Etiket: Veysel Dinler

  • Doç. Dr. Veysel Dinler: Yeni hükümet sisteminde sistemin tek hakimi Cumhurbaşkanı

    Doç. Dr. Veysel Dinler: Yeni hükümet sisteminde sistemin tek hakimi Cumhurbaşkanı

    PİRHA- Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, “Cumhur İttifakı’nın parlamentoda çoğunluğu elde ettiği bir sistemde, yürütmenin Millet İttifakı’ndan olması daha dengeli bir sonuçtur. O yüzden daha yüksek bir enerjiyle cumhurbaşkanını seçme motivasyonu yaratılmalıdır” çağrısında bulundu. 

    28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi yaklaşırken, çeşitli spekülasyonlar da yapılıyor.

    Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi/Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, yeni hükümet sistemine ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “Yeni Hükümet Sisteminde Sistemin Tek Hakimi: Cumhurbaşkanı” başlığıyla yazan Doç Dr. Dinler, “TBMM’nin Cumhurbaşkanını by-pass etmesi daha zordur, oysa Cumhurbaşkanı TBMM olmaksızın da işlerini yürütebilir. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı isterse TBMM’ye kanun bile çıkarttırmaz. Veto ettiğinde 301 milletvekilinin oyuyla tekrar kabul edilmesi gerekir.” dedi.

    “İster istemez TBMM Cumhurbaşkanını bazı durumlarda frenleyebilir” diyen Dinler, “Cumhur İttifakı’nın parlamentoda çoğunluğu elde ettiği bir sistemde, yürütmenin Millet İttifakı’ndan olması daha dengeli bir sonuçtur. O yüzden daha yüksek bir enerjiyle cumhurbaşkanını seçme motivasyonu yaratılmalıdır” çağrısında bulundu.

    Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler‘in yazsısının tamam şöyle:

    “28 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Seçiminin ikinci turu yaklaşırken, hükümet sistemi üzerinde yerli yersiz spekülasyonlar da artmakta ve kafa karışıklığına neden olmaktadır. Özellikle Abdüllatif Şener’in 23 Mayıs 2023 tarihinde NTV kanalında vermiş olduğu beyanat hem açıklama sahibinin sistem hakkında yeterince bilgili olmadığını hem de kendisinin daha önceleri yaptığı mealen yeni sistemin TBMM’yi cumhurbaşkanı karşısında güçsüz kıldığı ve bu sebeple değişmesi gerektiği argümanı ile de çelişmektedir. Ötesi seçim öncesi kafa karışıklığına ve seçmende motivasyon kaybına sebep olabilecek talihsiz açıklamaları üzerine şunları söylemek mümkündür.

    “YENİ SİSTEMDE CUMHURBAŞKANI İSTERSE TBMM’YE KANUN BİLE ÇIKARTTIRMAZ”

    TBMM’nin Cumhurbaşkanını by-pass etmesi daha zordur, oysa Cumhurbaşkanı TBMM olmaksızın da işlerini yürütebilir.

    1- Başkanlık sisteminde parlamentonun başkana karşı en büyük gücü bütçenin reddidir. Bizim akıllılar cumhurbaşkanını denetimden çıkaracaklar ya güya.
    TBMM bütçeyi reddetse bile bir önceki senenin bütçesi değerlendirme oranlarına göre artırılarak yürürlüğe girer.

    Anayasa m. 161/4: Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.

    Hani bütçe yapılmazdı?
    TÜİK Cumhurbaşkanının kontrolündeyse oranlar ne kadar yüksek çıkarsa, bütçenin yenilenmesi bakımından yürütmenin (cumhurbaşkanının) de işine gelir zaten.

    2- Yeni sistemde Cumhurbaşkanı isterse TBMM’ye kanun bile çıkarttırmaz. Veto ettiğinde 301 milletvekilinin oyuyla tekrar kabul edilmesi gerekir.

    Anayasa m. 89/3: Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu üye tamsayısının salt çoğunluğuyla aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir.

    Hepimiz biliyoruz ki Cumhur+Millet+HDP bile çoğu zaman 301’i mecliste bulamaz. İş inada binerse Cumhur İttifakı vekillerini 24 saat TBMM’de nöbete tutar. Çıkan kanunu da mümkün olduğunca geç onaylayıp Anayasa Mahkemesi’ne götürmek cabası.

    “GÖREVE ATAMA VE GÖREVDEN ALMA TAMAMAMEN CUMHURBAŞKANININ TASARRUFUNDADIR”

    3- Hiçbir bakanın veya cumhurbaşkanı yardımcısının atanması için bir güvenoyuna veya TBMM onayına ihtiyaç yoktur. Göreve atama ve görevden alma yetkisi tamamen Cumhurbaşkanının tasarrufundadır.

    4- Kamu görevlilerinin atanması için kanun çıkarılamaz. Çıkarılsa bile, konunun idari mesele olması sebebiyle Anayasa Mahkemesi iptal etmesi muhtemeldir. Hadi iptal etmedi diyelim, tüm yüksek unvanlı kamu görevlilerini TBMM atayacak değil ya! TBMM’nin doğrudan görev alanı olmayan (Sayıştay, Kamu Denetçiliği Kurumu, RTÜK vs) böyle bir şey mümkün değil.
    En fazla parlamenter sistemde olduğu gibi 3’lü kararname gibi bir sistem getirir. Başbakanlık makamı olmadığı için kararname 3’lü değil de yine cumhurbaşkanının kendi atadığı bakanla 2’li şekilde olur. Bu da çok saçma bir argüman.

