Etiket: veli-der

  • Veli-Der’den “Güvenli Okullar” çağrısı: Çözüm polis değil, hak temelli kamusal eğitim!

    Veli-Der’den “Güvenli Okullar” çağrısı: Çözüm polis değil, hak temelli kamusal eğitim!

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), okullarda artan şiddet vakaları ve çocukların gerileyen toplumsal konumuna ilişkin bir rapor yayımlayarak kamuoyuna seslendi. “Güvenli Okullar İçin Hak Temelli Kamusal Eğitim” başlığıyla sunulan açıklamada, çocukların yoksulluk, ihmal ve istismar kıskacında olduğu vurgulanırken; çözümün güvenlikçi politikalarda değil, eğitime ayrılan kamusal kaynakların artırılmasında yattığı belirtildi.

    AİDİYET DUYGUSU AZALIYOR, MEMNUNİYETSİZLİK ARTIYOR

    PISA ve OECD verilerine dayandırılan açıklamada, Türkiye’deki öğrencilerin okul iklimine dair çarpıcı göstergeler paylaşıldı:

    Türkiye’de öğrencilerin yüzde 28’i okulda kendini yalnız hissederken, bu oran OECD genelinde yüzde 16’da kalıyor.

    2018’de yaşamından memnun olmayan öğrencilerin oranı yüzde 34 iken, 2022’de bu rakam yüzde 44’e yükseldi.

    Türkiye’de öğrenci başına yapılan kümülatif harcamanın (46.700 dolar), öğrenci başarısını doğrudan etkileyen kritik eşik olan 75.000 doların çok altında kaldığına dikkat çekildi.

    “OKUL KIŞLA DEĞİLDİR: POLİSİYE TEDBİRLER ŞİDDETİ BESLER”

    Son dönemde gündeme gelen okullara polis yerleştirilmesi önerisine sert tepki gösteren Veli-Der, okulların birer gelişim alanı olduğunu hatırlattı. Açıklamada, Sürekli polis varlığı eğitim mekanlarını kışla veya hapishane atmosferine büründürür. Bu durum pedagojik süreçleri işlemez hale getirerek şiddeti besleyen asıl nedenleri derinleştirir denilerek, çocukların birer “risk unsuru” değil, hak sahibi bireyler olarak görülmesi gerektiği vurgulandı.

    ACİL VE KALICI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    Veli-Der, okullarda güvenliği sağlamak adına acil ve uzun vadeli adımların atılmasını talep etti:

    Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalı, kriz müdahale ekipleri oluşturulmalıdır.

    Akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, öğrenci meclisleri aktif hale getirilerek çocukların katılım hakkı korunmalıdır.

    Sınıf mevcutları düşürülmeli, ikili eğitim uygulamasına son verilerek tam gün eğitime geçilmelidir.

    Açıklamanın sonunda, eğitimdeki yoksullukla mücadele edilmeden şiddetin önlenemeyeceği belirtilerek şu temel talepler sıralandı:

    Laik, bilimsel, kamusal ve parasız eğitim sağlanmalı.

    Okullarda ücretsiz yemek ve temiz su imkanı sunulmalı.

    Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi müfredata eklenmeli.

    Güvenlik personeli ve yardımcı hizmetliler dahil tüm personel kadrolu ve güvenceli olarak istihdam edilmeli.

    Yaz saati uygulamasına derhal geçilerek çocukların karanlıkta okula gitme sorunu çözülmelidir.

    Veli-Der, çocukların güvenli ve onurlu bir yaşam sürdürebilmesinin ancak hak temelli ve önleyici politikaların kararlılıkla uygulanmasıyla mümkün olacağını belirterek, bu sorumluluğun ertelenemez bir kamusal yükümlülük olduğunu hatırlattı.

    HABER MERKEZİ

  • Koç: Okullardaki şiddet tesadüf değil; toplumsal çürümenin ve siyasal iklimin sonucudur!

    Koç: Okullardaki şiddet tesadüf değil; toplumsal çürümenin ve siyasal iklimin sonucudur!

    PİRHA- Okullarda meydana gelen saldırıların eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunu olduğunu belirten Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, “Çözüm, yalnızca okulların kendi içinde üreteceği uygulamalarla sınırlı olamaz. Çocuk haklarını önceleyen, kapsayıcı, şiddetsiz ve eşitlikçi bir kamusal politika yaklaşımı zorunludur” diye belirtti.

    Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, okullarda ardı ardına yapılan saldırılara ilişkin açıklama yaptı.

    “OKULLARDAKİ ŞİDDET TESADÜF DEĞİLDİR!”

    Okullarda meydana gelen saldırıların eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunu olduğunu belirten Koç, “Bu nedenle meseleye yalnızca “olay bazlı” değil, sistematik bir bakışla yaklaşmak gerekir. Neden–sonuç ilişkisi açıktır ve görmezden gelinemez. Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri, bu ağır saldırıyı yalnızca açıklamalarla geçiştirmemeye; okullarda şiddeti önleyecek somut, kalıcı ve etkili adımları ivedilikle atmaya çağırıyoruz” dedi.

    “OKULLARDAKİ REHBERLİK HİZMETİ YETERSİZ”

    Okullardaki rehberlik hizmetlerinin yetersizliğine işaret eden Koç, “Akran zorbalığı, psikolojik baskı ve fiziksel şiddet; okul koridorlarının sıradan, olağan bir gerçeği hâline gelmiştir. Ayrıca, her okul çevresine polis görevlendirilmesi gibi tedbirlerin hayata geçirilmesi, okullarda şiddet riskinin ciddi bir sorun olduğunun resmî kabulüdür” diye belirtti.

    “ŞİDDETSİZ, EŞİT VE GÜVENLİ OKULLAR, ŞİDDETSİZ BİR TOPLUM MÜMKÜNDÜR”

    Şiddetin yalnızca okullarda değil, hayatın her alanında normalleştirildiğini vurgulayan Koç, şunları ifade etti:

    “Şiddet politikasızlığın sonucudur. Şiddet ayrıştırıcı dilin ve eşitsizliğin ürünüdür. Siyasi iktidarı; toplumu ayrıştıran, hedef gösteren ve öfkeyi besleyen dili terk etmeye; kapsayıcı, birleştirici ve hak temelli bir kamusal dil kullanmaya çağırıyoruz.

    Okullarda güvenliği polisiye tedbirlerle değil; eşit, kamusal, bilimsel ve kapsayıcı bir eğitim politikasıyla sağlayabilirsiniz. Güvenlik görevlisi artırmak tek başına çözüm değildir. Rehber öğretmen açığı sürerken, psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmezken, sosyal hizmet uzmanları okullara atanmazken “önlem aldık” denilemez.

    Çözüm, yalnızca okulların kendi içinde üreteceği uygulamalarla sınırlı olamaz. Çocuk haklarını önceleyen, kapsayıcı, şiddetsiz ve eşitlikçi bir kamusal politika yaklaşımı zorunludur.

    Öğrenci Veli Derneği olarak önerimiz, ulusal ölçekte bağlayıcı bir “Güvenli Okul ve Şiddetle Mücadele Politikası” oluşturulması ve tüm kamu kurumlarının bu politika çerçevesine uyumlu şekilde çalışmasıdır. Bu politika; eğitim, medya, sosyal hizmetler ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunu içeren bütüncül bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Çocukları korumak istiyorsak; dili değiştirmek, politikaları değiştirmek ve kamusal sorumluluğu güçlendirmek zorundayız. Çocukların yaşam hakkını, laik, bilimsel kamusal eşit eğitim hakkını, güvenliğini ve onurunu korumak devletin asli sorumluluğudur.

    Şiddetsiz, eşit ve güvenli okullar, şiddetsiz bir toplum mümkündür. Ancak siyasi tercihlerin değişmesi gerekir. bunun için siyasi irade ve kamusal sorumluluk şarttır.”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

  • Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç: Her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek haktır-VİDEO

    Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç: Her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek haktır-VİDEO

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, öğrencilerin gerek okul öncesi bilimsel, parasız ve kamusal eğitim almalarına gerekse her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek verilmesi konusunda yaptıkları çalışmaları ve öğrenci çalıştayında aldıkları kararlarla ilgili PİRHA’ya önemli açıklamalarda bulundu.

    Öğrencilerle ilgili bugüne kadar üç defa çalıştay yaptıklarını belirten Koç, özellikle okul öncesi eğitimin kamusal, parasız ve zorunlu olması doğrultusunda 23 Nisan’da Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

    “ÖĞRENCİLERE ÜCRETSİZ YEMEK TALEBİMİZ TOPLUMDA KARŞILIĞINI BULDU”

    Öğrenci Veli Derneği olarak bugüne kadar üç tane çalıştay yaptıklarını bunun yanı sıra çeşitli forumlar da düzenlediklerini belirten Tulin Koç, “Bu çalıştayların bir tanesi ücretsiz okul yemeğiydi. Bu talebin toplumun bütün kesimleri tarafından karşılığını bulduğunu” ifade etti. Bir öğün ücretsiz okul yemeğinin çocuklar için bir hak olduğunu ve talep edilme noktasında doğru bir mücadele hattı ördüklerini belirten Koç, “Bugün Türkiye’deki çocuklara baktığımızda özellikle çalışan çocukların okul terklerinden kaynaklı eğitimden kopmasına neden olduğu gibi çocukların aslında hem birtakım haklarının kaybolduğunu hem de çocukluklarını yitirdiklerini düşünüyoruz” dedi.

    “OKUL ÖNCESİ 0-6 YAŞ EĞİTİMİ DEVLET TARAFINDAN ZORUNLU HALE GETİRİLMELİDİR”

    İkinci çalıştaylarının çocukların kaybolan çocukluğunu ve eğitim hakkını yeniden kazanacağı bir çalışma olduğunu vurgulayan Koç, “Oradan da çok önemli sonuçlar çıktı. O çalıştaydan çıkan sonuç metninin bir maddesi de çok önemli. Uzun süredir üzerinde durduğumuz bir konu; 0-6 yaş çocuklarının Türkiye’de okul öncesi eğitimi kamusalda zorunlu olmadığı için çocukların eşit bir şekilde eğitime başlamıyor” şeklinde konuştu. Devletin tüm çocuklara erişebilir ve eşit bir şekilde eğitim hakkı sunması gerektiğinin altını çizen Koç, anket çalışmaları sonucunda şu verilere ulaştıklarını belirtti:

    “Çocuklardaki psikolojik, fiziksel, mental gelişimin hem eğitimciler hem de ebeveynlerle yaptığımız birtakım anketler sonucunda bunun ne kadar yararlı olduğunu, özellikle 0-6 yaşta kreş ve okul öncesi eğitimin mutlaka kamusal olarak zorunlu ve bilimsel olarak verilmesi gerekiyor.”

    “MİLLİ EĞİTİM’İN DENETİMİNDE OLMAYAN KURUMLAR KAYGI VERİCİ”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendi sitesindeki verilerine göre okul öncesi eğitime bakıldığında öğrencilerin yüzde 40-50’si arası bir kısmının Milli Eğitim’e bağlı olmayan kurumlarda eğitim aldığını belirten Koç, ”Milli Eğitimin kendi verileri bu şekilde. Bu da bizi açıkçası kaygılandırıyor. Çünkü Milli Eğitim’in denetiminde olmayan hangi kurumda kim tarafından çocuklara eğitim verildiğini bilmediğimiz bir ortam ortaya çıkmaktadır“ dedi.

    “DİYANET OKUL ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİ EĞİTMEK İSTİYOR”

    Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığının devletten aldığı katkı ve ödeneklerle okul öncesi eğitim kurumları ve Kur’an kursları açtığını belirten Koç, “Diyanet son iki üç yıldır okul öncesi eğitim kurumlarını Kur’an kursları yaparak kendi bünyesinde okul öncesi eğitim vermeyi hedefliyor. Zaten bugün Kur’an kurslarının sayısına hem bilinen hem kaçak olarak bilinmeyenlere baktığımızda sayısının oldukça fazla olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı. Bunun çok doğru bir yöntem olmadığını ve o yaş grubundaki çocukların din eğitimi almasını doğru bulmadıklarını ekleyen Koç, “Çünkü çocuğun gelişmesi açısından pedagojik olarak da bilimsel olarak da bunun doğru olmadığını düşünüyoruz” dedi.

    “PARASI OLAN EĞİTİM ALIYOR, OLMAYAN ALAMIYOR”

    Parası olanın okul öncesi eğitim alabildiği, olmayanın ise alamadığı bir sistemde okula başlarken eşitsizliğin derinleştiğine dikkat çeken Koç, şunları söyledi: “Böylesi bir ortamın olmaması için 28 Mart’ta Bolu’da yaptığımız çalıştayda okul öncesi eğitimin zorunlu, kamusal, bilimsel ve parasız olarak devlet tarafından verilmesi gerektiği sonucunu çıkarttık.”

    Öğretmenlere ve velilere yönelik bilimsel bir akademik anket düzenlediklerini de sözlerine ekleyen Koç, “Bu anketin sonucunda velilerin ekonomik koşullardan kaynaklı olarak eğitim kurumlarına erişemediği için çocuklarını okul öncesi eğitime gönderemediklerini yüzde 90’nın üzerinde bir oranla tespit ettik” dedi.

    “EĞİTİM ALAN ÇOCUKLAR ALMAYANLARA GÖRE DAHA İLERİDE”

    Öğretmenlerle yapılan ankette okul öncesi eğitim alan ve almayan çocuklar arasındaki farkları sorguladıklarını belirten Koç, “Aldığımız yanıtlar gerçekten tam da beklediğimiz şeylerdi. Çünkü okul öncesi eğitim alan çocuğun bilimsel olarak fiziksel kasları ve mentaliyle bir bütünlük içinde eğitime hazır hale geldiğini, okul öncesi eğitimi almayan çocukların çok daha geriden başladığını tespit ettik. Okul öncesi eğitim almayanların oranının yüzde 94-96 civarında olacağını varsayıyoruz; bu çok ciddi bir oran. Bu bilimsel çalışmaların sonucunda 0-6 yaş çocuklara eğitimin devlet tarafından verilmesi, parasız ve bilimsel olması gerektiği sonucuna vardık” dedi.

    “23 NİSAN’DA MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN ÖNÜNDEYİZ”

    Bilimsel olarak çocuğun 5-6 yaşında okul öncesi eğitim almasının kritik olduğunu, bunun kreşlerde oyun yöntemiyle ve Milli Eğitim’e bağlı denetlenebilir kurumlarda yapılması gerektiğini vurgulayan Tulin Koç, eylem planını şu sözlerle açıkladı: “23 Nisan’da Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz. Bunu da önceki çalıştay sonucundan çıkarttığımız ücretsiz okul yemeği gibi toplumun bütün kesimlerinin sahiplenmesi ve talep etmesi gereken temel bir çocuk hakkı olduğunu düşünerek bu doğrultuda çalışmalarımızı ve mücadelemizi yükseltmeye çalışacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • Antalya adliyesi önünde laiklik çıkışı: Okullar ibadethane değildir!-VİDEO

    Antalya adliyesi önünde laiklik çıkışı: Okullar ibadethane değildir!-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Öğrenci Veli Derneği üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği “Ramazan etkinlikleri” konulu genelgeye karşı Antalya Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Öğrenci Veli Derneği Antalya Şube Başkanı Tülin Koç okudu.

    Koç, Türkiye’de eğitim sisteminin Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen giderek daha fazla dinselleştirildiğini ve kamusal, bilimsel ve laik eğitim ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığını savundu. Son olarak okullara gönderilen genelgenin bu sürecin yeni bir halkasını oluşturduğunu belirten Koç, uygulamanın anayasal ilkelere aykırı olduğunu ifade etti.

    Genelgede dayanak gösterilen 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin, müfredatta yer almayan dinî içerikli faaliyetlerin kurumsal biçimde organize edilmesine açık bir yetki vermediğini belirten Koç, kamu okullarının belirli bir inanç pratiğinin uygulama alanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

    Okulların farklı inançlardan ve inançsız öğrencilerin bir arada bulunduğu kamusal alanlar olduğunu vurgulayan Koç, devletin görevinin bir inancı teşvik etmek değil, tüm yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına almak olduğunu dile getirdi. Eğitim hizmetinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi ve 42. maddede düzenlenen eğitim hakkı gereğince tarafsız ve eşit biçimde sunulması gerektiğini kaydetti.

    Genelgenin laiklik ilkesine aykırı olduğunu, eğitim hakkının eşitlik ilkesini zedelediğini ve çocuğun üstün yararı ilkesini gözetmediğini savunan Koç, kamusal kaynakların belirli bir inanç doğrultusunda kullanılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “Çocuklar üzerinden siyasal ve ideolojik inşa kabul edilemez” diyen Koç, eğitim kurumlarının siyasal projelerin uygulama sahası olmadığını, çocukların hak öznesi bireyler olduğunu ifade etti. Okullarda “Ramazan etkinlikleri” adı altında yapılacak organizasyonların fiili katılım baskısı ve akran baskısı yaratma riski taşıdığına dikkat çekerek, bunun çocukların psikososyal gelişimini ve okul içi eşitliği zedeleyebileceğini belirtti.

    Dini içerikli etkinliklerin yaş ve gelişim düzeyleri dikkate alınmaksızın organize edilmesinin; oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılığa yol açabileceğini, akran zorbalığına zemin hazırlayabileceğini ve beslenme hakkını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Koç, “Eğitim kurumları ibadethane değildir” dedi.

    Açıklamada, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında eğitim kurumlarının adım adım dinselleştirildiği iddia edilerek, eğitim politikalarının temel referansının bilimsel bilgi, pedagojik gereklilik ve çocuk hakları olması gerektiği vurgulandı.

    Öğrenci Veli Derneği Antalya Şubesi, söz konusu genelge hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kamuoyuna ilan etti. Koç, bu girişimin herhangi bir inanca karşı değil, devletin tarafsızlık yükümlülüğünü hatırlatma ve Anayasa’yı savunma sorumluluğu olduğunu belirtti.

    Velilere, eğitim emekçilerine, hukukçulara ve demokratik kitle örgütlerine laik ve kamusal eğitim hakkına sahip çıkma çağrısı yapılan açıklama, “Laiklikten, laik eğitimden asla vazgeçmeyeceğiz. Çocukların haklarını savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Veli-Der: Okullarda Ramazan etkinlikleri çocukların pedagojik gelişimini zedeler!

    Veli-Der: Okullarda Ramazan etkinlikleri çocukların pedagojik gelişimini zedeler!

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayı boyunca okullarda düzenleyeceği etkinliklere itiraz etti. Yapılan açıklamada, söz konusu etkinliklerin çocukların pedagojik gelişimi açısından sakıncalı olacağı ifade edildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayı içerisinde okullarda yapacağı etkinliklere tepkiler gelmeye devam ediyor.
    Veli-Der, MEB’in düzenleyeceği uygulamaların eğitim hakkı, laiklik ilkesi ve çocukların pedagojik gelişimi açısından ciddi sakıncalar barındırdığını vurguladı.

    Yazılı yapılan açıklamada, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan laiklik ilkesi ile 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkı gereğince devletin eğitim hizmetini inançlar karşısında tarafsız biçimde sunmakla yükümlü olduğu belirtildi.
    Veli-Der, Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan eşitlik, bilimsellik ve çağdaşlık ilkeleri, okul ortamlarının herhangi bir dini uygulamanın parçası hâline getirilmesini açıkça dışladığının altını çizerek şu ifadelere yer verdi:

    “Pedagojik açıdan bakıldığında; çocukların yaş, gelişim ve bilişsel düzeyleri dikkate alınmaksızın yapılan dini içerikli etkinlikler, çocukların psikososyal gelişimini olumsuz etkileyebileceği gibi dışlanma, ayrımcılık ve baskı risklerini de beraberinde getirmektedir. Okullar, çocukların kendilerini özgür ve güvende hissettikleri kapsayıcı alanlar olmak zorundadır.
    Okullarda Ramazan temalı etkinliklerin:
    Oruç tutan / tutmayan çocuklar arasında ayrımcılığa yol açması, akran zorbalığına zemin hazırlaması, yemek yiyen çocukların baskılanması, görünmez kılınması ya da suçluluk duygusuna itilmesi, okul ortamında yemek saatlerinin fiilen işlevsizleştirilmesi sonucunu doğurması, beslenme hakkının ihlali anlamına gelir. Ayrıca ders sürelerini ve eğitimi ikinci plana atacak bir uygulamadır, kabul edilemez.
    Öğrenci Veli Derneğı olarak;
    Milli Eğitim Bakanı’nın asli görevini hatırlatarak, çocuklarımıza yeterli beslenmenin sağlandığı, laik, bilimsel, ve kamusal bir eğitim ortamını güvence altına almasını talep ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Uygulamanın ismi ‘seçmeli ders’ ancak her tercihin sonu din dersine çıkmakta!-VİDEO

    Uygulamanın ismi ‘seçmeli ders’ ancak her tercihin sonu din dersine çıkmakta!-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, okullardaki seçmeli dersler üzerindeki iktidar baskısını yorumladı. Yılmaz, öğrenciler için birçok alanda seçmeli ders seçeneğinin göründüğünü, ancak ağırlıklı olarak din içerikli dersleri seçmek zorunda bırakıldıklarının altını çizdi. Yılmaz, yaşananlara ilişkin velilerin sözlü ve yazılı biçimde tepki göstermesi gerektiğini belirterek “Okullar, inançların dayatıldığı alanlar olmamalı” dedi.

    Ortaokullar ve liseler için 2026-2027 eğitim öğretim yılına ait seçmeli derslerin tercih işlemleri devam ediyor. 20 Şubat’a kadar sürecek ders seçimlerinde okul idarelerinin, öğrencileri yönlendirdiği, bu sebeple de tercihlerin zorunlu yapıldığı ifade ediliyor.

    “Zorunlu seçmeli ders” dayatmasına Öğrenci Veli Derneği Başkanı Ömer Yılmaz’dan da tepki geldi. Öğretmen yokluğu gerekçesiyle birçok seçmeli dersin açılmadığını, bu sebeple de öğrencilerin zorunlu olarak dini içerikli dersleri seçmeye yönlendirildiğini söyleyen Yılmaz, söz konusu sistemin niteliksiz olduğunu vurguladı.

    “SEÇMELİ DERSLERİ ZORUNLU HALE GETİRDİLER”

    Ömer Yılmaz, seçmeli dersler içerisinde dini ağırlıklı derslere yönelimin çok az olduğunu belirterek “Din dersleri talep edilmediği için, kendilerince bir yöntem ortaya koydular. Bu dersleri seçmek zorunlu hale getirildi. Biz de bu yönteme itiraz ediyoruz. Yani aklın, bilimin işaret ettiği bir yöntem değil. Hani bir tür Ali Cengiz oyunu gibi! Madem çocuklara bu dersleri seçtiriyorsunuz, o zaman bırakın ilgi ve istek alanlarına göre kendileri seçsinler. Kategorilere ayrılıp buralardan seçmek zorunlu bırakılmamalı” dedi.

    “VELİLER, İTİRAZ DİLEKÇESİ VERMELİ”

    Ömer Yılmaz, seçmeli ders süreciyle ilgili velilere birtakım tavsiyelerde de bulundu. Söz konusu baskılara dair itirazların, yazılı halde ilgili mercilere iletilmesi gerektiğini söyleyen Yılmaz, şunları söyledi:

    “Okullar, çocuklara ‘10 kişilik gruplar oluşunca bu dersleri alabileceksiniz’ diyor. ‘Belirtilen derslerin dışında kadromuz yok. Bu dersi seçmeniz gerekiyor’ şeklindeki ifadeler doğru değildir. Çocuklar, kendi seçecekleri derste yeterli sayıyı oluşturmuşsa bu dersleri alabilirler. Ama burada önemli olan şu; veliler, bu seçmeliden çok zorunlu seçmeli hale getirilen sürecin doğru olmadığına yönelik eleştirilerini veya dilekçelerini vermeleri gerekiyor. Okul idarelerinde çocuklarımızın istemedikleri dersin dayatılması konusunda mutlaka önlem almaları gerekiyor. Muzdarip olan veliler, mutlaka CİMER’e şikayetlerde bulunmaları gerekiyor. Bu uygulama aslında çocuklarımızı hem nitelikli eğitim hakkından maruz bırakıyor hem de eşitlik ilkesine aykırı.”

    “RAMAZAN’DA OKUL KORİDORLARINDA DAVULLAR ÇALINACAK!”

