Etiket: üniversite

  • Bilgi Üniversitesi’nde öğrencilerin direnişi sonuç verdi, kapatma kararı geri çekildi!

    Bilgi Üniversitesi’nde öğrencilerin direnişi sonuç verdi, kapatma kararı geri çekildi!

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, öğrenci ve akademisyenlerin direnişi sonrasında Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekti.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla kapatılma kararı verilen Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerinin başlattığı eylem 3. gününde sonuç verdi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitenin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekti. Bu kararla birlikte üniversite eğitimine devam edecek.

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar üniversitenin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekilmesine dair yaptığı açıklamada, şunları ifade etti:

    “Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle İstanbul Bilgi Üniversitesinde eğitim-öğretim faaliyetleri kesintisiz şekilde devam edecek” dedi. Özvar, sürecin değerlendirildiğini ve mağduriyet yaşanmaması için kararın güncellendiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız, öğrencilerimizin eğitim hayatının aksamaması, ailelerimizin huzurunun korunması ve üniversite çalışanlarımızın haklarının gözetilmesi yönündeki süreci hassasiyetle yeniden değerlendirmiştir. Öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamaması yönündeki güçlü irade doğrultusunda karar güncellenmiştir.

    İlk karar, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir hukuki işlemdi. Ancak sonrasında sunulan raporlar ve güncel durum değerlendirmeleri doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımız, her zaman olduğu gibi öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın beklentilerini hassasiyetle gözetmiştir. Alınan kararın öğrencilerimiz, ailelerimiz ve yükseköğretim camiamız için hayırlı olmasını diliyorum.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    PİRHA- Gülistan Doku dosyası, Munzur Üniversitesi’ndeki ilişki ağını yine gündeme getirdi. Ajansımıza konuşan üniversite çalışanı, tacizcilerin ve mobbing uygulayanların hala görevde olduğunu vurgulayarak, gerekli soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler Dersim’deki bürokrasi ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Munzur Üniversitesi sürecin başından itibaren “sessiz” kalırken, yürütülen soruşturmanın Munzur Üniversitesi’ne uzanıp uzanmayacağı merak konusu.

    Gülistan Doku soruşturmasında Munzur Üniversitesi’ne dair milletvekilleri, “Munzur Üniversitesi’nde rektörlük makamı veya üniversite yönetimiyle bağlantılı olarak gündeme gelen taciz ve mobbing iddiaları hakkında herhangi bir savcılık soruşturması yürütülmüş müdür? Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin güvenliğine ilişkin şikayetler Bakanlığınıza, savcılıklara veya kolluk birimlerine ulaşmış mıdır? Munzur Üniversitesi’nde Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce veya sonra kadın öğrencilerin yaptığı taciz ve şiddet başvurularının akıbeti nedir? Gülistan Doku dosyası ile Munzur Üniversitesi’ndeki taciz ve mobbing iddiaları arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırılmış mıdır?” soruları kamu adına sorulurken, üniversite çalışanları da bu sessizliğin bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.

    “TACİZCİLER GÖREVDE”

    Adını vermek istemeyen Munzur Üniversitesi çalışanının aktardıkları ise, başka bir soruna da işaret eder nitelikte.

    Munzur Üniversitesi’nin bir önceki rektörü Ubeyde İpek’in dönemin valisi Tuncay Sonel’in araya girmesiyle Süleyman Soylu üzerinden ikinci dönem rektör yapıldığını bizzat kendisinin sohbetlerde ifade ettiğini paylaşan çalışan, “Gülistan Doku cinayeti sonrasında neden hala Munzur Üniversitesi mercek altına alınmadı?”  diye sordu.

    Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademik ve idari personelin öğrencilere yönelik tacizleri hiçbir zaman gündemden düşmediğini hatırlatan çalışan, “Hatta hem Ubeyde İpek hem de mevcut rektör bu tacizcileri hala koruyup kolluyor. Bunlar hala öğrencilerin derslerine girip duruyorlar ki kimin çocuğu olsa tedirginlik duyar. Bunun yanında tarikatların şehirde üniversite öğrencilerini evlerde toplayıp ayinler düzenledikleri ve yine belirli tarikatlara yakın kişilerin rektör Kenan Peker tarafından korunup kollarak üniversite içerisinde etkin bir hale getirdiği de herkesin çok yakından bildiği gerçeklerdir” dedi.

    “SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ”

    Ubeyde İpek döneminde Barış Akademisyeni ve FETÖ’cü oldukları iddiasıyla üniversiteden onlarca kişi ihraç edilirken bizzat aynı gerekçeler ile Bank Asya hesapları ve Fetullahçılarla açık ilişkileri olmasına rağmen Ubeyde İpek’e yakın isimlerin dosyalarının sümen altı edildiğini idddia eden çalışan, şunları ifade etti:

    “Bunlar açık ve nettir. Üstelik bu kişiler üniversitede hali hazırda da görev yapmakta olup, gerçekleştirdikleri usulsüz işlemler ve alımlarla devleti zarara uğratmalarına rağmen mevcut rektör Kenan Peker tarafından korunup haklarında tek bir işlem dahi yapılmamıştır. Savcılık gerek duyarsa sizin vasıtanızla bu isimlere dair delilleri sunabiliriz. Fakat şunun altını kalın harflerle çizmek gerekiyor. Bu incelemelerin bizzat savcılık tarafından yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu kişiler hakkında üniversitece her defasında göstermelik soruşturmalar açılıp üstü kapatıldığı gibi, bazen de soruşturmalarda bilerek usul hataları yapılarak aklanmalarının önü açılmaktadır”

    “ALEVİLİK VE DERSİM HALA SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Devlet yıllarca Dersim’i kategorik olarak olumsuzladığı için tarikatların önünün hep açık tutulduğunu belirten çalışan, “Tuncay Sonel örneğinde de gördüğümüz gibi birileri sürekli vatan-millet-sakarya edebiyatıyla her türlü usulsüzlük ve suçlarını devletin imkan ve olanaklarını kullanarak ört pas ettirdiler. Şimdi dönüp geriye baktığımızda demek ki fişlenen bu insanların rahatsızlıklarının boşuna olmadığı kanıtlanmış oluyor. Bir üniversite düşünün ki rektörleri her defasında geçmişin sömürge valileri gibi bu kentin kültürüne ve inancına yabancı ve düşman gözüyle bakan insanlardan seçiliyor. Ramazanda çay ocaklarını kapatıp çay servisini yasaklayan bugünkü rektör büyük bir pişkinlikle basına bunun yalan olduğunu ifade etti. Hadi Türkiye kamuoyunu kandırdı, peki bu devletin valisi, polisi ve istihbaratı bunu yaptığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama işte mesele Alevilik ve Dersim olunca birbirlerini ne yazık ki bırakmıyorlar” diye ifade etti.

    “GÜVEN SORUNU VAR”

    Yeni bir demokratikleşme sürecinin içinden geçildiğini vurgulayan çalışan “Fakat bizzat devlet içindeki art niyetli yöneticilerden ötürü bölge insanı güven duymuyor. Çünkü kendilerine değer verilmediği hissine bölgedeki yönetici profillerine bakarak çok rahat varabiliyorlar. Hem şehrin hem de üniversite personelinin istediği, bölge kültürüne yabancı olmayan bir rektörün atanması çok mu zor? diye sorarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “ELAZIĞLI REKTÖRLER KUŞATMASI”

    “Mevcut Rektör’ün yapıyor gibi gözüktüğü herşeyin bir şov olduğunu şehirdeki herkes biliyor. Kanaatimce sadece hakkındaki taciz, usulsüzlük ve tehdit iddiları bugün bile cumhurbaşkanına iletilse bu makamda kalması mümkün görülmez. Üniversite resmen bir ‘Elazığlı rektörler’ kuşatması altında. Onlarca başarısızlığa imza atan, bir akademisyenden ziyade akademik ve idari personelin üzerinde tahakküm kurma arayışında olan Kenan Peker hakkındaki iddialar çok vahim. Hakkında onlarca haber ve Meclis’te soru önergesi verilmesine rağmen YÖK tarafından herhangi bir girişim bile başlatılmaması da düşündürücü. Devlet eğer bir valisi üzerinden herkesin gözüne batan bu olumsuz imajı düzeltmek istiyorsa kesinlikle toplumla barışık ve güven aşılayan bir rektör atamalı. Çünkü üniversite şehirde toplumsal dokuyu bozan kurumların başında görülüp yöneticilerinin olumsuz uygulamaları da buna tuz biber olmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Üniversitelerdeki dersler boykot programlarıyla başladı

    Üniversitelerdeki dersler boykot programlarıyla başladı

    PİRHA- Gözaltı ve tutuklamaları protesto eden üniversite öğrencileri, eylemlerini bayram tatilinden sonraki ilk derste de sürdü. Öğrenciler, eylemlerine dersleri boykot ederek devam etti.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve diğer ilçe belediyelerine yönelik operasyonların ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu birçok kişi tutuklandı. 19 Mart’ta başlayan protestolarda üniversite öğrencileri kampüslerde, sokaklarda eylemler gerçekleştirirken, polis, öğrencilere plastik mermi ve biber gazıyla saldırdı. Bu eylemlerde en az 301 üniversite öğrencisi gözaltına alınıp tutuklandı.

    Gözaltına alınan kadın öğrenciler ise taciz ve çıplak aramaya maruz kaldı. Kadınların gözaltında tacize uğramasına karşı tepkiler de devam ediyor. Özerk üniversite, demokratik bir yaşam talebiyle eylem yapan öğrenciler, bayram tatilinden sonra da eylemlerini sürdürdü.

    Derslerin başladığı bugün, öğrenciler ilk dersi boykot etme kararı aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Ankara Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Marmara Üniversitesi ve birçok üniversitede öğrenciler, üniversite kampüslerinde açık hava dersleri, müzik dinletileri ve çeşitli etkinlikler yaparak derslere girmeyecek.

    Bazı üniversitelerde gerçekleştirilecek boykot eylemleri şöyle;

    *ODTÜ öğrencileri, mahalleli ile buluşmak için yürüyüş yapacak. Fizik Çimleri ve ODTÜ Kampüsü arasında saat 16.00’da yürüyüş yapılacak.

    * Ankara Üniversitesi Tandoğan Kampüsü öğrencileri, Tandoğan Kampüsü boykotuna çağrıda bulundu. Programları,13.30’da müzik dinletisi şeklinde olacak. Saat 15.00’te Ekoloji 101 konulu açık ders yapılacak. Saat 16.30’da rektörlüğe yürüyüş ve basın açıklaması yapılacak.

    *Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğrencilerinin boykot programı ise şöyle: Gölbaşı Kampüsü Mühendislik Fakültesi’nde saat 13.30’da Mühendislik Etiği konulu açık ders yapılacak. Saat 14.00 müzik dinletisi yapılacak. 14.30’da dekanlığa yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirilecek.

