Etiket: velider

  • VELİ-DER’den Boğaziçi açıklaması: Tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!

    VELİ-DER’den Boğaziçi açıklaması: Tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!

    PİRHA- VELİ-DER, Nureddin Yıldız adlı şahsın Boğaziçi Üniversitesi’nde protesto edilmesi sonucu tutuklanan öğrencilere ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Devlet yönetimi ve kamu yetkilileri, kadınlara ve çocuklara yönelik sistematik şiddete ve bu şiddeti meşrulaştıran kişilere göz yumarak suç işlemektedir. Çocuklarımızın haklı taleplerini sahiplenmeye, ortak geleceğimiz için mücadele etmeye ve tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), pedofiliyi savunan, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran ve insanlığa karşı açık tehdit oluşturan Nureddin Yıldız adlı kişinin Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşmacı olmasını protesto eden öğrencilerin tutuklanmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    “ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRAN KİŞİLERE GÖZ YUMARAK SUÇ İŞLENİYOR”

    “Aylardır, öğrenciler ülkenin dört bir yanında okullarında, kampüslerde anayasal ve demokratik haklarını kullanarak geleceksizliğe mahkum eden hukuksuz ve adaletsiz uygulamalara karşı seslerini yükseltiyor” diyen VELİ-Der şunları ekledi:

    “13 Mayıs Pazar günü kamuoyunu derinden sarsan bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık: pedofiliyi savunan, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran ve insanlığa karşı açık tehdit oluşturan Nureddin Yıldız adlı şahsın Boğaziçi Üniversitesi’ne davet edilmesi doğal olarak büyük bir öfke ve tepkiyle karşılandı!

    Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu açıkça belirtmektedir. Ancak devlet yönetimi ve kamu yetkilileri, kadınlara ve çocuklara yönelik sistematik şiddete ve bu şiddeti meşrulaştıran kişilere göz yumarak suç işlemektedir!”

    “ANAYASA HUKUKSUZ GÖZALTILAR VE SİYASİ BASKILARLA İHLAL EDİLİYOR”

    Devletin asli görevinin toplumun temel haklarını korumak ve bireylerin güvenliğini sağlamak iken, iktidar sahiplerinin hukuksuz politikalarıyla bu sorumluluktan kaçınmakta olduğunu belirten VELİ-DER, “Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleri,eğitimde eşitliği ve çocuk haklarını güvence altına alırken, siyasi baskılar ve zorbalıklarla öğrencilerin anayasal hakları gasp edilmektedir!

    Öğrenciler anayasal hakkını kullanarak protesto ettiklerinde, karşılarında ‘zorbalıkla hareket eden kolluk güçlerini’ buluyorlar. Zulmediliyor, susturulmaya çalışılıyor! Protestolar sonucu 97 öğrenci gözaltına alınmış, 15’i mahkemeye sevk edilmiş ve 6 öğrenci tutuklanmıştır!

    Anayasa’nın 34. maddesi herkesin barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkını garanti altına alır. Ancak bu hak, hukuksuz gözaltılar ve siyasi baskılarla ihlal edilmektedir! Biz buna boyun eğmeyeceğiz!” dedi.

    “HUKUKSUZLUK KARŞISINDA GERİ ADIM ATMAYCAĞIZ”

    Anayasal düzeni ve toplumun haysiyetini savunan gençleri susturamayacaklarını belirten VELİ-DER, şu ifadeleri kaydetti:

    “Çocuk yaşta evlilikleri savunanlara, kadınların şiddete maruz kalmasını normalleştirenlere karşı dimdik ayakta duracağız! Gençlerin demokratik haklarını savunmasını engellemeye çalışanlar karşılarında bizi bulacak! Laiklikten, demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten vazgeçmeden mücadeleye devam edeceğiz!
    Öğrenci Veli Derneği olarak, çocuklarımızın haklı taleplerini sahiplenmeye, ortak geleceğimiz için mücadele etmeye ve tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız! Susmak, suça ortak olmaktır! Hukuksuzluk karşısında geri adım atmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Veli-der: Eğitimde yaşanılan sorunlar zorunlu eğitim süresinin sonucu değil eğitimin niteliği ile ilgilidir-VİDEO

    Veli-der: Eğitimde yaşanılan sorunlar zorunlu eğitim süresinin sonucu değil eğitimin niteliği ile ilgilidir-VİDEO

    PİRHA- Veli-der, yapılan açıklamalar ve atılan adımlarla çocukların yüz yıl önce sahip oldukları haklarını kamusal, parasız, zorunlu eğitim hakkını, karma eğitim hakkını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirtti. Yapılan açıklamada, “Çocuklarımızın artık kırıntıları bırakılan parasız, zorunlu, bilimsel, karma eğitim hakkına dokunmayın” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-der), “Zorunlu eğitim problem alanı değil, çocukların en temel hakkıdır” diyerek açıklama yaptı.

    Eğitim-öğretim yılı başında Milli Eğitim Bakan Yardımcısının 4+4+4 eğitim sisteminin değiştirileceğini açıkladığının hatırlatıldığı açıklamada, “Milli Eğitim Bakanı geçtiğimiz günlerde katıldığı programda eğitim süresinin değiştirilebileceğine yönelik açıklamalar yaptı. Eğitim hakkı ve zorunlu eğitim süresi; Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki çeşitli isimlerin, sermaye gruplarının, sendika, vakıf, dernek, platform adı altında çeşitli yapıların uzun dönemdir temel gündemlerinin başında geliyor” denildi.