    “YETKİLERİN KISITLANMASI TOPLUM YARARINA”

    5- Bakanların ihtiyaç duyacakları kanunlar ne olacak?
    Şu an eldeki geniş kanunlarla bakanların ekstra yetkiye ihtiyaçları yok zaten. Yetkilerinin kısıtlanması da toplumun yararına zaten. Yetki meselesi Türkiye’de hala iyi anlaşılamayan bir konu. Devlet adına kamu gücü kullanılanlara verilen her yetki yurttaşların (hatta yabancıların) hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması demek. Örneğin, İçişleri Bakanının belediyelere kayyım atayamaması, valilerin sudan sebeplerle konser veya festivalleri yasaklayamaması, Şehircilik Bakanlığının acil kamulaştırmalar yapamaması, hak ve özgürlükleri ihlal etmez, tersine vatandaşın yararına şeylerdir.
    Yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.

    Kaldı ki, toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermeyen bir TBMM’nin bir sonraki seçimde halka hesap vereceği de açıktır. Cumhurbaşkanının emrindeki TRT bu sefer halk düşmanlarının ifşası için uğraşabilir.
    İstanbul-Ankara büyükşehirlerinde uygulanmak istenen TOPAL ÖRDEK politikası cumhurbaşkanlığında bu kadar etkili olamaz.
    Çünkü iktidar Büyükşehir Belediye Meclisleri eliyle yapamadığını, kanun veya kararname çıkararak, belediye yetkilerini bakanlıklara devrederek yapmaktadır.
    Cumhurbaşkanlığında zaten en yetkili cumhurbaşkanıdır.

    6- İster istemez TBMM Cumhurbaşkanını bazı durumlarda frenleyebilir.
    Bu zaten bizim istediğimiz şey değil mi? Frensiz, hiçbir denetim mekanizması olmayan/olmayacak bir cumhurbaşkanı daha mı iyi?

    7- Birkaç yıl içinde Cumhurbaşkanı tarafından bazı AYM üyeleri de dahil olmak üzere pek çok yüksek denetim mekanizmalarına atama yapılacak. Bu bile değişim istemek için yeterli değil mi? Nitekim 2018’en bugüne gördüğümüz denetimsizlik halini bırakın, denetim sözcüğünü bile kullanmak yersiz olacaktır.

    “HALK İSTERSE GETİRİR”

    8- Millet İttifakının vaadi olan güçlendirilmiş parlamenter sistemi halk isterse getirir.
    Bu kampanya süreci vaatlerden çok montaj videoların, kara propagandanın tartışıldığı bir süreç oldu. Yine en kolay olana kaçıldı, milliyetçilik körüklendi.
    Eğer sistemin gerçekten de işin içinden çıkılmaz bir hal aldığı, tabela partilerinin bile kendi oy oranlarının çok üzerinde sisteme etki ettiği Cumhur İttifakı bileşenlerince de düşünülüyorsa, onları da rahatlatacak bir sisteme geçilmesi niçin imkansız olsun ki?
    Sistem sadece devlet mekanizmasını, bürokrasiyi yorup, sistemi hantallaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda siyasal alanda da orantısız ve sürprizlere gebe bir durum ortaya çıkarmaktadır.
    Bugün Millet İttifakı bu anayasa teklifini sunacak milletvekili sayısına sahiptir. Bundan en çok zararı da sistemin hakim partileri AKP ve CHP görmektedir. Size garip veya imkansız gelebilir ama iki partinin bile anayasa değişikliğinde anlaşma ihtimali yüksektir.

    “YÜKSEK BİR ENERJİYLE CUMHURBAŞKANINI SEÇME MOTİVASYONU YARATILMALIDIR”

    Sonuç olarak, sistemi anlamadan boş argümanlar üretmeye gerek yok.
    Cumhur İttifakı’nın parlamentoda çoğunluğu elde ettiği bir sistemde, yürütmenin Millet İttifakı’ndan olması daha dengeli bir sonuçtur.
    O yüzden daha yüksek bir enerjiyle Cumhurbaşkanını seçme motivasyonu yaratılmalıdır.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > Doç. Dr. Veysel Dinler: ‘Hile var’ algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir
    > Doç. Dr. Veysel Dinler, seçim görevlilerini uyardı: 2 ila 10 yıla kadar hapis cezası var
    > Kaybetseler bile gitmezler mi? Doç. Dr. Dinler, Anayasayı ihlal suçunu hatırlattı

  • Doç. Dr. Dinler: Ya interneti keserlerse! Korkma, yeter ki ıslak imzalı tutanak elinde olsun

    Doç. Dr. Dinler: Ya interneti keserlerse! Korkma, yeter ki ıslak imzalı tutanak elinde olsun

    PİRHA – Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde olası engelleme ve usulsüzlüklere işaret ederek, “Korkma, müşahitlik yap. Çorbada tuzun bulunsun. Otoriter bir düzeni, bütün tehdit ve korkutmaya rağmen, sandıkta yenen bir demokrasi kahramanı ol. Yeter ki ıslak imzalı tutanak elinde olsun, korkma!” çağrısında bulundu.

    14 Mayıs Pazar yapılacak milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık güvenliği konusundaki endişeler sürüyor.

    Konuya ilişkin bir açıklama da Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler’den geldi.Ya interneti keserlerse?” başlığı ile ihtimaller üzerinde duran Veysel Dinler, “Adil bir yarışla kazanamayacağını fark edip, devlet gücünü de arkasına alarak hile hurdaya başvuracaklardan her şeyi bekliyorsun ve endişeye kapılıyorsun. Ya interneti yavaşlatırlarsa, hatta interneti tamamen keserlerse? KORKMA!” ifadelerini kullandı.

    “KORKMA, İŞİNİ YAP” 

    Yurttaşlara “Korkma, müşahitlik yap. Çorbada tuzun bulunsun” diyen Doç. Dr. Veysel Dinler, şu açıklamada bulundu:

    “Türkiye’de 192 bin sandık var.

    Sandık sonuçları 52 bin okulda birleşecek.

    52 bin okul sonuçları 973 ilçede birleşecek.

    973 ilçe 81 ilde birleşecek.

    81 il sonucu +Yurtdışı oyları SONUCU BELİRLEYECEK.

    Islak imzalı tutanağı saat 19.00’da aldıysan KORKMA!

    Okul sorumlusu hemen ilçe merkezine gitse, onlarca okul bile olsa yarım saat, bir saat içinde ilçe sonucu belli olur.

    İlçeye gidemeyen telefonla söyler sonucu.

    İlçeler tamamlanınca, il merkezinin sonuç bildirmesi 15 dakika.

    Tüm iller sonuçlanınca genel sonucu vermek 81*4 sayıyı alt alta toplamaya bakar.

    Kısaca anlatırsak, sonuçlar belli olunca en geç 2 buçuk 3 saat içinde kağıt kalem ile yapılacak toplamalarla bile sonuç verilebilir.

    Yeter ki ıslak imzalı tutanak elinde olsun. Gerisi boş.

    İnterneti keserlerse sonuç 2 saat geç açıklanır.

    İnternet olmazsa, telefonla olur bu iş. Korkma, müşahitlik yap. Çorbada tuzun bulunsun.

    Otoriter bir düzeni, bütün tehdit ve korkutmaya rağmen, sandıkta yenen bir demokrasi kahramanı ol!

    KORKMA, İŞİNİ YAP!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kaybetseler bile gitmezler mi? Doç. Dr. Dinler, Anayasayı ihlal suçunu hatırlattı

    Kaybetseler bile gitmezler mi? Doç. Dr. Dinler, Anayasayı ihlal suçunu hatırlattı

    PİRHA- “Kaybetseler bile gitmezler mi? Anayasayı ihlal suçu üzerine bir deneme” başlıklı bir yazı kaleme alan Doç. Dr. Veysel Dinler, “Elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz” dedi. 

    Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, “Kaybetseler bile gitmezler mi? Anayasayı ihlal suçu üzerine bir deneme” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Kimi seçmen üzerinde etkili olduğu düşünülen belli sorulara yazısında yanıt arayan Dinler, “Elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz. Kazanan, haklılığın gücüne kavuşacaktır çünkü…” ifadelerine yer verdi.

    Dinler‘in yazısından öne çıkan satır başları ise şöyle:

    “Seçimlere giderken, muhalif seçmen arasında kimi kaygıların olmadığını söyleyemeyiz. Bunlardan “seçimlerde hile yapacaklar” algısının ne kadar yersiz olduğunu, yeterli gayret gösterilirse böyle bir olası hilenin minimize edilebileceğini daha önce yazmıştık. İkinci önemli kaygı ise “kaybederlerse bile gitmezler” kaygısı. Bunun da çok yerinde bir kaygı olmadığını baştan söylemek gerekir. Bütün bunlar ortamın toz pembe olduğunu ve İskandinav demokrasisi ayarında bir rejime sahip olduğumuz manasında değil.

    Elbette temkinli olmakta, tedbirli olmakta ve her türlü kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerek. Ancak kaybedenin gitmemesi gibi bir olasılığın hem teorik hem pratik çok da mümkün olmadığını söylemek istiyorum. Her ihtimal her zaman vardır. Bizler teorisyeniz, olası ihtimalleri değerlendirip bunun ne derecede mümkün olduğunu söyleriz. Bizim öngörülerimiz hipotezdir. Bu konularda hipotezlerimizi hayatın kendisi doğrulayacak veya yanlışlayacaktır. Anayasa ve siyasal kurumlar çalışmanın doğasında böyle zafiyet vardır. Üzgünüm.

    Öncelikle bütün ileri sürülen senaryoların, mevcut cumhurbaşkanı dışındaki adaylardan birinin seçimde daha çok oy alması, ötesi seçmenin salt çoğunluğunun [(n/2)+1] veya (%50)+1 oyunu aldığı varsayımı üzerine. Zaten mevcut cumhurbaşkanı bu oy oranına erişirse, bu konuşulan ve yazılanların bir anlamı yok.

    “CUMHURBAŞKANI SIFATINI KAZANMANIN KURUCU UNSURU = SEÇİM”

    Birinin cumhurbaşkanı sıfatını kazanabilmesi için seçilmiş olması yeterlidir. Seçim millet iradesinin sandıkta oy kullanmak yoluyla gösterilmesidir. Bu irade 14 Mayıs 2023 gün saat 17.00’da gösterilmiş sayılır. Başka bir ifadeyle, kurucu işlem seçimlerin sağlıklı bir biçimde yapılmasıyla tamamlanır.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde YSK birleştirme tutanaklarının tutulması, YSK kararının Resmi Gazetede yayımlanması ve mazbata verilmesi bildiri unsurdur. Bunların olmaması veya gecikmesi seçilen kişinin cumhurbaşkanı sıfatına halel getirmez. Her halükarda Cumhurbaşkanı sıfatı (görevi demiyorum) karar Resmi Gazetede ne zaman yayınlanırsa yayınlansın, 14 Mayıs 2023 günü saat 17.00’a geriye dönük olarak etki eder. Bu aslında malumun ilanıdır.

    Cumhurbaşkanı görevine ant içerek başlar. Ant içme 28. Dönem TBMM’nin toplandığı günden itibaren üç gün içinde yapılır. YSK’nin milletvekili seçimleriyle ilgili itirazları değerlendirerek sonuçları Resmi Gazetede yayınlama ortalama 2 hafta sürmektedir. Dolayısıyla 14 Mayıs’ta yapılacak seçimde başka birinin cumhurbaşkanı seçilmesi halinde ant içme Haziran ayı başını bulabilir. Mevcut cumhurbaşkanı seçilen cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya kadar görev ve yetkilerini kullanmayı sürdürür.

    “DEMOKRATİK ANAYASAL DÜZENİN FİİLEN UYGULANMASI ENGELLENEMEZ”

    Seçimin sonucu gayri resmi olarak zaten saat 20.00 gibi aşağı yukarı belli olur. 81 ilden gelen sonuçlar ile yurtdışı seçim çevresi sonuçlarının toplanması; sonucu zaten aşağı yukarı ortaya çıkaracaktır. Seçimlerin resmi sonucunu YSK bir gün açıklamak zorundadır. Açıklamaktan imtina etmesi basit bir “Görevi ihmal” suçu (TCK, m. 257/2) olmaz, demokratik anayasal düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye apaçık teşebbüs olur. Yani TCK m. 309 Anayasayı ihlal suçu.

    “SEÇİLEN CUMHURBAŞKANININ GÖREVE GELMESİNİ ENGELLEMEK ANAYASAYI İHLAL SUÇU OLUR”

    Kolluk, ordu, silahlı veya silahsız tüm kamu görevlilerinin, paramiliter bir örgütün yahut sıradan yurttaşın dahi seçim sonucunu tanımaması, seçilen cumhurbaşkanının göreve gelmesini engellemesi, demokratik anayasal düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye apaçık teşebbüs; TCK m. 309 Anayasayı ihlal suçu olur.

    YSK kararının Resmi Gazetede yayımlanması, 28. Dönem TBMM’nin toplanması ve seçilen Cumhurbaşkanının ant içerek göreve başlaması Haziran ayının başını bulur. Aşağı yukarı 2 hafta süresince mevcut cumhurbaşkanı ile bakanlar görevlerini sürdüreceklerdir.

    Teorik olarak kamu görevlilerinin hep birlikte anlaşıp, anayasayı ihlal suçunu işlemeye karar vermeleri dışında teorik olarak, “görevi devretmeme” gibi bir ihtimal yoktur. İşin pratik kısmına gelince, bu kısmın kuralı olmadığı için açıklama yapmak hiç kolay değil. Burada “gitmezler” evhamının yersiz olduğunu gösteren birkaç meseleden bahsetmek gerekir.

    Öncelikle, “hep kazanan” figüründe yenilgi büyük bir karizma kaybına ve destek kaybına yol açar. Milli iradenin mutlak desteği büyüsü bozulur. Her zaman milli irade argümanıyla sert adımlar atmış bir iktidar, milli iradenin desteğini almayanın iktidar olmaya devam ettiğini anlatamaz. Halk kaybedeni sevmez, örnek 23 Haziran 2019 yenilenen İstanbul seçimleri. Halk kazananı sever.

    Kamu görevlilerinin çok büyük kısmı açısından yürütme gücünün kim tarafından kullanıldığı hiç fark etmez. Önemli olan bir sonraki ayın 15’inde yatacak maaşın garantisidir. Astlarının emirlerine itaatsizlik etme ve karizmayı çizdirme olasılığına karşı, hiçbir bürokrat kendini ateşe atmaz. Bir suça bulaşmamışsa merkeze alınmak ve maaşına devam edip, emekliliğin tadını çıkarmak varken; Anayasayı ihlal suçuyla yargılanma riskini kimse göze alamaz. Bürokraside ve küçük memurluklarda sonuçtan hoşnut olmayanlar olacaktır mutlaka. Ama kimse bunu açıktan belli etmeye bile kalkmaz, bırakın isyan etmeyi.

    Devlet büyük bir mekanizma. Seçilene görevi devretmemek için her alanın ve kurumun zapturapt altına alınabilmesi gerekir. Ekonomi işlemeye devam edecek. Olası güvensizlik ortamı, zaten baskılanmakta olan döviz ve altın fiyatlarının aşırı artmasına sebep olur. Güvensizlik daha çok bozulma yaratırken, bozulma güvensizliği artırır. Önlenemeyen bir süper enflasyon ne kadar sürdürülebilir?

    Seçimi kazanmadan yönetimi sürdüren bir iktidarı, uluslararası ilişkilerde kim ciddiye alır? Türkiye’nin içine kapanıp, bütün tüketim mallarını kendi üretmesi, dış dünyaya kapalı bir ekonomi ve siyaset izlemesi mümkün değildir. Böyle bir iktidarın diplomaside eli güçlü olabilir mi? Varsayalım ki, kendine biat eden bir grup kamu görevlisi ve Türkiye’de olduğu söylenen kimi paramiliter güçlerle 85 milyonluk nüfusun tamamı kontrol altında tutulabilir mi? Birkaç gün çıkan arızi durumu halk evine kapanarak izledi diyelim, ya sonra? Cumhur ittifakı seçmeninin %100 bu grupları desteklemesi mümkün mü? İçlerindeki azgın azınlığın sesinin çok çıktığına bakmayın çoğu sıradan, işinde gücünde insan. Dükkanları var, işleri var. İşinde gücünde insanları böylesine hukuksuzluğa ve suça itmek öyle kolay mı?

    “YANILGI: AZGIN AZINLIĞIN BORAZAN SESİ”

    Seçim sonucunu hazmedemeyen, belki birkaç gün sokakları terörize etmek isteyenler olabilir. Bir şey elde edemediğini, hayatın normal aktığını gören kimseler de bundan vazgeçecektir. Gücün el değiştirme ihtimali yok artık, güç el değiştirmiş, cezasızlık ikliminin sona ermiş ve işlenen suçların hesabının sorulması yakındır. Kim niye kendini ateşe atsın? Hele ki, sokakları karıştırmak için sığınmacıların kullanılacağı iddiası, aşırı yersizdir. Zaten sığınmacılardan rahatsızlığı belli olan makul seçmenin, sırf birkaç kişinin saltanatı için, onlarca yıllık arkadaşı, komşusu, mahallelisi ile karşı karşıya gelmesi düşünülemez.

    Önceki yazdıklarım, seçimi kazanmış bir Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanmayı bekleyen siyasetçiler ile seçim sürecinde daima yanlarında olmuş, dayak yeme pahasına stantlarda durmuş, oylarını korumak için sandıklarda görev almış ve büyük bir motivasyonla oy kullanmaya gitmiş ve başarıya ulaşmış bir seçmen ve pat örgütleri göz ardı ederek yazılmıştır. Seçimi kazanmış demek %50’den fazla demektir. Bu grup, kazanana saygı duyan makul seçmenle birlikte ezici bir çoğunluğu oluşturur. Kazananı herkes sever.

    Sonuç itibariyle, elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz. Kazanan, haklılığın gücüne kavuşacaktır çünkü…”

    SUÇLARIN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > Doç. Dr. Veysel Dinler: ‘Hile var’ algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir

    > Doç. Dr. Veysel Dinler, seçim görevlilerini uyardı: 2 ila 10 yıla kadar hapis cezası var

  • Doç. Dr. Veysel Dinler, seçim görevlilerini uyardı: 2 ila 10 yıla kadar hapis cezası var

    Doç. Dr. Veysel Dinler, seçim görevlilerini uyardı: 2 ila 10 yıla kadar hapis cezası var

    PİRHA-Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne bir hafta kalırken, Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, olası seçim suçlarına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Dinler, seçimde görev alacaklar, seçim suçlarının cezalarının ağır olduğunu bilmelidir. Kamu görevlileri için alt sınırı 2 yıldan başlayan 10 yıla kadar varan hapis cezası ve memuriyetten men yaptırımı olduğunu hatırlattı. 

    14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi yaklaşırken, Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, ‘Seçim suçları üzerine’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Dinler, “Seçim süreci başlamışken, hangi fiillerin suç teşkil ettiğini ve hangi ceza ile yaptırıma uğradıklarını bilmek herkes için yararlı olacaktır. Seçimde görev alacaklar, seçim suçlarının cezalarının ağır olduğunu bilmelidir. Suç işleyenler eylemlerini haz-elem dengesi kurarak işlerler. Başka bir anlatımla, suç işlemekle duyacağı haz, olası yakalanma ve cezalandırma duyacağı elemin üzerinde olmalıdır. Kamu görevlileri için alt sınırı 2 yıldan başlayan 10 yıla kadar varan hapis cezası ve memuriyetten men vs yaptırımının hileye karışmak ile sağlayacağı hiçbir hazza değeceğini zannetmem” dedi.

    Türk Ceza Kanunu’nda seçim hileleriyle ilgili özel bir düzenleme olmadığını belirten Dinler, “Yine de profesyonel bir siyasetçinin tabiriyle insanların suç (GÜNAH) işleme özgürlüğü vardır ve sonuçlarına katlandığı müddetçe, herkes istediğini yapabilir. TCK’de seçim hileleriyle ilgili özel bir düzenleme yoktur” dedi.

    Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler’in yazısı şöyle:

    “Seçim hileleri sayılan suçlar ve cezalar, 298 sayılı SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ VE SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDA KANUN’da düzenlenmiştir. Seçim hilesi yapmak temel olarak RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK m. 204) suçu ile GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK (TCK m. 257) suçlarını oluşturur.

    Seçim suçları bakımından Resmi Belgede Sahtecilik suçlarının cezası YARI ORANINDA ARTIRILARAK UYGULANIR. Görevi Kötüye Kullanma suçunun cezası ise seçim suçları bakımından, altıda birden üçte bire kadar artırılarak hükmolunur.

    RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

    Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.

    GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

    Madde 257- (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    298 SAYILI KANUNDA SEÇİM SUÇLARI VE CEZALARI KURULLARIN ÇALIŞMASINA ENGEL OLMA SUÇU (m. 133) 1- Hileli faaliyetlerle veya cebir veya şiddet kullanarak veya tehdit ederek, seçim kurullarının toplanmalarına veya görevlerini ifasına engel olmak. 2 YILDAN 5 YILA KADAR HAPİS CEZASI

    2- En az biri silahlı 3 kişi tarafından seçim kurullarının toplanmalarına veya görevlerini ifasına engel olmak. 5 YILDAN 15 YILA KADAR HAPİS CEZASI

    KURULLARIN TEDBİRLERİNE RİAYETSİZLİK SUÇU (m. 134)

    1- Alınan karar ve tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmak veyahut karar ve tedbirlerin neticesiz kalmasına sebebiyet vermek 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI.

    2- Görevli kimselerin alınan karar ve tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmak veyahut karar ve tedbirlerin neticesiz kalmasına sebebiyet vermek 9 AYA KADAR HAPİS CEZASI.

    KURUL ÜYELERİNİN KURUL KARARLARINA RİAYETSİZLİĞİ (m. 135) 1- Kurul üyelerinin kurulların çoğunlukla vermiş oldukları kararlara riayet etmemesi 3AYDAN 1 YILA KADAR HAPİS CEZASI.

    KURUL ÜYELERİNİN GÖREVE GELMEMESİ (m. 136)

    1- Kurullara seçildiği halde haklı sebep olmaksızın vazifesi başına gelmemek 50 GÜN ADLİ PARA CEZASI (alt sınır) 2- Seçim başladıktan sonra kuruldaki görevini haklı bir sebep olmaksızın terk etmek 3AYDAN 1 YILA KADAR HAPİS CEZASI

    ARAÇ VE GEREÇLERİN VAKTİNDE GÖNDERİLMEMESİ (m. 137)
    1- Seçim kurulları başkan ve üyelerinin veya görevlendirilen kimselerin sandık seçmen listelerini, aday listelerini, seçime ait kağıt ve paketleri ve oy pusulalarını, oy sandıklarını, oy zarflarını veya maddi ve malî vasıtaları ve bilcümle seçim araç ve gereçlerini vaktinde yerlerine göndermemesi veya gönderilmesine engel olması veya teslim etmemesi veya teslim almaması 2 YILDAN 5 YILA KADAR HAPİS CEZASI.
    2- Bu fiillerin görevlilerden başkalarının işlemesi 1 YIL HAPİS CEZASI (alt sınır)

    SEÇMEN KÜTÜĞÜ VE SEÇMEN LİSETESİNE İLİŞKİN SUÇLAR

    1- Seçmen kütüğünün düzenlenmesine esas teşkil edecek olan krokilerle, binalar cetvelini düzenlememek (m. 140) TCK m. 257 CEZASI (altıda birden üçte bire kadar artırımlı)

    2- Seçmen kütüğün müteallik evrak ve vesikaları gereği gibi düzenlememesi veya muhafaza edilmemesi veya gereken mercie verilmemesi 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, bu suçların kayıtsızlık veya dikkatsizlikle işlenmesi 3 AYDAN 1 YILA KADAR HAPİS CEZASI.

    3- Seçmen kütüğü ve seçmen listesine müteallik evrak ve vesikaları gereği gibi düzenlememesi sebebiyle seçmenlerin oy kullanmasının imkânsız hale gelmesi (m. 141) 1 YILDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, bu fiillerin ihmalen işlenmesi 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI.

    4- Seçmen kütüğü ve seçmen listesine yazılma hakkı olmayan bir seçmeni kütüğe yazmak veya yazılma hakkı olan bir seçmeni yazmamak veya silinmemesi gerekeni silmek (m. 142) 1 YILDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, ihmalen işlenmesi halinde 3 AYDAN 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI.

    5- Seçme yeterliği bulunmadığı halde kendisini veya bu yeterliği olmayan bir başkasını seçmen kütüğü ve seçmen listesine kaydettirme veya bu şekilde kaydedilmiş olanları seçmen kütüğünden ve seçmen listesinden silinmesine engel olma veya seçme yeterliği bulunan birinin seçmen kütüğünden veya seçmen listesine silinmesine sebep olma (m. 143) 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, bu fiilleri cebir veya tehdit veya şiddet veya nüfuz veya tesir icrası suretiyle yapıldığı takdirde 1 YIL HAPİS CEZASI (alt sınır.)

    6- Seçmen kütüğü ve seçmen listesine kendisini veya bir başka seçmeni bilerek birden fazla kaydettirme (m. 144) 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, bu suçun görevliler tarafından işlenmesi 1 YILDAN 3 YILA KADAR HAPİS CEZASI.

    7- Seçme yeterliğine sahip olanların seçmen kütüğüne kaydolunmalarını önlemek maksadıyla teşvik ve telkinlerde bulunma (m. 145) 3 AYDAN 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI, bundan dolayı seçmenlerin seçmen kütüğüne kaydolmaması halinde 6 AYDAN 1 YILA KADAR HAPİS CEZASI,
    bu fiil ve hareketler cebir veya tehdit veya şiddet kullanarak yapıldığında CEZALAR İKİ KAT ARTIRILIR.

    8- Görevlilerin asılması gereken seçmen listelerini asmaması veya vaktinden evvel indirmesi veya seçmenlerin tetkikine imkan vermemesi veya bu listelere karşı yapılan itirazları kabul etmemesi veya ilgili mercilere bildirmemesi (m. 147) 3 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI, bu fiillerin ihmalen işlenmesi 1 AYDAN 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI.

    9- Tamamen veya kısmen sahte seçmen kütüğü veya seçmen listesi tanzim etmek veya bozmak veya çalmak veya yok etmek; seçmen kütüğü veya seçmen listelerine ait vesikaları çalmak veya bozmak veya yok etmek veya tahrip etmek (m. 148) TCK m. 204 CEZASI (yarı oranında artırımlı).
    10- Oy hakkının kullanılmasına engel olmak maksadıyla seçmenlerin kimliklerini ispata yarayan herhangi bir belgeyi bozmak veya çalmak veya yok etmek 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI.

    SUÇLARIN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Doç. Dr. Veysel Dinler: ‘Hile var’ algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir

    Doç. Dr. Veysel Dinler: ‘Hile var’ algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir

    PİRHA-Türkiye’deki seçimlerde ‘hile’ olduğu meselesinin en çok AKP döneminde konuşulduğunu belirten Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, “Hile var algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir. Hile algısını yaymak, gerçekten hile yapılmasından daha olumsuz bir etki yapar” dedi. Dinler ekledi: Türkiye’de seçimi kazanan söke söke alır. Kaybeden de tıpış tıpış gider, seke seke arkasına bakmadan gider. Korkma, kimse kaybedenin arkasında durmaz.

    Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin bir yazı kaleme aldı. Türkiye’deki seçimlerde ‘hile’ olduğu meselesinin AKP iktidarı döneminde en çok konuşulduğunu belirten Dinler, hile algısı yaratmanın hile yapmaktan daha kolay ve etkili olduğunu söyledi.

    Dinler‘in yazısından öne çıkan satır başları şöyle:

    “Türkiye’de seçimlerde “hile” olduğu meselesi, AKP iktidarına kadar bu denli konuşulmamıştı. İktidar partileri her zaman devlet gücünü kullanmışlar ve iktidarlarını sürdürmeyi denemişlerdir. Ancak hile algısı, bazen gerçekliğin üzerine çıkmaktadır.

    HİLE ALGISI YARATMAK HİLE YAPMAKTAN KOLAY VE ETKİLİDİR

    İktidar kanadından zaman zaman sabah neşesi kıvamında “Türkiye seçimlerin en güvenli yapıldığı ülkelerin başında gelmektedir” açıklamaları gelse de “hile yok” algısını yaratmak için ciddi bir çaba içine girdiği görülmemiştir.

    Çünkü girmesi de anlamsızdır. Hile var algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir. Hile olduğu düşüncesiyle bir AKP veya MHP seçmeninin oy vermekten kaçınması, sandıkta görev almak istememesi beklenemez. Ancak “hile” algısı, muhalif seçmene oyunu zaten 1-0 yenik başlatmaktadır. Hile olduğu düşüncesi, “zaten kazanacaklar”, “ne yapar eder kazanırlar” fikri bizzat muhalif seçmen tarafından, muhalif seçmene pompalanan en büyük anti-propagandadır. İktidar bunu yapmaya çalışsa bu kadar başarılı olamaz.

    Baştan yenilgiyi kabul eden bir seçmene karşı seçim kazanmak kadar kolay ne olabilir ki? Moral ve motivasyon üstünlüğü kimde ise, seçimin müstakbel galibi de odur.
    Hile algısı yaratmak, hile yapmaktan kolay ve etkilidir. Kolaydır. Çünkü hile yaparken yakalanma riski vardır. Algı yaratırsan yakalanmazsın, hatta algıyı muhalif seçmene yaptırırsın: Bir taşla iki kuş. Her kim olursa olsun, bir gün yargılanma korkusuyla suç olan bir eyleme girişmek istemez. Bu sebeple hile yapmak için, hile yapacak insanları da bulmak gerekir. Çok kişinin bildiği sır değildir. Bu sebeple hile yapmak zordur.

    Hile algısı, hileden daha etkilidir. Sadece algı ile yüzbinlerce muhalif seçmeni sandıktan uzak tutmak mı daha etkili olur, yoksa bir sandıkta 2 tane 3 tane AKP’ye fazla oy çıkarmak mı? Kaldı ki, sandığa sahip çıkan bir seçmen, sandıkta hile yapılmasının önüne geçebilir. Ben size hile yapılmayacak demiyorum. Çalışılarak, görevini iyi yaparak hilenin önüne büyük ölçüde geçebilirsin, bu da seçim sonucuna etki edecek düzeyde olmaz diyorum. Hile algısını yaymak, gerçekten hile yapılmasından daha olumsuz bir etki yapar diyorum.

    “ANAYASA VE KANUNALRA GÖRE ZAMANI GELMİŞ SEÇİMİ YAPMAKTAN KİM KAÇABİLİR?”

    Kim kazanamayacağı seçimi yapmazmış? Anayasa ve kanunlara göre zamanı gelmiş seçimi yapmaktan kim kaçabilir? Anayasanın ve kanunların harfiyen işlediğini söyleyemeyiz. Ancak otoriter rejimler de dahil olmak üzere, iktidarların güç tazeleme araçları seçimlerdir. Türkiye’de seçmen, sağcı, solcu fark etmez, sandığı çok önemser. Sandıktan kaçmak bir güçsüzlük emaresidir.
    Seçimlerden kaçış yok. Ancak bunun zamanını ayarlamak veya bazı devlet kurumlarıyla kendi lehine kolaylaştırması mümkündür. Zaten bunu yapıyor. Her ne kadar iktidar cenahı “deprem sebebiyle seçimlerin ertelenmesi” senaryosuna karşı gibi dursa da biliyoruz ki, bu iddialar boş yere atılmaz, kamuoyuna bir yoklama çekilir. Normal zamanda 18 Haziran’da yapılması gereken seçimin, iki aylık hızlandırılmış biçimde 14 Mayıs’a alınması, bir strateji. Seçimler 1 ay sonra yapılsaydı depremzedelerin organizasyonu daha kolay olacaktı ama bu mesele aceleye getirildi. 1 ay daha uzun sürecek propaganda sürecine iktidarın ne enerjisi ne motivasyonu var. Mecburen bütün çılgın projeleri, bu kısa süreye sıkıştırıp, en azından kendi seçmenini tutma, kararsızların kafası daha çok karışmadan onları etkileme derdinde.

    Sonuç olarak, “kazanamayacağı seçime girmez” tamamen muhalif seçmenin umutsuzluğu sonucu, kendi kendine ürettiği bir evham. Bugün zarlar hileli bile olsa, muhalefetin hala kazanma şansı var ve hatta bu yüksek bir ihtimal. 2023 seçimlerinde mevcut iktidarın devamı, korkulan pek çok şeyin gerçekleşmesine yol açabilir. Yani otoriter rejim fiili olmaktan hukuki olmaya dönebilir. 2028 seçimleri Ortadoğu diktatörlüklerinde olduğu gibi yaratılacak “yerli ve milli muhalefet” ile “seçimmiş gibi” olabilir. Bütün olumsuzluklara rağmen, henüz o aşamada değiliz. Bu fırsatı iyi kullanmaktan başka çaremiz de yok. Bu seçime tüm muhaliflerin “armudun sapı, üzümün çöpü” demeden asılması ve mümkün olduğu kadar duygularından sıyrılıp, stratejik oy kullanmaları gerekir.

    “KAZANAN SÖKE SÖKE ALIR, KAYBEDEN TIPIŞ TIPIŞ GİDER!”

    “Kaybetse de gitmez!” muhalifleri karamsarlığa sokan başka bir anti-motivasyondur. Muhalifler bu kadar karamsar olduktan sonra, iktidarın seçimleri kazanması çocuk oyuncağıdır. Kaybettiği halde gitmeyen bir kişi 1994 yılında Belarus bağımsızlığa kavuştuğundan beri devlet başkanlığını yürüten Lukaşenko’dur. Hatta seçimlerden sonra Kaleşnikof ile sokağa çıkmış ve göstericilere gözdağı vermek için havaya ateş etmiştir.

    Tüm eksik ve aksaklıklarına rağmen Türkiye’de bir demokrasi kültürü vardır. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” düsturuyla doğmuş Türkiye Cumhuriyeti ile zaten diktatörlükle ölü doğmuş Belarus’u karıştırmamak gerekir. Bunu söylemekle birlikte, artık devletleşen Ak Partinin, devlete kazık çakmak için ve resmi bir parti devletine dönüşmek için önümüzdeki 5 yılın yeterli olduğunu da görmek gerekir. 2023 o yüzden son eşiktir.

    Türkiye’de seçimi kazanan söke söke alır. Kaybeden de tıpış tıpış gider, seke seke arkasına bakmadan gider. Korkma, kimse kaybedenin arkasında durmaz. Halkımız keriz değil, kazananı, kaybedeni en iyi o bilir. Kazandığın seçimi söke söke koparamayacaksan, o seçime hiç girme! Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı gibi seçimle gelinen görevler, seçim tamamlandığı anda başlar. YSK’nin mazbata vermesi formalitedir. Sen kazandığını biliyorsan, hiçbir güç o koltuğa oturmanı engelleyemez. Yeter ki, önce seçimi kazan.”

    PİRHA/İSTANBUL