    *ODTÜ’lü Kadınlar “gözaltındaki cinsel saldırıya karşı susmuyoruz” diyerek feminist yürüyüşe çağrıda bulundu. Yer: Kadın Duvarı

    Diğer üniversitelerdeki boykot eylemleri ise şöyle;

    *Bursa Uludağ Üniversitesi Tiyatro Öğrencileri, arkadaşlarının serbest bırakılması çağrısıyla tüm öğrencileri ses çıkartmaya davet etti.

    *Marmara Üniversitesi öğrencileri, boykot buluşmasını duyurdu. Yer: Göztepe Açık Amfi.

    *İTÜ Öğrencileri de boykot programını duyurdu. Yer: İTÜ Taşkışla Yerleşkesi- Giriş Holü ve 3400 No’lu Salon. Ayrıca sergi 16.00 – 20.00: Eylem planı tartışması, mektup yazma ve maket atölyesi yapılacak.

    *Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencileri, oturma eylemi yapacak. Yer, Güzel Sanatlar Fakültesi önü, saat 09.00 – 12.00 arası olacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Üniversitesi’nde İmamoğlu protestosu!-VİDEO

    Mersin Üniversitesi’nde İmamoğlu protestosu!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Üniversitesi öğrencileri, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını protesto etti. Protesto esnasında polis öğrencilere müdahalede bulundu.

    İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin hemen ardından gözaltına alınmasına dair protestolar dalga dalga yayılıyor. Mersin’de üniversite öğrencileri konuya ilişkin üniversite kapısında yürüyüş düzenledi.

    “HUKUK AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Burada yapılan basın açıklamasını okuyan Ulaş Boran Çavuş, İstanbul Üniversitesi’nin Ekrem İmamoğlu ile birlikte 28 kişinin diplomasını iptal ederek hukuksuzluğa imza attığını kaydetti. Ardından yapılan gözaltılarla demokrasinin ve hukukun ayaklar altına alındığını, halkın iradesinin yok sayıldığını belirten Çavuş, “Mersin Üniversitesi öğrencileri olarak, Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının diplomasının iptal edilme kararını kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde alınan böylesine kritik bir kararın, hukuki temellerden uzak şekilde verilmesi, yalnızca bir akademik işlem değil, aynı zamanda demokratik sürece dışarıdan yapılan bir etki anlamına gelmektedir” diye konuştu.

    “HUKUK BİR SOPA GİBİ KULLANILIYOR”

    AKP-MHP iktidarının güç kaybettikçe saldırıları arttırdığını vurgulayan Çavuş, “Halkın oyuyla seçilen siyasetçilere, muhalif gazetecilere ve kendi gibi düşünmeyen herkese bir gecede soruşturmalar açıyor, tutuklatıyor. Bizlere hukuk fakültesinde öğretilen dersler verilen kararlarla örtüşmüyor. Hukuk, iktidar elinde bir sopa gibi sallanıyor. Sesimiz, isyanımız baskı altına alınıyor. Üniversite öğrencilerine reva görülen ise geleceğimizin olmadığı, yasaklarla dolu bir Türkiye! Bunu kabul etmiyoruz, geleceğimize, demokrasiye, haklarımıza sahip çıkıyoruz” dedi.

    “HESABINI SORACAĞIZ”

    Ulaş Boran Çavuş, siyasi rakiplerini hukuk dışı yollarla saf dışı bırakmaya çalışan AKP-MHP iktidarına karşı olduklarının altını çizerek şunları dile getirdi:

    “Dün İstanbul Üniversitesi’nde direnen sıra arkadaşlarımızın kavgasına omuz veriyoruz. Onlara doğrultulan barikatların, gazların, plastik mermilerin hesabını omuz omuza soracağız.

    İktidarın politikaları etrafında dizayn edilen üniversiteler ve eğitim sisteminin karşısında özgür, demokratik ve özerk üniversiteler için bütün sıra arkadaşlarımızı bir kez daha mücadele etmeye, seçme ve seçilme hakkının gaspına karşı ses çıkarmaya, demokratik hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz”

    Açıklamanın ardından yürümek isteyen öğrencilere polis müdahalede bulundu. Gerginlik devam ediyor.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Eğitim Sen: YÖK, 43 yıldır üniversitelerde müdahale aracı olma görevini sürdürüyor

    Eğitim Sen: YÖK, 43 yıldır üniversitelerde müdahale aracı olma görevini sürdürüyor

    PİRHA – Eğitim Sen, 6 Kasım 1980’de kurulan Yüksek Öğretim Kurulu’nun 43. yıldönümünde açıklama yaptı. YÖK’ün antidemokratik faaliyetlerine dikkat çeken Eğitim Sen, KHK’lerle üniversitelerden uzaklaştırılan öğretim görevlilerini de hatırlatıp, günümüz akademisinin nitelik kaybına uğradığına vurgu yaptı.

    12 Eylül 1980 Askeri Darbe sonrasında kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), tam 43 yıldır eleştirilerin odağında yer alıyor.

    Üniversitelerin özerkliğine ters bir anlayış olarak yorumlanan YÖK, adeta tüm akademi için bir tür baskı aracı rolünü yürütüyor. Yükseköğretim sistemini planlamak, ayrıca eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile idari hizmetler süreçlerini düzenlemek, değerlendirmek ve denetlemek YÖK’ün görevleri arasında.

    “ÜNİVERSİTELERİN ÖZERKLİĞİNE YAPILAN BİR DARBE”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) kuruluş yıldönümünde YÖK’ün faaliyetlerine dikkat çekti. “YÖK, üniversiteler üzerinde müdahale aracı olma görevine 43 yıldır devam ediyor!” başlıklı açıklama yapan Eğitim Sen, şu ifadelere yer verdi:

    “6 Kasım 1981’den bugüne YÖK, üniversitelerin toplumsal sorunlara mesafeli duracak şekilde konumlandırılması görevini üstlenmiş; hiyerarşik, baskıcı ve otoriter yapısıyla siyasi iktidarların üniversiteler üzerindeki kontrolü için kullanışlı bir araç olmuştur. YÖK’ün kuruluşu, doğası gereği özgür olması gereken üniversitelerin özerkliğine yapılan bir darbe olarak önümüzde durmaktadır.

    Neoliberalizm ile Türkiye’de devlet ve devlet kurumları yeniden yapılandırılırken YÖK, üniversitenin piyasaların ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürülmesinin aparatı olmuştur. Küresel ölçekte artan rekabet koşullarına göre “üniversitelerin yeniden yapılandırılması” hükümet ve sermaye çevreleri için önemi artan bir ihtiyaç haline geldi. YÖK bu süreçte üniversitelerde piyasa odaklı dönüşümün yukarıdan müdahaleler ile hızlandırılmasında önemli rol oynadı. Rekabet kavramı etrafında akademik ölçütlerin yerine ekonomik ölçütler ikame edilirken, bilgi üretimi ekonomik bir tarife büründürülerek toplumsal yarar rafa kaldırılmıştır.

    2006 YÖK Strateji Raporu’nda üniversiteleşme oranının düşük olması sorunsalı, iktidarın siyasi ihtiyaçlarıyla örtüşmekteydi. “Her şehre bir üniversite” mantığıyla üniversitelerin sayısı artarken ortaya çıkan nitelik problemleri göz ardı edildi. Üniversiteler iktidarın kontrol mekanizmalarına dönüştürülerek; üniversiteyi üniversite yapan değerlere yapılan saldırılarla, kadrolaşma ve yozlaşmanın önü açıldı. Gitgide otoriterleşen iktidar, etki alanını artırarak bu süreçten kazançlı çıktı.”

    AKADEMİNİN NİTELİK KAYBI!

    Eğitim Sen açıklamasında, üniversitelerin demokratik yapıya dönüştürülmesi gerektiğine vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “11 Ocak 2016 tarihinde 1128 akademisyenin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlığıyla imzalamış oldukları bildiriye karşı, iktidar, cadı avıyla cevap verdi. 2 yıl süren OHAL dönemi ve KHK rejimi üniversitelerin yıllardır kurgulanan yeniden yapılandırılması için bulunmaz fırsattı. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL sürecinde 32 KHK çıkarılarak çoğunluğu Barış İçin Akademisyenler olmak üzere 5904 akademisyen, 1408 idari personel üniversiteden ihraç edildi. Geçen 8 yılda Barış Akademisyenleri türlü hukuksuzluk ve eziyetle mücadele ederken, mahkemeler Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadığı için görevlerine dönmeleri hala engellenmektedir.

    29 Ekim 2016 tarihinde 676 sayılı KHK ile rektörlük seçimleri kaldırılarak rektörleri atama yetkisi doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verildi. Rektörler artık üniversite bileşenlerine, akademik ve bilimsel özgürlüğe ya da kamuya karşı bir sorumluluk taşımıyor, tek yükümlülükleri ‘Ankara’ ile aralarını sıkı tutmak ve Cumhurbaşkanına sadık bir personel olmaktan ibaret.

    “TEK BAŞINA YÖK’ÜN KALDIRILMASI YETERSİZ”

    Belirtmek isteriz ki artık tek başına YÖK’ün kaldırılması yetersizdir. Onun bugüne kadar yerleştirdiği bu düzenin köklerinden sökülüp atılması gerekmektedir. Ancak, üniversitelerin yeniden özgürlüklerine kavuşabilmelerinin ve insan, toplum, doğa yararına faaliyet gösterebilmelerinin yolu, tam da bugüne kadar uygulanan politikaların terk edilmesiyle mümkün olabilecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    Prof. Dr. Kenan Engin’in ırkçılığa karşı çıkması üniversitenin hoşuna gitmedi

    PİRHA – Prof. Dr. Kenan Engin, öğrencilere yönelik ayrımcılığı gündeme getirdiği gerekçesiyle Almanya’da Özel Akkon Üniversitesi’nden işten çıkarılmıştı. Hukuki süreç devam ettigi için bu konuda konuşmak istemediğini belirten Engin, üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra güçlü bir dayanışma gördüğünü söyledi. Engin, “Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi” dedi.

    Almanya’nın farklı üniversitelerinde dersler veren Prof. Dr. Kenan Engin, 2018 yılından bu yana çalıştığı Özel Akkon Üniversitesi’nden 29 Temmuz 2024’te süresiz olarak işten çıkarıldı.