    “TÜM ÇOCUKLARIN EN TEMEL HAKKI OLAN EĞİTİMİN HAK OLMAKTAN ÇIKARILMASI, EĞİTİMİN PİYASALAŞTIRILMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORLAR”

    Yapılan açıklamada Milli Eğitim Bakanının katıldığı programla eş zamanlı Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Medeniyet Üniversitesi ve sanayiciler adıyla sermaye grupları “Son 4 Yıl Zorunlu Olmaktan Çıkarılmalı” başlığıyla açıklama yaptığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Açıklamayı yapan bu yapılar 20 Kasım 2024’te “Bir Problem Alanı Olarak Zorunlu Eğitim” adıyla çalıştay gerçekleştirdi ve 28 Kasım’da “Türk Eğitim Sistemi ve Zorunlu Eğitimin Yansımaları” adıyla çalıştay raporunu açıkladı.
    Kamusal, parasız eğitimin devletin masraflarını artırdığını, bütçe için yük olduğu, tüm çocukların en temel hakkı olan eğitimin hak olmaktan çıkarılması, eğitimin piyasalaştırılması gerektiğini söylüyorlar. Akıl dışı, bilim dışı ifadelerle ‘teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde okula ne gerek var’ okul tamamen ortadan kalkmalı, ilk adım olarak liseler zorunlu eğitim kapsamından çıkarılmalı diyorlar.
    Basın toplantısında, raporda ana vurgu sermayenin, işgücü piyasasının ihtiyaçları. Sermayenin erken yaşta ucuz iş gücüne ihtiyacı var, 12 yıllık zorunlu eğitim erken yaşta, ucuz iş gücüne engel bu yüzden lise zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır diyorlar. Çocuk yaşta işçiliği, eğitimi zorunlu olmaktan çıkararak nasıl yaygınlaştırmak gerektiğini anlatıyorlar. Bir buçuk milyonu aşkın çocuk okuldan kopartılırken, Yalnızca son bir yılda 71 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybederken yetmez daha çok ve daha küçük yaşta çocuk işçi istiyoruz diyorlar”

    “ZORUNLU EĞİTİM SÜRESİ EVLİLİK YAŞINI YÜKSELTİYOR İFADESİ ÇOCUK YAŞTA EVLİLİKLERİN ARTMASI ÇAĞRISIDIR”

    Yaptıkları açıklamada temel vurgulardan birinin de zorunlu eğitim süresinin evlilik yaşını yükselttiği vurgusu olduğunu belirten Veli-der şunları söyledi:
    “Zorunlu eğitim kapsamındaki öğrenciler 18 yaş altı tüm çocuklar. Zorunlu eğitim süresi evlilik yaşını yükseltiyor ifadesi çocuk yaşta evliliklerin artması çağrısıdır. Aynı zamanda açıklamayı yapan yapılardan olan Maarif Platformu 19-27 Temmuz 2023’te yaptığı Karma Eğitim Çalıştayı sonrası açıkladıkları raporda karma eğitimin kaldırılması gerektiğini açıklıyordu. Zorunlu eğitim hakkı ile eş zamanlı karma eğitim hakkı hedef alınıyor. Çocuk yaşta işçilikle birlikte çocuk yaşta evliliklerin yaygınlaştırılması çağrısı yapılıyor. 2012’de 4+4+4 kapsamında yapılan değişikliklerle karma eğitim önce imam hatip okullarında, imam hatip ortaokul ve liselerinde kaldırıldı. Nişanlanan veya evlenen öğrencilerin okulla, örgün eğitimle ilişkisi kesilir ifadesiyle yönetmelik eliyle çocuk yaşta evliliklerin önünü açan düzenleme yapıldı. 2018’de ortaöğretim kurumları yönetmeliğinde yapılan değişiklikle tüm liselerde karma eğitimin kaldırılması yönünde uygulamalar başlatıldı. Zorunlu eğitim süresi tartışması ile bu adımlar daha da hızlandırılıyor”

    “ÇOCUKLARIMIZ YÜZ YIL ÖNCE SAHİP OLDUKLARI HAKLARINI KAYBETME TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA”

    “Eğitimde yaşanılan sorunlar zorunlu eğitim süresinin sonucu değil eğitimin niteliği ile ilgilidir” diyen Veli-der, “Sorun atılan her adımla çocuklarımızın eşit, parasız, zorunlu, karma, bilimsel, kapsayıcı eğitim hakkında yaratılan tahribattır. Okul öncesi eğitimin parasız ve zorunlu olması da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Okul öncesi eğitim parasız olmalı ve zorunlu eğitim süresine dahil edilmelidir. Yapılan açıklamalar ve atılan adımlarla görüyoruz ki; çocuklarımız yüz yıl önce sahip oldukları haklarını kamusal, parasız, zorunlu eğitim hakkını, karma eğitim hakkını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. Çocuklarımızın artık kırıntıları bırakılan parasız, zorunlu, bilimsel, karma eğitim hakkına dokunmayın” diye ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • VELİDER’den MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokole tepki: Çocuk istismarlığıdır!

