Etiket: varlığın birliği

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü -VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü -VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yapılan muhabbet ceminde, Aleviliğin kendi içerisinde sorgusunu yapan bir inanç olduğu vurgulandı. Yapılan konuşmalarda ‘Varlığın birliği’ başlığının manasına da değinildi.

    Antalya’da yapılan muhabbet cemine Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ile Deniz Ada katıldı.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, yaptığı konuşmasında, “Biz çekirdek kadro olarak burada her perşembe olmasa da 2 haftada bir çerağlar uyandırıp, muhabbet edip, gönülleri birleyip, Yol’umuzu sürebilmek için elimizden geldiğince izah etmeye, Yol’a hizmet etmeye çalışıyoruz” dedi.

    “ALEVİLİK, İÇİNDE YAŞADIKÇA ÖĞRENİLEN BİR İNANÇ”

    Cem hizmetlerinin seyir için olmadığını söyleyen Demir, “Cem, toplanmak, gönülleri birlemek, muhabbet etmek ve zaman içerisinde Yol’un süreğine göre ikrar vermektir. İkrar verdikten sonra Yol’a girmek için söz vermek manasına gelen, sonrasında ise müsahibini tutmak, müsahibini tuttuktan sonra yıllık görgülerini yapmaktır” diye belirtti.

    Alevi inancının, sorgularını kendi içerisinde yapan bir inanç biçimi olduğunu belirten Demir, “Düzgün bir toplum yaratmak, inancı ve kültürü yaşama açısından oldukça önemli. Alevilik, içinde yaşadıkça öğrenilen bir inanç” diye ifade etti.

    “BİZLER OLMADAN HİÇBİR CANLI OLMAZ”

    Alevilikteki “Vahded-i vücut” kavramını anlatan Demir, Ömer Hayyam’ın dörtlüğünü hatırlatarak konuşmasının devamında “Hayyam, ‘Ben varsam o da  var, ben yoksam o da yok’ diyor. Yani bizler olmadan hiçbir canlı olmaz. Varlığın birliğini, kâinatı temsil eden her birimiz, evrende birer küçük parçayız. O yüzden sizler Hakk’ın kendisisiniz” dedi.

    Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe söylenen deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    “VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”

    Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:

    “Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.

    Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.

    Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”

    “HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR” 

    Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:

    “Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.

    Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
    Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
    Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:

    ‘Evvel benem ahir benem
    Canlara can olan benem
    Azıp yolda kalmışlara
    Hazır medet eden benem

    Halk içinde dirlik düzen
    Dört kitabı doğru yazan
    Ak üstüne kara dizen
    Ol yazdığı Kur’an benem’

    Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.

    Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
    Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”

    Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:

    “Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
    Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
    İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
    Ozanların konuya dair şu sözü var:

    ‘Daha Allah ile Cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
    Hanemize aldık, mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan Eyledik’

    Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”

    ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ

    Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:

    “Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.

    Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’
    2-‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’

  • ‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’-VİDEO

    ‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı evlatlarından Dede Musa Kazım Engin, ‘Varlığın birliği’ konusunu değerlendirdi. Evrende görünen her şeyin bir varlıktan tezahür ettiğini anlatan Engin, “Varlığın Birliği, don ve kalıp değiştirme, biçimden biçime gitme, vardan var olma konularından ayrı değildir” diyerek Alevi inancının derinliğini anlattı.

    Alevi inancını temsil eden söylemlerden “Varlığın Birliği” konusunda Dede Musa Kazım Engin, görüşlerini PİRHA ile paylaştı.

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Dede Musa Kazım Engin, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i vücut’ ve ‘Vahdet-i mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirterek, “Varlıklar, doğada elementler olarak bulunur ve Alevilik bunu ‘18 bin alem’ diye tarif eder” dedi.

    Dede Musa Kazım Engin, ‘Varlık’ olgusunun derinliği hakkında yüzyıllardır arayışın söz konusu olduğunu belirterek, “Örneğin doktora gittiğimiz zaman bize tahlil yaparlar ve ‘Sende demir, çinko eksikliği var’ deyip ‘D vitamini, C vitamini, E vitamini’ diye sayarlar. Ve bizler her şeyin vücudumuzda olduğunu anlarız. Ama bizler, etten, kandan ve candan oluşmuş varlıklarız diye biliriz. Hayır, sadece öyle değil. Binlerce yıl evvel filozoflar, düşünce insanları ‘Varlık nedir?’ diye soru sormaya ve bu soru ardından yavaş yavaş cevap alınmaya da başlanmış. ‘Acaba ‘Hayat’ dediğimiz şey nasıl oluştu?’ Ya da ‘‘Canlı’ dediğimiz şey nasıl oluştu?’ diye başlamışlar” ifadelerini kullandı.