    Almanya’da yayınlanan haberler ve basın açıklamalarına göre üniversite içinde öğrencilerin kendisine, nasıl ayrımcılığa uğradıklarına dair yaptığı başvuruları gündem yapan Kenan Engin’e üniversite yönetimi “Üniversitenin huzurunu bozuyorsun” diyerek önce uyardı ve nisan ayından itibaren çeşitli sınırlamalar getirdi. Önce üniversite Rektörü Prof. Dr. Andreas Bock ve Üniversite Müdürü Benjamin Kobelt tarafından ders vermesi durduruldu. Daha sonra başka bir bölüme gönderildi. Ardından ise verdiği bütün dersler iptal edildi.

    Diğer öğretim üyeleri ve öğrencilerle temas kurması da yasaklanan Prof. Dr. Engin dayatılanları kabul etmediği için temmuz sonunda süresiz olarak işten çıkarıldı. Keyfi uygulamalara tepki gösteren Prof. Engin, İş Mahkemesi’ne başvurarak dava açtı. İlk olarak 9 Eylül’de görülmesi gereken dava, Engin’in avukatı rahatsızlandığı için başka bir tarihe ertelendi.

    Konuya ilişkin bir basın açıklaması yapan Almanya Berlin Türk Cemiyeti Prof. Dr. Kenan Engin’in üniversitede ögrencilere karşı uygulanan ırkçı tutuma karşı  koyması ve önlem alması gerektiğini söylemesi üniversitenin hoşuna gitmediği ve kendisine ‘sen bunları gündemleştirirsen, sen bunları konu edersen ortak çalışmamızın çok zemini kalmaz’ gibi bir tepkiyle tehdit edildiğini belirtti. Aynı zamanda hocalarını desteklemek isteyen ögrencilerin açtığı imza kampanyasının dikkate alınmadığı belirtiliyor.

    Prof. Dr. Kenan Engin, sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Ayrımcılık ve nefret dili son yıllarda mülteciler üzerinden yükseliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    KENAN ENGİN: Almanya genelinde zaten giderek artan sağcı bir eğilim var. Daha bugün itibariyle Almanya’daki Brandenburg eyaletindeki seçim sonuçlarını aldık. Sonuçlara bakılırsa Almanya’da gelişen sağ eğilimin ne boyutlarda olduğunu görmek mümkün. AfD seçimlerde epey oy aldı. Bu da ırkçı parti olarak bir nevi adlandırılıyor. Bunlar yüzde 30’un üzerinde oy aldılar. Bu oranla da ikinci parti durumuna geldiler. Çok az bir farkla birinci parti olamadılar. Önümüzdeki seçimlerde sağcı partinin iktidara gelmesi mümkün. Bu sağcı parti, tamamiyle ırkçı ve yabancı düşmanlığı üzerine, nefret söylemi üzerine oluşturulmuş bir politika izliyor. Bu söylemlerle Almanya’da yüzde 30’un üzerinde oy almak demek bu toplumun hangi yöne doğru sürüklendiğinin işaretidir. Evet giderek artan bir ırkçılık var. Bu ırkçılık da yabancı düşmanlığı üzerine kurulmuş bir ırkçılık.

    “SÖYLEMLERLE SAĞ EĞİLİMİ DURDURMAK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL”

    -Siz de göç etmiş bir akademisyen olarak bu sorunun çözümünün ne olduğunu düşünüyorsunuz?

    İşin doğrusu Almanya politikası da ciddi anlamda bir trajedi yaşıyor deyim yerindeyse. Çok ciddi bir çözüm önerileri, çok ciddi bir politik çözümleri yok. Çözümleri olsaydı zaten bu eğilim yıllardır devam eden bir eğilim, 2012-2013’lerden bu yana yani son 10 yılın eğilimi. Bilimsel dünyada da bilimle uğraşan insanların, akademisyenlerin, aydın kesimin ciddi sıkıntıları var bu konuda da. Onların da ciddi bir çözümleri yok. Şu ana kadar ki tek çözüm, tek önerilen şey AfD(Almanya İçin Alternatif Partisi) dediğimiz sağ partinin ne kadar ırkçı bir parti olduğunu söylemle dile getirerek bir nevi buna karşı önlem almaya çalıştılar, bunun gelişimini durdurmaya çalıştılar. Ama bu söylem partiyi Almanya’da giderek daha da güçlendirdi. Enteresan bir durum. Sol kesimden, sosyal demokrat kesimden veya normal insanlardan AfD’nin aldığı eleştiriler partiyi toplum içerisinde daha da popüler hale getirmeye başladı. Benim perspektifimden bakacak olursam şu aşamada bu sorunu durdurabilecek çok ciddi bir duruş Almanya’da göremiyorum maalesef. Şu an ki sosyal demokratlardan tutun Hristiyan demokratlara kadar oldukça pasif sadece AfD kültürüne göre oluşturulmuş bir söylem. Ve bu söylemle de sağ eğilimi durdurmanın çok mümkün olabileceğini düşünmüyorum. Daha gerçekçi, reel politikalar geliştirmek zorundalar. Reel politikaların temellerinden biri Doğu Almanya’da özellikle sağ eğilim çok güçlü, Doğu Almanya bir nevi Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu diyelim. Yani her anlamda geri kalmış ekonomik yatırımlardan tutun da oradaki insanları Batı Almanya’daki insanlarla eşit görme noktasına kadar çok ciddi sıkıntılar var. Dolayısıyla da iktidarın veya güç odaklarının bu noktaya yönelmesi lazım. Bu şekilde belki sorun, bir nebze olsun çözülebilir. Ama bu da gerçekten bir çözüm müdür, işin doğrusu çok emin değilim.

    “İNANILMAZ BİR DESTEK ALDIM, BİRÇOK ÜLKEDEKİ AKADEMİSYENLERİN GÜNDEMİ HALİNE GELDİ”

    -Üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra nasıl bir dayanışma gördünüz?

    İyi olan taraflardan biri üniversitenin bu tutumuna karşı üniversitedeki öğrencilerden, özellikle benim öğrencilerimden inanılmaz bir destek aldım. ‘Biz Profesör Engin’i geri istiyoruz, böyle şey olmaz’ diyerek inanılmaz bir baskı oluşturdular üniversite üzerinde. Üniversite de çok dinlemeyip yapmak istediğini yaptı. Sadece üniversite değil Almanya çapında da çeşitli üniversitelerde çalışan Alman akademisyenler, profesör arkadaşlar büyük bir imza kampanyası başlattılar. Beklenen 40-50 insanın imza atma düşüncesiydi ama bir anda yüzlerce hatta binleri bulan bir aktiviteye dönüştü. Şu an itibariyle toplam Avrupa’nın birçok ülkesi dahil Amerika ve Türkiye den 1000 yakın akademisyen dayanışma mektubunu imzaladı. İnanılmaz derecede bir destek. Bu tabi oldukça sevindirici bir durum. Sadece bununla kalmadı buradaki sendikalar, vakıflar da bu konuyla ilgili açıklamalar yaptılar. Özellikle Almanya’da göç alanında çalışma yürüten kuruluşlar var. Bunlar, böylesi bir şeyin kabul edilemeyeceğine dair resmi açıklamalar yaptılar. Aynı zamanda Türkiye’den buraya gelmiş Barış Akademisyenleri de bunun kabul edilebilecek bir yanı olmadığına dair açıklama yaptılar. Bir nevi mesele dünyanın birçok ülkesindeki akademisyenlerin gündemi haline geldi. Süreç devam ediyor bakalım hangi noktaya gidecek?

    Devrim FINDIK/ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

     

    Prof. Dr. Kenan Engin, ayrımcılığa karşı çıktığı için Berlin’de çalıştığı üniversiten atıldı!

  • Prof. Dr. Kenan Engin, ayrımcılığa karşı çıktığı için Berlin’de çalıştığı üniversiten atıldı!

    Prof. Dr. Kenan Engin, ayrımcılığa karşı çıktığı için Berlin’de çalıştığı üniversiten atıldı!

    PİRHA- Berlin’deki özel Akkon Üniversitesi’nde 2018’den bu yana göç, katılım ve mülteciler konusunda dersler veren Prof. Dr. Kenan Engin, üniversitede öğrencilere yönelik ayrımcılığı gündeme getirmesi nedeniyle işten çıkarıldı. Prof. Engin’in işten çıkarılmasına karşı imza kampanyası başlatıldı.

    Almanya’nın farklı üniversitelerinde dersler veren Prof. Dr. Kenan Engin, 2018 yılından bu yana çalıştığı Özel Akkon Üniversitesi’nden 29 Temmuz 2024’te süresiz olarak atıldı.

    Yeni Hayat’ın haberine göre; üniversite içinde öğrencilerin kendisine nasıl ayrımcılığa uğradıklarına dair yaptığı başvuruları gündem yapan Engin’e üniversite yönetimi “Üniversitenin huzurunu bozuyorsun” diyerek önce uyardı. Yazışmaların yok sayılamayacağını söyleyen Engin’e yönelik üniversite yönetimi nisan ayından itibaren çeşitli sınırlamalar getirdi. Önce üniversite Dekanı Prof. Dr. Andreas Bock ve Müdürü Benjamin Kobelt tarafından ders vermesi durduruldu. Daha sonra başka bir bölüme gönderildi. Ardından ise verdiği bütün dersler iptal edildi.

    Diğer öğretim üyeleri ve öğrencilerle temas kurması da yasaklanan Prof. Dr. Engin dayatılanları kabul etmediği için temmuz sonunda süresiz olarak işten atıldı. Keyfi uygulamalara tepki gösteren Prof. Engin, İş Mahkemesi’ne başvurarak dava açtı. İlk olarak 9 Eylül’de görülmesi gereken dava, Engin’in avukatı rahatsızlandığı için başka bir tarihe ertelendi.

    İMZA KAMPANYASI

    İnternet üzerinden Engin’in işten atılmasına karşı yayınlanan ve imzaya açılan metinde üniversite yönetimine çağrıda bulunulurken, şu açıklama yapıldı:

    “Johanniter Yönetim Kurulu’na ve Akkon Üniversitesi Rektörü Prof Dr Andreas Bock’a, meslektaşımız Kenan Engin’e yönelik tedbirleri derhal geri çekmeleri ve akademik çalışmalarına uygun bir şekilde devam etmesine izin vermeleri çağrısında bulunuyoruz. Öğrenciler ve meslektaşlar için her üniversite, hak ve özgürlüklere tam saygı gösterilerek çalışma, öğretim ve araştırma faaliyetlerinde mümkün olduğunca ayrımcı olmayan bir alan sağlamalıdır. Bizim için yıldırma, iftira ve yanlış davranışların susturulması, mesleğimizin temel değerleri ve açık bir toplumla bağdaşmamaktadır.”

    Eğitim ve Bilim Sendikası da (GEW) üyelerine gönderdiği bir mektupta Engin’in işten atılmasına tepki göstererek, imza kampanyasına destek vermeye çağırdı.

