Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Eris” varyantına yakalananların sayısında artış olduğunu belirterek, “Hastaneye yatış oranları oldukça düşük yeni bir tedbir gerekmiyor” dedi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Eris” varyantına da gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Koca, “Eris varyantının virülansı, yani hasta etme gücü daha düşük fakat bulaşıcılığı daha fazla. Bu dönemde hasta sayısının arttığını söyleyebiliriz. Fakat hastaneye yatış oranları oldukça düşük. Ağır hastalık yapmıyor. Daha hafif seyrediyor” dedi.
Bakan Koca, yeni varyanta ilişkin bir tedbirin gerekmediğini ifade etti.
PİRHA – Covid-19 virüsünün etkileri devam ederken “Maymun çiçeği” isimli yeni bir virüs yayılmaya başladı. Bu virüsün etkileri ve belirtileri nelerdir?
Maymun çiçeği, diğer ismi ile monkeypox, fareler gibi enfekte kemirgenler veya diğer hayvanlardan bulaşan çiçek hastalığının bir türüdür. Doğrudan fiziksel temas ve havadaki damlacıklar aracılığıyla yayıldığı biliniyor. Orta ve Batı Afrika’da maymundan insana geçen endemik bir virüsün neden olduğu nadir bir hastalık olan maymunçiçeğivirüsü, dünya genelinde hızla yayılmaya devam ediyor.
Salgın İngiltere, Portekiz ve İspanya’nın ardından ABD’ye sıçradı. Ardından ise Kanada, Avustralya, İsveç, Belçika ve Fransa’da da ortaya çıktı.
Reuters’un haberine göre Kanada’nın halk sağlık ajansı ülkedeki ilk iki maymun çiçeği vakasını Salı günü tespit etti. İspanya ise bugün 14 yeni vaka tespit ederek sayının ülke genelinde 1 haftada 21’e yükseldiğini açıkladı.
Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA) sözcüsü, maymun çiçeği için özel bir aşı olmadığını, ancak çiçek hastalığı aşısının bir miktar koruma sağladığını söyledi.
Hastalığın kuluçka süresi ise genellikle 6 ya da 13 gün sürüyor. Bu süre bazı durumlarda 21 güne kadar da uzayabiliyor.
Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, enerji eksikliği ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.
London School of Hygiene and Tropical Medicine’da uluslararası halk sağlığı profesörü Jimmy Whitworth, “Bu, COVID’in yaptığı gibi ülke çapında bir salgına neden olmayacak. Ancak ciddi bir hastalığın salgını olduğunu unutmamak gerekir.” şeklinde uyardı.
PİRHA-Güncel koronavirüs verilerine göre salgın nedeniyle 218 kişi daha yaşamını yitirdi. Son 24 saatte ise 23 bin 810 yeni vaka tespit edildi.
Sağlık Bakanlığı 19 Kasım gününe ait koronavirüs verilerini paylaştı. Buna göre virüs nedeniyle 218 kişi hayatını kaybetti. Son 24 saatte 356 bin 563 koronavirüs testi yapılırken, 23 bin 810 yeni vaka tespit edildi. 28 bin 749 kişinin ise sağlığına kavuştuğu belirtildi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Salgın boyunca birçok kez günlük yaşam kısıtlamalarla düzene konmuş ve bunlardan sonuçlar alınmıştı. Kısıtlamalar artık söz konusu olmasa da, biz kişisel tercihlerimizde bunları dikkate almalıyız. Hizmet alacağımız kurumlara daha az yoğun oldukları saatte gidelim” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Hapishanelerden ekim ayı içerisinde gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri raporlaştıran CİSST, cezaevi koşullarını, mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerini kamuoyu ile paylaştı.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ekim ayı içerisinde hapishanelerden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetlerin yer aldığı bir rapor yayımladı. 179 farklı hapishaneden, mahpusların bilgileri gizli tutularak alınan şikayet başvurularında risk grubundaki hasta mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerine yer verildi.
“Hapishanelerde Kapasite Sorunu”, “Hapishanelerin Genel Durumu ve Hijyen Önlemleri”, “Mahpusların Hijyeni”, “Beslenme”, “Sağlık hakkına erişim”, “Karantina Koğuşları” ve “Diğer Şikayetler” başlıkları altında hapishanelerdeki durumun anlatıldığı raporda ayrıca “Vakalar” başlığıyla da farklı hapishanelerden mahpusların genel durumlarına değinildi.
“CEZAEVLERİNİN DEZENFEKTE EDİLME SIKLIĞI AZALDI”
CİSST raporunda şu ifadelere yer verdi:
“Mahpuslar koğuşlarının kalabalık, yatakların birbirlerine yakın mesafede olduğunu, bu yakınlıkta uyumak zorunda kaldıklarını, sosyal mesafe koyamadıklarını, açık hapishanelerde farklı koğuşlarda kalan mahpusların ortak alanlarda ve yemekhanelerde bir araya gelmek zorunda kaldıklarını aktarmışlardır.
Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte edilirken son dönemde bu sıklığın azaldığı, bazı hapishanelerde aşı olan infaz koruma memurlarının hijyen önlemlerini azalttığı, maske takmadan koğuşlara girdikleri belirtilmiştir.
“TUVALET İLE BANYOLAR YETERSİZ VE KİRLİ”
Birçok hapishanede tuvaletlere temizlik ve hijyen malzemelerinin konulmadığı, banyoların kirli olduğu, kalabalık koğuşlarda banyo kullanımı ve saatlerin kısıtlandığı, tuvalet ve lavabo sayısının az olduğu, bazı açık hapishanelerde koğuşlarda tuvalet ve banyonun olmadığı, ortak tuvalet ve banyonun farklı koğuşlarla beraber kullandırıldığı belirtilmiştir.
Bazı hapishanelerde verilen yemeklerin kalitesiz olduğu, hijyenik olmadığı ve yemeklerin soğuk verildiği, yemeklerin tüm mahpusların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı hapishanelerde hazır işlenmiş veya konserve gıdalar verildiği belirtilmiştir.
Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı, bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği, kanser hastalığı başta olmak üzere düzenli takip edilmesi gereken hastalıkların takibinin yapılmadığı, kanser hastası mahpusların bazı ilaçlarından ücret talep edildiği belirtilmiştir.
Bazı hapishanelerde havalandırmaların keyfi olarak geç açıldığı ve erken kapatıldığı, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava imkanlarını asgariye indirdiği, bazı hapishanelerdeki karantina koğuşlarının hijyenik olmadığı, temizlenmesine yönelik idareye şikayet iletilse de temizlenmediği ve yeterince havalandırılmadığı belirtilmiştir.”
Almanya Başbakanı Angela Merkel, eyaletlerden pandemiye karşı acil eyleme geçmelerini isterken “Temelde yeni bir salgınla karşı karşıyayız. Bu yeni virüs çok daha agresif, daha bulaşıcı ve daha ölümcüldür,” dedi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, eyalet başbakanlarından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede kararlaştırılan tedbirleri uygulamalarını istedi.
Merkel, ARD televizyonunda yayınlanan “Anne Will” adlı programda yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgınındaki üçüncü dalgayı kırmak için eyalet başbakanlarıyla mart başında alınan kararların etkili ve hızlı şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.
“Eyaletlerde eyleme geçilmesine ihtiyaç var” diyen Merkel, eyalet başbakanlarının vaka sayılarının düşürülmesi için etkili araçlara sahip olduğunu, bunların kullanılmasını talep etti.
Yeni vaka sayıları belirli bir seviyeye ulaştığında “acil frene basılması” ve sert tedbirlerin uygulamaya girmesinin kararlaştırıldığını anımsatan Merkel, vaka sayılarının çok yüksek olduğu bölgelerde dışarıya çıkmanın kısıtlanması ve insanlar arasında temasların azaltılması gibi tedbirlerin getirilebileceğini belirtti.
Merkel, bunun yanı sıra okullarda ve iş yerlerinde hızlı testlerin uygulamaya konulmasını ve işverenlerin personeline uzaktan çalışma imkanı sunmasını istedi.
YASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILABİLİR
Başbakan Merkel, eyalet başbakanlarının tedbirleri almada harekete geçmemesi durumunda Enfeksiyon Yasası’nda değişiklik yapabileceğini aktardı.
Kovid-19’un mutasyona uğramış türlerine işaret eden Merkel, “Temelde yeni bir salgınla karşı karşıyayız. Bu yeni virüs çok daha agresif, daha bulaşıcı ve daha ölümcüldür.” dedi.
Merkel, bundan dolayı uygun önlemlerin ciddiyetle alınıp uygulanmasını isteyerek, “Çok fazla vaktimiz yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya’da haftalık yeni vaka sayıları ocak ve şubat başında düşmüş, şubat sonu ve mart ayında tekrar hızla yükselmeye başlamıştı. Bu artışın, Kovid-19’un mutasyona uğramış ve hızla yayılan türlerinden kaynaklandığı ifade ediliyor.
PİRHA-CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, korona tedbirleri ekonomik sıkıntı yaşayan restoran, lokanta, kahvehaneci esnaflarla birlikte CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, pandemi nedeniyle kapalı olan restoran, lokanta ve kahvehane işletmecileri ile toplantı düzenledi. Mart ayından bu yana kepenk kapatan esnafın işsiz ve gelirsiz bırakıldığını ifade eden CHP’li Ağbaba, iktidar tarafından yapılan yardımların göstermelik olduğunu belirtti.
CHP’li Ağbaba, esnafın sorunlarına dair şu açıklamayı yaptı:
“GÜNLÜK 273 ESNAF, ÇARESİZ KEPENK KAPATTI”
“Türkiye’de 200 bin civarında restoran, lokanta ve kafeterya işletmesi, 2 bin 716 bar, 2 bin 16 birahane işletmesi, 8 bin 870 müzikli ve eğlenceli lokanta, 6 bin 21 dernek lokali, 130 bin civarında kahve, kıraathane ve çay ocağı işletmesi ile sayıları 350 bini bulan iş yeri ve çalışanlarıyla 2,5 milyonu bulan sayıda insan açlığa, işsizliğe ve gelirsizliğe terk edildi. Tüm dünyada aşılama çalışmalarının ilerlemesiyle ‘normalleşme süreçleri’ tartışılırken, Türkiye’de ne doğru dürüst bir aşılama, ne doğru dürüst bir salgın politikası uygulandı.