    “HÜNKÂR BEKTAŞ VELİ ‘ÇAR ANASIR’I İŞARET EDİYORDU”

    Dede Musa Kazım Engin, varlık sorgulamasının Milat’tan önceki yıllarda Anadolu’da başladığına dikkat çekerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Medeniyetin kaynağı Anadolu, olduğu gibi kültürlerin kaynağı. Anadolu ve Mezopotamya ilimin, bilimin, tıbbın, matematiğin, geometri, astroloji ve bütün pozitif bilimlerin de merkezidir aynı zamanda. Tıp bilimi de buralardan gelişmiştir. Tıbbı İbn-i Sina formüle etmiş, ondan sonra batıya taşınmış. Bizdeki İslami gericilikten dolayı batı bunu almış, bilimsel ve teknolojik devrimler yaparak geliştirmiş, sahiplenmiş, kendine mal etmiş. Ama esas tıp burada Vahdet-i vücudu ve Vahdet’i mevcudu savunan ve yobaz şeriatçılar tarafından taşa tutulan İbn-i Sina tarafından geliştirilmiş. İbn-i Sina, şeriatçılar tarafından tecrit edilen ve baskıya maruz kaldı, bilimi savundu. Anadolu’daki filozoflar ‘Varlık’ sorusu ile işe başlayınca ilk ortaya çıkan filozoflar, hayatın ve canlının önce suda meydana geldiğini ortaya atmışlar. Su olmazsa hayat olmaz. Düşünmüşler, ekip-biçiyoruz, suyu biz ve hayvanlar da içiyor ve canlılık kazandırıyor suyun olduğu yerde hayat var, canlı suyla olur. Daha sonra gelen filozoflar, ‘Evet hayat su ile başlamıştır ama hava olmazsa su tek başına bir etki yaratamaz’ demişlerdir. Örnekler vererek ‘Nefes alıyoruz, bu nefesi uzun süre tutabilir misin?’ diye sormuşlar. Aldığımız nefesin oksijen olduğunu o zaman bilmiyorlar tabi. Filozoflar, havanın da hayatın devamlılığında varlığın ortaya çıkışında önemli bir etken olduğunu anlayınca 200-300 yıl boyunca bu sefer ‘Hayat nasıl ortaya çıktı? Varlığın nasıl ortaya çıktığı sorusuna iki soruyu cevapla yanıt veriyorlar. Bir; su ile diğer cevap; hava ile oluyor. İlerleyen zamanlarda ateşin, ısınmanın önemli bir devinim yarattığı ve aynı zamanda varlığı dinamize ettiği ve varlığı hayata getirdiği anlaşılmış. Peki bu nasıl anlaşılmış? Tohumu sonbaharda toprağa atıyorsunuz, bir kış üstünden geçiyor. Üzerine kar yağıyor. Ardından ilkbahar geliyor, önce cemre havaya, sonra suya, sonra toprağa düşüyor. Cemre’nin toprağa düşmesi 21 Mart’a denk gelir. 21 Mart Nevruzdur o yüzden de kutsaldır. Çünkü sıcaklığın emaresi, toprağın ısınmasıdır Nevruz. O yüzden Nevruz’da ateşler yakılır. Toprağa cemrenin düşmesine verilen simgesel bir anlamdır ve ateş o yüzden de kutsaldır. Alevilikte ocak ve ateş kutsaldır. Ocağa direk su dökülmez, ocağın üzeri küllenir ‘aman ocak sönmesin’ denir. ‘Ocağın sönmesin’ denmesinin iki manası vardır. Birincisi; oradaki köz sönmesin sabah bize lazım olacak, ikinci mecazi anlamı ise o topluluk bitmesin hayatını devam ettirsin anlamındadır.

    Ateşin de burada önemi ortaya çıktıktan sonra deniliyor ki ‘Toprak olmadan nasıl olacak?’ Zaman geçiyor ve anlaşılıyor ki toprağın da varlığın ortaya çıkışında önemli bir etken olduğu anlaşılıyor. Filozoflardan Empedokles, varlığın hava, su, ateş ve toprak ile oluştuğunu yazıyor. Ne ilginç bir tesadüftür ki Hünkâr Bektaş Veli de Velayetnamesinde ‘Çar anasır’ ile dört unsuru; hava, su, ateş ve toprağı belirtiyor. Demek ki coğrafyamız kadim bir coğrafya. Kadim bir coğrafya olduğu için bilgiler ve bilgelik de kadimdir. Bilgiler nesilden nesille değişiyor ama kadim bilgelik asla ve asla değişmiyor.

    Kulaktan kulağa aktarılarak bu okullar, ekoller vasıtasıyla Anadolu’nun göbeğinde yani ‘Kapadokya okulu’ dediğimiz okulda Hünkâr Hacı Bektaş Veli tarafından yeniden formüle ediliyor. O icat etmiş demiyorum. O bilgileri alıyor, hafızada yoğuruyor, bir arının bal yapması, çiçekten çiçeğe özlerini toplaması gibi kadimden gelen bu bilgileri süzüyor ve getiriyor.”

    “BÜTÜN KÂİNATIN BİR VARLIKTAN TEZAHÜR ETTİĞİNİ ANLATIR” 

    Dede Musa Kazım Engin, ‘Çar anasır’ın ‘Varlığın Birliği’ anlamı taşıdığının da altını çizdi. Hiçbir olgunun yoktan var olmayacağını belirten Engin, “Hiçbir şey vardan da yok olamaz. Bütün hayatın varlığı toprak, hava, ateş ve sudan oluşur” diyerek şunları aktardı:

    “Bizim nefeslerimizde gülbenglerimizde aynen şöyle diyor; 7 kat gökte 7 kat yerde, arşta, kürşte, levhi mahfuzda, 18 bin alemde varlığını her nesneye nakş eğleyen ve nurunu da insana bahş eğleyen ya Hakk ya Xızır diyor. Bizim bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde devriyelerimizde saklıdır. Varlığın Birliği, bütün kâinatın, evrenin bir olduğu, aynı nurdan, aynı cevherden var olduğu ve var olan her şeyin; dünyada ve evrende gördüğümüz her şeyin bir varlıktan tezahür ettiğini anlatır.

    ‘Bir Kandilden bir kandile atıldık,

    Turab (Toprak) olduk yeryüzüne saçıldık,

    Bir zaman Hakk idim Hakk ile kaldım

    Gönlüme od düştü yandım da geldim’

    Bir başka nefeste ise;

    ‘Çatılmadan yerin göğün binası,

    Muallakta iki nura düş oldum,

    Ben Adem’den evvel çok gelip gittim.

    Yağmur olup yağdım, ot olup bittim,

    Bülbül olup Firdevs bağında çok öttüm,

    Bir zaman için hara düş oldum.’

    Hani Ahmet Arif bir şiirinde diyor ya ‘Havva Anan dünkü çocuk sayılır Anadolu’yum ben tanıyor musun?’ Âdem kim ki Âdem dünkü çocuk.

    ‘Kudret kandilinde bir ziya iken,

    Ta o zaman âşık oldum nura ben,

    Gökler yerde iken yer derya iken,

    Üç bin sene hizmet ettim Pire ben’

    İslam 1400 yıllık. ‘14 bin yıl gezdim’ diyor ya ‘pervanelikten’ boşuna bunu söylemiyor. Bizim nefeslerimiz çok önemlidir. Bizim o kadim bilgilerimiz o sırlarımız var ya herkesten özenle sakladığımız sırlar, bütün o nefeslerin içine sır edinmiş, saklanmış, üstüne de bir örtü örtülmüştür. Kadimde başka inançlar, başka dinlerin örtüsü zamanla geçmiş. İslam bizim üstümüze baskıyı kurunca üstüne İslam elbisesini giydirmişiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA 

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’-VİDEO

  • ‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’-VİDEO

    ‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ söylemine açıklık getirdi. Şahin, “Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. ‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Alevilikte devriye inancı vardır. Evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz” dedi. 

    Alevi inancını temsil eden ve tarif eden söylemler ile anlamları hakkında Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin ile konuştuk. Alevi toplumunun gündelik yaşantısında kullandığı dilin önemine vurgu yapan Şahin, söylemdeki zenginliğin diğer inançlara kıyasla nüans farkı oluşturduğuna dikkat çekti.

    Enver Cemal Şahin, Aleviliğin kendi varlığını sürdürebilmesi için dil nüansını da koruması gerektiğini ifade ederek, “Her toplumun kendi inancına göre değerleri vardır. Bu değerleri yaratmak o topluma huzur ve mutluluk verir. Ayrıca dil, insanları bir arada tutar. Eğer bir kültür yok edilmek istenirse önce o toplumun diline yönelme olur. Dil yok olduktan sonra diğerleri çorap söküğü gibi gelir. O nedenle bir toplum, kendi varlığını sürdürebilmesi için önce diline sahip çıkmalı” ifadelerini kullandı.

    “MİTLERİN DÜNYA GÖRÜŞÜMÜZE, ÖĞRETİMİZE UYGUN OLMASI GEREK”

    Enver Cemal Şahin her toplumun kendine has hikaye, halk öyküleri ve söylemleri olduğunu da işaret ederek Alevi toplumunun bu yönlü değerlerinin altını çizdi. Şahin, “Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunlar hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım” diyerek şöyle devam etti:

    “Her toplumun kendi mitleri olduğuna göre Alevilerin de kendine göre mitleri vardır. Mitler mitolojik hikayelerdir. Fakat bazı toplumları bu mitler, ritüeller bir arada tutuyor. Mitler genellikle toplumun bir arada tutulmasına katkı yapıyorsa o mitler toplum için faydalıdır demek. Fakat bazı mitler de toplumu alabildiğine geriletebiliyor, çağın gerisine atabiliyor. Bir toplum mutlaka kendi öğretisini çağın koşullarına göre uyarlamalı. Aksi halde o toplum süre içerisinde yok olur gider. Mutlaka çağın koşullarına göre öğretiler yenilenmeli. Bizler de ‘bilim bizim rehberimiz’ diyoruz. Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunların hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım.”

    “İNSANLAR, BİLGİ BİRİKİMİNE GÖRE ALEVİLİĞİ DEĞERLENDİRİYOR”

    Enver Cemal Şahin, günümüz toplumunda Alevi inancının mitlerde ne derece karşılık bulduğuna da vurgu yaptı. Şahin, şunları söyledi:

    “Elbette ki günümüzde doğru anlatımlar vardır, fakat öyle bir şey ki Alevilik içerisindeki insanların düşünceleri homojen değildir. İnsanlar kendi bilgi birikimine göre Aleviliği değerlendiriyor. Bir insan eğer bu evreni ‘Neyiz, nerden geldik, nasıl olduk?’ sorularıyla araştırırsa elbette toplumu daha iyi tahlil ediyor ve olayları daha net açıklayabiliyordur. Fakat kişi kendisini geliştirmemişse halen dededen, babadan kalma mitlerle Aleviliği anlatmaya çalışıyorsa o toplum için faydalı değildir.”

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ, BU İNANCIN TEMEL ÖĞRETİSİDİR”

    Aleviliğin özüne işaret eden kimi terimlerin önemine vurgu yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ konusunda önemli ayrıntılar verdi. Şahin, öncelikle ‘Varlık’ın terimsel anlamını açıklayarak şunları aktardı:

    “Varlık, var olandır; ölçülebilen, sınanabilen bir değerdir varlık. ‘Yokluk’ ise herhangi bir şeyin mevcut olmama durumudur. Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ bu inancın temel öğretisidir. Çünkü Alevilikteki ‘Devri daim’ olsun ‘Gerçeğin demine hü’ olsun ‘Aşk ile’ olsun bunlar hep ‘Varlığın birliği’ üzerinde yükselirler.

    Bu evrende var olan her şey bir bütünün parçasıdır. Yani insan küçük bir evrendir. Bilim insanlarının söylediğine göre insan beyninde yaklaşık 85 milyar nöron var. Bu nöronların her birinde de ayrıca 15 bin başka türlü bağlantılar mevcut. Yani vücudumuzda ne kadar hücre varsa hepsi beynimize bağlı. Yani hepsi bir bütünü, vücudumuzu oluşturuyor. Evren de aynı şekildedir. Her şey birbirine bağlı ve her şey birbirini etkiliyor. Her şey bir süreçler zincirini izliyor ve bu zincirde kesikler olmuyor. Tüm evren zincirle birbirine bağlı ve karşılıklı olarak her şey birbirini etkiliyor. ‘Her şey, her an bir yaşamın sonu, bir yaşamın da başlangıcıdır’ diyoruz. Bu yaşam canlı-cansız her şey içindir. Yani bunu şöyle anlatabiliriz; örneğin uzayda trilyonlarca yıldız, milyonlarca galaksi vardır. Bu galaksiler içerisinde yıldızlar da ölür. Nasıl ölür o yıldızlar? Örneğin yakıtını tükettikten sonra genişler ve sonrasında arkada toz bulutları kalır. Örneğin güneş sistemi de ölmüş olan yıldızların toz ve gazlarından oluşmaktadır. Canlılar da haliyle ölüyor. O nedenle Varlığın Birliğinde bu evren bir uyum, yani ahenk içerisinde olursa düzeni bozulmaz. Fakat uyum içerisinde olunmaz ise mesela bir gök cismi herhangi bir cisme çarptığı zaman o cismin dengesini bozuyor ve uyumsuzluk oluşuyor. Vücudumuz da öyledir. Uyum olduğu zaman daha sağlıklı oluyoruz. Evrendeki en küçük parçayı, zerreyi alın; o küçük zerrenin içerisinde bütün evrenin bilgisi vardır. O nedenle bizim ‘Hak’ dediğimiz o zerrelerin bütünüdür. Evrende var olan her şeyin bütününe bizler ‘Hak’ diyoruz. Bu aynı zamanda bizim felsefemizin de temelini oluşturuyor.”

    “BİLİM VE AKIL BİZİM REHBERİMİZDİR”

    Aynı zamanda dedelik hizmeti de yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ söylemine açıklık getirirken ‘Gerçeğin demine hü’ teriminin de üzerinde durdu. “Alevi toplumu olarak bilim ve aklı birbirinden ayırmayız” diyen Şahin, şu sözlerle devam etti:

    “Örneğin bizler ‘Gerçeğin demine hü’ diyoruz. Peki gerçek nedir? Gerçek, bilim ile aklın birleştiği noktadır. Yani akıl ve bilim birleşiyor, günümüzde evrenin birçok sırrı da çözülüyor. Evrendeki birçok biyolojik canlının, güneş sisteminin sırları çözüldü. Bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bazı cisimlerin de artık var olduğunu tespit edebiliyoruz. O nedenle dikkat edilirse bizler ‘Gerçeğe hü’ deriz. Yani bilimle aklın birleştiği noktadır bu. Bizler bilimi ve aklı birbirinden ayırmıyoruz çünkü bunların ikisi de bizim rehberimizdir. Bilim ile aklımızı kullandığımız zaman bizler yaşamın koşullarını, sırlarını bu şekilde anlıyor ve düşüncelerimizi de bu temel üzerine oturtuyoruz.”

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ ALEVİLER İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR”

    Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ kavramının toplum yapısı için çok önemli olduğunu da vurguladı. Birliğin olmaması durumunda kültürlerin yok olacağına dikkat çeken Şahin, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “‘Varlığın birliği’ her toplum için geçerlidir. Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. Toplumun kültürü, dili, gelenek-görenek ve adetleri yok olursa toplum da dağılır. Eğer diline, geleneklerine sahip çıkar, kendilerinden sonraki kuşaklara da aktarılırsa, yani çağın koşullarına göre önceden aldıkları gelenekleri çağa göre uyarlayıp sonraki nesillere aktarılırsa o kültür, toplum yoluna devam eder.
    ‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Mesela bizlerde devriye inancı vardır. Bizler diyoruz ki bu evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz. Yani her varlık bir başka şeyi var ediyor, dönüşüyor. Madde neyden yapılmadır? Atom ve atom altı parçacıklarından. Çeşitli atom altı parçacıkları bir araya geliyor ve atomları oluşturuyor, ardından ise çeşitli atomlar bir araya geliyor ve hücreler oluşuyor. Hücrelerin bir araya gelmesiyle birlikte ise cisimler oluşuyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA