeşermez. Bu devletin en büyük sorunu da budur. Bir şey söylüyor ama gereklerini de yapmıyor. Umarım önümüzdeki günlerde bu söylediğimiz şeyleri de dikkate alarak gerekleri yaparlar. Tarihin bizi izlediği çok önemli bir kavşaktayız. Yüz yıllık bir eşikteyiz. O halde bu tarihi döneme uygun adımlar atılmasını bekliyoruz.

    UMUT HAKKI GÜNDEME ALINMALI 

    Umut hakkının gündeme alınması önemlidir. Sayın Öcalan tarihte eşi görülmemiş bir sorumluluk alarak büyük bir yükün altına girmiştir. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma şartları hayati olup düzenlenebilir. Siyasi görüşler suç kapsamından artık çıkarılmalıdır. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılabilir. Herkesin başına bela olmuş ‘Terörle Mücadele Kanunu’ artık değişmelidir. Bu konuda Meclis acil adım atabilir. Biz geçmiş yıllarda da çok somut öneriler sunduk, bu günde yüzlerce somut öneri sunabiliriz. Bu konuda komisyonlarımız ve partimiz iyi çalışma yürütüyor. Yeri ve zamanı geldiğinde; gündemler ve konular hakkında da bu önerilerimizi söylemeye devam etmeliyiz. Siyasetler, iktidarlar ve konjonktürel gündemler gelip geçicidir. Çok gördük. Kalıcı olan halklardır, halkların iradesidir, onurlu barış mücadelesidir. Kalıcı onurlu barışa emek harcayanlardır.

    TÜRKİYE YOL AYRIMINDA 

    Şimdi bu sistemi hep birlikte inşa edelim diyoruz. Biz buna hazır olduğumuzu bir kez daha sizin huzurlarınızda tekrar etmek istiyoruz. Niye acele etmeliyiz? Niye biz de iktidar gibi rahat değiliz? Niye kaygılıyız? Bu soruların cevabını size söyleyeyim; çünkü Türkiye’de yaşayan halklar, emekçiler, ezilenler bu süreci 100 yıl daha ıskalamasın. Barış olsun. İnsanlar 100 yıl daha sorunlarından dolayı kavga etmesin. Devlet, enerjisini ve ekonomisini insanların demokratik taleplerini bastırma için kullanmasın. Çünkü Türkiye bir yol ayrımındadır. Onun için acele ediyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye tercihini barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana yapsın. Onun için kaygılıyız. Onun için acele ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)