Anayasa 173. Madde’de ‘Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır’ yazıyor ama koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yılda esnafa verdiği yardım 5 milyar TL’yi ancak buluyor. Tüm dünyada, Avrupa’da devletler milli gelirinin yüzde 5 ila yüzde 10’u arasında esnafa salgın desteği verirken, Türkiye’de asrın lideri esnafa milli gelirin 10 binde 35 destek veriyor. Faiz lobisine 179 milyar, yani milli gelirin yüzde 7,93’ü para aktaranlar, ekonominin bel kemiği esnafa milli gelirin 10 binde 35’ini layık görüyorlar. AKP politikaları sonucunda 100 bin esnafımız iflas etti, günlük 273 esnaf, çaresiz kepenk kapattı.”
“VİRÜS MUTASYON GEÇİRDİ, MUTASYONDAN SONRA AKP’Lİ OLDU”
“Lokantalarda, kafelerde yayılan, kahvehanelerde hızlıca bulaşan, TEKEL bayilerde akşam saat 8’den sonra mesai yapan virüs, AKP’nin parti kongrelerinde on binlerce insana bulaşmadı, AKP’li bakanların afet bölgelerinde yaptığı şovlarda yayılmadı, Fasıllar, eğlenceler düzenlenen Saray’a hiç uğramadı. AKP’nin 1 Şubat’taki kongrelerinde Erdoğan’ın ne virüs umurunda, ne salgın umurunda, ne de bu kadar ay canını verecek çalışan sağlık çalışanları umurundadır.
“ERDOĞAN’IN NEYE MÜJDE DEDİĞİNİ KİMSE ANLAMIYOR”
Lokanta esnafımızın şimdi işyerleri kapalı, varsa paket servisi yapıyorlar; ancak paket servisle geçinmek de çok zor. Kış aylarında yoğunluk oluşuyor, yağmurlu havada kuryeler için zor oluyor. Personel de zor durumda kalıyor, tüketici de. Yeme-içme sektöründe esnaflarımız cirosundan en az yüzde 50 kayıpla, çoğu yerde de zararına çalışıyorlar. Salgın yönetiminin sloganı ‘esnaf biraz daha bekleyecek’ oldu. 2 milyon 200 bin esnaf, her hafta Pazartesi günü, Erdoğan’ın kabine toplantısını canlı izliyor. Erdoğan ‘esnafa müjde’ diyor; Erdoğan’ın neye müjde dediğini ne esnaf anlıyor, ne esnaf odaları anlıyor, kimse anlamıyor. Erdoğan’ın her kabine toplantısı, esnaf için hüsrana dönüştü.
Bugün bu sektörden ekmek yiyen 2 milyona yakın vatandaşımız var. 20 Kasım’da kapatılan iş yerleri bugün itibariyle 76 gündür kapalı. Burada çalışanlar 2020’nin neredeyse yarısını işsiz ve gelirsiz geçirdiler. Barlarda çalışanlar ise 325 gündür işsiz ve bir gelirleri yok. HES Kodu ile toplu taşıma araçlarına biniliyor, kapalı yerlere giriliyorsa siyasi partiler kongre yapabiliyorsa kafeye, bara, lokantaya da gidilebilir. Mekanlar hijyen tedbirleri alınması şartıyla HES kodu ile açılabilir.”
“EKONOMİ YIKILIYOR SARAY MELEKLERİN CİNSİYETİNİ TARTIŞIYOR”
“Esnaflar 11 aydır kapalı ama 20’ye yakın vergi alınmaya devam ediyor. Verilen 1000 TL yardım, 1.015 TL’lik BAĞ-KUR’a bile yetmiyor. Zamlı elektrik, doğalgaz faturaları yüzünden elektrikler kesiliyor. Esnafa icralar geliyor. Peki, Saray neyi tartışıyor, ne önlem alınıyor: Meyhaneye ‘meyhane’ denilmeyecekmiş. Bizans’ın yıkılırken meleklerin cinsiyetini tartıştığı gibi ekonominin bel kemiği, esnaflarımız yıkılırken mekanlara verilen isimleri tartışıyorlar.”
PİRHA/ANKARA
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Koronavirüs salgınında kritik bir eşik aşıldı. Küresel çaptaki vaka sayısı 10 milyonu geçti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yedi ay içinde kaydedilen bu sayı, yıllık grip vakalarının yaklaşık iki katı…
Reuters Ajansı, Dünya çapındaki koronavirüs vakalarının sayısının 10 milyonu aştığını duyurdu. Bu sayı, yedi ay içinde yaklaşık yarım milyon kişinin ölümüne yol açan Covid-19 hastalığının yayılmasında kritik bir eşiği temsil ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, koronavirüs vakalarının yedi ay içinde ulaştığı sayı, her yıl kaydedilen ağır grip vakalarının şimdiden yaklaşık iki katına çıkmış durumda. 10 milyon vaka eşiği, birçok ülkenin sokağa çıkma kısıtlamalarını hafiflettiği ancak vaka sayılarında yeniden artışa sahne olduğu bir dönemde aşıldı.
Küresel çaptaki vakaların yaklaşık yüzde 75’i, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinde görüldü. Asya vakaların yüzde 11’ine, Ortadoğu ise yaklaşık yüzde 9’una sahip.
Yedi aylık dönemde, korona kaynaklı 497 bin ölümün kayıtlara geçtiği belirtiliyor. Bu sayı da, grip kaynaklı yıllık ölümlere yaklaşık olarak eşit görünüyor.
PİRHA – Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 17 kişi daha hayatını kaybetti. Toplam can kaybı 4 bin 763’e yükselirken, vaka sayısı 174 bin 23 oldu.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüsün (Kovid-19) Türkiye’deki güncel durumuna ilişkin verileri Twitter hesabından tablo ile paylaştı. Koca’nın paylaştığı verilere göre son 24 saatte koronavirüs nedeniyle 17 kişi daha hayatını kaybetti, 987 kişiye yeni tanı kondu.
Yaşamını yitirenlerin sayısı 4 bin 763’e yükselirken, toplam vaka sayısı ise 174 bin 23 oldu.
“VAKALARIN %85’İ İYİLEŞTİ”
Koca, yaptığı paylaşımda şunları belirtti:
“Test sayısında 2,5 Milyona ulaştık. Şimdiye kadarki vakaların %85’i iyileşti. Yeni iyileşen vaka sayısıyla yeni tanı konan vaka sayısı birbirine yakın. Virüs gücünü hatalı iyimserlikten alıyor. “Virüsün etkisi azaldı” yanılgısı ile tedbirleri terk etmeyin.”
PİRHA – Kastamonu’nun Tosya İlçesinde bir tekstil fabrikasında çalışan bazı işçilerde koronavirüs tespit edilmesi üzerine fabrika apar topar kapatıldı. Fabrikada çalışan işçiler karantina altına alınırken, ilçede vaka sayılarında ciddi bir yükseliş gözlemlendi.
Kastamonu’nun Tosya ilçesine bulunan ve 230 işçinin çalıştığı bir fabrikada 6 işçinin Covid-19 testinin pozitif çıkması üzerine fabrika kapatıldı. Testleri pozitif çıkan işçiler karantinaya alınırken, ilçede vaka sayısında belirgin bir artış gözlemlendi.
“230 İŞÇİ TARAMADAN GEÇİRİLDİ”
Vaka haberinin duyulması sonrasında Kaymakamlık ve İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri fabrikayı apar topar kapatarak pozitif çıkan işçilerin karantinaya alınmasını sağladı. Kaymakamlıktan yapılan açıklamada “230 fabrika çalışanı İlçe Sağlık Müdürlüğümüze bağlı ekipler tarafından sağlık taramasından geçirilmiştir” denildi. Kaymakamlık taramadan geçirilen diğer işçilerin sonuçlarına dair herhangi bir bilgi paylaşmadı.
İHMAL İDDİASI
Fabrikanın işçi güvenliği ve sağlığını korumak adına koronavirüs sürecinde herhangi bir tedbir almadığı yerel kaynaklar tarafından dillendiriliyor. İşçi sayısını düşürmesi gereken fabrikada işçilerin yerleşimi de sosyal mesafe kuralına aykırı bir şekilde devam ettirildi. İlçede uzun bir süredir vaka görülmüyorken son bir hafta içerisinde vaka sayısının 100’e yaklaştığı belirtidi.
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, koronavirüs ile ilgili uyarılarda bulundu. Virüse karşı yanlış bir algı olduğunu söyleyen Azap, “Salgının ‘doğal olarak’ tırmandığı, sonra aşağıya indiği ve bunun kendiliğinden olduğu sanılıyor. Bu kendiliğinden bir durum değil, alınan tedbirler sayesinde oluyor” dedi. Azap, virüsün bitmeyeceği ve toplumda devam edeceğini söyledi.
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, Habertürk TV’de yayınlanan Gün Başlıyor programında Serap Belet ve Selçuk Tepeli’nin sorularını yanıtladı.
Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının Türkiye’deki seyri ile ilgili olarak konuşan Azap, toplumda yanlış bir algının olduğunu söyledi. Azap, “Salgının ‘doğal olarak’ tırmandığı, sonra aşağıya indiği ve bunun kendiliğinden olduğu sanılıyor. Bu kendiliğinden bir durum değil, alınan tedbirler sayesinde oluyor” dedi.
“İTALYA’DA BİR KUAFÖRDE ONLARCA İNSAN ENFEKTE OLDU”
Azap şunları söyledi:
“Yanlış bir algı var. Salgının ‘doğal olarak’ tırmandığı, sonra aşağıya indiği ve bunun kendiliğinden olduğu sanılıyor. Bu kendiliğinden bir durum değil, alınan tedbirler sayesinde oluyor.
Gevşetme politikalarını hayata geçirmek çok zor. İnsanların birbirleriyle temas etmesi bu salgını artırıyor. Ben insanlara 1 metreden fazla yaklaşmayacağım. Yaklaşmak zorunda kalırsam da maske takacağım. Genel tedbirler gevşetilecek ama bireysel tedbirleri birkaç yıl uygulamamız lazım.
Berberler ilgili karar gerekli tedbirler alınırsa çok büyük sıkıntı yaratmayabilir. Ancak İtalya’da tek bir kuaförden onlarca insanın enfekte olduğunu gördük.
Kimse olağanüstü günlerden geçtiğimizi unutmasın. 100 yılda, 200 yılda dünyanın başına gelecek bir şeyi yaşıyoruz. 2-3 ay önceki yaşantımıza dönmemiz mümkün değil. Mevsimsel bir grip virüsüne dönüşen, insanlar arasında dolaşan bu virüse alışmak zorundayız. Virüs bitmeyecek, toplumda dolaşmaya devam edecek.”
‘NORMALLEŞME’ ADIMLARI NELER?
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan pazartesi günü kabine toplantısının ardından normalleşme adımlarını açıklamıştı. Normalleşme takvimi şöyle:
65 yaş üstüne sokak izni: 21 Mart’tan bu yana sokağa çıkma sınırlaması getirilen 65 yaş ve üstü yurttaşlara, sokağa çıkma sınırlaması olan günlerin birinde 4 saat boyunca sokağa çıkma izni verilecek. Bu kapsamda ilk uygulama 10 Mayıs Pazar günü başlayacak ve 65 yaş üzerindeki yurttaşlar, yürüme mesafesinde dolaşmak koşuluyla, 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkabilecek.
20 yaş altı iki grup halinde uygulanacak: 3 Nisan’dan bu yana sokağa çıkma sınırlaması bulunan 20 yaş altındakiler de haftanın 1 günü sokağa çıkabilecek. Buna göre 0-14 yaş grubundakiler 13 Mayıs Çarşamba günü, 15-20 yaş grubundakiler de 15 Mayıs’ta 11.00-15.00 saatlerinde, yürüme mesafesinde olmak koşuluyla sokağa çıkıp hava alabilecek.
7 ilde seyahat sınırlaması kaldırıldı: Antalya, Aydın, Erzurum, Hatay, Malatya, Mersin ve Muğla’ya seyahat sınırlaması kaldırıldı. Her hafta illerle ilgili değerlendirme yapılıp, gelişmelere göre karar verilecek. Ankara, İstanbul, İzmir ve Zonguldak’ın da aralarında bulunduğu 24 ile yönelik şehirlerarası seyahat sınırlamasının süresi ise 15 gün süreyle uzatıldı. Ankara, İstanbul ve İzmir’de taksilere uygulanan tek çift plaka uygulaması, 5 Mayıs itibariyle kaldırıldı.
Kuaför ve AVM’ler 11 Mayıs’ta açılıyor: Berber, kuaför, güzellik salonları ile AVM’ler 11 Mayıs’tan itibaren hizmet verebilecek. Giyim eşyası, ayakkabı, çanta, zücaciye gibi ürünlerin satıldığı işletmeler, belirlenen şartlara uymak kaydıyla 11 Mayıs’ta hizmete açılabilecek.
Maske satışına izin: ‘Tavan fiyat’ konulması koşuluyla, cerrahi ve bez maske satışına yeniden başlanacak.
Terhisler 31 Mayıs’ta: Salgın nedeniyle 1 ay ertelenen askerlik terhis işlemleri 31 Mayıs’ta başlayacak. Milli Savunma Bakanlığı’nın atama, görevlendirme ve personel temin faaliyetleri 1 Haziran’da, celp işlemleri 5 Haziran’da, bedelli askerlik işlemleri 20 Haziran’da yeniden başlayacak.
Sınav tarihleri değişti: Salgın nedeniyle 25-26 Temmuz’a ertelenen yükseköğretim kurumlarına giriş sınavı, 27-28 Haziran’a çekildi. Normal takvime göre 7 Haziran’da yapılması planlanan liselere giriş sınavı 20 Haziran, askeri öğrenci sınavı 14 Haziran’da yapılacak. Üniversiteler 15 Haziran’da akademik takvime dönecekler.
Adliyeler 15 Haziran’da çalışmaya başlayacak: Adliyeler ara verilen duruşma, keşif, uzlaştırmacı görevlendirmesi, icra iflas takibi dahil, bütün işlemlerine 15 Haziran itibariyle yeniden başlayabilecek.
PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) COVİD-19 sürecinde salgınla mücadelede raporunu yayınladı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) koronavirüsü salgını nedeniyle “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan ettiği 31 Ocak 2020 tarihinden bu yana dünyada resmi rakamlara göre yaklaşık 3 milyon insan salgına yakalandı. Yine resmi rakamlara göre (ileri tarihlerde revize edilip edilmeyeceği net olmamakla birlikte) dünyada şu ana kadar 200.000’i aşkın insan yaşamını yitirdi.
Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan resmi verilere göre 26 Nisan 2020 tarihi itibariyle toplam vaka sayısı 110.130, toplam ölen insanların sayısı 2.805 oldu.
KESK raporunda, “Kaygı verici olan ise resmi açıklamaların aksine salgının yaygınlaşma hızının kayda değer bir düşüş göstermemesidir. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu hafta sonları verileri yatay bir seyir izlerken hafta içi verilerinde yeniden yükselişler olabilmektedir” dedi.
KESK bünyesinde oluşturulan İl Salgın İzleme Kurullarından gelen raporlar incelediğinde işyerlerinde ciddi sıkıntıların yaşanmaya devam ettiği belirtilerek, bunlardan bazıları genel başlıklar halinde sıralandı.
*El hijyeni malzemelerinin iş yerlerinin görünür ve ulaşılabilir yerlerine asılmasında, boşaldıklarında doldurulmalarında sıkıntılar yaşanmaktadır.
*İş yerlerinde kullanılan hijyen malzemelerinin işi bittiğinde atılmaları için yeterince kapaklı çöp kovaları bulunmamaktadır.
*İş yerlerinde personele yönelik genel tarama yapılmamaktadır.
*Servislerin dezenfekte edilmeleri ve sosyal mesafe kuralına uygun sayıda çalışan bindirilmesi hususları başta olmak üzere olmak üzere ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.
“İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÇALIŞMALARI OLDUKÇA YETERSİZDİR”
*İş yerlerinin temiz ve hijyenik olmasını sağlamaya yönelik bilgilendirmeler, işçi sağlığı ve güvenliği çalışmaları oldukça yetersizdir.
*Özellikle PTT’ye bağlı iş yerlerinde yeterli sayıda koruyucu malzeme ve dezenfektan verilmemekte, dönüşümlü çalışma saatlerine uyulmamakta, taşeron çalışan emekçilerin talepleri dikkate alınmamakta, gönderi adet sayısı için baskı yapılmaktadır.
*Mersin Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında çalışmaların durdurulmaması salgının her an bir atak yapması tehdidini doğurmaktadır. 6000 üzerinde kişinin çalışması, zaman zaman 200-300 kişinin aynı anda giriş çıkış yapması, şantiyelerin yerleşim yerlerinin içinde bulunması, yabancı uyrukluların daha çok Silifke ilçesinde kalmaları, işçilerin kaldığı yerlerin koğuş tipi olması salgının Mersin geneline yayılmasına zemin hazırlamaktadır.
“İŞ YERLERİNDE MASKE TEMİN SIKINTILARI DEVAM EDİYOR”
*Ülke genelinde olduğu gibi iş yerlerinde de maske temini konusunda yaşanan sıkıntılar devam etmektedir.
*ASM’lerdeki (Aile Sağlık Merkezi) sağlık emekçilerine yeterince KKD (kişisel koruyucu donanım) verilmemekte, gerekçe olarak ise “ASM’ler ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorunda“ denmektedir.
*İl Pandemi Kurullarına, İSİG ve Enfeksiyon Komitelerine sendika temsilcileri dahil edilmemektedir.
*Ekipmanların kişiye özgü olmaması nedeniyle tam koruyucu özelliği zayıf kalmaktadır.
*Ekipman eksikliği, fiziki alan uygunsuzluğu nedeniyle triaj yapılmasında (bireyleri o anki durumlarının acili yetine göre sınıflandırıp müdahale aciliyetlerine göre sıraya koyma yöntemi) sorunlar yaşanmaktadır.
*Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) randevu sisteminin olmaması nedeniyle bazı zaman dilimlerinde sosyal mesafeyi ihmal edecek yoğunluk yaşanmaktadır. Semptom görülen riskli hastalar ayrı yerde muayene edilememektedir.
“SAĞLIK PERSONELİNE GENEL TANI TESTLERİ YAPILMAMAKTADIR”
*Yoğunca yaşanan bu sıkıntıya rağmen ASM’lerde çalışan sağlık personeline yönelik genel tanı testleri yapılmamaktadır.
*ASM çalışanlarının ücret düzeyinin aktif gün üzerinden verilmesi nedeniyle, covid 19 pozitifliği veya semptomların görülmesi nedeniyle evde izole kalmak gibi durumlarda ücretleri kesintiye uğramaktadır.
*Kronik hastalığı olan sağlık çalışanları çalışmaya devam etmek zorunda bırakılmaktadır.
*Raporlu ilaçların eczaneler tarafından bir aylık verilmesi nedeniyle hastalar üç aylık ilaçlarını almak için hekime başvurmaya devam etmek durumunda kalmaktadır.
*Salgın döneminde dahi performans dayatması devam ettiğinden performans kriterlerinden olan aşı takibi, gebe takibi, bebek ve çocuk takibi gibi kriterler tamamlanamamaktadır.
*Sağlık iş kolunda hizmetin azaldığı bölümlerdeki personel yeteri düzeyde uyum eğitimi verilmeden riskli servislere kaydırılmakta, bir gün içinde birden fazla bölüm değiştirecek şekilde sözlü görevlendirmeler yapılmaktadır.
*EBA’nın puan sistemi ödev oluşturma canlı ders vb. konuları eğitim emekçilerine yönelik baskıya dönüşmüş durumdadır. İktidar salgını bu alanda da fırsata çevirerek puan sistemi ile performans sistemini tümüyle yerleşik hale getirmek istemektedir.
*MEB’e bağlı ilkokul, ortaokul ve liselerin tatil edilmesiyle bu okullarda görevli öğretmenler idari izini sayılırken MEB’e bağlı il-ilçe teşkilatlarında görevli personel ile okullardaki idari kadro ve diğer kamu kurumlarına bağlı tüm birimler enfekte olma riski altında çalışmaya devam etmektedir.
-Rehber öğretmenler, özellikle İstanbul’da, uzmanlık alanlarına, aldıkları eğitime ve mesleki deneyimlerine uygun olmayan işlerde görevlendirilmektedir.
“OKUL MÜDÜRLERİ VE ÖĞRETMENLER ÇALIŞMAYA ZORLAMAKTADIR”
*Salgın döneminde kapalı olması gereken meslek liseleri açık tutulmakta, kimi malzemelerin üretimi devam etmektedir. İl, ilçe eğitim yöneticileri okul müdürlerini, okul müdürleri de öğretmenleri çalışmaya zorlamaktadır.
*Bazı üniversitelerde çalışanların işe geliş ve gidişlerinde korona virüs tehdidine maruz kalma risklerini sınırlamak için servis hizmeti verilmemekte, toplu ulaşım araçları da kampüs içerisine girememektedir.
“İRAN SINIRINDA VE LİMANLARDA TAŞIMACILIĞA DEVAM EDİLİYOR”
*Yük trenlerinin çalıştırılmaya devam ettirilmesi nedeniyle yük trenlerinin hazırlanması ve onlarda bizzat görev alan personelin işe gidiş gelişlerinde, koruyucu malzeme ve dezenfektan verilmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Öte yandan demir yolunda İran sınırında ve limanlarda taşımacılığa devam edilmesi salgının yayılması riskini yükseltmektedir.
*Yukarıdaki ve daha birçok sorunun çözümüne yönelik olarak bağlı sendikalarımızın tümü örgütlü oldukları hizmet kollarında gerek müdürlükler ve gerekse Bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunmakta, sorunların çözümü için çaba harcamakta ve kamuoyuna, emekçilere yönelik bilgilendirmelerde bulunmaktadırlar. Ancak iktidar salgında dahi diyaloğa açık olmadığı gibi süreci tek başına götürmek istemektedir.
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN BAZI GELİŞMELERİ:
PTT iş yerleri, Nüfus, Tapu Müdürlükleri, Vergi Daireleri, İŞKUR’lar başta olmak üzere çalışmanın zorunlu kılındığı iş yerlerinde ülke genelinde binlerce kamu emekçisi koronavirüse yakalandığı belirtilen raporda, şu bilgiler verildi:
“İstanbul’da 1328 (Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kolunda 1207, Yol-Yapı ve Altyapı, Bayındırlık Tapu Kadastro hizmet kolunda 22, Tarım ve Ormancılık hizmet kolunda 22, Büro Hizmetlerinde 28, Basın Yayın, İletişim ve Posta Hizmetlerinde 49) ve İzmir’de 292 kamu emekçisi koronavirüse yakalanmıştır. Son bir haftada İzmir/Halkapınar Depo Müdürlüğünde çalışan bir Makinist personelin ve TCDD Genel Müdürlük iş yerinde bir personelin virüs testleri pozitif çıkmıştır.
Sağlık emekçileri büyük fedakarlık altında çalışmaya devam ederken her gün artan sayıda virüse yakalanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sadece İstanbul’da sayı 2 bini aşmış durumdadır.
Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH 88, Bağcılar EAH 74, Bakırköy 112 Komuta Merkezi 55, Avcılar Murat Kolluk Devlet Hastanesi 38, Avcılar TSM 30, Esenyurt Devlet Hastanesi 28, Kanunî EAH 40 sağlık emekçisi enfekte olmuşlardır.
Sendikamız SES’in Türkiye genelinde 52 ilden 294 sağlık kurumunda gerçekleştirdiği ankete göre Türkiye’deki kamu hastaneleri ve üniversite hastaneleri üzerinden Covid-19 tanılı sağlık emekçisi sayısının en az 5788 olduğu tahmin edilmektedir. Ülke genelindeki pozitif tanılı sağlık emekçisinin 8 binden fazla olduğu öngörülmektedir.
Manisa il ve ilçelerin toplamında yaklaşık 340 korona virüs hastası bulunmakta iken, yeterli koruyucu ekipman verilmediği için sağlık emekçilerinden de 34’ünün testi pozitif çıkmıştır. Bitlis’te 80, Diyarbakır’da 38, Van’da 32, Yalova’da 15 korona virüs vakası bildirilmiştir.
“İŞYERLERİNDEKİ DENETİMLERİ DURDURULDU”
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, salgın nedeniyle artırması gerekirken tam aksine iş yerlerindeki denetimleri durdurdu.
Testi pozitif çıkan ve COVİD-19 tedavisi görmekte olan sendikamız SES Diyarbakır Şube iş yeri temsilcisi Cuma Kurt, İstanbul’da Nişanca Aile Sağlığı Merkezinde aile hekimi olarak görev yapan sağlık emekçisi Dr. Yavuz Kalaycı, Silifke’de aile hekimi olan Dr. Erdinç Şahin yaşamını yitirdi. İstanbul Ok meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ise 55 yaşındaki İbrahim Arslan risk grubundakilerin, kronik rahatsızlığı olan sağlık çalışanlarının idari izinli sayılmasını düzenleyen genelgeye rağmen engelli raporu olmasına karşın çalıştırılmaya devam etti ve maalesef 24 Nisan 2020 tarihinde COVID-19 sebebiyle yaşamını yitirdi.
Kısa çalışma ödeneğinde 1750 lira ile 4 bin 380 lira arasında ücret alabilecek olan işçi, ücretsiz izinde 1177 lira ile yetinmek zorunda kalacak.
Ankara’da AKP’li Mamak Belediyesi, korona virüs salgını nedeniyle belediye emekçilerine ödenen yaklaşık 644 TL sosyal denge ödemesini sonlandırdı.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün 13 Nisan tarihli yazısıyla hastanelerde Müdürlükten izin alınmadan COVİD-19’la ilgili bilimsel araştırma yapılması yasaklandı!
Koronavirüse karşı risk grubunda olan 80 yaşındaki Rizeli vatandaş Facebook’tan bir paylaşımı beğendiği için “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla karakolda ifade verdi!
Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (Reporters Without Borders) yayımladığı yıllık Dünya Basın Özgürlüğü raporunda, korona virüs salgınının basın özgürlüğüne tehdidi artırdığı belirtilirken 180 ülkenin yer aldığı sıralamada Türkiye 154. Sırada yer aldı.
Salgınla mücadelede zorunlu hizmet ve mal üretimi dışında bütün çalışma durdurulmalı, bu alanlar dışındaki tüm çalışanlara ücretli izin verilmelidir. Zorunlu alanlarda çalışanların dönüşümlü ve dinlenerek çalışması sağlanmalı, koruyucu ekipman başta olmak üzere sağlık tedbirleri alınmalıdır.
İş yerlerinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterleri dikkate alınarak salgınla mücadelede alınması gereken önlemler, kurum amirlerinin inisiyatifine bırakılmadan bir standarda kavuşturulmalı, denetimi sağlanmalıdır.
“İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KURULLARI OLUŞTURULMALI”
Çalışmanın devam ettiği kamu kurum ve kuruluşlarında işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından düzenli olarak risk analizi yapılmalı, bulunmayan kurumlarda acilen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurulları oluşturulmalıdır.
İşçilerin en temel haklarını ortadan kaldıracak ücretsiz izin ve sefalet ödeneği uygulamasından vazgeçilmelidir.
Koronavirüs nedeniyle 20 Nisan itibariyle 3 milyon 45 bin işçi için Kısa Çalışma Ödeneği başvurusu yapıldı. Bu başvurulara hangi süre içerisinde yanıt verileceği netleştirilmemiştir. İşsizlik sigortası fonundaki 131,6 milyar TL işçiler için kullanılmalıdır.
Belediyelerin salgınla mücadelede yürüttüğü faaliyetlerin yasaklanmasından vazgeçilmeli, salgın koşullarında halkın sağlığının korunması ve salgınla etkili mücadele edilmesi için yerel yönetimler tarafından sunulan zorunlu kamusal hizmetlerin aksamadan ve gerekli sağlık önlemleri alınarak sunulması, artan maliyetlerin karşılanması için genel bütçe vergi gelirlerinden belediyelere ayrılan pay, en az 6 ay boyunca ilgili belediyenin nüfusuna orantılı bir şekilde %20-50 arasında arttırılmalı ve bu paylardan hiçbir kesinti yapılmamalıdır.
Varlık Fonu derhal lağvedilmeli, kamu kaynakları halk sağlığının, emekçilerin haklarının korunması ve geliştirilmesi, kayıt dışı çalıştırılanlar, işsizler, evsizler, göçmenler başta herkese gelir güvencesi sağlanması için kullanılmalıdır.
Tüm vergi yükünün emeğiyle geçinenlerin sırtına yıkılmasından vazgeçilmeli, servet vergilendirilmelidir.
“SALGINLA MÜCADELEDE ÖN SAFLARDA YER ALAN SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ KARŞILANMALI”
Salgınla mücadelede en ön safta yer alan sağlık çalışanlarının talepleri karşılanmalıdır, personel sayısı güvenceli çalışma koşulları sağlanarak arttırılmalı, KHK ile işinden edilen, güvenlik soruşturması nedeniyle bekletilen tüm sağlık emekçileri acilen göreve başlatılmalıdır.
Kamu-özel fark etmeksizin çalışan tüm kadınlara iş ve gelir güvencesi sağlanmalıdır; kadına yönelik şiddette yaşanan artışa karşı gerekli tedbirler alınmalı, 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi etkili bir şekilde uygulanmalı; sığınma evleri arttırılmalıdır.
Sadece Sağlık Bakanlığı değil diğer Bakanlıklar ve bağlı kurumları da Covid-19’a ilişkin kendilerindeki durumu açıklayan düzenli raporlar sunmalıdır.”
DİSK Limter-İş Sendikası üye ve yöneticileri, hem 1 Mayıs nedeniyle hem de tersanelerde virüs salgınının yayılmasını protesto etmek için basın açıklaması yapmak isterken gözaltına alındı.
İstanbul Tuzla İçmeler Köprüsü’nde dün sabah bir araya gelen Limter-İş üye ve yöneticilerine polis müdahale etti. Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı ile Limter-İş Örgütlenme Uzmanı Deniz Bakır’ın da aralarında olduğu 6 kişi karga tulumba gözaltına alındı.
Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı, gözaltında tutulduğu Tuzla Orhanlı Karakolu’nda yaptığı açıklamada, “Sabahleyin polisler geldi, ‘Ne yapacaksınız?’ diye sordular. 1 Mayıs’la ilgili açıklama yapacağımızı söyledik. Daha sonra karar değiştirdiler, ‘Valiliğin emri var, yasaklandı’ dediler. Biz de ‘Basın açıklaması yapmak sendikamızın yasal hakkıdır, bu hakkımızı kullanmamız Valilik tarafından bu şekilde yasaklanamaz. Valilerin kararları yasalardan üstün değildir’ diyerek bu duruma itiraz ettik. Sonra bizi apar topar Orhanlı Karakolu’na getirdiler. Şu anda bekliyoruz. Ama önümüzdeki günlerde 1 Mayıs’la ilgili açıklamamızı mutlaka yapacağız” dedi.
Saygılı ve beraberindeki 5 kişiye ayrı ayrı 3 bin 180 TL para cezası verildi. “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” suçlamasıyla haklarında soruşturma başlatılacağı söylenen Saygılı ve 5 kişi serbest bırakıldı.
EN AZ 57 İŞÇİ COVİD-19 VİRÜSÜNE YAKALANDI
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu’nun 17 Nisan’da yayımladığı rapora göre, Tuzla’da bulunan 8 tersanede en az 57 işçi Covid-19 virüsüne yakalandı. Salgının hızla yayılmasına rağmen birçok tersane hafta sonu sokağa çıkma yasağı varken valilik ve kaymakamlıktan özel izin alarak işçileri çalıştırdı. En az 7 pozitif vakanın görüldüğü Sedef Tersanesi de ‘gemi siparişlerini yetiştirebilmek’ için özel izin alan tersaneler arasındaydı.
İstanbul’da toplu taşıma otobüslerinin kalabalık olduğuna dair sosyal medyada yayılan görüntüleri inceleyen İBB, bir açıklama yaptı. İBB, “62 No’lu Kağıthane-Kabataş Hattı ve 146 No’lu Boğazköy-Bakırköy Hattı otobüslerine pazar sabahı 06.00’da toplu biniş gerçekleştirilmiş. İki hatta da bir duraktan bu binişler yapılmış. Bu organize kötülük için suç duyurusunda bulunulacak “dedi.
İstanbul’daki otobüslerde koronavirüs önlemlerine rağmen yoğun yolcu taşındığına ilişkin sosyal medyada bazı görüntüler dolaşıma sokuldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, görüntülerle ilgili inceleme sonucu ilginç bir tespitte bulunduklarını duyurdu. Buna göre, görüntülerdeki hatların otobüslerine sabah 06.00’da 40’ı aşkın kişinin bir duraktan biniş yaptığı belirtildi.
İBB Basın Danışmanlığı’nın açıklamasında, “Bugün sosyal medyaya Otobüs AŞ işletmemize bağlı 2 hatta yaşanan yoğunluğa dair görüntüler yansımıştır. Pazar sabahı 06:00 sularında yaşanan bu yoğunluk bu zamana kadar görülmemiş bir hareketlilikti” denildi ve şu bilgiler paylaşıldı:
1- 62 No’lu Kağıthane-Kabataş Hattı / B1530 No’lu Araç
Bu hattımızda toplam durak sayısı 30’dur. 15 Mart 2020 Pazar günü 30 duraklı hattımızı toplamda 41 yolcu kullanmıştır. 22 Mart 2020 Pazar günü yani geçen hafta 30 duraklı hattımızı sadece 1 vatandaşımız kullanmıştır. Salgının boyutunun 1 haftada artması ve sokağa çıkma faaliyetlerinin çok daha azalmasına rağmen bugün yani 29 Mart 2020 Pazar günü bu hattımızdaki yolcu sayısı 71 olmuştur. Burada asıl dikkat edilmesi gereken detay sadece 1 duraktan Fazilet Durağı’ndan araca aynı anda 47 yolcunun binişi olmuştur. Bu daha önce karşılaşılmamış bir durumdur. Aracı kullanan şoför uyarısına rağmen binişin gerçekleştiğini söylemiş ve 10 dakika sonra yeni araç geleceği söylendiği halde aynı anda 47 kişi otobüse binmiştir.
1 önceki hafta 30 durak boyunca sadece 1 yurttaşımızı taşıyan aracımıza önlemlerin arttığı 1 hafta sonra aynı anda Pazar sabahı 06:00’da 47 kişinin binmesi daha önce karşılaşılmamış bir durumdur. Bu şüpheli durum kameralarla da tespit edilmiştir. İdari makamlara bildirim yapılacaktır.
2- 146 No’lu Boğazköy-Bakırköy Hattı – A1737 No’lu Otobüs
Bu hattımızda görev yapan otobüsümüz tam 72 durak kat etmektedir. 15 Mart 2020 Pazar günü 72 duraklık hattımızı 51 vatandaşımız kullanmıştır. 22 Mart 2020 Pazar günü yani geçtiğimiz hafta 72 duraklık hattımızı sadece 31 vatandaşımız kullanmıştır. Salgının boyutunun 1 haftada artması ve sokağa çıkma faaliyetlerinin çok daha azalmasına rağmen bugün yani 29 Mart 2020 Pazar günü bu hattımızdaki yolcu sayısı 65’e çıkmıştır. Burada da dikkatimizi çeken hareketlilik sadece 2 duraktan 41 kişinin araca binmesi olmuştur. Bu da daha önce hattımızda Pazar sabahı 06:00 sularında yaşanmamış bir hareketliliktir. Binişler Araslı ve KİPTAŞ duraklarından gerçekleşmiştir.
KILIÇDAROĞLU’NA VE İMAMOĞLU’NA HAKARET EDEN HESAPTAN PAYLAŞIM
Yaptığımız incelemelerde bu paylaşımların belirli bir siyasal görüşe yakınlığı ile tanınan hesaplardan başlatıldığı tespit edilmiştir. Özellikle daha önce siyasi görevlerde üstlenmiş bir kişi, bugünkü paylaşımında ‘Bak fotoğrafı çeken vatandaş gizli saklı da değil. Kendisi paylaşıyor. Bizim farkımız tüm bilgileri verdik, gidin bakın’ diyerek fotoğrafı ‘Onder’ isimli kullanıcının yaydığını açıkça doğrulamıştır. Söz konusu ‘Onder’ isimli şahsın sosyal medya hesabı tarandığında, bu kişinin CHP’ye, Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, genel başkan yardımcılarına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na sayısız hakaretleri tespit edilmiştir. Bu hakaretler için ayrıca savcılığa suç duyurusunda bulunulacaktır.
“ORGANİZE BİR FAALİYET, ORGANİZE KÖTÜLÜK”
Nihayetinde, hiçbir Pazar sabahı 06:00 sularında yaşanmayan hareketliliğin sokağa çıkma oranının yüzde 90 azaldığı İstanbul’da bugün gerçekleşmesi şüphe ile karşılanmıştır. Sadece 1 hafta önce 1 kişinin bindiği otobüse 1 hafta sonra toplamda 71 kişinin binmesi üstelik bunun 47 tanesinin aynı duraktan olması, organize bir faaliyetin gerçekleştiğinin göstergesidir. Otobüs içi kalabalık fotoğraflarını sosyal medyaya yayan kişilerin hem bir siyasi parti ve genel başkanına hem de İBB ve başkanına çok sayıda hakaret mesajları paylaşması da, organize kötülüğe dair kuşkularımızı kuvvetlendirmiştir.
“İMAMOĞLU’NU KARALAMAK İÇİN”
Ülke olarak küresel bir salgının yarattığı büyük sorunlarla el ele mücadele ederken, sırf İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nu karalamak için yapılan bu organize kötülüğü şiddetle kınıyoruz. Bu işin arkasında olan ve işe dahil olan herkesle delil toplama süreçlerinin ardından yargı önünde hesaplaşacağımızı belirtir, değerli İstanbul halkının bunun gibi çok sayıda iftira ve karalama kampanyalarına itibar etmemelerini rica ederiz.
Organize bir şekilde bindikleri tespit edilen otobüslerin şoförleri de duraklardan nasıl binildiğini İBB mikrofonuna anlattılar. Şoförler, pazar sabahı o kadar kalabalık insanın binmesinin normal olmadığını, olayın art niyeli, kumpas olduğunu belirttiler.
PİRHA- Sinema eleştirmeni Fatih Değirmen, “Koronavirüs 1: Bir Yabancılaşma Pratiğinden Arta Kalan” başlığıyla kaleme aldığı yazıda 21’inci yüzyılın artık bir distopya yüzyılı olduğu belirlemesinde bulundu.
Koronavirüs dünyaya yayılmaya ve dünyanın dengesini değiştirmeye devam ediyor. Bir taraftan ölümler artarken, diğer yandan yayılmayı önlemek için devletler sokağa çıkma yasağı ilan ediyor.
Koronavirüs bir çok alanda olduğu gibi sanat ve edebiyata da sirayet etmiş durumda. Konserler, tiyatrolar teknolojiyle evlere konuk olurken, sinemaya da yansımaları oldu.
Sinema eleştirmeni Fatih Değirmen, cinerituel.com’da kaleme aldığı yazısında “Bir distopyanın içine uyandık. Peki nasıl uyutulmuştuk?” diye başlayarak, şunları vurguluyor:
“Önce uyuyuşumuzun nedenini anlamaya çalışalım. Yüzyılları tanımlamak adettendir. 19’uncu yüzyıl, tarihin sonunu müjdeleyenlerle, tarihi kendisiyle bitirenlerle, evrensellik vaazlarıyla, hukukun, sözleşmenin gırla gittiği tartışmalarla, kent çöplükleriyle, insanı hiyerarşik örgütlülükte sabitleyen efendilik ve kölelik formlarıyla vs, akıp gitti. 19’uncu yüzyıldan geriye belki en önemli tespit olan bir yabancılaşma kaldı. Onca hayaletler basmışken kentleri, ilerleyen toplumlar, bilimler, akademiler, politikacılar yani kısacası, iyi zamanların demokrasi simsarları kötü zamanların faşist bezirganları varken tedavülde ve bu simsarlarla bezirganlar aynı kişilerken, bunların sadece bir yabancılaşma artığı olduğu söylendi: evrenselliğe takla attıran, hukukun maskesini indiren ve politikacıların hayaletlerini dünyevi bir ruh kovma seansıyla geldikleri yere gönderenler tarafından. Velhasıl 19’uncu yüzyıl, sömürgeci temsillerin hakikatlerimiz olduğunu bize inandırmaya çalışanların kurduğu devletlerle, şirketlerle tanımlandı. Bu devletlerin aslında bizim yabancılaşmış artıklarımız olduğunu söyleyenler sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirerek bizi uyandırmaya çalıştı.”
Değirmen, 20’nci yüzyılda yeni formülasyonlar kurularak geçiştirilmeye çalışıldığını belirterek, “Fakat benlikteki azalış, yabancılaşmış artığa eklemlenerek büyüdü de büyüdü. Yüzyıl başında pratikten komedi çıkaran ustalar iyi tanımlanmış hakikat kümelerine çizikler atmaktan hiç geri durmadı ama 19’ncu yüzyıl temsillerinin 20’nci yüzyılın eğlencesine dönüşmesine engel olamadılar. Ama çok sağlam bir teorik cephanelik oluşturarak yine uyandırmayı denediler. Pratiğini ise bize bıraktılar” dedi.
“21’inci yüzyıl artık bir distopya yüzyılıdır” belirlemesinde bulunan Değirmen, şunlara dikkat çekti:
“Artık bizim çağımız geldi diyen, ama kendi ölülerini gömecek cesareti bile olmayıp ancak eski ölülerini diriltmeye çalışan hayaletlerin çağı başlamış oldu. Sakın ha! Koronavirüsü bu hayaletler çıkardı türünden bir tespit yazının amacına aykırıdır. Böyle bir tespit, toplumsal olguyla toplumsal söylemi birbirine karıştırmak anlamına gelir. Virüs hep vardı. Virüste yeni olan şey, ölecek olmamızı tüm çıplaklığıyla hatırlatması. Bir de Nazizm’den ders aldığını söyleyen demokrasi simsarlarının öjenik tutumlarını yeniden göstererek bazı hayaletlerin gerçek yüzünü görmemizi sağladı. 21’inci yüzyıl distopya yüzyılı, her biri kendi içine kapanan mistifikasyonlarla özellikle ergenleri ergenleştirip yetişkinleri de ergen kılan distopya yüzyılı. Apokaliptiği, post-apokaliptiği vesayiresi hepsi bir arada; sanki gündelik hayatta yeterince baş edilmesi gereken hayalet yokmuş gibi türlü garabetlere gebe distopyalar. Fakat buradan hakikat sonrası çıkmaz. Bu yüzyıl olsa olsa hakikatler yüzyılı olabilir. Çünkü her distopya en az bir hakikat barındırır. 21’inci yüzyılı tanımladım da ne oldu. Virüs imha oldu mu? Koronovirüsten kurtulmak için Marvel evreninden bir Mesih bekleyenlerin sayısında bir azalma gerçekleşti mi? Ölülerini gömemeyenlerin uydurduğu yeni mistik ölüler bu kez bizi gömmeye geldi. Tabi uyumaya devam edersek. Çünkü bu kez de virüsün insanlığı nasıl eşitlediğini vaaz edenler falan var.”
Değirmen, son olarak, yazının amacının bildirimde bulunmak olduğunu vurgulayarak, şunları ifade etti:
“Bir toplumsal olgu var, virüs gibi. Ama bu olguyu söylemsel olarak sürekli yeniden üreten bir iktidar ilişkileri yumağı da var. Söylemi fark edelim ama virüsle mücadele edelim. Söylemi fark etmeden mücadele edersek sonrasında aynı dünyaya dönmüş oluruz. Bizi ölmüşlerin ruhlarıyla büyülemeye çalışanlardan uzak durmak virüsle mücadelede en önemli önlem. Yabancılaştığımız hayatla kurduğumuz dolaylı ilişkiyi fark etmek, en azından kimseye zarar vermeden karnımızı doyurabileceğimiz bir uygarlık yanılsamasına geri dönüşün anahtarı olacaktır. Yabancılaşma olmadan, dolayım kurulmadan yaşanmaz, evet, ama bu yabancılaşma fark edilirse uyanış gerçekleşir gibime geliyor. Yoksa bu yüzyılda bir distopyadan başka bir distopyaya koşuşturup duracak gibi duruyoruz. Bu da bize daha fazla dayanışma için bir fırsat; en azında dayanışma koşulu oluşturmak için. İçimizdeki öjenikleri görmek için de…”
HDP’li Tülay Hatimoğulları, Hatay’da koronavirüse dair sosyal medyada çıkan asılsız haberlere tepki gösterdi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Hatay’da koronavirüse (Covid-19) ilişkin sosyal medyada çıkan asılsız haberlere tepki gösterdi.
Yazılı bir açıklama yapan Hatimoğulları, sosyal medyada yayılan “Hatay’ın Defne, Samandağ ve Arsuz ilçelerinde Alevilerin nüfusunu azaltmak için gizli örgütler devlet izniyle virüs bulaşmış kişiler Hatay’ın ilçelerine göndermeye başladı.
Milletvekillerimiz gizli yayılan haberi Mecliste konuşulmak üzere acilen toplantıya çağırıldı… Şu an hastaneler dolmak üzere ve virüs birçok Alevi vatandaşımıza bulaştı…” başlıklı haberin doğru olmadığını belirtti.
Hatimoğulları, “Düzenin bugüne kadar Alevilere dönük uyguladığı ayrımcı, ötekileştirici, asimilasyoncu politikalar ve yakın tarihimizde maruz kaldığı katliamlar nedeniyle bu tür gerçek olmayan haberler Alevi toplumunda ciddi tedirginlik yaratmaktadır. Bu haber Arap Alevileri tedirgin etmiştir. Bu sebeple ben ve birçok Alevi milletvekili aranmakta, yurttaşlar tarafından ‘haberin doğruluk payı var mıdır?’ diye sorulmaktadır. Arap Alevi ve tüm halklarımız şunu iyi bilmelidir ki; halklara karşı gerçekleşecek saldırıların biçimi ne olursa olsun hep beraber ortak akıl ve duyguyla mücadele edeceğiz. Sosyal medyadaki bu provakatif yaklaşımlara itibar etmemeliyiz. Bu haberi yayan sosyal medya hesabı açığa çıkarılmalıdır. Alevi toplumunu tedirgin edenler yargılanmalıdır.”
Gazeteci Korhan Varol sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile koronavirüs testinin pozitif çıktığını takipçilerine duyurdu.
Gazeteci Korhan Varol sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada;
“Adı #Corona olan virüs tabii ki beni bulacaktı, bekliyordum zaten. Test sonucu pozitif çıktı, hastanede karantinadayım. Yani arkadaşla bir süre kapışacağız. Görelim bakalım #covid19 efendi; hangimiz daha güçlü” dedi.
PİRHA – Koronavirüs salgını sürecinde yaşananlara dair PİRHA’ya konuşan SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, mülteciler, sağlık ekipmanları ve cezaevlerindeki siyasi tutukluların durumuna değindi. Erdem, “Özellikle risk durumunda olan yaşlı, hasta, kronik hastalığı olan hamile, çocuk emziren kişilerin mümkün olduğunca dışarı çıkmamasını, kalabalık yerlere girmemesini öneriyoruz” dedi. Erdem, cezaevlerinin ise en kritik noktada olduğunu kaydetti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Songül Erdem, koronavirüs salgını sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tedbirlerin en üst seviyeye çıkarılması gerektiğini belirten Erdem, “Kamuoyunda sayıları tartışmamak gerekiyor belki ama biz sağlık çalışanlarının yerellerde, hastanede, sağlık kurumlarında aktif olarak çalışıyoruz hala ve tehlikeli riskler altında çalışıyoruz. Covid-19 şüphesi hastalarla, tanısı konmuş hastalarla birebir çalışıyoruz. Bu rakamın bu bilginin sağlık çalışanlarına şeffaf ve güvenli bir şekilde net bir şekilde verilmesi gerekiyor. Hangi hastanede Covid-19 tanısı konulmuş hasta var, nerede şüpheli hasta var, hangi serviste yatıyor, bütün bunlar sağlık çalışanları tarafından bilinirse sağlık çalışanlarının kendini koruması açısından çok kritik bir bilgidir” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”
Erdem, “Biz defalarca ifade ettik, evet olağanüstü bir durum yaşıyoruz, bir salgınla karşı karşıyayız. Elbetteki bu salgınla mücadele konusunda her birimizin yapması gereken işler var. Ama şunu net vurguluyoruz; bu toplumsal bir sorun, bu sorunun çözümü de toplumsal olarak buradan doğru önlemler alırsak başa çıkarız. Tek başımıza kendinizi koruyarak bu salgınla başa çıkamayız. Kendimizle beraber etrafımızdakileri de kurmamız gerekiyor ve bir toplumsal dayanışmayı sürdürmeniz gerekiyor” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.
ERDEM’DEN TEDBİRLİ OLMA ÇAĞRISI VE ÖNERİLER
SES Eş Genel Başkanı Songül Erdem salgına karşı şu önerileri aktardı:
“Evet el temizliği çok önemli, yani bütün enfeksiyon hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarında yani bu noktada Dünya Sağlık Örgütü de, Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu da, bilim insanları da, sağlık örgütleri de net şunu diyor: Teması azalt, mümkünse kes. Hasta kişilerle temasta girme diyoruz. Bu yüzden mesela çok kalabalık yerlere, kapalı mekanlara çıkmaması gerektiğini, özellikle risk durumunda olan yaşlı, hasta, kronik hastalığı olan hamile çocuk emziren kişilerin mümkün olduğunca dışarı çıkmamasını, kalabalık yerlere girmemesini öneriyoruz.
Yine hasta kişilerle temasa giren insanların belli mesafeyi koruması gerekiyor, en az 1 metre mesafeye kurması gerekiyor ve bu temastan hemen sonra en az 20 saniye sabunlu suyla yıkamasını tavsiye ediyoruz.
El temizliği çok önemli, ellerimizi temizlemeden gözümüze, yüzümüze, ağzımıza bulaştırmayalım diye önerilerde bulunuyoruz bu temel bir yaklaşım aslında. Yani genel bir yaklaşım buna özel bir özen göstermemiz lazım. Hasta insanlarla temas kurarken maske kullanmasını, hasta insanların kendisinin maske kullanmasını öneriyoruz. Sağlıklı insanların maske ve eldiven kullanmasını önermiyoruz. Doğru değil aksine hastalığın yayılımına neden olabiliyor.
Yani maske ve eldiveni ağırlıkta hastalar, hasta insanlara temasta olanlar ve sağlık çalışanları kullanması gerekiyor, bunlara dikkat etmek lazım.”
MÜLTECİLER VE EVSİZ İNSANLAR
Mültecilere ve evi olmayan yurttaşların durumuna dikkat çeken Erdem, “Mültecilere, sokakta yaşayanlara ilişkin bunlar boş evlere, tatil sitelerine yerleştirilebilir bunlara dönük bu kolaylıkla sağlanmalı ve bunları koşullarının düzeltilmesi gerekiyor. Sadece kendimizi koruyarak değil, ötekileştirdiklerimizi hepsini korumamız gerekiyor ki bu salgınla başa çıkalım bu önemli” dedi.
CEZAEVİ KOŞULLARI
Cezaevi koşullarını da değerlendiren Erdem, şunları kaydetti:
“Cezaevlerine ilişkin pek çok örgüt açıklama yaptı. Kalabalık mekanlar sağlık koşulları hakikaten salgından bağımsız çok kötü yerler. Cezaevlerine ilişkin bir kere dışarıda kendimiz için önerdiğiniz tedbirlerin bir fazlasını cezaevi için hayata geçirmemiz lazım. Çünkü hem kapalı mekanlar, hem dediğim gibi sağlıksız koşullar ceza evlerinin kendisi sağlıksız. Hızlıca koşulsuz bir şekilde hasta tutsakların mutlaka serbest bırakılması gerekiyor, tahliye edilmesi gerekiyor. Çocuklu annelerin çocukları ile beraber kalan annelerin mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor. Onun dışında cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi gerekiyor.
Yani aynı dezenfeksiyon işleminin orada da geçerli, bütün tutsaklara temizlik malzemelerinin ücretsiz verilmesi gerekiyor. Çok kalabalık koğuşların ayarlanması gerekiyor. Hatta pek çok hükümlü ve tutsak için ev koşullarının yani denetim serbestlik adli kontrol denetimine çıkarılmanın yollarının konuşulması gerekiyor.
Yani bir bütün cezaevleri konusunda, çünkü gardiyanlar içeri girip çıkıp dışarıda teması olan insanlar, yani içeriye virüsün taşınması halinde önüne geçmemiz mümkün değil, bunları sağlanması lazım.
Tedbirleri alırken de cezaevindeki insanların hak ihlallerine uğramaması lazım. Yani görüş yasağı getirmek yerine görüş koşullarına uygun şekilde ayarlanmasını sağlanmasının gerekiyor.
Görüş sınırlaması getirilmiş ise telefon saatlerini uzatılması gerekiyor gibi pek çok şey yapılabilir ama cezaevleri için dediğim gibi dışarıdaki alınan tedbirlerin bir fazlasını almamız mutlaka ama mutlaka almamız gerekiyor.
Şunu net ifade edelim dediğim gibi tedbirleri ifade etmek yetmiyor tedbirleri hayata geçirme koşullarını olanaklarını konuşmamız gerekiyor.”
“YAŞAM STANDARTLARININ YÜKSELMESİ GEREKİYOR”
Salgın sürecinin ekonomik yansımalarını aktaran Erdem, “Yani bu kaotik durumlarda bu kriz süreçlerinde maalesef ki de her birimizin yaşadığı sorunlar derinleşerek artıyor. Yani dar gelirler için sorunlar artıyor, işsizler için artıyor ve yine pek çok özel sektör işten çıkarmalara başladı bir kere bunların yasaklanması gerekiyor, işten çıkarmaların hatta asgari ücret alarak çalışan insanların yaşam standardının yükseltilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), koronavirüs salgınına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Dayanışma gücümüzü küçümsememeliyiz. Lakin dünyanın en güçlüleri mikroskobik bir virüse teslim olmuşlardır. Bu durum Xızıri gayretin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Birbirine Xızır olunarak ancak doğaya ve yaşama şifa olacağımızın açığa çıktığı bir zamandayız” denildi.
Koronavirüs salgınına ilişkin açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, dayanışma çağrısı yaptı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“ZULÜM İKTİDARLARINA KARŞI DAYANIŞACAĞIZ”
“Dünya koronavirüs salgını ile sarsılmış vaziyette. Hakikat ise kendi demini sürüyor. Neydi o hakikat peki. Cümle varlıkla rızalı yaşamak gerçeği. Biz insanlar bu hakikati korumak zorunda olduğumuzun gerçeği ile yüzleşiyoruz. Nefsani iktidarlar tüm çaresizlikleri ile ortadadır. Doğayı talan eden, rızkının kıymetini bilmeyen, rızalı paylaşmaktan imtina eden nemrutluk kadir kıymet de bilmemektedir. Teknolojiyi ve bilimciliği yeni sömürge yaratma düzeni olarak kurgulayan sistem kendi hastalığını yaratmıştır. Varlığı her zerresine kadar data olarak sömürmek yeni düzenin kodlarıdır. Hitler’in dünya düzeni artık dünyanın iktidarına oynayan yöndedir. Korona, görme, koklama, tatma diyor. Bizden üç duyumuzu planlı çalan üretilmiş virüs. Finans kapitalin kendini pazarlama, etik değerleri olmayan çaresiz bilimciliğin bilgi kuramını dayatma süreci olarak algılanmalıdır. Dünya Autswich kampına dönüştürülmek isteniyor. Ya tabi ol ya da öl. Ya kendini yalnızlaştır ya da ben öldürerek yalnızlaştıracağım. İktidarların omuzlarında beyinlerimizi yiyen hastalıkları türüyor. Korona ile ölümü görme, havayı koklama, doğal gıdayı tatma diyor. Biz insan varlığına ise bu zulüm iktidarlarına karşı yaşadığımız her mekanın ve her canın kadir kıymetini bilerek dayanışmaktır.
Bu küresel hegemonya güçlerin ilerde nasıl bir stratejik saldırı başlatacağının işaretidir. Ekonomik, dijital ve askeri siyasal, ideolojik, politik kadar maddi ve manevi olarak, yeni bir saldırı stratejisini de ortaya çıkaracaktır. Adeta bilimcilik, dincilik, cinsiyetçilik, pozitif tanrıcılığın her türlü zihniyet kurum ve hegemonyasını daha güçlü hale getireceklerini de göstermektedir.
“DÜNYA SİSTEMİ KAOS SÜRECİNE GİRMİŞTİR”
Koronavirus aynı zamanda küresel hegemonyanın kendisini sürdüremez duruma geldiğini de ortaya çıkarmış oldu. Dünya sistemi bir bütün kriz, kaos sürecine girmiştir diyebiliriz. Aslında can çekişen kapitalist uygarlığın bizzat kendisidir. Bu süreç çok yönlü hem gelişmelere gebe hemde yeni gelişecek küresel vicdanın önüne geçmeyi de içermektedir. Ciddi bir paradigmaya yani ideolojik politik ekolojik özgürlükçü düşünceye sahip olanla, var olan varlıklarını savunma temelinde geliştirmekle beraber, bu yeni gelişen duruma göre yeniden bir döneme girmiş olacaklar.
Koronavirüsü hastalıklı rızasız finans kapital sistemin bilim dininin ürettiği ve kendisini yeniden inşa etmek istediği bir biopolitik savaş argümanıdır.
Dünya devletleri buna gönüllü, gönülsüz tabi olmuşlardır. Yeni dikta rejimi dünya çapında düşünülmektedir. Çaresizliğin altında çare olarak gösterilen aşı varlığın data olarak görüleceği zihni Hitler döneminde atılmış, şimdilerde Yuval Harrilerle meşrulaştırılmak istenen, finans kapitalin robotik üretime ikna edilme süreci olarak okunmalıdır. Varlık data olarak görülecek insan tüm değerlerinden boşatılarak Irkçı teknoloji dinine öldürtülecektir. Doğanın ve doğayla ikrarlı halkların direnmekten başka çaresi yoktur.
Dünya çapında devletleşen şirketler merkeze alınacak, zayıflar elenecek, kalanlar otomasyon sistemi ile dünyaya entegre edilecektir. İkili ve çoklu insan diyalog ve dayanışma ağları kırılmak istenecek. İşe yaramayanlar elenecektir. Doğal seleksiyon yerine bilim engizisyonuna göre seleksiyon oluşturulacak. Autswich kampında olduğu gibi.
Doğal üretim alanlaları, tarım faaliyetleri merkezi şirketlerin eline geçirilecek, su ve toprak özgünlüğü teslim alınarak nüfus organizasyonu yapılacak. Biotarım Hiybrid tohumculuk teknolojiye uyumluluk olarak daha fazla pazarlanacak. Yerel nüfusun son direnç kanalları teslim alınacak.
Finans kapital para kaçışlarını, paradan para kazanma sürecini yeni bir bedel ile genel sistem inşasına harcayacaktır. Yani IMF üzerinden geri dönen para, korona üzerinden yeniden dünyaya pompalanacak bununla teslim alınmamış ekonomiler teslim alınacaktır. Kara paralar aklanmış olacaktır. Aşı ile tekrar geri alacaktır. Karantina sürecinde tüm teknoloji aktarımı ve otomasyon devletler ve şirketler üzerinde organize edilecektir.
Erkek zihinli kapitalist modernitenin savaşı rahime – kadına saldırıdır. Erkek iktidar rahmi – doğumu eline almak istemektedir. Bu şekilde erkek iktidarını bilim dinciliği ile rahim sahibi olarak inşa etmek istemektedir.
Türkiye aynı şekilde virüsün yayılma hızını manipüle eden bir çizgide ilerliyor. İzlediği yöntemler Diyanet üzerinden dua ile geçiştiren, gerçeğe gözlerini kapatan Sağlık Bakanı açıklamaları özgüven barındıran bir kofluk ile, halkın karşısında boşa zaman harcamaktadır. Cezaevleri bir tarjedi doğurmak üzeredir. Düşünülen af meselesi eşit yaklaşımı gözetmiyor. Çocuk istismarcılarını, uyuşturucu tüccarlarını, kadın katillerini kapsama alan kanun devletin asıl kendine karşı işlediği suçları affedebilirken, yine siyasi tutsaklar kapsam dışında tutulmak istenmektedir. Emekçiler halen burun buruna çalışmakta. Ekmek parasına hayatlarını ortaya koymaktadırlar. İçişleri bakanlığı halen HDP belediyelerine kayyum atayarak halkın sağlığını hiçe sayan düşmanlık psikolojisi üretmektedir. Basın sahih bilgiye ulaşmakta zorlanmakta ve tehdit edilmektedir. İşsizlik durumu ile karşı karşıya kalan halka bütçe yerine, işverene çalışan bir hazine büyük umutsuzluk yaratmaktadır.
İnsafa bırakılamayacak bir süreç ile karşı karşıya olan biz halklar. Tüm sosyal alanlarımızı ve yapılarımızı toplum ve doğa sağlığı için seferber etmek ve toplumsal dayanışmayı, tüm merkezi düşmanlaştırma politikalarına karşı dayanışmaya dönüştürmek zorundayız. Dayanışma türlü haldedir.
“DAYANIŞMA AĞI İLE TOPLUMSAL DİNAMİKLER ORTAKLAŞMALI”
Cemevlerimiz, çevresindeki üyesi olan sağlık çalışanlarını belirleyebilir. Alternatif bir haber ve dayanışma için iletişim ağları açığa çıkarabilir. Xızır Lokması çerçevesinde gıda dayanışması açığa çıkarabilir.
Cemevlerimiz, şimdiden başlayarak geleceğini örebileceği doğal şifahane alanlarına dönüşebilir. Lakin toplumsal geleneğimizde ve inanç yapımızda şifa yapısı güçlüdür. Şifa üretmek için tüm cemevlerimizde aşhaneler hazır mekanlardır. Bu konuda çabası olan doğal şifacı canlara çağrı yapılarak halkımıza doğal ilaçlar önerilebilir. Üretilip dağıtılabilir.
Gençlik yapılarını yaşlı nüfus ile dayanışma içerisinde olması için organize edebilir.
Evde kalmak değil kontrollü dayanışmak çaresizliğe çare olur. Birliktelik küçük gruplarla sürdürülebilir.
Bu dayanışma ağı içerisinde tüm toplumsal dinamiklerle ortaklaşılabilir.
Her can bugün neyi eksik yaptığını, neye israfçı yaklaştığını, toplumundan ve yaşamdan ne kadar uzaklaştırıldığını, ne kadar yalnızlaştırıldığını, doğaya karşı ne kadar duyarsızlaştığını ve neye karşı mücadele edeceğini durup düşünmek bizlerin birlikte hareketini güçlendirecektir. Bizleri data olarak gören nemrut iktidarlarına karşı ancak birlikte cümle varlıkla birlikte karşı durursak yaşamı koruyabiliriz.
Demokratik Alevi Dernekleri olarak tüm üyelerimizi ve dostlarımızı toplumsal dayanışmada her alanda aktif rol üstlenmelerini toplumsal direncimiz açısından elzem görüyoruz.
Unutmamalı ve dayanışma gücümüzü küçümsememeliyiz. Lakin dünyanın en güçlüleri mikroskobik bir virüse teslim olmuşlardır. Bu durum Xızıri gayretin ne kadar önemli olduğunu. göstermiştir. Birbirine Xızır olunarak ancak doğaya ve yaşama şifa olacağımızın açığa çıktığı bir zamandayız. Sağlıklı toplumlar birbirinin Xızır’ı olanlardır.”
Ülkede 164 bin doktor görev yaparken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın personel sayısı, 95 bini din hizmetlerinde olmak üzere, 130 bine yaklaştı. Koronavirüse karşı ‘dua seferberliği’ başlatan Diyanet, personeli için 2019’da 8,2 milyar TL harcadı.
Koronavirüs salgını nedeniyle başta hekim eksikliği olmak üzere salgının sağlık sektöründe iflasa yol açacağı kaygıları yaşanırken, dikkatler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dev personel ordusuna yoğunlaştı. Koronavirüse karşı ‘dua seferberliği’ başlatan Diyanet’in istihdam ettiği personel sayısı 11 yılda 47 bin artarak 130 bine yaklaştı. Diyanet’in toplam personel sayısı, 101 bin 116 olurken, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hekim sayısını da geride bıraktı.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, koronavirüs salgının son bulması ve hastaların sağlığına kavuşması için yatsı ezanı sonrasında tüm camilerden dua edileceğini duyurması ise tepki çekti. Erbaş’ın dua seferberliği başlatılmasını önerdiği sosyal medya paylaşımının altına, “İşimiz duaya mı kaldı? Bütçenizle evlerin faturalarını ödeyin, ekmeği olmayanlara yardım edin” yorumları yazıldı.
PERSONEL SAYISI KATLANDI
Dev bir bütçeye sahip olan Diyanet’in personel sayısı yıllar içinde katlanarak arttı. Başkanlığın resmi verilerine göre, 2019 yılı itibariyle personel sayısı 127 bine yükseldi. Diyanet’in merkez ve taşra kadrolarında görev yapan personelin sayısı, devlet hastanelerinde görev yapan hekim sayısının 26 bin üzerine çıktı.
2020 yılındaki 11,5 milyar ödenek ile birçok bakanlığı geride bırakan Diyanet’in personel sayısı, 2006 yılından 2019 yılı sonuna kadar yüzde 59 arttı. Diyanet’in bazı yıllara göre personel sayısı şöyle oldu:
► 2006: 79 bin 870,
► 2015: 117 bin 378,
► 2016: 112 bin,
► 2019: 127 bin.
Diyanet kadrolarında, ‘din hizmetleri’ adı altında sınıflandırılan personelin sayısı 95 bin 87 ile ifade edilirken bölümlere göre bu sayı şu şekilde:
► İmam: 60 bin 808,
► Müezzin-kayyım: 12 bin 28,
► Vaiz ve cezaevi vaizi: 2 bin 624.
İktidarın, 10 nüfuslu köylere dahi cami yapılması ısrarı, ülkedeki cami sayısının da artmasına neden oldu. Diyanet’in verilerine göre, 2011 yılında 83 bin olan cami sayısı 2018 yılında 88 bin 681’e fırladı.
KRİZ, DİYANET’E UĞRAMADI
2019 yılında 10,2 milyar TL harcayan idare, bu paranın yüzde 82’sini ‘Personel gideri’ kalemine yazdı. Temsil ve tanıtım için 2019’da 2 milyon TL harcayan kurumun, ‘Tüketime yönelik mal ve malzeme alımı’ gideri ise 188 milyon TL oldu.
DOKTOR BAŞINA 498 KİŞİ
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı verilere göre, 1 Ocak 2020 itibarıyla Türkiye’de toplam 164 bin 594 doktor bulunuyor. Doktorların yüzde 61,4’ü Sağlık Bakanlığı’nda, yüzde 20,4’ü üniversitelerde, yüzde 18,2’si ise özel sektörde çalışıyor. Verilere göre, 101 bin 116 doktor, bakanlığa bağlı hastanelerde görev yapıyor. Türkiye’de bir doktor başına 498,2 kişi düşüyor. Bu sayının OECD ülkelerinde ortalama 341,3 olduğu biliniyor. (MUSTAFA MERT BİLDİRCİN/BirGün)