    Kampanyaya destek için:

    https://www.petitionen.com/solidaritat_mit_prof_dr_kenan_engin_solidarity_with_prof_dr_kenan_engin

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    PİRHA-2017 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edildikten 6 yıl sonra görevine iade edilen Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, yeniden ihraç edildi. Üniversite, Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesi talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. 

    15 Temmuz 2016’da darbe girişimin ardından KHK ile binlerce kamu emekçisi mesleklerinden ihraç edildi.
    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden de toplam 6 Barış İmzacısı akademisyen Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. Bu akademisyenlerden biri de Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş’tı.

    2017 yılında KHK ile ihraç edilen akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, verdiği hukuk mücadelesi sonrasında görevine 8 ay önce iade edilmişti. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Psikoloji Bölümünde Yardımcı Doçent olarak çalışan Gözde Özdikmenli Karataş, 2017 yılında Barış Bildirisi’ni imzaladığı için Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkarılmıştı, 2023 yılında Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararı ile görevine başlamıştı.

    Ancak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi yeniden ihraç talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme Gözde Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesine karar verdi.

    Özdikmenli Karataş, üniversitedeki görevinden ikinci kez ihraç edildiğini bu sabah öğrendi.

    “MÜCADELEYE DEVAM”

    Gözde Özdikmenli Karataş, sosyal medya hesabından “Yarın son dersime girip Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ndeki görevimden ayrılmak zorunda bırakılıyorum. Sekiz ay da olsa tekrar akademiye dönmek güzeldi. Mücadeleye devam” dedi.

    PİRHA/MUĞLA

    İLGİLİ HABERLER

    KHK ile ihraç edilen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi; 6 yıl hiç kolay geçmedi

  • Üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı 50 ilin nüfusunu geçti

    Üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı 50 ilin nüfusunu geçti

    PİRHA-YÖKAK’ın üniversite raporuna göre, 2021 ve 2022’de 728 binin üzerinde öğrenci üniversiteyi bıraktı. En çok terk etme büyük şehirlerde olurken üniversiyi bırakan öğrenci sayısı Türkiye’deki 50 ilin nüfusunu geçti.

    Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun (YÖKAK) Gösterge Değerleri Raporu, üniversite raporunu yayımladı. Rapora göre, 2021 ve 2022’de 728 binin üzerinde öğrenci üniversiteyi bıraktı.

    BirGün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre, 2021’de 338 bin 926, 2022’de 389 bin 564 öğrenci üniversiteleri terk etti. Raporda en dikkat çekici bölümlerden birisi üniversite terkinin en çok büyük şehirlerde yoğunlaşması oldu. Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerdeki üniversitelerden öğrenciler adeta kaçtı. Sadece İstanbul Üniversitesi’ni bırakan öğrenci sayısı son iki yılda 23 bine yaklaştı. Geçen yıl en çok üniversite terki ise Ege Üniversitesi’nde yaşandı. Ege Üniversitesi’ni terk eden öğrenci sayısı 12 bin 121 oldu.

    Rapora göre, 2022’de bırakılan üniversiteler ve öğrenci sayıları şöyle:

    • Ege Üniversitesi: 12 bin 121
    • Uludağ Üniversitesi: 11 bin 556
    • Kocaeli Üniversitesi: 10 bin 902
    • İstanbul Üniversitesi: 10 bin 573
    • Ankara Üniversitesi: 10 bin 175
    • Karabük Üniversitesi: 10 bin 120
    • Süleyman Demirel Üniversitesi: 8 bin 464
    • Dumlupınar Üniversitesi: 8 bin 379
    • Akdeniz Üniversitesi: 7 bin 870
    • Dokuz Eylül Üniversitesi: 7 bin 62

    (HABER MERKEZİ)

  • Köln Musikhochschule’de Bağlama Lisans Bölümü resmen açıldı

    Köln Musikhochschule’de Bağlama Lisans Bölümü resmen açıldı

    PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ile Köln Dans ve Müzik Yüksekokulu arasındaki işbirliği ve ortak çalışmaların sonucunda Alevi inancının telli kelamı olan bağlama, Lisans Bölümü (Bachelor) olarak resmen tanındı.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Bağlama Lisans Bölümü’nün Köln Musikhochschule’de açıldığını duyurdu.

    Bir mesaj yayınlayan federasyon şunları ifade etti:

    “İnancımıza, kültürümüze ve mücadelemize hayırlı uğurlu olsun. Bağlama Lisans Bölümü Köln Musikhochschule’de açılıyor!
    Köln Musikhochschule’de (HfMT), heyecan verici bir gelişme sizleri bekliyor! Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ile Köln Dans ve Müzik Yüksekokulu arasındaki başarılı işbirliği ve ortak çalışmaların sonucunda inancımızın telli kelamı olan bağlama, Lisans Bölümü (Bachelor) olarak resmen tanındı.
    Bu büyük adım, bağlamanın Anasanat Dalı’nda lisans eğitimi almak isteyen herkes için muhteşem bir fırsat sunuyor.
    Federasyonumuzun 35. Kuruluş Yıldönümü olan, 2024 yılında kabul edilecek olan başvuru süreci ile ilgili detaylı bilgileri sizlerle paylaşacağız.
    Köln Musikhochschule’deki bu heyecan verici gelişmeyi takip etmeye devam edin ve bağlama sanatına olan sevginizi profesyonel bir düzeye taşıma fırsatını kaçırmayın.
    Bağlama ilgilileri için bu önemli haberi duyurmaktan onur duyuyoruz! Aşk ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İddianame kabul edildi; Feministlerden, Dina’nın duruşması için Karabük’e çağrı

    İddianame kabul edildi; Feministlerden, Dina’nın duruşması için Karabük’e çağrı

    PİRHA- Karabük’te Filyos Çayı’nda cansız bedeni bulunan Gabonlu üniversite öğrencisi Dina’nın davasının ilk duruşması, 8 Kasım’da Karabük Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Dina için Feministler, duruşmaya katılma çağrısı yaptı. 

    Gabon uyruklu üniversite öğrencisi Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın Karabük’te 26 Mart’ta şüpheli şekilde ölmesinin ardından hazırlanan iddianame, Karabük Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

    Davanın takipçisi olan Dina için Feministler, 8 Kasım saat 11.45’te Karabük Adliyesi’nde gerçekleşecek ilk duruşmaya katılma çağrısı yaptı.

    Dina İçin Feministler’in açıklamasında, “Şüpheli ölümlerin peşini bırakmayacağız” denilerek, davada ‘kasten öldürme ve çocuğun cinsel istismarına teşebbüs’ suçlarından tek sanığın bulunduğu hatırlatıldı.

    Açıklamada, “Gizli yürütülen soruşturma sürecinin ardından düzenlenen iddianame; kamera görüntülerinde Dina’nın koşarak kaçtığının görüldüğüne, bir aracın kendisini cansız bedeninin bulunduğu dere kenarına kadar takip ettiğine ve diğer delillere değiniyor ancak dosyadaki tek sanık görüntülerdeki aracı kullanan Dursun Acar! Başından beri söylediğimiz gibi, tutuklu yargılanan bu şahsın Dina’yı ölüme götüren süreçteki tek fail olmadığını biliyoruz” denildi.

    Dina İçin Feministler, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Gabon’dan Türkiye’ye Karabük Üniversitesi’nde okumak için gelen Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın cansız bedeni 26 Mart günü Filyos Çayı’nda bulundu. Biz Dina’yla çıplak ayaklarıyla panik halinde koştuğu görüntüler basına yansıdığında tanıştık. Bir kadının çıplak ayakla sokağa fırlamasına, duvarlardan atlamasına ve yola koşup önüne gelen aracı durdurmasına neden olan panik halinin muhtemel nedenlerini bildiğimiz için öfkeliyiz, isyandayız. Türkiye gibi kadın cinayetlerinin, tecavüzün, çocuk istismarının çok yoğun yaşandığı, koruyucu-önleyici tedbirlerin alınmadığı, faillerin gerektiği gibi yargılanmadığı, haksız tahrik indirimleriyle ve cezasızlıkla ödüllendirildiği bir ülkede; Dina gibi genç, Türkçe bilmeyen, göçmen bir kadın söz konusu olunca erkek şiddetinin nasıl katmerlendiğini biliyoruz. Bu nedenle Dina’nın ölümüne sebep olan bütün faillerin açığa çıkarılıp cezalandırılması ve gerçekliğin aydınlatılması için bu davayı takip ediyoruz.

    KARABÜK’TE FUHUŞ, UYUŞTURUCU ÇETELERİNİN OLDUĞU İDDİASI

    Dina’nın anne ve babasının kadınların bu dosyayı takip etmesine karar vermesi ve feminist avukatları yetkili kılmasından sonra Karabük’e gittik. Küçük bir şehir olan Karabük’te kurduğumuz temaslar sonucu Türkiye hükümetinin; belirlediği yüksek rakamları ödeyen gençleri toplamda üç şehre yerleştirdiği, “yabancı öğrenci turizmi” olarak adlandırılabilecek bu durumun bu 3 şehrin ağırlıklı geçim kaynağı haline geldiğini, Karabük Üniversitesi’nde başkaca ülkelerden gelen öğrenci sayısının 8000’i bulduğunu, ağırlıklı bölümünü de Afrika’dan gelen öğrencilerin oluşturduğunu öğrendik. Türkiye’ye eğitim almak için gelen ve büyük çoğunluğu dar gelirli ailelerinin çocukları olan göçmen öğrenciler Türkiye’deki ekonomik kriz koşullarında geçimlerini güçlükle sağlıyor. Karabük’te neredeyse herkes bir “fuhuş çetesi”nden, bu çetenin üniversite öğrencilerini ve bilhassa siyah genç kadınları fuhuşa zorlamasından, ülkenin farklı yerlerinden erkeklerin bu amaçla Karabük’e geldiğinden, öğrencilerin bir kısmının da bu çetelerle iş birliği halinde olduğundan söz ediyor. Görgüye, bilgiye dayalı tanıklıklar anlatılıyor. Fuhuş, uyuşturucu veya başkaca yasa dışı amaçlarla örgütlenen çetelerin içinde polis başta olmak üzere devlet memurlarının yer aldığı ve bu nedenle suçların açığa çıkarılmadığı da şehirde kulaktan kulağa yayılan bilgilerin başında geliyor.

    Bu bilgiler ve izlenimler neticesinde Dina’nın o gece bulunduğu apartmanda ne yaşandığının, Dina’nın apartmanın bodrum katında tanık anlatımına göre çığlık atarak kurtulmaya çalıştığı erkeğin veya erkeklerin kim olduğunun, Dina’nın bu bodrum kata neden indiğinin veya indirildiğinin, basına da yansıdığı üzere buradan yaralanmak pahasına bahçe duvarlarından atlayarak neredeyse yalınayak kaçmasını ve nihayetinde Dursun Acar’ın arabasına binmesini gerektirecek düzeyde ne yaşandığının aydınlatılması gerekiyor. Zira tüm bunlar Dina’nın istemediği bir durumun içine sokulduğunu belki o bodrum katında cinsel ilişkiye zorlandığı için panik halinde kaçmış olabileceğini düşünmemize neden oluyor.

    “TANIK İFADELERİNE ULAŞMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    Soruşturmanın başından itibaren kısıtlılık (gizlilik) kararı alındığı için otopsi raporları dışında hiçbir belgeye özellikle de tanık ifadelerine ulaşmamız mümkün olmadı. Bu nedenle soruşturma savcısı tarafından etkin bir soruşturma yürütülmesini ve tüm deliller detaylı biçimde değerlendirilerek eksiksiz bir iddianame düzenlenmesini ümit ettik. Netice itibariyle iddianame düzenlendi ve kovuşturma aşamasının başlamasıyla birlikte dosyadaki kısıtlılık kararı kaldırıldı. Ancak erişebildiğimiz belgeler ne soru ve kaygılarımızı ortadan kaldırıyor ne de tatmin edici cevaplar sunuyor. İddianame ile yalnızca Dina’nın bulunduğu apartmandan kaçtıktan sonra bindiği otomobili kullanan şüpheli olan Dursun Acar’a Ceza Kanunu’nun 81/1. maddesinde düzenlenen “kasten öldürme” ve 103/1 maddesinde düzenlenen “cinsel istismar”a teşebbüs suçlarından dava açıldı. Dolayısıyla gecenin ilk bölümünde neler yaşandığı, Dina’nın neden can havliyle koşarak uzaklaşıp araca bindiği, şüphelinin kendi beyanıyla neden “bir anda seyir halindeki aracın kapısını açarak inmek istediği” ve iki olay arasında bir bağlantının bulunup bulunmadığı belirsizliğini koruyor.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diğer sanıklar yönünden ise etkin bir soruşturma yürütülmeksizin, şüpheli ve tanık ifadelerindeki bariz çelişkiler aydınlatılmaksızın, şüphelilere ilişkin yapılan tanık teşhislerini gözardı ederek, şüphelilerin kendi aralarındaki ilişkiler anlamlandırılmadan takipsizlik kararı verildi. Telaşla hazırlanan ve eksik tahkikatla tek bir şüpheli üzerinden kurgulanan bu iddianamenin tarafımızca kabulü mümkün değildir. Dina’nın ölümünün aydınlatılmasını ve tüm faillerin yargılanmasını sağlamak üzere mücadele etmeye devam ediyoruz.

    “ERKEK ŞİDDETİNE MARUZ KALAN GÖÇMEN KADINLARIN ‘ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ’ POLİTİKTİR”

    Bu davayı takip etmeye başladığımız günden bugüne dek söylediğimiz gibi Dina’nın ölümün ardındaki gerçekliği görüyoruz ve şüpheli kadın ölümlerinin arkasında erkek şiddeti olduğunu biliyoruz. Göçmen kadınlar patriyarka ve ırkçılık nedeniyle katlediliyor ve bu cinayetler münferit değil. İstanbul’da tecavüze maruz bırakıldıktan sonra camdan atılarak katledilen Jesca Nankabirwa, Sakarya’da tecavüze maruz bırakıldıktan sonra katledilen Emani El Rahmun, tecavüze maruz bırakılıp katledilen Violet Nantaba ve erkek şiddetine maruz kalıp tedavisi bitmeden sınır dışı edilen kardeşi Beatrice Babirye, AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde hayatını kaybeden Nadira Kadirova, AKP Milletvekili Tolga Ağar’ın cinsel saldırısına maruz kalıp şikâyetçi olduktan sonra evinde ölü bulunan Yeldana Kaharman ve bugün ise Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın Karabük’teki ölümü, göçmen kadınlara yönelik erkek şiddetinin sistematikliğini göz önüne seriyor. Irkçılığa, cinsiyetçiliğe, sömürüye ve katmanlı biçimde erkek şiddetine maruz kalan göçmen kadınların “şüpheli ölümleri” politiktir diyoruz.

    Dina için Feministler dava takip grubu olarak; basın mensuplarını bu davayı takip etmeye, Dina için adalet talebimizi haberleştirmeye ve 8 Kasım 2023 günü saat 11.45’te gerçekleşecek ilk duruşmayı izlemek üzere Karabük Adliyesi’ne (Karabük Ağır Ceza Mahkemesi) çağırıyoruz. Dina’nın sesini duyuyoruz, feminist dayanışmayı yükseltiyoruz!

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    Gabonlu öğrenci Dina’nın ölümü ile ilgili şüpheli Dursun A. tutuklandı

  • Gençlerin ‘uzaktan eğitim’ tepkisi: Darbe, deprem, koronavirüs gördük ama eğitim görmedik-VİDEO

    Gençlerin ‘uzaktan eğitim’ tepkisi: Darbe, deprem, koronavirüs gördük ama eğitim görmedik-VİDEO

    PİRHA-Garip Dede Cemevi’nden deprem bölgelerine gönderilecek yardım malzemelerinin hazırlanmasında gönüllü olan üniversite öğrencileri, YÖK’ün uzaktan eğitim kararına tepki gösterdi. Gençler, “Darbesinden, depremine, koronavirüsten, karantinaya kadar her şeyi gördük ama eğitim görmedik” yorumunda bulundu.

    Merkez üssü Maraş olan ve 10 ili etkileyen depremlerin ardından Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kararıyla üniversitelerde uzaktan eğitime geçildi açıklanmıştı. Alevi kurumları tarafından deprem bölgelerine gönderilmek üzere İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’nde toplanan yardım malzemelerini kolileyerek, tırlara yükleyen gönüllü gençler, uzaktan eğitim kararını CAN TV mikrofonuna değerlendirdi.

    “İLK HARCANAN ŞEY EĞİTİM OLMAMALI”

    Sağlık bölümünde okuyan bir genç YÖK’ün kararını eleştirirken, “Uzaktan eğitime kesinlikle katılmıyorum. Hiçbir şekilde verimli olduğunu düşünmüyorum. Sağlık öğrencisiyim. Radyoterapi okuyorum. Yaptığım işin zorlukları çok yüksek. Kanser hastalarına ışın tedavisi uyguluyoruz. Yapacağımız en ufak bir hata onların belki de canına mal olabilir. Yüz yüze eğitim daha iyi olur. Uzaktan eğitimde bir disiplin de yok. Onun dışında sosyalleşme konusunda da ciddi zarara uğruyoruz. Bu süreçte ilk harcanması gereken şey eğitim olmamalı” dedi.

    Bir başka sağlık öğrencisi de “Hekimliğin uzaktan eğitimle olmayacağını düşünüyorum. Okulumuz yüz yüze eğitim yapacaktı fakat YÖK’ün kararı nedeniyle uzaktan eğitim yapılacağı söylendi. İlk senemde de uzaktan eğitim oldu” ifadelerini kullandı.

    “DARBE, DEPREM, KORONAVİRÜS GÖRDÜK AMA EĞİTİM GÖRMEDİK”

    Bir diğer gönüllü genç ise “İlk gözden çıkarılan eğitimin olduğunu ve pandemide de benzer şeylerin yaşandığını biliyoruz. Seçimlerde yaklaşırken böyle fırsatlardan yararlanıyorlar” diye konuştu.

    Gönüllülerden biri de “Darbesinden, depremine, koronavirüsten, karantinaya kadar her şeyi gördük ama eğitim görmedik” yorumunda bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyanet için ayrılan bütçe 114 üniversiteyi geride bıraktı

    Diyanet için ayrılan bütçe 114 üniversiteyi geride bıraktı

    PİRHA-Diyanet’e, 2023 yılı için Türkiye’deki 127 üniversitenin 114’ünden daha fazla eğitim yatırımı ödeneği ayrıldı. “Mesleki ve Teknik Eğitim” kalemine yönelik eğitim yatırımları için Diyanet’e ayrılan ödenek tutarı 112 milyon 300 bin TL. 

    Her dönem büyüyen devasa bütçesi ile tartışma konusu olan Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023 yılı için öngörülen eğitim yatırımları ödeneği ile üniversitelerin yüzde 90’ını geride bıraktı. BirGün Gazetesi’nde yer alan habere göre başkanlığın ödeneğini solladığı 114 üniversite arasında Anadolu ve Ege gibi köklü üniversiteler de yer alıyor.

    2023 yılına yönelik eğitim sektörü yatırımlarının kuruluşlara göre dağılımı belli oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı’na, “Mesleki ve Teknik Eğitim” kalemine yönelik eğitim yatırımları için 112 milyon 300 bin TL’lik yatırım ödeneği verildi. Başkanlığın toplam 112,3 milyon TL’lik eğitim yatırımları ödeneğinin 67,3 milyon TL’sinin devam eden projeler, 45 milyon TL’sinin ise yeni projeler için kullanılacağı bildirildi.

    YÜZLERCE ÜNİVERSİTE GERİDE KALDI

    Diyanet’e 112,3 milyon TL olarak öngörülen eğitim yatırımları ödeneklerinden Türkiye’nin en iyi üniversiteleri arasında yer alan Çukurova Üniversitesi’ne ayrılan pay 90 milyon TL, On Dokuz Mayıs Üniversitesi’ne ayrılan pay ise 65 milyon TL olarak kaydedildi. Diyanet’in eğitim yatırımı ödeneği ile geride bıraktığı üniversitelerden Anadolu Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği 75 milyon TL, Ege Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği 95 milyon TL, Kocaeli Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği ise 45 milyon TL ile ifade edildi.

    DİYANET’İ GEÇEBİLENLER

    Yatırım ödeneği itibarıyla Diyanet’i geçebilen bazı üniversiteler ve ödenekleri ise şöyle sıralandı: Ankara Üniversitesi (151,5 milyon TL), Boğaziçi Üniversitesi 150 milyon TL, Hacettepe Üniversitesi (181 milyon TL), İstanbul Teknik Üniversitesi (175 milyon TL), İstanbul Üniversitesi (190 milyon TL).

    (HABER MERKEZİ)

  • Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Afganistan Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi ardından gerici yasaklamalara bir yenisi daha eklendi. Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan Yükseköğretim Bakanı Neda Mohammad Nadeem tarafından imzalanan yazıda, “Bir sonraki duyuruya kadar kadınlara yönelik eğitimin askıya alınmasına ilişkin söz konusu emrin uygulanması hususunda hepiniz bilgilendirildiniz” ifadeleri yer aldı.

    Mektubu tweetleyen bakanlık sözcüsü Ziyaullah Haşimi, Fransız haber ajansı AFP’ye gönderdiği kısa mesajda yasağın doğru olduğunu belirtti.

    Taliban, geçen yılın Ağustos ayında Afganistan’da yönetimi ele geçirdi. Bunun ardından üniversitelerde sınıflar cinsiyete göre ayrıldı ve kadınlara yalnızca kadın profesörlerle yaşlı erkek akademisyenler tarafından ders verilmesine izin verildi.

    Afgan kız çocuklarının ortaokul eğitimi alması aylar öncesinden yasaklanmış, bu da uluslararası toplumda tepki toplamıştı.

    Kadınlara konulan yasaklar bununla da sınırlı kalmadı. Birçok devlet işinden atılan kadınların, yanlarında erkek bir akrabaları olmadan seyahat etmeleri yasaklandı. Kasım ayında kadınların parklara, lunaparklara, spor salonlarına ve hamamlara gitmeleri yasaklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İran’da başlayan protestolar 17. gününde; üniversiteliler ayakta-VİDEO

    İran’da başlayan protestolar 17. gününde; üniversiteliler ayakta-VİDEO

    PİRHA- İran’da süren protestolar üniversitelere yayıldı. Bir çok kentte üniversite öğrencileri kampüslerde eylem yaparak, “Diktatörü istemiyoruz” dedi.

    İran’da şeriat kurallarına göre başını örtmediği iddiasıyla ‘ahlak polisi’ tarafından katledilen 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Mahsa Amini için yapılan eylemler birçok 17. gününde devam ediyor.

    Bir çok kentte kadın öncülüğünde İran halkı sokakları doldururken, üniversite öğrencileri de bir çok üniversitede eylem yaptı. Yapılan eylemlere polis müdahalede bulunurken, öğrencileri kampüslerde eylem yaparak, “Diktatörü istemiyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Şahin: Üniversite yurtlarında ranza sistemine dönüldü; mağduriyet artıyor

    CHP’li Şahin: Üniversite yurtlarında ranza sistemine dönüldü; mağduriyet artıyor

    PİRHA – CHP Milletvekili Suzan Şahin, 2022-2023 öğretim yılı başlarken üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artışa işaret etti. Öğrencilerin en önemli sorunlarının başında barınma konusunun geldiğini söyleyen Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na “Yurtların eski dönemlerde olduğu gibi ranza sistemine döndüğü iddiası basında yer almıştır. Bu iddialar doğru mudur?” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Suzan Şahin, yeni öğretim yılı başlarken üniversite ve öğrenci sayısındaki artışla birlikte öğrencilerin barınma sorununun devam ettiğini belirtti. Şahin, hayat pahalılığının giderek artmasıyla birlikte ekonomik koşulların önceki yıllara göre daha da kötüleşmesinin birçok aileyi, çocuklarının barınma masraflarını karşılayamaz hale getirdiğini belirterek, konuyu meclis gündemine taşıdı.

    169 ÖĞRENCİ YURDU KULLANIMA ELVERİŞSİZ!

    CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin yaptığı açıklamada üniversite yerleştirme sonuçlarına göre üniversitelerdeki doluluk oranının %98’e ulaştığını, bu yıl yaklaşık 850 bin öğrencinin daha üniversiteyi kazanmasıyla birlikte Türkiye’de üniversite öğrenci sayısının 9 milyona yaklaştığını belirtti.

    Üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artışla birlikte üniversite öğrencilerinin en önemli sorunlarının başında ‘barınma’ konusunun geldiğini vurgulayan Şahin, “2021 yılı verilerine göre devlet yurtlarının kapasitesi 695 bin 834 iken yurt sayısı sadece 773’tür. Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtların öğrenciye oranı ise %18,2 gibi sınırlı bir düzeydedir. Ayrıca 2020 yılı Sayıştay raporunda yurtların hizmetlerinin kötü olduğuna dikkat çekilirken, 781 adet yurt bulunduğu ifade edilmiş ve 781 yurttan 169’unun kullanıma elverişsiz olduğu ifade edilmiştir. Aradan geçen 2 yıla rağmen tek bir çivi çakılmamış, yurt ve yatak kapasiteleri artırılmamıştır” ifadelerini kullandı.

    “BAKAN GÖREVE GELDİĞİNDEN BERİ ÖĞRENCİLER MAĞDUR”

    Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren CHP’li Şahin, şunları kaydetti:

    ‘‘Geçtiğimiz yıl, eylem yaparak sıkıntılarına dikkat çeken öğrencilerin sorunları bu yıl daha da artmıştır. Her yıl on binlerce öğrencinin barınma konusundaki sorunları çözülmediği gibi her geçen yıl daha da artmaktadır. 2022 yılı itibarıyla Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtların %80’e yakın zamlanması sonucunda yurt fiyatları 500-800 TL’ye çıkmıştır. Bununla birlikte devlet tarafından sunulan yurt hizmetinin niteliksiz olduğu, yurtların kapasitelerinin bu yıl 800 binin üzerine çıkarıldığı Gençlik ve Spor Bakanı tarafından dile getirilmiştir. Ancak birçok ilde kapasite artırımı için bazalar yerine ranzalar getirildiği ve odalardaki çalışma masalarının da alan yetersizliği nedeniyle çıkartılarak öğrencilerin yurtlardaki yaşam alanları daraltılarak çözüm üretme çabası içerisine girilirken, birçok öğrenci de devlet yurtlarına kapasite yetersizliği nedeniyle yerleştirilememektedir. Kendilerine devlet yurtlarında yer bulamayan öğrenciler ise fiyatları 20 bin ile 120 bin TL’yi bulan özel yurtlara mahkum olmakta, kiralık ev fiyatları ise illere göre değişmekle birlikte 8 bin ile 15 bin aralığındadır.

    Geçmiş yıllarda da sıkça örneğini gördüğümüz üzere bu koşullar altında birçok öğrenci barınamadığı için okullarını bırakmak zorunda kalmaktadır. Bu durum hem sosyal huzurun bozulmasına hem de öğrencilerin Anayasamızda da belirtilen en temel hakkı olan eğitim hakkından mahrum kalmaların neden olmaktadır. AKP’li bakan göreve geldiğinden bu yana yurt konusunda hiçbir şey yapmamış, aksine kalite düşmüş, öğrenciler yurtlara yerleşemediği gibi yerleşenler de sağlıksız ve ders çalışma ortamı olmayan, kalitesiz yemek ve tıkış tıkış barınma şartları ile çağın gerisinde sefilliğe terk edilmiş yurtlarda kalmak zorunda bırakılmıştır. AKP hükümetini kendine gelmeye ve öğrenciler ile velileri rahatlatacak acil önlemler almaya davet ediyoruz.”

    “RANZA SİSTEMİNE DÖNÜLDÜ MÜ?”

    CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Gençlik ve Spor Bakanı’na yönelttiği sorular ise şu şekilde:

    *2012-2022 yılları arasında devlet yurtlarına başvuran öğrenci sayısı nedir? Bu öğrencilerin kaçı yurtlara yerleştirilebilmiştir?

    *2021-2022 öğretim döneminde KYK yurtlarına başvurup da yerleştirilemeyen öğrenci sayısı nedir?

    *Devlet yurduna başvurduğu halde kontenjan yetersizliği gibi sebeplerle yerleştirilemeyen, işsizlik ve hayat pahalılığı karşısında maddi olarak zorlanan ailelere ve onların çocuklarına eğitim hakkından yararlanabilmeleri için barınma desteği sağlanacak mıdır?

    *Bakanlık görevine geldiğiniz tarih olan 9 Temmuz 2018 tarihinde Türkiye’deki yurt sayısı ve yatak kapasitesi ne kadardı?

    *Eylül 2022 itibariyle Türkiye’de hangi ilde kaç tane öğrenci yurdu bulunmaktadır? Bu yurtların kapasitesi nedir? Bunların kaçı devlet yurdu, kaçı özel yurttur?

    *Devlet yurtlarının olanakları öğrencilerin barınmaları için yeterli midir? Hijyen koşulları açısından herhangi bir denetim yapılmakta mıdır?

    *Bazı öğrenciler tarafından yurtların eski dönemlerde olduğu gibi ranza sistemine döndüğü iddiası basına ve sosyal medyada yer almıştır. Bu iddialar doğru mudur? Bu durum, yeni yerleşecek öğrencileri mağdur etmemek adına mevcut yurt kapasitelerini ranza sistemiyle artırarak mevcut kalan öğrencileri mağdur etmek anlamına gelmemekte midir?

    *Yeni yapılması planlanan yurtlar var mıdır? Bu yurtların yapımı konusunda son durum nedir?

    *Üniversite ve öğrenci sayısındaki artışa uygun yurt planlaması yapılmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Yurttaşların KYK endişesi: Ana parayı da ödeyemeyiz; en önemli sorunumuz işsizlik -VİDEO

    Yurttaşların KYK endişesi: Ana parayı da ödeyemeyiz; en önemli sorunumuz işsizlik -VİDEO

    PİRHA- KYK borçlarının gündem olmasının ardından AKP yeni bir düzenlemeye giderek, kredi borçlarının faizlerinin silindiğini açıkladı. Yurttaşlara düzenleme hakkında ne düşündüklerini sorduk. Kredi borçlarını ödemenin çok zor olduğunu belirten yurttaşlar, işsizliğin de en önemli sorun olduğuna dikkat çektiler. 

    Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) tarafından kredilere yüzde 250 oranında zam getirildi. KYK kredisine yapılan zamla öğrencilerin mevcut borçları 2 buçuk kat arttı.

    Mezun olduktan sonra var olan borçlarını ödeyemeyen öğrenciler, yeni getirilen zamla birlikte tepkilerini sosyal medya da gösterdi. Gençlerin KYK borçlarından şikayet etmesi sonrasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 10 Temmuz’da Twitter hesabından paylaşım yapmış ve “Gençlere sesleniyorum: Faizli KYK borçlarını ödemeyin! Bir sene içinde iktidara geliyoruz; sözünü verdiğim gibi, sizden sadece anapara talep edilecek, o da iş bulduğunuzda” demişti.

    KYK borçlarının gündem olmasının ardından AKP yeni bir düzenlemeye giderek, kredi borçlarının faizlerinin silindiğini açıkladı.

    “BİZ AİLESİ OLARAK ÖDEMEYE ÇALIŞACAĞIZ, ÖDEMEZSEK İCRAYA VERECEKLER”

    Yurttaşlara düzenleme hakkında ne düşündüklerini sorduk. İşte verilen cevaplar:

    -KYK kredisi aldım ve ödedim ama çok zor şartlarda bu ödemeyi gerçekleştirdim. Üniversiteden mezun olduktan sonra doğru dürüst bir iş bulamadım. Bu düzenleme ben ödedikten sonra geldi maalesef.

    -Günümüz ekonomik koşullarında ödemek çok zor bu rakamları. Faizler çok fazla. Faizlerin silinmesi bir nebze iyi oldu. Ancak yine de ödemekte zorlanacağız. Bizim evde bir öğrenci var. Bitirdi okulu ancak hala iş bulamadı. Biz ailesi olarak ödemeye çalışacağız, ödemezsek icraya verecekler. Başka çaremiz yok.

    -2500 lira emekli maaşım var. Çocuğum iş bulamadı. Bu borcu nasıl ödeyeceğiz bilemiyorum.

    -Ben üniversite bile okumadım. Çünkü ilerisini göremiyorum. Okusam da bir işe yarayacağını düşünmüyorum. Bu yüzden okumadım.

    -Ben yeni mezun oldum. Faizlerin silinmesi iyi oldu. İş aramaya başlayacağım. Bulursam ödeyeceğim.

    -Ben esnafım. İki çocuğum üniversitede. Birisi bitirdi. Kredi almadık çünkü ikiye üçe katlıyor, icra geliyor. Başımıza dert olur, ödeyemeyiz diye almadık. Çocuklar burada yanımızda okuyor. Dışarıda okutmamız zaten mümkün değildi. Böylelikle idare ediyoruz.

    “EN ÖNEMLİ SORUNUMUZ İŞSİZLİK”

    -Bir çocuğum üniversiteyi bitireli 2 yıl oldu ama iş bulamadı hala. Onun borcunu biz ödeyeceğiz.

    -Benim çocuğum üniversiteyi bitirdi ama hala işsiz. Kredi ödemesi geldi. İş bulabilirse ödemeye başlayacak. İşe girse de alacağı asgari ücret. Ama yanımızda kaldığı için idare edip bunu ödemeye çalışacağız.

    -Faizlerin silinmesi yeterli değil, tamamen borçların silinmesi gerekiyordu. Devletin öğrencilere bunu karşılıksız olarak vermesi gerekiyor. Ben mezun oldum ancak istediğim gibi bir iş hala bulamadım. Devlet gençlere istihdam yaratmalı.

    -Üniversiteyi bitireli 2,5 yıl oldu. Ancak hala iş bulamadım. KYK borcum var. Şu an sisteme giremediğim için ne durumda bilemiyorum ama ne kadar olursa olsun işsiz olduğum için ödeyemeyeceğim. Devletin bizlere istihdam yaratması gerekiyor. En önemli sorunumuz işsizlik.

    -Öğrencilik yıllarımdan kalan KYK borcum vardı. Geçen hafta tüm maaşıma el konuldu, hesaplarım bloke edildi. Toplam borcumu faizi ile birlikte almış oldular. Şimdi böyle bir düzenleme geldi ama ben yararlanamadım.

    “ASGARİ ÜCRET ALANLARIN BU MİKTARLARI ÖDEMESİ ÇOK ZOR”

    -129 bin lira borcum var. Tıp okuduğum için iş sıkıntım olacağını düşünmüyorum. Bu borcu mecburen ödeyeceğim ama tıp okumasaydık iş bulamazsak bu miktarları ödemek imkansız.

    -34 bin lira kredi aldım 120.000 lira geri ödemesi çıktı. Bunu bir şekilde ödemeye çalışacağım. Düzenleme faizin silinmesi iyi oldu.

    -Ben üniversite mezunuyum borcumu hala ödemedim. Çünkü hala işsizim. Muhtemelen ailem ödeyecek. Asgari ücret alanların da bu miktarı rahat bir şekilde ödeyebileceğini düşünmüyorum.

    -Ben şu anda üniversite okuyorum. Bir senedir alıyorum ancak bunu durduracağım. Çünkü gittikçe katlanıyor. Ödeyemeyeceğimi düşünüyorum.

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN / ANKARA

  • Öğrencilerden KYK tepkisi: Ödememiz imkansız, ücretsiz eğitim istiyoruz-VİDEO

    Öğrencilerden KYK tepkisi: Ödememiz imkansız, ücretsiz eğitim istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Üniversite öğrencilerinden Eylem Uluçay, Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) borcunun 71 bin TL olduğunu ve ödemesinin imkansız olduğunun altını çizerek, “Bizler eğitimi ücretsiz alabilmeliyiz. Dolayısıyla bu borç olmamalı ve bütün borçlar da silinmeli” dedi. Hejar Al adlı öğrenci de, öğrencilerin okullarını bırakmak zorunda kaldıklarını ve bazılarının da intihara sürüklendiğini ifade etti.

    Üniversite öğrencileri okudukları dönemde aldıkları öğrenim ve katkı kredilerinden dolayı icralık duruma düşüyorlar. Milyonlarca öğrencinin Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) borçlarına ödeyemedikleri için faiz uygulanırken, iktidara seslenen öğrenciler parasız eğitim taleplerini dile getiriyorlar.

    Üniversite öğrencilerinden Eylem Uluçay ve Hejar Al, yaşadıkları sıkıntıları ve çözüm önerilerini PİRHA’ya anlattı.

    KYK meselesinin çok boyutlu bir problem olduğunu belirten Eylem Uluçay, “Bizler üniversiteye gider gitmez, öğrenim ve katkı kredisi adı altında KYK’ya başvuruyoruz. Bunun sonucunda ya burs alıyoruz ya da kredi alıyoruz ama çoğunlukla öğrencilere kredi çıkıyor. Yani burs çıkma olasılığı çok düşük oranda. Hatta geçtiğimiz yıllarda yaptığımız başvuruda AKP’nin içerisine dahil olduğu vakıflara, gençlik kollarına üye olup olmadığımıza dair sorular geldi. Bu da aslında bize bu sürecin ne kadar kötü bir şekilde yönetildiğini gösteriyor” dedi.

    “BİZLER EĞİTİMİ ÜCRETSİZ ALABİLMELİYİZ”

    Eylem Uluçay, şu an borcunun 71 bin lira olduğuna işaret ederek, “Bugün yaklaşık beş milyonu aşan KYK borçlusu da var ve bunların bir çoğunluğu yaşları da artık geçiyor ama paralar olmadığı için ödeyemiyorlar. Zaten yeni mezun olduktan sonra ödenmesi imkansız. Kıt kanaat geçindiğimiz ve asla yetmeyen bu parayı dört yıl sonra misliyle geri ödüyoruz” diye konuştu.

    Borçların ödenmesi için bazı zamanlarda faizlerinin silinmesi, peşin ödeme yapıldığında indirim yapılması gibi kimi adımlar atıldığını ifade eden Eylem Uluçay, “Bunların hiçbiri yeterli değil. Bizler eğitimi ücretsiz alabilmeliyiz. Dolayısıyla bu borç olmamalı. Bütün borçlar da silinmeli” diye belirtti.

    “ÖĞRENCİLER EKONOMİK KRİZDEN ÇOK ETKİLENDİ”

    Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi Hejar Al da, yaklaşık iki yıldır KYK kredisi aldığını dile getirerek, “Ülkenin içinden geçtiği son dönemleri ele alırsak büyük bir ekonomik kriz içerisinden geçtiğimizi görüyoruz. Bu ekonomik krizden de en çok etkilenen öğrenciler ve krize karşı büyük bir çaba sarf etmesi gerekiyor. Türkiye’deki öğrencilere de baktığımızda birçoğunun hatta neredeyse yüzde ellisinden fazlasının eğitim görürken aynı zamanda çalışmak zorunda olduğunu da görüyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “ON BİNLERCE ÖĞRENCİ EĞİTİM HAYATINA SON VERDİ”

    Yurtların yetersizliğine dikkat çeken Hejar Al, şunları aktardı:

    “On binlerce öğrenci bu süreçte çalışmak durumunda olduğu için eğitim hayatına son verdi. Çok yakın sıra arkadaşlarımızı gördük bunlar arasında. Hatta ve hatta son dönemde artan intihar oranları da aslında buna bir nevi örnek. Sibel Ünlü gibi İstanbul Üniversitesi’nde son yemekhane kartındaki 1 lirasıyla intihar eden ya da Hakan Celep, ya da KYK yurtlarına giremedikleri için, cemaat yurtlarına gitmeye maruz kalan Enes Kara, Mehmet Sami Tuğrul gibi öğrencilerin katledildiğini ya da intihar etmek durumunda kaldıklarını gördük. Bu da Türkiye’deki öğrenciler için içler acınası bir durum.

    KYK yurtlarının yetersizliğine karşın öğrencilerin gerçekleştirmiş olduğu protestolarda eylemlerde de gördük. Sokaklarda yatarak mücadele eden öğrencilerde de gördük ve bunun kısmen başarıyla sonuçlandığını, kimi misafirhanelerin açıldığını, misafirhanelerin KYK yurtlarına çevrildiğini gördük. Öğrencilerin bu ekonomik kriz karşısında da krizleri yaratanlar karşısında da mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. Bu mücadelenin devamlılığı aslında önemli. Ne kadar ileri gideceği önemli. Bunun için de bulunduğumuz her alanda, her yurtta, her üniversitede, kampüste bunun mücadelesini vermek gerekiyor.”

    Diren KESER/PİRHA

  • ‘Biz sadece bir oda veya binanın içerisinde değil bu ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz’-VİDEO

    ‘Biz sadece bir oda veya binanın içerisinde değil bu ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Barınamıyoruz Hareketi’nin de içinde yer alan HDP’li üniversite öğrencisi Fatma Sumeli, bulunduğu öğrenci yurdundan atıldığını kaydederken, “Biz sadece bir oda veya bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

     

    Halkların Demokratik Partili (HDP) üniversite öğrencisi Fatma Sumeli, içerisinde yer aldığı ‘Barınamıyoruz Hareketi’ne ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Kaldığı öğrenci yurdundan atıldığını ifade eden Sumeli, “Biz sadece bir oda veya bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz” dedi.

    Üniversite öğrencileri olarak aylar öncesinde başlattığınız “Barınamıyoruz” eylemliliği vardı. Siz de bu hareketin içerisinde yer alıyordunuz. “Barınamıyoruz” derken neyi kast ediyorsunuz? Neden barınamıyorsunuz?

    Biz hem HDP’li üniversiteliler olarak hem de kendimiz bir üniversite öğrencisi olarak barınamamayı bir duvar içinde uyumayı veya orada kalma biçiminde nitelendirmiyoruz. Bir bütünen toplum meselesi olduğunu, bir halkın, ülkenin meselesi haline geldiğini düşünüyoruz. Sadece bir yerde kalmak değil, bir kişi buna maruz kalmıyor, aynı zamanda bir toplum buna maruz kalıyor. Ben de bu toplumun yapı taşının en dinamik ve öncüsü olan gençlerinden biri olarak üniversite alanında sadece kendim bile bir yurt ücretinin bir ayını ödeyemediğim için yurttan atıldım. Benimle birlikte sadece Eskişehir’de 200 küsur öğrenci sırf bu yüzden yurtlardan atıldı. Aynı zamanda yurtlardan atıldıktan sonra ev kiraları o kadar fahiş bir seviyeye çıktığı için biz ev kiralayamadık, evlere çıkamadık.

    “YURTTAN ATILDIM, EVE ÇIKMA İMKÂNIM YOK”

    Sadece birkaç öğrenci yana yana gelsek bile yine bazı evlerin kiralarını ödeyemiyoruz. Özellikle büyük kentlerde bunu daha çok yaşıyoruz. Ben şu an kendi açımdan dile getirirsem bile ne yurtta kalıyorum (ki yurttan atıldım) ne eve çıkabiliyorum kiralara yapılan fahiş fiyatlardan dolayı eve çıkma imkânı yaratamıyorum.

    Bu yüzden okula gitme seçeneğimde ortadan kalkmış oluyor bu yüzden okulu değil de evden uzakta eğitimimi sürdürmeye çalışıyorum, benim için biraz bu durum gelişiyor. Bir üniversite öğrencisi olarak akademik bilimin içi boşaltılmış bir şekilde eğitim alma çabası içerisine giriyoruz. Biz üniversite öğrencileri değil aynı zamanda gençlerin işsiz kalması, halkın geçinememesi, ekonomik krizin verdiği etkilerle halkın hiçbir şekilde hiçbir alanda kendini var edememesi, yaşayamaması intihara sürüklenmesi söz konusu. Özellikle gençler üzerinde burs alamayan gençlik, iş bulamayan gençlik mecburen çok ağır yükler altında çalışmak zorunda kalıyor. İnşaatçılıktır, tamirciliktir veya yoğun ağır fiziki olanağı olan, kendini yoran işlerde çalışıyor ve bunun gibi işsizliğin verdiği bir etkiyle kendisini oraya atmasıyla sonucu hep ölümle sonuçlanıyor.

    Çoğu genç arkadaşınız var olan işlerdeki, iş sağlığını ve güvenliğini sağlanamamasından kaynaklı ölüyor. Mecbur çalışması gerekiyor; ne burs alabiliyor ne iş imkânı var. Hem eğitimleri hem yaşamını sürdürmesi gerektiği için çalışması gerekiyor ve bu çalışma koşullarında yaşamını idame ettiremiyor. Aynı şekilde bunu bir bütün halkta yaşıyor. Halk sadece asgari ücrete tabi tutulup en asgari şekilde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Ne sağlıklı bir şekilde yaşamını idame ettirebiliyor; ne de sağlıklı bir şekilde ne yiyecek alabiliyor ne de evin kirasını ödeyebiliyor.

    Yani bir aile çocuğunu bir komşuya bırakıp intihar edebiliyor veya bir adam borçlarını ödeyemediği için, bir yerde çalışamadığı için evine iş, aş götürmediği için bir yazı yazıp kendini asabiliyor. Yani bu intiharlar sadece bireysel bir psikolojik sorun halinde gösteriliyor evet, ama öyle değil.

    “SADECE BİR ODADA DEĞİL BU ÜLKEDE BARINMAK İSTİYORUZ”

    Biz biliyoruz ki ülkenin bu durumu, bu intiharın, tüm sorunu bunun içinde görebiliyoruz aslında. Sadece biz bir odada barınmak değil aslında bir ülkede barınmak istiyoruz. Biz etnik anlamda da barınamıyoruz. Biz cins anlamda da kadın olduğumuz için korunamıyoruz. Biz genç olduğumuz için bağıramıyoruz. Biz genciz ve yaşamak istiyoruz. Biz bir gelecek istiyoruz, geleceğimizi kendimiz yaratmak istiyoruz, yarınlarımız bize ait olsun istiyoruz.

    Ama bunu hep bir saldırıyla düşmanca bir karşılık alarak terörize edilerek alıyoruz. Oysa aydın gençlik olarak biz ana dilde, özgür, özerk bir üniversite talebiyle yürümek istiyoruz. Bu alanın bu temelde bilimsel anlamda geliştirmek isterken tam tersine aldığımız cevaplar hep bizi terörize eden, bizi baskılarla, gözaltılara maruz bırakan cevaplar alıyoruz.

    Aynı şekilde kadın olduğumuz için de biz ne çalışabiliyoruz, çalıştığım zaman taciz ve mobbinglere uğruyoruz veya üniversitelerde eril zihniyetin verdiği eğitimle mücadele etmeye çalışıyoruz. Sonrasında etnik olarak Kürt olduğun için bir ev arayışına girdiğin zaman senin ses tonundan anlayıp, “sana ev dahi vermiyorum” veya seni bir işe alacağı zaman sana bakıyor ve senin Kürt olduğunu anladığı an seni işe almıyor ya da çok az ücretle çalıştırmaya mecbur bırakıyor. Seni görüyor, öğrenci, genç, kadın, Kürt olduğun için bu noktalarda hep seni sömürmeye veya seni dışlamaya seni toplumdan dışarı atmaya çalışan bir sistemde karşılaşıyorsun. Yani biz sadece bir oda içerisinde barınmak değil bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz.

    Hem bireysel noktalarda yaşadığımız sorunları açığa çıkarma, hem de toplumsal anlamda yaşadığınız soruna bunun somut örneğini bize vermiş oluyor aslında.

    Yurttan atıldığınızı belirttiniz. Şu an okuluna devam edebiliyor musun?

    Evet uzaktan eğitim yoluyla belli derslere girebilirim ama yüz yüze olan dersler var. Barınamadığım için yüz yüze olan derslerimden kalmış durumdayım. Çünkü devamsızlık söz konusu oluyor ve bu noktada aslında barınmak istesem bile çalışmam gerekecek. Çalışma koşulunu yaratmam için de işe gitmem gerekecek. İşe gittiğim anda yine ben derse giremeyeceğim aslında. Derse giremediğim için de aynı zamanda yine dersten kalmış olacağım aslında

    Gençlerin son yıllarda yurt dışına gitme gibi bir hedefi var. Var olan durum ile ilgili olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Boğaziçi direnişinden gördüğümüz gibi ve aynı öncesinden HDP’ye yapılan kıyımlardan gördüğümüz gibi hiçbir zaman irade sayılmıyor, irade kabul edilmiyor. İrade yok sayılarak bir şeyler yapılıyor. Doğal olarak gençlerde yaşamını sürdürmek için kendini, yarınlarını yaratabilmek için, iradesini var etmek istiyor aslında.

    Bu noktada bunu yaratamadığını gördüğün zaman da gençlik çözümü hep dışarda aramak zorunda kalıyor. Aslında sistemin yaptığı bir sorun haline gelmiş durumda. Evet gençlik ülkede kalsın ve bir faydasını görelim ama hiçbir olanak sağlamadan gençlik bir şeyler yapsın. Tam tersine gençlikten sürekli bir şeyler kopartarak, gençlikten sürekli bir şeyler alınarak gençliğin yaşamını idame ettirmesini istiyorlar. Yani bu hiç mümkün değil. Yani barınamıyorsun, barınamadığın için yer arıyorsun ve bunun çözümü sürekli dışarda aranıyor mecburen.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • KESK’ten Boğaziçi Üniversitesi’ne ziyaret: Barikatlar nereye kadar sürecek?-VİDEO

    KESK’ten Boğaziçi Üniversitesi’ne ziyaret: Barikatlar nereye kadar sürecek?-VİDEO

    PİRHA-KESK üyeleri sendikal faaliyetler için bugün Boğaziçi Üniversitesi’ne gitti. İşyeri temsilcisi akademisyen Can Candan’ın üniversiteye girişi bir kez daha engellenirken, KESK üyeleri 348’üncü gününde olan Boğaziçi direnişi ile Berke Gök ve Perit Özen için düzenlenen eyleme destek verdi. 

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) üyeleri sendikal faaliyet için Boğaziçi Üniversitesi’ne gitti. Eğitim Sen üyesi ve üniversite işyeri temsilcisi akademisyen Can Candan’ın üniversiteye girişi bir kez daha engellendi. KESK üyeleri Boğaziçi direnişinin 348’inci gününde akademisyenlere destek verdi. Sendika üyeleri Boğaziçi Üniversitesi rektörü Naci İnci’nin şikayeti üzerine tutuklanan Berke Gök ile Perit Özen için öğrencilerin yaptığı eylemede katıldı.

    “BARİKATLAR NEREYE KADAR SÜRECEK?”

    Üniversite kapısında açıklama yapan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Can Candan’ın üniversiteye alınmamasına tepki gösterdi. Şunları söyledi:

    “Bugün buraya sendikal faaliyetler için geldik. Kayyum zihniyeti, antidemokratik uygulamalar burada da karşımıza barikatlar olarak çıktı. İşyeri temsilcimiz Can Candan’ın içeri girmesi engellendi. Buradan soruyoruz: Antidemokratik, hukuksuz, keyfi uygulamalara ne zaman son vereceksiniz? Uluslararası sözleşmelerin, Anayasanın bizlere tanımış olduğu sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki barikatları nereye kadar devam ettireceksiniz? Bu neyin korkusudur?

    Bu ülkede ve üniversitede çağdaş, bilimsel, demokratik, özerk bir eğitimin önündeki engellemeler nereye kadar devam edecek? Bu sorunun cevabını aslında çok iyi biliyoruz. Bizim haklı ve doğru oluşumuzdan korkuyorsunuz. Bu bilim yuvalarını kendi gerici zihniyetinizle dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Aylardır mücadele eden gençler ve akademisyenlerle buna izin vermeyeceğimizi belirtmek istiyoruz. Sendikal hak ve özgürlüklerin üzerindeki bütün engellemeler sona erene kadar mücadelemiz sürecek.”

    “HAKLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”

    Can Candan ise işyeri temsilcisi olarak sendikal faaliyet yürütmek amacıyla geldiğini belirtirken; “Sendikal faaliyet yürütmek için üniversiteye geldik. Daha önce akademik faaliyetlerimi gerçekleştirmek için Boğaziçi Üniversitesi’ne alınmamıştım. Bugünde işyeri temsilcisi olmama rağmen sendikal faaliyetlerimi gerçekleştirmek için geldiğimde yine engellendim. Bir yıldır bunu söylüyoruz. Bu uygulamaları kesinlikle kabul etmiyoruz. Haklarımızdan da vazgeçmiyoruz. Hep birlikte bugünlerin değiştiğini de göreceğiz. Sendikal faaliyetlerimizi özgür bir şekilde devam edeceğiz” dedi.

    KESK’TEN BOĞAZİÇİ’NDEKİ EYLEMLERE DESTEK

    KESK üyeleri açıklamadan sonra 348 gününde devam eden Boğaziçi direnişi ile hala tutuklu bulunan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Berke Gök ile Perit Özen için arkadaşlarının yaptığı açıklamaya destek verdi.

    PİRHA / İSTANBUL