    Okul müdürlerine de çağrı yapan Veli-Der Başkanı Yılmaz, “Çocuklarımızın ilgi, istek ve yetenek doğrultusunda seçecekleri derslere müdahale etmeyin” dedi. Ömer Yılmaz, belli bir inancın okullarda dayatılmasının kabul edilemez olduğunu da söyledi. Yılmaz, Alevi toplumunun, zorunlu din derslerine dönük itirazlarını da işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Okullarda belli bir inanç, anlayış çocuklara dayatılıyor. Karma okullarda farklı inançlardan çocuklar var. İnançsız ailelerin çocukları da var tabii ki. Belli bir inancın ders sayısının bu sürede artırılması meseleyi daha da büyütüyor. O yüzden ailelerin çok daha dikkatli olması gerekiyor.

    Şu anki iktidarın, bu konudan çok farklı şeyler çıkartıp bunun üzerinden siyaset yapma algısı da doğacağı için çok hassas yürütülmesi gereken bir süreç. Velilerin ‘benim çocuğumun inancı, okullarda gözetilebilmeli’ itirazı olabilir. Mesela önümüzde Ramazan ayı var ve birtakım etkinlikler olacak. Okul koridorlarında davullar çalınacak, mevlütler okunacak. Yani belli bir inancın gereği yerine getirilecek. Şimdi bu inanca sahip olmayan insanlar bunlara maruz kalacak! Bizim talep ettiğimiz şey; okullar inanç alanlarının veya inançların anlatıldığı yerler olmamalı. İnançların felsefesinin ne olduğunu, hangi inançların olduğuna yönelik bilgiler verilebilir ama okullar, inançların dayatıldığı alanlar olmamalı. Milli Eğitim Bakanlığı, bir an önce bu konuda aklın, bilimin yolunda düşünerek gereğini yapmalı.”

    ANADİLDE EĞİTİM ENGELİ!

    Ömer Yılmaz, seçmeli dersler içerisinde yer alan, ancak seçilmesi pek de mümkün olmayan anadilde eğitim konusuna da değindi. Anadil talebinin henüz “demokratik bir şekilde tartışılamadığını” söyleyen Yılmaz’ın değerlendirmesi şu yönde oldu:

    “Anadil meselesi şu an önümüzde sorun gibi gözüküyor. Oysa dünyanın değişik ülkelerinde ana dille ilgili çok önemli çalışmalar var. Bu çalışmalar ülkemizde de mümkün. Bu mesele yalnızca Kürt ailelerin, Kürt çocuklarının meselesi gibi görülmemelidir. Ana dil meselesi, bu coğrafyada yaşayan birçok farklı grupların meselesidir. Bu konuda da aklın ve bilimin yönünde, dünyadaki örnekler ele alınarak meselenin çözümü yaratılabilir.

    Konunun tarafları, dil bilimcileri, Milli Eğitim Bakanlığı, bir araya gelerek bu sorunu sorun olmaktan kurtarabilirler. Önümüzde 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü var. O günde bu yönlü bir müjde verilebilir diye umuyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Veli-Der’li Tülin Koç: Çocukları sömüren MESEM’ler kapatılsın!

    Veli-Der’li Tülin Koç: Çocukları sömüren MESEM’ler kapatılsın!

    PİRHA-Veli Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, MESEM’lerde çocukların iş gücü piyasasına erken dahil edilmesinin, onların yaşam haklarını tehdit ettiğini ve çocuk emeğinin sistematik olarak sömürüldüğünü ifade etti.

    Türkiye’de mesleki eğitim merkezleri (MESEM), çocuk işçiliği ve çocukların erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesiyle ilgili tartışmaları beraberinde getiriyor. Türkiye’de zorunlu eğitim çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 40’ının mesleki eğitim sisteminde yer aldığı ve meslek okullarına devam eden öğrenci sayısının 1 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Ancak bu eğitim sistemi, özellikle 14 yaş ve altındaki çocukların iş gücüne dahil edilmesi için bir zemin hazırlarken, çocuk işçiliğinin yayılmasına da sebep oluyor. Bu durum, her geçen gün artan iş kazaları ve yaşam kayıplarıyla birlikte çocukların en temel haklarının ihlaline yol açıyor.

    “ÇOCUKLARIN HAYAT HAKKI PATRONLARIN KÂRINDAN DAHA DEĞERLİDİR”

    Veli Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, konuya dair yaptığı açıklamada, Türkiye’de çocuk emeğinin sömürülmesine dikkat çekerek, bu duruma karşı durduklarını belirtti. Koç, MESEM’lerin kapatılması gerektiğini vurgularken, hükümetin çocukları erken yaşta iş gücüne dahil etmeye yönelik politikalarını eleştirdi. Bu politikaların çocukların yaşam haklarını hiçe saydığına dikkat çeken Koç, şu ifadeleri kullandı:

    “Mesleki eğitim merkezlerinde eğitim gören çocuklarımız, aslında ne yazık ki birer iş gücü haline geliyor. Bugün Türkiye’de, 15 yaşındaki çocuklar bile iş kazalarına kurban gidiyor. Çocukların eğitim hakları, onların gelecekleri ve yaşam hakları, patronların kâr hırsından daha değerlidir. Bu politikalar, çocuklarımızı sadece eğitimsiz bırakmakla kalmıyor, onları hayatta kalma mücadelesine zorluyor. Milli Eğitim Bakanı, İstanbul’da düzenlenen zirvede, çocukların iş gücüne katılımını övüyor ve bunun uluslararası düzeyde takdir edildiğini belirtiyor. Ancak biz, çocukların hayatta kalma mücadelesi verecek kadar erken yaşta iş hayatına atılmalarını kabul etmiyoruz. Bu, bir eğitim politikası değil, çocuklarımıza yönelik büyük bir istismardır.”

    GENÇLERE VE EĞİTİMCİLERE YÖNELİK BASKILAR

    Tülin Koç, gençlerin ve eğitimcilerin, çocuk emeğinin sömürüsüne karşı durmalarına yönelik artan baskılara da değindi. Son olarak, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 17 gencin gözaltına alındığını ve bunlardan 16’sının ifadeleri dahi alınmadan tutuklandığını vurgulayan Koç, “Çocuklarımızın haklarını savunan, çocuk işçiliğine karşı çıkan her ses susturulmak isteniyor. Bizler, çocukların haklarını savunmaya devam edeceğiz ve bu hukuksuz uygulamalara karşı duracağız” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.

    KADINLARA AYRILAN BÜTÇENİN YETERSİZLİĞİ

    Tülin Koç, açıklamalarında kadınlara ayrılan bütçelerin yetersizliğine de dikkat çekti. Kadınların istihdamını desteklemek için ayrılan bütçelerin bir hayli düşük olduğunu dile getiren Koç, “Kadınlara yönelik ayrılan bütçe yetersizken, çocuklarımızı iş gücüne dahil etmek için sermaye sınıfına teşvikler sağlanıyor. Bu tutum, çocuklarımızın ve kadınlarımızın geleceğini karartmaktan başka bir şey değildir” şeklinde konuştu.

    Son olarak Türkiye’deki eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılması gerektiğini ve MESEM’lerin derhal kapatılmasını talep eden Koç, “Çocuklarımız, patronların çıkarları için sömürülmemeli. MESEM’ler derhal kapatılmalı, çocuklarımızın eğitim hakları güvence altına alınmalıdır. Eğitim, çocukların en temel hakkıdır” dedi.

    PİRHA/ANTALYA

  • VELİ-DER: Eğitim piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmaya terk ediliyor!

    VELİ-DER: Eğitim piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmaya terk ediliyor!

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), eğitim sisteminde yaşanan dönüşüme dikkat çekerek kamusal, laik ve bilimsel eğitimin aşındırıldığına ilişkin bir açıklama yaptı. Dernek, özellikle son yıllarda iktidarın eğitim politikalarının, sistemi kamusal niteliğinden uzaklaştırarak piyasacı ve gerici bir çizgiye sürüklediğini belirtti.

    Açıklamada, “Eğitim sistemi, bugünkü iktidar tarafından kamusal niteliğinden hızla uzaklaştırılarak piyasacı ve gerici bir dönüşümün hedefi haline getirdi. Eğitim, tüm çocukların eşit biçimde yararlanması gereken bir kamusal hak olmaktan çıkarılıp, ekonomik ve ideolojik çıkarların biçimlendirdiği bir alan haline getirildi” denildi.

    Tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollere de dikkat çekilen açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı’nın imzaladığı anlaşmaların eğitimin laik ve bilimsel temelini zedelediği vurgulandı. “Değerler eğitimi” ya da “manevi danışmanlık” adı altında yürütülen bu uygulamaların çocukların düşünsel özgürlüğünü baskıladığı belirtilerek, kamusal okulların dini ve ideolojik yapıların faaliyet alanına dönüştürüldüğü ifade edildi. Eğitimin laik temellerinin aşındırılmasının sadece pedagojik değil, aynı zamanda demokratik toplum düzenini hedef alan siyasal bir tercih olduğu kaydedildi.

    VELİ-DER, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden yoksul emekçi çocuklarının fiilen işçi haline getirildiğini belirterek, “MESEM uygulamaları sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş, çocuk emeğini ucuz işgücü olarak üretim süreçlerine dâhil etmenin aracı haline gelmiştir” ifadelerine yer verdi. Bu durumun çocukları hem eğitimden uzaklaştırdığı hem de güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm ettiği aktarıldı.

    Dernek, tüm toplumsal kesimleri çocukların kamusal, bilimsel, laik, karma ve eşit eğitim hakkını savunmaya çağırdı. Açıklamada, “Eğitimin piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmalara terk edilmesine karşı; çocukların kamusal, bilimsel, laik, karma ve eşit eğitim hakkını savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), Genel Başkanı Ömer Yılmaz imzalı çağrıda, eğitim alanında sözü olan kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, bilim insanları, eğitimciler ve tüm toplumsal kesimleri bir araya getirmek istediklerini belirterek, 22 Kasım saat 13:30’da Ankara Kızılay’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapacakları basın açıklamasını duyurdu.

    HABER MERKEZİ

     

  • Eğitim-Sen ve Veli-Der’den MEB’e kırık karne: Dini protokollerle çocuklar hedef alınıyor

    Eğitim-Sen ve Veli-Der’den MEB’e kırık karne: Dini protokollerle çocuklar hedef alınıyor

    PİRHA- Eğitim-Sen ve Veli-Der Mersin Şubeleri, karne gününde MEB’e kırık not verdi. Yapısal sorunlar, eşitsizlikler, çocuk emeği ve dini protokollerin hedef alındığı açıklamada, “Parasız, laik ve bilimsel eğitim tüm çocukların hakkıdır” denildi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi ve Veli-Der, Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek Millî Eğitim Bakanlığı’na (MEB) “karne” verdi. Eylemde basın açıklamasını Eğitim-Sen Örgütlenme Sekreteri Özgür Saçkesen okudu. Açıklamada, Türkiye’deki eğitim sisteminin derinleşen yapısal sorunlarına dikkat çekilerek, MEB’in politikaları eleştirildi.

    EĞİTİMDEKİ EKSİKLİKLER DİLE GETİRİLDİ

    Saçkesen yaptığı açıklamada, okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm kademelerde yaşanan fiziki altyapı yetersizlikleri, taşımalı eğitimdeki sorunlar, artan eşitsizlikler ve bilimsel, laik, demokratik, kamusal eğitimin tasfiye edilmesini temel sorunlar olarak sıraladı. Eğitim sisteminin birçok kesim için erişilemez hale geldiğini belirten Saçkesen, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar, kız öğrenciler, engelliler, mülteci çocuklar ve anadili farklı olan öğrencilerin büyük ölçüde dışlandığını ifade etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasını eleştiren Saçkesen, bu sistemin çocuk işçiliğini meşrulaştıran bir sömürü düzenine dönüştüğü vurguladı. Dini vakıf ve cemaatlerle yapılan protokollerin ise çocukların güvenliğini tehdit ettiğini dile getirdi.

    Proje okullara yapılan atamaların öğretmenlerin mesleki özerkliklerini zedelediğini de belirten Saçkesen, eğitimde ideolojik yönelimin her geçen gün daha da belirgin hale geldiğini söyledi. Deprem bölgelerinde ise eğitime dair yapılması gerekenlerin ciddi ölçüde yetersiz kaldığına dikkat çekti.

    KAMUSAL, LAİK VE EŞİTLİKÇİ EĞİTİM TALEPLERİ

    Eylemde şu talepler öne çıktı:

    “- Gerici ve piyasacı anlayış terk edilmeli, kamusal ve nitelikli eğitim sağlanmalı,
    – Tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller iptal edilmeli,
    – Eğitim bütçesi artırılmalı,
    – Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek verilmeli,
    – Anadilde eğitim anayasal bir hak olarak tanınmalı,
    – MESEM’ler kapatılmalı, çocuk emeği sömürüsüne son verilmeli,
    – Kız çocuklarının eğitime katılımı için özel destek programları uygulanmalı,
    – Mülteci ve engelli çocuklar için kapsayıcı politikalar hayata geçirilmeli.”

    Özgür Saçkesen, “Eğitim hakkı devredilemez bir kamu hakkıdır. Tüm çocuklar için eşit, adil, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi bir eğitim sistemi istiyoruz” diyerek açıklamayı sonlandırdı.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    PİRHA- Veli-Der ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, eğitim ve öğretim yılının sona ermesi nedeniyle sene sonu değerlendirmesi yaptı. Okunan basın açıklamasında “Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, sene sonu eğitim değerlendirmesi yaptı.
    Kartal Meydanı’nda yapılan eylemde “Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz. Gerici eğitime son.” “Çocuklarımız bu yıl da açlığa, işçiliğe, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildi.” pankartları açıldı.

    Basın açıklamasını Veli-Der Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Özden Tunca okudu. Tunca, eğitim süresi konusundaki tartışmalara değinerek şunları söyledi:
    “Eğitimin kamusal, parasız, kapsayıcı, eşit olması hem çocuklarımız hem de ülkemiz açısından vazgeçilmez iken eğitim süresi tartışmaya açılmaktadır. Yoksulluğun artışı ve eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimin bilimsel niteliğinin ortadan kaldırılmasının sonucu okul terkleri artmaktadır. Okul terkleri son 3 yılda bir buçuk milyonun üzerine (1 Milyon 578 bin) çıkmıştır.
    Zorunlu parasız eğitim süresi tartışmalarına son verilmeli, çocukların en temel kamusal hakkı olan okul öncesi de zorunlu ve parasız olmalıdır.”

    “KURAN KURSLARINDA FAALİYET, ÇOCUK HAKKI İHLALİDİR”

    Özlem Özden Tunca, ÇEDES başta olmak üzere diyanet ve tarikatlarla yapılan tüm protokollerin sonlandırılması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:
    “STK adıyla tarikat yapılarına aktarılan kaynaklar, destekler geri alınmalı kamusal eğitim için kullanılmalı, özel öğretim kurumları ve tarikat okulları, yurtları kamulaştırılmalıdır!
    Eğitim kamusal haktır. Meta değildir. Yurttaşlık hakkıdır. Parayla satın alınamaz. Eğitim 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu’nda da belirtildiği gibi yalnızca kamu emekçileri, eğitim emekçileri eliyle gerçekleştirilebilir. Eğitimci niteliği taşımayan kişilerin okullarda, yurtlarda, STK adı altındaki tarikat yapılarının yerlerinde, 4-6 yaş Kuran kurslarında faaliyet yürütmesi eğitim hakkı, çocuk hakkı ihlalidir.
    Çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. Bu günkü iktidar, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri ve sermayenin talepleri doğrultusunda çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın dozunu giderek artırmaktadır. TÜİK verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükselmiştir. Bu sayıya MEB eliyle MESEM adı altında işçileştirilen çocuklar ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar dahil edildiğinde sayı 2 milyonu aşmaktadır. SGK kayıtlarına göre 2023 yılında 18 yaşın altında 45 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bildirimlerine göre son 12 yılda en az 764 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir. MEB bu sayılarla yetinmemiş olacak ki, işverenlerin ara elaman temininde zorluk çektikleri iddialarına karşılık zorunlu eğitimin süresini tartışmaya açmakta, daha fazla çocuğun işgücü haline gelmesinin yollarını aramaktadır.
    Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta ‘çocuk işçi bulma kurumu’ gibi çalışmaktadır.”

    KARMA EĞİTİM VURGUSU! 

    Karma eğitimin bir tercih değil hak olduğunu söyleyen Özlem Özden Tunca, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:
    “Tercih adıyla bir hak tartışmaya açılamaz, kaldırılamaz. Karma eğitim hakkı pedagojik ve bilimsel bir gerçektir. Yalnızca 2013-2018 arası TÜİK verilerinde her 5 kadından birinin çocuk yaşta evlendirildiği verilerde yer almaktadır. Çocuk yaşta evliliklerin bu denli arttığı bir dönemde eğitim süresinin azaltılması, karma eğitimin kaldırılması çocuk yaşta evlilikleri daha da artıracaktır.
    Karma eğitim hakkının kaldırılması açıklamalarına, karma eğitimin kaldırılma uygulamalarına son verilmelidir. Tüm eğitim kademeleri ve okul türlerinde karma eğitim bir an önce hayata geçirilmelidir.
    8 Nisan tarihinde proje okullarına yapılan öğretmen atamalarının ve yönetici görevlendirmelerinin sonuçları açıklandığında tarihin en kapsamlı ‘öğretmen kıyımının’ yapıldığı da anlaşıldı. Bu uygulamanın ortaya çıktığı 2016 yılında nasıl ki ‘kamusal eğitim hakkımızdan sorumlu bir bakanlık okulları niteliksiz olarak adlandırılamaz, projeniz değiliz’ diyerek itirazımızı yükselttiysek bugün de bu haksız hukuksuz uygulamaya karşı çocuklarımız ve biz veliler günlerce okul önlerinde, bahçelerinde ve alanlarda eylem yaptık. Okullar kamu kurumlarıdır, kimsenin özel işletmesi değildir. Bu nedenle de, proje okul uygulamasına ve buralarda yaşanan öğretmen kıyımına karşı durmak geleceğimizi ve kamuyu savunmak demektir.
    Sınav Ücretleri Kaldırılmalıdır! Her öğrencinin ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda desteklendiği, okul türleri uygulamasına son verildiği, eşit, kapsayıcı, parasız, laik, bilimsel eğitime erişebildiği, toplumsal faydanın esas alındığı bir eğitim sistemi tüm çocukların, gençlerin en temel hakkıdır.

    “ÇAĞ ATLADIK DEDİLER!”

    Her yıl bütçede görüşmelerinde iktidar ve MEB tarafından, bütçede aslan payı eğitimin açıklamalarının bir aldatmaca olduğu iktidarın sorunları değil algıyı yönetme çabası olarak değerlendiriyoruz.
    2016 yılında yüzde 13,3 olan MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içindeki payı her yıl düşerek 2024 yılında yüzde 9.9’a geriledi.
    Türkiye’de 25 yıl önce, 1989-1990 eğitim öğretim yılında sadece iki ilde taşımalı eğitim vardı. Çağ atladık dediler, son 22 yılda 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitimin temel ilkelerinden olan eğitime erişim ilkesi ortadan kaldırıldı, taşımalı eğitim ülkemizin her yerinde bütün illerde uygulanır hale geldi. Bir an önce kısa vadede tasarruf gerekçesi ile sınırlama getirilen taşıma işlemine geri dönülmeli. Uzun vadede ise köy okulları yeniden açılarak taşımalı eğitime son verilmelidir.
    2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Ancak milyonlarca çocuğumuz bu yılı karınları aç, zihinleri yorgun, umutları eksik tamamladı. OECD ülkelerinin büyük çoğunluğunda okul yemeği devlet tarafından sağlanırken, Türkiye hâlâ çocuklarını aç bırakmaya devam etmektedir.
    Artan ekonomik kriz, yoksulluğun derinleşmesi ve kamusal sosyal politikalardaki yetersizlikler, bu yıl da en çok çocukları ve eğitimi vurdu. Bugün Türkiye’de yüz binlerce çocuk okula kahvaltı yapmadan, öğle yemeği olmadan gidiyor. 15 yaş altındaki her iki çocuktan biri yoksulluk riski altında yaşıyor. Bu durum yalnızca bir sağlık sorunu değil; çocukların eğitim hakkının, beslenme hakkının, insanca yaşama hakkının sistematik olarak ihlal edilmesidir.
    2025-2026 eğitim yılı başlamadan önce, her okulda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği uygulaması başlatılmalıdır.

    DİNSELLEŞTİRME, PİYASALAŞTIRMA, İŞÇİLEŞTİRME

    Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi. Hepimize ait olan kamu kaynaklarının devlet okulları yerine özel okullara aktarılması ortak geleceğimize ve en önemli birlik zemini oluşturacak olan kamusal eğitime zarar vermektedir. Eğitim sadece bireysel fayda sağlamaz, toplumsal faydamız ve ortak geleceğimiz için en önemli kazanç ve yatırımdır.
    Laik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim mücadelesi çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğine sahip çıkma mücadelesidir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkından sorumludur. MEB’i sorumluluğunun gereğini yapmaya; laik, bilimsel eğitim hakkını hedef alan uygulamalar biz öğrenci velileri tarafından unutmayacağını bilmenizi istiyoruz.
    Tüm velilere çağrımızdır. Yalnız değilsiniz. Çocuklarınızın laik, bilimsel eğitim hakkını ihlal eden her uygulamada bize, Öğrenci Veli Derneği’ne ulaşın. Hukuki, demokratik tüm haklarınız için yanınızda olacağız. Hiçbir veli yalnız yürümeyecek. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim kurumlarından proje okullarına tepki: Hukuksuz bir uygulama- VİDEO

    Eğitim kurumlarından proje okullarına tepki: Hukuksuz bir uygulama- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Veli-Der ve beraberinde birçok eğitim kurumu proje okullarındaki atamalara tepki göstererek, “Öğretmen ve yönetici atamalarının siyasal ve sendikal yakınlık zeminine indirgenen bu hukuksuz uygulamaya karşı hukuki süreci sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.

     Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) proje okullarda norm fazlası öğretmenlerin resen atamalarının durdurulmasına ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası, Hürriyetçi Eğitim Sen, Tüm Emekliler Sendikası, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Eğitim İş Mersin şube ve temsilcilikleri Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.

    “SİYASAL BİR TASFİYE”

    Veli-Der Mersin Temsilcisi İlhan Topaloğlu, öğretmenlerin sendikal, siyasal ya da kişisel nedenlerle görevlerinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek, proje okullarında siyasal amaçlarla gerçekleştirilen tasfiyeye karşı çıktıklarını dile getirdi.

    Yapılan atamaların öğretmenlerin verimini düşüreceğini ve sınava hazırlanan öğrencileri olumsuz etkileyeceğini kaydeden Topaloğlu, “Tam da YKS sınavına hazırlanılan şu süreçte öğretmenin yer değişikliği öğretmenin motivasyonunu moralini yok edecektir.

    Buradan Milli Eğitim Bakanlığına sesleniyoruz. Okullarımız, keyfi atamalar yapılabilecek yerler olmamalıdır. Proje okul yönetmeliği baştan sona yanlışlarla dolu bir düzenlemedir. Çocuklarımızın hak ettikleri nitelikli eğitime ulaşmaları, okulların adının yanına nitelikli sözcüğü getirilerek olmaz. Bakanlığımız, objektif kriterlere dayalı olmayan bu keyfi atamaları bir an önce iptal etmeli ve şeffaf bir atama sistemiyle liyakat gözeterek yeniden yapmalıdır” dedi.

    Söz konusu uygulamayla liyakatin ortadan kaldırıldığını, öğretmen ve yönetici atamalarının siyasal ve sendikal yakınlık zeminine indirgendiğini vurgulayan Topaloğlu, şunları söyledi:

    “Bu uygulamalar, kamu yönetimi ilkelerine, hukuka ve kamu yararına açıkça aykırıdır. Öğretmen atamaları ve görev uzatma kriterleri liyakata dayalı şeffaf, denetlenebilir olmalı, mesleki deneyim, hizmet puanı gibi kriterler esas alınmalıdır. Veli- Der olarak bu adaletsizliğe karşı hukuki süreci sonuna kadar sürdüreceğimiz bilinmelidir.”

    MÜCADELE VURGUSU

    Açıklamadan sonra eğitim kurumları konuşmalar yaptı. İlk olarak Eğitim Sen adına konuşan Saffet Ayıcı, liyakatli öğretmenlerin norm dışına düşürülerek geleceklerinin belirsizliğe itildiğini söyledi.

    Eğitim İş Mersin Şube Başkanı Yakup Tekin, bu uygulamayla iktidarın yandaş sendikalara bağlı öğretmenleri nitelikli kadrolara yerleştirmek için yaptığı bir proje olduğunu ve karşı olduklarını belirtti.

    Hürriyetçi Eğitim Sen Şube Başkanı Talip Özdemir, “Hangi kriterlere göre atamaların yapıldığı meçhul.Kimsenin mağdur olmaması için atamalrın objektif yapılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek ise yaşanan sorunların karşısında örgütlü mücadele yürüteceklerinin altını çizdi.,

    PİRHA/ MERSİN

  • Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın yangında hayatını kaybeden 36 öğrenci için bir açıklama yapmamasına tepki gösterdi. Veli Der, MEB’in sorumluluklarını yerine getirmesi için de çağrıda bulundu.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), 21 Ocak’ta, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasında hayatını kaybeden öğrencileri anarak Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)’nın sorumluluklarını yerine getirmesi için çağrı yaptı.

    “MEB BİR AÇIKLAMA YAPMADI”

    Veli Der Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Aysun Eren, Türkiye’de insan yaşamının sudan ucuz olduğu gerçeğiyle baş edemez noktada olduklarını ifade ederek, “En son Kartalkaya yangın faciasında da gördüğümüz gibi 36 çocuğumuz, Türkiye’nin çeşitli illerinden tatil için geldikleri otelde yaşamlarını kaybettiler. Hayata, okullarına, sıralarına dönemeyecekler” dedi. Eren, insan eliyle, alınmayan önlemler yüzünden 36 çocuğun hayattan koparıldığını da belirterek devamında şunlara yer verdi:

    “Bu acı 36 çocuğumuzla ve yakınlarıyla sınırlı değil elbette. En temel yaşam hakkı tehdit altında olan bir çağ nüfusundan bahsediyoruz. Yetişkinlerin dahi baş etmesinin güç olduğu felaketler, çocuklar için, geleceğimiz için tehdit oluşturmaktadır. Hal böyleyken, yaşanan faciadan yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen MEB’in konuya dair bir açıklama yapmadığına tanıklık ettik. Bu elim facianın MEB’in gündeminde olup olmadığını, kaybettiğimiz 36 öğrenci ve eğitim emekçisine dair bilgi sahibi olup olmadıklarını bilmiyoruz.

    “SİYASİ İKTİDARIN VE MEB’İN SORUMLULUKLARI VARDIR”

    Okulların açılmasına bir hafta kala okul arkadaşlarını sıralarında göremeyecek çocuklara kurulacak sözü bilmiyoruz!
    Olağanüstü durumlarda çocukların ruhsal sağlıklarının korunmasına yardımcı olmak ve psikososyal destek sağlamak gibi gündemleri var mı, bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilerimizin ve memleketin geleceğine dair sorumlulukları vardır.
    Milli Eğitim Bakanlığının, yangın faciasında yaşamlarını yitiren öğrencilerimizin, hangi illerde, hangi okullarda olduğunu tespit etmesini öğrencilerimize etkilenme durumuna göre psikolojik yardım çalışmasını ivedilikle planlamasını talep ediyoruz.

    “İNSANLARIN GÜVENLİ BİR YAŞAM SÜREBİLMESİ DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR”

    Yarım kalan hayallerin, hayatların sayısız örneklerini yaşayan öğrencilerimizin yaşam haklarına, hayatlarına ve hayallerine sahip çıkma sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Tek bir çocuğumuzun, öğrencimizin dahi hayattan koparan ihmallere tahammülümüzün kalmadığını ve adil yargılanma olmadan ruhsal iyileşmenin olmayacağını hatırlatmak istiyoruz. İnsanların güvenli bir yaşam sürebilmek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak devletin sorumluluğu olduğunu hatırlatmak istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Veli Der’den 1. dönem raporu: Çocuklar öğretmensiz, aç ve eğitimden yoksun bırakıldı-VİDEO

    Veli Der’den 1. dönem raporu: Çocuklar öğretmensiz, aç ve eğitimden yoksun bırakıldı-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı 1. Dönem Raporunu açıkladı. Veli Der Başkanı Ömer Yılmaz, okul terklerinin en çok imam hatiplerde olduğu bilgisini paylaştı. Yılmaz, “Tasarruf gerekçesi” ile eğitim-öğretimde yaşanan aksaklıklara da değinerek “Kalabalık sınıflarla çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkı ellerinden alındı” dedi.

    Veli Der, eğitim-öğretim yılının 1. döneminin sona ermesinin ardından hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı.

    Kartal Meydan’da yapılan basın açıklamasında “Çocuklarımız kimsenin projesi değil, ülkenin geleceğidir. Laik, eşit ve parasız eğitim istiyoruz” pankartı açıldı.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli Der) Başkanı Ömer Yılmaz, yaptığı açıklamada laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkının büyük tahribata uğradığını vurguladı.

    2023-2024 eğitim-öğretim yılında örgün eğitim dışına çıkan öğrenci sayısına dikkat çeken Yılmaz, okul dışına çıkışın temel nedeninin ise artan yoksulluk sebebiyle olduğunu söyledi.

    Yılmaz açıklamasında şunları söyledi:

    “Eğitim dışındaki öğrenci sayısı son 3 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Saha araştırmaları çocukların okul dışına çıkmasının temel nedenleri olarak ekonomik krizi, çocuk yaşta işçiliğin, çocuk yaşta evliliklerin yaygınlaşmasını, kamusal eğitim yokluğundan ve protokollerden kaynaklı çocukların tarikat gibi köktenci yapılara mecbur bırakılması, sosyal devletin sorumluluğu olan ancak karşılanmayan hizmetlerin (çocuk, yaşlı, engelli bakım merkezleri…) çocuklar eliyle gerçekleştirildiğini gösteriyor.

    Zorunlu imam hatipleştirme politikalarına rağmen imam hatip ortaokul ve liselerinde öğrenci sayısı azlığı ikili eğitim verilerinde de karşımıza çıkmaktadır. Çocukların eşit ve nitelikli eğitim hakkı açısından yeterli okul inşası planlanmalı, hayata geçirilmeli, tercih edilmeyen okul türleri akademik eğitim veren okullara dönüştürülmelidir.”

    EĞİTİMDE TASARRUFA İTİRAZ!

    Ömer Yılmaz, eğitime yeterli bütçe ayrılmadığını da vurguladı. Çocukların eğitim hakkında “tasarruf gerekçesi olamayacağını” belirten Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:

    “Tasarruf gerekçesi ile okullarda temizlik, güvenlik gibi kamu hizmetlerine gerekli kadrolu, güvenceli atama yapılmadı, bu hizmetler İşgücü Uyum Programı kapsamına alınarak güvencesiz, asgari ücretin altında çalıştırma olağan hale getirildi. Okullarımızda başta temizlik olmak üzere temel ihtiyaçlar karşılanmıyor. Köy okulları kapatılan çocukların taşımalı eğitimle okula erişimine de tasarruf gerekçesi ile sınırlama getirildi. Tasarruf gerekçesi ile kademeli olarak tüm okullarda yaygınlaştırılacağı açıklanan okul yemeği uygulamasından vazgeçildiği açıklandı. Deprem bölgesinde okul öncesi çocuklarla sınırlı olan okul yemeği uygulamasına da tasarruf gerekçesi ile son verildi. Yaygın eğitimde tasarruf gerekçesi ile kurslar sınırlandırıldı. Özel eğitim gereksinimi olan çocuklarımızın kursları, okul dışına çıkarılmış öğrencilerin eğitime erişim hakları ellerinden alındı. Tasarruf gerekçesi ile eğitim-öğretim yılının başından itibaren yeterli öğretmen ataması yapmamak için sınıf birleştirmelere gidildi. Kalabalık sınıflarla çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkı ellerinden alındı. Ücretsiz okul yemeği; salgın, artan yoksulluk ve depremle birlikte ülkemizin en temel ve en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır.

    “İMAM HATİPLEŞTİRME POLİTİKALARINA SON VERİLMELİDİR”

    Ömer Yılmaz, imam hatip okul modelini de eleştirerek, “Okul tekrarının arttığı en yüksek ortaöğretim programı %30 ile din öğretimi oldu. İmam hatipler okul terkinin en çok arttığı yerler oldu. İmam hatiplerdeki 3 çocuktan biri zorunlu imam hatipleştirme politikası ve yoksulluk nedeniyle örgün eğitim dışına çıkıyor. Genel ortaöğretimde bu oran %18,5, mesleki ve teknik ortaöğretimde ise %28,5. MEB ve siyasi iktidar rejimin ve sermayenin ihtiyacı için çocukları imam hatip ve mesleki eğitime zorunlu bırakıyor. Çocuklar bu dayatmaya tepkisini okulları terk ederek gösteriyor. Çocuklar zorunlu imam hatip veya zorunlu meslek lisesi seçeneksizliğine ya da özel okula gitmeye mecbur bırakılıyor” dedi.

    “EĞİTİM VAKIFLARA, DERNEKLERE, TARİKATLARA DEVREDİLEMEZ”

    MEB ile dini vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller de Veli Der raporunda yer aldı. Eğitimin tarikat ve ülkü ocaklarına devredildiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu protokoller sonucunda bu yapılar okullarda kurs, yarışma, seminer, kamp, sosyal sorumluluk programları adıyla siyasal, ideolojik çalışmaları veya çocuğun ihtiyacını esas alan değil sermayenin ihtiyacının esas olduğu her tür çalışmayı sürdürmektedir. Eğitimin bu yapılara devri ile okullar çocukların eğitim hakkı gaspı ile birlikte çocuk istismarının her geçen gün daha da yaygınlaştığı yerler haline gelmektedir. Bu protokoller eliyle eğitim her geçen gün daha da piyasalaştırılmakta, laik, bilimsel eğitim hakkı adım adım ortadan kaldırılmaktadır. MEB kamusal sorumluluğunu hiçbir isim adı altında hiçbir yapıya devredemez. İmzalanan tüm protokol ve iş birlikleri iptal edilmelidir.”

    SEÇMELİ ADI ALTINDA DİN DERSLERİ!

    Veli Der Başkanı Ömer Yılmaz, genel seçim sonrası çıkarılan yönetmelikle zorunlu dersler azaltılarak seçmeli derslerin arttırıldığına işaret etti. Yılmaz, “Zorunlu seçmeli dersler” uygulamasına son verilmesi gerektiğini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Ders seçim dönemleri vakıf, dernek adı altında tarikat yapılarının da müdahil olduğu bir dayatmaya dönüştürülmektedir. Bu dayatma öyle bir hale ulaşmıştır ki 2024 Eylül ayında yapılan değişiklikle dersler gruplandırılarak, öğrenciler ‘Din, Ahlak ve Değer’ adı verilen dini içerikli derslerden oluşan gruptan ders yazmak zorunda bırakılmaktadır. Her öğrencinin istediği dersi seçme özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Seçmeli ders süreci zorunlu din dersine ek olarak diğer dini içerikli derslerin de zorunlu hale getirildiği bir uygulamaya dönüştürülmektedir. Seçmeli adıyla zorunlu dini içerikli ders dayatmasına son verilmelidir.

    ÇEDES UYGULAMALARI YAYGINLAŞTIRILIYOR!

    Veli Der raporunda ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ projesinin yaygınlaştığına dikkat çekildi. Ömer Yılmaz, “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin eylemlerine, itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, ilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir” dedi.

    Ömer Yılmaz, çocukların nitelikli eğitim hakkı için yeterli öğretmen ataması yapılması gerektiğini belirterek şunları belirtti:

    “2023-2024 eğitim-öğretim yılında yalnızca 71 ilde ücretli öğretmen sayısı 66 bin 780’di. Norm kadro ihtiyacı ise 69 ilde 91 bin 484’tü. Emekli öğretmen sayısı ise 23 bin oldu. Yalnızca bu rakamlar üzerinden dahi en az yüz bin öğretmen ataması temel ihtiyaç iken yirmi bin atama yapacağı açıklandı. Çocuklarımız öğretmensiz bırakıldı.

    Nitelikli eğitim hakkının temel ilkesi eğitimde süreklilik ilkesi iken ücretli, sözleşmeli güvencesiz çalışma olağan hale getirildi. Nitelikli kamu hizmeti ancak kamu emekçilerinin, öğretmenlerin insanca yaşanacak bir ücret ve güvenceli çalışma hakkı ile mümkün iken öğretmenler açıklanan rakamlarla yoksulluk hatta açlık sınırının altında yaşama koşulları ile baş başa bırakıldı. Kariyer basamakları ile eşit işe eşit ücret, öğretmenliğin bir uzmanlık alanı olduğu ilkesi yok sayıldı.

    Biz veliler çok iyi biliyoruz ki öğretmenler kaybederse çocuklarımız kaybeder. Eşit, parasız, nitelikli, kamusal, bilimsel eğitim ancak öğretmenlerin haklarının, ekonomik koşullarının güçlendirilmesi ile mümkündür.”

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA KARNE

    Basın açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) karne verildi. Birçok derste “Başarısız” görülen MEB, “Okullarda tarikat/cemaat İşbirliği” ve “Eğitimde Özelleştirme Uygulamaları” derslerinde ise “Başarılı” bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA- 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönemi tamamlandı. VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş yaptığı açıklamada laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirterek, “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir” dedi.

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönem raporunu Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yaptığı açıklama ile paylaştı.

    “ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ PROGRAMI VE SU TÜM ÇOCUKLAR İÇİN ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    Açıklamayı VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş okudu. Laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik olarak tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirten Gümüş, “Ücretsiz okul yemeği; salgın, artan yoksulluk ve depremle birlikte ülkemizin en temel ve en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Türkiye’de çocukların yüzde 45’i yoksulluk riski altındadır. TÜİK 2022 verilerinde üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. Ülkemizde 0-4 yaş aralığındaki çocuk sayısı yaklaşık 6 milyondur. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Araştırması’na göre 5 yaş altı çocuklarda bodurluk yüzde 10’a ulaşmıştır. Okul yemekleri programları ihtiyaç temelli bir gıda desteği müdahalesi değil temel yurttaşlık hakkıdır. Kamusal haktır” dedi.

    Okul yemeği ile birlikte temiz suya erişim de tüm çocukların kamusal hakkı olduğunu dile getiren Gümüş, okullarda okul su sistemleri kurulması, okulun uygun noktalarına kurulacak su sebilleri ile çocukların suya erişiminin sağlanması çağrısında bulundu.

    “MESEM SONLANDIRILMALIDIR”

    MESEM eliyle çocuklar işletmeler için bedava iş gücü haline getirdiğini vurgulayan Gümüş, “MESEM sonlandırılmalı, ücret olarak verilen rakamlar çocuklara burs, maddi eğitim desteği olarak verilmeli, çocukların okullara geri dönüşü sağlanmalıdır” diye konuştu.

    “ÇEDES UYGULAMALARI KAMU OKULLARINDA DA ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINDA DA YAYGINLAŞTIRILIYOR”

    ÇEDES ile eğitimin dinselleştirilmesi uygulamalarının yaygınlaştığına dikkat çeken Gümüş, şunları ifade etti:

    “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir.

    Önümüzdeki günlerde 2025-2026 eğitim-öğretim yılı için ders seçim dönemi başlayacak. Her öğrencinin istediği dersi seçme özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Seçmeli ders süreci zorunlu din dersine ek olarak diğer dini içerikli derslerin de zorunlu hale getirildiği bir uygulamaya dönüştürülmektedir. Seçmeli adıyla zorunlu dini içerikli ders dayatmasına son verilmelidir.”

    2024’te okul öncesi eğitime ulaşan öğrencilerin oranı azaldı. %12 düşerek %73’e gerilediğini belirten Gümüş, “Okul öncesi eğitim tüm çocukların hakkıdır. Ücretsiz ve zorunlu olmalıdır” şeklinde ifade etti.

    “KALICI YAZ SAATİ UYGULAMASI SONLANDIRILMALIDIR”

    Enerji tasarrufu gerekçesi ile hayata geçirilen kalıcı yaz saati uygulaması çocukların fiziksel ve akademik gelişiminde telafisi imkansız bir yıkıma yol açtığını dile getiren Gümüş, “Karanlıkta başlayan ve karanlıkta sonlanan eğitim çocuklarımızın güvenliğini de riske atmaktadır. Çocuklarımızın fiziksel, zihinsel gelişimi için, her günü karanlıkta güvenlik kaygısı ile yaşamamaları için kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmelidir” ifadelerine yer verdi.

    “LAİK,KAMUSAL EĞİTİM HAKKI İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE!

    Gümüş, son olarak “Tüm velileri, laik, kamusal eğitim hakkına sahip çıkmaya,  herkesi çocuklarımız iyi eğitim hakkı için mücadele etmeye çağırıyoruz. Laik, kamusal eğitim; çocuklarımızın geleceğini değiştirme umudunu artırma, ülke geleceğine sahip çıkma ve her yerde bir araya gelip dayanışmak ile mümkün olacak” diye belirtti.

    PİRHA/MERSİN

  • Bornova’da öğrenci velileri, din dersinin camide verilmek istenmesini protesto etti-VİDEO

    Bornova’da öğrenci velileri, din dersinin camide verilmek istenmesini protesto etti-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de öğrenci velileri, Bornova’da 99 okula imam atanarak din dersinin belirlenen bir camide verilmek istenmesine tepki gösterdi. Veli-Der öncülüğünde yapılan eylemde, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullandığı belirtildi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir 2 Nolu Şube, Bornova’da 99 okula ÇEDES protokolü kapsamında atanan imamları protesto etmek amacıyla Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, “Parasız bilimsel demokratik eğitim”, “Okullarda imam değil öğretmen istiyoruz” “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Tarikata değil eğitime bütçe”, “Tarikatın bakanı Yusuf Tekin istifa” sloganları atıldı.

    “DİNDAR VE KİNDAR NESİL PROJESİ TAMAMLANMAK İSTENİYOR”

    Açıklamayı okuyan Veli-Der İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, ÇEDES projesinin eğitim sisteminde kalıcılaştırılmak istendiğini belirterek, “Çocuklarımızın üstün yararını gözetmeyen, bilimsellikten, laiklikten uzak ve çocuklarımızın geleceğini karartacak olan bu ÇEDES projesi, eğitim sistemimizde kalıcılaştırılmaya çalışılıyor. Milli Eğitim; öğrenci açlığı, okullarda güvenlik, temizlik gibi eğitimin kronikleşmiş devasa sorunlarını çözmek yerine, ÇEDES ve benzeri uygulamalarla çocuklarımızın beyinlerini siyasal İslam ideolojisiyle yıkayarak, hedeflediği dindar ve kindar nesil projesini tamamlamak istiyor” dedi.

    “ÇOCUKLARIN RUH VE ZİHİN SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDADIR”

    Aydın, ÇEDES benzeri uygulamalarla verilen sözde değerler eğitiminin çocukların ruh ve zihin sağlığını tehdit ettiğini vurgulayarak, “Okullarda görevlendirilen bu imamların eğitim adına çocuklarımıza verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Aksine bu ve benzeri uygulamalarla; İktidarın “dindar ve kindar nesil yetiştirme” adı altında, ÇEDES ve benzeri projeler kapsamında, verilen sözde değerler eğitimiyle çocuklarımızın ruh ve zihin sağlığı tehdit altındadır!” diye belirtti.

    “ÇEDES BİR AN ÖNCE İPTAL EDİLMELİDİR!”

    Milli Eğitim Bakanı’na seslenen Turgut Aydın, ÇEDES protokolünün iptal edilmesi çağrısını yineleyerek, şöyle devam etti:

    “Laiklik ilkesi ve laik eğitim, bir toplumda farklı inanç, farklı mezhep, farklı kimlik, farklı cinsiyet ve cinsel kimlikler, hem inananlar hem de inanmayanların bir arada barış içinde yaşayabilmeleri için son derece önemlidir. Kendi siyasi ikbaliniz için, siyasal İslam ideolojisini kalıcılaştırmak amacıyla, laiklik karşıtı ÇEDES ve benzeri uygulamalarla toplumsal barışı bozduğunuz gibi ülkenin geleceğini de karartıyorsunuz. ÇEDES ve tüm protokolleri derhal iptal edin!”

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Öğrenci Veli Derneği: Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olmalı

    Öğrenci Veli Derneği: Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olmalı

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), okul öncesi eğitimin önemini belirterek, özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynakların zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılması, okul öncesi eğitimin tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olması, acilen yeterli bütçe ayrılması için hükümete çağrı yaptı. 

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), belediyelere gönderdiği yazı ile belediyelerin açtığı okul öncesi eğitim kurumlarının izinsiz olduğu ve yetkisizlik nedeniyle kapatılacağını açıklayan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na tepki gösterdi.

    Veli-Der, “Özel öğretim genel müdürünün özel okul öncesi öğretim kurumu sahiplerine belediye kreşlerinin kapatılacağını müjdelediği görüntülere hep birlikte tanıklık ettik. Bu görüntüler çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl pazarlama aracı haline getirildiğinin ve ülkemizdeki hukuksuzluğun açık kanıtı oldu” dedi.

    Dernek, özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynakların zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılması, okul öncesi eğitimin tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olması, okul öncesi eğitim için acilen yeterli bütçe ayrılması için hükümete çağrı yaptı.

    Öğrenci Veli Derneği’nin açıklaması şöyle:

    “Geçtiğimiz günlerde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 18.11.2024 tarihli, Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün, belediyelere gönderdiği yazı ile belediyelerin açtığı okul öncesi eğitim kurumlarının izinsiz olduğu ve yetkisizlik nedeniyle kapatılacağını öğrenmiş olduk.
    Toplumsal tepki de hemen ardından çığ gibi büyüdü. Tepkinin bu kadar yoğun olmasının sebebi elbette duyulan ihtiyaçla alakalıydı.
    Diğer yandan gerekçe olarak; eğitimin MEB’in sorumluluğunda olduğu ve bu sorumluluğunu devredemeyeceğini belirten 2007 yılına ait Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapılıyordu. Tam da bu gerekçe, iktidarın 23 yıllık karnesine uymuyordu. MEB’in, tarikat, cemaat ve vakıflarla yaptığı protokollere karşı açılmış ve kazanılmış sayısız dava varken, bizzat mevcut milli eğitim bakanı sizin tarikat, bizim STK dediğimiz kurumlarla protokoller ve işbirliği yapmaya devam edeceklerini beyan etmişti. Yani duyulan kaygı politik ve belediyeleri sıkıştırma hamlesiydi.

    “ÜLKEMİZDEKİ HUKUKSUZLUĞUN AÇIK KANITI” 

    Bizler iktidarın uzunca yıllar eğitim alanını ideolojik ve ekonomik öncelikleriyle şekillendirdiğini biliyoruz ve inatla MEB’in eğitim sorumluluğunu Diyanete, tarikatlara ve sermayeye devretmesinin karşısında mücadele ediyoruz. Laik, bilimsel, parasız, kamusal eğitim hakkı mücadelesi yürütüyoruz.
    Dünya genelinde ve ülkemizde yapılan tüm araştırmalar okul öncesi eğitime katılımın, çocukların zihinsel, sözel ve sosyal-duygusal gelişimlerinde önemli rol oynadığını, eğitim süreçlerinde akademik performanslarını olumlu etkilediğini ve çocukları yetişkin yaşamlarına hazırlamaya yardımcı olduğunu göstermektedir.
    Okul öncesi bu denli önemli iken ülkemizde okul öncesi eğitim maalesef zorunlu değil ve paralı. Okullaşma oranlarına baktığımızda en düşük oran yine maalesef okul öncesi ve en fazla özelleştirmenin yanı sıra en pahalı eğitim kaleminin olduğu okul kademesi de okul öncesi. Özel öğretim genel müdürünün özel okul öncesi öğretim kurumu sahiplerine belediye kreşlerinin kapatılacağını müjdelediği görüntülere hep birlikte tanıklık ettik. Bu görüntüler çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl pazarlama aracı haline getirildiğinin ve ülkemizdeki hukuksuzluğun açık kanıtı oldu.

    “OKUL ÖNCESİ OKULLAŞMA ORANI OECD ORTALAMASININ YARISI KADARDIR” 

    Yoksulluğun artışı ve okul öncesi eğitimin kamu okullarında da paralı olmasının sonucu 2023-2024 MEB’in istatistiklerinde kamuda okul öncesinde hem okulların hem öğrenci sayısının azaldığını görüyoruz. 2024’de 399 okul öncesi kurum kapatıldı, okullaşma da bir önceki yıla göre yüz binin üzerinde (101.148) azaldı.
    Bu durumun özel okullara yansımasına bakıyoruz, 530 yeni okul açılmış ancak artan ücretler nedeniyle öğrenci oranı %5.46 oranında azalmıştır.
    Tüm bu kurumlara rağmen okul öncesi okullaşma oranı OECD ortalamasının yarısı kadardır. Okul öncesi 3-5 yaş çağ nüfusunun sadece %44.88 i kamuda okul öncesi kurumlardan yararlanmaktadır.

    “EŞİTSİZLİK OKUL ÖNCESİNDE DE YAŞANIYOR”

    Eğitimin her alanında yaşanılan eşitsizlik okul öncesinde de yaşanmaktadır. En varlıklı yüzde 20’lik dilimden gelen çocuklar çoğunlukla okul öncesi eğitim programlarına devam ederken, daha alt varlık dilimlerinden gelen, daha az eğitimli annelerin çocukları ve çok sayıda kardeşi olan çocuklar doğrudan ilkokula kaydoluyorlar. 54. ayda en varlıklı yüzde 20’lik dilimden gelen ailelerle en yoksul yüzde 20’lik dilimden gelen aileler arasında okul öncesi eğitim hizmetlerinden yararlanma farkı yüzde yüzde 54’e çıkıyor.

    ÇOCUKLAR VE VELİLER ARASINDA YARATILAN AYRIMCILIK

    Eğitimin her alanında izlenilen iki hattı okul öncesinde de en çarpıcı şekliyle görüyoruz. Okul öncesi eğitim bir yandan sermayeye, özel okul sahiplerine diğer yandan da dernek, vakıf adıyla tarikat yapılarına ve Diyanete devredilmektedir. Toplum temelli kurum adıyla içinde Diyanet’e bağlı 4-6 yaş Kuran kurslarının ve dernek, vakıf adıyla tarikatların açtığı bu yerlerin oranı yüzde 6,3’e ulaşmıştır. Okul öncesi yaş dilimi soyut bilgiye çocukların hazır bulunuşluğu olduğu bir dönem değildir ve yapılan laik, bilimsel, karma eğitim hakkı, çocuk hakkı ihlalidir. Ayrıca okul öncesi eğitim, özel kurumlarda yüz binlerce liraya satılıyorken, kamu okullarında da binlerce lira iken 4-6 yaş Kuran kurslarında çocukların kaydı ücretsiz yapılmakta ve her öğrenci için maddi destek verilebilmektedir. Bu kaynaklar da hepimizin, biz velilerin vergileri üzerinden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı protokolü üzerinden karşılanmaktadır. Bu aynı zamanda çocuklarımız ve biz veliler arasında yaratılan ayrımcılıktır.

    “EĞİTİM, SAĞLIK KAMUSAL HAKLARDIR ALINIP SATILAMAZ!”

    Okul öncesi eğitime erişim toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın istihdamının artışı noktasında da başat bir öneme sahiptir. Kadınların çalışma yaşamına katılması ve çocuğun üstün yararı için okul öncesi eğitimin zorunlu olması önemli bir aciliyettir. Derinleşen yoksulluğun hane halkları arasında yaygınlaşan eşitsizliğin bir nebze giderilmesi ve çocukların ilkokul öncesinde hazır bulunuşlarını eşitlemek için çocuk yararına kritik bir dönemdir.
    Eğitimde ve sağlıkta özelleştirmenin en acı sonuçlarını yaşıyoruz. Eğitim, sağlık, kamusal haklardır alınıp, satılamaz. Okul öncesi özel öğretim kurumları kamulaştırılmalıdır. Kamusal eğitim hakkının ayrılmaz parçası laik, bilimsel niteliğidir. 4-6 yaş Kuran kursları ve dernek, vakıf adıyla tarikat yapılarının açtığı yerler kapatılmalıdır. Özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynaklar zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılmalıdır.
    Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olmalı okul öncesi eğitim için acilen yeterli bütçe ayrılmalıdır.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Darbeciler, haksızlıkların üzerini örtmek için 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan etti!’

    ‘Darbeciler, haksızlıkların üzerini örtmek için 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan etti!’

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklama paylaşarak “12 Eylül darbesini yapanların, 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan ettiğini biliyoruz” diye belirtti. Basın açıklamasında Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında mesleki hakların nasıl hedef alındığına da vurgu yapıldı.

    1994 yılında UNESCO tavsiyesiyle 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlanırken, Türkiye’de 12 Eylül Darbesi sonrası 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanma kararı alındı.

    “MESLEKİ HAKLARINIZIN ÖMK İLE NASIL HEDEF ALINDIĞINI BİLİYORUZ”

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle açıklama yayınladı. Öğretmenlere seslenilen açıklamada, her yıl olduğu gibi bu 24 Kasım’da da öğretmenlerin, hak ettiği değeri vermeyenler tarafından hamaset cümleleri duyacakları belirtilerek şunlar söylendi:

    “Tüm zorluklara rağmen çocuklarımızın yaşamına dokunabilmek için ne denli çaba gösterdiğinizi, emek verdiğinizi biliyoruz. Yoksulluk, açlık hatta asgari ücretin altında kamuda/özelde; sözleşmeli, ücretli adıyla güvencesiz çalıştırıldığınızı biliyoruz. Mülakat adaletsizliği ile karşı karşıya bırakıldığınızı, güvenlik soruşturmaları, arşiv araştırmaları adıyla hukuksal hiçbir karşılığı olmayan haksızlıklarla karşı karşıya bırakıldığınızı biliyoruz. Okulların, çocuklarımızın ihtiyacının ne olduğunu en iyi bilenler siz olmanıza rağmen eğitimle, müfredatla ilgili tüm kararların size rağmen alındığını biliyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında mesleki onurunuzun, haklarınızın nasıl hedef alındığını, eşit işe eşit ücreti ilkesinin nasıl tahrip edildiğini biliyoruz.

    12 Eylül darbesi sonrası sendikanızın kapatıldığını, haklarınız ve çocuklarımızın eğitim hakkı için mücadele etmenin en büyük bedellerinin o çok sevdiğiniz mesleğiniz ellerinizden alınarak, tutuklanarak, sürgün edilerek sizlere ödetilmeye çalışıldığını, sizlere ne denli zor günler yaşatıldığını sizlere yapılan haksızlıkların üzerine örtmek için darbeyi yapanların 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan ettiğini biliyoruz. 24 Kasım’ın biliyoruz ki sizler için sahici tarafı, verdiğiniz emek karşılığında çocuklarımızın size duyduğu sonsuz sevgidir. Hak ettiğiniz değere kavuştuğunuz günler için biz Veli- Der olarak hep yanınızda olacağız. İyi ki varsınız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Öğrenci Veli Derneği: Kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçin – VİDEO

    Öğrenci Veli Derneği: Kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçin – VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, kalıcı yaz saati uygulamasının iptal edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir an önce bu kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmeli. Bunu yıllardır söylüyoruz, uzmanlar söylüyor daha ne kadar çocuklarımızın bu mağduriyetine ve bilime kulaklarınızı kapatacaksınız?” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği, kalıcı yaz saati uygulamasını doğru bulmadıklarını belirterek kış saati uygulamasına geçilmesi için açıklama yaptı. Açıklamayı, Öğrenci Veli Derneği üyesi Sakine Karataş okudu.

    İstanbul dışında Veli-Der Antalya Şubesi de yaz saati uygulamasına karşı bir basın açıklaması yayınladı.

    “ÖĞRENCİLERİMİZ BİRİNCİ DERSİ UYUKLAYARAK GEÇİRİYOR”

    Karataş, dünya genelinde saatlerin, Ekim ayının son günlerinde geri alınacağını belirterek “Türkiye’de 2016 yılında hayata geçirilen kalıcı saat uygulamasına bu yıl yine devam edileceği bilgisini aldık. Kış saati uygulaması 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında da uygulanmayacak ve saatler geri alınmayacak” dedi. Karataş, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:

    “Uzun yıllardan beri  kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmediği için ülkemizde çocuklarımız karanlıkta yollara düşüyor.  Saatlerin geriye alınmaması en çok öğrencileri etkiliyor. Özellikle ikili eğitime devam eden  öğrencilerimiz daha da çok  zorlanıyor.  Ayrıca okullardan aldığımız bilgiye göre öğrencilerimiz genellikle 1. dersi uyuklayarak geçiriyor. Haliyle ilk dersler verimsiz geçiyor. Uzmanlara göre uyanmamız, günışığının beyne ulaşmasıyla uyku hormonunun (Melatonin) azalmasına bağlı. İşte bu yüzden 1 saatlik farklılık bile tüm sistemlerimizi olumsuz etkiliyor.”

    “ÇOCUKLARIMIZ GÜVENLİĞİNDEN ENDİŞE DUYDUĞUMUZ SOKAKLARDA KARANLIKTA YOLA ÇIKIYOR”

    Psikologların da geç ve erken saatteki derslerin öğrencilerin fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimleri açısından uygun olmadığı görüşünde olduğunun altını çizen Karataş, “Çocuklarımızı sabahın o erken saatlerinde zorla okula yolluyoruz. Hele kışın… Buz gibi soğuk ve zifiri karanlıkta gitmek zorunda kalıyorlar. Çok ama çok pahalı olduğu için servislere çocuklarımızı verme şansımızda yok artık. Haliyle içimiz acıyarak sabahın kör karanlığında güvenliğinden de endişe duyduğumuz kent sokaklarında yola çıkıyor çocuklarımız” diyerek, bir an önce kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Veli Der Antalya Şubesi: Katillere, tacizcilere, cezasızlığa karşı yetkilileri göreve davet ediyoruz!

    Veli Der Antalya Şubesi: Katillere, tacizcilere, cezasızlığa karşı yetkilileri göreve davet ediyoruz!

    PİRHA- Veli-Der Antalya şubesi, Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. 22 yıldır sürdürülen eğitim politikalarının da bu şiddet sarmalını beslediği vurgulanan açıklamada, “Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Hiçbir kız çocuğu ve hiçbir kadın yalnız yürümeyecek” denildi. 

    Öğrenci Velileri Derneği (Veli-Der), Antalya şubesi, Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.

    “HUKUK ALANINDA YARATILAN TAHRİBATIN BEDELİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Her gün, özellikle çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelik sistematik bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya olunduğu belirtilen açıklamada, “Çocuklarımızı nasıl koruyacağız kaygısı artık hepimizin, tüm anne ve babaların ortak endişesi haline geldi. İlkokuldan yükseköğretime kadar biz veliler ve çocuklarımız, derin bir güvenlik endişesi yaşıyoruz. Bu durumun altında yatan ekonomik, politik ve toplumsal nedenleri biliyoruz. Laik ve kamusal eğitimde, hukuk alanında yaratılan tahribatın bedeliyle karşı karşıyayız. Şiddetin devam etmesinde; cezasızlık politikaları, iyi hal indirimleri, çıkarılan aflar, etkin soruşturma ve kovuşturma yapılmaması göz göre göre vahşi cinayetlerin yaşanmasına neden olmaktadır” denildi.

    “TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE LAİK EĞİTİM HEDEF ALINMAKTADIR”

    22 yıldır sürdürülen eğitim politikalarının da bu şiddet sarmalını beslediği vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Müfredat, ders kitaplarının içerikleri, çıkarılan yasa ve yönetmelikler, ÇEDES başta olmak üzere hayata geçirilen birçok protokol ile toplumsal cinsiyet eşitliği, laik ve bilimsel eğitim hedef alınmaktadır.

    Öğrenci Veli Derneği olarak, her türlü şiddete karşı durmaya ve şiddeti üreten her adıma karşı mücadele etmeye kararlıyız.

    Şiddetsiz bir dünya ve ülke için, laik, bilimsel ve kamusal eğitim talebimizi yükselteceğiz. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Hiçbir kız çocuğu ve hiçbir kadın yalnız yürümeyecek.”

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

    ‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

    PİRHA –Öğrenci Veli Derneği Başkanı Ömer Yılmaz, eğitimdeki dinci dayatmayı değerlendirdi. Yılmaz, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne yönelik muhalefetin kitlesel ve etkili eylemler yapması gerektiğini belirterek, “iktidarın bu müfredatla amaçladığı şey, hayatın o karmalığına okullarda son vermek. O nedenle daha büyük bir tepkiyi ortaya koymak gerekiyor. Çünkü ne mahkeme ne de başka bir sebep, iktidarın bu konudaki meselenin değişimine dair bir şey yapmıyor” dedi.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Genel Başkanı Ömer Yılmaz ile konuştuk. 

    “İKTİDARIN AMAÇLADIĞI ŞEY KARMALIĞA OKULLARDA SON VERMEK”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    ÖMER YILMAZ: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin hayata geçirileceği günün çok çok öncesinde Öğrenci Veli Derneği olarak bizler şerh koymuştuk. Çünkü öncesinde yapılan uygulamalar, yani ÇEDES projesi, zorunlu din dersleri yanında zorunlu seçmeli din derslerinin hayata geçirilmesi, okul öncesi 4-6 yaş çocuklarının Diyanet’in kurumlarında, özellikle de camilerin altında Kur’an kursları adı altında anaokullarında eğitim görmesi vesaire… Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir sürü dinsel uygulamalar yapıldı. MEB aslında 2012-2013 yılında 4+4+4 sistemini hayata geçirdiğinde, okulların imam hatipleştirilmesiyle başlayan ve sonrasında tüm müfredatın daha da dinsel içeriklerle bezenmesini sağlayacak bu değerler eğitimini de kapsayacak şekilde son süreçte Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatı’nda olduğu gibi daha muhafazakar, 1000 yıl öncesinin anlayışını bugüne taşıyan, hatta sadece belli bir inancın kolunun çocuklara dayatıldığı bir çaba içerisindeydi. Bunu da müfredatla tüm okullarda çocuklara anlatıp bu anlayışla Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni hayata geçirmek istedi. Ancak biz bunu kabul etmedik ve ‘bu müfredatı yapamazsınız’ dedik. Böyle bir müfredatın okullardaki karmalığa karşı olup, eşitlik anlayışını bozacağını, kamusal alanın bu anlayışa terk edilemeyeceğini belirtmiştik. Dolayısıyla buna rağmen Milli Eğitim Bakanlığı bu müfredatı ‘Ben yaptım, ben bilirim’ şeklinde oldu bittiye getirerek 1, 5 ve 9. sınıflarda bu yıl hayata geçirdi.

    “MATEMATİKTE, FİZİKTE DİNSEL DEĞERLERE ATIFTA BULUNULUYOR”

    ‘Değerler eğitimi’ dedikleri değerleri, derslerin içerisine serpiştirerek her bir dersi bir değerle ilişkilendirerek; daha çok dinsel, inançsal değerlerin veya bir ayet ya da sureyi dersin içerisinde konuyla ilişkilendirerek daha dinsel içeriklerle dersi anlatmak… Bugün de bu uygulamaları zaten görebiliyoruz. Matematikte, fizikte dinsel değerlere atıfta bulunuluyor. Şekil, mekan, kişi olarak daha çok dinsel mekanlara, dini önderlere atıfta bulunan bir müfredattaki çalışmaları görüyoruz. Tabii bunlar daha detaylı incelenip ortaya çıktığında söyleyecek başka sözlerimiz de olacak. Dolayısıyla bugünkü biçimi ile de olsun, müfredatın gerek yapılış şekli laik ve bilimsellikten dışarı çıkmış. Bu müfredatın bundan sonraki süreçte de özellikle öğrenci velileri başta olmak üzere karşısında durarak muhalefetimizin uzun soluklu süreceğini ifade etmek isterim.

    Bugünkü iktidarın bu müfredatla amaçladığı şey, hayatın o karmalığına okullarda son vermek. Belli bir inancın kolunun çocuklara dayatılmasını doğru bulmuyoruz. Bundan sonra da bu süreçle yapılması gereken ne varsa biz Öğrenci Veli Derneği olarak tüm demokratik haklarımızı kullanarak bunun mücadelesini vereceğiz.

    “TARİKAT VE CEMAATLER OKULLAR AÇTI, DAHA ÇOK ÖZEL OKULLAR TEŞVİK EDİLDİ”

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Eğitimi yalnızca bilim karşıtlığı üzerinden değil, piyasaya açma ve dinselleştime gibi iki boyutu var. Mesela piyasalaştırma konusunda da özel okulların AKP hükümeti süresince uygulanan politikalarla % 2’lerden %25’lere çıktığını görürsünüz. Biz tabii ki kamusal eğitimin niteliğinin ve kamusal okulların arttırılması yönünde taleplerimiz olmasına rağmen, ‘okullar dinselleştirilmesin’ derken daha çok dinselleştirildi. Kamusal eğitimin niteliği açısından okulların daha çok artması gerekirken özel okullar ‘merdiven altı’ dediğimiz, hatta bazı tarikat ve cemaatlerin de okullar açarak daha çok özelin teşvik edildiği bir süreç yaşıyoruz. O yüzden biraz da kapitalizmin ve neoliberal politikaların talepleri doğrultusunda atılmış adımlar olarak da ifade edebiliriz bu durumu. Bu durum tabii hükümetin de işine geliyor.

    -Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?

    Laik ve bilimsel eğitim talebi aynı zamanda ana dilde eğitimi de kapsayan bir taleptir. Kamusal eğitimin pedagojik ve bilimsel ilkeleri açıktır. Laik, eşit, parasız, bilimsel, erişilebilir, kapsayıcı, ana dilinde olması pedagojik ve bilimsel bir gerçektir.

    “MESELENİN BURAYA GELMESİNDE MUHALEFETİN KABAHATİ ÇOK”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Öğrenci Veli Derneği olarak tüm çabamız bu durumlarla ilgili. Eğitimin niteliği, kamusal, bilimsel, demokratik, eşit bir eğitim anlayışının hayata geçirilmesi için 2012 yılında 4+4+4 sistemi hayata geçirildikten sonra bunun mücadelesini veriyoruz. Velilerin mücadelesi çok bireyseldi, okulların imam hatipleştirilmesi meselesi ile birlikte daha kolektif bir yapıya büründü. O günden bu yana aslında hemen hemen her ay mutlaka bu konularla ilgili bir farkındalık yaratmaya çalıştık. Bugün geldiğimiz noktada bunu büyütme noktasında aslında bizim kadar daha çok sendikaların, demokratik diğer kitle örgütlerinin de içinde olduğu birleşik bir kolektif mücadeleyi öne almak gerekiyordu. Ama diğer demokratik örgütler olsun, siyasi partiler olsun, öncelikleri çok farklıydı. Özellikle 20. Şura’da, Diyanet İşleri’nin eğitim akademilerini oluşturma sürecinde siyasi partileri çok uyardık ama öncelikler farklı olduğu için buralara kulak bükmediler. Dolayısıyla meselelerin buraya gelmesinde muhalefetin de kabahati çoktur. Belki çok büyük etkileri olan eylemler, farkındalıklar yaratabilirdik ama yaratamadık. Bugünkü noktayı hükümetin yalnızca baskıyla, cebirle bu noktaya getirmesinin dışında bizim gibi muhalif olan insanların yeteri kadar eylem ve etkinlikler yapmamasında da bir kabahat aramak gerektiğini düşünüyorum. AKP’nin sonuçta misyonu bu ve konuştuklarımızı mutlaka yapacak, politik olarak tercihleri bu yönde. Çok bilinçli ve donanımlı bir şekilde eğitimin bu duruma gelmesini tercih ediyorlar.

    “TÜM KURUMLARIN DESTEK VERECEĞİ BİR MÜCADELE OLMALI”

    -Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Birleşik bir mücadele yani laiklikten, bilimsel eğitimden yana olan tüm toplum kesimlerinin birleşik bir mücadeleyi önüne koyması gerekiyor. Dolayısıyla bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin kararları bile uygulanmıyor. En basit örneği, İstanbul’da imam hatipleştirilmiş İsmail Tarman Ortaokulu var. 4 kere mahkemeye gidildi ve Danıştay’dan dönüldü. Yürürlüğe girmesi gereken mahkeme kararları hayata geçirilmedi. Mahalle sakinleri, veliler, okullarını geri kazandılar ama 4 kez mahkeme kazanılmasına rağmen karar hayata geçirilmedi. Şimdi durum böyleyken aslında biz mahkeme kararlarına bakmadan buradaki taleplerimizi öne çıkaracak, demokratik haklarımızı kullanacak ama mücadeleyi çok öne çıkaracak bir girişimde olmamız lazım. O nedenle bu müfredat döneminde bizler Müfredatı Geri Çekin Platformu’nu kurduk. Örgütler ve siyasi partiler ile beraber harekete geçtik ve sonra Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili çalışma meclise gelince müfredatın geri çekilmesi ile ilgili meseleler arka plana düştü. Önümüzdeki süreçte diğer kademelerde de bu müfredat hazırlandığı için bunu bizler bir fırsat görebiliriz. Bu süreci müfredatın geri çekilmesi için değerlendirebiliriz ama mutlaka tüm kurumların önüne koyup destek vereceği bir mücadeleyi birlikte yapmalıyız.

    “DAHA BÜYÜK BİR TEPKİ GEREKİYOR”

    -Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Toplumun biraz da ruh hali ile ilgili konuşmak lazım. Yılgınlık, geri çekilmişlik, sürekli bir talep ve o taleplerin hayata geçirilmesi konusunda iradeyi o erkten görememe hali yılgınlığı da beraberinde doğuruyor. Yoksa mücadele deneyimi olan kurumlar var zaten. Örneğin ÇEDES’e karşı yapılan İzmir’deki eylemde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere bir sürü Alevi kurumları vardı. O eylemde eğitim kurumları da bizler de vardık ve önceliğimiz ÇEDES’ti. Bu meseleler zaman zaman öne çıkıp kimi zaman da geri planda kalıyor ama hiçbir zaman hafızamızdan silinmiş değil. Mesela ekim ayında Öğretmenlik Meslek Kanunu tekrar gündeme gelecek ama burada önemli olan akıldan, bilimden yana olan fikrin, iktidar nezdinde bir karşılık görmemesi, sürekli reddedilmemesidir. O nedenle daha büyük bir tepkiyi ortaya koymak gerekiyor. Başka türlü olmaz. Çünkü ne mahkeme ne de başka bir sebep, iktidarın bu konudaki meselenin değişimine dair bir şey yapmıyor. Dolayısıyla daha etkili bir şey yapmak lazım, bunu da oturup konuşmak lazım. Tüm kurumlar konuşmaya çok açık ama yapılan açıklamalar çok temsili düzeyde oluyor. Mesela İzmir’de yaptığımız miting gerçekten iyiymiş, yaklaşık 20.000 kişilik bir mitingti ve ardından Kadıköy’de de benzeri bir miting yapıldı. Ancak gittikçe bu mesele alanda da küçülüyor, katılım daralıyor. Ama önümüzdeki süreç birazda siyasal süreçle alakalı bir durum. Bu yılgınlığın ötesine geçip birleşik mücadeleyi öne koyacak daha etkili şeylere bu meseleyi evrilmek lazım. Onun için de konuşmak lazım.

    “MUHALEFET, BİZDEKİ KAYGILARI BİREBİR TAŞIMIYOR”

    -Parlamentoda da bir yılgınlık hali söz konusu. Önceki dönemlerde zorunlu din dersleri, ana dilinde eğitim konusunda daha çok tepki duyulurdu. Ancak son birkaç yıldır muhalefet de bu söylemde eksik kalıyor. Asıl dinamiğin Meclis olması gerekirken şimdi en sessiz adres orası. Muhalefete bir sözünüz var mı?

    Muhalefetin meclisteki tutumu aslında toplumun beklentisini karşılamıyor. Daha sert, daha ciddi, daha çok toplumu anlayabilen bir yerden muhalefet yapılabilir. Bence muhalefet, bizdeki kaygıları da birebir taşımıyor. Görece olarak kaygılara kulak verip dinliyorlar ama meclisteki o sertliği gösteremiyorlar. Dolayısıyla toplum, Meclisi iyi tahlil ettiği için beklentiler de çok fazla meclis üzerinden olmuyor. Aslında bizlerin, demokratik örgütlerin yaptığı bu mücadele biraz onların da önüne geçiyor. Aslında bu doğru bir şey. Demokratik kitle örgütleri ne kadar çok ve etkili olursa toplumdaki duyarlılık da artıyor. Meclisin bir nebze bu anlamda güvenirliğini de aslında millet sorguluyor. Siyaset yapabilme becerisini sorgulamanın ötesinde toplum, taleplerini demokratik kitle örgütleri üzerinden daha rahat ifade edebiliyor. O yüzden bu mücadelenin çok kıymetli olduğunu ifade etmek gerekiyor. Meclis tabii ki iyi bir muhalefetin yapılabileceği bir yer ama orayı da aslında AKP, başkanlık sistemi ve birçok işle etkisiz hale getirdi. O etkisizliği şu anda toplum da görüyor. Bir an önce meclisin toplumun bir rengi, yansıması olduğunu orada da taleplerin dile getirilebileceği bir yere dönüşmesi gerekiyor. Yani katılımcı, şeffaf, demokratik toplumun bir yansımasını açıkçası mecliste görmek istiyoruz. Bunu göremediğimiz için toplum oraya karşı güvensizlik besliyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    ‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO