Etiket: veli saçılık

  • Veli Saçılık’tan TİP, EMEP ve Sol Parti’ye sitem: Veli’yi desteklemek bu kadar mı zor?-VİDEO

    Veli Saçılık’tan TİP, EMEP ve Sol Parti’ye sitem: Veli’yi desteklemek bu kadar mı zor?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti’nin Bolu Belediye Eş Başkan Adayı Veli Saçılık, TİP’in kendisine destek sözü vermesinin ardından aday çıkarmasını eleştirdi. Aday çıkarmayan EMEP’in ise hala kendisine destek çağrısı yapmadığını ifade eden Saçılık, “Veli Saçılık ve Birsen Baş’ı desteklemek bu kadar zor mudur?” diye sordu.

    Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık, DEM Parti Bolu Belediye Başkan Adayı. DEM Parti, TİP ve Sol Blok’un adayı olan Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada “AKP’nin rantçısından, CHP’nin ırkçısından kurtulmak isteyen herkesin adayıyım” demişti.

    CAN TV’de Veli Haydar Güleç’in hazırlayıp sunduğu Can’dan Bakış programına konuk olan DEM Parti Bolu Belediye Eş Başkan Adayı Veli Saçılık, kendilerine destek sözü veren diğer sol partilerin aday çıkarma ve destek çağrısı yapmama sürecini anlattı.

    Saçılık, seçim çalışmaları için gittiği Bolu’da TİP’in aday çıkardığını öğrenmesi ile ilgili süreci, “TİP’in beni bizzat destekleyeceğini biliyordum. TİP’e gittiğimde ise ‘bizim kendi adayımız var’ dediler, şaşkınlık yaşadım” diyerek anlattı.

    “TİP’İN ADAY ÇIKARMAYACAĞI RESMİ GÖRÜŞMELERDE KARAR ALTINA ALINIYOR”

    Bolu Belediye Eş Başkan adayı olduğu süreçte, yerelde yapılan görüşmelerde TİP, EMEP, Sol Parti ve TKP’nin aday çıkarmama konusunda karar verdiğini aktaran Saçılık, “Seçim çalışmaları için buraya gelmeden Bolu yerelinde bir toplantı gerçekleşiyor. DEM Parti temsilci arkadaş yerelde diğer partilerin güçlü bir adayı olması durumunda destekleyeceklerini söylüyor. TİP, EMEP, Sol Parti ve TKP aday çıkartmayacaklarını söylüyor. DEM Parti temsilcisi arkadaş ise genel merkezin bir adayı olduğunu ve bu adayın da Veli Saçılık olacağını kendilerine iletiyor. DEM Parti ve TİP merkezi görüşmelerde TİP’in aday çıkarmayacağı resmi görüşmelerde karar altına alınmış” diye konuştu.

    “TİP’İN BOLU YERELİ, KÜRT MESELESİ ALGISIYLA ADAY ÇIKARMIŞ”

    Saçılık, TİP’in destek sözüne rağmen yereldeki TİP örgütünün aday çıkardığını yaptığı ziyarette öğrendiğini kaydederek, “DEM Parti bana Bolu Belediye Eş Başkan adayımız sensin dediğinde ise ‘yerelde hiçbir aday ile karşı karşıya gelmek istemem. Lütfen bunu garanti edin ve öyle aday olayım’ dedim. Burada netleştik ve sonrasında Bolu’ya geldim. Buradaki partileri ve kitle örgütlerini gezmeye başladım. Ben TİP’in beni bizzat destekleyeceğini biliyordum. TİP’e gittiğimde ise ‘bizim kendi adayımız var, aday çıkarttık’ dediler ve ben çok şaşırdım. TİP değil ama TİP’in Bolu yerelinde özellikle bir Kürt meselesi algısıyla ilişkili olsa gerek DEM Parti’yi desteklememe meselesinde bir gerginlik yaşanmış. Bu gerginlik sonrasında aday çıkarmışlar” diye aktardı.

    EMEP VE SOL PARTİ’YE SİTEM: VELİ’Yİ DESTEKLEMEK BU KADAR MO ZOR?

    Bolu’da aday çıkarmayan EMEP ve SOL Parti’ye kendisini destekleme çağrısı yapan Saçılık, bu çağrısının karşılık bulmamasına sitem etti. Saçılık, “Ardından benim Kemal Okuyan ile polemiklerimden sonra TKP (Türkiye Komünist Partisi) aday çıkarmış. Birde TKH (Türkiye Komünist Hareketi) aday çıkarmış. Bolu’da adayı olmayan EMEP’li arkadaşlara DEM Parti’ adayını destekleme çağrısında bulunun dedim. Onlarda ilginç bir biçimde buna yanaşmadılar. Yine sonrasında SOL Parti de bu çağrıya yanaşmadı. Kılıçdaroğlu’na, Ekrem İmamoğlu’na ve Ankara’da Mansur Yavaş gibi aşırı sağcıya oy verildi. Ya da Tanju Özcan’a burada bir dönem önce herkes oy vermiş. Kalkıp Veli Saçılık ve Birsen Baş’ı desteklemek bu kadar zor mudur? Olmamalı. Sol ile tartıştığımı söylüyorlar. Hayır tartışmıyoruz, bizler 6 ay önce birlikte seçime girdik, milletvekili seçtirdik. Bizlerin söyleyebileceği hiçbir söz, sol partilerin bu söylenmez diyebileceği bir şeyi söylemiyoruz. Kabul edilmez hiçbir şey söylemiyoruz, yerel demokrasi üzerinden konuşuyoruz” dedi.

    “KÜRT’E, ALEVİYE, SOSYALİSTE, DEVRİMCİYE KÖKLÜ DÜŞMANLIK VAR”

    “Zaten Bolu’da bir avuç demokrat, sol, sosyalist varken neyi paylaşamıyoruz?” diyen Veli Saçılık şöyle devam etti:

    “Bunları ısrarla söylememize rağmen şu ana kadar bir sonuç elde edemedik. Şaşırıp kalıyorum. Zaten Bolu’da bir avuç demokrat, sol, sosyalist varken neyi paylaşamıyoruz? Neden birbirimize karşı olan bir yerde duruyoruz? Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bolu genelinde sosyalistlerin inisiyatif almada bir problemi var. Ayrıca Kürt halkı ile yan yana, omuz omuza olmak bir Alevinin, demokratın, devrimcinin, sosyalistin insanlık görevidir. Bu topraklarda Kürt düşmanlığından daha köklü olan şey Alevi düşmanlığıdır. Birde sosyalist ve devrimci düşmanlığıdır. Biz bütün bu düşmanlıkları üstümüze toplamış kişiler olarak birlikte hakaret edemezsek, hiçbir aday olmamasına Veli’yi destekliyoruz diyemiyor isek burada problem vardır.”

    “HDP’NİN BİR ÖNCEKİ DÖNEM VEKİL ADAYI EMEP’Lİ”

    Mantıklı açıklamalar bekliyorum. EMEP’in, DEM Parti adayı Veli Saçılık’ı destekliyoruz demesi neden zor olsun ki. Kaldı ki bir önceki dönem HDP’nin Bolu Milletvekili adayı EMEP’li. Yerelde bir sorun var. Hiçbir sosyalist partinin, demokratın karşısında olmadım, karşısında sözde kurmam. Onlarla kavga etmek gibi bir niyetimiz yok. Şunda ısrar ediyorum; bir demokratın görevi ırkçı ile rantçı arasında bir demokratik aday çıkmış ise onu desteklemektir. Adayını çıkarmamış bir partinin, en yakınındaki destek çağrısı yapmasını bekliyorum. Bunu hep söyledim, söylemeye de devam edeceğim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AKD Bolu Şubesi, DEM Partili Veli Saçılık’ın ziyaretini kabul etmedi!

    AKD Bolu Şubesi, DEM Partili Veli Saçılık’ın ziyaretini kabul etmedi!

    PİRHA –Bolu Belediyesi Başkan Adayı Veli Saçılık, AKD Bolu Şubesini ziyaret etmek istediğini, ancak yönetim tarafından talebin geri çevrildiğini duyurdu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Bolu Belediye Başkan Adayı Veli Saçılık, ziyaret etmek istediği Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Bolu Şubesi tarafından kabul edilmedi.

    Konuya dair X hesabından açıklama yapan Saçılık, şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi Kültür Dernekleri Bolu Şubesi” adında Alevi inancıyla alakası olmayan dernek MHP-AKP-Tanju Özcan ile güle oynaya görüşme yaparken, DEM Parti adayı olarak benim ziyaret isteğimi geri çevirdi. Pir Sultan’ın dediği gibi “Sizde Şah diyeni öldürürlerse, biz de bu yayladan Şah’a gidelim.”

    ŞUBEDEN “İSTERSENİZ DIŞARIDA GİZLİCE GÖRÜŞELİM” TEKLİFİ

    Veli Saçılık, konuya ilişkin PİRHA’ya da görüş verdi. Bir haftadır Bolu’da çalışma yürüttüğünü belirten Saçılık, şunları aktardı:

    “Bolu DEM Parti’den temsilci arkadaşlarımız, AKD şubeyi arayıp ‘size ziyarete geleceğiz’ diye talebimizi iletti. Onlar da ‘gelmeyin’ demişler. Bu olay geçen hafta oldu. Sonrasında 1 Mart’ta arkadaşlarımızdan birisi, AKD yönetimine ‘Neden böyle bir şey yaptınız?’ diye sorduğunda ‘isterseniz dışarıda gizlice görüşelim’ demişler. Ben de ‘Ne yapacağız ki biz, neden gizli gizli görüşecekmişiz?’ dedim ve reddettim. Daha önceden hem AKP hem de MHP’yi ağırlamış bu şube. Çok net bir şekilde reddettiler ziyaretimizi. Konuya ilişkin bilerek, düşünerek bir tweet attım. Sebebi de şuydu; ‘biz bunu yaparız, hiç kimsede duymaz’ havasındalardı ama duyulacağını ve bu durumun krize dönüşeceğini anlasınlar diye yaptım. Şehirde çalışma yürüttüğümüz süre boyunca bizi başka geri çeviren olmadı.”

    Eren GÜVEN/BOLU

  • ‘AKP’nin rantçı, CHP’nin ırkçı adayına karşı Köroğlu’nun izindeyim!’-VİDEO

    ‘AKP’nin rantçı, CHP’nin ırkçı adayına karşı Köroğlu’nun izindeyim!’-VİDEO

    PİRHA – Sosyolog Veli Saçılık, sol partilerin ortak adayı olarak Bolu’dan Belediye başkanlığı için aday olduğunu açıkladı. Saçılık, Bolulu yurttaşlara çağrı yaparak “Bolu’yu, Ankara ile İstanbul arasında bir dinlenme tesisi olarak görenlere değil, gerçek anlamda Köroğlu’nun miras bıraktığı gibi bir yerel yönetime teslim edin” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden ihraç edilen Veli Saçılık, Bolu Belediye Başkanlığı için adaylığını açıkladı. DEM Parti, TİP ve Sol Blok’un adayı olan Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada “AKP’nin rantçısından, CHP’nin ırkçısından kurtulmak isteyen herkesin adayıyım” dedi.

    “BU KÖTÜ ZİHNİYETE KARŞI ADAYIYIM”

    Veli Saçılık, kadın eş başkan adayının henüz belli olmadığını da belirterek şunları söyledi:

    “Daha öncesinde şahsen TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile görüşmüşlüğüm var. Bolu’da diğer bütün sol devrimci yapıların da benim adaylığımda ortaklaşacakları konusunda bir uzlaşımız vardı ama bunu bir resmiyete döküp, toplantılar yapıp, birlikte açıklamaya dönüştürme fırsatı ne yazık ki bulunamadı. Ama bugünden itibaren muhtemelen DEM Parti, hem TİP hem de diğer partilerle konuşacaktır. Ortak aday olma konusunda bir problem olacağını düşünmüyorum. Sadece sosyalistlerin, Kürtlerin, genel anlamda demokratların adayı değil, AKP’nin rantçısından CHP’nin ırkçısından kurtulmak isteyen, Bolu’yu böyle bir açmaza sokan zihniyetten kurtulmak isteyen herkesin adayıyım. Bu açıdan evet sol bloğun adayıyım ama diğer taraftan aynı zamanda Bolu’yu bu kötü zihniyete teslim edenlere karşı, halkın adayıyım. Adaylığımı açıklamamdan sonra şunu da gördüm; dün itibariyle bir kişi olsun ‘oylarımızı bölüyorsun’ demedi. CHP’liler de dahil herkes tebrik etti. Bu şu anlama geliyor; insanlar CHP’nin adaylarından da politikalarından da, AKP’nin bu rantçılığından ve sömürge valisi gibi her yere yayılmasından da bıkmış durumda. Burada doğru bir yerdeyiz. Sol blokla, demokratlarla birlikte sistemin her iki kanadına karşı adayım.”

    “BOLU, BİR DİNLENME TESİSİ DEĞİLDİR”

    Önceki yıllarda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü olan Saçılık, Bolu’da neden tercih kıldığını ise şu sözlerle anlattı:

    “CHP, Tanju Özcan’ı tekrar partiye alıp aday göstermeyi ilan ettiğinde sosyal medyadan, ‘böyle bir ırkçının karşısına ve AKP’ye de karşı Bolu’da aday olmaya gönüllüyüm’ demiştim. Sebebi şu aslında; Tanju Özcan’la çarpıştığımız belli noktalar var. Mesela beni savcılığa ‘terörist’ olmakla itham edip, ihbar etmişliği vardır. Aynı zamanda kendisi bir göçmen düşmanıdır, zenofobik bir ırkçıdır. Ben de HDP‘nin Göç ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsüydüm. O tam bir cinsiyetçi küfürbazdır. Sol değerler ise kadın hakları ve özgürlüğü üzerine bir tavır koyar. O açıdan AKP’ye alternatifin Tanju olmadığını, AKP’liye gerçekten muhalefet edecek olanın bizim düşüncemiz ve duruşumuz olduğunu göstermek için; Bolu belki de genel anlamda taşranın, kasabaların, tırnak içerisinde gericiliği üzerine bize dayatılan bir zihniyet. Öyle olmadığını göstermek için önemli olduğunu düşünüyorum. Bolu bir dinlenme tesisi değildir. Bolu, halkın yaşadığı güzel bir şehirdir. Bu sistemin dayattıklarını halk hak etmiyor. Ankara’yı da Bolu’yu da değiştireceğiz!”

    “KÖROĞLU’NUN İZİNDE İLERLEYECEĞİM”

    Veli Saçılık, partilerin ortak adaylık açıklamasının hemen akabinde Bolu’da çalışmalarına başlayacağını belirterek “Köroğlu Bolu’nun simgesidir. Aynı zamanda Köroğlu, haksızlığa karşı bir duruştur. Tabii ki kendimi Köroğlu ile kıyaslayacak kadar beğenmiş biri değilim ama Köroğlu’nun yolundan, sözlerinden esinlenerek bu kötü zihniyete, şehri yağmalayanlara karşı orada olacağım. Tanju Özcan’ın o çapsız, cinsiyetçi sözlerine karşı da tabii ki dağarcığımda olan bütün sözcükleri kullanabilecek bir yerde durmaya çalışacağım” diye konuştu.

    “BOLU HALKI, RANTÇI VE IRKÇI ADAYLARA MAHKUM DEĞİL”

    Veli Saçılık, Bolu halkına hitaben “Mesele sadece oy vermek değil, mevcuda karşı bir alternatif yaratmak, söz söylemek” diye de belirtti.

    Veli Saçılık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bolu için AKP’li bir aday var. Bu adayın, Bolu’yu bir rant alanına çevirmek gibi derdi var. Aynı zamanda tabii ki ihaleler, iş adamları, müteahhitlerin şehri yapmaya çalışıyor. Diğer tarafta da yine bu zihniyeti koruyan, ormanı, doğayı ve şehri talan eden bir zihniyet, Tanju Özcan var. Bu kişi aynı zamanda söylem ve tavırlarıyla da hem zenofobik, hem insanlık düşmanı hem de kadın düşmanı. Yani Türkiye’de yaşayan bütün halkların düşmanı bir dile sahip. Bolulu yurttaşlara diyorum ki ‘Size bunları layık görenlere lütfen kulak asmayın. Siz bunlara layık değilsiniz. Sizi, gerçekten yerel demokrasiyi birlikte kurmaya davet ediyorum. Bolu’yu, Ankara ile İstanbul arasında bir dinlenme tesisi olarak görenlere değil, gerçek anlamda Köroğlu’nun miras bıraktığı gibi bir yerel yönetime teslim edin. Bolu’nun aynı zamanda doğasıyla, kültürüyle bir bütünlüklü yapı olduğunu, AKP’nin rantçılığına, CHP adayının ırkçılığına mahkum olmadığını belirtiyor, bu nedenle bize oy vermeye davet ediyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

    Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Ankara’da yapılacak kitlesel anmaya katılım çağrısı yapan Veli Saçılık, “Devlet, neden bizim orada olmamızı istemiyor?” diye sordu. Saçılık, “Devletin, neyin anılmasını istemediğini ve kime karşı öfke ve şiddet gösterdiğine bakıldığında olayın failleri de açıkça ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı. Saçılık, 10 Ekim bir IŞİD saldırısı değildi, açıkça IŞİD’in üstümüze salınmasıydı” dedi.

    10 Ekim 2015’te Ankara Garı kavşağında düzenlenen bombalı intihar saldırısı sonucu 109 kişi yaşamını yitirdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olarak ifade edilen katliamda yüzlerce kişi de ağır yaralandı.

    10 Ekim’de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB öncülüğünde yapılmak istenen Barış Mitingi’ne pek çok sivil toplum örgütü de destek sunmuştu. Fakat henüz eylem başlamadan Ankara Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana girdi. Yaralılara yardım etmek isteyen yurttaşlara, polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahalede bulundu.

    Saldırıdan 9 gün sonra iki canlı bombadan birinin, Suruç saldırısını gerçekleştiren kişinin erkek kardeşi olduğu resmen belirlendi. İki kardeşin de Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve IŞİD destekli Dokumacılar grubuyla bağlantılı oldukları ortaya çıktı.

    “10 EKİM, AÇIKÇA IŞİD’İN ÜSTÜMÜZE SALINMASIYDI”

    Katliamın tanıklarından Sosyolog Veli Saçılık, katliamın 8. yılında duygularını PİRHA’ya anlattı.

    Halen katliamın travmasını yaşadığını belirten Saçılık, “Suruç Katliamı’nı televizyonda görerek yaşadım, 10 Ekim Katliamı’nda ise bizzat o patlama anını yaşadım. İnsanların vücut parçalarının üstünde, ayağım kayarak yürümek benim için büyük bir şoktu. Birçok arkadaşımı yitirdim, çok şeyler yaşadım ama 10 Ekim gerçekten her şeyiyle kombine bir katliam, bir vahşetti. Ben hala o günün travmasını yaşıyorum. O travmayı yaşarken de eylem alanına giderken, hiçbir polisin olmadığını, tam biz yaralılara yardım etmeye çalışırken üstümüze düşen gaz bombasını ve basınçlı su sıktıklarını, hepsini detaylarıyla hatırlıyorum. Bu olayın travmasını yaşarken diğer taraftan da büyük bir öfkesini de yaşıyorum. Ve hep şunu söylüyorum; 10 Ekim bir IŞİD saldırısı değildi, açıkça IŞİD’in üstümüze salınmasıydı. Çok kontrollü bir çalışma sonucunda bu gerçekleşmişti. O günden sonra da zaten bugünkü rejimin kapıları açıldı ve bugünkü karanlık ortamın yolu bu kanla birlikte döşenmiş oldu.”

    “OLAYIN FAİLLERİ DE AÇIKÇA ORTAYA ÇIKIYOR”

    Veli Saçılık, devam eden dava sürecine dair de konuştu. IŞİD’e istihbarat sağlayan kamu görevlilerinin yargılanmadığını ifade eden Saçılık şunları söyledi:

    “Suruç davasına da 10 Ekim davalarına da bizzat katıldım. Suruç davasında savcı, orada yaralanmış kişilerin, polisi suçlamasından dolayı tutuklama çıkarttığına şahidim. Yani öyle bir hava vardı ki orada o katliama uğramış insanlar bizzat terör örgütü mensubu olarak suçlanıyordu. Ve kapıda iki kelam edilmesin diye bütün akrep ve jandarmaları oraya toplamışlardı. 10 Ekim dosyasında da bunun bir organizasyon olduğunu hep gördük. Hrant Dink meselesinde olduğu gibi bir istihbarat çalışması olduğunu anlıyorduk ama dava dosyasına girenlere baktığımızda açıkça canlı bombaların birbiriyle helalleşerek yola çıkması, bunların istihbarat tarafından takip edildiği, Ankara’ya girerken arama noktalarının kaldırıldığı tespitlerini avukatlarımız ortaya çıkarttı. Organize, istihbari bir çalışma olduğunu, IŞİD’in buraya gelmesi için teşvik edildiğini, hem de yollarındaki taşların temizlendiğini açıkça gördük.

    “DAVA SÜRECİ ‘BİR İKİ TAZMİNAT VERİLSİN KONU KAPATILSIN’ BİÇİMİNDE YÜRÜYOR”

    Dava süreci dediğimiz şey ‘burada açıkça olay bitti, bir iki tazminat verilsin ve konu kapatılsın’ biçiminde yürüyor. Tek bir kamu görevlisi yargılanmış değil. O istihbaratı saklayanlar yargılanmış değil. Yani açıkça şunu söylüyorlar ‘Evet biz yaptık. Evet biz buna yol verdik ama siz bunu yargılayacak güçte değilsiniz’. Şimdi 10 Ekim’in yıl dönümü geliyor ve biz yine sokağa çıkıp yitirdiklerimizi anmaya çalışacağız. Yine dayak ve cop yiyeceğiz. Zaten buradan devletin neyin anılmasını istemediğini ve kime karşı öfke ve şiddet gösterdiğine bakıldığında olayın failleri de açıkça ortaya çıkıyor.”

    “MANSUR YAVAŞ, İDEOLOJİK TAVIR SERGİLİYOR”

    Sekiz yıl geçmesine rağmen olayın yaşandığı yere bir anıt dikilmemesi de Veli Saçılık’ın eleştirileri arasındaydı. Saçılık, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Katliamın gerçekleştiği yer ile Ankara Büyükşehir Belediyesi binasının arasında yaklaşık 250 metrelik uzaklık var. Katliamda ölenlerin 13’ü CHP üyesi ve şu anda belediye başkanı olan kişi ne 10 Ekim’de bir anmaya geldi ne de bir başsağlığı yayınladı. Açıkçası kendisi o dönem bütün gruplar nasıl seviniyorsa benzer tavrı sergilemeye devam ediyor. Anıtı diktirmemesi, unutturmaya çalışmasının nedeni de kendi dünyaya görüşü ile alakalı. Çünkü Deniz Gezmiş’e ‘terörist’ diyerek hakaret ettiğini biliyoruz. Açıkça Mansur Yavaş, burada bir ideolojik tavır sergiliyor. Bizi katledenlerin ve bizi katlettikten sonra anmamıza saldıranların tarafında yer alıyor. O yüzden Mansur Yavaş ile duygusal bir bağ kurmamız, ondan bir şey beklememiz mümkün değil. Herhalde yerel seçimlerde bunun cevabını alacaktır.”

    “İNADINA ORADA OLACAĞIZ, 103 İNSANIMIZI ANACAĞIZ”

    10 Ekim’de yapılacak anmaya katılım çağrısı da yapan Veli Saçılık, “Devlet, neden bizim orada olmamızı istemiyor? Çünkü bu katliamın gündeme gelmesini, büyük kitlelerin, bu katliamın nasıl gerçekleştiğine dair herhangi bir bilgi almasını istemiyor. Gelecekte öyle ya da böyle Türkiye’de bazı şeyler normalleştiğinde bu katliamı organize edenlerin hesap vermemesi için uğraşıyor. Biz niçin orada olmalıyız? 10 Ekim’de Türkiye’de çatışmaların sona ermesi, barış için oradaydık şimdi hem barış için hem de katliamcılardan hesap sormak için orada olmalıyız. Yani Maraş’tan, Çorum’a, Sivas’a bütün katliamlar kapatıla kapatıla bugüne gelindi. Biz Suruç’u, 10 Ekim’i yaşadık; yeni katliamlar yaşamak istemiyorsak ya da bu katliamcıların elini kolunu sallayarak bizi yönetmesini istemiyorsak tabii ki 10 Ekim meydanında 103 insanımızı anmak için inadına orada olacağız” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

  • Saçılık: 1 milyon 250 bin oy yer değiştirdiğinde kesinlikle Erdoğan yenilebilir-VİDEO

    Saçılık: 1 milyon 250 bin oy yer değiştirdiğinde kesinlikle Erdoğan yenilebilir-VİDEO

    PİRHA – Sosyolog Veli Saçılık, 28 Mayıs’ta yapılacak 2. tur Cumhurbaşkanlığı seçimine dair konuştu. “Toplumların karnı acıktıkça, özgürlüğe ihtiyacı oldukça hiçbir saray yerinde duramamıştır” diyen Saçılık, “Bu oyunu bozabiliriz” mesajını verdi. Saçılık Saray rejiminin halkın bilincini çaldığına işaret etti. 

    Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işine son verilen Sosyolog Veli Saçılık, 14 Mayıs seçimlerini yorumladı.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalmasını “Beklenen sonuç” olarak değerlendiren Sosyolog Veli Saçılık, “Biz öncelikle Kılıçdaroğlu’nu neden destekledik? Kılıçdaroğlu’nun gerçek anlamıyla bir demokrasi çözümü ortaya koyduğunu ya da Kürt sorununda genelde Alevilerle, emekçilerle ilgili sorun koyduğunu görmedik. Ama şunu biliyorduk; eğer saray rejimi çözülürse, saray rejimi çözüldüğünde istibdat rejimi dağılmış olacak. Dolayısıyla kartlar yeniden karıldığında toplumda ezilen halklar da tekrar söz sahibi olacaklar, bu açıdan destekledik” diye belirtti.

    “BU OYUNU BOZABİLİRİZ”

    2. turda Kemal Kılıçdaroğlu’nu niçin desteklemek gerektiğini ise Veli Saçılık, şu sözlerle detaylandırdı:

    “Saray rejiminin hala Tayyip Erdoğan üzerinden çözülme ihtimali çok yüksek. Kılıçdaroğlu hangi söyleme sarılırsa sarılsın, ne yaparsa yapsın saray rejiminin kaybetmesi demek istibdat rejiminin dağılması yeniden Kürtlerin, emekçilerin, halkların söz sahibi olacağı anlamına gelir. Bu açıdan 2. turda kesinlikle Kılıçdaroğlu’nu desteklemek gerekiyor. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun ezici bir çoğunlukla yenilme ihtimali, insanlar umutsuzluğa düştüğünde %60’ı Tayyip Erdoğan, %40’ı Kılıçdaroğlu aldığında böyle bir durumda Tayyip Erdoğan’ın dünyaya ‘ben patronum’ diyerek göstermesi ve Türkiye’deki her türlü baskıyı, zulmü yapabilme ihtimalini açığa çıkarır ki bu çok tehlikelidir.

    Şimdi muhtemelen Tayyip Erdoğan şunu yapacak; Kürtlere, solculara Kılıçdaroğlu’nun sağcı söylemlerini öne çıkaracak, sosyal demokratların umutsuzluklarını körükleyecek, herkesi sandıktan uzak tutmaya çalışarak ve ezici bir galibiyet almaya çalışacak. Buna izin vermemek lazım. Matematiksel olarak şunu da söyleyeyim. Ortada 2 – 2,5 milyon oy meselesi var. 1 milyon 250 bin oy yer değiştirdiğinde kesinlikle Tayyip Erdoğan yenilebilir durumda. Matematik olarak hesaplandığında bu da toplumsal alanda bir seferberlik, gerçek anlamıyla da bir umut yaratma, sarayın gidişi yönünde de net bir duruş sergilemeyle biz bu oyunu bozabiliriz.

    “PARTİLİLERİNİ SAHAYA GÖNDERMESİ LAZIM”

    Kılıçdaroğlu’na çevresindekiler şöyle empoze ediyorlar: ‘Sen eğer göçmen karşıtı, genel sağcı söylemlerde bulunursan Sinan Oyan’ın oylarını alırsın ve dolayısıyla da denge değişir.’  Halbuki şunu gördük biz, göçmen karşıtı sözler etmek bir yana Tayyip Erdoğan ‘Hiçbirini göndermeyeceğim’ dedi. Sağ kesimden gayet sağlam bir oy aldı. Ya da Tayyip Erdoğan, geçmişte Kürt meselesi ile ilgili çeşitli sinyaller verdiğinde de yine oyları düşmemişti. Burada mesele sağcıya daha sağcı bir söylemle gittiğinizde oylarınız artar değil, sahici söylemler ve gerçek çözümlerle ve durduğunuz yerde sağlam durduğunuzda her şey değişir. Kılıçdaroğlu’nun bunu kavraması lazım.

    Sağcılarla sağcılık yarıştıran bir yerde değil, gerçek anlamda şu anda toplum bir ekonomik çöküntü yaşanıyor. Ekonomik çöküntünün bir çıkış yolunu göstermesi gerekir. Aynı zamanda tek adam rejimi mi parlamenter sistem mi demokrasi mi ikilemeni çok net bir biçimde ortaya koyması lazım. Ayrıca da bir parlamenterist tarzda oturduğu yerden konuşan değil, bütün partililerini sahaya göndermesi lazım. Bizim açımızdan da şunu söyleyeyim; biz, Kılıçdaroğlu’na bel bağlamıyoruz. Genel anlamda devrimci muhalefet, Kılıçdaroğlu’na bel bağlamıyor, herkes kendi kitlesi ile Kılıçdaroğlu’na ya da onun çevresindekilerine rağmen bir demokrasi mücadelesi veriyor. Öyle ya da böyle muhalefetin demokrasi mücadelesinin bir parçası haline dönüştürebileceğini düşünüyor. O yüzden bizim Kılıçdaroğlu’nun ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış söylediği üzerinden bir söylemimiz olmaz.”

    “SARAY REJİMİ OY DEĞİL, HALKIN BİLİNCİNİ ÇALIYOR”

    Veli Saçılık, 28 Mayıs seçimlerine giderken nasıl bir söylem geliştirilmesi konusuna da değindi. Saçılık, “Bugünden itibaren daha yekpare bir duruş sergilemek zorundayız” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “TİP, Yeşil Sol Parti ve bütün devrimciler; Kürtler, Aleviler hep bir araya gelmeli ve söylemlerini ‘Biz bu oyunu bozarız’ sloganıyla ‘saray rejiminin bize kurduğu bu kumpas sistemini bozarız seferberliğine’ dönüştürebiliriz.

    Ben, Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine kitlenin kulak astığını düşünmüyorum. Söylemlerini kimse dinlemedi. Hatta Kürtlerin hiç haz etmeyeceği birçok cümle kullandı. Kürtler de bunu dinlemedi, kendisine oy verdi. Dolayısıyla burada söylemlerin değil, gerçek anlamıyla sahada olmanın getirdiği bir şey var. Saray rejimi şunu yaptı; bütün devlet olanaklarını, havuz medyası ile birlikte Diyaneti, polisi, kaymakamı, valisi, Aile Bakanlığı ile toplumu sarmaladı ve bir baskı sistemi ile onları kendine oy vermeye, biat etmeye yönlendirdi. Şimdi tersinden köy köy, mahalle mahalle gezebilecek ve gerçek anlamıyla toplumu dönüştürebilecek bir söyleme ihtiyacı var. Yani CHP’ye önereceğim ama olmayacak; tabii bir parlamento partisi olmaktan ziyade bir halk partisi; adında da ‘halk’ var, halk partisi olmayı tercih etmeli. Halkın içerisinde olmalı. Belki Sarıgül’ün kendisi iyi bir örnek değil ama Mustafa Sarıgül’ün insanlara dokunan, sahada kucaklaşan tarzı iyi bir tarzdır.

    Bunu zaten Kürt hareketi yapıyor, sosyalistler de kısmen başarıyorlar. Kendi kesimleriyle sahici ilişkiler kuruyorlar. Meclis partisi olmaktan, bir halk partisine doğru gidişatın sinyali verilirse bence kitlelerin dönüşümü daha mümkün.

    ‘Ben bu ülkeden sıkıldım, gideceğim’ falan diyorsanız eğer sizin yeterince tuzunuz kuru demektir. Gidebilecek olanaklarınız vardır ya da ‘bu halktan bir şey olmaz’ gibi söylemleriniz varsa aslında siyaseti bilmiyorsunuz demektir. Şu anda olan şey şu; Türkiye bir ekonomik çöküntü içerisinde. Türkiye’nin çok büyük siyasal sorunları var ve bu siyasal sorunlar buradaki halk ile çözülecek. Halk, saray rejimi tarafından esir almış alınmış durumda. Tayyip Erdoğan veya saray rejimi oy çalmıyor, çaldığı şey bir kere halkın bilincidir. İkincisi ise seçimi çalıyor. Kendisinin uymak zorunda olmadığı bütün kuralları muhalefeti uymaya zorluyor.”

    “SANDIKLA DOĞMADIK, SANDIKTA ÖLMEYECEĞİZ”

    Sosyolog Veli Saçılık son olarak “Umutsuzluğa düşmemek lazım” diyerek şu mesajı verdi:

    “Bu oyunu bozabilecek biziz demek gerekiyor ve buradan açıklanan şu anda %45 oy hiç az bir oy değil. Kılıçdaroğlu, Aleviler dışında oy alamaz’ dediklerinde alabileceğini gayet göstermiş durumda. Toplumun ekonomik, siyasal taleplerini karşılayan ama bunu mutlaka söylem bazında değil, sahaya inen boyutta olursa her şey değişmese bile bir şeyler değişecek. Umutsuz olarak hiçbir yere varılmadı. Biz sandıkla doğmadık, sandıkta ölmeyeceğiz. Toplumların karnı acıktıkça, özgürlüğe ihtiyacı oldukça hiçbir saray yerinde duramamıştır, bu saray rejimi de yerinde duramayacaktır. Seçimle değil, bu halkın ferasetiyle, kesinlikle yenilecektir. Ben buna çok inançlıyım, moralim hiç bozuk değil.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Veli Saçılık: Sosyolojik açıdan çatışma yaratılıyor, sığınmacılar düşmanlaştırılıyor-VİDEO

    Veli Saçılık: Sosyolojik açıdan çatışma yaratılıyor, sığınmacılar düşmanlaştırılıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Göç ve Mülteci Komisyonu Eş Sözcüsü Veli Saçılık, bir sosyolog olarak mültecilere yönelik yaşanan ırkçı saldırıları siyasi yönleriyle birlikte değerlendirerek, “Genel anlamda AKP göçmenleri İsviçre çakısı gibi çok amaçlı kullanıyor. Sosyolojik açıdan çatışma yaratılıyor. Asla bir zenofobiye, bir göçmen düşmanlığına ve ırkçılığa geçit vermememiz gerekiyor” dedi.

    AKP-MHP iktidarının kutuplaştırıcı söylemleri toplumun farklı kesimlerine yönelik ırkçı saldırılara neden oluyor. Mülteciler de sistematik olarak ırkçı saldırıların hedefinde olan grupların başında geliyor. Özellikle son dönemde Taliban’ın saldırılarından kaçan Afganlar ile gündem olan mülteciler ırkçı söylem ve saldırılara maruz kaldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Göç ve Mülteci Komisyonu Eş Sözcüsü Veli Saçılık, bir sosyolog olarak mültecilere yönelik yaşanan ırkçı saldırıları siyasi yönleriyle birlikte PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BU YIL TÜRKİYE’YE GELEN AFGAN SAYISI GEÇEN YILLARDAN DÜŞÜK”

    Son aylarda bir milyondan fazla Afgan’ın Türkiye’ye geldiğinin söylendiğini ancak bu iddiaların doğru olmadığını belirten Saçılık şunları dile getirdi:

    “Aslında Afganlar bu yıl en az sayıda geldiler. Afganlar 1980’den bu yana geliyorlar. Son 2 yıldır da çok daha fazla geliyorlar. Şu anda Türkiye’de 2 buçuk milyon civarında Afgan sığınmacının olduğu düşünülüyor. Veriler bu yönde. Bu yıl çok kitlesel geldikleri doğru değil. Sosyal medyada videoların yayılmasıyla daha çok geldikleri düşünülüyor ancak verilere baktığımızda Türkiye’ye gelen Afgan sığınmacı sayısı geçen yıllarda çok daha fazlaydı. Kılıçdaroğlu’nun söylediği bir gerçeklik var. Her ne kadar CHP’nin göçmen siyaseti çok doğru olmasa da şunu söylüyor, ‘Amerika ile bir anlaşma yapıldı ve bunun karşılığında Afgan göçmenlerin Türkiye’ye sınırların tamamen açılarak alınması yönünde bir karar verildi. Bunun karşılığında da Halk Bankası davasının kaldırılması ve benzeri gibi şeylerin istendiğini söyledi. Bizlerde göçmen siyasetini takip eden kişiler olarak, örgütler olarak bunun gerçeklik payının olduğunu düşünüyoruz. Böyle bir şey var.

    “GELENLERİN GENÇ VE ERKEK OLMASI İNSAN KAÇAKÇILIĞI TAKTİKLERİNDEN KAYNAKLANIYOR”

    Gelenlerin genç ve erkek olduğu da sadece görüntüden ibaret aslında. Bu insan kaçakçılığı taktiklerinden kaynaklanıyor. Bir göz yanılmasıdır aslında. Aynı yaşta ve genç olanları bir arada görüyoruz. Gündüz vakti hızlı hareket eden kişiler bunlar. Kaçakçılar bunları bir araya getirerek sınırdan koşarak getirtiyor. O sırada videolar çekildiğinde ise sadece aynı yaş grubu genç erkekler oldukları söyleniyor ama gerçek öyle değil. Bunun gerçek olmadığını biz sahada görebiliyoruz. Önceki gün Altındağ, Ulus tarafına yerleşen 130 ailenin kaydı yapıldığında aile olarak geldiklerini görmüş olduk. Kadınlar daha az geliyorlar tabi. Bunun sebebi de Taliban ilk girdiği yerlerde kendisine karşı savaşmış ve savaşma ihtimali olan genç erkekleri öldürüyor. Ondan dolayı da ilk kaçanlar genç ve erkekler oluyor ve onların Taliban saflarında asker olmak istememesi yatıyor altında. Ayrıca bu kişiler buraya gelip daha sonradan eşlerini çocuklarını buraya alma hayali kuruyorlar. Çünkü Afganistan’da şöyle bir şey var, ‘Bizi seven Türkiye Cumhuriyeti hükümeti var. Onlar sınırları açıyor. Onlar bize iş verecek. Onlar bizi Avrupa’ya gönderecek’ diye bir kanı mevcut. Orada bu mevcut hükümet yayıyor bu hayali. O insanlarda kaçakçılara 2000 dolar vererek İran üzerinden Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye üzerinden de açık sınır kapısıyla buralara geliyorlar ama çok zor şartlar altında geliyorlar. Bazılarını kurt parçalıyor, bazıları ölüyor, yolda kadınlar tecavüze uğruyor. Bu şartlardan geçerek buralara geliyorlar.

    “GENEL ANLAMDA AKP’NİN GÖÇMENLERİ KENDİ ARACI OLARAK KULLANMASI SÖZ KONUSU”

    AKP’nin göçmenleri İsviçre çakısı gibi çok amaçlı kullandığını ifade eden Saçılık sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Birincisi Avrupa’ya şantaj olarak kullanıyor ve Amerika ile anlaşma aracı olarak kullanıyor. İkincisi Suriye ve Afganistan’da egemenlik kurmak için kullanıyor, burada bir diaspora oluşturmaya çalışıyor. Üçüncüsü ucuz emek daha doğrusu kötü işlerde çalıştırılacak bir kitle olarak görüyor. Dördüncüsü de Türkiye’de muhalefetin sağcılaştırılması ve ırkçı dilin genişletilmesi için kullanıyor. Beşincisi ise şöyle söyleyebilirim, Türkiye’yi sünnileştirme aracı olarak da kullanıyor. Bu anlamda AKP aslında suçun en başında oturuyor. Hatırlarsanız Suriye’de savaş çıktığında başta kimse gelmek istememişti. AKP sınırlara çadırlar kurdu, yalvardı oradakilerin gelmesi için. Ondan sonra savaşı yaygınlaştırarak, evlerini yıkarak göçmenlerin buraya gelmesine sebep oldu. Sonra da onları ‘salarım ha’ diyerek Avrupa’ya karşı şantaj olarak kullandı. Genel anlamda AKP’nin göçmenleri kendi aracı olarak kullanması söz konusu.

    Gelenlerin arasında selefiler var deniliyor. IŞİD’e ve benzeri yakın olanlar var deniliyor. Kamuoyuna şunu açıkça ifade edebilirim, gelenler yani sınırdan zorla geçip, ölerek, çok zor şartlar altında yaralanarak gelenler kesinlikle selefi ya da islamcı ya da Taliban yanlısı değil. Eğer hükümet bu milis güçleri getiriyorsa onları uçakla getiriyor veya daha güvenli bir yolla getiriyor. Kesinlikle kendi için savaşacak kişileri sınırlarda böyle ölesiye bir durum içerisinde bırakmıyor. Bu bir gerçek. Evet Selefilik tehlikesi var ama bu kişilerin yürüyerek gelen insanların arasında olmadığını biliyoruz. Dünyanın her yerinde kitlesel göç alan yerlerde yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı, zenofobi dediğimiz şey genişler. Bu da sağcılığı arttırır, ırkçılığı arttırır. Avrupa’da Sosyal Demokrat partilerin sisteme benzemesi, sistemle aynı dili kullanması bu sürecin sonucunda olmuştur. Türkiye’de kitlesel olarak göçmenlerin gelişi ile birlikte Türkiye’de bir sağcılaşma, dilde bir sağcılaşma, yaşamda ötekileştirme ve düşmanlaştırma faaliyetleri yükseliyor.”

    “HÜKÜMETİN DEMOGRAFİK YAPIYI DEĞİŞTİRME AMACI VAR”

    AKP’nin bir hedefinin de demografik yapıyı değiştirmek olduğunu vurgulayan Saçılık şunları kaydetti:

    “Mesela Maraş’ta Alevi köylerinin yanına daha Selefi olan, daha şeriatçı grupları yerleştirmek gibi amaçları oldu. Bu da toplumsal çatışmayı beraberinde getirdi. Ama şunu da söyleyebiliriz özellikle yerinde incelediğimizde mesela Van’dan gelen Afgan hiçbir zaman Van’da kalmıyor. Direkt Batıya doğru hareket ediyor. Çünkü iş olanakları ve benzeri şeyler AKP’nin hedeflediği o Kürt bölgeleri çerçeveleme, Alevi bölgeleri sünnileştirme hedefini uygulayamıyor. Çünkü göçmenler iktidarın taleplerine göre değil karınlarını doyurabilecekleri ya da kendilerini daha güvende hissedebilecekleri yerlere doğru gidiyorlar. Şu ana kadar bu demografik yapıyı değiştirme anlamında hükümetin amacı olmasına rağmen başarısı olduğunu söyleyemeyiz. Aldığımız bilgilere göre, Altındağ’da yaşanan olaydan sonra Ankara Siteler de mobilyacılarda çalışma durmuş. Bunun sebebi de orada çalışan işçi kesiminin yüzde 60’ının göçmenlerden oluşuyor olması. Yani bu göçmenler Van’da, Diyarbakır’da, Şırnak’ta kendilerine iş bulamıyorlar. Orada kalmak gibi bir durumları yok.”

    “BİR TARAF SAVAŞI ÇIKARAN, DİĞER TARAF TEZKEREYE EVET DİYEN TARAF”

    Yaşananlarda muhalefetinde payı olduğunu dile getiren Saçılık; “Altındağ’da Kazan’dan şuradan buradan getirilmiş ve AKP seçmeni olduğu, taraftarı olduğu, MHP taraftarı olduğu belli olan büyük bir kitle onlara saldırıyor. Bu saldırı karşısında polisin biz hep celal yüzünü gördük. En küçük açıklamada bile hep şiddetine maruz kaldık. Ancak polis burada ‘Aman arkadaşlar’ diyerek cemal yüzünü gösterdi. Yani burada göçmenlerin araçsallaştırılması hem de göçmenleri linç ettirenin de mevcut iktidar olduğunu görmek gerekir. O yüzden muhaliflerin söz kurarken Alman faşistleri gibi ‘Suriyeliler defolsun’ gibi bir cümle kurmanın ırkçılığa renk geleceğini bilmek gerekir. Öfke öznesi olarak göçmenlerin değil göçmen siyasetini kuran AKP’nin olması gerektiğini söyleme gereği duyuyoruz. Çünkü göçmenlerin buradaki varlığı göçmenlerin kendisi ile ilişkili değil AKP rejiminin kendi siyasetinin sonucudur. Eğer bir öfke ve karşı çıkma olacaksa bununla hesaplaşmak gerekir. İki taraf var. Cumhur ittifakı ve Millet ittifakı. HDP’yi dışında tutarak söylüyorum. İki tarafta savaşta suçlu. Bir taraf savaşı çıkaran, diğer taraf tezkereye evet diyen taraf. Her iki tarafta bu göçmen siyasetinin oluşmasında, göçmenlerin buraya gelmesinde pay sahibi” diye konuştu.

    “AKP HEM KUZU YEMEK HEM DE ÇOBANLA AĞLAMAK İSTİYOR”

    Göçmenlerin zamanla o toplumun muhalefetine dahil olduklarını belirten Saçılık şunları aktardı:

    “Altındağ’daki gelişmelere baktığımızda, polisin bundan çok rahatsız olmadığı, bu saldıranlara yol verdiği bir ortam vardı. Rejime yönelmeyen öfke kesinlikle rejimi güçlendiriyor. Oradaki kitlenin aynı zamanda AKP’nin kitlesi olduğunu ve AKP tarafından yönlendirildiğini görüyoruz. Bu seçime yansıyacaktır. Seçmen de bir karşılığı olacaktır. Ama AKP mutlaka bu durumu tersine çevirmeyi, ‘ortalık çok karışık’ diyerek bir sıkıyönetime götürmek aynı zamanda ‘din kardeşlerimiz’ diyerek bunu bir oy devşirmeye dönüştürmek isteyecektir. Burada ilkesel bir tutum alınmalıdır. Öncelikle AKP-MHP iktidarının göçmen siyasetine cepheden karşı çıkıp buna eylemsel bir tepki vermeniz lazım. Diğer taraftan da göçmenlerin yaşam hakkını, onların güvenlik hakkını teslim ederek konuşmamız gerekiyor. Çünkü göçmenler dünyanın her yerinde gittikleri yerlerde saldırıya uğrarlar ama göçmenler zamanla o toplumun muhalefetine dahil olurlar. Avrupa’ya bakmak lazım. Avrupa’daki sosyalist partilerin çoğunluğunun tabanında göçmenler vardır. Hatta Almanya’daki hacı dayılar Almanya’daki Yeşiller Partisi’ne oy verir. Türkiye’de AKP şunu yapmak istiyor. Hem göçmenlerin evini yıkan, Türkiye’ye sersefil getiren hem de muhalefet tarafından saldırıya uğrayıp kurtaran rolünü oynamak istiyor. Yani hem kuzu yemek hem de çobanla ağlamak istiyor. Bu oyuna gelinmemeli. AKP ve MHP’nin yapmak istediği ortadadır. Seçimde kaybedeceklerini görüyorlar ve bu ortamın özellikle oluşmasını da sağlıyorlar. Muhalefet dilini iyi kurmalı, göçmen siyasetine karşı ciddi bir argüman geliştirip, ciddi bir eylem yapmalı. Aynı zamanda göçmenlerle dost olan, göçmenleri düşmanlaştırmayan, onları da mevcut iktidara karşı örgütleyen bir yerde olması gerekir.”

    “SOSYOLOJİK AÇIDAN ÇATIŞMA YARATILIYOR”

    ‘AKP’nin bir göçmen siyaseti var ama göçmenlerin ne yapacağı ve göçmenlerle ilgili nasıl bir politika oluşturulacağı konusunda bir düşüncesi, bir tavrı yok’ diyen Saçılık; “Dünyanın hiçbir yerinde koşa koşa sınırdan girilmez ama Türkiye’de giriliyor. Bu kişiler geldiğinde devletin onları bir gözetim altına alması, kayıt altına alması, ardından insanca yaşayabilecekleri koşulları sağlaması ve ne için geldiler, nasıl geldiler bunları araştırması gerekiyor. Bir mahkeme süreci işletmesi gerekir. Eğer kitleler sınıra yığılmışsa orada çadırlar kurup özellikle kadınları ve çocukların yaşam haklarını koruyarak, önlemler alması gerekir. Ancak AKP bunların hiçbirisini yatmıyor. Hiçbiri ile ilgilenmiyor ve göçmenler hızla şehirlere doğru geliyorlar. Burada da patronlar, sermaye kısmı hemen ucuz işçi olarak alıp çalıştırıyor. Bu seferde ucuz işçi olduklarında oradaki Türk-Kürt emekçinin karşısına çıkartılıyor. Bir emekçinin kendisi 100 lira yevmiye alırken, o daha az alıyor. Böylelikle işini kaybedeceğini düşünüyor. Öfkesini göçmenlere yönlendiriyor. Patrona yönlendirmiyor. Patron da bunu tersinden işçinin sendikasızlaştırılması, ücretlerinin düşürülmesi gibi konularda kullanıyor. Burada sosyolojik açıdan göçmen ve yerli işçi arasında bir çatışma oluşuyor” diye konuştu.

    “AKP’NİN HEDEFLERİ SOSYOLOJİK ÇATIŞMAYA SEBEP OLUYOR”

    Maraş Katliamı’nda Alevi köylerinin demografik yapısının değiştirilmeye çalışıldığı örneğini veren Saçılık, Kürt illerinde ise bu hedefin ise sosyolojik çatışmaya sebep olduğuna işaret etti. Saçılık, “Maraş örneğinde olduğu gibi özellikle radikal islamcı kişileri alıyor, orada kentler kurarak Alevi köylerinin etrafında Sünni yerleşim yaratma gibi hedef gözetiyor. Ya da çok istedikleri bir şey var. Özellikle nüfusu düşük olan Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde, ilçelerde oradaki Afgan ve Suriyeli gibi Arap nüfusu artırmak gibi bir hedefi var. Onun dışında da özellikle Suriye sınırları içerisinde Kürtlerin yaşadığı yeri bir Arap kuşağına dönüştürmek gibi hedefi var. Ama bu hedefler bir gerilim, sosyolojik bir çatışmaya sebep olsa da ben AKP’nin şu ana kadar hedeflerine ulaşabildiğini düşünmüyorum. Sahada bizzat konuştuğumuz Afgan kadınlar var. İş yerlerinde tacize uğruyorlar, çok fazla baskı görüyorlar ama Türkiye ile ilgili ne düşündüğünü sorduğumuzda ‘Türkiye demokratik bir ülke’ diyorlar. Ne için böyle düşündüğünü soruyoruz, ‘başımı açabiliyorum. Yanımda erkek olmadan işe gidebiliyorum, çalışabiliyorum ve çocuklarımı okula gönderebiliyorum’ dedi. Yani burada yaygın bir biçimde gelen herkesin selefi olduğu, şeriatçı olduğu gibi bir fikir var ama kesinlikle doğru değil. Afganistan bölgesinde her şehir ayrı bir ulusa, ayrı bir milliyete sahip. Bir Afganı gördüğünüzde de sadece bir Afgan değildir. Onun kendi kimliği, inançları vardır ve şu anda da büyük oranda gelenler köktendincilik den kaçan, Taliban’dan kaçan kitledir” şeklinde konuştu.

    “ASLA BİR ZENOFOBİYE, BİR GÖÇMEN DÜŞMANLIĞINA VE IRKÇILIĞA GEÇİT VERMEMEMİZ GEREKİYOR”

    İyi Parti ve CHP bu şiddetin oluşturulmasında merkezde durduğunu ve hamaset yaptığını kaydeden Saçılık son olarak şunları aktardı:

    “‘Geri göndereceğiz bunları’ diyorlar. Türkiye’de hakları, hukukları var bu insanların. ‘Hadi gidin’ diye gönderilmez. Almanya’daki Türklerin, Kürtlerin geri gönderilmeyeceği gibi burada da herkesin gönderilmesi gibi bir şey yoktur. Ama kontrolsüz, izinsiz bir biçimde gelmiş ve bir göçmen politikası oluşmamış durumda mutlaka yeni gelen hükümetin bir politika oluşturması, standart ilkeler ortaya koyması, bu ilkeler etrafında Suriye ve Afganistan’da sorunları çözerek, insanları gönüllü bir şekilde geri göndermeyi düşünebiliriz. Ama bu karşılıklı rıza ve ikna ile olabilecek bir şey. Zaten şöyle Türkiye’de özellikle Afganların ve Suriyelilerin yaşadıkları bölgeleri bizzat gidip görüyorum. İnsanlar insanca yaşayabilecekleri bir ortam ve çocuklarının ölmeyeceği, katledilmeyeceği bir ortam bulduklarında ülkelerine dönmekte tereddüt etmeyeceklerdir. Çünkü Türkiye’de göçmenler için bir cennet yok, bizim için olmadığı gibi. Günlük hayat içerisinde sosyal medyada kullandığımız cümleleri kelimeleri iyi seçmemiz gerekir. Niyetimizin AKP’ye tepki olduğu aşikârdır ama kurduğumuz cümleler ırkçılığa denk gelen cümleler olabilir ve bizim irademiz dışında, amacımız dışında bunun büyük kitlelerin Altındağ’da olduğu gibi çocukların dövülmesine, taşlanmasına evlerin yakılmasına, yağmalanmasına sebep olabilir. Bu dilden uzak durmak gerekiyor. AKP’yi eleştirmek serbesttir, AKP’ye karşı eylemsel tepki vermek gerekir ama asla ve asla bir zenofobi, bir göçmen düşmanlığına ve ırkçılığa geçit vermememiz gerekiyor. Çünkü Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler olacaksa insan hakları öncellenmek zorundadır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Alevi toplumundan, Uğur Kurt için anma mesajları

    Alevi toplumundan, Uğur Kurt için anma mesajları

    PİRHA-Polis kurşunuyla 22 Mayıs 2014’te Okmeydanı Cemevinde öldürülen Uğur Kurt için Alevi toplumundan mesajlar paylaşıldı.

    Bir yakınının cenaze erkanı için Okmeydanı Cemevi’ne giden Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014’te polisin açtığı ateş sonucu başından vurularak öldürülmüştü.

    Hakka yürümesinin 7. yılında Uğur Kurt için Alevi toplumundan birçok mesaj paylaşıldı.

    Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Cemevi avlusunda katledilen Uğur Kurt için açıklama yaparak “Cemevlerimize her tür şiddeti yapanlara da siyaset erkanından ortak bir tepki koymalarını bekliyoruz… Okmeydanı Cemevimizin içinde, 7 yıl önce başından polis kurşunuyla vurularak katledilen Uğur Kurt’u unutmuyoruz. Uğur’u katleden polise 12 bin TL para cezası verilmişti. Zalim İsrail devletinin, Filistin halkına Mescidi Aksa’da yaptığı katliamın, başka bir versiyonu değil midir?” ifadelerini kullandı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise “Uğur Kurt 7 yıl önce Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledildi. Uğur Kurt’u öldüren polis, diğer katil polisler gibi cezasızlıkla ödüllendirildi. Uğur Kurt ve polis kurşunuyla katledilen tüm Can’ları saygıyla anıyor katilleri lanetliyorum” mesajını paylaştı.

    Sosyolog Veli Saçılık ise “Bütün katliamlarda yaptıkları gibi imza olarak cansız bedenin üzerine gaz bombası attılar” dedi.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği de Uğur Kurt’u unutmadı. Sosyal medya hesaplarından paylaşılan mesajda “Bir Can’ın bedeli 12.000 TL! 22 Mayıs 2014’de Okmeydanı Cemevi önünde katledilen Uğur Kurt’u saygı ve sevgiyle anıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    PİRHA-2000 yılında Burdur Cezaevi’ne düzenlenen operasyonla ilgili açılan tazminat davasının 21 yıl sonra karara bağlanmasını PİRHA’ya değerlendiren Veli Saçılık, “Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.  

    2000 yılında Burdur Cezaevi’nde kolunu kaybeden Sosyolog Veli Saçılık’tan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları kanalıyla faiziyle birlikte 500 bin TL’ye ulaşan tazminatı ödemesi isteniyordu. Bakanlıklar, bu ücretin tahsili için icra işlemi başlatmıştı ancak AİHM kararından sonra işlemler durdurulmuştu.

    HEM KOLUNU KAYBETTİ HEM TAZMİNAT ÖDEMESİ İSTENDİ

    Burdur Cezaevi’ne 5 Temmuz 2000’de düzenlenen ve cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan tazminat davasına dair duruşma Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.

    Söz konusu davada, idare duvarın cezaevindeki 61 tutuklunun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını öne sürerek faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep etmişti.

    Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep eden devletin talebini haksız buldu.

    15 Temmuz sonrası KHK ile de kamudaki işinden ihraç edilen Veli Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada yaşadığı süreci şöyle özetledi:

    “5 Temmuz 2000 tarihinde ben tutukluyken koğuşa sokulan dozerle kolum koparılmıştı. Daha sonra bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Bununla ilişkili birçok dava açıldı bize. İsyan davaları, ceza davaları açıldı. AİHM kararına rağmen Danıştay ve mahkeme aleyhimize karar vermişti. Dozerle yıkılan duvarın parası bizden istenmişti. Ve bu dava tam 21 yıl sürdü. 21 yıl içerisinde hakimler bize, ‘Bu kişiler devletin himayesi altındayken devlete karşı isyan ettiler ve bu tazminatı ödemeye mahkumlar.’ dedi, 500 bin TL ödememizi istediler. Biz AİHM’e başvurmuştuk. Mahkeme de AİHM kararına uyarak bozdu bunu.”

    AİHM KARARI ESAS ALINDI

    Duruşmada Veli Saçılık’ı, KHK ile akademiden ihraç edildikten sonra avukatlık ruhsatını alabilmek için uzun bir hukuk mücadelesi veren Cenk Yiğiter ile avukat Senem Doğanoğlu savundu. Mahkeme, idarenin yıkılan duvarın ücretinin faiziyle birlikte o dönemde cezaevinde bulunan 61 tutuklu isimden erişilebilen tek kişi olan Veli Saçılık’tan tahsilinin talep edildiğini hatırlattı. Mahkeme ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu davada, “İşkence iddiasının bile soruşturulmadığı için davanın reddinin gerektiği” kararını verdiğini ve Yargıtay’ın da bu karar doğrultusunda, daha önce Veli Saçılık’ın tazminat ödemesi gerektiğine hükmeden mahkemenin kararını bozduğunu belirtti. Mahkeme, kısa değerlendirmeden sonra Yargıtay’ın kararına uyarak, davanın reddine hükmetti. Bu kararla birlikte operasyonda kolunu kaybeden Veli Saçılık 21 yılın ardından hukuk mücadelesini kazanmış oldu.

    “BİZ DEVLETE TAZMİNAT VERMEMEME HAKKI KAZANDIK”

    Karara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Veli Saçılık şunları ifade etti:

    “Kazandığımız şey trajikomik aslında. Biz devlete tazminat vermememe hakkı kazandık. İşkence gördük. Cezaevinde insanlık dışı uygulamalara maruz kaldık. Bir de üstüne devlet dava açıp tazminat istedi. Bunu kazanmak içinde AİHM’e kadar gitmememiz gerekti. Dün itibariyle bu ayıp ortadan kalkmış oldu. Tabi bu ayıp zoraki ortadan kalktı. Bir adalet değildi bence. Geç geldiği için kesinlikle adalet değildi zaten.”

    “ADALETSİZLİĞE UĞRAMIŞLAR OLARAK YAN YANA DURDUK”

    Açıklamasında Burdur Cezaevi’nde yaşanan direnişin toplumsal direniş hafızası oluşturduğunu vurgulayan Veli Saçılık şunları aktardı:

    “Davaya avukat Senem Doğanoğlu’nun yanında Cenk Yiğiter de katıldı. Cenk Yiğiter de benim gibi kamu emekçisiydi ve ‘Bu suça ortak olamayacağız!’ bildirisine imza attığı için KHK’yle atıldı işinden. Ruhsatını aldıktan sonraki ilk davasıydı. Cenk hocanın bu sembolik katılımını çok önemsiyorum. Hem ihraçların dayanışması açısından hem adaletsizliğe uğramışların birlikte yan yana mücadele etmesi açısından çok önemliydi.”

    “TÜRKİYE’NİN AYIPLARINI SIRASIYLA ORTADAN KALDIRACAĞIZ!”

    Veli Saçılık, “Şimdi sırada KHK’lerin ortadan kaldırılması ve işe dönmemiz var. Türkiye’de demokratik bir ortamın sağlanması var. Bunu hep birlikte mücadele ederek kazanacağız. Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Veli Saçılık, hukuk mücadelesini kazandı

    Veli Saçılık, hukuk mücadelesini kazandı

    Burdur Cezaevi’ne 2000’de düzenlenen, cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak devletin açtığı tazminat davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, duvarın cezaevindeki 61 mahpusun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını belirterek, faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini haksız buldu.

    T24’te Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre, Burdur Cezaevi’ne 2000’de düzenlenen, cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan tazminat davası 21 yıl sonra karara bağlandı.

    Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, duvarın cezaevindeki 61 mahkumun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını belirterek, faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep eden devletin talebini haksız buldu.

    Aynı operasyonda, dozerin kepçe darbesiyle kolunu kaybeden Saçılık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, “işkence iddiasını bile soruşturmadınız” kararını esas alarak davanın reddinin gerektiğine hükmeden Yargıtay’ın görüşü doğrultusunda verilen bu kararla hukuk mücadelesini kazandı.

    Burdur’daki duruşmada, Saçılık’ı, KHK ile akademiden ihraç edildikten sonra avukatlık ruhsatını alabilmek için uzun bir hukuk mücadelesi veren Cenk Yiğiter ile avukat Senem Doğanoğlu temsil etti.

    MAHKEME YARGITAY’IN KARARINA UYDU

    Mahkeme, idarenin, yıkılan duvarın ücretinin faiziyle birlikte o dönemde cezaevinde bulunan isimlerden erişilebilen tek kişi olan Saçılık’tan tahsilinin talep edildiğini hatırlattı.

    AİHM’nin, bu davada, “işkence iddiasının bile soruşturulmadığı için davanın reddinin gerektiği” kararını verdiği, Yargıtay’ın da bu karar doğrultusunda, daha önce Saçılık’ın tazminat ödemesi gerektiğine hükmeden mahkemenin kararını bozduğu hatırlatıldı. Mahkeme, kısa değerlendirmeden sonra Yargıtay’ın kararına uyarak, davanın reddine hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sevenleri, ‘Perihan Abla’yı anlattı-VİDEO

    Sevenleri, ‘Perihan Abla’yı anlattı-VİDEO

    PİRHA-Devrimci mücadelesi ile tanınan emekli hakim Perihan Pulat, Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak. Veli Saçılık, Mahmut Konuk, Zarife Çamalan ve Alişan Şahin, her direnişte en önde yer alan Perihan Pulat’a dair anılarını anlattı.

    Ankara’nın ‘Perihan ablası’ uzunca bir dönem yaşadığı sağlık problemlerinin ardından önceki gün Hakk’a yürüdü. Ankara’da bugün toprağa sırlanacak olan Perihan Pulat, gerisinde nasıl bir yaşantı bıraktı dostlarından dinledik.

    “ANKARA, ABLASINI YİTİRDİ”

    Ankara’da yapılan her eylem ve etkinlikte en önde olan Perihan Pulat’a dair konuşan Zarife Çamalan, onu “Ankara’nın perisi” olarak tanımladı. Pulat’ın yaşamını yitirmesindeki asıl nedenin sağlık sorunları olmadığını belirten Çamalan, şunları söyledi:

    “1,5 sene önce Yüksel Caddesi’nde Mimarlar Odası önünde polisten aldığı darptan kaynaklı hayatının sonu hızla geldi. Perihan Pulat herkesin bildiği gibi Ankara’nın ablasıydı. Bütün direnişçilerin perisiydi, vazgeçilmez bir siması olarak yaşadı. Çünkü onun kendine özgü bir sosyalizm anlayışı, devrimci kimliği vardı. Kendisini devrimci, sosyalist mücadeleye adamış ve içselleştirmiş bir kişilikti. Ve hiçbir ayrım gözetmeden nerede hak arama eylemi varsa her zaman orada olurdu.”

    “HES’LERE KARŞI DURMAK İÇİN SİNOP’A GİDERDİ”

    Kanun Hükmünde Kararname ile işinden olan Mahmut Konuk da Perihan Pulat’ın en yakın yol arkadaşlarından birisiydi. Pulat’ıBütün direnişte olan insanların, emekleri için adalet talebinde bulunan herkesin ablasıydı” sözleriyle tanımlayan Mahmut Konuk, şu cümlelerle devam etti:

    “Perihan Pulat’ı savaş karşıtı platformda tanıdım. İlk gözüme çarptığında kocaman bir Behice Boran rozeti vardı ve ‘Savaşa hayır’ rozetleri takıyordu. Perihan abla, kim nerede eylem yapıyorsa, oradaydı. HES’lere karşı eylem için Ankara’dan Sinop’a gidiyordu. Emekçiler, hakları için sokağa çıktığında Perihan abla oradaydı. Hekimler, sağlık emekçileri, savaş karşıtı eylem yaptığında Perihan abla oradaydı. Perihan abla her yerdeydi.

    KHK’lılar olarak işten atıldıktan ve mücadeleye atıldığım ilk günden itibaren, önlüğümü üzerime giydiğim günden itibaren Perihan abla benim yanımdan hiç ayrılmadı.”

    “MUHALİF DURUŞUNU HİÇ SEKTEYE UĞRATMADI”

    Aynı zamanda Perihan Pulat’ın avukatı olan Alişan Şahin, “Sol, sosyalist çevre, devrimci, yiğit bir kadını kaybetti” diyerek Perihan Pulat’a dair şu anılarını anlattı:

    “Perihan abla, her hak ihlaline uğrayanın yanındaydı. Onurlu, muhalif duruşunu sekteye uğratmadan yaşadı.

    Perihan abla ile avukat olarak gözaltı takibine gittiğim gün tanıştık. Birbirimizin hayatına o şekilde girdik. Ama onun duruşuna çok hayran oldum. Ondan çok şeyler öğrendim. Behice Boran’ın çok eski ve çok iyi bir dostuydu. Onunla olan hikâyeleri sık sık anlatırdı. Önemli olan Perihan ablanın bu muhalif duruşundaki kesinlikle kararlı oluşuydu.

    Perihan ablaya çoğu, 2911 sayılı yasayı muhalefetten olmak üzere 5 tane dava açıldı. Bu davaların 3’ünden beraat etti. 2 dosyası da halen mevcut, ondan da beraat edecek bundan adım gibi eminim.”

    “KENDİSİNİ EŞİT BİR BİÇİMDE KONUMLANDIRAN BİR İNSANDI”

    Hak mücadelesi sebebiyle eylemleriyle tanıdığımız Veli Saçılık da Perihan Pulat’ı anlatan isimlerdendi. “Kutuplarda buzulların erimesini kendisine dert edinirdi” diyen Saçılık’ın aktarımı şöyle oldu:

    “Perihan anne öncelikle Behice Boran’ın hayranıydı ve Behice Boran’ın kendisinin öğretmeni olduğunu söylüyordu. ‘Behice Boran’ın kızıyım’ diyordu ve bize de annelik yapıyordu. Kendisi Behice Boran’ın kızı bizim de annemiz durumundaydı. Perihan ananın anılandan ziyade onun yaşam tarzı bizim hedeflediğimiz, aslında programlarımıza yazdığımız, konuştuğumuz kavramları kendi benliğinde birleştirmiş bir insandı.

    Kutuplarda buzulların erimesini kendisine dert eden, bunun için içerlenen, bunun için doğalgaz yakmayan bir insandı. Hayvanların canına asla kıymayan, Kürt’ün hakkını Kürt’e, Alevinin hakkını Aleviye, kadının hakkını kadına, emekçinin hakkını emekçiye ayrımsız ve gayrımsız bir biçimde ve mutlaka yanında olandı. Yani kafasında milliyetçi, ırkçı, cinsiyetçi, insan egemen bir fikir asla yoktu. Doğada kendisini eşit bir biçimde konumlandıran bir insandı.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Veli Saçılık: Bu değirmen bizim değil herkesin değirmenidir-VİDEO

    Veli Saçılık: Bu değirmen bizim değil herkesin değirmenidir-VİDEO

    PİRHA – Bizim Değirmen Kooperatifi’nin kuruluş sürecini ve kooperatifin çalışmalarını anlatan Bizim Değirmen Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Sosyolog Veli Saçılık, “Bizim değirmen bizim değirmenimiz değil, herkesin değirmenidir, bu değirmende asla ve asla zehire yer yoktur” dedi.

    Haberin Videosu

    Kapitalizmin getirdiği üretim ve tüketim modellerine karşı kurulan Bizim Değirmen Kooperatifi, dayanışmayla büyüttükleri kır-kent ağıyla dünyayı güzelleştirmeye çalışıyor.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen HDP Parti Meclisi üyesi, Değirmen Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Sosyolog Veli Saçılık, kooperatifinin kuruluş amacını örgütlü üretici ve örgütlü tüketici anlayışıyla kurduklarını söyledi.

    Saçılık, “Bizim Değirmen Kooperatifini örgütlü üretici ve örgütlü tüketici mantığıyla kurduk. Aynı zamanda dedik ki ne yediğimiz önemlidir, temiz tarım önemlidir. Biz doğayla birlikte insanın dengesini, insanın doğru yiyecekler yemesini ve aynı zamanda da dayanışma içerisinde olmasını hedefledik” dedi.

    “ZEHİRE KARŞI GÜZELLİKLERİ YAŞATMAK İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Kooperatifin tüketici kooperatifi olmadığını belirten Saçılık, “Bizim kooperatifimizin adı bir tüketici kooperatifi değil, sosyal hizmet kooperatifi. Biz burada sadece ve sadece bir ürün satışı değil, kendi içerisinde ekoloji bölümü, bir yayın evi, çeşitli kolektiflerin olduğu bir alan olarak planlıyoruz. Ayrıca kır-kent ağı diye bir ağın içerisine dahil olduk oradaki kooperatiflerle birlikte dünyayı daha güzelleştirmek için, zehire karşı güzellikleri yaşatmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.

    Kooperatifte aynı zamanda Kars Belediyesinin Kars-Bel marka temsilciliği de yapılıyor. Çeşitli ürünler birçok yerden gelen mandalina, portakal kurularından dut kurularına, Batman’dan, Kars’tan ürünler kaya tuzundan çekirdeğe kadar birçok ürün mevcut.

    Yereldeki üreticileri de destekleyen kooperatif, her biri yerel üreticilerden, küçük üreticilerden alınıp markalanıyor. Türkiye’nin birçok şehrinden gelen ürünler kooperatif sayesinde bir arada bulunuyor.

    “ÜRÜNLERDE HERHANGİ BİR MİKROP, TOZ VE BENZERİ ŞEY OLMADAN DİREK TÜKETİCİYE ULAŞIYOR”

    Kooperatifteki ürünler hakkında Saçılık, “Hakkâri ile İzmir’i yan yana koyuyoruz, Hakkâri ile Eskişehir’i, sonra Zonguldak’ı yan yana koyuyoruz. Zonguldak Devrek güneşi kadın kooperatifi olarak bize ürünlerini ulaştırıyor. Bu arkadaşları takdir ediyoruz. Ürünlerini çok planlı bir biçimde yürütüyorlar. İzmir Seferihisar’dan ürünler var, Seferihisarın özelliği yeraltı suları ile elde ediliyor. Dolayısıyla herhangi bir mikrop ve toz ve benzeri şey olmadan direk bize ulaşıyor. Kars yöresinden eriştelerimiz, Eskişehir’den baharat türleri Hakkâri Yüksekova’dan fasulye Kars, Erzurum, Erzincan yöresine ait farklı türlerde peynirlerimiz var” diyerek bir çok şehirden ürünlerin geldiğini söyledi.

    “HAYATI DEĞİŞTİRMEZSEK DÜNYA YOK OLACAK”

    Bizim Değirmen Kooperatifi’nde aynı zamanda sosyal dayanışmayı nasıl geliştireceklerine ve yeni türde kooperatifçiliği nasıl yapacaklarına dair toplantılar düzenleniyor.

    Ayhan Bilgen ve Murat Çepni’nde kooperatifin ortağı olduklarını belirten Saçılık, “Para üzerinden değil, bir danışman üzerinden ortaklık yürütülüyor. Ürünlerimizden en çok met edeceklerimizden birisi de kurutulmuş üzümdür. Seferihisar’dan Doğanbey Kooperatifin ürünü. Dersim ve Eskişehir bölgesinin balları ve çeşitli yerlerden gelen ürünler mevcut” dedi.

    Ayrıca öğrenciler için kitapta satışının devam ettiği kooperatifte, hem çocuk kitapları hem de  8. Sınıf ders kitapları kolektif şekilde kendi çevremizin ürettiği şeylerin paylaşıldığını söyledi.

    Saçılık, “Biz hayatı değiştireceğiz, çünkü hayatı değiştirmezsek dünya yok olacak. Kapitalizmin bize getirdiği üretim ve tüketim modellerine karşı, köle tüketici yerine örgütlü tüketici ve köleleştirilmiş üretici yerine örgütlü üreticiyi kuruyoruz” diyerek kapitalizmin getirdiği üretim ve tüketim modellerine karşı çıktıklarını belirtti.

    Cebrail ARSLAN-Ali Haydar ÇELEBİ/ANKARA

     

     

     

     

  • Alevi kurum temsilcilerinden, ülkücülerin tehdit ettiği Veli Saçılık’a ziyaret

    Alevi kurum temsilcilerinden, ülkücülerin tehdit ettiği Veli Saçılık’a ziyaret

    PİRHA- Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından sosyal medya üzerinden tehdit edilen Pir Sultan Abdal kültür Derneği üyesi Sosyolog Veli Saçılık’a Alevi kurum temsilcileri destek ziyaretinde bulundu. 

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık, geçen gün Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildi.

    Saçılık, Twitter hesabından kendisine gelen mesajı, “Aşkın Dinçer ismindeki ırkçı ısrarla beni tehdit ediyor. Bu ve bunun gibiler AKP’nin gölgesinde yatarak cesaret buluyorlar. Ne bunlardan, ne de arkasına saklandıkları resmi uzantılarından asla korkmam, asla susmam” notuyla paylaştı.

    Söz konusu mesajı atan Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer’in “Velicim selamımızı aldın ama hala boş konuşmaya devam ediyorsun be oğlum” dediği görüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyesi Veli Saçılık’a bugün Alevi kurum temsilcileri destek ziyaretinde bulundu. Saçılık’a ait işyerinde gerçekleştirilen ziyarete, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, Genel Sekreter Onur Şahin, Müslüm Metin, Özgür Kaplan, Metin Hakverdi, Alevi Bektaşi Federasyonu yönetiminden Mustafa Özcivan, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’ndan Ali Aktaş katıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından ortak yayınlanan mesajda ise, “Hayatı boyunca demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren ve bu uğurda ciddi bedeller ödeyen PSAKD üyemiz, dostumuz ve yoldaşımız Veli Saçılık günlerdir Ülkü Ocakları adlı ırkçı faşist çete tarafından hedef gösterilmekte ve tehdit edilmektedir.
    Bizler bu çeteyi Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan çok iyi tanıyoruz. Binlerce devrimcinin, demokratın, aydının, sanatçının ve öğrencinin katili olan bu kirli yapının tehditlerine karşı Alevi kurumları olarak sonuna kadar Veli Saçılık’ın yanındayız. Veli Saçılık yalnız değildir” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ülkü Ocakları yöneticisi Veli Saçılık’ı tehdit etti

    Ülkü Ocakları yöneticisi Veli Saçılık’ı tehdit etti

    KHK ile ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından tehdit edildi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildi.

    Saçılık, Twitter hesabından kendisine gelen mesajı “Aşkın Dinçer ismindeki ırkçı ısrarla beni tehdit ediyor. Bu ve bunun gibiler AKP’nin gölgesinde yatarak cesaret buluyorlar. Ne bunlardan, ne de arkasına saklandıkları resmi uzantılarından asla korkmam, asla susmam” notuyla paylaştı.

    Söz konusu mesajı atan Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer’in “Velicim selamımızı aldın ama hala boş konuşmaya devam ediyorsun be oğlum” dediği görüldü.

    Başka ülkücülerin de Saçılık’ı tehdit etmesi üzerine, Saçılık “Bunlara bir merkezden emir vermişler. Yönetici düzeyinde ölümle tehdit ediyorlar. Polisin ve savcıların kendilerine bir şey yapmayacağından çok eminler” diye yazdı.

  • HDP PM üyesi Veli Saçılık: HDP halkın partisidir-VİDEO

    HDP PM üyesi Veli Saçılık: HDP halkın partisidir-VİDEO

    PİRHA – HDP’nin 4. Olağan Kongresi’nde Parti Meclisi üyesi seçilen Veli Saçılık, HDP kongresinin insanlara umut verdiğini belirterek, HDP’nin halkın partisi olduğunu ve halk tarafından yönetileceğini vurguladı. “Barış olmak zorunda” diyen Saçılık, “Çünkü çok kan aktı ve ancak bu kanı barış durdurabilir” ifadelerini kullandı.

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi’nin 4. Olağan Genel Kurulu Ankara’da gerçekleşti. Kitlesel katılımın yüksek olduğu kongrede parti meclisinin yüzde sekseni değişti. Parti Meclisi’ne seçilen KHK ile işinden edilen Sosyolog Veli Saçılık, kongre sürecini değerlendirdi.

    “HDP KONGRESİ İNSANLARA UMUT OLDU”

    Kongrenin kitlesel olduğuna dikkat çeken Saçılık, “Neredeyse 7 Haziran seçimlerinden bugüne her gün operasyon oluyor, hem üst düzeyde hem kadro düzeyinde tutuklamalar gerçekleşiyordu. İşkenceler, baskılar varken, sanki onlar bitti derken, AKP bitirmeye çalışırken, hiç eksilmemiş gibi insanlar oraya geldiler ve büyük bir coşku ile kongreyi gerçekleştirdiler. Bence AKP için acı bir gün, Türkiye halkları için de güzel bir gündü. Barış içerisinde, özgürlük duygusu içerisinde bir kongre gerçekleşti” dedi. Saçılık, Türkiye’de karanlık bir süreçten geçtiğini hatırlatarak, HDP kongresinin insanlara umut olduğunun altını çizdi.

    Eş Başkanlığa Mithat Sancar’ın getirilmesinin önemli olduğunun altını çizen Saçılık, “Özellikle Mithat hocanın seçilmiş olması bu dönemde, belki barış dilinin genel anlamda, diğer HDP bileşenleri dışındaki insanlarla ya da çevrelerle görüşme açısından Mithat hocanın bu konu da ben başarılı olacağını düşünüyorum” dedi.

    “HDP HALKIN PARTİSİDİR, ONLAR TARAFINDAN YÖNETİLİR”

    HDP’nin halkın partisi olduğunu söyleyen Veli Saçılık, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Zaten bu partiyi onun kadroları yönetir, onun kitlesi yönetir. Aslında HDP halkın partisidir, onlar tarafından yönetilir. Ayakkabı boyası sandığı sırtında olup otobüsün arkasından koşarak el sallayan çocuğundur HDP. O anlamda biz o kadar bedel ödeyen zulüm gören halkın sadece söylediklerini ve düşündüklerini yapmakla görevliyiz. O anlamda hepimize hayırlı olsun. Bizi zor bir görev bekliyor. Muhtemelen AKP yeni tutuklama saldırılarına başlayacaktır, bizi çalıştırmak istemeyecektir ama ben inanıyorum 5. kongrede de birçok yol almış olacaklar. AKP ‘bu kadar zulüm yaptım ama niye eksilmiyorlar’ diye bir daha düşünecektir. Ama bence 5. kongrede de AKP olmayacaktır.”

    “BARIŞ OLMAK ZORUNDA”

    Halkın barış özlemi içinde olduğuna işaret eden Saçılık, “Mithat hocanın adı öne çıktığında herkesin ortak görüşü acaba yeni bir çatışmasızlık süreci, yeni bir barış süreci mi başlıyor gibi düşünüldü. Böyle somut bir bilgi yok ortada ama herkes barışı özledi. Çünkü AKP çok uzun zamandır kandan besleniyor, çok uzun zamandır aşırı ırkçı, mezhepçi bir yapı içerisinde. Bence sadece HDP içinde böyle bir özlem yok. Toplumun tamamında özgürlükten yana demokrasiden yana herkes barışı özlemiş durumda. Barış olmak zorunda. Çünkü çok kan aktı ve ancak bu kanı barış durdurabilir” ifadelerini kullandı.

    “HDP’NİN PARTİ ORGANLARININ ÇOĞU TUTUKLU YA DA YURT DIŞINDA”

    100 kişilik PM üyelerinin dağılımına değinen Saçılık, hem kadın temsiliyeti açısından hemde bölgelerin kendi temsiliyetini, tabanını yansıtması açısından orantılı bir dağılımın olduğunu belirtti.

    HDP’nin üzerindeki baskıların artarak devam ettiğini, bütün parti organlarıyla çalışabilen bir durumda olmadığının altını çizen Saçılık, “Bütün kadroları, 7000 kişi tutuklu, onun dışında birçok kişi yurt dışında ya da yasal olarak parti dışına çıkarılmış devlet tarafından, böyle bir yapı. Ben eminim ki bütün baskıların yok olduğu yerde HDP çok daha demokratik seçimlerle, ön seçimlerle kendisini, üyelerini ve yöneticilerini seçecektir” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Veli Saçılık: Polis öldürme kastıyla bana saldırdı-VİDEO

    Veli Saçılık: Polis öldürme kastıyla bana saldırdı-VİDEO

    PİRHA- Kayyım protestosu sebebiyle darp edilerek tek kolundan pantolonunun kemerine kelepçelenen Sosyolog Veli Saçılık, “Mesele demokrasi ile faşizm arasındaki bir meseledir. Tek kolumu da kelepçeleseler, hapis de etseler mutlaka ve mutlaka demokrasiyi kazanmak zorundayız. Sadece kendimiz için değil çocuklarımız için de” dedi.

    Haberin videosu

    HDP’li belediyelere atanan kayyımları protesto etmek için Ankara’da yapılmak istenen oturma eylemine polis müdahale ederek 10 kişiyi gözaltına almıştı.

    “HAVA ALMAK İÇİN CAMI AÇMALARINI İSTEDİM, GAZ SIKTILAR”

    Polisin sert müdahalesiyle gözaltına alındıklarını anlatan Sosyolog Veli Saçılık, “Öldürmeye kast edecek biçimde saldırdılar” diyerek şunları aktardı:

    “Bizler her zamanki gibi demokratik hakkımızı kullanmak istedik. Onlar da her zamanki gibi o demokratik hakkı engelleyip büyük bir şiddet ortaya çıkarttılar. Yaptığımız tek şey orada kayyımlara ‘hayır’ demekti. Bu suç ve yasakmış. Ardından saldırdılar, beni yere yatırıp kolumu kemerime kelepçelemeye çalıştılar. O sırada vücudumu epeyce yaraladılar. Ardından karga tulumba arabaya götürdüler. Araç içerisi çok dar ve sıcak olduğu için havasız kaldım. Kapıları açmaları için cama vurdum. Polisin biri camı açıp içeriye gaz sıktı. Yani öldürmeye kast edecek biçimde bana saldırmış oldular. Bu açıkça suçtur. Ardından 2911 sayılı yasayı uygulayarak bizleri serbest bıraktılar.”

    “BUGÜN DE YARIN DA İNSANLAR SOKAKTA OLACAKTIR”

    Saçılık, AKP’nin kayyımları demokrasiyi teslim alıp kendi diktatöryasını geliştirmek için yaptığını da ekleyerek şunları söyledi:

    “Diyorlar ki ‘Kandil’e para aktarılıyor.’  Ben de buradan Süleyman Soylu ve Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum; eğer bir tane delil ortaya çıkarırlarsa HDP’nin önüne herkesi gönderiyorlar, ben de gideceğim ve ‘bu yaptığınız yanlıştır, sizi protesto ediyorum’ diyeceğim. Ama eğer ortaya bir kanıt koymazlarsa kendileri müfteridir, yalancıdır. Seçilmiş insanlara hiç olmadık biçimde kayyım atamış durumdalar. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Bugün de yarın da insanlar sokakta olacaktır. Buna karşı çıkmak insanlık görevidir. Bugün kayyımlara karşı çıkmazsak yarın Türkiye geneline kayyım atanacak ve demokrasi adına hiçbir şey kalmayacaktır.”

    “DEMOKRASİYİ Mİ YOKSA FAŞİZMİ Mİ SEÇECEĞİZ?”

    Veli Saçılık, mücadele sebebinin demokrasi ile faşizm arasındaki bir mesele olduğunu anlatarak şu hususlara dikkat çekti:

    “Bunlar ben her seferinde bu kadar da olmaz dediğim her şeyi yapıyorlar ki bu AKP tekniğidir. ‘Olmaz’ dediğimiz her şeyi yapıyorlar. Normalde ben onlara vurmuş değilim. Herhangi bir tehlike de arz etmiyorum. Kolumu yaralayarak ya da eziyet ederek bir daha eyleme katılmamı engellemek gibi bir korku yaratmak istiyorlar. ‘Bakın tek kollu bir kişiye bunu yapıyoruz size neler yapmayız’ gibi bir şey söylüyorlar. Ama ben hep dile getirdim; biz yere düşeriz ama asla bunlara boyun eğmeyiz. Eğer yere düştüğümde insanlar bunda bir korku görüyor ise bence görmesinler. Orada direnen bir insan görsünler. Orada bir avuç insan direnebiliyorsa milyonlar da direnebilir. Mesele demokrasi ile faşizm arasındaki bir meseledir. Demokrasiyi mi seçeceğiz yoksa faşizmi mi? Ben demokrasiyi seçmeyi tercih ediyorum. Tek kolumu da kelepçeleseler hapis de etseler mutlaka ve mutlaka demokrasiyi kazanmak zorundayız. Sadece kendimiz için değil çocuklarımız için de…”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Sosyolog Veli Saçılık’ın tek kolu kemerine kelepçelendi

    Sosyolog Veli Saçılık’ın tek kolu kemerine kelepçelendi

    Ankara’daki kayyım protestosunda gözaltına alınan KHK ile işinden atılan Sosyolog Veli Saçılık’ın tek kolu kemerine kelepçelendi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü’nün Sakarya Meydanı’nda yapmak istediği eyleme yapılan sert müdahalede 10 kişi gözaltına alınmıştı. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık’ın da gözaltına alındığı müdahalede HDP’lilerin vücutlarında darp izleri oluştu.

    TEK KOLU KEMERİNE KELEPÇELENDİ

    Burdur Cezaevi’nde 2000 yılında yapılan operasyonda kolunu kaybeden Saçılık, gözaltına alınırken feci şekilde darp edildi. Saçılık’ın kıyafetleri üzerinde parçalanırken, tek kolu da kemerine kelepçelendi. Mezopotamya Ajansı’na (MA) bilgi veren Saçılık, ayrıca gözaltına alınmalarının ardından konuldukları araca biber gazı sıkıldığını ve aracın kapısının üzerlerine kapatıldığını söyledi.

    Öveçler Güvenlik Şube’ye götürülen Saçılık ve beraberindekiler, haklarında 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüş Hakkı” Kanunu’na muhalefetten işlem yapıldıktan sonra serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    PİRHA DAD Ankara Şubesi’nin Çorum Katliamı ile ilgili düzenlediği panelde konuşan katliamın tanıklarından Yazar İsmail Hardal, “Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    Bu yıl Çorum Katliamı’nın 39. yıl dönümü. 28 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi tarafından organize edilen Çorum Katliamı ile ilgili panel düzenledi. Dedesti Ovası Bizim Köyler Kültür ve Dayanışma Derneği’nde yapılan panele Çorum Katliamı tanıkları yazar İsmail Hardal, yazar Gazi Eke panelist olarak katıldı. Moderatörlüğünü sosyolog Veli Saçılık’ın yaptığı panelde açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı.

    “UNUTURSAK DEVLET BİZE YENİ KATLİAMLARLA HATIRLATIYOR”

    Amaçlarının inanç anlamında kaybolan Aleviliği yeniden ayağa kaldırmak, talipleri ocaklarla buluşturmak olduğunu dile getiren Karabudak, şunları belirtti:

    “Tarihimize baktığımızda ülkemiz katliamlar tarihi. Biz isterdik ki Çorum Dernekler Federasyonu veya herhangi bir Çorum derneği bu çalışmayı aylar öncesinden başlatsın biz de gelip katılalım. Ama bir bakıyoruz ki 39 yıl olmuş şu ana kadar Çorumlulardan doğru bir çalışma olmamış. Madımak 26.yılında. Madımak her gün ayakta. Kitlesel anmalar oluyor. Ankara’da diğer tüm illerde özellikle Sivas’ta keşke bunu Çorumlular da yapabilse biz de onlara destek ve yardımcı olsaydık. Çünkü biz unutursak devlet bize yeni katliamlarla hatırlatıyor. Belki Çorum’u anmış olsaydık, Madımak olmayacaktı, Gazi olmayacaktı, Ümraniye olmayacaktı.

    Karabudak’ın konuşmasının ardından tüm katliamlarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda duruldu.

    PSAKD Yenimahalle Şube Cemevi dedesi Cemal Şahin’in çerağ yakıp açılış gülbengi vermesiyle panel başladı.

    Panelin moderatörlüğünü üstlenen sosyolog Veli Saçılık, Gezi direnişi sırasında öldürülen Ethem Sarısülük’ün ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bugün AKP’nin Alevi inancını açıkça asimile etmeye çalıştığını belirten Saçılık, geçmişte Alevilere yönelik yapılan saldırıları ve bu saldırıları yapan zihniyetleri teşhir etmenin önemine vurgu yaptı.

    “ALEVİLERİN SOSYALİST HAREKETE YÖNELİMİNE MÜDAHALE GEREKİYORDU”

    Panelistlerden ilk olarak Çorum Katlimaı’nın tanıklarından olan yazar İsmail Hardal oldu. Çorum Katliamı’nı anlamak için öncesini ve dönemin ekonomik, siyasal atmosferini bilmek gerektiğini belirten Hardal, 1970’li yılların Türkiye tekelci sermayesi ve kapitalizminin krizli yılları olduğunu ve bu krizi atlatabilmek için darbelere başvurduğunu hatırlattı. O dönemde toplumsal muhalefet direnişlerinin ayakta olduğunu ve bu direnişlere sol, sosyalist hareketlerin aktif katıldığını dile getiren Hardal, “Dolayısıyla toplumsal muhalefet dinamikleriyle sosyalist hareketin buluşma noktaları oluşmaya başladı. Bu buluşma noktalarını kesmeleri gerekiyordu. Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    “ALEVİLİK HİÇBİR SINIFLI TOPLUMUN İÇERİSİNE SIĞMIYOR”

    Alevilerin 7. yüzyıldan başlayarak geçirdiği tarihsel süreçlerde komünal bir yaşam örneği olarak rıza şehirleri kurma girişimleri olduğunu kaydeden Hardal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “75 yıl, 50 yıl, 150 yıl yaşayan rızalık şehirleri var. Aleviler tarihsel olarak komün geleneğinde geçirdikleri sınıfsız toplum tasarımı, modern sınıfsız toplum tasarımıyla yan yana gelmeye başladı. İşte bu çok tehlikeli bir olaydı. Modern bir sınıfsız toplum tasarımı bu ikisi yan yana gelmeye başladı. Bu ikisinin yan yana gelmesini engellemek gerekiyordu. Alevilik hiçbir sınıflı toplumun içerisine sığamıyor, oradan taşıyor. Yani köleci sisteme de sığmıyor, feodal sisteme de sığmıyor, kapitalizme de sığmıyor. Ama cumhuriyet paradigması üzerinden inşa edildiği için dolayısıyla Alevilik cumhuriyetin içine de sığmıyor. Yani o sınıflı toplumun içerisine de sığmıyor. İşte bunun bir biçimi ile yok edilmesi, tasfiye edilmesi gerekiyor. O modern toplum düşüncesiyle o tarihsel komünün buluşmasının engellenmesi gerekiyordu. İşte bu durum Çorum’da da gündeme geldi. Tabii öncesi var öncesinin unutmaması  gerekiyor. Hatay, Muğla, Kırıkhan, Maraş yani bunları sıralayabiliriz. Yani çoğaltabiliriz, bu süreç işliyor, bu katliamlar süreci.”

    “DEVLET KARŞI DEVRİMCİ BİÇİMDE BU SALDIRIYI ÖRGÜTLEDİ”

    Hardal’ın ardından yine Çorum Katliamı’nın tanıklarından yazar Gazi Eke söz aldı. Toplumsal olaylar ver sosyalist hareketin buluşmasının Çorum Katliamı’nın olduğu tarihte doruk noktasına ulaşmış olduğunu kaydeden Eke, “Bu süreç burjuva devlet yapısının ideolojik olarak bir bağımsızlaşmayı da içeriyordu. Devlet kendisine gelen tehdidi burada gördü” dedi.

    MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından sivil ve paramiliter güçlerin Kur’an kurus, okul, cami, hastane gibi kamuya ait yerleri ayaklanma biçimine dönüştürdüklerini aktaran Eke, “Devlet karşı devrimci ayaklanma biçiminde bu saldırıyı örgütledi. ‘Toplumsal olaylar ne yapalım, engelleyemedik’ diyeceklerdi. Plan buydu ilk saldırıda. 3 Temmuz’a kadar olan saldırıda çok ayrıntılı bir plan yok genel bir saldırı. 2 Haziran’da genelkurmay Başkanlığı Kenan evrenin imzasıyla ‘Aleviler bölücüdür’ diye bir tamim yayınladı. Bu şu anlama geliyordu. Paramiliter birlikler de dahil özellikle 1940’lı yıllarda 4854 sayılı memleket içi düşmana karşı silahlı mukavemet mükellefiyeti yasası var. Bu yasayı kullandılar Çorum’da.” diye konuştu.

    “HER KATLİAMDAN SONRA SERMAYE VE İKTİDAR EL DEĞİŞTİRİYOR”

    Yaşanan katliamda önce ateş edip bombalama, ardından bir grubun gelerek yağmalama yapması ve ardından bir grubun daha gelerek kundaklama ve bu yeri yakma şeklinde bir planlama olduğunu dile getiren Eke, demokratların ve Alevilerin yoğun yaşadıkları mahallelerin hepsinde bu planla saldırıların yürütüldüğünü ifade etti.

    Selçuklu ve Osmanlı dönemleri de dahil olmak üzere tarihte sürekli Alevilerin ve demokratların yoğun oldukları yerleri onlardan arındırmak için çeşitli saldırı ve katliamların olduğunu kaydeden Eke, “Bunu Maraş’ta başardılar. Maraş merkeze baktığımızda esnafların büyük bir bölümü Aleviydi şimdi gittiğimizde Alevi insanı az görürsün veya görmezsin bile.” dedi.

    Eke, her katliamın ardından sermayenin el değiştirdiğini ve böylece iktidarın da el değiştirdiği belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Veli Saçılık: Çorum katliamı ile 12 Eylül’e giden yol döşenmiş oldu-VİDEO

    Veli Saçılık: Çorum katliamı ile 12 Eylül’e giden yol döşenmiş oldu-VİDEO

    PİRHA- Sosyolog Veli Saçılık 27 Mayıs 1980’de başlayıp yaklaşık 1,5 ay süren ve 57 kişinin öldürüldüğü Çorum Katliamı’na ilişkin “12 Eylül’e giden yol döşenmiş oldu. Çünkü 12 Eylül’e ‘kardeş kanı dökülüyor insanlar birbirini öldürüyor’ diyebilmek için mezhep çatışması görünümlü bir saldırı tezgahlanması gerekiyordu” dedi.

    Çorum’da 27 Mayıs 1980’de başlayıp tekbirler eşliğinde Alevi mahallelerine yönelen saldırılar sonucu 57 yurttaş yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Yaklaşık 1,5 ay boyunca süren saldırıların ardından ise 1980 darbesi gelmişti.

    Sosyolog Veli Saçılık, Çorumlu bir yurttaş olarak saldırılarla amaçlananın asıl ne olduğu ve 1980’den günümüze Çorum’daki değişimi anlattı.

    “ÇORUM’DA YAPISAL BİR DEĞİŞİKLİK SAĞLAMA AMACI VARDI”

    Saçılık, Çorum Katliamı’nın bölge halkı tarafınca ‘Çorum direnişi’ olarak adlandırıldığını da söyleyerek, yapılanlar ile şehrin demografik yapısının değiştirilmesi yönünde amaç taşındığını ifade etti.

    Katliam sonrasında özellikle Alevi köylerinden çok sayıda insanın Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehre göç ettiğini söyleyen Saçılık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şu anda Çorum merkez ile birçok ilçesinde AKP zihniyeti egemen olmuş durumda. Dolayısıyla bu saldırının kendisi sadece Alevi, sosyalist ve devrimcilerden ziyade orada yapısal bir değişiklik sağlamaktı. Bu anlamda başarılıydı ama Maraş’ta olduğu gibi savunmasız bir halk değil, devrimcilerle bütünleşmiş, faşist saldırılara karşı koymuş bir gelenek yaratıldı. Bu anlamda Çorum, Alevi ve sosyalistlerin, Maraş Katliamı’ndan bir şey öğrendiğini de gösteren direniştir.”

    “KLASİK PROVOKASYONLARI ÇORUM’DA DA YAPTILAR”

    Katliama yol açan etmenlere de değinen Veli Saçılık şöyle devam etti:

    “Klasik davranışları Çorum’da da gösterip ‘bayrak yaktılar’ yaygarası ile provokatif eylemler yapıp ‘Cami bombaladılar’ denildi. Minareden bir caminin bombalandığını ve bütün Müslüman vatanseverlerin tepki vermesi gerektiğini anons geçerek saldırıların başlamasının yolu açılıyor. Özellikle Alevilerin olduğu mahallelere, işyerlerine saldırı yapılıyor. Bunun karşısında da hemen Sosyalist devrimcilerin öncülüğünde bir direniş sergileniyor. Sonuçta 57 insanımız katlediliyor. Fakat bu resmi rakamdır köy ve çeşitli ilçelerde tam net rakam nedir bilinmiyor. Çok sayıda insanın öldüğünü anne ve babamdan dinlemiştim.”

    “ÇORUM 12 EYLÜL’E GİDEN YOLU DA DÖŞEMİŞ OLDU”

    Saçılık’ın yorumladığı bir diğer konu ise ‘devlet ile sağcı kesimin, Alevilerin köylerden şehirlere göç edip ekonomiye ortak olmalarına izin vermediği’ fikri oldu. Saçılık, “Bu doğru bir tespittir” diyerek şöyle devam etti:

    “Özellikle o güne kadar köylerinden çıkmamış Bektaşi-Alevi yurttaşlar, sosyalistler ile tanıştıktan sonra şehirleşme hayatıyla birlikte Çorum merkezde daha aktif olmaya başladı. Ve eğitim, aydınlanma konusunda da bir yol aldılar. Bunun karşılığında da o gerici ekibin tepkisi doğdu. Kendilerinin geride kaldıklarını düşündüler.

    Çorum, o günkü siyasal ortamda seçilmiş bir yerdi. Kentteki sosyal denge açısından işçi sınıfı ile bir burjuvazi çatışması değil de bir tür mezhep çatışmasına dönüştürme amacı vardı. Çünkü Alevilerin oturduğu mahalleler ile Sünnilerin oturduğu Mahalleler birbirinden ortadan kesilmişti. Ve böyle bir çatışma 12 Eylül’e giden yolu da döşemiş oldu. Çünkü 12 Eylül’e ‘kardeş kanı dökülüyor, insanlar birbirini öldürüyor’ diyebilmek için böyle bir mezhep çatışması görünümlü saldırı, katliam tezgahlanması gerekiyordu.”

    “ŞERİ HÜKÜMLERİN BİR ÖLÇÜDE EGEMEN KILINDIĞI ŞEHİR”

    Saçılık, katliam sonrası Çorum’daki değişimlere de dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Çorum’da çok sayıda aydın, Alevi, sosyalist insan başka şehirlere göç etti. Ve böylelikle Çorum’da bir aydın kitlesi kaybedilmiş oldu. Dolayısıyla daha da feodalleşen, içine kapanan ve sağcılaşan bir Çorum görüyoruz. Geçen yıl Çorum’a gittiğimde merkezde bir kafede oturdum ‘burası aile yeri’ deyip ‘oturamazsınız’ diye uyarıldım. Çorum, şeri hükümlerin bir ölçüde egemen kılındığı, taşra yobazlığı biçiminde örgütlenmiş bir yer gibi görünüyor. AKP’nin de yoğun oy aldığı bir yer ama buna rağmen Çorum, katliama tam olarak izin vermemiş, direnişe dönüştürmüş ve aynı zamanda orada kendisini korumaya devam ediyor. Dolayısıyla İnönü dediğimiz mahallede hala hem devrimciler hem de Alevi halkı kendi sosyal nüfusunu yaşatmaya devam ediyor.”

    “TAŞRA SAĞCILIĞI ALEVİLERE SİRAYET ETTİ”

    Günümüz Çorum’un da Alevi yurttaşların şehirde yaşamasının güç olduğunu ifade eden Saçılık, “AKP zihniyetinin şehre gelmesiyle birlikte Alevilere hatta hiç yer yok da diyebiliriz Alevileri özellikle Kürt meselesinden dolayı dejenere edip, kendi saflarına çektikleri bir süreç de yaşıyoruz. Çünkü insanların o çatışmalardan üzüntü duyup bir şekilde Kürt sorunuyla da biraz yabancı olmasından kaynaklı daha milliyetçi, tek devlet, tek millet, tek din ve en sonunda da tek mezhep yönüne doğru sürüklendiğini görüyoruz. Kendi köyümde MHP’ye oy verenlere tanık oldum. Çorum merkezde de MHP ye oy veren Aleviler mevcut. O taşra sağcılığının Alevilere sirayet ettiğini, onlara bir şekilde dejenere edildiğini de görüyoruz. Özellikle bu AKP’nin gelmesi ile çok daha fazla arttı ama 28 Şubatçıların da bunda katkısının çok olduğunu biliyoruz. ‘Aleviyim’ diyen büyük bir kitle var ama Alevi inancını bilen çok az sayıda Çorumlu var diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

    “ÇORUM KATLİAMININ TEZAHÜRÜNÜ YAŞAMAKTAYIZ”

    Alevilerin 1980’den önce kültürlerini daha iyi koruyabildiklerini söyleyen Saçılık, “Aleviyim diyebilecek bir ortamın ortadan kaldırıldığı günlere gidiyoruz” diyerek şöyle devam etti.

    “Aleviler 1980 öncesi örgütlü bir yapılanmada daha çok sosyalistler ile birlikte kendi kültür ve varlıklarını yerellerinde yaşayabildikleri bir ortam kurmuşlar. Bugün özellikle Alevi köylerine imam atayarak, köyleri sağcılaştırarak AKP özel bir proje yürüttü. Bunlar eskiden de yapılırdı ama AKP’nin ki çok daha planlı oldu. Çeşitli sosyal yardım ve benzeri uygulamalarla yaşlılar ve gençleri birbirinden koparacak bir belleğe sebep olundu.

    ‘Hepimiz Müslüman değil miyiz? Hepimiz aynı Allah’a inanmıyor muyuz?’ diyerek o kendi inancının bütün geleneklerini formatlayan, Sünnileştirilen bir Alevi kitlesi ile karşı karşıyayız. Mesela birçok Sünni köyün resmi imamı yokken benim köyümün resmi imamı var. Ama cemaati yok. İnsanlar ayıp olmasın, hoca yalnız kalmasın diye imamın arkasında namaz kılıyor. Oralara zorla cami yapıp, zorla mezhepsel dönüşümü sağlamak için AKP’nin özel çabası var. Bu Çorum katliamının tezahürüdür. Örneğin ben HDP’den milletvekili adayı olduğumda köyümde benim için ‘teröristtir’ havası estiren bir kitle ortaya çıkardılar. Halbuki Alevilik barış görüşüdür ve her türlü militarist fikri de reddeder. Ama buna rağmen fikirler Aleviliği sarmış durumda.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Veli Saçılık: Gerçek tanzim satış nasıl yapılır bunu göstermek istedik-VİDEO

    Veli Saçılık: Gerçek tanzim satış nasıl yapılır bunu göstermek istedik-VİDEO

    PİRHA – Sosyolog Veli Saçılık, “Tanzim satışın gerçekten nasıl olacağını, üretici ve tüketicinin nasıl buluşturulacağını göstermek için bir planımız var” diyerek Vengo isimli kafe açtı. Amaçlananın kooperatifleşmek olduğunu söyleyen Saçılık, “Kafe açarak bir direniş sergiliyor değiliz ama sosyal alanın örgütlenmesi için uğraş ve çabam sürecektir” dedi.

    Veli Saçılık, Burdur Cezaevi’nde kolu koparıldıktan sonra memur statüsü ile çalıştığı işinden de KHK ile ihraç edildi. “İşimi geri istiyorum” sloganı ile Ankara Kızılay’da eylem yapan Saçılık’a bir de Kabahatler Kanunu uyarınca 24 bin TL para cezası kesildi. Son olarak devlet tarafından arabasına da el konulan Veli Saçılık bugün farklı bir alanda işe koyuldu. Ankara Kızılay’da arkadaşlarının desteği ile Vengo isimli kafeyi çalıştıran Saçılık, ticari işletmedeki tercihini şu sözlerle anlattı:

    “Kafeyi açmamın nedeni biraz da geçim derdi. Çok uzun süredir işsizlik yaşıyorum, eşim de çalışmıyor, bir de çocuğumuz var. Bir taraftan geçim sağlamak ama diğer taraftan da bunu sosyal bir içerikle dönüştürmek istedim. Ticari olarak kafe işleyecek ama bir taraftan da özellikle kooperatifleşme, kooperatif üzerinden AKP’nin oy kazanmak için söylediği tanzim satışın gerçekten nasıl olacağını, doğal ürünlerle hem üreticinin hem de tüketicinin nasıl buluşturulacağını, göstermek açısından bir planımız var.”

    Saçılık, kafeyi arkadaşlarının desteği ile hayata geçirdiklerini de belirterek şöyle devam etti:

    “Destek veren çok sayıda arkadaşımız var. Zaten böyle bir kafenin oluşturulmasına benim maddi gücüm yetmezdi dayanışma gösteren arkadaşlar da oldu. Ama şöyle söylemiyorum; bir şekli itibari ile burası ticari bir mekân, yani politik bir alanın direk kendi nesnesi değil. Ama biz politik insanlarız ve dolayısıyla politik tepkilerimiz var. Bir taraftan sosyal alanı bırakmadan orayı da güçlendirerek diğer taraftan da geçim derdini de yaşayan kişiler olarak yol almak istedik. Yani burasını ayağımızın bastığı, diğer taraftan da sosyal alanın buradan genişletildiği bir alan olarak düşünüyoruz.”

    DAYANIŞMANIN ÜRÜNÜ VENGO

    Saçılık, klasik bir kafe algısından öte olan mekanın “Vengo” ismine de açıklık getirdi. Fransız sinemacı Tony Gatlif’in filmi Vengo’dan esinlendiklerini anlatan Saçılık şöyle devam etti:

    “Toni Gatlif’in filminde endüstri, Roman kültürü var. Filmdeki müzikleri de çok iyiydi. Gatlif, beğendiğim bir sinemacı. Aynı zamanda Zazaki’ye de bir atıf var. ‘Vengo’ ses demek. Ben Çorumlu bir Türk olarak Zaza arkadaşları da selamlamak istedim.”

    “TİCARET YOZLAŞTIRICI BİR ALAN”

    Veli Saçılık, ticari işletmeyle birlikte politik mücadelesinin süreceğine de vurgu yaparak Sosyal alanın örgütlenmesi için uğraş ve çaba vereceğim. Esasen bizim işimiz özgürlük mücadelesidir” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    Ticaret yozlaştırıcı bir alan. Dolayısıyla ben ticaretin direk içerisinde olmak istemiyorum. Ancak hayatta, memuriyette nasıl ki AKP’nin icat ettiği şeylere hizmet etmek zorunda kaldıysak burada da hayatı kazanmak için belli geçim şartlarını yerine getirmek zorundayız. Bu zorunlulukları biliyorum ama zorunlulukları bilmek o zorluklara boyun eğmek anlamına asla gelmiyor. Burada kafe açarak bir direniş falan sergiliyor değiliz. Bizler burada sadece geçim derdi yaşayan kişileriz. Ama diğer taraftan bir söz var; ‘İnsanlar acıktıkça devrim günceldir’ derler. Yani insanların ihtiyaçları ve toplumsal olarak fakirleşmesi ki hele şu dönemde bu çok daha büyük. Bu fakirleşme elbette politikaların beslenmesine yardımcı olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Tecrit ile korkutup toplumu teslim almak istiyorlar’- VİDEO

    ‘Tecrit ile korkutup toplumu teslim almak istiyorlar’- VİDEO

    PİRHA- AKA-DER, DAD, Ana Fatma Cem Evi, BDSP, HDP, SYKP Mamak ilçe örgütleri, “Dünden bu güne tecrit” başlıklı panel gerçekleştirildi. Katılımcılar, “Tecrit ile amaçlanan; mahpuslar üzerinde baskı yaratıp, içeri ile dışarının bağını koparmaktır.” dedi.

    Moderatörlüğünü Sibel Göktaş’ın yaptığı panele, İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Nuray Çevirmen, 19 Aralık cezaevi operasyonunda kolu koparılan Veli Saçılık ile 19-22 Aralık sürecinde cezaevinde tutulan Muharrem Kurşun katıldı.

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevinde yapılan tecrit konulu panelin açılış konuşmasını Sibel Göktaş yaptı. “Asimile, yağma ve rant politikası geçmişten günümüze sürmekte” diyen Göktaş “Nerede bir direniş, iyilik, güzellik varsa bu politikalar karşımıza çıkmakta” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tecrit dediğimiz şey, yaşam için mücadele edenlerin tutuklanması, kapitalist sistemde devrimcilerin verdikleri mücadeleye insanlık dışı muamelelerle yıldırma ve yalnızlaştırma politikasıdır.

    Tüm saldırılara rağmen geçmişteki devrimciler insanlık dışı muamelelere karşı direnişlerine devam etmişlerdir. Haksızlığa, yoksulluğa, ayrıştırmaya karşı verdiğimiz mücadele bugün de Hakkâri milletvekili Leyla Güven’in devam ediyor.”

    Bir başka açlık grevi de cezaevindeki Halkın Hukuk Bürosu avukatları tarafınca yürütülüyor. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları, yargılama sisteminin haksız ve hukuksuz bir şekilde olduğuna dair açlık grevlerine devam ediyorlar. Tecrit ile amaçlanan; devrimci tutsakların üzerindeki baskı ve şiddetin artması, içeri ile dışarının bağını koparmaktır.” 

    “TECRİT İNSANLARIN BİRBİRİNDEN YALITILMASINI AMAÇLAR”

    Panel konuşmacılarından Sosyolog Veli Saçılık ise “Tecritti konuşmak için bir araya geldik. Aslında bunun vesilesi leyla Güven ile bütün cezaevlerinde süren tecrittin kendisidir.” diyerek şöyle devam etti:

    “Bugün bir araya gelmiş olmamız Leyla Güven’in hayatının söz konusu durumu ortadayken ona da destek vermiş olmak ve tecritti yaşayan tüm tutsakların yanında olmak anlamına geliyor. Tecrit üzerine birçok deneyim yaşadım. Tecrit aslında cezaevini hedeflemez. Tecrit toplumsal tecriti ortaya çıkarmak ve insanların birbirinden yalıtılmasını amaçlar. Osmanlı’dan bugüne baktığınızda kişileri zindana atıp kitlelere seslenemeyecek hale getirmek amaçlanmıştır. Tecrit tek taraflı değildir. Bu anlamda biz cezaevinde iken müdür “Mesele siz değilsiniz. Eğer siz burada rahat ederseniz dışarda insanlar cezaevlerini ciddiye almaz, dolayısıyla korku uyanmaz, korku uyanmasa da biat etmezler” diyordu. Mesele; korku uyandırmak, bu korku üzerinden de toplumu teslim almaktır. F tipleri saldırısı bunun bir parçasıydı. Özellikle kapitalist devletler, insanı bireyci duruma getirip bir yerinden ayırmanın hedefi içindedir. Bugün cezaevinde süren tecrit de budur. Şimdi İmralı’da çok net bir tecrit sürüyor. ‘Biz onun tecritçine karşı çıkarsak üstümüze gelirler’ diye korku yaratılıyor. Halbuki eğer tutarlıysanız bırakın kendi fikrinizdeki insanları tamamen düşmanınız da dahil herkesin tecridine karşı çıkmak zorundasınız. Dünyanın neresinde tecrit, işkence varsa karşı çıkmak zorundayız. AKP’nin yapmaya çalıştığı şey tek tip insan modeli yaratmaktır. Tecrittin tüm gayesi budur.”

    “TÜRKİYE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİNE UYMUYOR”

    Panel konuşmacılarından İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Nuray Çevirmen ise tecridin hukuki boyutuna dikkat çekti. “Türkiye Cumhuriyeti, cezaevlerinde kendi infaz yasasını uygulayarak, uluslararası sözleşmelere aykırı hareket ediyor.” diyen Çevirmen şunları aktardı:

    “Mahpusların ıslahı için birtakım standartlar var. Türkiye de Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmelerine imza atmış durumda ve yasal olarak değiştirilemez maddelerdir bunlar. Madde 37’de gerekli gözetim altında mahpuslara, düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşme ve ziyaret imkanı verip onlarla iletişim kurmalarına izin verilir. Gelelim T.C’nin kendi uygulamış olduğu infaz yasalarına. İdari kurul, uygun gördüğü hallerde veya 15 günde bir kez olmak üzere kişilere süresi 10 dakikayı geçmemek üzere telefon, 1 saati geçmemek üzere ziyaret hakkı veriyor. Şimdi bu maddelerin tamamına riayet edilmiyor.”

    “MAHPUSLARA GEREKLİ VİTAMİNLER VERİLMİYOR”

    Nuray Çevirmen, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerine de değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Leyla Güven ile birlikte Türkiye’deki cezaevlerinde 100’ün üzerinde kişi açık grevinde. Bazı mahpusların yaşamları ile ilgili cezaevi idaresi, mahpusların ailelerine yaşamlarının riskli olduğuna dair telefon açmış. Birçok mahpusun B1 vitamini verilmiyor. Doktorların gerekli muayenelerini yapmadığını, bazı cezaevlerinde yanlarında refakatçi bulunmadan bu açlık grevini devam ettirdikleri de biliyoruz. Bu insanlar ölmek için açlık grevi yapmıyorlar. Son derece hayata bağlı, daha güzel bir dünya hayal edebilen, bunun için mücadele veren, kendi içinde dayanışmayı da örgütleyen mahpuslar bunlar.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA