Etiket: veli büyükşahin

  • GADEV Alevi Akademisi’nde, ‘Adıyaman’ konuşuldu

    GADEV Alevi Akademisi’nde, ‘Adıyaman’ konuşuldu

    PİRHA-GADEV Alevi Akademisi, Alevi coğrafyalarını demografi, ritüel ve gelenekler üzerinden ele alan 2026/2027 eğitim programını başlattı. İlk konferansta Veli Büyükşahin tarafından Adıyaman başlığı ele alınırken, Ali Sizer’in deyiş ve kılamlar seslendirdi.

    Alevi toplumunun inançsal, kültürel ve tarihsel birikimini bilimsel bir perspektifle ele almayı hedefleyen GADEV Alevi Akademisi, 2026/2027 eğitim programını başlattı.

    Programın ilk etkinliğinde, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlıklı konferansla başladı.

    Açılış konuşması yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Prof. Dr. Şükrü Aslan, Alevilik ve eğitim programı hakkında konuştu.

    Sanatçı Ali Sizer, seslendirdiği deyişler ve kılamlar ile inanç ve kültürün sözlü aktarım geleneği hakkında bilgi paylaştı.

    Gazeteci Veli Büyükşahin de, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlığıyla ilgili sunum yaptı.

    HABER MERKEZİ

  • GADEV Alevi Akademisi’nde Suriye’deki katliama vurgu yapıldı: Dayanışmadan başka yol yok!-VİDEO

    GADEV Alevi Akademisi’nde Suriye’deki katliama vurgu yapıldı: Dayanışmadan başka yol yok!-VİDEO

    PİRHA – GADEV Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Alevi Akademisi’nin açılışında konuştu. Suriye’deki katliama değinen Fırat, “Suriye’de 5 milyona yakın Alevi var. Dürziler ise daha az nüfustalar ve Aleviler kadar zulüm görmüyorlar. İnsanlarımız bir araya gelemiyorsa demek ki bir sıkıntı var. Bizler, farklılıklarımızla bir araya gelmeli, hakikatimizi artık görmeliyiz” diye belirtti.

    Garip Dede Alevi Vakfı (GADEV) Alevi Akademisi 2025 yılı konferansı başladı. “Suriye’nin bugünü ve geleceğinde Aleviler” başlığı ile yapılan konferans Garip Dede Dergahında yapıldı.

    Programın açılışı Anıl Kaya ve Doğukan Kubat’ın seslendirdikleri deyişler ile yapıldı.

    “FARKLILIKLARIMIZLA BİR ARAYA GELMELİYİZ

    GADEV Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, programın açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Suriye’de yaşanan katliama değinerek konuşmasına başlayan Fırat, şunları söyledi:

    “Bu katliama karşı yoğun tepki dillendirmemiz gerekiyor. Koçgiri’den bu yana çok ötekileştirildik ve halen bu durum devam ediyor. Ama maalesef bu acılardan ders alamadık. Halen insanlar cezaevlerine konuluyor, şu anda da çok acılar yaşıyoruz. Suriye’de kadınlar, kaçırılıp köle gibi satılıyor. Bu kadar acı yaşamış, ötekileştirilmiş topluluk, neden yan yana gelmez? Bizim hiç mi kabahatimiz yok? Kimse inancından, kimliğinden dolayı farklılaştırılmasın diyoruz. Suriye’de 5 milyona yakın Alevi var. Dürziler daha az nüfustalar ve Aleviler kadar zulüm görmüyorlar. İnsanlarımız bir araya gelemiyorsa demek ki bir sıkıntı var. Bizler, farklılıklarımızla bir araya gelmeliyiz. Hakikatimizi artık görmeliyiz. Türkiye’de de yeni bir süreç başlıyor. Maymunları oynamaya gerek yok. Şu an Suriye’de yaşananların yarın Türkiye’de yaşanmayacağının garantisini kimse veremez. Hepimizin üzerinde sorumluluk var. Gelin birbirimizin elinden tutalım, birbirimizin Hızır’ı olalım. Şu an cezaevinde olan binlerce dostumuz var. Zulüm nereden gelirse gelsin lanetleyelim. Hakk, hepimizin yoldaşı olsun.”

    “AMACIMIZ, ALEVİLİĞİ ANLAMAKTIR”

    GADEV Alevi Akademisinin kurucularından Akademisyen Şükrü Aslan da konferansın açılışında konuşma gerçekleştirdi. Alevi Akademisinin 4. yılına girmesi sebebiyle memnuniyetini paylaşan Şükrü Aslan şunları söyledi:

    “Bizler, Aleviliği tanımlama amacıyla yola çıkmıyoruz. Bizim amacımız, Aleviliği anlamaktır. Bu anlama çabası, hem kendi içerimizdeki farklılıklarımızı idrak etmeye hem de farklı süreklerin birbirini anlamaya olanak sağlıyor. Programımızın gidişatını hem güncel hem de tarihsel olarak görevleri düşünerek oluşturduk. Bugünkü konferans çok güncel meselelere işaret ediyor. Arap Alevilerinin öyküsünü dinleme imkanı buluyoruz.

    Bu sene üç programımız daha var. Bir sonraki programımız Haziran 15 gibi olacak. Konu olarak Alevilerin örgütlenme ilişkileri ele alınacak. Türkiye’de Aleviler çoğunlukla dernekler şeklinde örgütleniyor. Bunun ayrıca sorun üreten bir tarafı da var. Çok sayıda dernek olunca tartışma ihtiyaçları oluşuyor. Dernek örgütlenmesi ile ocak örgütlenmesi arasındaki ilişkilenememe durumu sorunlar oluşturabiliyor.

    Aleviler artık dünyada inanç kimliklerinden ötürü resmen tanınıyorlar. Ama Alevilerin anayurdu olan burada halen tanınma durumu bir türlü ilerleyemiyor. Bunu tartışmak için de bir konferans planladık. Yabancı akademisyenlerin ve İstanbul Barosunun da dahil olacağı bir konferans öngördük.”

    “VURGULUYORUM; BUGÜN BİR ALEVİ KATLİAMI VAR”

    Konferansın moderatörlüğünü Veli Büyükşahin yürüttü. Büyükşahin, konuşmasına akademi çalışmasının önemi ve gerekliliğine vurgu yaparak başladı. Suriye’de Arap Alevilerinin yaşadığı katliamın boyutunu özetleyen Büyükşahin, ilk sözü ASİ Der Başkanı Dr. Tevfik Usluoğlu’na verdi. Usluoğlu, “Suriye’nin demografik yapısı ve Alevilerin durumu” başlığını değerlendirdi. “Suriye’de bir Alevi soykırımı var” sözüyle sunumuna başlayan Usluoğlu, şunları söyledi:

    “Peki yarın kim soykırımdan geçirilecek? Dolayısıyla buraya gelen herkesin şunu düşünmesi gerekir; insanlık çürümüş, uygarlık tümden çürümüş. En çok da ahlak çürümüş. Bir kadın Ramazan’da tecavüze uğruyorsa her şey kaybedilmiştir. Herkesin bu meseleye duyarlılık gösterip gerekli çabayı göstermesi gerekiyor. Hiçbir şey insan yaşamından daha kutsal değildir. Vurguluyorum; bugün bir Alevi katliamı var! Suriye savaşı başladığında ‘Alevilerin sınavı olacak’ demiştik. Bu durum tüm coğrafyalardaki Aleviler için de geçerlidir.

    Bugün Türkiye’de sadece Alevi kurumları değil, herkes duyarlı olmak zorunda. Aleviler için değil, çocuklarınızın geleceği için duyarlı olun. Aksi halde bu ateş burayı da yakar. Çözüm İslam’da falan değil. Eğer öyle olsaydı halifesini kendisi öldürmezdi, Kerbela vakası yaşanmazdı. Suriye’de gerçekleşen tahakküm savaşıdır. Bugün Rusya, Mısır ‘Alevi katliamı var’ diyor ama bu örgütleri kendileri yaratmadı mı?

    Suriye’de insanlık merkezli olan her şey katlediliyor. Alevilerin onuruna da tecavüz ediliyor. Artık bir bütünlük oluşturalım. Katliamlar başladığında ‘Aleviler tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a’ sloganları atıldı. Ancak bu katliamlar 2024 Aralık’ta başlamadı. İlk katliam 2011 yılında başladı. İnsanları katledip Asi Nehrine atıldı. 8 Aralık’a kadar 200 binin üzerinde Alevi katledildi. 6 Mart’tan sonra Suriye’de 50 binin üzerinde insan katledildi.

    “ÖZ SAVUNMA HAKKI SURİYE’DE MEŞRUDUR”

    Suriye’deki Alevilerin nüfus oranı yüzde 20’dir. Verilen rakamlar kasıtlı olarak saptırılıyor, düşük gösteriliyor. Dürzilerin nüfusu yaklaşık 650 bindir. Şii nüfusu 1 milyon civarındadır. Suriye’de Çerkezler, Arnavutlar, Aramiler vardır. Suriye’nin medeniyeti katledilmektedir. Daha kadının adı yokken kadınlar Suriye’de imparatoriçe olmuşlardır. Şu an tarihi silme operasyonu gerçekleştiriyorlar. Şu anki yönetimin, Suriye’de iktidarda kalma ihtimali yoktur. Muhtemelen bu Colani de katledilecektir. Terörist teröristtir.

    5 binin üzerinde kadın İdlib’e götürülüp cariye yapıldı. 300’ün üzerinde bilim insanı katledildi. Şu anki verilere göre HTŞ, kaleşnikof devleti olmaktan başka bir şey değildir. İsrail’e karşı söz söylemeyen HTŞ, Alevilere yönelik fetvalar verdi.

    Tüm diasporayı karşılayan bir Alevi örgütlenmesi gerekiyor. Tüm Alevi gruplarıyla diyalog kurulup ekip ruhunun oluşturulması gerekiyor. Öz savunma hakkı Suriye’de meşrudur. Muhtemelen Suriye’de dengeler değişecektir. Bugünkü koşullar devam ederse kıyıda Alevilerin özerklik hali söz konusudur. Kerbela’nın ruhu ile sizleri selamlıyorum.”

    “ALEVİLERİN, ESAD’A KARŞI CİDDİ KARŞI ÇIKIŞLARI DA OLDU”

    Dr. Seda Altuğ da konferansta sunum yapan bir diğer isim oldu. Altuğ, “Din, iktidar ve savaş arasında Suriye’de Aleviler” başlığını değerlendirdi. Altuğ, Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşın bir parçası olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “Suriye’deki Esad rejimi, bir ‘Alevi diktatörü’ olarak Türkiye’de adlandırılıyor ancak öyle olmadığını söyleyebilirim. Yaşanan iç savaşla birlikte azınlıkların çoğu ülkeyi terk etti. 2011 Yılına dek Suriye toplumu, farklı kimliklere daha toleranslıydı. Lübnan’dan farklı olarak mezhepçilik dahi yasaktı. Herhangi bir dini ya da etnik kimliğe dayalı siyasi parti kurmak yasaktı. Aleviler de toplumsal bir grup olarak tanınıyordu ancak hukuki olarak Müslümanların altındaydı. Bir tek Dürziler, Müslümanlıktan farklı olarak tanınıyordu. Beşar Esad iktidardan düştükten sonra hapishanelerden çıkanlar arasında uzun yıllar yatan solcular, Aleviler de vardı.

    Suriye’de Aleviler daha çok askerlik görevindeydiler. Günümüzde ise Aleviler Suriye’nin en örgütsüz, en savunmasız kesimi. Alevi Sünni çatışmasının tarihi 2011 yılı değil. 2011 yılına kadar hem Suriyeli Sünnilerin hem de Ortadoğu’daki cihatçıların artmasıyla birlikte Alevilere yönelimi söz konusu. Alevilerin, Esad’a karşı ciddi karşı çıkışları da oldu. Muhalifler, demokratik Suriye’yi savunarak Esad yönetiminin yolsuzluklarına da itiraz etmişlerdi.”

    “DAYANIŞMADAN BAŞKA BİR YOL GÖZÜKMÜYOR”

    Konferans konuşmacılarından Erhan Keleşoğlu ise “Suriye’de yeni iktidar ve siyasal dönüşüm” başlığını değerlendirdi. Suriye’deki iç savaş nedeniyle çok ciddi bir dönüşümden geçildiğini belirten Keleşoğlu’nun değerlendirmeleri şu yönde oldu:

    “Suriye’de 2011 itibariyle yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, çok sayıda insan ülkeyi terk etti. Şu an ülkenin altyapısı tamamen yok olmuş durumda. Bu savaş esnasında yönetim ciddi zafiyet içerisine düştü ve sonrasında toparlandı. İran, Hizbullah ve Rusya’nın desteğiyle bu olmuştu. Emperyalist ülkelerin bir av sahası haline gelmişti Suriye. Türkiye’nin de bu savaşta etkisi var. Özelde Kuzey Suriye sahasında Kürtlerin, PKK çizgisinde bir oluşumu engelleme hedefi vardı. IŞİD, bir kara leke gibi bu coğrafyada büyüdü. Buna karşı Kürtlerin öz savunma güçlerini oluşturduklarını gördük. 2024’te 7 Ekim Gazze savaşı sonrasında Suriye’deki dengeler de değişti. Rusya’nın, Ukrayna ile büyük savaşa girişmesi ve kaynaklarının erimesi ardından Suriye’den çekilmesine yol açtı. 2020 yılının Şubat ayında ise Türkiye, Suriye ile savaşa girdi. Bu 5 sene içerisinde ise Türkiye’nin de desteklediği selefi cihatçı unsurlar, öz yönetim pratiklerini oluşturdular. İdlib bölgesinde bu yoğunlaşmanın olduğunu, HTŞ içerisinde bu unsurların çeşitli görevler aldıklarını gördük.

