PİRHA – Ordu’nun Gölköy ilçesinin tek Alevi mahallesi olan Kozören sakinleri, uzun yıllardır yapılmayan yol sebebiyle belediye binası önünde eylem düzenledi. Eylemde açıklama yapan köylüler, ayrımcılığa uğradıklarını belirterek, “İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz” dediler.
Ordu’nun Gölköy ilçesine bağlı Kozören Mahallesindeki yol sorunu bir türlü çözüme kavuşturulmuyor. İlçenin tek Alevi mahallesi olan Kozörenliler, taleplerinin karşılanmaması ardından yetkilileri protesto etti.
Ordu Gölköy Kozören Köyü Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Şenol Akkök, Gölköy Belediyesi önünde yaptığı açıklamada, “Köyümüz Gölköy ilçesinin tek Alevi Türkmen köyüdür. Köyümüzün yaz döneminde nüfusu 4500 – 5000’e kadar ulaşmaktadır. Köyümüze ait yollarımız artık idare edilmeyecek derecede bozulmuş, delik deşik olmuş ve bu yaz döneminde birçok araç sahibi, bozuk köy yolu yüzünden arızalanan araçlarını çekici ile servise götürmek zorunda kalmıştır. 2020 yılından bu güne kadar, gerek Gölköy Belediye Başkanlığı ile gerek Ordu Büyükşehir Belediyesi ile köy yollarımızın yapılması konusunda görüşmeler yapılmış ve yollarımızın yapılacağına dair bizzat Gölköy Belediye Başkanı söz vermiş, fakat bu güne kadar hiçbir çalışma yapılmamıştır” dedi.
“ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN ÖTEKİLEŞTİRİLİYORUZ”
Şenol Akkök, köy yolu üzerinde Gölköy Belediyesi’ne ait çakıl ocağı, beton ve asfalt tesisi olduğunu da belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradan çıkan malzemeler Gölköy’ün diğer köylerine, mahallelerine hizmet olarak verilmekte fakat köyümüze bu kadar yakın olan bu tesislerden maalesef Kozören köyü hizmet alamamaktadır. Bunun yanı sıra zaten bozuk olan köy yollarımızdan orman işletme müdürlüğünün büyük tomruk yüklü kamyonları da geçerek bozuk olan yollarımızın daha da bozulmasına neden olmaktadır.
Gölköy’ün tek Alevi Türkmen köyü olan Kozören köyünü görmezden gelen, ayrımcılık yapan, bizleri Alevi olduğumuz için ötekileştiren bu yerel yönetim zihniyetini şiddetle kınıyoruz. Gölköy’ün tek Alevi köyü olarak bu ayrımcılığı iliklerimize kadar hissetmekteyiz.
Yol medeniyettir, yol geleceğe açılan kapıdır, yol geçmişten geleceğe kurulan köprüdür. İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz.”
PİRHA- İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında belirlenecek 300 dede Kerbela’ya götürülecek. Bu kapsamda Ünye Alevi Derneği Başkanlığı’na bir yazı gönderen Ünye Kaymakamı, katılmak isteyen dedelerin isim listesini istedi.
AKP hükümeti Aleviler üzerinde planladığı projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, 19-23 Ağustos 2022 tarihlerinde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde gençlik kampı düzenleyeceklerini açıkladı.
AKP’nin belirleyeceği 300 dede de Kerbela’ya götürülecek.
Bu planlar kapsamında Ordu Ünye Kaymakamı Ayhan Işık, Ordu Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün yazısını Ünye Alevi Derneği Başkanlığı’na gönderdi.
Aralık 2022’de bakanlıklar tarafından “Kerbela programı” gerçekleştirileceğinin belirtildiği yazıda şöyle deniliyor:
“Kaymakamlığımızdan ilçemizde bulunan cemevleriyle iletişime geçilerek katılmak isteyen dedelerimizin isimlerini, TC. numaralarını ve iletişim bilgilerini 15.07.2022 tarihine kadar kaymakamlığımıza bildirilmesi hususunda gereğinin yapılmasını rica ederim.”
PİRHA- Ünye ilçesine bağlı Üçpınar, Çiğdem, Yeşilkent köylerinde maden arama sondajı çalışmalarına karşı direndikleri için haklarında dava açılan köylüler beraat etti.
Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Üçpınar, Çiğdem, Yeşilkent köylerinde maden arama sondajı çalışmalarını üç kez durdurmuşlardı.
28 Ekim 2020 tarihindeki direniş sırasında gözaltına alınan 15 köylü hakkında ‘görevi yaptırmamak için direnme, mala zarar verme, kanunlara uymamaya tahrik’ suçlamalarıyla dava açılmıştı.
Şirketin çalışmaları nedeniyle uykularının kaçtığını söyleyen köylüler, süresiz doğa nöbeti yapmışlardı.
Ünye Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden duruşmada köylüler beraat etti.
Avukatlar, duruşma öncesi ve sonrasında adliye önünde açıklama yaptılar. Adaletin tecelli ettiğini belirten avukatlar, yargıya olan inancımız artttı, umut verdi” ifadelerini kullandı.
Köylüler ise karardan çok mutlu olduklarını belirttiler.
PİRHA-Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Üçpınar köyünde yaşayan yurttaşlar siyanürle altın aranan maden ocağından dolayı tarımın ve hayvancılığın olumsuz etkilendiğini belirterek ayrıca Alevi oldukları için köylerine su getirilmediğini anlattılar. Köyde yaşayan yurttaşlar; “Bahçelerimiz küf tuttu ve kurudu. Devlet Alevileri öcü gibi görüyor. Su gelmesi için defalarca dilekçe yazdık hiçbir sonuç alamadık” dedi.
Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Üçpınar Köyü’ne yapılan siyanürle altın aranan maden ocağı köydeki tarım ürünlerine ve hayvancılığa zarar veriyor. Üçpınar Köyü’nde yaşayan yurttaşlar yaşadıkları zorlukları anlatarak maden ocağının kapatılmasını istediler. Köy sakinleri ayrıca Alevi oldukları için köylerinde şebeke suyu olmadığının da altını çizerek dağlardan imece usulü su getirdiklerini anlattılar.
“BAHÇELERİMİZ KÜF TUTTU VE KURUDU; SUYUMUZ YOK”
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan yurttaşlar yaşadıkları sorunları şöyle anlattı:
Köy sakinlerinden Elmas Çatan; “Siyanürle altın aramadan dolayı fındıklarımız küf tutmuş durumda. Her şeyi etkiliyor. Dün değil ondan önceki gün kiraz topladık kirazlarımızın çoğu çürüdü ve yere döküldü. Hepsi bu siyanürden kaynaklı. Fatsa bizi çok etkiliyor. Biz Fatsa’ya gittik. Çayır çimen yaptırdık demişler ama çimen tutmamış. Çimenler kurumuş siyanürden dolayı. Çok fazla zararımız oldu. Kuraklık olduğu zaman sularımızı dağlardan derelerden taşıyorduk ama kuraklık olmasa da biz tepenin başında oturuyoruz, önceden beridir suyumuz yok. Şimdi su dinamosu ile su aldık o da kesildi. Devlet bize getirmedi hiçbir zaman. Bizim gibi birçok köy var burada. Suyu dağlardan bidonlarla, düğümlerle taşıyoruz. Defalarca dilekçe yazdık ama hep oyaladılar bizi. Gelecek diyorlar ama hala gelmedi.
“DEVLET BİZE SU İMKANI SAĞLAMADI”
Yeter Başbay ise sorunlarını şöyle anlattı:
“Köyümüzde şebeke suyu bulunmamaktadır. Biz kendi suyumuzu kendi imkanlarımızla getiriyoruz. Üç beş kişi birleşiyoruz bulduğumuz dağ ormanlarından, fındık bahçelerinden suyu kendimiz getiriyoruz. Devlet bize su imkanı sağlamadı. Nedenini de bilemiyorum. Defalarca dilekçede yazdık bu konuyla ilgili ancak gelecek diyorlar, baraj yaptık getireceğiz diyorlar ama hala ortada su yok. Buna dair bir umudumuz da kalmadı. Yaz olduğu zaman da sularımız kesiliyor. Arabalarımızın arkasına düğümlerle suları doldurup getiriyoruz, köyümüzde kullanıyoruz. Yağmur yağdığı zaman suları biriktiriyoruz ve onları bahçelerimizde kullanıyoruz, seralarımızda kullanıyoruz.
“SİYANÜRDEN DOLAYI KÖYÜMÜZDEKİ HER ŞEY VERİMSİZLEŞTİ”
Siyanürle altın aramadan dolayı fındıklarımızın dalları kurudu. Fındık bahçelerimiz küflenmeye başladı. Diktiğimiz ürünler büyümüyor. Biberlerimiz, patlıcanlarımız diktiğimiz gibi kaldı. Eskiye göre bu yıl çok çok farklı. Ürünlerimiz ayrıca çiçeklenmiyor da. Henüz ektiğimiz hiçbir üründen verim alamadık. Bunun hepsi siyanürle altın aramadan kaynaklıdır. Fatsa’da olan maden bizi çok etkiliyor. Köyümüzdeki her şey çok verimsizleşti. Biz buradaki siyanürlü altın aramaya karşı çok mücadele verdik ve hala mücadelemizi de veriyoruz. Biz sadece yaşadığımız havayı, ormanlarımızı, suyumuzu, çevremizi, doğamızı koruyoruz. Biz siyanüre karşı değiliz aslında ama bize zarar veriyor bu. Ve biz verdiği zararlara karşıyız. Yapacaklarsa başka bir şekilde yapsınlar. Yani çok kötü bir şey. Bu köyün çoğunluğu başka şehirlerde, büyük şehirlerde yaşıyor. Ama burası bizim köyümüz ve biz ara ara geliyoruz. Buralara gelmeden duramayız. Havamızı, suyumuzu, yiyeceğimizi savunuyoruz sadece. Onları korumaya çalışıyoruz. Bizim devletle, devletin çıkardığı altınla bir sorunumuz yok. Yerinde ve dengeli çıkarsınlar istiyoruz. Yerleşim yerlerinden uzak olsunlar, halka zarar vermesinler. Soluduğumuz hava bile bize güzel gelmiyor artık.”
“SU VE HAYVANCILIK OLUMSUZ ETKİLENDİ”
Salim Aslan siyanürlü altın aramadan dolayı ürünlerden verim alamadıklarını ve hayvancılığın da olumsuz etkilendiğini belirterek şunları aktardı:
“Bizim en büyük derdimiz su. İkincisi de hayvancılık. Ben arı üreticisiyim. Burada tonlarca arı üretiyorum. Kestanelerimizi yok etmeye çalışıyorlar. Yerin üstü altından çok daha değerli. Atalarımız, babalarımız, dedelerimiz bu topraklardan geçinmişler. Fındıklarımızı yok ederek, diğer ürünleri yok ederek bunun peşindeler. Yani orada çıkacak olan altın üç beş kişinin çıkarı için ama bizim köyümüz aşağı yukarı 400-500 haneli. Bir köyün gelirlerini yok etme peşindeler. Biz buna elimizden geldiği kadar direnmeye çalışacağız.
“KÖYÜMÜZ SUSUZLUKTAN YANIYOR”
Biz köylü olarak birleşip kendi gücümüzle ve imkanlarımızla suyu dağlardan getiriyoruz. Şu köyde devletin bir tane yapmış olduğu çeşme yok. Biz kendi imkanlarımızla kazma kürekle, kepçe gücüyle elbirliği ile burada dağlardan aşağı getirip oradan halka veriyoruz. Ama yetersiz. Neden yetersiz çünkü köyümüzün bir tarafı susuzluktan yanıyor yaz geldiği zaman. Bu su sadece bizim köy değil bu çevredeki köylerde 4-5 köyün suyunu buradaki ormandaki su karşılıyor. Ama çevre köylerden de üç beş kişi haricinde kimsenin sesi çıkmıyor. Kimse bizim gibi direnmiyor. Biz bu maden şirketini çalıştırmamaya gayret edeceğiz. Bunun için direnmeye devam edeceğiz. Ürettiğimiz bütün tarım ürünleri küfleniyor ve çürüyor. Hiçbir şekilde verim alamıyoruz. Devlet çiftçiye destek de vermiyor ki küf ilacı alalım ya da gübre alalım. Her yıl zam her yıl zam veriyor. Biz bu ilaçları kullanamadığımız için hiçbir tarım ürününden verim alamıyoruz. Siyanür o kadar kötü bir şey ki her şeyi çürüttü.
“SÜNNİ KÖYLER DİRENMİYOR”
Biz Alevi bir köyüz. Çevremizdekiler Sünni. Onlara da su verilmiyor. Sadece Alevi olarak bakmamak lazım ama onlar devlet ne yaparsa doğrudur diye bakıyor. Ama öyle değil. Biz devletin karşısına geçip kendimizi savunuyoruz yanlış yaptığını söylüyoruz. Biz köylü olarak gidiyoruz nöbet tutuyoruz ama onlar bize destek vermiyor. Oysaki tüm köyler birlik olmalı ve mücadeleyi öyle vermeli. Yardımlaşmamız, dayanışmamız lazım ama olmuyor. Biz tek başımıza burada elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Buradan iktidara sesleniyorum, başta Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanlığı’na. Bu şirketi buraya göndermesinler. Bu şirket buraya geldiği zaman alenen bizi ezmeye kalkışacaklar. Biz buna izin vermeyeceğiz. Bizim köyümüz bir şirketten daha büyüktür.”
“DEVLET ALEVİLERİ ÖCÜ OLARAK GÖRÜYOR”
Ali Yılmaz köylerinin sorunlarına dair şunları anlattı:
“Suyumuzun kaynaklarını kurutuyorlar. Siyanürlü altın aramadan dolayı suyumuz da düzgün akmıyor eskisi gibi. Tadı da güzel değil. Biz çok mağdur olduk. Nerede su kaynağı varsa gidip buluyoruz ve imece usulü onu köyümüze getirip kullanıyoruz. Bidonlarla, patpatlarla ihtiyaçlarımızı karşılamak için. Devlet buraya hiç bakmıyor, el atmıyor. O yüzden buraya su gelmedi getirmiyorlar da. Devlet Alevi kesimlerine pek kulak asmıyor. Bizi öcü olarak görüyorlar. Siyanürle altın aramadan dolayı bütün fındık bahçelerimiz küflendi ve kurudu. Bizim tarımımız onların altınlarından daha değerli. Buraları yok etmeye çalışıyorlar. Bizde ne olursa olsun memleketimize sahip çıkacağız.”
PİRHA-Ünye Alevi Kültür Derneği Başkanı Yüksel Beşli, yöre halkının geçim kaynağı olan fındık üretimi konusunda yaşadıkları sorunlara dikkat çekti. Beşli, son beş yıldır civardaki siyanürle altın ayrıştırma maden ocaklarının çevreyi kirlettiğini söyleyerek “Bu coğrafya hepimizin ortak yaşam alanıdır. O anlamda havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkmak durumundayız. Yöneticiler, bu konuya özen gösterip dikkat çekmelidirler” dedi.
Ünye Alevi Kültür Derneği Başkanı Yüksel Beşli, Ordu’nun Ünye ilçesindeki fındık üreticilerinin sorunlarına dikkat çekti. Beşli, civar bölgedeki halkın, genel olarak geçim kaynağının fındık üzerinden olduğunu belirterek son yıllarda türeyen çeşitli bitki hastalıklarının sebeplerini anlattı.
ALTIN UĞRUNA ÇEVRE FELAKETİ!
Yüksel Beşli, ‘küf’ ve ‘dalkıran’ hastalıklarının en temel sorunlar olduğunu söyledi. Beşli, bu bitki hastalıklarının üretimi düşürüp bahçeleri kuruttuğuna işaret ederek şunları söyledi:
“Küf hastalığı, yaprağın üzerinde beyaz lekeler oluşturuyor. Bunun bilimsel tanımı ise ‘mantar hastalığı’ olarak ifade ediliyor. Kozalar sanki kireçliymiş gibi beyaz bir hal alıyor. Ve bu mantarlar giderek fındığın içerisine zarar veriyor ve çürütüyor. Bu sorun son dört beş yıldır bölgemizde oluştu. Hastalığın meydana gelmesinin en büyük nedeni olarak hemen batımızda bulunan Akçay Irmağının kenarında kurulu olan santrali görüyoruz. Bu santralden havaya karışan gaz ve kimyasalların bulutlarla birlikte doğaya inerek bu hastalıklara neden olduğunu düşünüyoruz. Keza Ünye-Fatsa sınırında siyanür ile altın ayrıştırma maden ocağı var. Oradaki çalışmalardan sonra bu hastalıklar çoğaldı. Bu tür doğaya zarar veren çalışmaların, geçim kaynağımız olan fındığa zarar verdiğini düşünüyoruz. Bu santrallerin sularımızı kirlettiğini düşünüyoruz.
Akçay bölgesinde kurulan termik santral ve Fatsa’nın Bahçeler mevkiindeki altın ayrıştırma ocağının açılmasından sonra özellikle yöredeki fındık bahçelerinde olumsuzluklar gündeme geldi. Meyvelerimiz ağaçlarda olgunlaşmadan çürüyor. Kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak sebzelerimiz dahi olgunlaşmadan küf hastalığına yakalanarak çürüyor. Bu sorun Karadeniz’in nem oranından kaynaklı diye düşünülür olabilir ama eskiden de nem vardı ve böylesi bir hastalık görülmüyordu.
Kestane ormanlarımız kurumaya başladı. O alanları yok ederek altın ayrıştırma bölgesi haline getiriyorlar. Böylelikle su ve havamız zehirleniyor. Bu anlamıyla siyasi iradeler, yönetenler, konuya mutlaka eğilmelidirler. Bu coğrafya hepimizin ortak yaşam alanıdır. Burada yönetenler de çalışan, Emek verenler de aynı havayı soluyor. Havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkmak durumundayız. Yerel yöneticiler, bu konuya mutlaka özen gösterip dikkat çekmelidirler.”
Ünye Alevi Kültür Derneği Başkanı Yüksel Beşli, bölgelerinde yaşadıkları bir diğer sorunun ise Fındık Alan Bazlı Gelir Desteği olduğunu söyledi. Bu konuda sadece Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) belgesi olan üreticilerin destek alabildiklerini söyleyen Beşli, bölgedeki arazilerin çoğunun tapusuz olduğunu belirtti.
Yüksel Beşli, Ünye ve civar bölgedeki fındık üreticilerinin, tarımsal destekten yoksun olduklarını vurgulayarak şunları anlattı:
“Biz bu konunun ele alınmasını, tapusuz, tarımsal hale gelmiş arazilerin, üzerinde üretim yapan yurttaşa devrini talep ediyoruz. Bizi idare edenler, babalarımızdan miras kalan arazileri bize satmaya kalkmasınlar. Bu ormanlar, bahçeler onların babalarının mirası değil. Buralar hepimizin ortak değeri. Üzerinde üretim yapmış, emek vermişiz. Ömür çürütmüşüz buralara. Hiçbir ücret talep etmeden yasal bir düzenleme yapılmalı. Üzerinde yaşayan, emek veren insanlara, arazilerin devri sağlanmalıdır. Hal böyle olunca tapusuz arazi üzerinde üretim yapan veya evi olan yurttaşlarımız huzursuz bir şekilde hayatlarına devam ediyor. İdarecilerin asıl görevi; yurttaşlarını mutlu etmek, yaşamlarını kolaylaştırmaktır.”
PİRHA-Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Sahil Köyü’ne temel kamu hizmetleri dahi verilmiyor. Bin kişilik nüfusu olan köydeki yurttaşlar, yollarının olmamasından kaynaklı şikayetlerini dile getirerek “Hizmet yok ama vergi olduğu zaman alıyorlar. Sünni vatandaşların aldığı hizmetleri bizler de almak istiyoruz” dedi.
Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı eski adı ‘Gobunalci’ şimdiki adı Sahil Köyü olan Alevi yerleşkesinde temel kamu hizmetlerinden faydalanmak adeta mucize oldu.
Ortalama bin kişinin yaşadığı Alevi köyünde ne yol var ne de altyapı hizmeti… Derelerden yayılan kötü koku, köylülere rahat nefes aldırmazken, toprak yollardan yükselen tozlar da vatandaşı canından bezdirdi.
Sahil Köyü’nde yaşayan Hatice Güler, köydeki öncelikli sorunlarının su ve yol olduğunu belirtti. Sık sık su şebekelerinde arıza yaşandığına dikkat çeken Güler, sorunun çözümü için zamanında müdahale edilmemesinden de şikayetçi.
“ARTIK HİÇ GELİP DE İLGİLENMİYORLAR”
Hatice Güler, belediye yetkililerinin artık sorunlarıyla ilgilenmediğini belirterek “Aleviyiz diye bir ayrım olmaması lazım. Biz Alevilerin de onlardan bir farkı yok. Fakat yollarımız çok bakımsız. Civarda akan dereler koku salıyor. O nedenle altyapı hizmeti istiyoruz. Ayrım yapmayıp, herkesi bir gözle görsünler. Kimsenin kimseden farkı yok” diye konuştu.
“ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN HİZMET GELMİYOR”
Sahil Köyü’nden Naciye Akgök de aynı şikayetlerden muzdarip bir isim. Su ve yol sorununun artık dayanılmaz boyuta ulaştığını anlatan Akgök, 80 yıldır yaşadıkları köyde tapu sahibi olamadıklarını da belirtti. ‘Hazine arazisi’ gerekçesiyle tapu alamadıklarını anlatan Akgök, şu sorunlara dikkat çekti:
“Evimiz yola çok yakın. Bu nedenle her geçen araba tozu dumana katıyor. Asfalt olması lazım fakat yapmıyorlar. Kesinlikle Alevi olduğunuz için hizmet gelmiyor. Çünkü başka yerlerde bu sıkıntıyı görmüyorum. Mesela bir yere gidiyorsun yol asfalt, Alevi köyüne gireceğin yerde asfalt bitiyor.
Bizleri Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne dahil ettiler fakat hiçbir hizmetini görmedik. Bizi artık çok bunaltmasınlar. Sadece hizmet istiyoruz. Milletvekillerinin ise bu konuda hiçbir şey yaptıkları yok.”
“HİZMET YOK AMA VERGİ ALINIYOR”
Emekli olduktan sonra Ünye’ye köyüne dönen Emine Eğrek’in ise belediyenin kestiği para cezaları ile başı dertte. Kalan ömrünü köyde geçirmek amacıyla ev yaptırdığını anlatan Eğrek, bu sebeple para cezasına çarptırıldığını şu sözlerle anlattı:
“Babamdan kalma 3 dönüm yerim vardı. Ev yaptırdım ve emekli olduktan sonra gelip köye yerleşmeyi düşündüm. Evi de imar barışı sürecinde yaptırdım. Sonradan hakkımızda davalar açıldı. Belediye, 55 bin lira ceza kesti. Ve bu cezayı 8. ay sonuna kadar ödemem lazım. Mahkeme sonucunu dahi beklemiyorlar. Arazi babamın üzerine ama tapu yok. Onun için mağdurum.”
Emine Eğrek, köylerinin Alevi olması sebebiyle hizmetten yoksun olduğunu da vurgulayarak şöyle devam etti:
“Alevi olduğumuz için ayrımcılığa uğruyoruz. Sadece burada değil şehirlerde de ayrımcılığa uğruyoruz. Şu an bizi yönetenler geldikten sonra bu daha da hat safhaya çıktı. Bu köyde yıllardır yol, su ve altyapı sıkıntımız var. Her gün telefonumuza ‘şu saatler arasında elektrik su kesilecektir’ diye mesaj alıyorum. Hizmet yok ama vergi olduğu zaman alıyorlar. Açıkçası bizler ikinci sınıf vatandaşız. Türkiye’nin her yerinde bu böyle. Belediye ve hükümetten köylerimize hizmet bekliyorum. Sünni vatandaşların aldığı hizmetleri bizler de almak istiyoruz. Bizler de insanca yaşamak istiyoruz. Her insanı bir gözle görmelerini istiyoruz.”
PİRHA- Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muharrem Erkan, Ordu, Ünye’nin Yeşilkent, Çiğdem ve Üçpınar Mahallelerinde maden arama çalışmalarına tepki gösterdi. Erkan, “Talanlar son bulsun, ülkemizdeki doğa katliamları durdurulup, ekolojik denge gözetilmelidir. Yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalıdır” çağrısında bulundu.
Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Yeşilkent, Çiğdem ve Üçpınar mahallelerinde maden arama çalışmaları kapsamında sondaj yapmak isteyen şirket çalışanları bir ay önce kovuldukları bölgeye dün bu kez jandarmayla birlikte geldi. Maden aramak isteyen şirkete geçen ay izin vermeyen yöre halkı, bu kez jandarma engeline takıldı. Şirket çalışanları, sabah erken saatlerde jandarma eşliğinde sondaj alanına gitti. Bölgeye giden bütün yolları kesen jandarma köylülere izin vermedi.
Konuya ilişkin yazılı bir açıklamayla tepki gösteren Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muharrem Erkan, “Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginlikleri bir avuç uluslararası şirketlerin çıkarları doğrultusunda peşkeş çekilmektedir” dedi.
Ordu’nun Ünye ilçesi sınırları içerisinde bulunan Üçpınar, Selviler, Ballık köylerine bir ay önce maden şirketlerinin sondaj araçlarının girmek istediği ancak bölge halkı tarafından uzaklaştırıldıklarını hatırlatan Erkan şunları kaydetti:
“Bugün saat 09.00’da aynı köy sınırları içerisine jandarma desteğiyle gelen sondaj makinaları, iş makinalarıyla gelmişler, yer altında çalışma yapılmak istenmiştir. Köylüler haklı olarak toprağına, taşına, havasına, suyuna sahip çıkmak için yeni siyanür göletleri olmaması, bölgede yaşayan binlerce canlının ciğerlerini dolduran havalarının kirlenmemesi, tüm canlıların hakkı olan temiz sularının kirletilerek yok edilmemesi, doğal güzellikleriyle bölgesine has endemik bitki örtüsüne sahip ormanların kesilmemesi için yediden yetmişe tüm köylüler iş makinalarının önüne bedenlerini yatırdılar. Jandarmanın orantısız coplu, gazlı saldırısına maruz kalmışlar ve bir kısmı da gözaltına alınmıştır.
Bu ülkede bir eli balda bir eli yağda olan bir avuç uluslararası şirket temsilcileri yarın buralar yaşanılmaz bir duruma dönüştüğü zaman hiç biri buralarda kalmayacaklardır. Kanlarıyla, canlarıyla cumhuriyetin kuruluşunda bedel ödeyen insanların çocukları yine bu topraklarda yaşamaya devam edecektir. Gidebilecekleri bu dünyada başka bir ülke bulunmamaktadır. Vatanlarını savunmak, taşını toprağını, ormanını, suyunu korumak en kutsal ibadetleri olduğu unutulmamalıdır.”
“TALANLAR SON BULSUN”
Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu olarak, bölgemizdeki talanların biran evvel son bulmasını, bölge halkının yaşam hakkına, (Dağına, taşına, ormanına, suyuna) dokunulmamasını istediklerini belirten Muharrem Erkan, “Hükümet halkın önceliklerini göz önünde bulundurarak, devlet baba şefkatini göstermeli, biran evvel yaraları sarılmalıdır. Ekonomik, sosyal yönden kalkınma konusunda gerekli iletişim kurulmalıdır. Demokratik haklarını arayan vatandaşlara karşı orantısız güç uygulayan kolluk küvetlerine o emri veren kişi veya kişiler hakkında gerekli soruşturma biran evvel başlatılıp, gerekli ceza verilmelidir” dedi.
“DOĞA KATLİAMLARI DURDURULMALI”
Açıklamada, “Ülkemizdeki doğa katliamları durdurulup, ekolojik denge gözetilmelidir. Yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalıdır” çağrısı yapılarak, “Biz halkız ve haklıyız. Her zaman da hakkın ve haklının yanında durmaya devam edeceğiz” denildi.
MADEN ŞİRKETİ ÜNYE’DE NE ZAMAN FAALİYETE BAŞLADI?
Maden şirketi, Ordu ilinin Ünye ilçesine bağlı Yeşilkent, Çiğdem, ve Üçpınar köylerindeki maden sahalarını büyütmek amacıyla Eylül ayında sondaj için bölgeye gitti.
Maden arama çalışmaları kapsamında yapılan sondaj çalışmalarına tepki gösteren köy halkı iş makinelerine engel oldu ve 14 Eylül günü geniş katılımlı toplantı yaparak “Giriş var çıkış yok” diyerek direnişe başladı.
Şirketin iş makineleri 12 Ekim’de jandarma eşliğinde Yeşilkent ve Çiğdem sınırında çalışmak için tekrar geldi. Ancak halkın itirazları üzerine çalışmalarını durdurmak ve köyden uzaklaşmak zorunda kalmıştı.