    VELİDER’den MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokole tepki: Çocuk istismarlığıdır!

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (VELİDER), MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında yapılan protokole itiraz etti. Konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında “Bu aynı zamanda çocuk istismarıdır. Bu imzaladığınız protokolle toplumu kutuplaştıracağınızı ve ayrıştıracağınızı görmüyor musunuz, bu kadar mı izan yoksunusunuz?” denildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında 31.12.2024’te imzalanan protokole tepkiler sürüyor.

    Söz konusu protokolle birlikte Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, mesleki ve teknik kursların yanı sıra eğitim alanında birçok yetkiye sahip olabilecek.

    “BU KADAR MI İZAN YOKSUNUSUNUZ?”

    VELİDER, MEB ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında imzalanan protokolün iptal edilmesi için yazılı açıklama yaptı. Okulların “siyasi sahneye” çevrildiğini ifade eden VELİDER, itiraz gerekçesini şu cümlelerle açıkladı:

    “Okullara ellerini kollarını sallayarak giren bu ve benzeri yapıların iktidar veya iktidara yakın siyasi partilerin uzantıları olduğu gün ışığı kadar açık ve net. Hatta daha önce benzeri uygulamalarda, bu yapıların siyasi faaliyet yürütmek için okullarda hiçbir engelleme ile karşılaşmaksızın ellerini kollarını sallayarak girip çocuklarımızla bir araya gelmesine de tanıklık ettik. İktidarın ve iktidara yakın bu siyasi yapıların pervasızca hareket ederek ideolojik çıkarları doğrultusunda davranış sergiledikleri daha dün gibi aklımızda. Ülkemizin birçok şehrinde ve birçok okulunda kendi ideolojik faaliyetlerini gerçekleştirdiklerine de hep birlikte şahit olmuştuk.

    Toplumlar; siyasi görüş, dini inanç, felsefi düşünce etnik köken gibi konularda farklılıklar gösterir. Okullarda bulunan çocuklarımız ve velileri de aynı toplumun bir parçası olarak bu farklılıkları onların da taşıdığını hatırlatmak isteriz. İşte okulların, bu farklılıklara saygı duymasını ve toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkması gereken ortak bir değer olduğunu belirtmek isteriz. Bu siyasi yapıların, okulları siyasetin sahnesine çevirerek çocuklarımızın üzerinden siyaset yapmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu aynı zamanda çocuk istismarıdır. Bu imzaladığınız protokolle toplumu kutuplaştıracağınızı ve ayrıştıracağınızı görmüyor musunuz, bu kadar mı izan yoksunusunuz?

    Bizler çocuklarımızın sevecen ve naif tarafının suiistimal edilmesinin hem çocuk haklarına, hem pedagoji bilimine, hem de çocuklarımızın üstün yararına olmadığını hatırlatmak istiyoruz. Bu minvalde, çocuklarımızı kendi siyasi görüşleriniz doğrultusunda dönüştürmek amacıyla eğitmek değil; laik ve bilimsel temelde çağdaş bir eğitim vererek, ileride kendi siyasi felsefi, düşünsel tercihlerini özgür iradeleriyle yapmalarına olanak sağlamanız yeterlidir. Bu halkın bireyleri olarak; siz, ülkemizi yönetenlerden bu siyasi olgunluğu göstermenizi bekliyoruz. Ayrıca bu ve benzeri olayların sonucunda çocuklarda oluşacak travmaları da düşünürsek, çocuklarımızın psikolojisinde ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini de bilmenizi isteriz. Çocuklarımızı koruyup kollamak anne ve babalar kadar siyasetçilerinde görevidir.

    “YAPILAN PROTOKOLLER DERHAL İPTAL EDİLSİN”

    Bu bilinç ve anlayışla okullara bu ve benzeri yapıların girmemesi, gerekli önlemlerin alınması, yapılan protokollerin derhal iptal edilmesi için Milli Eğitim Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Öğrenci Veli Derneği olarak bu ve benzeri olayların takipçisi olacağımızı belirterek, çocuklarımızın laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkının savunucusu olmaya devam edeceğimizin altını çizmek istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünden seslendi: Okul yemeğine bütçe istiyoruz-VİDEO

    Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünden seslendi: Okul yemeğine bütçe istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünde yaptığı açıklamada, “Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi.

    Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, Millî Eğitim Bakanlığı önünde, “okul yemeğine bütçe ayrılması istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “sermayeye değil çocuklara bütçe”, “bir öğün ücretsiz yemek istiyoruz”, “tarikata değil eğitime bütçe” sloganları atıldı.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 5 çocuğun yangında ölümü ile güne başladıklarını belirterek bu ölümlerin sınıfsal olduğunun altını çizdi. Irmak, Milli Eğitim Bakanlığı önünde okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerini dile getirdiklerini söyledi.

    Açıklama metnini koalisyon adına Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu.
    “SOSYAL DEVLETİN TEMEL GEREĞİ OLARAK OKUL YEMEĞİ KAMUSAL HAKTIR”
    Okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerinin karşılanması için bütçe isteyen Ömer Yılmaz, “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu olarak aylardır ülkemizin her yerinde çocuklarımızın okul yemeği ve temiz su hakkı için mücadele yürütüyoruz. Bütçe takviminin başlamasıyla ve 14 Kasım’da eğitim bütçesi görüşmesinin yapılacağı tarihten önce siyasi iktidarı ve tüm kamu yöneticilerini kamusal sorumlulukları konusunda uyarmak, kamusal, yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarının gereğini yapmaya çağrı için bugün buradayız.
    Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi.
    “MESELE KAYNAK OLMAMASI DEĞİLDİR”
    “Kamuda tasarruf genelgesinin yayınlanması ile birlikte taşımalı eğitimde uzun yıllardır süren ikili eğitim gören öğrencilerin okul yemeği uygulaması kaldırıldı” diyen Yılmaz şunları ekledi:
    “Deprem bölgesinde okul öncesi ile sınırlı olan okul yemeği uygulaması 2024-2025 eğitim öğretim yılı başından itibaren okullarda uygulanmıyor. Ancak genel seçimden bugüne üç kez özel meslek liselerine yüzde yüze varan oranda teşvik açıklandı. Mesele kaynak olmaması değil, var olan kamusal kaynakların çocuklardan yana kullanılıp kullanılmayacağı meselesidir. Karar vericiler bu bütçe döneminde bir kez daha bütçenin çocuklardan, kamusal eğitim hakkından yana kullanılıp kullanılmayacağı politik tercihi ile karşı karşıyadır.”
    “ARTAN YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLEMEKTEDİR”
    Tüm verilerin artan yoksulluğun çocukları ne denli etkilediğinin açık kanıtı olduğunu söyleyen Ömer Yılmaz, şunları kaydetti:
    “Sağlıklı beslenme ve çocukların yoksulluktan kaynaklı gıdaya erişememe noktasında yaşadığı eşitsizlikler karşısında okul yemeği en etkili kamusal tedbirdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı örgün eğitim istatistikleri okul terklerinin her geçen yıl hızla arttığını göstermektedir. Ortaöğretimde okuldan kopuş hızı ise vahim boyuta ulaşmıştır. Ekim 2024 verileri ile 18 yaş altı 421 bin 633 çocuğun Mesleki eğitim merkezleri (MESEM)’ lerle birlikte okulla bağı koparılmıştır.
    Ayrıca tek başına okul kaydı çocuğun okulda olduğunu, okula devam ettiğini göstermede geçerli bir veri değildir. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin; okul terklerinin, çocuk işçiliğinin, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesinde ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında en etkili kamusal önlem olduğu bilimsel verilerle ortaya çıkmaktadır. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin temiz suya erişimin; akademik başarının artışında, çocukların psikolojik açıdan desteklenmesinde, gıda güvenliği konusunda, bireylerin gıda kaynaklı hastalıklardan hastalanma riskini en iyi/uygun şekilde azaltacak yöntemlerle hazırlanması, saklanmasında, biyolojik çeşitliliğin korunmasında, yerel ve ulusal ekonomiyi, küçük üreticileri güçlendirmede, kooperatifleşmenin yaygınlaşmasında, başta kadınlar olmak üzere istihdamın desteklenmesinde katkıları bilimsel verilerle ortaya konulmaktadır.”
    “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI SİYASİ İKTİDARIN TEMEL SORUMLULUĞUDUR”
    Anayasa’da okul yemeğinin devletin temel sorumluluğu olduğunun açıkça belirtildiğinin altını çizen Ömer Yılmaz, “Okul yemeği programı; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 6, 24 ve 27. maddeleri ile düzenlenmiştir. Ülkemiz tarafından BM Ekonomik Sosyal Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşmesi (12. Madde 2 A fıkrası: Çocuğun Sağlıklı Bir Şekilde Gelişmesini Sağlamak) 2003 yılında imzalanmış ve 2006 yılında da onaylanmıştır. Milli Eğitim Temel Kanunu ,Çocuk Koruma Kanunu, Umumi Hıfzısıhha Kanunu , 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu okul yemeğinin sosyal devletin temel sorumluluğu olduğunu vurgulamaktadır.
    Okul yemeği programının dezavantajlı bölgelerden ve okul öncesi eğitimden başlayıp yaygınlaştırılarak tüm çocuklara okul yemeği sağlanacağı sözü verilmişti” dedi.
    “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI HAYATA GEÇİRİLMELİDİR
    Ömer Yılmaz, siyasi iktidarın yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı okul yemeği programını uygulamaktan ve temiz suya erişimi sağlamaktan sorumlu olduğunu belirterek, “Okul yemeği lütuf değil tüm çocukların, gençlerin kamusal hakkıdır. Okul yemeği kamusal haktır ve okul yemeği programlarını uygulamak sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Kamu eliyle, kamu kaynaklarıyla okul öncesinden yükseköğretime tüm öğrenciler için okul yemeği ve temiz suya erişim için yeterli bütçe ayrılmalı bir an önce okul yemeği programı hayata geçirilmelidir” diye konuştu.
    SİYASİ PARTİLERDEN ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
    CHP’nin gölge eğitim bakanı ve Milletvekili Suat Özçağdaş söz alarak şunları söyledi:
    “Mesele çok sınıfsal bir mesele, CHP olarak koalisyona teşekkür ediyoruz, uzun zamandır mücadele ediyorlar. Geçen hafta kanun teklifi sunduk. CHP olarak Bu anayasal bir hak, evrensel bir çocuk hakkıdır.”

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “Biz bugün burada çocuk katil sisteme karşı çocuk haklarını korumak için buradayız” diyerek şunları ekledi:
    “Çocuklara ayrılması gereken bütçeyi patronlara peşkeş çekiyorsunuz dedik. Bütçeden çocukların hakkını istemek çocuklar yoksulluktan ölmesin demek, çocuklar MESEM’lerde ölmesin demek. Bu mücadele devam edeceğiz.”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Kezban Konutçu, eşitlik talebi ile mücadele verdiklerinin altını çizerek, “Çocuklara bir öğün talebi yaşam hakkının önemli bir parçası. Yaşam hakkı mücadelesini her alanda veriyoruz. Kendileri lükslerinden tasarruf etmezken yoksullara açlıktan ölmek kalıyor. Birlikte mücadele ederek çocuklarımızın da karnını doyuracağız” diye konuştu.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da, “Öyle bir rejim inşa edildi ki bu ülkenin emekçilerini köle yapmak isteyen bir rejim var. Bu ülkede tek bir çocuk bile yatağa aç giriyorsa servetiniz çalınmıştır” dedi.
    Sol Parti Parti Meclisi Üyesi Sercan Dede ise, “Biz ne kadar sağlık ve eğitim hizmetleri kamusal olsun diyorsak onlar itibardan tasarruf olmaz diyorlar. Bütün çocuklarımızın sağlıklı, nitelikli eğitim alabilmesi için mücadeleyi sürdüreceğiz” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Mamak’ta ÇEDES’e karşı bildiri dağıtan “Laik, Bilimsel Eğitim Platformu” üyeleri gözaltına alındı

    Mamak’ta ÇEDES’e karşı bildiri dağıtan “Laik, Bilimsel Eğitim Platformu” üyeleri gözaltına alındı

    PİRHA-Ankara Mamak’ta okullara imam atanmasını sağlayan ÇEDES projesine karşı bildiri dağıtan Laik, Bilimsel Eğitim Platformu üyeleri gözaltına alındı. Tuzluçayır Karakolu’na götürülen Bahtiyar Atakay, Sibel Korkmaz Sarı, Nurgül Salman ve Aslıhan Han işlem yapılmadan serbest bırakıldı.

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi’nin çağrısıyla, “ÇEDES’e Hayır” demek için, Mamak’ta faaliyet yürüten köy dernekleri, STK’ler, Veli-Der, Emekli Sendikaları ve siyasi partilerin de içerisinde yer aldığı Laik Bilimsel Eğitim Platformu kuruldu.

    Laik Bilimsel Eğitim Platformu tarafından okul önlerinde bildiri dağıtılıp, dilekçeler velilere veriliyor.

    Bugün de Mehmet Çekiç İlköğretim Okulu’nun önünde bildiri dağıtımı yapan ve velilere itiraz dilekçelerini imzalatan yöneticiler gözlatına alındı.

    Tuzluçayır Karakolu’na götürülen Bahtiyar Atakay, Sibel Korkmaz Sarı, Nurgül Salman ve Aslıhan Han işlem yapılmadan serbest bırakıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Okullara imam atanmasına karşı İstanbul’daki kurumlar açıklama yapacak

    Okullara imam atanmasına karşı İstanbul’daki kurumlar açıklama yapacak

    PİRHA-Eğitim-Sen, Veli-Der, Eğit-Der, Halkevleri, ABF, PSKAD, AKD ve DAD yöneticileri ve üyeleri, okullara imam atanmasının durdurulması için 10 Haziran Cumartesi günü saat 18.00’de Kadıköy Süreyya Operası önünde ortak açıklama yapacak.

    İzmir ve Eskişehir’deki milli eğitim müdürlüğü ile il müftülüğü arasında imzalanan protokol kapsamında “manevi danışmanlık” hizmeti adıyla okullara imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu öğreticilerinin görevlendirilmesine tepkiler yükseliyor.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve ve imam hatip ortaokulları, gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı il/ilçe spor müdürlükleri, gençlik merkezleri ile Diyanet İşler Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi kapmasında okullarda imamların görevlendirilmesine tepkiler yükseliyor.

    Laik ve bilimsel eğitim karşı uygulamaya konulan ÇEDES Protokolü’nün iptal edilmesi için Eğitim-Sen, Öğrenci Veli derneği (Veli-Der), Eğitimciler Derneği (Eğit-Der), HalkEvleri, Sosyal Hak Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD), Alevi Kültür dernekleri (AKD) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 10 Haziran Cumartesi günü saat 18.00’de Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yapacaklar. Açıklamaya herkes davet edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    PİRHA-“Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı basın açıklaması yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), suyun vazgeçilmez hayati bir kaynak olduğunu belirterek, öğrencilere ücretsiz, sağlıklı suyun sağlanması gerektiğini kaydetti.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İstanbul Kartal’daki binalarında “Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada ekonomik krizin derinleştiğini kaydeden Veli-Der, durumun öğrenciler üzerindeki etkisine değindi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemizde artan ekonomik krizin biz veliler ve özellikle okul çağındaki çocuklarımız üzerindeki etkisi gün geçtikçe ağırlaşmaktadır. Sağlıklı bir nesil yetiştirmekten çok uzakta olduğumuzu artık bilimsel ve istatiksel çalışmalar yapmadan da okulların içerisinde sadece gözlemler yaparak görmek mümkün. Önceki yıllarda kantinlerde sağlıklı besinlerin satılması için çaba sarf eden bizler, bu günlerde kantinlerden yiyecek içecek alamadığı için kantinlerin önlerinden bile geçemeyen çocukların sayısının çoğaldığına tanık olmaktayız.

    “SU VAZGEÇİLMEZ HAYATİ BİR KAYNAKTIR”

    Su, sağlıklı bir biçimde yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilemez hayati bir kaynaktır. Ancak gerek kantin çalışanları gerekse veli ve öğretmen gözlemlerini bir araya getirdiğimizde çocuğun en temel haklarından biri olan suya erişimin de büyük bir çoğunluk için kolay ve mümkün olmadığını görmekteyiz. Edirne Şube’mizin gerçekleştirdiği Mayıs-2022 anket çalışmasına göre; en az 593 öğrencinin %55’e yakını suyunu evden götürmekte ( çantasında taşıyabileceği ağırlık en az 500 ml. – en fazla 1 lt ), % 35’i okul kantininden günde tek bir küçük şişe su alabilmektedir.

    Ankara 2,50 TL, Antalya 3,00 – 3,50 TL, Bursa 2,50 TL, Çanakkale 3,00 TL, Denizli 2,00 – 2,50 TL, Edirne 2,50 – 3,00 TL, Manisa 2,50 – 3,00 TL, İstanbul 2,50 – 4,00 TL, İzmir 2,50 – 3,00 TL, Kocaeli 2,00 TL. Bu rakamlar bazı illerimizin okul kantinlerindeki ortalama 500 ml. şişe su satış ücretleridir. Bu eğitim öğretim yılının başında ortalama satış rakamları ise 1,00 – 1,50 TL aralığındaydı. Bir öğrenci okul türüne bağlı olarak ortalama 6 ila 8 saat aralığında okulda bulunmaktadır. Büyükşehirlerde daha yoğun olmak üzere yolda geçen zaman da buna eklendiğinde evinden ayrı kaldığı zaman 10 saate kadar çıkabilmekte. Bu süre zarfında tüketilmesi gereken en az miktar ise hareketliliğin fazla olduğu bu yaş grupları için en az 1,5 litre olmalıdır*.

    Çocuklarımızın sağlıklı ücretsiz ve erişilebilir suya kavuşması için merkezi ve yerel yönetimlerin ortaklaşa çalışması beklenmekte bununla ilgili bir projenin hayata geçirilmesi acilen sağlanmalıdır. Edirne yerelinde (merkez, İlçeler ve bunlara bağlı köyler dahil) örnek bir çalışma başlatılmış olup, bütün okullara su sebilleri ile montaj sonrası teknik destek sağlanacağı açıklanmıştır. Proje Edirne Valiliği ile Belediyesi tarafından onaylanmıştır.

    “OKUL BAHÇELERİNDE SU İÇME ALANLARI OLMALIDIR”

    Merkezi yönetimin bu konuda (MEB) yaptığı en büyük hatalarından biri son yıllarda yapılan okul binalarında çocukların içmek için kullanacağı su muslukları için ayrı bir alan bulunmamasıdır. Suya ayıracak harçlığı olmayan çocuklar sağlıksız koşullarda tuvaletlerden su içmek zorunda bırakılmaktadır. Gerek okul içerisinde gerekse okul bahçelerinde su içme alanları olmalı, okul planlamaları buna uygun projelendirilmelidir.

    Ayrıca okulların su tesisatlarının da düzenli bakımı yapılmamakta, okula kadar gelen temiz su binanın içerisine girdiğinde içilebilme özelliğini kaybetmektedir. Okulların sorumluluğu ne kadar merkezi yönetimlerde olarak görünse de binalara kadar gelen suyun sağlıklı içilebilir olmasından yerel yönetimler sorumludur. Bunu sağlayamayan belediyelerin en az merkezi yönetimler kadar bu olumsuzlukta payları mevcuttur.

    2022-2023 eğitim-öğretim yılı başlamadan önceki yaz tatili süresince okullarımıza ücretsiz, ulaşılabilir sağlıklı suyun sağlanması (içilebilir şehir şebeke suyu varsa okul bahçelerine çeşmeler ve benzeri düzenekler kurulması, şehir şebeke suyu sağlıklı, içilebilir değilse; arıtma cihazlarının sağlanması veya doğrudan doğruya çocuklarımıza günlük 1,5 litre su verilmesi vb.) hususunda planlama ve çalışmalarının yapılmasını devletin tüm kurumlarından talep etmekteyiz.

    “ÜCRETSİZ SAĞLIKLI SU SAĞLANMALI”

    Çocuklarımızın sağlıklı yaşam hakkıyla ilgili basın açıklamamız sonrasında bağlı bulunduğumuz il/ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Valilik/Kaymakamlık ve belediyelerden görüşme taleplerimize olumlu yanıt veren kurumlarla görüşmelerimizi gerçekleştirip, sorunun vehametini onlarla da paylaşacağız. Yanıt vermeyen kurumlara ise dilekçelerimizle başvurumuzu yapacağız.

    Devlet okullarına ücretsiz sağlıklı suyun sağlanması konusundaki kararlılığımız nettir. Kurumların bu konudaki  hassasiyetleri ile bizlere geri dönüşlerinin ne olduğunu düzenli olarak basın ve kamuoyu ile paylaşacağımızın bilinmesini istiyoruz. Sürecin ısrarlı takipçisi olacağımızın da altını çiziyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Veli-Der kendilerini hedef gösteren gerici yayın organı hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    Veli-Der kendilerini hedef gösteren gerici yayın organı hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    PİRHA-Gerici bir yayın organı tarafından hedef gösterilen Öğrenci Veli Derneği yaptığı açıklama ile suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Veli-Der açıklamasında “Bu gerici, çağ dışı zihniyete karşı hukuki, demokratik ve meşru her türlü yollarla mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İstanbul Kartal’da bulunan genel merkezinde yaptıkları açıklama ile kendilerini hedef gösteren yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    Okul öncesi öğrenciler için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına tepki gösteren Veli-Der, alınan kararın laik, bilimsel eğitime karşı atılan bir adım olduğunu kaydetmişti. Bunun üzerine Baran Dergisi isimli gerici yayın organı da Veli-Der’i hedef göstermişti.

    “GERİCİ ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Bugün bir açıklama yapan Veli-Der, kendilerini hedef gösteren yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. Veli-Der tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “1-3 Aralık 2021 tarihinde 20. Milli Eğitim Şurası yapıldı. Yedi yıl aradan sonra yapılan Şurada 128 tavsiye kararı alındı. Bu kararlar içerisinde usule aykırı olarak alınan, en dikkat çeken ve tartışmalı olanı “Okulöncesi öğretim programında, çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” kararıdır.

    Okulöncesi din eğitiminin ve örgün eğitimde zorunlu din eğitiminin verilmesinin; çocukları ruhsal, zihinsel ve sosyal açıdan olumsuz etkilediği ve bunun daha sonra düzelmesinin mümkün olmadığı ya da çok zor olduğu pedagoglar ve psikologlar tarafından açıklanmaktadır. Buna rağmen bilimsel eğitim göz ardı edilerek, AİHM kararları yok sayılarak, ülkemizin altında imzası olduğu Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve ilgili yasalar çiğnenerek okulöncesi din eğitimi ve okullarda zorunlu din dersi dayatılmaktadır.

    Veli-Der olarak, bu dayatmalara karşı, Mart ayı başında imza kampanyası başlattık. Bu kampanya gerici çevreleri rahatsız etmiş olacak ki bu çevrelerin temsilcilerinden biri olan Baran Dergisi, gerici zihniyetini diline yansıtarak, Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kazanımlarını küçümseyerek değersizleştirmeye çalışıyor. Yaptığımız çalışmaları yazıların da çarpıtarak; laik, bilimsel, demokratik, parasız eğitim talebimiz din karşıtlığıymış gibi gösterilerek derneğimiz ve Denizli dernek yöneticisi arkadaşlarımız aşağılanmaya çalışılmakta ve hedef gösterilmektedir.

    “ÇOCUKLARIMIZI ASLA KARANLIĞA TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Biz de diyoruz ki, tüm Veli-Der yöneticileri ve üyeleri olarak; şube başkanımızın yanındayız, ona karşı yapılan her şey bize yapılmış demektir. Bu gerici, çağ dışı zihniyete karşı hukuki, demokratik ve meşru her türlü yollarla mücadele edeceğiz.

    Ülkemiz tarihi ne yazık ki, aydınlığı boğmak isteyenlerin şiddet eylemlerine sahne oldu ve bu nedenle arkadaşlarımızın güvenliğinden endişe duyuyor, Baran Dergisinin hakkımızda yaptığı yalan, iftira, aşağılayıcı ifadeler ve derneğimizi hedef gösteren yazılarından dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz.

    Çocuklarımızı asla karanlığa teslim etmeyeceğiz. Laik, bilimsel, demokratik, parasız eğitim mücadelemizden asla ödün vermeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Veli-Der Başkanı: Kuşatılmış durumdayız; okul öncesi din dersini sağlıklı bulmuyoruz

    Veli-Der Başkanı: Kuşatılmış durumdayız; okul öncesi din dersini sağlıklı bulmuyoruz

    PİRHA-20. Milli Eğitim Şurası’nda alınan 4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi verilmesi kararına karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyası ile ilgili olarak konuşan Veli-Der Başkanı Ömer Yılmaz, “Hem pedagojik bilim açısı hem de çocukların üstün yararı açısından din dersini sakıncalı buluyoruz” dedi.

    4-6 yaş grubundaki çocukların okul öncesi eğitimlerinde verilmek istenen zorunlu din dersine karşı Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri tarafından “Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz” başlığıyla 28 Aralık 2021’de imza kampanyası başlatıldı.

    İmzacı kurumlardan olan Öğrenci Veli Derneği‘nin (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz da kampanyaya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Yılmaz, okul öncesi öğrencilerine dayatılan din derslerine tepki gösterirken, “Hem pedagojik bilim açısı hem de çocukların üstün yararı açısından sakıncalı buluyoruz” dedi.

    “ŞURAYA KATILMAMA KARARI ALDIK, ZATEN DAVETİYE DE GELMEDİ”

    1-3 Aralık 2021 tarihlerinde toplanan 20. Milli Eğitim Şurası’nın gerçekleştirilmesiyle ilgili olarak “Şura kararının çok hızlı alındığını öğrendik. Normalde bir yıl veya altı ay öncesinden bildirilirdi. Bu şura ise iki ay öncesinden bildirildi” diyen Yılmaz, şuraya katılmama sürecini şöyle anlattı:

    “Milli Eğitim bileşeni olarak orada olmamız gerektiğini düşünüyorduk. Daha sonra şuranın içinde konuşulacak konuları gördükten sonra özellikle de 4-6 yaş grubu okul öncesi çocukların dini eğitim almasına yönelik konuyu gördükten sonra şûrada olmamamız gerektiği fikri gelişti bizde. Şûranın yapılış, karar alış biçimi, konuşulacak konularda işin öznelerinin orada olmamasından dolayı katılmamamız gerektiğini düşünüyorduk. Öyle de yaptık. Açıkçası bize davetiye de gelmedi zaten.”

    Yılmaz, ‘fırsat eşitliği’ kavramının doğru bir kavram olmadığını ifade ederken, “Eğitim bir haktır ve ‘fırsat eşitliği’ olarak dile getirilmesi aslında o piyasacı dili öne çıkarıyor” şeklinde konuştu.

    “PEDAGOJİK VE ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI AÇISINDAN SAKINCALI BULUYORUZ”

    Demokrasi Konferansı bünyesinde imzaya açılan kampanyada değinilen zorunlu din derslerine ilişkin ise benzer düşüncede olduklarını kaydeden Yılmaz, şunları söyledi:

    “Zorunlu din eğitimi, hem pedagojik açıdan hem de farklı inanç veya inançsız kesimler olduğundan böyle bir dayatma laiklik temelinde doğru değildir. Bu konuda açılmış davalar da var. AİHM kararları doğrultusunda bu tarz eğitimin verilmemesi yönünde bizimde kanaatimiz var.

    Laik, bilimsel eğitim açısından okul öncesi din dersi dayatmasını da hiç sağlıklı bulmuyoruz. Okul öncesi eğitimin devletin bünyesindeki kurumlarla yapılmasını ve 4 yaşına indirilmesini doğru buluyoruz. Fakat bunu kendilerine kılıf yaparak, din eğitiminin dayatılmasını hem pedagoji bilim açısı hem de çocukların üstün yararı açısından sakıncalı buluyoruz.”

    “TAM ANLAMIYLA KUŞATILMIŞ DURUMDAYIZ”

    Yılmaz, imam hatip okullarının durumuyla ilgili olarak da, “Ayrıca imam hatip okullarının da dayatılması laik ve bilimsel düşündüğünüz zaman bilimin yerine dogmatik eğitim verilmeye çalışılıyor. Bu durumu da sakıncalı buluyoruz. Bu dayatmadan vazgeçilmeli. Anadolu Liselerine çevrilmeli. Aynı durum ortaokulları içinde geçerli. İnsanlar yaşadıkları bölgede imam hatip dışında ortaokul olmadığı için çocuklarını başka ilçelere gönderiyorlar. Bu nedenle de okulların mevcudu çoğalıyor. Sınıflarda 40-50 kişi eğitim görmeye çalışıyor. İmam hatiplerde ise 10-15 kişilik sınıflar açılıyor. Bu da eşitliğe aykırıdır. Tam anlamıyla kuşatılmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

    “DİN DERSİ VERİLMESİ TALEBİNİN BİR EĞİTİM SENDİKASI TARAFINDAN GETİRİLMESİ AYRI TALİHSİZLİK”

    Çocukların kendilerini gerçekleştirecekleri bilimsel eğitime ihtiyaç olduğunu belirten Yılmaz, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Zorunlu hale getirilen seçmeli din dersleri de ayrı bir konu. Öğrenciler yönlendirilerek zorunlu seçtiriliyor. Bilimsellik yerine dogmatik dersler ile belli bir anlayış tesis edilmeye çalışılıyor. Çocukların kendilerini gerçekleştirecekleri bilimsel eğitime ihtiyaç var.

    4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilmesi yönündeki talebin bir eğitim sendikası tarafından genel kurula getirilmesi ayrı bir talihsizliktir. Veliler, eğitimdeki bu gericileştirmeye karşı mücadele etmeliler. Mücadeleyi yürütenlere destek vermeliler. Talebimizi dile getirmek için güç biriktirmemiz gerekiyor.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > AVF Genel Başkanı Doğan: Ana sınıfında din dersi çocukta korku ve kaygı yaratır-VİDEO
    > Kampanya 4. gününde: Milli Eğitim Bakanlığı kararını geri çekmelidir-VİDEO
    > Zorunlu din dersine karşı başlatılan kampanya 3. gününde-VİDEO
    > Demokrasi güçlerinden büyük kampanya: Ana sınıfında din eğitimi faciadır; asimilasyona hayır!
    > Kampanya 8. gününde: Zorunlu din dersleri ile asimilasyona hayır