    Esad rejimi düştü ve gelinen noktada ne olacak? 8 Aralık’tan Mart 2025’e kadar Alevi katliamı yavaş yavaş tırmandı. İbrahim Kalın da ilk ziyarete giderek HTŞ’nin arkasında oldukları mesajını verdi. Buarada Şam’da laiklik için gösteri yapan kadınları, Güney’de Dürzilerin kutlamalarını, yeni Suriye’nin inşası için gösteriler gördük ama bu olumlu hava Mart ayında dağıldı. Kamu içerisinde on binlerce insanın işten çıkarıldıklarını gördük. Aleviler, Suriye’nin en yoksul kesimidir.

    Mart ayı başlarında paramiliter güçler, sahil kesimine üşüştü ve soykırım girişimi yaşandı. Bu saldırılar günlerce sürdü. Geldiğimiz noktada olaylar biraz hafiflemiş görünüyor. Şam’a ‘Eğer bu tür işler yaparsanız, kaynak vermeyiz’ diye belirtiliyor. Kaynak bulamadıkları için bu katliamlar kısıtlandı diyebiliriz.

    Yani Suriye’nin geleceğine ne yazık ki Suriyeliler karar veremeyecek. Çok kaygılı günlerden geçiyoruz. Özellikle Aleviler açısından… Aleviler dayanışmayı büyütmek durumunda. Herkesin resmi bir destekçisi var ama Alevilerin yok. Ne yazık ki dünya kötü bir dönemden geçiyor. Yeni bir uluslararası kamplaşmanın eşiğindeyiz. Aleviler için de dayanışmadan başka bir yol gözükmüyor.”

    “ALEVİLERİN BİRBİRLERİNDEN HABERİ YOK”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konferansta sunum yapan bir diğer isim oldu. “Alevilerin, Suriye’nin önceki siyasal rejimiyle ilintili algılanış biçimi, günümüz ve medyadaki manipülasyonlar” konularını yorumlayan Özuğurlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Arap Alevileriyle ilgili insanların kafasındaki yanlışlardan bahsetmek istiyorum. Alevilerin birbirlerinden haberi yok. Bu durum devletin asimilasyonu nedeniyle oluştu. Daha yeni yeni kesimler, birbirleriyle tanışıyor.

    Arap Aleviler 1950’lerden itibaren toplum içerisinde birşeyleri kırmayı başardılar. Yanlış bilinen bir bilgi de şu; Arap Alevilerinin sanki sonradan Türkiye’nin güneyine gelip yerleştiği sanılır. Ancak Mersin’den Güney Lübnan’a kadar olan hatta Aleviler yaşar. Dolayısıyla bu coğrafya bizim için yabancı değil. Mersin’den çıkıp Lübnan’a giden birisi kültürel anlamda yabancılık çekmez.

    Hatırlarsanız bir zamanlar Öcalan nedeniyle Suriye’ye savaş açma durumuna gelinmişti. Recai Unakıtan ise bir konuşmasında “Nusayriler sapık” gibi bir söz kullanmıştı ve hemen ardından ‘Türkiye’de de bunlar var ama ben sadece Suriye’dekiler için söyledim’ diyerek ikiyüzlülük yapmıştı.

    Arap Alevilerine ‘Nusayri’ denilmesini iktidar, bilinçli olarak halka empoze etti. Peki neden ‘Nusayri’ deniliyor? Bunun hiçbir bilimsel temeli yok. Eğer birisi size bu kelimeyi kullanırsa bunu reddedin.

    Arap Alevilerinin felsefelerinde devlet kurmak diye bir şey yok. Hafız Esad’ın iktidara gelmesi ise bireysel bir gelişmedir. Aleviler, hiçbir zaman Suriye’nin efendisi falan olmadılar. Arap Alevilerinin köylerine gittiğinizde arazilerinin olmadığını görürsünüz. Alevilerin devletten faydalandıkları, insanlara zulmettikleri büyük bir yalandır. Aleviler için en büyük lüks, devlet memuru olabilmekti. Dolayısıyla Alevilerin, hiçbir zaman Baas rejimiyle bir birlikteliği olmadı. En sonlara doğru devlete bağlılık konusunda da Aleviler öndeydi. Aleviler hiçbir zaman Suriye’deki diyanet işlerine dahi girmedi. Siyasal birtakım hedefler sebebiyle Aleviler şimdi katlediliyor. Suriye’deki Aleviler, Türkiye’deki Alevilerin uzantısıdır. Dünya görüşleri de bu çerçeve içerisinde görülebilir.”

    Konferansın konuşmacıları arasında Avrupa Arap Alevi Federasyonu İkinci Başkanı Hasan Gökyıldız da vardı. Ancak Gökyıldız’ın, özel nedenlerden dolayı konferansa katılım gösteremediği bilgisi paylaşıldı.

    Konferansın sonunda Celal Fırat tarafından katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ panelinde Alevi ocak sisteminin önemine değinilerek kentlerde de Alevi ocak sisteminin yürütülebileceği ve pir, ocak sisteminin Aleviliğin her şeyi olduğu vurgulandı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği ve bu yıl üçüncüsü yapılan Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ konulu panel yapıldı.

    Panele konuşmacı olarak Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin, Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt katıldı.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİ YAPAN ŞEY ALEVİ OCAK SİSTEMİDİR”

    Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin Alevi Ocak Yapısına ilişkin şöyle konuştu:

    “Alevi ocaklarına ve Aleviliğin ne olduğuna ilişkin çok büyük tartışmalar var. Alevi toplumu kapalı bir toplum her şeyi kendi içerisinde yaşıyor. Asimilasyon çabaları ve yok etme çabaları çok fazla. Aleviliği Alevi yapan şey Alevi ocak sistemidir. Tek başına aileyle dedeyle bir ocak ocak olmaz. Aleviler kırdan kentlere göç etmeye başladılar. Modernleşmeye başladılar. Kentlerde cemevlerimiz kuruldu derneklerimiz kuruldu ama ocak sistemi ve pir talip ilişkileri organik olarak orada yaşıyor. Dedelik mürşitlik taliplik bir görevdir, mirastır aslında. Şehirlerde kentlerde ocak sistemi bence varlığını sürdürebilir. Sosyal bilimciler de aynı böyle tarif ediyorlar. Dünyada yaşadığımız her yerde saldırıya o kadar açık haldeyiz ki güvenli bir ortam arıyoruz. Siyasal anlamda o ortamı partilerle sağlayabiliriz. Ama inanç anlamında bir topluluk bir cemaat hali zorunluluk. Kent ortamında da ocaklar varlığını sürdürebilir ama yeni koşullara göre bunu sürdürmek lazım.

    “OCAK SİSTEMİNİ AYAĞA KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ”

    Her perşembe mutlaka herkes ceme katılacak diye bir şey yok. Mutlaka yapması gereken dönemler var ama yazın mesela kentlerde çalışma durumundan kaynaklı dedeler de ceme gidemezler. Tekrar ocak sistemini 21. Yüzyılda ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız. Kent merkezlerinde hem kentleşebiliriz hem sosyal anlamda cemevlerimizde birçok şeyimizi yaratabiliriz ama miras anlamında gelen ocak sistemimizi kentlerde de sürdürebiliriz. Biz bu ocakların evlatları olarak bu konuda elimizi taşın altına koymamız lazım. Alevilerin sınırlarını diğer topluluk belirliyor. Bizim sınırlarımızı insanlar belirliyor ama bizde onlarınkini belirliyoruz. Dolayısıyla bu konuda tüm toplulukların buna böyle yaklaşması lazım.”

    “PİR VE DEDE OCAĞI ALEVİLERİN HER ŞEYİDİR”

    Araştırmacı-Yazar Hamza Aksüt de Alevi topluluklara ilişkin konuşarak şunları dile getirdi:

    “Anadolu Aleviliği diye bir kavram şu an pek sık kullanılmıyor. Aleviler sadece Ortadoğu’da değil Balkanlar’da da var. İran Irak sınırında 8 ile 10 milyon Alevinin olduğu değişik kaynaklarda mevcut. Suriye’de, Ürdün’de yine Aleviler var. Alevi coğrafyası denince sadece Anadolu Alevileri söz konusu değildir. Aleviliği ve Alevileri günümüze getiren dede ocaklarıdır. 5 temel pir ocağı var. Suriye’de Alevi Araplar büyük çoğunlukta. Afrin ve yöresinde Alevi Kürtler var. Türkiye’de de abartıldığı kadar Alevi nüfusu yok. Dede ocaklarına değinirsem pir ocağı ve mürşit ocağı var. Ağuçan Ocağı en kalabalık talip olarak görünüyor. Ağuçan Ocağı farklı etnisiteleri barındırıyor. Diğer ocaklar farklı etnisite barındırmaz. Herkesten Alevi olur ama herkes Seyit olamaz. Hacıbektaş Ocağının asıl talipleri Abdallardır. Aleviler farklı etnisitelerdendir ama diyelim Sivas Alevileri diye bir şey olmaz. Sivas’taki Aleviler olur, Anadolu Alevileri olmaz Anadolu’daki Aleviler olur. Pir ve dede ocağı Alevilerin her şeyidir. Ocaklar şehirlerde rahatlıkla örgütlenir.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ AYRIMINI BALKANLARDA DA GÖREBİLİYORUZ”

    Yazar Ayhan Aydın ise Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi topluluklara ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Bektaşilik sonradan gelişen tarikat sistemidir. Buradaki topluluklar Alevi Kızılbaş Türkmen soyluluğudur. Ocak sistemi vardır. Seyit Ali Sultan Dergahı’nda bunu görebiliriz. 1826’da 2. Mahmud’un Bektaşiliği yasaklamasıyla Balkan Rumeli Anadolu Bektaşiliği başka yöne kaymıştır. Bulgaristan ve Yunanistan’da tamamen Türkçe konuşan Türk toplulukları vardır. Balkanları bu anlamda ikiye ayırabiliriz. Anadolu Kızılbaş Ocak sisteminin uzantısı olan tümüyle Türklerden oluşan topluluk Bosna Hersek’te Kosova’da Pir Balım Sultan topluluğudur. Farklı unsurlardan insanlar Bektaşiliğin sistemine uydukları zaman Bektaşiliğe girebiliyorlar. Alevi Bektaşi ayrımını Balkanlar’da da görebiliyoruz. Hacı Bektaş, Çelebilerin merkezi ama aynı zamanda Babagan kolu dediğimiz inanç merkezinin de merkezidir.”

    “HACIBEKTAŞ, SERÇEŞME OLMAZ ÖZELLİĞİNİ HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEDİ”

    Hacıbektaş serçeşme olma özelliğini tarihte hiçbir zaman kaybetmemiştir. Balkan ülkelerindeki Bektaşi Alevi toplulukları Sarı Saltuk’u kutsarlar. Sarı Saltuk Hacıbektaş’ın vekili olarak düşünceyi oralara kadar götürmüştür. Seyit Ali Sultan kutup yıldızımızdır. Birçok kentte hala dergahlarımız ocaklarımız açık. Balkanlardan gelen canlarımız bu erkanları sürdürüyorlar. Arnavutluk’ta bir Bektaşi devleti kurulmaya çalışılıyor. Devletlerin işin içine karıştığı sistemlerle değil yolumuzu erkânlarımızı değerleriyle sürdüren gerçek ozanlarımıza dedelerimize ne mutlu.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Sosyalizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” -VİDEO

    “Sosyalizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” -VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak GADEV Kitap Fuarı’nda düzenlenen söyleşide önemli açıklamalarda bulundu. Bayrak, tarih boyunca Aleviliğe dair arşivlerin gizlendiğini belirterek “Devlet aklı, gizli planda gerçeği söyler ancak açık planda gerçeği gizler. Bugün açık plandan Alevilik eritilmek için bir çaba gösteriliyor” dedi. Bayrak, “Sosyalizmin, komünizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” sözlerini de ekledi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı Kitap Fuarı’nın son gününde Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak’ın katıldığı bir söyleşi gerçekleştirildi. Dergah bahçesinde yapılan söyleşinin moderatörlüğünü Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin yaptı. Söyleşide, “İç Toroslarda Hakikatçi Alevilik ve Alevilere dair devlet arşivi” konuları ele alındı.

    Veli Büyükşahin söyleşinin sunumunda; “Sistemin ötekilerine dair devlet arşivleri topluma kapalı. Ancak Mehmet Bayrak, o arşivlerin izini sürdü ve açığa çıkardı. Yani gerçeğin açığa çıkarılması konusunda Bayrak’ın çalışmaları çok kıymetli” diye belirtti.
    Söyleşi, Veli Büyükşahin’in, Mehmet Bayrak’a “Arşivler neden Alevilere kapalı? Siz bu arşivlere nasıl ulaştınız?” sorusuyla başladı.

    “AVRUPA KÜTÜPHANELERİNDE DÜNYAM BÜYÜDÜ”

    Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak, konuşmasına, “Hiçbir zaman klasik bir sol, Kürt, Alevi yazar olmadım. Başta, tüm ezilen kimliklere sahip çıkıp bu doğrultuda yazılar yazdım” sözleriyle başladı. Bayrak, Türkoloji eğitimi aldığına işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti:
    “Üniversitede bize ilk Alevi şair olarak Yunus Emre’yi öğrettiler. Ancak Yunus’a gelmeden önce çok sayıda Yaresan Kürt Alevi şair olduğunu ise araştırmalarımızla öğrendik.

    Resmi ideolojiye karşı bilgileri sorgularken özellikle devletin gizli dünyasına girebilmek ve batı kültürünü de taramak çok önemli.
    1994’te zorunlu yurtdışına çıktım. 15 yılım kütüphanelerde geçti. Eğer o süreç olmasaydı yeni belge ve bulgulara ulaşamazdım. Orada dünyam büyüdü. Osmanlı arşivini trenlerle çöp olarak Avrupa’ya satan aklın bize bir şey vermesi pek mümkün değil.
    Devlet aklı, gizli planda gerçeği söyler ancak açık planda gerçeği gizler. Açık planda da Alevilik eritilmek için bir çabaya girilmiş. 1826’da bir padişah, emir vererek yüzlerce Alevi dergah ve tekkesini kapatıyor. Ancak diğer bir yandan Osmanlı, Bektaşiliği bir köprü görevi görerek Hristiyanlığı bu anlayışla saraya yaklaştırdı. Ama bugün bu kapalı olan dergahların müsebbibi bir Osmanlı padişahıdır.
    Lozan Anlaşması imzalandıktan sonra Türk İslam kavramı ortaya konulur. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte İslam’ın kimi uzantıları da kapatılır. Bugün Hacı Bektaş Dergahı’nda Alevi ibadeti yapılamaz. Dergaha Nakşibendiler atandı ve halen Aleviler bunun mücadelesini veriyorlar. Bugün ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin cemevleri konusunda almış olduğu bir karar var. Bu önemli ve kıymetli bir karardır.”

    “SOSYALİZM DEDİKLERİ İŞTE BİZİM ALEVİLİK”

    Mehmet Bayrak, Alevilik konusunda İç Torosların zenginliğine de değindi. Özellikle Kürt Alevi coğrafyasına işaret eden Bayrak, şöyle devam etti:

    “Maraş, Sivas, Adıyaman, Malatya ve Kayseri’nin bir bölümünü kapsayan havza, bugün okunan eserlerin, türkülerin yüzde 25’ini kapsıyor. Bu bölge çok büyük zenginlik taşıyor. Bugün Aleviliği İslam içerisinde eritmek için değişik ayak oyunları oynanıyor. Marx ve Engels, “Bizim sosyalizm kaynağımız, eski ütopik şahsiyetlerdir” diyor. İşte sosyalizm dedikleri bizim Alevilik dediğimiz inanç. Sosyalizmin, komünizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı. Bu anlayış, toplumcu bir dünya görüşüdür. Kadını aşağılayan o sakat düşüncülere karşı yöreden birçok isim de çıkmıştır. Afe Ana da okuma yazma bilmeden kadın kimliğine dair çok kıymetli sözler üretmiştir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • GADEV Alevi Akademisi tarafından ‘Aleviler ve Medya’ konferansı yapılacak

    GADEV Alevi Akademisi tarafından ‘Aleviler ve Medya’ konferansı yapılacak

    PİRHA -Garip Dede Dergahı Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdüren GADEV Alevi Akademisi tarafından 2024 Yılı ‘Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferanslar Dizisi”nin, üçüncüsü olan “Aleviler ve Medya Konferansı”, 15 Eylül Pazar günü saat 13.00’te yapılacak.

    Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdüren GADEV Alevi Akademisi tarafından 2024 Yılı ‘Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferanslar Dizisi”nin, üçüncüsü olan “Aleviler ve Medya Konferansı” yapılacak.

    CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin’in moderatörlüğünde yapılacak konferansta Doç. Dr. Nihal Kocabay Şener ‘Sosyal Medyada Aleviler’, Doç. Dr. Nalan Ova ‘Ana Akım Medyada Sivas Katliamı Kırılma ve Süreklilikler’, Gazeteci Dilek Odabaş ‘Türkiye’de Hak Odaklı Habercilik Bağlamında Alevilerin Yazılı Basında Temsili’, Öğretmen Gamze Acaray da ‘Cumhuriyet Dönemi Medyada Alevilerin Yer Alma Biçimi’ konularını ele alacaklar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Büyükşahin: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı değil

    Büyükşahin: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı değil

    PİRHA-Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Dejenerasyon politikalarıyla Alevi inancının yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, “AKP-MHP iktidarının asimilasyon aracı olarak kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çeşitli cemevleri, Alevi kurumları, ocak evlatları, semah dönenler ve sanatçıları kendi çevresine çekerek Alevi inancını yozlaştırmaya çalışıyor” dedi.

    Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek, dejenerasyon yaratmak için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor.

    3 Ağustos’ta da Cem Vakfı Antep Şubesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ortaklığında düzenlenen 8. Hemşehri Dernekleri Festivali’nde Adıyaman yöresi yaşlı otantik semah grubu adlandırması da büyük tepki çekti.

    Sanatçılar Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz, 11 Ağustos’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katkılarıyla yapılacak 16. Kısas geleneksel aşure etkinliğine katılmayacaklarını duyurdu.

    Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son dönemlerde yaptığı etkinliklere tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI YOZLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Farklı asimilasyon politikalarıyla Alevi inancının yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Veli Büyükşahin, “İktidarlar Alevi toplumunu sadece baskılarla ve katliamlarla yok etmeye çalışmadılar aynı zamanda onların geleneklerini, kültürlerini, inançlarını, sanatlarını ve yaşam tarzlarını yozlaştırarak yok etmeye çalıştılar. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasıyla birlikte Alevi inancının içini boşaltmaya yönelik çok ciddi girişimler var. Ama bu yozlaştırma politikalarını da Alevi inancı içerisinde olan kişiler aracılığıyla yapmaya çalışıyorlar. AKP-MHP iktidarının asimilasyon aracı olarak kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çeşitli cemevleri, Alevi kurumları, ocak evlatları, semah dönenler ve sanatçıları kendi çevresine çekerek Alevi inancını yozlaştırmaya çalışıyor. Alevi inancını yozlaştırmak istiyorsanız ilk önce inancı ayakta tutan temel direklerine müdahale etmeniz gerekir. Eğer Alevi ocaklarını yok ederseniz aslında Alevi toplumunun inancının tümünü asimilasyona açık hale getirmiş olursunuz” diye belirtti.

    “BİZİM İNANCIMIZDA SEMAH EKİBİ DİYE BİR KAVRAM YOK, SEMAH BİR GÖSTERİ DEĞİL”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı etkinliklerle kendi anlayışını Aleviler üzerinden Alevilere pazarlamaya çalıştığını belirten Veli Büyükşahin, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bazı sanatçılarımız bu tehlikeyi gördükleri için reddettiler ve yapılan programa katılmayacaklarını söylediler. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yine birçok cemevi ve Alevi inanç önderiyle ilişki kurmak istedi ancak birçok insan bunu reddetti. Bu yapılanlar çok kıymetli ve değerli. Bu yapılanlar Alevi inancını korumaya dönük Hüseyni duruşlar. Adıyaman, Maraş, Malatya, Antep geleneksel Aleviliğin en güçlü yaşandığı bölgelerdendir. Özellikle kırsal bölgelerde Alevi inancı ocak sistemi içerisinde çok güçlü bir şekilde yaşanıyor. Ancak yakın zamanda Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği bir etkinlikte Adıyamanlı semah dönen canlarımızı yaptıkları etkinliğin afişinde semah ekibi olarak nitelendirmişler. Bizim semahımız bir gösteri değildir. Bizim inancımızda semah ekibi diye bir kavram da yok. Semahın böyle tanımlanması Alevi inancına çok zarar veren bir şey ancak buna araç olan kişiler de Alevi inancına zarar veriyor. İnancımızı asimile etmek isteyenler, canlarımızın iyi niyetini kullanıyorlar. Tıpkı Tolga Sağ ve Muharrem Temiz’in çağrıldığı etkinlikte olduğu gibi. AKP iktidarı ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı insanlarımızın iyi niyetinden faydalanmaya çalışıyor. Alevi toplumunun bu tür etkinlerde daha uyanık olması lazım.”

    “HEM KERBELA’YA AĞLAYIP HEM DE YEZİT SOFRASINA OTURMAMALIYIZ”

    Alevi inancının kendisini geleceğe taşıyacaksa bunun ocak sistemi içerisinde olacağını söyleyen Büyükşahin, “Cemevlerinin kentlerde bir misyonu ve görevi var ama ne Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ne cemevleri ne de derneklerin Alevi inancını yeniden şekillendirmesine gücü yeter. 40’lar Meclisi’ni sembolize eden semahımızı bu şekilde kullanmaya kimsenin hakkı yok. Semahımız bir gösteri aracı değildir, semah dönenler de folklor ekibi değildir” diye konuştu.

    “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile bilerek ve isteyerek çalışan kişi ve kurumlara karşı bir tutum alınması gerekiyor” diyen Büyükşahin şunları kaydettti:

    “Alevi sanatçısı bir taraftan İmam Hüseyin’in Kerbela’da yaşadığı zulmün deyişlerini okuyacak ama bir taraftan da Yezit siyaseti yapanların sofrasına oturacak. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı etkinlikler Muaviye ve Yezit zihniyetinde olanların yaptığı etkinliktir. Hem Kerbela’ya ağlayıp hem de Yezit sofrasına oturmamalıyız. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı bir şey değil” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Garip Dede Cemevi’nde Muharrem sohbeti: Hızır’ı birbirimizde arayacağız-VİDEO

    Garip Dede Cemevi’nde Muharrem sohbeti: Hızır’ı birbirimizde arayacağız-VİDEO

    PİRHA- Muharrem Orucu’nun birinci gününde Gerip Dede Cemevi’nde Hüseyin Doğan Dede’nin okuduğu gülbengle lokmalar paylaşıldı. Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, “Biz tarih boyunca kendi kimliğimizden, inancımızdan dolayı acılar yaşadık, yaşıyoruz. Cumhuriyet’in birinci yüzyılından, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan, Gazi’den, Gezi’den bugüne kadar zulüm yaşıyoruz. Bu zulmün ana teması da diğerleri gibi olmayışımızdandır” dedi.

    Muharrem Orucu’nun birinci gününde Gerip Dede Cemevi’nde Muharrem sohbeti gerçekleştirildi. Hüseyin Doğan Dede’nin okuduğu gülbengle lokmalar paylaşılırken Mehmetcan Şimşek ve Şahin Fırat da deyişler seslendirdi.

    “HÜSEYNİ DURUŞUMUZDAN ASLA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Moderatör Veli Büyükşahin, “Muaviye Muaviye’liğinden vazgeçmiyor ama biz de Hüseyni duruşumuzdan asla geri adım atmıyoruz” dedi.

    Hüseyin Doğan Dede ise, “Oruç bizler için çok anlam ifade ediyor. Oruç nefsi terbiye etmek, açlığı hissetmek deseler de, bizim Alevilerin orucu bedenimizi aç bırakmak değil, onurlu yaşamaktır. Bedenimizi aç bırakmak değil adaleti savunmaktır. 365 gün oruçlu olmamız lazım. Biz gözümüzün orucunu, kulağımızın orucunu, dilimizin orucunu, elimizin orucunu, ayağımızın orucunu, belimizin orucunu tutmamız lazım. Eğer bunları tutarsak bizim tuttuğumuz oruç da Hak katında kabul olanlardandır. İmam Hüseyin’in bıraktığı yolda verdiği mesaja ihtiyacımız var” diye konuştu.

    “İNANCIMIZDAN DOLAYI ACILAR YAŞADIK, YAŞIYORUZ”

    Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, “Hızır’ı birbirimizde arayacağız” diyerek şunları söyledi:

    “Birbirimizin ellerinden tutacağız, birbirimize sahip çıkacağız. Bu ülkede şu an binlerce cezaevlerinde insanlar var, yurtlarından sürülen insanlar var, eğitim koşullarını hepiniz görüyorsunuz, ülkenin her yerini imam hatip mantığı ile çevrelemeye çalışan zihniyete karşı karşıyayız. Oysa ki bu coğrafyayı adalet kurtarır bu da sevgiyle olur, kardeşlikle olur, birbirine sahip çıkmak ile olur. 2024 yılındayız hala şu içinde bulunduğumuz binalarımız inanç merkezleri, Alevilerin ibadethaneleri olarak kabul görmüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı altında bir başkanlık oluşturdular, gelin elektrik paranızı ödeyelim, üç beş kuruş para da size verilim” diyorlar. Buna tamam diyenler Şah Hüseyin’in mücadelesinde niçin bedel ödediğini anlamamıştır. Biz tarih boyunca kendi kimliğimizden, inancımızdan dolayı acılar yaşadık, yaşıyoruz. Cumhuriyet’in birinci yüzyılından, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan, Gazi’den, Gezi’den bugüne kadar zulüm yaşıyoruz. Bu zulmün ana teması da diğerleri gibi olmayışımızdandır.”

    Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti’den Hubyar Ocağına ziyaret -VİDEO

    DEM Parti’den Hubyar Ocağına ziyaret -VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnaçlar Komisyonu, Hubyar Ocağını ziyaret etti. Halkla biraraya gelen DEM Partililer, yurttaşların sorunlarını dinledi, güncel gelişmelere dair önerilerini de sundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu üyeleri Yüksel Mutlu, Celal Fırat ile Üryan Hızır Ocağı evladı Veli Büyükşahin ve HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, Hubyar Ocağını ziyaret etti. Tokat’a bağlı Almus ilçesine gelen heyeti, 25. Dönem Milletvekillerinden Ali Kenanoğlu karşıladı.

    Bölgede ilk olarak Hubyar Sultan’ın evi ziyaret edildi. 16. Yüzyılda yaşayan Hubyar Sultan’ın Celali İsyanı içerisinde komutanlık yaptığını belirten Kenanoğlu, tarihi eve ilişkin “Hubyar, Osmanlının zulmüne karşı baş kaldırıyor ve liderlik yapıyor. Evini buraya kurmasının amacı, bölgeye hakim olmak için” diye konuştu.
    Heyetin sonraki durağı Hubyar Sultan’ın türbesi oldu. Türbeye niyaz olunduktan sonra Ali Kenanoğlu, kısa bir konuşma yaparak şunları söyledi:
    “Önce burası bir zaviye olarak kullanılıyor. Hubyar Sultan buraya sıralandıktan sonra tekkeye dönüştürülüyor. Esasında köyün tamamı bir dergah gibi, çünkü herkesin evi aynı zamanda bir cem ibadetinin yürütüldüğü bir yer. Her evde ocakzade bir aile var. Hubyar’ın yaşamı mücadelelerle geçmiş.”

    Türbe ziyareti ardından Hubyar Sultan’ın evlatlarına ait mezarlıklar da ziyaret edildi.

    “AYRIMCILIĞI REDDEDİYORUZ”
    Program dahilinde Hubyar köylüleriyle de bir araya gelindi. Yapılan sohbetlerde, Alevi toplumunun maruz kaldığı baskılara dikkat çekildi.
    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Yüksel Mutlu, yaptığı konuşmada şunları dike getirdi:

    “Sizler Aleviliğinizi yürütün bu bizim için en büyük değerdir. Bizim, burada kimseyi partili yapmak gibi bir niyetimiz yok. Aleviliğe dair saldırılara karşı topyekün bir arada durup birlik içinde olunması bize yetiyor. Alevilik asimile ediliyor ve buna karşı da bizim iyi durmamız lazım. Alevi ve diğer halkların uğradığı ayrımcılığa itirazımız var. Biz bu ayrımcılığı reddediyoruz. Bu topraklarda yaşayan tüm farklılıkların kendini istediği gibi ifade edebilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

    “OCAKLADAN UZAKLAŞMAMALIYIZ”
    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise yaptığı konuşmada cemevlerinin halen ibadethane kabul edilmemesini eleştirerek
    “Şimdi bize Cemevi Başkanla aracılığıyla içinizden bazılarına maaş bağlatıyorlar. Bu konu büyük bir sıkıntı. Maalesef 3-5 kuruş paraya tahaf edecek duruma geldik. Bunun sebebi de Ocak kavramından uzaklaşmamızdan kaynaklanıyor” diye belirtti.

    “ÖZÜNÜ DARA ÇEKENLERİN HAREKETİYİZ”
    HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan ise Hubyar coğrafyasındaki kültürün günümüzde de canlı tutulduğunun altını çizdi. Özcan, “Biz eline, beline, diline sahip olanların, özünü dara çekenlerin hareketiyiz. Yolun içinde bir damla olduysak ne mutlu bize. Partimiz, Alevi toplumunun, bütün yok sayılanların haklarını eşit yurttaşlık çerçevesinde kabul ettirmeye, bu hakların söke söke alınmasında kendilerine ne rol düşüyorsa onu yapmaya devam ediyor” dedi.

    “DEVLET, ÖNCELİKLE OCAKLARIMIZA SALDIRIYOR”
    Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin de sohbette söz aldı. Aleviliğin Ocaklar üzerinden bugüne taşındığını söyleyen Büyükşahin şöyle devam etti: “Hubyar Sultan ile Üryan Hızır tarihte birlikte olmuş, birlikte bu yolu sürdürmüşler. O nedenle buraya geldiğimden beri Üryan Hızır Ocağına gitmiş gibi hissediyorum.
    Birçok Alevi coğrafyasında yasaklandık katliamlara uğradık. Ama nihayetinde bizim ermişlerimiz, mürşitlerimiz, pirlerimiz Bu yolu bırakmamış. Alevilik Eğer bugün yaşıyorsa bu kesinlikle ocaklarımız sayesindedir. Dolayısıyla bizi yok etmek isteyenler öncelikle ocaklarımıza saldırıyor.”

    Yapılan sohbette Hubyarlı yurttaşlar, köylerinin bir inanç merkezi olması nedeniyle birtakım ihtiyaçları okduğunu da aktardı.
    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, köy muhtarının ilettiği ihtiyaç listesini olanakları dahilinde karşılayacaklarını belirtti.
    Köy evinde yapılan sohbette lokmaların dağıtılması ardından semah da dönüldü.
    PİRHA/TOKAT

  • Gazeteci Büyükşahin ile Güleç’in yargılandığı dava sonuçlandı!

    Gazeteci Büyükşahin ile Güleç’in yargılandığı dava sonuçlandı!

    PİRHA- TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davadan karar çıktı. Mahkeme, her iki isim için örgüt üyeliği yönünden beraat kararı verirken, Veli Büyükşahin’e propaganda suçundan 1 yıl 3 ay 22 gün, Veli Haydar Güleç’e ise 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verdi.

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandıkları davada karar açıklandı.

    Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’e “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.

    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosyada 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler iddianameye eklenmişti.

    Dosya kapsamında Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç, 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    Büyükşahin ve Güleç’in de aralarında bulunduğu 60’dan fazla kişinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilmişti.

    MAHKEME, BAŞKA DOSYALAR SEBEBİYLE İHBARDA BULUNDU!

    Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmadan bir gün sonra kararını açıkladı. Her iki isime de örgüt üyeliği yönünden beraat kararı çıktı. Mahkeme heyeti ayrıca, Veli Büyükşahin’e propaganda suçundan 1 yıl 3 ay 22 gün, Veli Haydar Güleç’e ise 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verdi.

    Mahkeme heyeti, Büyükşahin hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13.08.2012 tarihli ve Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.12.2012 tarihli erteleme kararlarının olduğunu belirterek “sanığın denetim süresi içerisinde dosyamıza konu suçu işlediği anlaşılmakla karar kesinleştiğinde adı geçen mahkemelere ayrı ayrı ihbarda bulunulmasına” yönünde karar verdi.

    Yargılama sonucunda mahkeme, Veli Haydar Güleç hakkında da Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17.12.2012 tarihli “kovuşturmanın ertelenmesi” yönünde karar olduğunu belirterek “sanığın denetim süresi içerisinde dosyamıza konu suçu işlediği anlaşılmakla karar kesinleştiğinde adı geçen mahkemelere ayrı ayrı ihbarda bulunulması” kararını verdi.

    Av. Seyit Demir, İstinaf Mahkemesi’ne başvuracaklarını söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar

  • Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davanın duruşmasının görülmesine Çağlayan Adliyesi’nde devam ediliyor. Dosya kapsamında hiçbir somut delilin olmadığını belirten Veli Büyükşahin, “Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum” dedi. Güleç ise “Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz” dedi. 

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek çok sayıda basın yayın kuruluşu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatıldı.

    Alevilerin sesi olan TV10 da kapatılan kuruluşlar arasında yer aldı. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç, kapatılmanın hemen ardından 10 Ocak 2018’de gözaltına alınmıştı. Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’in, bir yıllık tutukluluğunun ardından iddianameleri hazırlanarak “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.
    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosya dahilinde hiçbir somut delil yer almazken, 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler iddianameye eklenmişti.
    Yargılama sonucunda 16 kişinin tutuklanması yönünde karar çıkmış, Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç de 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu yargılamaya bugün devam ediliyor.
    Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10:00’da başlayan duruşma, kimlik beyanları ardından savunmalarla devam ediyor.

    VELİ BÜYÜKŞAHİN: BANA AİT OLMAYAN SES KAYITLARI VAR

    Duruşmada ilk olarak sanık sıfatıyla Veli Büyükşahin esasa ilişkin savunma yaptı. Büyükşahin şunları dile getirdi:

    “Bu dava 2012 yılında hazırlandı. Dolayısıyla bu dönem savunma yapmak çok zor. Sosyal medya paylaşımlarımız ve diğer suçlamalar, bugünün koşullarında değerlendirmek çok eksik kalır. Tapelerle benim görüştüğüm herkes, o gün yasal olan bir partinin yöneticileriydi. Ayrıca akademiye dair yapılan tüm görüşmeler de aynı kapsamda değerlendirilmedi. İnsani duyarlılıkla yaptığımız paylaşımlar, örgütü öven şekilde ele alınmış. Yasal bir partide faaliyet yürütmek neden yasa dışı olsun? Akademide olan herkes parti yöneticileri. Ve bu telefon görüşmelerini dinlemek yasal değil. Bu toplumu zapturap altına almak demektir. Benim tapelerimin çoğunda kızımla yaptığım özel görüşmeler mevcut. Bu durum, demokratik bir ülkede olmaması geren bir durum. Kaldı ki bana ait olmayan ses kayıtları da var. Gerçi onların içeriğinde de bir suç yok.

    “BİZİ HER AŞAMADA DİNLEMİŞLER”

    Ben uzun yıllardır Alevi medyasında çalışmalar yürüttüm. Bütün çalışmalarım bunun üzerinedir ama şunu görüyoruzki bizim yaralarımızı Alevi toplumu olarak daha da derinleştiriyorlar. Bizi her aşamada dinlemişler. Ben aynı zamanda Alevi Ocağı mensubuyum. Yakınımızda bir çatışma varsa ve IŞİD, herkesi öldürüyor ve bizim de taliplerimiz oradaysa elbette ki duyarlılığımız olacak.

    “BU ÜLKEDE ALEVİLER, KÜRTLER, ERMENİLER, ARAPLAR AŞAĞILANIYOR”

    Sivas’ta insanlar diri diri yakılıyor. IŞİD Ankara’nın ortasında insanlarımızı öldürüyor. Tarihte hep benzer durumlar var. Dolayısıyla biz duyarlıyız ve tepki gösteriyoruz. Hepimize inancımız ve kimliğimizden dolayı tanınan haklar var. Ama malesef biri daha çok diğeri daha az yurttaş. Bir grubun itibarını öne çıkarmak diğer grubu aşağılamak anlamına gelir. Bu ülkede Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Araplar ve diğer gruplar malesef aşağılanıyor, ötekileniyor. Bu ülkede biz özgür ve eşit olmak istiyoruz. Bunun için daha fazla ses çıkarmak istiyoruz. Bunu biz okuyan, yazanlar yapmazsak kim yapacak?

    “ZORLA BİR ÖRGÜT ÇIKARMA ÇABASI VAR”

    Bakın Anayasa tartışması yeniden başladı. Alevilerin, Kürtlerin eşit yurttaşlık talebi var. Şimdi bunun altından neden başka bir niyet aransın? Benim, pirlerime olan sorumluluğum gereği barıştan yana söylemlerim vardır evet ama kırın dökün diye bir söylemim yoktur. Yani dosya hazırlanırken o ikinci yurttaş, aşağılama tavrını da görüyorum. Mesela dosyada Alevi dedesi olduğum yazıyor. Hem Alevi dedesi olduğumu yazıp hem de beni emniyette IŞİD’li biriyle yan yana tutuyor. Demek ki beni hedef haline getirmek istediler. Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. Benim tüm yaşamım açık. Ama bir gazeteci, dede ve aydın olarak görüşlerim hep açıktır.

    “ALEVİLERİN SINIRLARINI SÜNNİLER BELİRLİYOR”

    Alevilerin sınırlarını Sünniler belirliyor. Biz sadece sınırları belirlenenleriz. Ama biz kimsenin sınırlarını belirlemiyoruz. Hükümet yetkilileri, bizim cemevine ‘cümbüşevi’ dedi mesela. Bunun bir yasal yaptırımı olmuyor. Ama ben tapeler sonucu 16 ay ailemden uzak kaldım. Çocuğum o süreçte beni belgesel çekimi için uzakta biliyordu. Bizi, yaşam tarzımızdan koparmak istiyorlar. Babam, bu inancı bana aşıladı. Şimdi ben, toplumuma nasıl sırtımı dönerim? ‘Aleviliğinizi, dilinizi, Kürtlüğünüzü ve insanlığınızı da bırakın ve bizim çizdiğimiz sınırlar içinde kalın’ deniliyor. Suriye ile ilgili paylaşım yapmışım ve hapis yatmışım. Neden? Siyaset yapma hakkı herkese var ama bize yok! Bu nedenlerle istinat edilen bütün suçları reddediyorum. Ben, düşünceleriyle hep açık bir insanım. Milletvekili adaylığı yapmam dahi dosyaya eklendi. Ne var şimdi bunda, neden suç oluyor?
    Yasadışı hiçbir eylemim, çağrım yok. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum.”

    VELİ HAYDAR GÜLEÇ: AİLE OLARAK DERSİM KATLİAM’INDAKİ O TRAVMAYI YAŞIYORUZ

    “Veli haydar Güleç ise yapılan o toplantıların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek,” Bu hakkı yargılamak ise deyim yerindeyse demokrasiye kurşun sıkmaktır” dedi.

    Güleç savunmasına şöyle devam etti:

    “Yargılanmamızın sebebi sahip olduğumuz bu ölümcül kimliklerdir. Alt kimlikler… Ben Alevi Kürt kimliği taşıyan biriyim. Türk ve İslam olmayanların tasviyesi büyük sonuçlar çıkarmıştır. Aile olarak Dersim Katliamı’ndaki o travmayı yaşıyoruz. Alevilik cumhuriyetin kuruluşundan beri din dışılık olarak tarif edilip, düşmanca yaklaşılmış. Dersim Katliamı’nda da oradaki halka bu şekilde yaklaşıldı. O katliamda yer alanların sonradan ifadeleri ortaya çıktı. Dönemi anlatmak, o kişide utanç sebebi olmuş. Büyük bir kötülükten bahsediliyor yani. Şimdi biz bu ülkede bu sorunları yaşadık. Sorunlar halen çözülmedi. Biz toplumsal duyarlılığımız gereği siyasetin içinde yer aldık. Yasalar parlamentoda yapılıyor.

    “ALEVİLER HEP ZULME UĞRADI”

    Bakın Alevilik dedik. Neden Aleviler bu kadar zulme uğradı? Neden hiçbirinin faili ortaya çıkarılmadı? Çünkü Aleviler hep reddedildi. Alevilik kendi başına bir inanç, bir Yoldur. Alevi pirleri, toplumun kanaat önderidir. Böyle bir toplumdan bahsediyoruz.
    Bakın Diyanet, ‘Orası inanç kurumu değil, faturalarını ödeyemeyiz’ diyor. Diyanet bu ülkedeki ayrımcılığın kendisidir. Aleviler, eşit yurttaş olmak istiyor. İnancını özgürce yerine getirmek istiyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyor çünkü asimilasyon hedefleniyor. Bunların değişmesi için siyasetle uğraştık.
    Evet benim bir de Kürt kimliğim var. Birçok katliam yaşadık. Uzağa gitmeyeceğim, doksanlarda binlerce faili meçhul yaşadık. Biz bu sorunları çözemezsek, bizden sonraki kuşaklara kötülük, ölüm bırakacağız. Bir bedel ödenecekse bizimle sınırlı kalsın. Bu sorunlar bize miras kaldı, dilerim ki sonraki kuşaklara kalmaz. O yüzden Kürtlerin temel hakkı tanınmaktır. Bu devlet, Kürtlerle barışmak zorunda. Halen parlamentoda Kürtçe ‘bilinmeyen dil’ olarak görülüyor. Biz bu dilde eğitim de görmek istiyoruz. Kürt sorununu çözmek istiyorsanız ana dil önündeki engeli kaldırmalısınız. İnkar ederek bu olmaz!
    Cumhurbaşkanı, yakın zamanda Kürdistan’a gitti ve Kürdistan bayrağı önünde fotoğraf verdi.

    “GAYRİ CİDDİ SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUZ”

    Bu iddianamede tapeler dışında ne var? Çok ilginçtir oluşturulan iddianame 2 kere reddedildi. Neden? Yetmedi savcı, bizim ses analizlerimizi istedi. Aradan 12 yıl geçmiş. Bu iddianame bir yargı malzemesi olamaz. Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz.

    “BİZ VİCDANLIYIZ, DUYARLIYIZ”

    DTK, devlet tarafından resmi görülmüş. Devletin orayla teması olmuş. O iddianamenin bir yerinde diyorum ki ‘Ateşkes konusunda bir süreç yürütmeliyiz’ şiddetten arınmadan bahsediyorum. İstakoz partileri yapanlar, kolunda Rolex saat takanlar için savaş kolaydır. Kürt’ün, Alevinin sorununun çözümü bu ülkeyi geleceğe taşıyacaktır. Bunun için mücadele yürütüyoruz. Dersim’i, Koçgiri’yi, Sivas’ı yaşadık buna rağmen kimseye kin gütmedik. Biz vicdanlıyız, duyarlıyız. Bu yaşananlar artık yetmez mi? Bu ülke her 10 yılda bir darbeler yaşandı çünkü iyi yönetilemedi. Bu sorunların çözümü hepimizin boynunun borcudur. Bunun için hep siyaset içerisinde olduk.

    “BU DAVA YARGILAMA KONUSU OLMAMALI”

    4 yılda bir oy kullanmak, sonrasında siyasete bulaşmamak bu ülke vatandaşına dayatılıyor. Bu demokrasi değil.
    Mahkemeler, vatandaşın hak arama yeridir. Mahkemelerde adalet olmazsa vatandaş hak arayamaz. Bugün yargı, siyasetin vesayeti altında. O yüzden bizim beklentimiz adalet duygusuyla bakılmasıdır. Suçlamalara ilişkin ciddiye alınabilecek bir suçlama görmüyorum. Basın açıklamasına katılmak bir haktır. Sokak, hak aramanın merkezidir. Buraları yasaklar, baskı uygularsanız başka şeyler ortaya çıkacaktır. Bakın yeni bir anayasa tartışılıyor ama yöneticiler mevcut anayasayı dahi uygulamıyorlar. Bunları da geçtim, Aleviler içim AİHM kararları bile uygulanmıyor. Şimdi vatandaş neye güvenecek? Değiştirmeden önce mevcuda sadık kalalım.
    Beklentimiz, bu yargılama süreci uzun sürdü. O gün de söyledik, bu dava yargılama konusu olmamalıdır.”

    MEHMET AKAR: SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM

    Yazar Mehmet Akar ise “Osmaniye Cezaevinde açlık grevinde olduğum iddia ediliyor. Bu dönemde telefonlarımın da dinlenildiğine rastlanıyor. Ben o cezaevinde kalmadım. Dolayısıyla mesnetsiz iddialar” dedi.

    Akar şöyle devam etti:

    “Arnavutköy’de bir emlak alım satımı için bulunduğum dönemde bir arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesi de mesnetsiz şekilde suçlamaya dönüştürülmüş. Örgüt için çalıştığım ifade edilmiş.
    Parti içerisinde yasal faaliyet yürüttüm. Uzun yıllardır Kürt dili üzerinde çalışmaktayım. Demokrasiyi hayatıma yansıtan bir insanım. Şiddete karşı tavrımı hep açık ifade ederim. Sosyal medya paylaşımlarım suçlamalara konu edilmiş.
    Demokrasi, binlerce yıl önceden günümüze gelen en naif olanıdır. Gönül ister ki günümüzde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği bir hayat yaşansın. İddia makamının suçlamalarını kabul etmiyorum.
    İstanbul’da yaşadığım süre içerisinde ticaretle uğraştım ve en son bir yapı kooperatifinin yöneticiliğini üstlendim. Uzun süre kamusal alanda faaliyet gösteren birinin, yasa dışı bir örgütte yer alması mümkün değildir.
    Sosyal medyadaki paylaşımlarımı sorumlu vatandaş sıfatıyla yaptım. 4 yıl süren, yerel bir gazetede de yöneticilik yaptım. Yazdığım kitaplarda da herhangi bir yasaklama, toplatma olmadı. Ama 2011 yılından itibaren telefon görüşmelerinde yapılan dinlemelerinin hiçbirinde yasadışı bir konuşma yok. Sadece parti il ve ilçe başkanlarıyla yaptığım konuşmalar var. Üyelikler, toplantılar konusunda yapılan konuşmalar…
    Şu anda bir bedel ödüyorum. Bir pişmanlık da duymuyorum. Ülkenin demokrasi gibi bir nimetle tanışması bazıları için kabul görmedi. Herhangi bir suç işlemediğimi belirtiyorum, beraatimi istiyorum.”

    AV. İNAN POYRAZ: BU DAVA BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ’NİN FAALİYETLERİNİN KRİMİNİLAZE EDİLMESİDİR

    Semra Demir, Adnan Kaçmaz, Binali Palandöken ve Mehmet Akar’ın Avukatı İnan Poyraz, “Bir yargılama yapılıyor ve elimdeki donelerin yüzde 99’unu mahkemeye sunmuş durumdayım. Bu dava Barış ve Demokrasi Partisi’nin faaliyetlerinin kriminalize edilmesidir. Parti akademisinin nasıl kurulduğu parti tüzüğünde de yazmakta. Düşünce özgürlüğü kapsamında bu akademinin değerlendirilmesi yönünde mahkeme kararları da mevcut. Bu dosyanın yüzde 90’ını oluşturan hakim ve savcılar, kaçak halde aranmakta. Müvekkillerimizin hepsi iş güç sahibi. Karadenizli, gidip Kürtçe öğreniyor, sırf yurt dışına gidebilmek için. Ama müvekkillerimiz buradalar, bir yere de gitmiyorlar. Müvekkillerimin beraatini talep ediyorum” dedi.

    AV. BÜLENT ÇOBAN: TAPELER TEK BAŞINA SUÇ TEŞKİL ETMİYOR

    Adem Can’ın avukatı Bület Çoban da savunmasında, “Neden zahmet edilip teknik araç götürülerek partideki toplantılar dinleniyor? Buna gerek yoktu, çağrılsalar zaten açıkça anlatılacak konular, 10 yıl önce o toplantılarda konuşuldu. Kürt sorunu, Abdullah Öcalan, kadın sorunu, Alevi sorunu… bu başlıkları konuşmak suç olmamalı. Hatta bu sorunları diğer partiler konuşmadığı için sorun oluşuyor. Tüm bunları geçtim, hayatın gizlilik ilkesi nerede? Neye istinaden, hangi hakla dinleme yapılıyor? Zaten bu tapeler tek başına da bir suç teşkil etmiyor. O nedenle müvekkillerimizin beraatini talep ediyorum”  ifadelerini kullandı.

    AV. ZÜLFİKAR ERDEN: TAPELER ÜZERİNDEN HUKUKA UYGUN BİR DELİL OLUŞTURMAK SÖZ KONUSU DEĞİL

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlığını yapan Av. Zülfikar Erden ise SEGBİS yoluyla duruşmaya katılıp savunma yaptı.

    Erden şu ifadeleri kullandı:

    “Soruşturma 2012 yılında başlıyor ve 2019 yılına kadar kalem dahi oynatılmıyor. Bunun sebeplerinin başında savcılık ve kolluğun kimlerden yana olduğuna girmeyeceğim ama birçoğunun FETÖ suçlamalarıyla tutuklandığı, arandığı aşikar. Savcılık makamı bazı müvekkiller üzerinden ceza talep ediyor ancak şöyle çelişki var. Örneğin müvekkillerden Süleyman Savaş, akademiye kayıt yaptığını ama vazgeçip katılmadığını söylüyor ama savcılık makamı örgüt üyeliğinden ceza istiyor. Tapeler üzerinden hukuka uygun bir delil oluşturmak söz konusu değil. Hangi sesin hangi isme ait olduğu konusunda bir netlik de yok. Yargıtay’ın bu konudaki tavrı da açık; eğer net bir değerlendirme yoksa somut delil olamaz deniliyor. Dosyada gelinen noktada, BDP’nin çalışmalarını kriminalize etme çabası var. Diğer partiler, benzer bir organizasyon yaptığı zaman alkış tutuyoruz ama BDP yapınca yasadışı faaliyet olarak yorumlanıyor.
    Kan davalı bir aileyi AK Partili birileri barıştırdığı zaman olumlu karşılanıp, BDP’liler yapınca neden örgütsel faaliyet olarak yorumlanıyor?
    Bu nedenlerle tahliye talep ediyoruz?

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlarından Seyit Demir de şu savunmayı yaptı:

    “Müvekkillerin duruşu bir aydın duruşudur. Birçok davada, hatta boşanma davalarında dahi FÖTÖ tartışması yapılmakta ama bu dosyada direk FETÖ izi var. 2010’lu yıllarda akçeli işler bir ortağın, güvenlik bürokrasisi ise diğer tarafın elindeydi. FETÖ’cüler kurdukları düzenin 1000 yıl süreceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Dönemin 61. Hükümetinin başbakanı ‘Analar ağlamasın’ diye bir süreç yürütürken Hakan Fidan’ı gözaltına alıp KCK operasyonu yürütmek ve Gülen’in ‘Ocaklarını yakın’ söylemini görmemek mümkün mü? Haklarını vermek lazım, kumpas kurmayı iyi bilirlerdi. Bunun eğitimini de Amerika’dan aldılar. KCK operasyonlarında binlerce insanı bu yollarla yargıladılar.
    DTK bir platform ve bu konuda cevap vermeyi gerek görmüyorum. Bu konuda mahkemelerin beraat kararları da var. Bizim müvekkillerin DTK’yla da alakası yok.
    Her siyasi partinin akademi eğitimleri var. Müvekkillerim de aydın duruşu sergileyip söylediklerinin arkasında duruyorlar. Facebook paylaşımları söz konusu edilmiş. Müvekkilim bir gazeteci. Müvekkilim darbe günü kesintisiz 7 saat yayın yapıyor ama ne yazık ki KHK ile kapatılıyor.
    Dosyadaki ilk hakim 2 defa iddianameyi geri gönderdi. Bu dosyada cezası netleşen hakimin imzası da var!
    Müvekkillerim, insan hakları konularında dersler vermiş. Müvekkilim PM üyesi (Barış ve Demokrasi Partisi). Gizli, saklı bir durum yok. Sanki el yapımı patlayıcı yapmayı öğretmiş gibi… Oturma eylemini örgütle bağlandırmaya karşı söyleyecek söz yok.
    Bizim dosyamızda 11 ardışık dinleme kararı var. Hedef kişi belli değil, olta atılıyor, kim takılırsa… Müvekkilim Çanakkale tarafına gidiyor, çocuğunun astım hastalığı nedeniyle. Orada yaptığı bu konuşmalar dahi tapeye giriyor. 2 yıl boyunca devam eden böyle bir dinleme yapılabilir mi?
    Bilal Bayraktar, Sadrettin Sarıkaya’yı anmadan olmaz. Dosyada bu iki ismin imzaları var. Siyasi iktidara yönelik ilk operasyonu bunlar yaptı. Soruşturma açısından murdar olmuş, pis ve kirli bir soruşturma yürütülmüş. En azından bu sayfayı artık kapatalım. Beraat kararı verilsin, talep ediyorum.”

    Mahkeme heyeti, davaya dair kararını 8 Mayıs’ta açıklayacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kapatılan TV10’un yöneticilerinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilecek

    Kapatılan TV10’un yöneticilerinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilecek

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davanın görülmesine 7 Mayıs’ta devam edilecek. Büyükşahin ile Güleç, yargılama kapsamında son kez savunma yaparak tahliyelerini talep edecek.

    Fetullah Gülen örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek çok sayıda basın yayın kuruluşu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatıldı.

    TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyon kanalının yayını da 28 Eylül 2016’da durdurulmuştu.

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç, 10 Ocak 2018’de evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmıştı. Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’in, bir yıllık tutukluluğunun ardından iddianameleri hazırlanarak “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.

    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosya dahilinde hiçbir somut delil yer almazken, 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler de iddianameye eklenmişti.

    Sürdürülen yargılama sonucunda 16 kişinin tutuklanması yönünde karar çıkmış, Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç de 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    YARGILAMADA SONA GELİNDİ!

