PİRHA-Dersim’de 11 kadın, Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde bir araya gelerek istiridye mantarı üretimi ve meyve kurutma yapıyor. Altı ay önce aktif olarak çalışmaya başladıklarını ifade eden Meral Boy ve Ceren Yıldız, ürünlerde katkı maddesi kullanmadıklarını belirterek, Dersim halkının kendilerini desteklemesini ve satışa katkıda bulunmalarını istediler.
Dersim’de kadınlara istihdam sağlamak amacıyla İl Özel İdaresi ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce 2022’de “Üreten Kadınlar Güçlü Yarınlar Projesi” hayata geçirildi. Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) çerçevesinde Fırat Kalkınma Ajansı’na sunulan proje, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca onaylandıktan sonra 1 milyon 938 bin 420 lira destek aldı.
Çalışmalar sonunda Dersim’de Atatürk Mahallesi’ndeki tek katlı atıl bir bina, istiridye mantarı üretimi ve meyve kurutma tesisi haline getirildi. Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde bir araya gelen 11 kadın da gerekli başvuru ve eğitimlerinin ardından tesiste çalışmaya başladı.
Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde çalışan kadınlardan Meral Boy ve Ceren Yıldız, yaptıkları çalışmalara dair PİRHA‘ya konuştu.
11 kadın olarak projeye başvuru yaptıklarını söyleyen Meral Boy, “Başvuru sonucunda üç ay boyunca hem teorik olarak hem de pratik olarak eğitim aldık. Sekiz kadın aktif olarak şu an çalışıyoruz. Ananas, mandalina, portakal, kırmızı pancar, elma, armut, kivi gibi 11 taneye yakın kuru meyvemiz var. Kadınların bir araya gelmesi bizim için önemli. Dayanışma içerisinde olmak, kolektif bir çalışma alanı içerisinde olmak kendi şahsım adına gurur verici bir şey. Belki şu an sekiz kişi çalışıyoruz ama ilerde belki sayımız otuz, kırk olabilir. Burada sadece kuru meyveyle kalmayacağız. Daha çok çalışma alanı yaratıp ürettiğimiz ürünleri piyasaya daha kaliteli bir şekilde koyma hedefimiz var. Kurduğumuz işletmenin birçok kişi tarafından bilinmemesi nedeniyle satış yapma konusunda biraz zorlanıyoruz. Ürettiğimiz ürünlerde hiçbir şekilde katkı maddesi kullanmıyoruz. Dersim halkının bizleri desteklemelerini ve satışımıza katkıda bulunmalarını istiyoruz” dedi.
“BU COĞRAFYADA ÜRETMEYEN KADIN KALMASIN”
Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi olarak altı ay önce aktif olarak çalışmaya başladıklarını ifade eden Ceren Yıldız da şunları ifade etti:
“Şu anda elimizde 11 çeşit kurutulmuş meyve bulunmakta ancak ilerleyen süreçte yelpaze daha da genişleyecek. Kurutulmuş meyvelerin yanı sıra istiridye mantarı üretimi de yapıyoruz. Hiçbir katkı maddesi kullanmadan meyvelerimizi kurutuyoruz. Hem yeni olduğumuzdan kaynaklı hem de bulunduğumuz coğrafya dolayısıyla pazar alanımız küçük. İlerleyen süreçte internet üzerinden de satışlarımız başlayacak. Sermayemizi geliştirdiğimiz zaman ürünlerimizi üreticiden almak gibi bir hedefimiz var ancak bunun içinde biraz zamana ihtiyacımız var. Biz kadınlar olarak bir araya gelince bir şeyler yapabiliyoruz. Bu coğrafyada üretmeyen kadın kalmasın. Yaşadığımız coğrafyadan çoğu ürünü doğadan karşılayabileceğimiz ürün yelpazesine de sahibiz.”
PİRHA- Bursa’nın Şehitler köyünde yaşayan Ali Bayram, CAN TV’de ‘Can Bizim Eller’ programında çiftçilerin yaşadıkları zorlukları anlattı. Çiftçiliğin artık bittiğini söyleyen Bayram, “Çiftçilik yapan sadece bizim nesil kaldı, gençler çiftçilik yapmıyor. Tarım ve hayvancılık bitti, eğer ek bir gelirin varsa idare edip yaşıyorsun” dedi.
Türkiye’de kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, tarım ve hayvancılık artık yapılamaz hale geldi.
CAN TV’de Hüseyin Kelleci’nin sunduğu Can Bizim Eller programında Bursa’nın Şehitler köyünde yaşayan Ali Bayram, çiftçilerin yaşadıkları zorlukları anlattı.
“ÇİFTÇİLİK ARTIK BİTTİ”
Çiftçiliğin artık bittiğini söyleyen Ali Bayram, “Suyumuz yok, biz eskiden su olan yerlerde icar (kiralık) yerler tutardık. Burada Şen Ocakları diye bir firma vardı Irak’a ihracatla domates gönderirdik. Eskiden tütün ekerdik, herkesin 7-8 ton tütünü vardı ama tütünlere kota konuldu. İnsanlar 200-300 kilo tütün ekeceğime hiç ekmem dediler. Bu köyde her gün 3-4 kamyon soğan kalkardı, o da bitti. Çünkü çocuklar taşımalı sisteme geçti ve herkes çocuklarına gelecek sağlamak için şehirlere gitti. Çiftçilik yapan sadece bizim nesil kaldı, gençler çiftçilik yapmıyor. Bu köyde 3,5-4 ton süt çıkıyordu. Bu köyde çiftçiliğin yanı sıra hayvancılık da vardı ama şimdi 500 kilo süt yok. Tarım ve hayvancılık bitti, eğer ek bir gelirin varsa idare edip yaşıyorsun” dedi.
Köydeki bir başka yurttaş ise, “Bu köyde hem yaz hem de kış ürünleri satılırdı ama artık üreticilerin ürettikleri para etmiyor” diye konuştu.
PİRHA-Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmadığını söyleyen kayyımla görevinden alınan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, “Yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerekiyor. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor” dedi.
Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.
Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.
Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor.
Yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünde Dersim’de sürdürülen kooperatifçiliğe ilişkin konuştuk.
“DERSİM’DE ÜRETİM VE KALKINMA KOOPERATİFLERİNE İHTİYAÇ VAR”
Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmış bir çalışma olmadığını söyleyen Orhan Çelebi, “Kooperatifçi demek birlikte üretmek ve birlikte en sağlıklı şekilde topluma kazandırmaktır. Mevcut sistemde rant ve kâr hırsı daha fazla ön plana çıkmakta ve devletin kooperatifçiliğe yaklaşımı çok daha farklı. Ama biz biliyoruz ki geçmişte kooperatifçilik hemen hemen her bölge açısından vazgeçilmez bir araçtı. Çünkü üreticiler ürünlerini kooperatifler aracılığıyla direkt tüketiciye ulaştırıyordu. Tüketiciler hem daha sağlıklı hem de daha ucuz ürüne sahip oluyordu. Kooperatifçiliğin farklı biçimleri var. Üretim, tüketim ve kalkınma kooperatifleri var. Ama bizim Dersim’de ihtiyacımız olan üretim kooperatifleridir. Tarım ve hayvancılık güçlü olduğu için hem üretim hem de kalkınma kooperatiflerine ihtiyacımız var. Birçok ilçemizde aslında bunlar var ama bunlar tamamen kooperatif üyelerinin birlikte üretip birlikte tüketicilere ulaştığı bir sistem haline dönüşmüş değil, zaman zaman ranta dönen yanları da var” diye belirtti.
Kooperatifçilik alanında kendi deneyimlerini anlatan Orhan Çelebi, “Akpazar Peri’de Elmalı Kooperatifi’ne baktığımızda orada da biz tamamen üyeler üzerinden sorunları çözüp, üyelerin ürettiği ürünleri kooperatif bünyesine alıp tüketiciye ulaştırma gibi bir politikamız vardı. Bunu birkaç yıl devam ettirdik ama daha sonra kayyımın atanmasıyla birlikte çalışmamız yarıda kaldı. Çünkü belediye ile kooperatif birlikte işbirliği yaparak o çalışmayı başlatmıştık. Ama kayyımın atanmasıyla birlikte kooperatifin belediye ile olan ilişkisi de kesilmiş oldu. Kooperatif mevcut kendi yönetimiyle birkaç yıl bir şeyler yapmaya çalıştı ve üreticilerimizin ürünlerini direkt tüketiciye ulaştırdık. Aracıları ortadan kaldırarak daha ekonomik tüketimi sağlamak bakımından çalışma yürüttük” dedi.
“KOOPERATİFÇİLİK GERÇEK ANLAMDA İŞLETİLİRSE BÖLGE AÇISINDAN KALKINMA OLUR”
İnsanların daha fazla kâr elde etmek için ürünlerini kooperatife vermediklerini belirten Çelebi, şunları ifade etti:
“Kooperatifçilikte devlet hiçbir destek vermiyor, daha çok kooperatif üyelerinin verdikleri katkılarla yürüyor işler. Kooperatifçilik gerçek anlamda işletilmiş olsa o bölge açısından kalkınmanın da vesilesi olacaktır. İnsanlar en azından ürettiğinin güvence altına alındığının farkına varacaklar. Tüccar veya aracı aramaya ihtiyaç duymayacaklardır, ürününün parasını ne zaman alacağının kaygısını yaşamayacaklardır. Bu kaygıları ortadan kaldırmak için daha önce de bizim tartışma konusu yaptığımız tüm ilçelerde mevcut kooperatiflerin bir araya gelerek yerel yönetimler birlikte daha güçlü bir çalışma başlatması gerektiğini söylemiştik. Ama bu çalışmada birkaç toplantıyla birlikte sönümlenmiş oldu. Hem belediyelerin yaklaşımındaki, hem de üreticilerdeki bazı eksiklikler nedeniyle bu çalışmanın güçlü bir hale dönüşmesini engellemiş oldu.”
“YEREL YÖNETİMLER KOOPERATİFÇİLİK KONUSUNA DAHA FAZLA EL ATMASI LAZIM”
Orhan Çelebi, yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerektiğini vurgulayarak, “Sadece belediye bünyesinde kurulan kooperatifler değil aynı zamanda o bölgede bulunan bütün kooperatiflerin kalkınmasını sağlamak için hem çiftçilerle hem de kooperatif yönetimleriyle daha iç içe çalışma yürütmeleri gerekiyor. Ortak üretim alanlarının oluşturulması gerekiyor, çünkü coğrafyamız tarıma elverişli bir coğrafya o yüzden ortak üretim alanları oluşturulduğunda çiftçiye maliyeti daha düşük olacaktır, hem de çiftçi ürettiği ürünü tüketiciye daha ekonomik ulaşmasını sağlayacak. Yeni dönemde bu tartışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor ve siyasi partilerimizin bu konuda daha etkin bir şekilde rol alması gerekiyor. İnsanlar örgütsüz olduğu zaman bu tarz sorunlar karşısında büyük bir duyarsızlık gösteriyorlar. Her alanda güçlü örgütlülükler yaratabilirsek coğrafyamız da kendi gerçekliğine kavuşmuş olacaktır. Toplumumuz da yeniden doğasına, kültürüne, inancına, diline ve siyasetine sahip çıkacaktır” diye konuştu.
PİRHA-1974 yılında köyünden ayrılıp Almanya’ya gittiğini, emekli olduktan sonra köyüne gelip bostan ektiğini söyleyen Güzide Çelik, “Toprakla uğraşmak çok güzel bir şey, mutlu oluyorum. Ben istiyorum ki herkes kendi tarlasını, bostanını eksin, toprakla uğraşmak çok güzel” dedi.
50 yıl Almanya’da yaşadıktan köyüne gelerek bostan eken Güzide Çelik ve 40 sene İzmir’de yaşadıktan sonra Dersim’e yerleşen diğer bir Atlantı köyü sakini, hem ekonomik krizin etkisiyle hem de toprakla uğraşmak istedikleri için Dersim’in Atlantı köyünde bostan ekti.
“TOPRAKLA UĞRAŞMAK ÇOK GÜZEL BİR ŞEY”
1974 yılında köyünden ayrılıp Almanya’ya gittiğini, emekli olduktan sonra köyüne gelip bostan ektiğini söyleyen Güzide Çelik, “Toprakla uğraşmak çok güzel, mutlu oluyorum. Mesele domates, biber ekmek değil, emek vererek ektiğin ürünleri koparmak çok güzel bir şey, insan mutlu oluyor. Ben istiyorum ki herkes kendi tarlasını, bostanını eksin, toprakla uğraşmak çok güzel bir şey. Gençlerin çoğu yurtdışına gitti kalanlara çağrım ise umutlarını kesmesinler mücadele etsinler” dedi.
“DOĞADA KENDİMİ MUTLU VE HUZURLU HİSSEDİYORUM”
40 sene İzmir’de yaşayıp emekli olduktan sonra Dersim’e yerleştiğini belirten diğer Atlantı köy sakini ise, “İlk defa bostan ektim ama zevkle yapıyorum. Doğaya geldiğim zaman kendimi mutlu ve huzurlu hissediyorum. Domatesin kilosu 30-35 TL oldu, ekonomik kriz yaşamımızı çok kötü etkiledi. Emekli maaşları 7500 TL olacak ama daha maaşımızı alamadan paramız sıfırlandı. Biz sadece aç kalmıyoruz, ekonomik durumdan dolayı yeteri kadar gıda alamıyoruz. Halk sustukça bu sistem böyle gider o yüzden halkın ayaklanması lazım” diye konuştu.
PİRHA- 1970’li yılların başında çoğunlukla ekonomik sıkıntılardan kaynaklı topraklarını terk etmek zorunda kalan Elbistan’a bağlı Körücek köylüleri, tekrar köylerine dönerek üretime başladı. Geri dönüşler sonrasında bölgenin ekonomik olarak değer kazandığını söyleyen köylüler, topraklarına sahip çıkarak üretime katılma çağrısında bulundular.
Maraş Elbistan’a bağlı Körücek köyünde yaşayan Hüseyin Kartal, Ali Rıza Tunç ve Mustafa Yüksel yeniden üretim yapabilmek ve kendi kültürünü yaşayabilmek için uzun yıllar sonra köylerinin yolunu tuttular.
Körücek köylüleri siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1970’li yıllarda büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar. Uzun yıllar sonra topraklarına dönen Körücek köylüleri yüzlerce dönümlük araziler üzerinde yeniden üretime başlayarak bölgeye yeniden yaşam verdi.
52 YIL SONRA DÖNÜŞ KARARI
Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısıyla 52 yıl boyunca yaşadığı İstanbul’dan köyüne dönerek üretim kararı alan Hüseyin Kartal, “1969 yılında Ankara’ya göç ettik. Ağırlıklı ekonomik sıkıntılar ve 1967 yılında Elbistan olayları sonrasında insanlar burayı terk etmek zorunda kaldı. Dönem dönem gelip gittik. 52 yıl boyunca köyümüze döneceğimizi hiç düşünmedik. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin projesiyle buralara döndük. Elbette bu dönüşün ekonomik getirisi de olacak. Topraklarımızı sahipsiz bırakmamak, geleceğimizin bu topraklar üzerinde olacağını düşündüğümüz için yerleşme kararı aldık” dedi.
‘Bizler sürgün edildik ve bu sürgünden kurtulup geri dönmeliyiz’ diyen Kartal, 45 dönümlük bahçeye kayısı dikerek üretime başladığını kaydetti. Teknolojik gelişmeler ile üretimin daha kolay bir hal aldığını söyleyen Kartal, geri dönüş çağrısında bulunarak şunları söyledi:
“45 dönümlük bahçeyi iki bahçe yaptık. Çevre köylerden de bahçe alarak 3 bin kök kayısı diktim. Evlerimizi yapmaya başladık. Bir traktör aldım. Bu proje başarıya ulaşırsa ekonomik olarak toplumumuz çok güçlü olacak. Çok iyi tepkiler aldık. Elbistan’da birçok köyde binlerce ağaç dikimine başlandı. Mutlaka ata topraklarımıza sahip çıkmalıyız. Eskiden teknoloji yoktu, zorluk çekiyorduk. Bahçeleri nasıl kullanacağımızı bilmezdik. Şimdilerde ise bu imkanlarımız var. Bu geri dönüşler sayesinde topraklarımız ekonomik olarak değer kazandı. Bizler sürgün edildik ve bu sürgünden kurtulup geri dönmeliyiz.”
ASPİR BİTKİSİNİN İLK HASADI YAPILDI
Körücek köyü sakinlerinden Ali Rıza Tunç ise destekleme ve ekipman hibeleri ile aspir bitkisi ekmeye başladığını dile getirdi. Bölge topraklarının değerli olduğunu ve farklı bitkiler ile daha çok verim alınacağını kaydeden Tunç, “İstanbul’da tekstil ile uğraşıyorum. Uzun yıllardır gelip gidiyorum. Karar alarak topraklarımı ekip biçmeye başladım. Bu sene aspir ektim ve ilk hasadını aldım. Aspiri destekleme için ektik. Ekipman hibesi ve dönüm başı destek alıyoruz. Aspir, ayçiçek yağına alternatif olarak ekiliyor. Yağı çok değerli. Devlet belli şeyleri destekliyor. 5 yıl aspir ekme zorunluğu getiriliyor. Aspir, kıraç arazi için bulunmayan bir bitkidir. Bölgedeki gençler Avrupa’ya gidiyor. Bizim yaşımızdakiler ise köye geri dönüş sağlıyor. Bu dönüşler teşvikler ile hızlanır. Bizim gidecek bir yerimiz yok. Buralar ata topraklarımız. Köyümüzü de, toprağımızı da seviyoruz” diye konuştu.
“MALİYETLER 10 KAT ARTTI, DEVLET DESTEĞİ YERİNDE SAYIYOR”
150 dönümlük arazi üzerine kayısı eken Mustafa Yüksel de, köyde yeterli bahçe olmadığı için elde ettikleri ürünlerini başka yerlere ucuza satmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Yüksel, her geçen yıl artan maliyetlerine karşılık devletin verdiği desteğin 10 yıl önceki destekle aynı olduğundan dert yanarak şöyle konuştu:
“10 sene önce köye gelerek kayısı ağacı ektim. Buğday ve arpa da ekiyorum. İyi sonuçlar elde ettik. 1970’li yıllarda ekonomik sebeplerden kaynaklı köyden büyükşehirler ve Avrupa’ya göçler başladı. Daha sonra köye dönüşler başladı. 150 dönüm arazi üzerine kayısı ektik. İyi verimler aldık. Yeteri kadar bahçe olmadığı zaman tüccar köye gelip ürünü almıyor. Ancak zorla başka yerlere daha ucuza satıyoruz. Bahçelerimiz artarsa tüccar köye gelip daha yüksek fiyatlara ürünlerimizi alıyor.
Devletin bizlere ciddi bir desteği yok. Bir mazot desteği var o da çok az kalıyor. 10 sene önce dikilen bahçelerin dönümü yüz lira destek verilirken aradan geçen 10 senede verilen destek yine yüz lira. 10 sene altı liraya aldığımız fidan şu an elli lira. Desteğin 10 kat artması gerekirken hala yerinde sayıyor. Ona rağmen üreterek yolumuza devam edeceğiz. Buralar ata topraklarımız, buralara sahip çıksınlar.”
PİRHA- Zeytindalı Kadın Kooperatifi Gıda Atölyesi Sorumlusu Bahtiyar Atakay, 2015 yılında Ankara’da kurulmaya başlayan kooperatif ağını anlattı. Atakay, “Ev eksenli çalışan kadınların sosyalleşerek, üretime katılmalarına yardımcı olmak için kurulduk. Çalıştaylarda bir araya gelerek birbirimizin eksiklerini tamamlıyoruz. Kadınlar mutlaka üretmeli ve birlik olmalı” dedi.
Zeytindalı Kadın Kooperatifi Gıda Atölyesi Sorumlusu Bahtiyar Atakay, 2015 yılında Ankara’da kurulmaya başlayan kooperatif ağını anlattı.
Kooperatiflerinin köklü bir yapısı olduğunu belirten Atakay, kooperatif kurma amaçlarının ev eksenli çalışan kadınların sosyalleşerek, üretime ve kendi bütçelerine katkı sağlamalarına yardımcı olmak olduğunu söyledi.
Kadınlara üretme ve birlik olma çağrısı da yapan Atakay, kadınların ürettiği takdirde mutlaka seslerini duyan ve onlara destek olan birilerinin çıkacağını vurguladı.
“KADINLARA ÖNCE KURS VERİLDİ SONRA MESLEKLERİNİ İCRA ETMELERİ SAĞLANDI”
Ankara’da ilk olarak 2015 yılında Çankaya’da Gümüş atölyesi kurduklarını ifade eden Atakay, atölyenin 3 kadınla başladığını daha sonra yavaş yavaş çalışan sayısının attığını aktardı.
El becerilerine göre atölyelerinin sayısının da zaman içerisinde arttığını dile getiren Atakay, “Kadınlar bu gümüş atölyesinde mine ve döküm olarak taşlardan takı yapmaya başladılar. Daha sonra bir proje ile birlikte bunun makinesini, dökümünü ve malzemelerini aldılar. Gitgide bu geniş bir ağa yayıldı. Sonrasında düzenli bir üretime geçtiler. Daha çok kadına iş istihdamı sağlayabilmek için öncesinde kurslar verildi sonrasında mesleklerini icra etmeleri sağlandı. Bunun karşılığında da aldıkları ücretlerle aile bütçesine destek oldular” dedi.
“MAMAK’TAKİ ATÖLYEMİZDE BEZ ÇANTA ÜZERİNE SERİ ÜRETİME GEÇTİK”
Ardından dikiş atölyelerini açtıklarını kaydeden Atakay, sözlerine şöyle devam etti:
“Dikiş atölyemiz de Mamak’ta. Mamak bölgesinde ev eksenli çalışan kadınlarımız çok. Evinde dikiş, nakış, iğne oyası, patik gibi örgüler yapan çok fazla kadın var. Kadınlar bunu yapıp satmak istiyorlardı. Böylelikle kooperatifimizle tanıştılar. Kooperatifimiz de özellikle AB projeleri, sivil toplum kuruluşlarının isteği doğrultusunda bez çanta üzerine çalışılıyor. Kadromuz büyüdükçe seri üretime geçtik. Dışarıdan aldığımız siparişler doğrultusunda burada ev eksenli çalışan kadınları ya atölyeye davet ettik üretim sürecinde birlikte çalışabilmek için ya da gelemeyecek olanlara evinde üretebilme imkanı sağladık. Bu ağ çok güzel bir şekilde Mamak’ta oturmuş durumda. Hem atölyemiz kazanıyor hem de evde çalışan kadınlarımız kazanıyor.”
“KURDUĞUMUZ GIDA ATÖLYEMİZİ KORONA NEDENİYLE KAPATMAK ZORUNDA KALDIK”
Daha sonra kendisinin sorumlusu olduğu gıda atölyesini açtıklarını ve mantar üzerine üretimle işe başladıklarını belirten Atakay, şunları dile getirdi:
“Bu atölyemizi Tuzluçayır’da kurduk. Önce küçük çapta eğitimimizi aldık. Sonra denemelerimizi yaptık. Yine ilk olarak mahalle sakinleri bize destek çıktı. İlk onlara satış yaptık. Zaman içerisinde kapasitemizi büyüttük ve etrafımızdaki manavlara, seyyar satıcılara vs. satış yapmaya başladık. Bu konuda en büyük desteği çevremizden gördük. Sonrasında ev Kadınları da bizden almaya başladı ve artık yetişemez olmuştuk. ‘Beyaz İnci’ adlı proje ile belediyelerle birlikte çalışmaya başladık. Bu kapsamda belediyeler bize ne yer verebildiler ne de ekonomik anlamda destek olabildiler ne de teknik anlamda destek istediğimizde bu konuda yanımızda oldular. Onlar sadece bize, ‘Siz üretin biz sizden alalım’ dediler. Tam da bu sırada kapasite geliştirme durumuna geçtiğimiz sırada korona ile tanıştık ve atölyemiz kapandı. Bundan dolayı mantar atölyemizi bir süre uykuya yatırmak durumunda kaldık.”
“BEZ ATÖLYEMİZDE TASARIMCI GENÇ KADINLARLA ÇALIŞIYORUZ”
6 ay önce Çankaya’daki Tunus Caddesi’nde bez atölyesi açtıklarını ifade eden Atakay, bu atölyede özellikle genç kadınlarla birlikte çalıştıklarını söyledi.
Tasarımcı genç kadınların hedefinin, en baştan en sona kadar her şeyiyle üretimi kendilerinin yapmak istediğini belirten Atakay, “Eski Ankara keçisinin yünlerini buldular. Bu konuda eskiden gelen kültürü devam ettiren insanlarla yan yana geldiler. Keçilerin yünlerini eski topaç yöntemi ile ayırdılar ve iplik haline getirdiler. Bu yöntemi öğrendikten sonra tasarımı ile birlikte o iplerle kasnaklarda kendi elleriyle kumaş yaptılar. Bu kumaşlardan da gömlek, elbise, etek, çanta gibi şeyler ürettiler. Ayrıca Avrupa’dan gelen arkadaşları ile birlikte bir proje geliştirdiler ve şu anda seri üretime geçmek için çalışıyorlar. 4 atölyemiz de çok güzel bir şekilde yol aldı. Birçok kadına da örnek olduğumuzu düşünüyorum. Birlikte çalışıyoruz, birlikte üretiyoruz ve birlikte paylaşıyoruz” dedi.
2 yılda bir Türkiye genelinde tüm kooperatiflerin katılımıyla kooperatifler çalıştayı düzenledikleri bilgisini veren Atakay, “Çalıştaylarda 2 yıl boyunca kim ne yapmış, neye ihtiyacı var konuşuluyor. Projeler üzerine işbirlikleri sağlanıyor. Çalıştaylarda o kadar çok kadınımızla tanıştık ki. Özellikle Hatay, Ege ve Doğu Bölgesi’ndeki kadınlarımızla tanıştık. Buradaki kadınların üretim yerleri vardı. Bizim bunları yapabilecek olanaklarımız yoktu, üretim yerimiz yoktu. Biz onlara dedik ki, ‘Siz üretin, biz sizden alalım.’ Ayrıca oradaki kadınlar dar bir alandaydılar. Üretebiliyorlardı ama dışarıya çıkamıyorlardı, satış yapamıyorlardı ve kendilerini gösteremiyorlardı. Biz de Ankara’da daha fazla insana ulaşabildiğimiz için, sipariş alabildiğimiz için böyle bir ortaklığa gittik. Örneğin Diyarbakır’daki kadına dedik ki, ‘Sen pul biberini üret. Sen nar ekşini yap. Ben senden alacağım.’ Hatay’daki kadına, ‘Bahçene o bitkiyi ek, öğüt ve bana gönder. Ben onu senden alacağım’ dedik. Bizim bunları aldıktan sonra satabileceğimiz yerler var. Örneğin Eskişehir’de de dağ taş çörek otu. Kadınlar bunları topluyor ama oradan çıkamıyor, çevresi dar, sosyal medyayı kullanamıyor. Kooperatifimiz adına biz kadınlardan ürettiklerini alıyoruz, paketliyoruz ve satıyoruz. Bu anlamda çok güzel bir ağ geliştirdik ve işliyor” diye konuştu.
“KADINLAR ÜRETTİĞİ TAKDİRDE MUTLAKA SESLERİNİ DUYAN BİRİLERİ ÇIKACAKTIR”
Türkiye genelinde kooperatifler olarak bir WhatsApp grubu kurduklarını kaydeden Atakay, bu grupta Ağrı’dan Edirne’ye kadar var olan tüm kooperatiflerin yer aldığını dile getirdi.
WhatSapp grubunda kimin neye ihtiyacı varsa ona göre düzenleme yapıldığını aktaran Atakay, son olarak kadınlara şu çağrıda bulundu:
“Örneğin biri ham maddeyi üretiyor, bir başka yer alıyor, işliyor, paketliyor, bir başka yerde satıyor. Mesela ben üretemediğim için, yerim olmadığı için, tesisim olmadığı için bir başka kooperatifte üretiliyor, ben alıyorum onu kurumlar, STK’lar aracılığıyla satıyorum. Kadınlara son olarak şu çağrıyı yapmak istiyorum. Lütfen çalışın, elinizden geldiği kadar, beceriniz olduğu kadar üretin. İlla bir kooperatife üye olmanız gerekmiyor. Evinizde de yapabilirsiniz. Yeter ki üretelim. Kadınların üretme, derleme, toplama, bir arada tutma özelliği var. Kadınlar ürettiği takdirde mutlaka seslerini duyan birileri çıkacaktır. Onlara destek olan birileri mutlaka çıkacaktır. Gerek kadın dernekleri, gerek kooperatiflerle irtibata geçsinler. Kadınlar el ele verdiği takdirde yenemeyecekleri hiçbir sıkıntı yoktur.”
PİRHA-İnsanların doğdukları topraklara dönerek üretim yapmaları gerektiğini vurgulayan Dersim Ovacık Doğal Ürünleri kurucusu Barış İmre, “İnsanlar mutlaka üretime katılmalıdır, çünkü üretimsiz hiçbir şey olmaz. İnsanların mutlaka köylerine yerleşmeleri ve üretim yapmaları gerekiyor” dedi. İmre, yerli tohuma da sahip çıkılması gerektiğini belirtiyor.
Dersim Ovacık Doğal Ürünleri kurucusu Barış İmre, ürettikleri ürünler, Tunceli Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 40 ton nohut ve kuru fasulye tohumu dağıtması ve insanların tekrar köyüne dönmesi konularında PİRHA’ya konuştu.
“YENİ ÜRETİCİLERE GEREKLİ DESTEĞİ VERİYORUZ”
Dersim Ovacık Doğal ürünlerinin 2010 yılında kurulduğunu söyleyen Barış İmre, “İlk kurulduğunda arıcılık yapıyorduk, insanlar bizden bal isterken yoğun bir şekilde nohut ve fasulye gibi ürünlerin talebinde de bulunuyordu. Biz de bu talepleri karşılamak için diğer üreticilerden satın alıp insanlara gönderiyorduk. 2010 yılında neden kendimiz üretmeyelim diye düşündük ve arıcılıkla birlikte yanımızdaki arazileri de ekmeye başladık. Bal ile birlikte nohut ve fasulyenin de satışına başladık. Talep arttıkça ekim alanlarımızı genişlettik. Şu anda 200’ün üzerinde üreticiyle ortak çalışıyoruz, 110 kalem ürün çeşidimiz var. Yeni üreticilere gerekli desteği sağlıyoruz (tohum desteği, ekim gücü desteği, mazot, tohum). Bizim bütün ürünlerimiz Dersim coğrafyasında yetiştiriliyor, biz ilk başta sadece Ovacık’ta üretim yapıyorduk ama 2017 yılından beri Hozat, Pülümür, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Pertek ve Dersim Merkez’de de üretim yapıyoruz. Bu yıl Erzincan’da yapacağız bir kısım üretimimizi, yani doğal toprakları buldukça üretimimizi yaygınlaştırıyoruz. Biz bakliyat olarak nohut, kuru fasulye, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, barbunya ve karakılçık buğdayı ekiyoruz, meyve kuruları ve süt reçeli de yapıyoruz” diye belirtti.
“ELİMİZDE BULUNAN DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAMIZ GEREKİYOR”
Tunceli Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 40 ton nohut ve kuru fasulye tohumu dağıtmasının insanları üretime katma anlamında doğru bir şey olduğunu ama yerli tohum açısından doğru bulmadığını belirten İmre, şöyle devam etti:
“Çünkü yöremizin kendisine has yerli tohumları var, Ovacık’ın kuru fasulyesi artık dünyaca tanınan bir fasulye. Ovacık kuru fasulyesi dururken neden dışarıdan farklı bir tohum getirip sertifikalı diye ekim yapılsın, dışarıdan gelen her tohum bölgedeki her tohumun melezleşmesi anlamına gelir. İl Tarım Müdürlüğü yaklaşık 40 ton fasulye ve nohut tohumu getirip dağıtmış ama şu anda bölgemizde bir çok üreticide fasulye ve nohut tohumu var. Onları alıp dağıtabilirdi üreticilere. Elimizde bulunan değerlere sahip çıkmamız gerekiyor, biz yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz.”
“BÜYÜKŞEHİRLER YAŞANAMAYACAK DURUMDA”
Büyükşehirlerin artık stres ve ekonomik zorluk açısından yaşanılamayacak bir durum olduğunu vurgulayan İmre, “İnsanlar, tekrar doğdukları topraklara dönsünler. İnsanlar mutlaka üretime katılmalıdır çünkü üretimsiz hiçbir şey olmaz. Özellikle bizim coğrafyada tarım ve hayvancılığa dayalı bir üretim söz konusu. Bu anlamda insanların mutlaka köylerine yerleşmeleri ve üretim yapmaları gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA-Uzun yıllar metropollerde yaşayan ve 8 yıl önce Erzincan’a bağlı Kılıçkaya Köyü’ne dönen Hasan Ali Düzgünkaya, karakılçık tohumunu ekerek kaybolmaması için çoğaltıyor. Düzgünkaya, “Karakılçık tohumunun kaybolması geleneklerimizin, göreneklerimizin de kaybolması anlamına geldiği için çoğaltmaya başladık” dedi.
Yerli ve tamamıyla doğal organik tohumların yok olmasını engellemek için karakılçık buğday tohumları ekilerek tohumların üretilmesi sağlandı. Koronavirüs salgını nedeniyle çok sayıda insanın köylerine dönmesiyle tarıma yönelik talepler arttı.
Uzun yıllar metropollerde yaşadıktan sonra 8 yıl önce Erzincan’a bağlı Kılıçkaya Köyü’ne dönen Hasan Ali Düzgünkaya, karakılçık tohumunu ekip çoğaltıyor.
“KARAKILÇIK TOHUMUNU ÇOĞALTMAYA BAŞLADIK”
Düzgünkaya, metropollerin kapitalist sistem içerisinde insanları tüketmeye başladığını, paranın her şey olmadığını, köylerde yaşanarak da geçiminin sağlanabileceğini düşündüğü için köye yerleştiğini söyledi.
Düzgünkaya, çalışmalarını şöyle anlattı:
“Karakılçık tohumu bu toprakların geçmişine ait buğday türü. Glüten oranının düşük olması nedeniyle ve eski kara değirmenlerde yapıldığı zaman değeri çok yüksek olan bir buğday türü. Karakılçık tohumunun kaybolması geleneklerimizin, göreneklerimizin de kaybolması anlamına geldiği için bir arayışa girdik ve kara kılçık tohumunu çoğaltmaya başladık. Kara kılçık tohumunu ekmek isteyen dostlarımızla da paylaşıyoruz.”
PİRHA- Hatay Samandağ da üreten kadınlar, bir yandan kültürlerini koruyor, diğer yandan ekonomik özgürlüğünü sağlıyor. Kadınlar, pandemide etkilendiklerini, buna karşı üreterek ayakta kaldıklarını belirterek, kadın kurumlarının dayanışmasıyla daha fazla güçleneceklerinin altını çiziyor.
Hatay’ın Samandağ ilçesinde kadınlar, bir yandan kültürlerini yaşatmaya devam ediyor, diğer yandan ise üreterek yaşamlarını sürdürüyor.
Melis Küçük adlı genç kadın işletmeci, aileden kalan ve yıkılmakla yüz yüze kalmış yapıyı tadilattan geçirip ayakta tutarak, adını ‘Harabi’ koymuş.
“DÖRT ELLE ÇALIŞARAK VE EMEK VEREREK BUGÜNLERE GELDİM”
Kadın olarak ilk zamanlarda başaramayacağına ve bir süre sonra kafenin kapanacağını düşünenlere inat, dört elle çalışarak ve emek vererek bugünlere geldiğinin altını çizen Melis Küçük, “Pandemide zorlandık. Her açılma ve kapanma sürecinde olumsuz olarak etkilendik. Şu an sadece kiraya ve borçlarımıza çalışıyoruz. Hem maddi hem de manevi olarak etkilendik” dedi.
Melis Küçük, Alevi inancının kadının çok daha özgür olduğuna işaret ederek, çalışma yaşamında olumlu etkilerinin olduğunu belirtti.
“PANDEMİDE BORÇLA, HARÇLA AYAKTA DURMAYA ÇALIŞTIK”
Hızır Türbesi’nin tam karşısında tezgah açarak yaşamını sürdürmeye çalışan kadın esnaf, pandemide hastalandığını ifade ederek, “Şimdilik atlattık. Ancak kapanmadan ve salgından kaynaklı iş yapamaz hale geldik. Dolayısıyla çok zorlandık. Evimize ekmek götüremez olduk. Yeterli destekte olunmayınca borçla, harçla ayakta durmaya çalıştık” diye konuştu.
Kadınların desteklenmesi gerektiğini vurgulayan kadın esnaf, belediyenin de kendilerine yardımcı olması çağrısında bulundu.
“KADIN KURUMLARININ DESTEK VE KATKILARIYLA DAHA DA GÜÇLENECEĞİZ”
Türkiye’nin kalan tek Ermeni köyü olan Vakıflı köyündeki kadınlarda ekonomik özgürlüklerini sağlamaları hem de organik tarım yapmak amacıyla yaklaşık 16 yıldır üretiyor.
2005 yılında 5 kadınla başladıkları yola zamanla çoğalarak 39 kadına ulaşan ve kooperatifleşme sürecine girmişler.
Vakıflı Köyü Kalkınma Kooperatifi Başkanı Kuhar Kartun, köyde organik olarak yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri yüzyıllar öncesinden günümüze taşınan yöntemleri de içine alarak üretim yaptıklarını vurguladı.
Kuhar Kartun, organik tarım alanında Türkiye ve Avrupa’da ödül aldıklarını, bu tanıtımlarla köyün daha fazla kalkındığını ifade ederek, “her kadın kendi ürettiği kadar kazanıyor. Hem biz mutluyuz hem de köyümüzün tanıtımına katkıda bulunuyoruz. Nerede bir ihtiyaç varsa orayı güçlendiriyoruz. Bu da bizi daha da başarılı kılıyor” ifadelerine yer verdi.
Kuhar Kartun, son olarak kadın kurumlarının destek ve katkılarıyla daha da güçleneceklerini söyledi.
PİRHA- PİRHA mikrofonuna 2020’yi değerlendirip 2021 dileklerini paylaşan kadınlar ve çocuklar, yıl boyunca salgınla mücadele edildiğini belirterek, “Bir taraftan salgın korkusu vardı. Ama bizler evlerimizde toprağımızda ürettik ve yaşama tutunduk. 2021 yılının da barış içinde, pandeminin bittiği sağlıklı bir yol olsun” dediler.
Koronavirüs salgını dünyadaki etkisini devam ettirirken, ülkelerde önlemler almaya devam ediyor. Salgında karamsarlık yerine üretimi hedef edinen kadınların hikayeleri umudu da arttırıyor.
Mersin’de bir araya gelen üretici kadınlar, evlerinde ve topraklarında ürettikleri ürünleri toplumla buluşturdu.
“DOĞAYA SAYGILI, BARIŞ İÇİNDE, SALGININ BİTTİĞİ SAĞLIKLI BİR YIL OLMASINI İSTİYORUZ”
Kadınlar ve çocuklar, PİRHA mikrofonuna 2020’yi değerlendirip 2021 dileklerini paylaştı.
2020’nin çok zor geçtiğini belirten kadınlar, “Her şeyden ders çıkarmalıyız. Yardımlaşacağız, dayanışacağız ve üreteceğiz. Bizler de üretimi eve taşıdık. Öze dönen kadınlar başarılı olacaktır” derken, 2021 yılı içinse “Doğaya saygılı, barış içinde, salgının bittiği sağlıklı bir yıl olmasını istiyoruz” dediler.
Çocuklar da, salgından kaynaklı sokaklardan, arkadaşlarından, akrabalarından ve okuldan uzak kaldıklarını ifade ederek, “2021 yılının sağlıklı, mutlu ve huzurlu geçmesini diliyoruz” diye konuştular.
PİRHA- Zeycan Kaya, evinde akrabalarına, yakınlarına üreterek başladığı çalışmasını zamanla ‘Zey Gıda Ürünleri’ ile taçlandırmış. Kadınların yapamayacağı şeyin olmadığını belirten Kaya, “Bütün kadınların yapması gerekiyor. Çünkü boş oturmak bence iyi bir şey değil, üretken olmak çok güzel” dedi.
Zeycan Kaya, üretim serüvenini PİRHA mikrofonlarına anlattı.
Zeycan Kaya, her yerde hazır gıdaların olduğunu belirterek, buna karşın ‘Ben neden kendim yapmıyorum? diye sormuş ve on yıllık üretim serüveni başlamış.
Üretime başlarken kimsenin kendisini teşvik etmediğinin altını çizen Kaya, “Zorlukları var ama yaptığım ürünleri görünce o zorlukları hiç umursamıyorum, mutlu oluyorum” dedi.
10 yıldır yaptığı ürünler için markalaşmaya karar verdiğini ve “Zey Gıda Ürünleri” adı altında markalaştığını ifade eden Kaya, şunları dile getirdi:
“Reçel çeşitlerinden, karışık turşulara, domates salçasından zeytinyağına kadar 13 çeşit ürünümüz var. Özellikle bu zamanda çam kozalağı şurubuna talep çok oluyor. Öksürük, astım, bronşit için çok faydalı. Torunun astım bronşit hastasıydı. Haftada 3-4 gün yoğun bakımda yatıyordu. Eskiden annem sakızını yaralarımızın üzerine koyardı ve tedavi ederdi veya bala katardı, hastalandığımızda, öksürdüğümüzde. Ben de oradan esinlenerek kaynatmaya başladım. Torunuma içirdim, iyileşti. Şimdide müşterilerime yapıyorum.”
“KADINLARIMIZ HER ŞEYİ YAPABİLİR”
‘Çok iyi yapıyorsun böyle devam et’ diyenlerin çoğaldığını söyleyen Kaya, “Benim yaptığımı görünce komşularımda yapmaya başladı. Bütün kadınların yapması gerekiyor çünkü boş oturmak bence iyi bir şey değil, üretken olmak çok güzel. Ben kadınlarımıza güveniyorum. Kadınlarımız her şeyi yapabilir. Yeter ki istesinler. Yerel yönetimlerin de bu konuda kadınlara alan açması gerekiyor” diyerek kadınların daha fazla üretime katılması çağrısında bulundu.
Pandemiden kaynaklı zorluklar yaşadığını vurgulayan Kaya, son olarak sosyal medyada bulunan ‘Zey Gıda Ürünleri’ üzerinden kendilerine ulaşılabileceğini söyledi.
PİRHA- Solinova Mezitli Üretici Kooperatifi, Mezitli Belediyesi’nin desteğiyle kent tarımını geliştirmek amacıyla mısır ekimi yaptı. Ekim öncesi konuşan kooperatif Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Yılgör, “Öncülüğünü kadınların yapacağı bir üretim süreci, kadının ekonomik, sosyal ve politik güçlenmesine yol açacaktır” dedi.
Kent tarımını geliştirmek için Mezitli Belediyesi ve Solinova Mezitli Üretici Kooperatifi, mısır ekimi yaptı.
“BİZİ KURTARACAK OLAN DAYANIŞMADIR”
10 dönümlük bir alanda yapılan ekim öncesi yapılan törende konuşan Solinova Mezitli Üretici Kooperatif Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Yılgör, “Mezitli Belediyesi’nin destekleriyle birlikte, güncel bir soruna çözüm olacak yeni bir başlangıç içindeyiz” dedi.
“Kent tarım uygulamalarını başlatıyoruz” diyen Yılgör, “Günümüz toplumunun iki önemli sorunundan biri tarım. Bizler kent tarımıyla, bu kentin insanına sağlıklı ve güvenli gıdayı sunmada destek olmak istiyoruz. Bu işi de bu kentte yaşayanlarla beraber yaparak, yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemini sergilemek istiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki bizi kurtaracak olan dayanışmadır. Öncülüğünü kadınların yapacağı bir üretim süreciyle de kadının ekonomik, sosyal ve politik güçlenmesine yol açacaktır” dedi.
“SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM KONUSUNDA HERKESİN DAHA FAZLA ÇABA İÇİNDE OLMASI GEREKİYOR”
Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan da, arsayı tarıma açan arsa sahibine teşekkür ederek başladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Geldiğimiz süreçte kent planlamalarında kent tarımını da dikkate alan düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bizler bu kentte yaşayan yurttaşlarımızın sağlıklı olmasını ve yaşamasını hedef edindik. Pandemi süreci de gösterdi ki güvenli, temiz ve sağlıklı gıdaya erişim konusunda herkesin daha fazla çaba içinde olması gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için gençleri, emeklileri, tüm yurttaşlarımızı davet ediyoruz.”
Konuşmalarının ardından kadınlar ve belediye emekçileri mısırları toprakla buluşturdu.
PİRHA – Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Peri beldesinde kolektif üretim devam ediyor. Farklı mahallelerden gelen yurttaşlar, bağ belleme işini imece usulü yapıyor.
Haberin Videosu
Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Peri beldesinde üretim birçok köyde, mahallede devam ediyor.
Şevki Mezrası Çarşıbaşı Mahallesi’nde bir yurttaşın bağ belleme işi için farklı mahallelerden gelen üreticiler, eskisi gibi imece usulü bir üretimin güzelliğine değindiler.
Görevden alınan Peri Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi de, “Görevden alınsak da halkımızla birlikte üretimde yerimizi alıyoruz. Ortak çalışmalara katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.
PİRHA – Dersim’in Peri beldesinde Elmalık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, bir çiftçinin tahsis ettiği 8 dönümlük tarlaya kuru fasulye ekimi gerçekleştirdi.
Dersim’in Mazgirt ilçesi Akpazar (Peri) beldesinde Elmalık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Kepektaşı Mahallesi’nde bir çiftçinin tahsis ettiği 8 dönümlük tarlaya kuru fasulye ekimini gerçekleştirdi.
Çalışmalara görevden alınan ve yerlerine kayyım atanan Peri Belediye Eşbaşkanları Orhan Çelebi ve Songül Doğan ile Belediye Meclis üyeleri katıldı.
“ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Bölgedeki çiftçiler başından bu yana kooperatife destek olduğunu dile getiren Peri Belediye Eşbaşkanı Orhan Çelebi, “Bugün de burada çiftçi kardeşlerimizin bölgemizde fasulye ekimi başlatacağız. Elmalı Kooperatifi olarak çiftçilerimizle çalışmaya, onlarla birlikte üretmeye devam edeceğiz. Bereketli olmasını diliyorum. Hem de bu sezonun çiftçilerimize bol kazanç getirmesini temenni ediyorum” dedi.
PİRHA – Dersim’de yerine kayyım atanan HDP’li Peri Belediye Eş Başkanları Orhan Çelebi ve Songül Doğan, koronavirüs salgını sürecinde tarımın önemine dikkat çekerek, süreç sonrasında halkın yoğun katılımıyla üretimin devam edeceğini belirttiler.
Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Peri Beldesi’nde üretim devam ediyor.
Yerine kayyım atanan Peri Belediye Eş Başkanları Orhan Çelebi ve Songül Doğan, koronavirüs sürecine ve üretime dair PİRHA’ya konuştu.
Peri’de sebze ekimi gerçekleştiren eş başkanlar, koronavirüs salgını sürecinde tarımın önemine dikkat çektiler.
Koronaviris sürecini değerlendiren Orhan Çelebi, karantina altına alınan köylerde yaşamın normale döndüğünü ve üretimin başladığını aktardı.
Çelebi, kayyım atanan Peri Belediyesi’nin görevini yapmakta yetersiz olduğunu dile getirdi.
Mazgirt’e bağlı Riçik Köyü’nde karantinanın kalkmasıyla köylerde üretimin başladığını ifade eden Çelebi, “Hastalarımız iyileşti ve normal yaşamlarına döndüler. Tarım mevsiminde tekrar işlerini yapmaya başladılar. Biz de Elmalık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile birlikte üretimde yerimizi aldık. Halkımızla dayanışma içerisinde olacağız. Üretime devam ediyoruz” dedi.
KARDEŞ AİLE KAMPANYASI
Halkların Demokratik Partisi‘nin başlatmış olduğu ‘Kardeş Aile Kampanyası’na değinen Çelebi, “İhtiyaç sahiplerine ihtiyaçları bakımından yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bundan sonra bu çalışmayı daha fazla güçlendirmek için özellikle HDP’nin başlatmış olduğu ‘Kardeş Aile Kampanyası kapsamında bölgemizde ihtiyaç sahibi ailelerimizi tespit ederek onları kardeş ailelerimizle buluşturmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.
“ÜRETİCİLERİMİZLE ORTAK ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUZ”
Tarım ve hayvancılığın Peri’de yoğun olduğunu belirten Çelebi, şunları kaydetti:
“Kooperatif bünyesinde yaklaşık 240 dönüm ekim yaptık. Köylülerimizin ürettiğini de kooperatifimizle birlikte değerlendireceğiz. Bu yönlü çiftçilerimizle ortak çalışmalar yürütüyoruz. Beklentimiz daha fazla çiftçinin kooperatifimize sahip çıkması hem de kendi ürettiklerini kooperatifimiz aracılığıyla tüketiciye ulaştırmasını istiyoruz.”
“HALKIMIZLA BERABER EKİME DEVAM EDECEĞİZ”
Songül Doğan ise “Kooperatifimizin sebze üretimini gerçekleştiriyoruz. Koronavirüs sebebiyle çok kalabalık olamadık. Bu salgını yendikten sonra halkımızla beraber sebze ekimine devam edeceğiz” diye konuştu.
Türkiye ekonomisinin hayati göstergelerinden biri olan sanayi üretimi 12 aydır üst üste daralıyor! Ağustos ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azaldı.
Sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azaldı. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, 2019 yılı Ağustos ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3,3 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 0,4 azaldı.
2019 yılı Ağustos ayında madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre %9,2 ve imalat sanayi sektörü endeksi %2,7 azalırken elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 0,9 arttı.
PİRHA- Yıllardır eskilerden dinledikleri ve gördükleri fotoğraflardan yola çıkarak bez bebekleri tasarlıyorlar. Handan Kayaoğlu arkadaşı Azime Geçgil ile birlikte Munzur’un kenarında el emekleriyle diktikleri Dersim yöresine özgü bebekleri satıyor. Bu tür ürünleri tüm kadınlarla birlikte ortaklaşarak yapmak istediğini söyleyen Kayaoğlu, kadınlara ‘üretime dahil olun’ çağrısında bulunuyor.
Dersim’e bağlı Ovacık ilçesinde yer alan Munzur gözelerinin kenarında bir stant gözümüze çarpıyor. Küçük ama şirin bu standa Dersim’in yöresel kıyafetleri içinde olan bez bebek ürünleri satılıyor. Rengarenk bu bebekler geleneklerini yaşatmaya çalışan iki kadının el emeği. Küçükleri 40 TL, büyükleri 50 TL olan bebekler ilgi odağı.
Yıllardır eskilerden dinlediği ve gördüğü fotoğraflardan yola çıkarak bu bebekleri tasarlayan Handan Kayaoğlu arkadaşı Azime Geçgil’in de yardımıyla üretime dönüştürmüş. Ürettiği ürünleri emeklerine denk gelen bir miktarda satan Kayaoğlu, bu bebeklerin ayrıca gelecek kuşaklara bir aktarım yöntemi olduğunu da düşünüyor.
“GELECEĞE GEÇMİŞTEN BİR İZ BIRAKMAK İSTEDİK”
Kayaoğlu, bez bebek fikrinin nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor:
“Bunlar bizim kendi el emeğimiz. Kadınlarımızın kıyafetlerini göstermek istedik. Geleceğe bir iz bırakmak geçmişi yansıtmak istedik. Arkadaşımın projesiydi ben de destek amaçlı yaparak bu işi tamamladık. Uzun sürdü. Üç etek, tülbent, puşi dikilmesi ayrı birer el emeği. Araştırılıp yapılan ürünler. Yaşlılarımıza sorduk, eskiden kıyafetler nasıl diye, sorduk. Çarıkları, tülbentleri puşileri kendileri bize söyledi, biz de bez bebek üstünde herkese göstermek amacıyla giydirdik.”
ÇOCUKLARDAN ÇOK, YETİŞKİNLER İLGİ DUYUYOR
Günümüz oyuncakları ve oyunlarıyla haşır neşir olan çocukların ise pek ilgisini çekmemiş bu bez bebekler. Genellikle orta yaşlı insanların ilgi duyduğunu söyleyen Kayaoğlu, “Bunlar unutulmuş. Çocuklar Barbie bebeklere ilgi duyuyorlar. Yüzüne bakınca güzel olduğunu söylüyor ama ilgi duymuyor. Bunlara yetişkinler, yurt dışındaki insanlar ilgi duyuyorlar. ‘Biz oynuyorduk’ diyorlar, şaşırıyorlar. Büyüklerin küçüklüklerine özlemi bu oyuncak. Onların daha çok dikkatini çekiyor” ifadelerini kullanıyor.
Kayaoğlu, “Bizim yöresel, buraya ait yaptığımız el emeğimiz. Yüksek fiyatla olmuyor. Çok pahalıya satalım da bir şeyler kazanalım amacıyla değil. Emeğimizin karşılığını almamız bizim için yetiyor. Bir de yöremize ait bu kıyafetleri gelecek kuşaklara da aktarmak istiyoruz” diyor.
Kadınların bir şekilde üretime dahil olması gerektiğini vurgulayan Kayaoğlu, şöyle konuşuyor:
“Ben isterim ki tüm kadınlarla birlikte grup çalışmaları yapalım. Her kadının yöresine uygun kıyafetler tasarlayabilmesini isterim. Biz zaten bu işe daha çok kişinin katılması ile devam etmek istiyoruz.”
Elinde tuttuğu bebeğe de o anda Bese ismini takan Kayaoğlu ayrıca herkesten destek beklediğini de ekliyor. Standa gelip bebeklerin fiyatlarını soran bir kadın da bu tür geleneklerini yansıtan ürünleri çok sevdiğini söyleyerek bir tane yurtdışına hasretlik çeken akrabasına göndermek için alıyor.
PİRHA – Dersim’in Peri Beldesinde, belediye öncülüğünde yapılan ‘kooperatifçilik’ paneli vesilesiyle yapılan çalışmalara katılan Halkların Demokratik Partisi Ekoloji Komisyonu üyesi Cemil Aksu, ekolojik alanda yapılan çalışmalar ve kooperatifleşmenin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Dersim’in Peri beldesinde belediye öncülüğünde yapılan kooperatifçilik paneli ve ürün ekimine katılan HDP Ekoloji Komsiyonu üyesi Cemil Aksu, ekoloji alanında yapılan çalışmalara ve kooperatifçiliğe ilişkin PİRHA’ya aktarımlarda bulundu.
EKOLOJİK BAKIŞ AÇISIYLA ÜRETİM
Ekoloji komisyonunun, HDP’nin merkezi komisyonlarından biri olduğunu ifade eden Aksu, “Komisyon, partimizin programı doğrultusundaki faaliyetlerinin ekolojik bakış açısıyla üretilmesi ve uygulanmasıyla ilgili sorumlu. Ekoloji hareketleriyle partinin ilişkilerini geliştirmesi hem de partinin yaşam politikalarında, yerel yönetim ve ekonomi politikalarının ekolojik bakış açısının göz önünde bulundurularak üretilmesini sağlamak amaçlı merkezi komisyondur” ifadelerini kullandı.
“BÜYÜK BİR GIDA KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Türkiye ve dünya olarak da 80’lerde yürürlüğe konulan neoliberal politikalarla tarım ve hayvancılığın bitirildiğini belirten Aksu, şunları kaydetti:
“Şuan büyük bir gıda krizi ile karşı karşıyayız. İktidar da bunun farkında ama kendi çıkarları halktan yana değil şirketlerden yanadır. Dolayısıyla şirketlerden yana çözümlerle krize müdahale etmeye çalışıyorlar. Hükümetin açıkladığı “Milli Tarım Projesi” de tarımın iflasının göstergesidir. Tarımdaki bütün her şeyi şirketlere devredecek bir sistem. Bu sistem yeni bir sistem değil; Irak’ta uygulandı, Suriye’de uygulanıyor, Latin Amerika’da uygulandı. Ve buralarda açlığın hat safhaya ulaştığı bir sonuç yarattı.”
“ÇİFTÇİ TOPRAĞINI TERK ETME DURUMUNDA”
Dersim coğrafyasındaki ekoloji mücadelesine değinen Aksu, “Dersim bölgesi açısından da; süren savaş koşulları hem zorunlu göç ettirme politikaları sonucu hem de neoliberal tarım politikaları yüzünden üreticinin işlerini kolaylaştırılan merkezi örgütlenmelerin dağıtılması, özelleştirmeler ve desteklemelerin bitirilmesinden dolayı çiftçi de toprağını terk etme durumunda. En temel gıda ürünleri bile ithal edilir duruma gelindi. Bu sorunlardan çıkmamız gelip geçici politikalarla olmaz; temel politikalar geliştirmek gerekiyor. Dersim’in en önemli tarım havzalarından bir yeri Peri. Burada şimdiye kadar olumsuz pratikleri aşacak bir kooperatifçilik geliştirilmesi için mazbatayı alır almaz da ilk adımı attık. Parti geçen dönemde de aslında çalışmalara başlamıştı. Mersin’de tarım çalıştayı yaptık. Önümüzdeki dönemde Kars, Van, Amed, Hakkari illerinde de, belki İzmir ve Trakya bölgesinde de çalıştaylar yapıp yerel tarım planlarımızı çıkaracağız. Sonrasında da bölgede pilot noktalarda özel çalışmalar yapılacak. Plan ve program doğrultusunda yürütülecek” dedi.
“TARIM POLİTİKALARI BELİRLEYİCİ HAMLEDİR”
HDP’nin ekoloji alanındaki çalışmalarına dikkat çeken Aksu, “Parti olarak şimdiye kadar etkin olamadık; baskı, tutuklamalar, gözaltılar ile tasfiye edilmeye çalışıldık. Bütün olumsuzluklara rağmen, kayyum siyasetine rağmen son seçim sonuçlarıyla yeni bir başlangıç yapıyoruz. Tarım politikaları bu bölgede belirleyici hamle noktası olacak. Sadece aldığımız belediyeler değil bölge genelinde; üreticilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşme konusunda örgütlü olduğumuz il, ilçe ve köylerde böyle bir hamle için çalışacağız” diye konuştu.
ÜRETİCİNİN ÖZ GÜCÜNE DAYANAN KOOPERATİFÇİLİK
“Tarımdaki hem doğadan hem de çiftçiden yana gerçek dönüşümü elbette bir zaman planlamasına ihtiyaç olacak. En başta partimizden halkımızın yönetime getirdiği belediyelerden başlayarak tarım alanında bu dönüşümü sağlayacak örgütlenmenin geliştirilmesi gerekiyor” diye konuşan Aksu, şöyle devam etti:
“Kooperatifçiliğin Türkiye’deki olumsuz mirasından kurtaracak, yeni tipte halkın, üreticinin kendi öz gücüne dayanan yeni bir kooperatifçiliğin geliştirilmesi gerekiyor. Ekolojik ilkelere göre çalışan kooperatifçiliğinin geliştirilmesi için hem dünyada hem de bölgemizde önemli çalışmalar var. Aslında sıfırdan başlamıyoruz. Olumlu deneyimler de var. Bilgi açısından da bir sorunumuz yok. Bilginin toplumsallaştırılması için planlamalar yapılıyor.”
PİRHA – Dersim merkezde üretim yapmak isteyen gençler bir araya gelerek Çiçekli Yolu üzerinde seksen dönümlük araziye nohut ekti.
Büyük kentlerden gelenlerin de aralarında bulunduğu bir grup genç, kooperatif bünyesinde Dersim merkezde nohut ekimi yaparak üretime başladılar.
Dersim Belediyesi resmi internet sitesinde yer alan habere göre; Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da üretim yapan gençleri ziyaret ederek onlarla beraber ilk tohumu tarlaya attı. Maçoğlu, “Gençlerin bu işe girmesi çok önemli. Önümüzdeki yıllarda daha profesyonel daha doğru bir tarımsal faaliyet yürüteceklerini düşünüyorum” dedi.
Üretim yapan gençleri ziyaret eden Maçoğlu, gençlerin bu işe girmesinin önemli olduğunu vurgulayarak, “Bugün gençlerin yapmadığı, bilmediği bir durum söz konusu. Bu yüzden geçlerin bu işe girmesi çok önemli. Şimdi Çiçekli Köyü bölgesinde 80 dönümlük bir arazide, 5-6 arkadaş bir araya gelerek burada kooperatifimizin tohum ve mazot desteğiyle ortak üretimi başladı. Bu sene üretimi öğrenmeleri ve bir kazanımla sonuçlandırmaları durumunda, önümüzdeki yıllarda daha profesyonel, daha doğru bir tarımsal faaliyet yürüteceklerini düşünüyorum” dedi.
“BÜYÜK KENTLERİN BÜROKRASİSİ BİZİ RAHATSIZ ETTİ”
Büyük kentlerde farklı işlerde çalıştığını söyleyen Ersin Dargın, İstanbul’u terk ederek üretim yapmak için Dersim’e yüzünü dönmüş gençlerden biri. Dargın, “Uzun yıllar büyük kentlerde kaldım; özellikle İstanbul’da, Kocaeli’de yaşadım. Belli iş alanlarında inşaatlarda, fabrikalarda çalıştım. Ama o çalışma sistemi, bürokrasisi sürekli beni rahatsız ediyordu. Arkadaşlarımla bu yapay işlerden ve ilişkilerden ciddi anlamda rahatsız olduğumuzu hissettik” diyerek Dersim’e yıllar sonra geri döndüğünü belirtiyor.
“KENTLERİ BIRAKIP TOPRAKLA BULUŞTUK”
Ovacık’ta yaratılan değerin önemli olduğunun altını çizen Dargın, daha sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Ovacık’ta yaratılan değer gerçekten önemliydi. Özellikle Dersim coğrafyasında köylülerin üretimden koptuğu, üreticinin üretemediği, mazot, traktör konusunda zorlandığı bir noktada Ovacık Belediyesi öncülüğünde başlatılan; devrimci, halkçı yerel yönetim anlayışının ortaya koyduğu perspektifle köylünün toprakla buluştuğu bir andı. Dolayısıyla bu, bizler için yeni bir iş alanı, alternatif yaşam alanı ortaya koydu. Oraları bıraktık, bugün toprakla buluştuk. Bugün artık Ovacık dışında Dersim’in birçok ilçesinde kooperatifleşme ortaya çıktı. İnsanlar artık üretime yöneliyor. Tekrar toprakla uğraşıyor. Şimdi gerçekten emeğinin, alın terinin karşılığını alması için alternatif bir model ortaya çıktı. Bunu önemsediğimizden kaynaklı geldik, üretime karar verdik. Bunu arttıracağımızı, güçlendireceğimizi düşünüyoruz. Biz burada üretim yapan beş arkadaşız. Tohumumuzu attık, hasadımızı almak için bekleyeceğiz.”
PİRHA- Yerel seçimlere sayılı günler kala Türkiye’nin her yerinde adayların çalışmaları hızla devam ediyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinde HDP’den Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, bu yerel seçimlerde belediyeyi alacakları taktirde Kiğı’da kaybolmuş olan çok kültürlü ve çok kimlikli yapıyı tekrar hayata geçireceklerini söyledi.
Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve seçimleri kazanmaları halinde bu sorunlara nasıl çözümler bulacaklarını PİRHA‘ya anlattı.
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaşırken adaylar da hem yerellerde hem de büyük şehirlerde çalışmalarına son hızıyla devam ediyorlar.
“KİĞI SİSTEME MUHTAÇ EDİLMİŞ”
Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve bu sorunlara nasıl çözüm bulacaklarını anlattı. Kiğı’nın 1987 yıllarıyla şimdiki yıllarını karşılaştıran Alkan, bu süreçte Kiğı’nın çok kimlikli ve kültürlü yapısının yok edildiğini ve ekonomik parçalarının elinden alınarak sisteme muhtaç edildiğini kaydetti. Bu durumu aşmak için öncelikle Kiğı’da kültürel altyapının hazırlanması gerektiğini ifade eden Alkan, üretimin yapılması gerektiğine vurgu yaparak şunları belirtti:
“Bugün ülkemiz patates ve soğanı bile İran’dan ihraç edecek hale gelmiş. Bu ülkemiz için ayıp bir şey. 1980’lerde o üretimsel araçları göz önünde bulundurursak her köyde bir üretim aracı vardı. Üretirdi insanlar. Hayvan beslerdi, kümes hayvancılığı yapardı. Şimdi bunlar yok oldu. Eğer belediyeyi kazanırsak yeniden üretir hale getireceğiz. Bütün arazileri ekeceğiz, biçeceğiz, patatesi, soğanı, mercimeği, seracılığımızı geliştireceğiz. Barajlarımız var ama barajlarımızdan faydalanamıyoruz. Onun etrafındaki arazileri seracılık olarak kullanabiliriz. Çevre ilçelere ve illere dahil katkı sağlayabiliriz. Bu da haliyle ilçemize gelir kaynağı olacak ve ilçemizdeki işsizlik oranı düşecek. Bu üretimsel çalışmaları faaliyete geçirdiğimizde hiçbir kadın işsiz kalmayacak, hedefimiz bu.
“İLÇEDE KOOPERATİF KURACAĞIZ”
İlçemiz balığı gidip Elazığ’dan alıyor. Ama burnumuzun dibinde 3 tane barajımızı var, faydalanamıyoruz. Neden burada balık üretemiyoruz? Burada balık üretip ilçemize gelir kaynakları yaratabiliriz. Çevre ilçelerimize biz satabiliriz. Bir sürü insana da iş sağlayabiliriz. Meşhur bir Kerek deremiz var bizim, doğal yapısıyla, suyuyla harika bir yer ama düzenlenmesi gerekiyor. O dereyi tekrar ıslah edip düzenleyip halka açmak istiyoruz. Halk burada kültürel, sporsal faaliyetlerini yürütecek, kenarlarına da alabalık göletlerini oluşturacağız, insanlar gidip orada hem pikniğini yapacak hem canlı alabalık yiyecek. Kümes hayvancılığını geliştireceğiz. Her köyümüze bir tane kümes hayvancılığı projesi yapacağız. Tabi belediye olarak alt yapısını oluşturacağız köylüye organize edip komünal bir işletme şeklinde sunacağız. İlçede bir kooperatifimiz olacak. Bu kooperatife gelen bütün gıdalar orada paketlenip pazara sunulacak. Amacımız köylerimizi geliştirmek.”
1980’li yıllarda burada bir tenekecilik mesleği vardı. Kalaycılık, sobacılık bir de semercilik mesleği vardı. Ama bu meslekler tamamen kaybolmuş. Biz belediye olarak seçimi kazanırsak bunları tekrar faaliyete geçireceğiz. Tenekecilik burada aktif olarak kullanılması gereken bir meslek. Her köyümüzde arıcılık var, bu arıcılara teneke kutuları lazım. Ya Elazığ yada Antep’e gidip alıyorlarmış. Biz o sorunları da gidereceğiz. Burada tenekecilik atölyesini açacağız. Sonra sobacılık, burada her evde soba var. Neden gidip dışarıdan alınıyor. Biz bunu da faaliyete geçireceğiz. İlçemizde şuanda oto bakım atölyesi dahi yok. Burada bir arabanız arızalansa ya Bingöl ya da Elazığ’a gitmek zorundasınız. Biz belediye olarak Kiğı’da oto bakım atölyesi de yapmak istiyoruz.
“HALK YÖNETİMİN DEĞİŞMESİNİ İSTİYOR”
1994 köy boşaltmalarından sonra yakılan köyleri hatırlatan Alkan, Kiğı’nın köylerinden birinin hala boş olduğunu söyledi. 2014’teki çözüm sürecinin insanlarda bir umut yarattığını dile getiren Alkan, o süreçte insanların korkmadan hareket edebildiklerini ancak şimdi gelinen 2019 yerel seçimlerinde ise halkta bir korku olduğunu belirtti.
Sokakta bir kameranın her zaman insanları çekmesinden dolayı insanların ilçeye dahi girmeye korktuklarını aktaran Alkan, buna rağmen sokak ve ev çalışmalarında insanlardan iyi izlenimler aldıklarını, insanların yönetimin değişmesini istediğini vurguladı. Projelerini halkla paylaştıklarında iyi tepkiler aldıklarını dile getiren Alkan, insanların sisteme muhtaç edildiklerini belirterek “Yani iş için belediyenin kapısına bakıyor, bir para ve gıda yardımı almak için kaymakamlığın kapısına bakıyor. Onun için kendini açıklayamıyor. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız” dedi
Kiğı’da devam eden cemevi inşaatına da değinen Alkan, cemevinin kalan kısmını belediye olarak tamamlayıp Alevi yurttaşların hizmetine sunacaklarını ekledi.