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu yargılamaya 7 Mayıs’ta devam edilecek. Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 09:00’da başlayacak duruşma, 2 gün sürecek.

    Müşteki avukatları, suçlamalara dair mahkemeye sunulan tapelerin somut delil olarak yorumlanamayacağını belirtiyor. Bu nedenle 7 Mayıs’ta görülecek celse sonucunda kararın da açıklanması bekleniyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    PİRHA-CAN TV’de yayınlanan Yol’un Yüzyılı programı Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla izleyiciyle buluştu. Programda hakikatin bulunmaya çalışılacağı vurgulandı. 

    Cumhuriyet’in yüzyılını geride bırakırken, Alevilerin son yüzyılda yaşadıklarını tarihsel, sosyal ve kültürel açıdan değerlendiren Yol’un Yüzyılı programı CAN TV‘de ilk bölümü yayınlanarak izleyiciyle buluştu.

    Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumunda yapılan programın ilk bölümüne Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Doç. Dr. Cemal Salman, Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, CAN TV Yayın Kurulu üyeleri Çilem Küçükkeleş ve Veli Büyükşahin katıldı.

    “SEYİRCİYLE BULUŞMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ BİR PROGRAMA DÖNÜŞTÜ”

    Programda ilk olarak konuşan CAN TV Yayın Kurulu üyesi Çilem Küçükkeleş, “Aslında tam da 100. yaşı tamamlarken birçok şeyi konuşmuş olmak istiyorduk. Türkiye’nin tarihi denilen tarihi seçim, büyük seçim aslında hepimizin kaderini belirleyen gibi çok abartılı yaklaştığımız ama gerçekte öyle bir abartının olmadığını hep birlikte deneyimlediğimiz, o deneyimin de bize bu programı getirdiğini daha da güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü biz Aleviler, Cumhuriyet’in o kadar kolay değişmediğini, öyle sandıkla bir demokrasi gelmeyeceği meselesini demokrasinin tam da toplumsal bir mesele olduğunu biraz deneyimlediğimiz bir süreç oldu. Ve yeni yayın döneminde mutlaka seyirciyle buluşması gerektiğini düşündüğümüz bir programa dönüştü. Seyircimiz tarih programı gibi elbette algılanmasın. Çünkü biz bir yüzyıla, bir şekilde Cumhuriyet’te ne yaşadığımıza gideceğiz. Ama bir de geri döneceğiz biz bu yüzyılda neler yaptık diyeceğiz” dedi.

    “ALEVİLİKLE İLGİLİ HANGİ SORULARI CEVAPLAYABİLDİK?”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar ise programın amacına dair konuşarak, “Amacımız, son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaları, bu çalışmaları yapan akademisyenleri davet etmek. Bu çalışmalarda Alevilikle ilgili biz hangi soruları cevaplayabildik? Hala hangi soruları soruyoruz? Biraz programın amacı da bu. Son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaların sayısı epeyce arttı. Bu çok önemli” dedi.

    “GELECEK YÜZYILI DOĞRU KURMAMIZ LAZIM”

    Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, programda nelere değineceklerini şöyle ifade etti:

    “Yaşananlara, itirazlara, alternatif önerilere, anayasa kısmında Koçgiri’ye de değineceğiz. Muhtemelen sonrasında da Dersim. Bunların hepsi kuruluşun problemleridir. Koçgiri, siyasal birliğin kurulması konusunda önerileriyle bir anahtar. Eğer o öneriler kabul edilseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz ediyor olacaktık. Gelecek yüzyılı doğru kurmamız lazım. Bunun bir anlamı da bu, programın katabileceği belki.”

    “BURADA YAPILACAK ŞEY BİLGİ AKTARIMI VE HAFIZA TAZELEME OLACAK”

    Doç. Dr. Cemal Salman da, bilgi aktarımı ve hafıza tazelemeye dikkat çekerek, “Temelde ister adını tarih koyalım, ister sosyal bilimler koyalım. Burada yapılacak şey, bir tür bilgi aktarımı ve hafıza tazeleme olacak aslında. Çünkü Alevi tarihi hem sözlü hem yazılı kaynak olarak yüzyıllara uzanan bir geniş, derin bilgi hazinesini içeriyor” ifadelerini kullandı.

    “BU PROGRAMDA HAKİKATİ BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    CAN TV Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin ise programın bir ciddi karşılığının olabileceğini düşündüğünü söyleyerek, “Bu programda hakikati bulmaya çalışacağız” dedi.

    Programın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 7 yıl geçti. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu hatırlatarak, “Anayasa Mahkemesi, bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada” dedi.

    15 Temmuz 2016’daki Fetullah örgütünün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    OHAL KHK’leri ile kapatılan en az 28 televizyon kanalının arasında yer alan Üryan Hızır Ocağı evladı ve kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Aleviler için önemini, neden kapatıldığını, kapatılma sürecinde yaşananları, Galatasaray Meydanı’nda 82 hafta sürdürülen eylemleri PİRHA‘ya anlattı.

    “ANCAK 3-4 GÜN SONRA KAPIMIZI MÜHÜRLEYEBİLDİLER”

    Büyükşahin, TV10’un kapatılmasının üzerinden 7 yıl geçtiğini belirterek, “Alevi toplumunun hem ihtiyaçları, hem sorunlarını, hem sıkıntılarını hem de kendi kimliğini, öz kimliğini yeniden ifade en temel araçlarından birisi haline gelmiş. Asimilasyon önündeki en büyük engellerden biri olmuş. Tam da bugün 28 Eylül’de 7 yıl önce bizim televizyonumuzla birlikte diğer muhalif medya organları da KHK ile kapatıldı” dedi.

    Büyükşahin, TV10’un kapanma sürecinin biraz daha uzun sürdüğünü de belirterek, “Çünkü Alevi kurumları geldi. Alevi canlarımız geldiler, sanatçılar geldiler. Bizi destekleyenler geldiler. Semahlar döndük mesela. Üç dört gün sürdü bu. Ve ancak üç dört gün sonra kapımızı mühürleyebildiler” diye belirtti.

    “TAKSİM’DE 87 HAFTA EYLEM YAPTIK”

    Büyükşahin, Taksim’de 87 hafta sürdürdükleri eyleme ve hukuk sürecine dair şunları kaydetti:

    “Tabii 87 haftayı içine alan Taksim’de hak talebimizi, mücadelemizi devam ettirdik. Arkasından tutuklandık. Nihayetinde bir taraftan bir mücadele yürüdü ama bir taraftan da bir hukuk mücadelesi yürüttük. Davalar açtık, büyük oranda davaları kaybettik. Arkasından Anayasa Mahkemesi (AYM), bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada.”

    “TV10 ALEVİLERİN LOKMALARIYLA KURULDU”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un, Hakk’ın ve hakikatin sesi olarak yoluna devam ettiğini, Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu belirterek,  “Mücadelesinden bir gıdım geri atmadı. Kapatılan medya organları içerisinde bir gıdım geri atmayan, sokağa çıkan, eylem yapan, bütün çalışanlarıyla, sunucularıyla, ortaklarıyla, yayıncılarıyla, halkla, Alevi örgütleriyle birlikte böyle bir mücadeleyi yürüttü. Bu tek başına bile Alevi toplumuna büyük bir mirastır” ifadelerini kullandı.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar – VİDEO

    Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar – VİDEO

    PİRHA – AKP hükümetinin asimilasyon politikalarını yürüten Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedeleri maaşa bağlama çağrısına tepki gösteren Üryan Hızır Ocağı evladı ve CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, “Şu anda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı köy köy, ocak ocak, ziyaret ziyaret, cemevi cemevi geziyor, çalışma yürütüyor. Bütün Alevi kurumları ve cemevleri sahada olmalı. Bu konuda toplum aydınlatılmalı” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu tür suçların önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın (üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde) kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi de bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Üryan Hızır Ocağı evladı ve CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, Alevilerin yeni diyaneti olma yolunda ilerleyen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görevlendirilen kişilerin köyleri gezerek ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifine tepki göstererek PİRHA’ya değerlendirme yaptı.

    “ALEVİLERİ KENDİ KİRLİ İŞLERİNE ORTAK ETMEK İSTİYORLAR”

    Büyükşahin, Cemevi Başkanlığı’nın laikliği rafa kaldırmaya çalıştığını belirterek, “Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar. O yüzden nereden bakarsak bakalım devlet sınırlarını aşmıştır. Devletin böyle bir görevi yoktur. Bu bozgunculuktur. Alevileri bozmaya, yozlaştırmaya, asimilasyona uğratmanın araçlarından bir tanesidir” dedi.

    “HASSASİYETLERİNİZ İKTİDARIN HASSASİYETİ OLACAK”

    Büyükşahin, maaşlı dedelerin Cemevi Başkanlığı’nda göreve başladıklarında oluşabilecek sonuçları şöyle anlattı:
    “Siz siyasi iktidarın bir aparatı haline geldiğinizde sınırlarınız olacak. Devlet memurusunuz, oraya bağlısınız, ihtiyaçlarınız oradan karşılanıyor. Dolayısıyla siz devlete karşı sorumluluk duyacaksınız. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, onun üzerinden Kültür Bakanlığı, onun üzerinden hükümet ve devlete, cumhurbaşkanlığına karşı kendinizi sorumlu hissedeceksiniz. Böyle davranacaksınız. Ama esas olarak Alevi toplumuna karşı bir sorumluluk hissetmeyeceksiniz. Hassasiyetleriniz devletin ve iktidarın hassasiyeti olacak. Alevi toplumunun hassasiyeti olmayacak.”

    “MUAVİYE’NİN YAĞLI PİLAVI BUDUR”

    İktidarın ayrımcı diline ve politikalarına dikkat çeken Büyükşahin, bu girişimin içinde olanlara, “AKP iktidarı, cumhurbaşkanı her gün televizyonda özellikle seçim dönemlerinde bu ülkede birilerini hain, düşman ilan ediyor. Siz oranın parçası olduğunuzda siz de öyle bakmak zorundasınız. Bu tümden yoldan düşmektir. Tam da Muaviye’nin yağlı pilavı budur. Biz dolayısıyla bu yağlı pilavı tercih etmiş oluyoruz. Aslında Alevilere hizmet için değil kendi çıkarları için oraya gitmiş oluyorlar. O projeyi yapanlar da Alevi toplumunu bölmek, parçalamak için sizi kullanmış oluyorlar” diye seslendi.

    “BÜTÜN ALEVİ KURUMLARI VE CEMEVLERİ SAHADA OLMALI”

    Aktif bir mücadele yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Büyükşahin, AKP’nin ve Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın dayatmaları karşısında Alevilerin ve Alevi kurumlarının sahada olması ve toplumu aydınlatması gerektiğinin altını çizdi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz – VİDEO

  • TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen TV10’nun KHK ile kapatılmasına karşı açılan davada aleyhte karar verildi. Kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. Sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    15 Temmuz 2016’da darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Alevilerin sesi TV10, 28 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılmış, 04 Ekim 2016 tarihinde mühürlenmiş ve mal varlıkları TMSF tarafından satılmıştı.

    Yaşana sürece ilişkin açtıkları davanın geçtiğimiz günlerde aleyhleri yönünde sonuçlandığını açıklayan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Can TV’de yayımlanan “Can Aktüel Gün Ortası” programında kararı değerlendirdi. Hükmün, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu belirten Büyükşahin, “İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI AVUKATLARININ VEKALET ÜCRETLERİNİ DE BENDEN İSTİYORLAR”

    Büyükşahin‘in açıklamaları şöyle:

    “Olağanüstü hallerden, bu sistemden en çok mağdur olan emekçiler, yoksullar, Aleviler, Kürtler gibi toplumsal kesimlerdir. TV10 Alevi toplumunun araçlarından bir tanesiydi. Görünür olma, ihtiyacını belirleme, asimilasyona dur deme araçlarından bir tanesiydi. Yeni sonuçlanan bir davamız var. Danıştay’a bir dava açmıştık. Anayasa Mahkemesi ilgili KHK’yı iptal etmişti. Bunun üzerine yeni davalar açtık. Yeni sonuçlandı ve reddedildi. İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar. TV10 ile ilgili hiçbir mahkeme kararı olmadan, uyduruk bir KHK ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi.

    Bunun üzerine biz bunu gerekçe yaparak Danıştay’a bir kez daha dava açtık. Yürütmenin durdurulmasını talep ettik. Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK’ün de aralarında olduğu belli kurumlara dava açtık. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. AYM kararına göre bütün haklarımızın olduğu gibi teslim edilmesi, süreç içerisindeki maddi, manevi kayıplarımızın giderilmesi gerekiyordu. Fakat mahkeme AYM’nin kararına karşı bir karar alıyor ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı ve RTÜK avukatlarının vekalet ücretlerinin de benden tahsil edilmesine hükmediyor.

    “ALEVİ TOPLUMU İLK DEFA BU KADAR GÖRÜNÜR OLDU”

    TV10 süreci Alevi ve Türkiye demokratik kamuoyu açısından çok önemli. Alevi toplumu belki de ilk defa bu kadar görünür oldu. Asimilasyonun önüne bir set çekti. Aynı zamanda Türkiye demokratik muhalefeti ile Alevileri bir araya getirdi. Ana akım medyanın, belli sermaye gruplarının beslediği, yönlendirdiğinin ötesinde daha katılımcı, demokratik, basın, yayın ilkelerine uyan, bunu kendine rehber edinen ve Alevi toplumunun lokmalarıyla ayakta duran bir televizyon oldu. Dolayısıyla bu toplumda çok büyük karşılık buldu. TV10’nun kapatılma sürecinde yalnızca Alevilere bir darbe vurulmadı. Kadın, çevre hareketi, demokratik muhalefet, Kürtler, gençlere vuruldu bu darbe.

    Soma katliamı olduğunda günlerce canlı yayın yaptık. Tek gündemimizdi bu. Çünkü Soma Alevidir. Yani inanç olarak demiyorum. Orayı Alevi olarak görürüz. Emekçiyi Alevi olarak görürüz. Kadın Alevidir. Çevre katliamlarına Alevi bakış açısı olarak baktığımızda sahipleniriz. Toplumun her kesimine yönelik bütün saldırılarda, katliamlarda TV10 sorumluluk alanı olarak gördü. Bunun için mücadele etti. Ekranlarına taşıdı. Ayrıca çok dilli bir televizyon. Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça’yı ve farklı sürekleri ekrana taşıdı. Tam da devletin, sistemin rahatsız olduğu noktalar bunlardı.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • 12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    PİRHA-Gazi katliamının 28. yılı dolayısıyla 12 Mart Platformu tarafından Gazi Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Can Tv Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin, “12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı” dedi.

    12 Mart Platformu Gazi katliamının 28. yıl dönümü dolayısıyla Gazi Cemevi’nde panel düzenledi. “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam. Gazi ve 1 Mayıs Şehitleri onurumuzdur” pankartının da açıldığı panele Veli Büyükşahin, Nuray Sancar, Özge Karbo, Gülümser Seyitcemaloğlu ile Ergin Engin konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ DÜNDEN BUGÜNE KALE OLABİLDİ”

    Panelde ilk olarak konuşan moderatör Özge Karbo 12 Mart’ın Türkiye tarihinde yer edinen olaylarına değinirken, “12 Mart Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri. 12 Mart darbesi ile Gazi katliamının yaşandığı tarihtir. Gazi dünden bugüne kale olabildi. 28. yılındayız Gazi katliamının. Devrimci ve halkçı hareketin yükselmesinden korkan devlet, ırkçılığı körükleyerek, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Seçim sürecine iki ay kaldı. Raydan çıkmış iktidara karşı mücadeleyi büyüterek bu sürece giriyoruz. Katledilen yoldaşlarımızı unutmayacağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz” dedi.

    Karbo’dan sonra söz alan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş ise “12 Mart bu ülkedeki ilk katliam değil. Bugün Gazi ne kadar ablukaya alınırsa alınsın, burada yaşayan halkların dinamikleri hiçbir zaman bastırılamayacaktır. Sadece katliamlar değil, bir de onlardan sonra sergiledikleri tiyatrolar da söz konusu. Hiçbir zaman baskılara teslim olmayacağız. Eğer birliğimizi sağlarsak hiçbir güç inancımıza ipotek koyamayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “GAZİ RUHUNU UNUTTURMAMAMIZ GEREKİYOR”

    Gazi katliamında hayatını kaybeden Sezgin Engin’in abisi Ergin Engin ise “Devlet nezdinde bir kaleydi Gazi. Ama görüyorum ki kalemizi yeterince savunamamışız. Değerlerimizi anlatamamışız. Salonun hınca hınç dolu olmasını isterdik. Gazi ruhunu unutturmamamız gerekiyor. Gazi direniştir” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi’nden Nuray Sancar, deprem sürecine değindiği konuşmasında “Bu halk her zaman küllerinden doğmayı bildi. Tarihimiz katliamlar ile dolu. Türkiye’de yaşayan halklar sürekli devlet ile uğraşmak zorunda kaldı. 10 ili etkileyen depremlerde insanlar enkazlardan seslerini duyuramadı. ‘Devlet var mı?’ diye seslendiler. Devlet 72 saat sonra alana yağmacı kovalamak için paramiliter kuvvetler ile girdi. Orada insanlar göz göre göre katledildi aslında. Devlet başından beri tekçi, Sünni, Türk ve eril bir yapıydı. Devlet, farklılıklara tahammül etmeyen bir devlet. Bu yapının, emekçilerin, yoksulların dostu olması beklenemez. İnsanlar omuz omuza verdiler ve deprem bölgesinin ihtiyacını karşıladılar. Dayanışma yaşatır ama örgütlenme değiştirir” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET DEPREM BÖLGESİNDE YOKLUĞUYLA VARDI”

    Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin de deprem sürecindeki eksikliklere dikkat çekerken, şöyle konuştu:

    “Depremde binlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan etkilendi. Yüzyıllardır bulunduğu topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. İş makinalarını getirip Üryan Hızır Ocağı’nın evini yıktılar. Öyle bir ortam var ki bölgede cenazelerinizi kaldırabiliyorsanız eğer şanslı hissediyorsunuz kendinizi. Büyük bir dramın yaşandığı süreçten geçiyoruz. Bu süreç şunu gösterdi: Devlet orada aslında yokluğuyla vardı. Gönderilen yardım malzemelerine el koydular. Çadırların üzerine kendi logolarını yapıştırdılar. Toplum büyük bir seferberlik içerisine girdi. Alevi örgütleri, siyasi partiler, yurttaş inisiyatifleri vardı orada.

    12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı. Bu ülkenin tarihinde bütün etnik gruplar bir çok katliam yaşamış. Ulus devletler kendi içerisindeki kimlikleri bastırarak yol alır. Bunu milliyetçilik ya da liberalizmle yapar. Milliyetçilik bunu kanlı yapar. Liberalizm ise benimseterek yapar. Depremde bile ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Bazı köylere hiçbir şey verilmedi. Ben tanık oldum. O köyler ya Alevidir ya solcudur ya da HDP’lidir.”

    “GAZİ DİRENİŞİ DEVLETİ GERÇEKTEN ÇOK KORKUTTU”

    Panelde son olarak söz alan Proleter Devrimci Duruş üyesi Gülümser Seyitcemaloğlu ise “Gazi’nin direniş ruhunu anlatmamız gerekiyor. Gazi’de ilk anda Alevi-Sünni çatışmasına yönlendirmeye çalıştılar ama “Katiller karakolda” denilerek doğru hedef belirlendi. Günlerce çok büyük bir direniş sergileniyor. Daha sonra devlet talepleri kabul etmek zorunda kalıyor. Olayların direniş yüzünü anlatmazsak gelecek kuşaklara bu ruhları aktaramayız. Sadece acı aktarırız ve bunu kaldırmakta zorlanırlar. Gazi direnişi gerçekten çok korkuttu devleti. Devleti, saldırıları teşhir edelim ama direnişlerimizi de anlatalım. Marx’ın dediği gibi tarihin lokomotifi direnişlerdir” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    PİRHA – Depremin üzerinden bir ay geçti. Binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce bina yıkıldı. Bazı binalar da yetkililerin kararıyla yıkıma uğratıldı. Yıkıma uğrayan yapıların arasında Alevilerin kutsal mekanları var. Adıyaman Bulam’da Üryan Hızır Ocağı’na ait 150 yıllık ev de valilik kararıyla yıkıldı. 

    6 Şubat’ta Maraş merkezli depremlerde büyük yıkım gerçekleşen Adıyaman’da çok sayıda insan hayatını kaybetti, yaralandı. Binlerce bina yıkılırken, çoğu da ağır hasarlı.

    Adıyamanlı, Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da Ocak evinin valilik emriyle yıkıldığını PİRHA‘ya anlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KÜLTÜREL MİRASLARI ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENİYOR”

    150 yıllık tarihi olan Alevi Ocak evinin kaymakamlık ve valilik emriyle yıkıldığını belirten Büyükşahin, “Bu mirasa enkaz muamelesi yapılmamalıydı. Bu tür tarihi, kültürel ve inançsal özellikleri dikkate alınarak bir uygulamanın yapılması gerekirdi. Çok ama çok üzgünüz” dedi.

    Büyükşahin, “Deprem felaketiyle birlikte maalesef çok sayıda canımızı kaybettik. Felaket her yönüyle devam ediyor. Göçük altındaki canlarımıza bile enkaz muamelesi yapıldı. Bilmemiz gerekir ki insani dramın yanında o coğrafyanın kültürel, inançsal tarihide yok ediliyor. İnsani kırımın yanında bir kültürel kırımında da eşiğindeyiz. Depremin olduğu Alevi coğrafyasında Alevi toplumunun çok önemli kültürel mirasları var. Yüzlerce yıl öncesinden gelmiş olan miras var. Bu konuda yetkililerin çok hor yaklaştığını onu enkaza dönüştürmek istediklerine tanık oluyoruz. Bunun örneklerinden bir tanesi benim de evladı olduğum Üryan Hızır Ocağı’nın Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da bir ocak evimiz var. Yüzyılı aşkın süredir cemlerin yapıldığı bir evimiz, Kutsal Tarik’in olduğu evimiz, cem evimizin olduğu büyük odamız var. Burası maalesef iki gün önce iş makinalarıyla yıkıldı, param parça edildi. Orası öyle bir yer ki beş kuşak dedemizin babam Hasan Dede, amcam Hamo Dede, onun babası Hüseyin Dede, kardeşi Mamo dede, babaları Miro Dede, onun babası Hüseyin Dede… Hasan efendilerin, büyük Hamo dedelerin,  Kalender dedelerin, Opi Usun, Ali ağanın, Yusuf Dede, Sabri Dede, Hüseyin Dede ve nicelerinin 1850 yıllardan beri var olan en az 150 yıllık tarihi olan, cem cemaat olunan, bir evden bahsediyoruz. Orada hem ocağımızın tarihi var hem de o günden bugüne sürekli cem cemaatlerin yapıldığı bir yer. Tarihsel, kültürel ve inanç anlamında bize akan bir miras ve dolayısıyla yapılması gerekli olan tek şey onun bu özelliklerinin dikkate alınarak bir uygulama yapılmasıydı” dedi.

    “CEM YAPTIĞIMIZ ODAYA AHŞAP BİR TAHTA DEĞERLENDİRMESİ YAPAMAZSINIZ”

    Veli Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Depremden sonra gördüğümde duvarlarında yıkıklar vardı. Şeritler çekildi ve hızlı bir şekilde ağır hasarlı denilip, yıkılma tehlikesi var diye iş makinalarıyla yıktılar. Dolayısıyla kültürel mirası da inanç mirasını da beş kuşakla gelen mirası da yok ediyorsunuz aslında. Orası sadece bir ev değil; büyük oda dediğimiz cem yaptığımız odaya sadece bir ahşap tahta muamelesi yapamazsınız. Çünkü orada en az 5 tane Alevi piri cem yapmış, cemaat yapmış, ikrar almış, yol sürdürmüş, hızır cemleri yapmış, müsahiplik cemleri yapmış. Tarik orada müsahiplerin sırtına çalınmış, hızır lokmaları, aşureler orada yapılmış ve orada toplumun sorunları çözülmüş. Dolayısıyla devletin yapması gereken onu koruma altına almak. Eğer yıkılması zorunluysa da buna uygun tedbirleri almak o dokuyu korumak oradaki taşın da ahşabın da zarar görmemesi için tek tek çıkarmak ve aslına uygun yeniden yapması gerekirdi.”

    “ALEVİ PİRLERİNİN SÖZLERİNİN, DUALARININ SİNDİĞİ BİR OCAK EVİ”

    Haber aldığımız anlardan beri bazı girişimlerde bulunmaya çalıştık ancak sonuç alamadık. Niye? Kepçeler girdi. İlk önce yaptıkları cemlerin yapıldığı odayı yıkmak oldu. Dolayısıyla yetkililerin o bölgede deprem bölgesinde bizim kültürel mirasımızda, inancımızda çok önemli bir yeri olan mekanlarımıza nasıl hor yaklaştıklarının gösterilmesi açısından çok önemli bir veri. Orası sadece bir taş, tahta, duvar yada bir kerpiç değil. Alevi tarihselliği içinde kendi kültürü, inancı, yolu barındırıyor. Bu evde en az beş altı pirin sözleri, gülbengleri, duaları, o sazlardan çıkan deyişler ve aramızda olmayan yüzlerce yıl önceden yaşamını yitirmiş çok sayıda insan orada cem cemaat olmuş. Onların ruhunu taşıyor. Onların sözlerinin içine sindiği bir ocak evinden evden bahsediyoruz. Orası sadece dört duvarı olan bir ev değil.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Büyükşahin, bu yıkımın incitici olduğunu söyledi ve Alevilere çağrıda bulundu.

    Büyükşahin, “Bunun hesabının sorulması lazım. Alevi coğrafyasındaki mirasa sahip çıkmak gerekiyor. Kim sahip çıkacak? Elbetteki başta bizler… Ocakzadeler, talipler ve Alevi örgütlerinin buna dönük bir proje geliştirilmesi gerekiyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki enkaz altında canlar varken bile orayı bir moloz yığınına çevirdiler. Oraya da öyle yaklaşıyorlar. Orası sadece bir moloz yığını değil; orası bir ocak evi. Bir ocak evine yaklaşmak gerektiği gibi saygıyla, hürmetle yaklaşmak gerekir. Pir Hüseyin’in, Pir Miro’nun, Pir Mamonun, Pir Hüseyinin emanetine saygılı yaklaşmak gerekiyordu. Ocağımızın Tarik’ine kim olursanız olun saygılı yaklaşmak gerekirdi. Çok büyük bir haksızlık ve saygısızlıkla karşı karşıyayız. Bu saatten sonra neler yapılabilir tartışmak gerekiyor. Ben de o evde doğmuş, orada büyümüş ilk cemlerine orada katılmış biri olarak,  her Adıyaman’a gittiğimde orayı ziyaret etmeden geçemezdim.  O odada oturup babamın dedelerinin dedeleriyle bağ kurmaya çalışan biri olarak Alevi yolundan yürüyen biri olarak çok incindim.  Orayı yıkmak, orayı herhangi bir moloz yığını gibi görmek Alevi yoluna, inancına, ocaklarına büyük bir hürmetsizlik. Çünkü o mekanlar kendiliğinden kutsal olmuyorlar. O mekanlar insanlar orada yaşadıkları, orada yaptıkları cemler, orada okudukları deyişler, okudukları kitaplar, oradaki Alevi toplumsallığı kutsallaştırdı. Toplumun bu konuda duyarlı olması, Alevi toplumunun sahip çıkması gerekiyor. Acı bir olay. Dur dememiz gerekir” diye konuştu.

    Berfin YILDIZ/ PİRHA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazını bulunduğu enkazdan çıkaran halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, yıkılan evin önünde deyişler söyledi. 

    Merkez üssü Maraş olan depremlerin etkilediği kentlerden biri de Adıyaman. Deprem sonrası şehrin Çelikhan ilçesine bağlı Recep Köyü‘nde en az 35 kişinin Hakk’a yürüdüğü ifade edildi.

    Halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ile Üryan Hızır Ocağı mensubu ve Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, Recep Köyü’nü ziyaret ettiler.

    YÜZYILLIK SAZ ENKAZ ALTINDAN ÇIKARILDI

    Ziyaret sırasında Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin‘in (Kêk Hüseyin) yüzyıllık sazı da göçük altından çıkarıldı. Sanatçı Muharrem Temiz enkaz altından çıkardığı tarihi saz ile göçüğün önünde deyiş söyledi.

    Saza ilişkin bilgiler veren Veli Büyükşahin, “Bu saz ile çok cemler, muhabbetler yapılmış. Şu an Yusuf dedenin oğlu Hasan Basri onun deyişlerini çalıyor. Burası emanet almış sazı. Yol, erkânlarını bununla sürdürmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Aleviler Malatya Şendere köyünde; evler yıkılmış, devletten bir yardım hala gelmemiş-VİDEO

    Aleviler Malatya Şendere köyünde; evler yıkılmış, devletten bir yardım hala gelmemiş-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurum yöneticileri ile Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Malatya’da depremden zarar gören Alevi köylerine ziyarette bulundu. Köylere hala bir devlet desteği gitmediğini belirten köylüler, her türlü yardıma açık olduklarını söyledi.

    İstanbul’da bulunan Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok ile CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, Malatya’da depremden etkilenen köyleri ziyaret etti.

    Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Şendere (Kalolar) köyüne giden heyet, yurttaşlarla sohbet ederek ihtiyaçlarını sordu.

    CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, yaklaşık 150 nüfusu olan köyde çok sayıda evin yıkıldığını belirtti. Büyükşahin, Darende’ye bağlı 6 Alevi köyünde de depremin etkisiyle yıkımlar olduğu bilgisini paylaşarak, “Özellikle eski evler ve ağıllar büyük oranda yıkıldı. Şu anda kar da var ve kış zorlu geçiyor. Bugüne kadar bu bölgeye, 1 kamyon yardım gelmiş. İstanbul’dan, bu köyden olan gençler yükleyip göndermişler. Onun dışında bir destek gelmemiş. Bir de Kızılay’dan 20 tane battaniye gelmiş” dedi.

    “AK PARTİLİ MİLLETVEKİLİ GÖZÜNÜN UCUYLA BAKTI VE GİTTİ”

    Kalolar köyünde yaşam süren Ali Bahadır, deprem nedeniyle evlerin çok hasar gördüğünü belirterek henüz devletten bir yardım almadıklarının altını çizdi. Her türlü yardıma ihtiyaç olduğunu belirten Bahadır, şunları söyledi:

    “Evet, ‘asrın felaketi’ diyorlar ama bana göre öyle değil. Bizlerin, kendimizin yarattığı bir felaket. Sağlam olan evlerimiz yerinde duruyor. Ama devletten hiçbir yardım görmedik. Bizim bizden başka dostumuz yokmuş. İlk gün İstanbul’daki gençliğimiz bir tek bize yardım gönderdi ve bir de siz geldiniz. Başka bize gelen, selam veren olmadı. AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfekçi geldi, karşıdan bize gözünün ucuyla bir baktı, ‘geçmiş olsun’ dedi ve çekip gitti. Buraları üvey evlat gibi görüyorlar. Acilen şu an 10 tane en azından çadır ya da konteyner bekliyoruz. Evleri yıkılan arkadaşlarımız var. Gıda maddesi de gönderilebilir. Her türlü yardıma açığız.”

    “DEVLET AYRIMCILIK YAPMAMALI”

    Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat da, depremden sonra Alevi toplumuna yönelik ayrımcı politikaların yürütüldüğünü ifade ederek şunları kaydetti:

    “Esasında Alevi köylerinin, toplumun kaderi bu maalesef. Ama biz bu kaderi yıkacağız. El ele vereceğiz ve birbirimizin Hızır’ı olacağız. Bugün İstanbul’dan bir tırımız yola çıkıyor. Yarın burada olacak ve on çadırı da sizlere göndereceğiz. Bundan sonra da ne gerekiyorsa birlikte yaparız. Maalesef böyle bir süreç yaşıyoruz ama ben bunun kader olduğuna inanmıyorum. Halk artık bunu görmeli. Devlet ayrımcılık yapmamalı. Ama şunu görüyoruz ki biz buralara malzeme gönderdiğimizde bile AFAD ya da diğer devlet yetkilileri ile kavga edecek pozisyona geliyoruz. Bu doğru değil. Maalesef devlet bu depremde enkazda kaldı.”

    “YARALARINIZI SARMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    Hacı Bektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok da geçmiş olsun dileklerini ileterek “Hem partimiz hem de Hacıbektaş Belediyesi’nin imkanları dahilinde her zaman yanınızda olacağız. CHP’li belediyeler olarak belki bazı yerlere yetişememiş olabiliriz ama bugünden sonra elimizden geldiğince sizlerle iletişim içerisinde olacağız. Gücümüzün yettiğince yaralarınızı sarmaya çalışacağız” dedi.

    “AYRIMCI, IRKÇI, KİNDEN BESLENEN BİR ANLAYIŞ VAR”

    Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise geçmiş olsun dileklerini ileterek devletin halk ile bütünleşmediğini söyledi. Odabaş, devletin deprem altında kaldığını vurgulayarak, “Gün, birlik günüydü, ayrışma günü değildi. Devlet herkese el uzatmalı, şeffaflığını göstermeliydi. Ama gördüğümüz o ki halen ayrımcı, ırkçı, kinden beslenen bir anlayış var. Biz bu anlayışı kınıyoruz. Alevi kurumları olarak bu ülkede bütün insanlarla kucaklaşmak, Hızır ayında birbirimizin Hızır’ı olmak istiyoruz. ‘Hızır darda, zorda, yolda koymasın’ diyoruz. Gün dayanışma günüdür. Dayanışma ile bugünleri aşacağımızı düşünüyorum” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • ‘Adıyaman’da cenazelere kurtlar saldırmış; binlerce insan battaniyelere sarılıp defnedildi’

    ‘Adıyaman’da cenazelere kurtlar saldırmış; binlerce insan battaniyelere sarılıp defnedildi’

    PİRHA- Depremin ardından Çelikhan ilçesine giden Gazeteci Veli Büyükşahin, bölgede yaşadıklarına ve tanık olduklarına dair anlatımında, “Dağ köylerine ulaşım hala yok. Göçükten çıkartılan bazı cenazeler kaldırılamadığı için açıkta kalmış ve kurtların saldırısı olmuş. Binlerce insan battaniyelere sarılıp kefensiz defnedildi. Cenazesine bile sahip çıkamayan bir devletle karşı karşıyayız” dedi.

    Maraş merkezli depremin en ağır hissedildiği Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı birçok köye hala ulaşılamadı.

    Yolları kapalı olan bu dağ köylerinde enkaz altında çok sayıda cenaze olduğu, çıkarılan cenazelerin ise ortada kaldığı belirtiliyor. Açıkta kalan cenazelere kurtların saldırdığı bilgisi de paylaşılıyor.

    Depremin ardından Çelikhan ilçesine giden Gazeteci Veli Büyükşahin, bölgede yaşadıklarını ve tanık olduklarını anlattı.

    “CENAZELER AÇIKTA KALDIĞI İÇİN KURTLAR SALDIRMIŞ”   

    Bulundukları yerde bazı köylere kurt indiği ile ilgili bilgilerin kendilerine geldiğini ve bu durumun görüntülerinin de dolaştığını söyleyen Büyükşahin, şunları aktardı:

    “Bu köylerin yolları bugüne kadar kapalıydı. Bugün açma çalışmaları yapılıyor. Birçok köyün yolu hala kapalı. Çelikhan merkeze bağlı birkaç köyden bahsediliyor. Bu bahsedilen dağ köylerine zaten geceleri kurtlar iniyor. Kurtlar burada ilçe merkezine kadar bazen inebiliyor. Çelikhan’a bağlı Şerifhan diye bir köyde bazı cesetlerin kurtlar tarafından parçalandığı, kurtların saldırısına maruz kaldığı bilgisi geldi. Orada sağ kalan insanlar aktarıyor bunları. O köylere hala hiçbir ekip gitmedi. Dolayısıyla cenazeler kaldırılamamış durumda. Enkaz altında bir sürü cenaze var. Yollar kapalı. Yolların kapalı olmasının sebebi oralar dağ köyleri olduğu için çok fazla kar yağışı alıyor. Zaten sağlıklı bir yol yok oraya ulaşım için. O yüzden o yollar kışın kapanıyor. O köylerde kalan insan sayısı, genç sayısı özellikle çok az. Göçükten çıkartılan bazı cenazeler kaldırılamadığı için açıkta kalmış ve kurtların saldırısı olmuş.

    “YOLLARI HALA KAPALI OLAN BİRÇOK KÖY VAR, ULAŞTIRMA BAKANLIĞI BU İŞE EL ATMALI”

    Dün yine deprem oldu. Artçı sarsıntılar devam ediyor. Biz arabada kalmak zorunda kaldık. Yolların açılması için karayollarının, belediyenin, kaymakamlığın devreye girmesi gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığı’nın bu işe el atması gerekiyor. Altyapıyı hazırlaması gerekiyor ancak depremin üzerinden kaç gün geçti ve biz sadece bugün yollarda greyderleri, kar küreme araçlarını görmeye başladık. Bu araçlar gelmediği için yollar açılmadığı için o köylerin hiçbirisine ulaşılamadı. Ne arama kurtarma ekibi gidebildi ne bir yardım gidebildi. O köyde oturanların kendi yakınları bile gidemedi. Ulaşılamayan köylerdeki insanlar yürüyerek en yakın yere gidiyorlar, günlük ihtiyaçlarından birkaç gıda maddesi alıp sırtlarında taşıyarak götürüyorlar. Ertesi gün tekrar geliyorlar. Oralarda olup da sağ kalan insanların ihtiyaçları da giderilemiyor.

    “BURADA DEVLET YOK, TÜM İŞLER GÖNÜLLÜLERİN GİRİŞİMİYLE OLUYOR”

    Biz Çelikhan’dayız. Cenazelerimizi dün kaldırdık. Yakın illerdeki akrabalarımız cenazeye gelemedi. Taziyeye gelebildiler. 5-10 kişi ile cenazelerimizi kaldırmak durumunda kaldık. Birçok köyden sağlıklı bilgi alınamıyor. Buraya çeşitli illerden gönüllüler geliyor, yardım getiriyorlar. Buraya gelen tüm yardımlar çeşitli sivil toplum kuruluşlarından, Alevi örgütlerinden, siyasi partilerden ya da bireysel gönüllülerden geliyor. Birey olarak aracını doldurup gelen çok sayıda da insan var. Van’dan kepçeleri ile gelip burada yolları açmaya çalışan insanlar vardı. Özellikle gıda yardımları çok fazla gelmeye başladı. Bunlar devletin, AFAD’ın yönlendirdiği yardımlar değil. Dün bir yerden yardım gelmişti. Biz bunu organize ederken AFAD’dan gelip, ‘Bu yardım nereye gidiyor?’ diye sordular. AFAD emekçilerine biz bize gelen yardımlardan verdik. Yapılan bütün işler, hizmetler gönüllülerin yaptığı girişimlerle oluyor.

    “İMKANINI BULAN İNSANLAR BURADAN GİDİYOR”

    Ulaşım çökmüş durumda. Daha yeni yeni yollar açılıyor. Elektrik hala birçok yerde yok. Araçlarda telefonlarımızı şarj edebiliyoruz. GSM şebekeleri ve internet gelip gelip gidiyor. Organizasyonla ilgili ciddi bir dağınıklık var. Herkes kendisi organize olmaya çalışıyor. Burada hala devletin, hükümetin, valiliğin yürüttüğü hiçbir iş yok. 100-120 tane evin olduğu yerde kalınabilecek 3-4 tane ev var. Diğer insanların nerede kalacağı ile ilgili hiçbir çalışma yok. Bizler kendi imkanlarımızla insanları başka şehre gitmeleri için bir yerden bir yere taşımaya çalışıyoruz. İnsanlar imkan bulunca buradan gidiyorlar. Çünkü altyapı yok, ne olacağı belli değil, ilaç bulamıyorsunuz, bir doktora gidemiyorsunuz, depremler sürekli devam ediyor, insanların üzerinde giyebilecekleri elbiseleri bile yok.

    “BİNLERCE İNSAN BATTANİYELERE SARILIP KEFENSİZ DEFNEDİLDİ”

    Kısa vadede tanık olduğum şey iktidarın, devletin hiçbir şekilde bu sürece müdahale edemediğidir. İnsanlar burada kefensiz defnediliyor. Binlerce insan battaniyelere sarılıp kefensiz bir şekilde yıkanmadan defnedildi. İnsanlar göçüklerin altında donarak hipotermi ile yaşamlarını yitirdiler. Devlet bu depremle birlikte çökmüş oldu. Ölüsüne bile kefen bulamayan, bir mezar yeri açamayan, cenazesine bile sahip çıkamayan bir devletle karşı karşıyayız.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA