Etiket: viyana

  • Avrupa’da Dersim Tertelesi anmaları: Basel ve Viyana’da “Hakikat ve Yüzleşme” vurgusu-VİDEO

    Avrupa’da Dersim Tertelesi anmaları: Basel ve Viyana’da “Hakikat ve Yüzleşme” vurgusu-VİDEO

    PİRHA- İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen anmada Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anılırken, Viyana’daki etkinlikte Demir Çelik, soykırımın etkilerinin sürdüğüne dikkat çekerek mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.

    İsviçre’nin Basel kentinde, Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitiren canlar anıldı. Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve İsviçre Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB-İ) tarafından düzenlenen anma etkinliği Pir Vakkas Urul’ın okuduğu gulbang ile başladı. Ardından sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Anma etkinliğinde FEDA Bern temsilcisi Ali Çalışkan ağıt yakarken, FEDA İsviçre Eşbaşkanı Songül Aslan, FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat ve Hatice Altınışık konuşmalar yaptı. Konuşmalarda Dersim Soykırımı’nın Aleviler açısından tarihsel bir kırılma olduğu, katliamların uluslararası alanda tanınması gerektiği ve asimilasyon politikalarının sürdüğü vurgulandı. Ayrıca Sırrı Süreyya Önder anıldı.Etkinlik, lokmaların paylaşılmasıyla sona erdi.

    VİYANA’DA ANMA

    Viyana düzenlenen anma etkinliği Pir Hüseyin Elmas‘ın okuduğu gulbeng ile başladı.  Konuşmacı olarak ise Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik yer aldı.

    Çelik, yaptığı konuşmada Dersim Soykırımı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam olmadığını, etkilerinin bugün de Alevi toplumu üzerinde sürdüğünü vurguladı. Çelik, Dersim’de yaşananların unutulmaması için mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.

    HABER MERKEZİ

  • Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde Suriye’de Alevilere yönelik katliam protesto edildi.

    Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı Avarupa’nın bir çok kentinde bir araya gelen Alevi kurumları katliamı protesto etti.

    Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde yapılan açıklamada, Suriye’deki Alevi katliamının HTŞ tarafından yapıldığına dikkat çekilerek, uluslararası kuruluşların ve devletleri sorumluluk almaya çağrıldı.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çeken basın açıklaması yapıldı.Etkinlik, Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma gruplarının katılımıyla gerçekleşti. Açılış, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile yapıldı. Ardından hazırlanan Türkçe basın metni yine Pir Hüseyin Elmas tarafından okunarak katılımcılara duyuruldu. Basın açıklamasının Almanca metnini ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün okudu.

    Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet vakaları uluslararası kamuoyunun dikkatine sunuldu. Avrupa’daki karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atma çağrısı yapıldı.

    Program, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından birkaç nefes dinletisi ile son buldu. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış ve dayanışma mesajları vererek etkinliği tamamladı.

    PİRHA/ALMANYAAVUSTURYA

  • Viyana’da Alevi katliamına tepki yükseldi!-VİDEO

    Viyana’da Alevi katliamına tepki yükseldi!-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin batısındaki Lazkiye Tartus ve Hama’da Alevilere yönelik katliama tepki gösteren yurttaşlar, Viyana’da meydana çıktı.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevilere katliamına tepkiler yükseliyor.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da Alevi kurumlarının çağrısıyla meydanları dolduran yurttaşlar, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etti.

    Eylemde uluslararası güçlerin sessizliği kınanırken, katliamın durdurulmasını ve sorumluların hesap vermesini istedi.

    PİRHA/VİYANA

     

  • Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, kuruluşunun 25. yılını coşkuyla kutladı

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, kuruluşunun 25. yılını coşkuyla kutladı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını Viyana’da büyük bir coşkuyla kutladı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını kutladı.

    Welg Medya’nın haberine göre, sunuculuğunu Deniz Öz ve Alican Doğan’ın yaptığı kutlama, Viyana Belediye Başkanı Yardımcısı Christoph Wiederkehr’in katılımı ve katkılarıyla Festsaal Wiener Rathaus’ta gerçekleşti.

    Ev sahipliğini Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak’ın yaptığı kutlamalara, Avusturya’nın dört bir yanından gelen dernek yöneticileri ve dernek üyelerinin yanı sıra, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bugüne kadar başkanlık yapmış olan dönem genel başkanları Ahmet Işık, Mehmet Ali Çankaya, Ethem Şahin, önceki Yol ve Erkan Kurulu Başkanı Haydar Bilgin başta olmak üzere, Analar-Pirler, Avusturya Alevi Kadınlar Birliği ve Avusturya Alevi Gençlik Topluluğu da katıldı.

    Viyana Belediye Başkan Vekili Christoph Wiederkehr, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Tunç Soyer, Avrupa Parlementosu Alevi Dostluk Grup Başkanı Dr. Günter Sidl, Viyana Belediye Başkanvekili Kathrin Gaal, geceye videolu kutlama mesajı gönderdi.

    Etkinliğe Milletvekilleri Dr. Ewa Ernst-Dziedzic, Bürstmayr Georg, Micheal Reimon ve Belediye Meclis Encümenleri Barbara Huemer, Niki Kunrath, Berivan Arslan, Max Zirngast, Carola Zentara, Sofia Palzer-Khomenko, Heidi Sequenz, Hans Arsenovic, Ali Fırat, Islek Siham, Ludwig Hetzel’e, Katolik Kilisesinden Dr. Espérance-François Ngayibata Bulayumi, Ermeni Katolik Kilisesinden Vahan Hovagimian, Avusturya Budisim Gerhard Weissgrab, Elmar Kuhn Hristiyan yardım kuruluşundan, Evangelist Kilisesinden Eva Hörmann, Süryani Ortodox Kilisesinden Islek Musa, Tarihçi Heiko Heinisch, Doç.Dr. Hüseyin Çicek, Prof.Dr. Stefan Hammer, Dr. Harald Tripp, Dr. Deniz Coşan Eke etkinliğe katıldılar.

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, HDP eski Milletvekili Zeynel Özen, AABK eski yöneticilerinden Bülent Ant, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı Müslüm Dalkılıç, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz, Danimarka ABF Başkanı Türel Meriç, İsviçre ABF Başkanı Binali Sağlam etkinlikte hazır bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya ABF yöneticilerinden Ali Rıza Yıldırım, havalimanında gözaltına alınıp bırakıldı

    Avusturya ABF yöneticilerinden Ali Rıza Yıldırım, havalimanında gözaltına alınıp bırakıldı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde yıllardır Alevi toplumuna hizmet eden Ali Rıza Yıldırım, İstanbul-Viyana uçuşu sırasında polis tarafından gözaltına alındı ancak bir süre sonra serbest bırakıldı. 

    Yurtdışından Türkiye’ye gelen bazı Alevi kurum yöneticilerinin gözaltına alınması sürüyor. Avusturya’da yıllarca Alevi toplumuna hizmet etmiş olan Ali Rıza Yıldırım, İstanbul’dan Viyana’ya uçmak için gittiği havalimanında gözaltına alındı. Yıldırım’ın bir süre sonra serbest bırakıldığı öğrenildi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, sosyal medya hesabından yayınladığı mesajında, “Avusturya ABF emektarlarından ve Viyana Alevi toplumuza yıllardır emek vermiş ve başkanlık yapmış olan sevgili Ali Rıza Yıldırım başkanımız, bugün 21:30 uçağı ile İstanbul-Viyana uçuşu öncesi gözaltına alındıktan sonra ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi ismini patentleyen İslam Alevi Teşkilatına karşı açılan davanın ikinci duruşması görüldü

    Alevi ismini patentleyen İslam Alevi Teşkilatına karşı açılan davanın ikinci duruşması görüldü

    PİRHA- Viyana Patentamt’da Avusturya İslam Alevi Teşkilatının ‘Alevi’ ismini patentlenmesine karşı AABF’nin açtığı davanın sözlü duruşması görüldü. Belirtilen raporların detaylı incelenmesi ve sonuca bağlanılması için karar yazılı olarak bildirilecek. 

    Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’nın ‘Alevi’ ismini özel şirket gibi patentlemek istemesine karşı açılan davanın ilk duruşması dün görüldü.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Alevi ismini kullanan diğer Alevi kurumlarını kendilerine patent ismi ödemesi gerektiğini söyleyen Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’na karşı dava açmıştı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) açtığı davada, Alevi isminin tüm Alevilere ait olduğunu, patentlenemeyeceğini belirtmişti. Davanın sözlü ikinci duruşması dün Viyana’da görüldü.

    Mahkemeye, Innsbruck, Salzburg, Graz, St.Pölten, Wr.Neustadt ve Viyana Alevi Kültür Merkezleri başta olmak üzere AABF yöneticileri katıldı.

    Mahkeme hakimi dosyalar ile ilgi önce avukatlara daha sonra taraflara söz hakkı verdikten sonra davanın kararını yazılı olarak bildireceğini belirterek davayı bitirdi.

    “ASİMİLASYONA KARŞI YILMADAN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Avusturya Alevi Birliği Federasyonu mahkeme sonrasında yaptığı açıklamada, asimilasyona karşı mücadelelerinin devam edeceğini belirterek, “İslam Alevi Teşkilatının, İslam Kanunu içinde tanınmaları sonucu elde ettikleri kazanımlarını AABF ve bileşenlerine çalışmalarını engelleme ve kapatılmasına yönelik yürüttükleri baskı, şikayet ve ihbarları doğrultusunda, asimilasyona karşı verilen mücadeleler nasıl bugüne kadar hiç yılmadan, yorulmadan, onurluca verildiyse, bundan sonra da bu mücadele sonuna kadar yürütülecektir. AABF ve bileşenlerinin yürütmüş oldukları hak mücadelesinde, soğuk, kar kış demeden daima yanımızda olan ve bize her daim destek veren başta değerli üyeleri, yöneticileri, başkanları olmak üzere, tüm kurumlarımıza ve mücadelemize ışık tutan, yanımızda olan, gönülleri ve destek mesajlarını esirgemeyen her bir bireye ve cana ayriyeten teşekkür ediyoruz” dedi.

    İSLAM ALEVİ TEŞKİLATININ ŞİKAYETLERİ

    2009 yılından bugüne kadar İslam Alevi Teşkilatının AABF’nin tanınması ve hak mücadelesinin engellenmesi için yaptığı şikayetlerin önde gelenlerini mahkemeye delil olarak sunduklarını belirten Özgür Turak, İslam Alevi Teşkilatının AABF’ye karşı yaptığı şikayetlerin önde gelenlerini şöyle sıraladı:

    – 2009 yılında AABF’nin yapmış olduğu tanınma başvurusunun, engellenmesi için İnanç Dairesine, AABF başvurusunun dondurma müracaatı, gerekçe İslam Alevi Teşkilatı olarak AABF ve bileşenlerinden habersiz bir şekilde, AABF’nin tüzüğünü gasp ederek yaptıkları başvurusunun sonuçlanmaması nedeniyle, İnanç Dairesinin AABF’nin başvurusunu, İslam Alevi Teşkilatının tanınma süreci sonuçlanana kadar dondurma talebi.

    – 2010 Yılında AABF dönem Başkanı M.Ali Çankaya ve İnanç Kurulu Başkanı Kazım Akbaba Dede’nin Viyana Alevi Kültür Birliği dernek üyeliklerinden atıldıklarının ve bu kişilerin AABF tüzüğü gereği, AABF temsil ve imza haklarının olmadığı gerekçesi ile AABF başvurusunun geçersiz kılınmasına yönelik şikayet dilekçesi.

    – 2011 yılında AABF ve bileşenlerinin, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, AABF Genel Başkanı M.Ali Çankaya, AABF İnanç Kurulu Başkanı Kazım Akbaba ve dönemin Viyana Alevi Kültür Birliği üyesi olan Altun Turak’ın isimleri verilerek, Avusturya Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Başsavcılığına, Milli İstihbarat Teşkilatına, Almanya Anayasayı koruma ve terörle Mücadele Kurumu’na, AABF ve ismi geçen kişilerin terör örgütü kurma ve terör örgütü olma yönündeki şikayetleri.

    – 2011 Yılında Avusturya’nın Irkçı partilerinden biri olan BZÖ Milletvekilleri aracılığı ile İçişleri Bakanlığına yönelik parlemento soru önergesi ile AABF’nin terör örgütü olduğu ve Avusturyada İnanç Kurumu olarak tanınma başvurusunu yaptığını ve bunun araştırılması talebinde bulunulması gerektiğini sunmaları.

    – 2016 yılından, 2015 Yeni İslam Yasası kapsamında Din Toplumu olarak tanınan İslam Alevi Teşkilatının, Avusturyadaki tüm Alevileri temsil eden tek kuruluş olma iddiası ile kendilerine bağlı olmayan AABF ve bileşen derneklerinin, İslam Yasası gereğince kapatılmasına yönelik yaptıkları şikayet.

    – 2018 Yılında AABF’nin ve bileşenlerinin kurum isimlerinde “Alevi” kelimelerini kullandıkları için, kamu önünde karışıklık yarattığı iddiası ile AABF ve bileşenlerin kültür merkezlerinin, isimlerindeki Alevi isimlerini kaldırmalarını, aksi taktirde kapatılmalarını talep eden şikayet dilekçeleri.

    – 2018 yılında AABF ve Bileşenlerinin Kültür merkezlerinde Alevi İnanç Ritüellerini; Cem Yürütme, Semah dönme, 40 Yemeklerini, Hakka Uğurlama Erkanları, Musahiplik Erkanları, Oruç tutma ve birlikte Oruç açma, vb. erkanları yaptıklarını ve Alevi İnanç Ritüellerini İslam Alevi Teşkilatından başka hiç bir kurumun İslam Kanunu Gereği yapmaması ve bu kurumların yine İslam Kanunu gereği kapatılması talebi.

    – 2019 yılında AABF’nin kurumsal kimlik doğrultusunda kullandıkları “aleviten österreich” (Avusturyalı Alevileri), Alevi Gençliği, Alevi Toplumu, Alevi Kadınları, Alevi Akademisi isimlerinin patentlemelerini ve bu kavramların kendilerinden başka hiç kimsenin kullanmaması gerektiği, kullanıldığı taktirde günlük 1000,-€ gibi bir ceza ile yargılanma talepleri.

    – 2019 yılında AABF’nin yukarda belirtilen isimleri kullandığı ve bu isimlerin kendileri tarafından patentlendiği gerekçesi ile Avusturya İnanç Dairesine yaptıkları şikayet dilekçesi.

    – 2019 yılında St.Pölten AKM’nin İslam Alevi Teskilatına bağlanması sonucu, St.Pölten dernekler masasına yeni bir kurum oluşturma talebimize itirazen, St.Pöltende Alevi ismi altında, İslam Alevi Teşkilatından başka hiç bir kurumun dernek kuramaması talep dilekçelerini.

    – 2019 yılında Viyana Alevi Kadınlar Birliği’nin kurulması için, dernekler masasına yapmış olduğumuz başvuruya itiraz ederek, St.Pölten örneğindeki gibi, İslam Alevi Teşkilatı dışında başka bir kurumun Alevi ismi altında dernekler kurmaması yönündeki şikayetleri.

    – 2020 Yılında Viyana Ticaret Mahkemesine, İslam Alevi Teşkilatının Patentlemis olduğu isimlerin (yukarda belirtilen AABF kurum isimlerinin), AABF tarafından kullanıldığı gerekçesi ile AABF’ye 64.000€’luk tazminat davası açılması.

    – 2020 Yılında AABF’nin Avusturya İnanç Dairesine yapmış olduğu yeni İnanç Başvurusuna itirazen, içeri verilen mevcut yeni tüzüğün İslam Alevi Teşkilatının tüzüğünden farklı olmadığı gerekçesi ile mevcut İslam Alevileri olarak İslam Yasasında tanınan kuruluş olduklarını ve AABF’nin başvurusunun kendi İslam Alevilerinin iç işlerine karışıldığı gerekçesi ile ret edilmesi gerekliliği yönündeki beyanları.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İslam Alevi Teşkilatı’na bağlı kişilerin satışa çıkardığı St. Pölten Cemevini Alevi işadamı satın aldı

    İslam Alevi Teşkilatı’na bağlı kişilerin satışa çıkardığı St. Pölten Cemevini Alevi işadamı satın aldı

    PİRHA- Avrupa’nın ilk resmi cemevi olarak inşa edilen Avusturya’daki Mehmet Mercan yönetiminde bulunan St. Pölten Cemevi, inşaat ve arsa borçları nedeniyle açık arttırma yolu ile satıldı. İhaleye giren Alevi işadamı İzzet Caner, 3 milyon 50 bin Euro’ya Cemevini satın aldı. Caner, “Oradaki pirlerimizin heykellerinin vinçlerle boyunlarına zincirler takılıp tekrar asılmasına gönlüm razı olmadı” dedi.

    Avrupa’nın ilk resmi cemevi binası olan St. Pölten Cemevi, inşaat ve arsa borçları nedeniyle defalarca açık arttırma ile satışa çıkarılmıştı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı olarak hizmet veren St. Pölten Cemevi, başkanlık görevini yürüten Mehmet Mercan tarafından üyelerden habersiz olarak İslam Alevi Teşkilatı’na bağlanmıştı. Mehmet Mercan, AABF’nin maddi sorunu çözerek cemevini geri alma önerisini de geri çevirmişti.

    O süreçten beri ödeme zorluğu bulunan Avusturya St. Pölten Cemevi geçmişte de borçları sebebiyle satışa çıkartılmıştı. Bu süreçte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Cemevinin satışını durdurmak ve bu durumdan kurtarmak adına yaptığı çağrılara cemevinin başkanı Mehmet Mercan olumsuz yanıt vermişti.

    Mehmet Mercan, AABF ile yapılan görüşmede, kredi sorunun çözüldüğü ve yakın zamanda cemevinin borçlarının ödeneceği sözünü vermişti.

    AABK VE AABF’NİN ÖNERİSİNİ ST. PÖLTEN CEMEVİ YÖNETİMİ REDDETMİŞTİ

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, St. Pölten Cemevinin borçları sebebiyle satılacak olmasına ilişkin açıklama yapmıştı. “Cemevimizin açık artırmadan kurtaracak önerilerimizi ve taleplerimizi açıkça ifade ettik” denilen açıklamada St. Pölten Cemevi yöneticilerinin, sorunu açık artırmaya götürmeden önce çözecekleri konusunda bilgi verilmişti.

    Alevi toplumunu rahatsız eden ve üzen bu durumun çözümlenmesi konusunda yapılan son görüşmede cemevini açık artırmadan kurtaracak önerilerinin St. Pölten Cemevi yönetimi tarafından kabul edilmediğinin altı çizilen açıklamada, ortaya çıkacak tüm sonuçlardan cemevi yönetiminin sorumlu olacağı kaydedilmişti.

    Yapılan açıklamada, “St. Pölten Cemevimizin yöneticilerine görüşlerimizi, St. Pölten Cemevimizin açık artırmadan kurtaracak önerileri ve taleplerimizi açıkça ifade ettik. St. Pölten Cemevi yöneticileri sorunu açık artırmaya götürmeden önce çözeceklerini, bu nedenle de teklif ve önerilerimizi kabul etmediklerini tarafımıza kesin bir ifadeyle ilettiler. Bugünden itibaren tüm sorumluluk ve ortaya çıkacak sonuçlardan St. Pölten Cemevi Yönetim Kurulu Üyeleri sorumludur” denilmişti.

    “MEHMET MERCAN VE YÖNETİMİ ALEVİ TOPLUMUNA HESAP VERMELİ”

    Mehmet Mercan ve yönetimi tarafından AABF’nin almasına engel olduğu St. Pölten Cemevi 10 Aralık 2021 tarihinde icra yolu ile açık artırmada, 3.050 milyon Euro’ya satıldı.

    Yapılan açıklamada “Cemevini Alevi toplumunu bölerek bu duruma getiren St. Polten Cemevi Başkanı Mehmet Mercan ve yönetimi Alevi topluma hesap vermelidir” ifadeleri kullanıldı.

    AABF açıklamasında, “Derneği bu duruma düşürenleri de sorgulamak, özlerini Dar’a çekmelerini talep etmek onurlu her Alevinin hakkıdır” denildi.

    ALEVİ İŞADAMI CEMEVİNİ SATIN ALDI

    Avusturya’da ST. Pölten Cemevi, borçlarından dolayı icra ile açık artırmada satıldı. İhaleye 3 büyük firma girmiş, 2 firma 2 milyon 750 bin Euro’ya kadar çıkmış, ancak Alevi işadamı İzzet Caner, 3 milyon 50 bin Euro’ya Cemevini satın aldı.

    İzzet Caner, “Oradaki pirlerimizin heykellerinin vinçlerle boyunlarına zincirler takılıp tekrar asılmasına gönlüm razı olmadı” dedi.

    Bundan sonra Cemevinin nasıl kullanılacağı bilinmiyor.

    (Kaynak- welgmedya.com)

  • Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler için Viyana’da anma

    Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler için Viyana’da anma

    PİRHA-1937-1938 Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler Avusturya’da yapılan program ile anıldı.

    Avusturya ABF, Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulunan Karlskirchen Kilisesi önünde anma gerçekleştirdi.

    Dersim Soykırımı’nda katledilen canlar, Avusturya’nın başkenti Viyana’da anıldı. Karlskirche meydanında yapılan anmada “4 Mayıs 1938 Alevi Katliamı’nı unutmayın” yazılı pankart açıldı.

    Çok sayıda yurttaşın katıldığı anmada 2000 mum yakılarak soykırımda can verenler için saygı duruşunda bulunuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa Türk Gazeteciler Birliği, Viyana’daki cihatçı saldırıyı kınadı

    Avrupa Türk Gazeteciler Birliği, Viyana’daki cihatçı saldırıyı kınadı

    PİRHA- Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu, Fransa ve Avusturya’daki son Radikal İslamcı terör örgütlerinin saldırılarına yönelik bir kınama mesajı yayınladı.

    Laiklik vurgusuna yer verilen ATGB‘nin mesajında Avrupa’yı kana bulayan İslamcı terörün Avrupa‘ da yaşayan insanlara ve birlikte yaşama zarar vereceği ve hiçbir mazareti olamayacağına dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Radikal İslamcı terörü kınıyoruz. Avrupa’daki İslamcı katliamların hiçbir mazereti olamaz. Önce Fransa’daki kafa kesme ile gündeme gelen radikal İslamcılar dün akşam da Avusturya sokaklarını kana buladılar. Din adına sokaktaki masum insanları hedef alan, bu yolla Avrupa’da korku salarak baskı kurmaya çalışan İslamcı gruplara, bu kıtada yaşayan sağduyulu tek bir kişi bile hak veremez. Bu vahşetin hiçbir mazereti, gerekçesi olamaz. Kimse kınarken yanına bir de “Ama-Fakat” ekleyerek bahane arayamaz.” denildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “HERKES TARAFINI BELİRLEMEK ZORUNDA”

    Irkçılarla İslamcıların dans pistine dönüşen Avrupa’da artık herkes safını belirlemek zorundadır. Dinin daha fazla siyasete alet edilmemesi için, Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak laiklik ilkesini en başa koyuyor, kamu yönetimi ve kurumlarında dinin bir yeri olmadığını bildiriyoruz.

    MÜSLÜMAN GÖÇMENLERİN DURUMUNU ZORLAŞTIRIYOR

    Din adına yaşanan bu vahşet Müslüman göçmenlerin durumunu içinden çıkılmaz bir hale getirirken, Avrupa’da son dönemde palazlanan aşırı sağcıların da elini güçlendiriyor. Gerekçesi ne olursa olsun Avrupa’daki tüm Müslüman göçmenlerin İslamcı terör saldırılarına karşı güçlü bir ses çıkarması ve “Bu gözü dönmüşlerle bizim işimiz olmaz” demesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki, şu saate kadar Avrupa’daki güçlü İslami kuruluşlardan hiçbir mazeret ve bahaneyi önüne eklenmemiş gerçek bir kınamayı neredeyse hiç duyamadık.

    KINAMA METNİNE “MAZERET” EKLENEMEZ

    Macron-Erdoğan gerginliği, Doğu Akdeniz meselesi, karikatürler… Bunların hiçbiri bu vahşeti haklı çıkaramaz, kınama metinlerinin içine de “mazeret” ya da “mağduriyet” olarak eklenemez. İslamcı teröristlere karşı net tavır ile Avrupa’da hedeflenen kaos ortamına, provokasyona hep beraber “dur” diyebiliriz.

    Fransa ve Avusturya’da olanlar Avrupa’yı önümüzdeki günlerde çok daha zor günlerin beklediğine de işaret ediyor. Avrupa’daki hikâyemizde yaşadığımız ülkelerin halkları ile birlikte hem ırkçıların hem de İslamcıların kışkırtmalarından uzak, siyasi çekişmelere alet olmadan, dostluk, barış, hoşgörü içinde bir yaşam için terör nereden gelirse gelsin kınıyor, kanlı saldırı kurbanlarını saygıyla anıyoruz.”’

    Mehmet TANLI

     

  • AABF’den Fransa ve Avusturya’daki cihatçı katliamlarına tepki

    AABF’den Fransa ve Avusturya’daki cihatçı katliamlarına tepki

    Fransa ve Avusturya’daki cihatçıların yaptığı katliamlara tepki gösteren Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, “Teröristler toplumu korkutmak ve bölmek için nefret ve şiddet püskürtmeye çalışıyorlar. Bunun olmasına izin vermemeliyiz. Şimdi her zamankinden daha fazla, uyumumuzu güçlendirmeliyiz” dedi. 

    Fransa ve Avusturya’daki cihatçı saldırılara tepkiler devam ediyor.

    Fransa’nın Nice kentinde kilise yakınlarında yaşanan bıçaklı saldırıda 3 kişi, Paris’te de 16 Ekim’de ifade özgürlüğüyle ilgili dersinde Hz. Muhammed’in karikatürlerini gösteren öğretmen Samuel Paty başı kesilerek öldürülmüştü.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’nın Schwedenplatz bölgesindeki bir sinagog yakınında silahlı saldırı bir polis ağır yaralanmış, 7 kişi yaşamını yitirmişti.

    Saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yapan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, “Paris, Nice ve Viyana’daki son İslamcı terörist saldırılar ışığında, herkes kendini açıkça konumlandırmalı ve bu aşağılık davranışlara karşı iffetsiz konuşmalı” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Liberal demokratik düzenimizi ve çoğulcu toplumdaki uyumumuzu tehdit eden tüm düşman zihinlere karşı bir arada durmak zorundayız. Teröristler toplumu korkutmak ve bölmek için nefret ve şiddet püskürtmeye çalışıyorlar. Bunun olmasına izin vermemeliyiz. Şimdi her zamankinden daha fazla, uyumumuzu güçlendirmeliyiz.

    Hep birlikte özgürlük ve barış içinde yaşayabileceğimizden emin olmak için terörü bırakıp birlikte çalışmayacağız.
    Alevi Topluluğu, Viyana’daki korkak ve zalim terörist saldırıyı mümkün olan en keskin şekilde kınıyor! En derin sempatimiz kurbanlara ve ölenlere gelsin!

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA: Viyana’daki vahşi ve barbar saldırıyı kınıyoruz

    FEDA: Viyana’daki vahşi ve barbar saldırıyı kınıyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak Viyana’daki saldırıyı şiddetle kınadığını bildirdi.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’nın 6 bölgesinde gerçekleştirilen saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti, 7’si ağır 15 kişi de yaralandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak Viyana’daki saldırıyı kınadı. Açıklamada, “Devletçi sistemin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyeti can almaya devam ediyor” denildi.

    FEDA açıklamasında şunları ifade etti:

    “Kapitalist emperyalist sistemin dinleri ideolojik aygıtlarına dönüştürmüş olması sonrasında dinler arası, kültürler arası ve kimlikler arası çelişki, çatışmalar halkların ve inançların geleceğini karartıyor, katliamlarına neden oluyor. Devlet ve iktidar sahipleri korku, tedhiş ve terör yaratarak toplumların iradesini kırmak mutlak iktidarlarını sürdürmek istiyor.

    AKP- MHP faşist iktidarı halklara, inançlara kin ve nefret güderek sivil, silahsız masum insanlara katliamlar yaşatıyor. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Aşağı Kafkasya’da ve Kürdistan’da yürüttüğü kirli savaşla yetinmeyen faşist şef paramiliter cihadistleri Avrupa halkları üzerine saldırtarak düşmanlığı körüklüyor, dinler ve kültürler arası savaşa neden oluyor. Bu vahşi ve barbar saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Avusturya’ya ve Avusturya’da yaşayan halklara ve inançlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

    “TÜM İNSANLIĞI BİRLİKTE OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Tüm insanlığı sevgi ve barışa dayalı, insan toplumsallığında birlikte olmaya davet ediyoruz. Vahşi ve barbar saldırılara karşı birlikte olmadığımızda çok daha ağır travmalar yaşayacağımız iyi bilinmelidir. Kendi ırkçı, dinci ve eril zihniyetini insanlığa dayatanlara inat halkların ve inançların kardeş olduğunu göstermenin zamanıdır.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Avrupa’dan da sert tepki: Aleviliği Şiilikle özdeşleştiren bir anlayışa Pirimizin adına ödül verilemez!

    Avrupa’dan da sert tepki: Aleviliği Şiilikle özdeşleştiren bir anlayışa Pirimizin adına ödül verilemez!

    PİRHA- Türkiye’nin ardından Avrupa’dan çok sayıda Alevi kurumu, 27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün İslam Alevi Teşkilatı’nın kuruluşu olan Hızır Avusturya’ya verilmesine sert tepki gösterdi. Yapılan ortak açıklamada, “Son dört yıldır Alevilerin asimilasyonuna neden olacak, Irak ve İran gezilerini Alevi kadınlarına kara çarşafı giydirme pahasına düzenleyen İslam Alevi kuruluşuna, 27. Hacı Bektaşı Veli Barış ve Dostluk Ödülü’nün verilmesini Alevilik adına zul addediyoruz” denildi. 

    Türkiye’deki büyük 6 Alevi federasyonu ve vakfının tepki göstermesinin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı Kıbrıs Alevi Dernekleri ve Avrupa’dan da 15 Alevi kurumu ortak yazılı açıklama yaptı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Alevi Gençler Birliği, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Belçika Alevi Birlikleri Federasyonu, Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu, İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu, Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu, İtalya Alevi Dernekleri, Kıbrıs Alevi Dernekleri, Romanya Alevi Dernekleri ve Norveç Alevi Dernekleri ortak yazı açıklamayla, “Bu sene 27’ncisi verilecek olan Hacı Bektaş-ı Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün, Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’na bağlı “Hızır Avusturya” isimli kuruma verileceğini duymamız bizi derinden yaralamıştır. Çünkü burada adına atıfta bulunulan “Hızır” bizim inancımızın kutsalı Bozatlı Hızır’ımız değil, Yol’dan çıkıp pirini idama yollamaktan çekinmeyen egemenin Hızır Paşa’sıdır” dedi.

    “BİZİ DERİNDEN YARALADI ÇÜNKÜ…” 

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bu sene 57. Ulusal ve 31. Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Ekinlikleri’nin heryıl olduğu gibi geleneksel olarak 15-18 Ağustos Tarihleri arasında yapılıyor olması ve etkinliğin Alevi Bektaşi kurumları ile pandemi sürecine rağmen gerçekleştiriliyor olması bizleri mutlu kılmaktadır.

    Ancak, bu sene 27’ncisi verilecek olan Hacı Bektaş-ı Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün, Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’na bağlı “Hızır Avusturya” isimli kuruma verileceğini duymamız bizi derinden yaralamıştır. Çünkü burada adına atıfta bulunulan “Hızır” bizim inancımızın kutsalı Bozatlı Hızır’ımız değil, Yol’dan çıkıp pirini idama yollamaktan çekinmeyen egemenin Hızır Paşa’sıdır.

    Avrupa’da Aleviliğe Türk-İslam sentezini dayatan, özellikle kayıtlı olduğu Avusturya’da Alevi Kültür Merkezleri’nin kapatılması için birçok başvuruda bulunan, nitekim ilgili Bakanlıklara, 22’den fazla örgütlenmesi olan Avusturya Federasyonu’muzun kapatılması ve bu kurumlarda Alevi ritüellerin derhal durdurulmasına yönelik başvurularda bulunan ve Alevi ismini patentleyerek kendisinden başkasının bu ismi kullanmasını yasaklayan ve Alevi ismi kulanan kurumlara şantaj uygulayan bir kuruluşa verilemez.

    “ALEVİLİĞİ ŞİİLİKLE ÖZDEŞLEŞTİREN BİR ANLAYIŞA PİRİMİZİN ADINA ÖDÜL VERİLEMEZ!”

    Aleviliği Şiilikle özdeşleştiren bir anlayışa, başta Avusturya ABF olmak üzere, AABK’ya bağlı kurumlarımızı ve yöneticilerini bulundukları ülkelerde “terörist yapılardır” diye ihbarlarla kapatılması için şikayet eden bir kuruluşa pirimizin adına ödül verilemez.

    “ALEVİLİK ADINA ZUL SAYARIZ”

    Hünkâr’ın “Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir” sözünden bir ders çıkarmayarak son dört yıldır Alevilerin asimilasyonuna neden olacak, Irak ve İran gezilerini Alevi kadınlarına kara çarşafı giydirme pahasına düzenleyen islam Alevi kuruluşuna, 27. Hacı Bektaşı Veli Barış ve Dostluk Ödülü’nün verilmesini Alevilik adına zul addediyoruz.

    “BELEDİYE BAŞKANINA UYARILARDA BULUNUP, TÜM YAZILI BELGELERİ İLETTİK”

    Hünkarın ismini taşıyan Barış ve Dostluk Ödülü’nün, özellikle içinden geçtiğimiz bu çok ağır koşullarda, onun geleneğine uygun bir çizgide verilmesinin sorumluluğu, bugün her zamankinden çok daha büyüktür ve son 30 yıldaki Alevi mücadelesini temsil eden bizler, Hacıbektaş Belediyesi’nden bu duyarlılığı beklediğimizden dolayı Belediye Başkanına tüm uyarılarda bulunup, gerekli tüm yazılı belgeleri ilettik.

    “ALTIOK’UN BU KARARINDAN DÖNMEMESİ TÜM CANLAR İÇİN HAYAL KIRIKLIĞIDIR”

    Alevi kurumları, kanaat önderleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının uyarılarına rağmen Hacıbektaş Belediye Başkanı Sayın Arif Yoldaş Altıok’un bu kararından dönmemesi ise duyarlı tüm canlar için tam bir hayal kırıklığıdır.

    Konuya dair müsahip Alevi kurumlarımız ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU, ALEVİ DERNEKLERİ FEDERASYONU, ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU, HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI, ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ, PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEKLERİ’nin doğrudan yana almış oldukları tavrı selamlıyoruz. Birliğimiz daim olsun.

    Serçeşme’mizin adına verilecek ödül, park parası karşılığı satılacak veya Hızır Paşa’ların yolundan gidenlerin sırtının sıvazlanacağı bir araç derecesine indirgenemez. Aşk ile.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapılan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Aleviliğin diğer inançlar gibi kendine özgü, farklı bir inanç, başlıbaşına bir Yol olduğu vurgulanan bildirgede, Alevi kurumlarının her platformda inancın bu özgün karakterini vurgulaması gerektiği belirtildi. Hakka uğurlama erkanlarının cem erkanı gibi yürütülmesi gerektiğine işaret edilen bildirgede “Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz” denildi. 

    1. Avrupa Alevi Kurultayı Avusturya’nın başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapıldı. 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)’nun ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) ortak organizasyonuyla Avusturya Sendikalar Birliği’nin (ÖGB) “Veranstaltungssaal Catamaran” salonunda gerçekleşti.

    İki gün süren kurultaya Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babası katıldı.

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi üç çalıştay grubu şeklinde yayınlandı.

    1. İnanç Yol Erkan Kurulu Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    2. Alevi Akademisyenleri Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    3. Alevi Kurum Yöneticileri Sonuç Bildirgesi

    “Kurultayımızda İnanç Yol Erkan, Alevi akademisyenleri ve Alevi kurum yöneticilerinden oluşan çalışma gruplarının hazırladıkları sonuç bildirgesini tüm Alevi dünyasına sunuyoruz” diye başlanan bildirgede, “Aleviliğin tarihinin yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünlerle yok edilme tarihidir” ifadesi kullanıldı. Bu felaketlerin nedeninin ise Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve bu hakkı insanın kendisinde görmesi olarak kaydedildi.

    İşte 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi:

    “Kadim zamanlardan Kerbela’da Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    Alevilik, Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş, diğer Alevi inanç önderleri ve ocaklar üzerinden yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyona uğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Cumhuriyet de, ne yazık ki kuruluşundan sonra tek dil, tek millet ve tek din eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı.

    “ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ FARKLI BİR İNANÇTIR, BAŞLIBAŞINA BİR YOL’DUR”

    Kurultayımızın her üç komisyonunda da saptandığı ve temel değer ve ritüellerinde de açıklıkla görüleceği gibi Alevilik, mevcut diğer tüm din ve inançlar gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Hakkı kendinde bulması, Varoluş olgusunu Vahdeti Vucut, Vahdeti Mevcut’la bütünleyen ve Devriye anlayışı ile yetmiş iki millete/inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek ayrımcılığını reddetmesi, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi, vb. özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta Cem olmak üzere, Rızalık ve İkrarlık ilkesi ile oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, Bağlaması, Semahı ile Alevilik, herhangi bir dinin veya inancın mezhebi değil, ancak kendi değerleri içinde doğru anlaşılır bir inanç, başlıbaşına bir YOL’dur.

    “ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ İNANCININ BU ÖZGÜN KARAKTAERİNİ BÜTÜN PLATFORMLARDA DİLLENDİRMELİ”

    Dolayısıyla Alevi kurumları, hem inançsal hakikatlerinin gereği, hem de eşit yurttaşlık hakkını elde etmeyi sağlayacak hukuksal kazanımları elde edebilmek açısından Alevi inancının bu özgün karakterini bütün platformlarda cesaretle dillendirilmelidirler.

    Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmek de o kadar vazgeçilmezimiz olmalı. İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    “CEM ERKANLARIMIZ NASIL YÜRÜTÜLÜYORSA HAKKA UĞURLAMA ERKANIMIZ DA ÖYLE YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaşi-Kızılbaş inancında Cem’lerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı‘da Cem‘lerin içeriğine uygun yürütülmesi gerekliği açıktır. Ancak bu konuda da halen ciddi sorunlar yaşadığımız bilinmektedir. Alevice yaşayıp, Alevice olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşık-ı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir.

    “BİZ NE O’YUZ NE BU’YUZ; BİZ ALEVİYİZ”

    Bizler Avrupa ve Türkiye’deki yüzlerce Alevi Kültür Merkezi ve cemevlerinin başkan ve yöneticileri olarak, “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.

    Bizim YOLumuza ikrarımız var.
    Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz!
    Biz ALEVİYİZ.
    YOLumuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, ozanlarımızın, pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın, Hızır yardımcımız olsun. Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

    Çalıştay gruplarının sonuç bildirgeleri de ayrıntılarıyla şöyle:

    1. Çalıştay Grubu: Alevi İnanç Yol Erkan Bölümü – Sonuç Bildirgesi:

    ENEL HAKK DÜŞÜNCESİ

    Alevi-Bektaşi- Kızılbaş inancının bugüne kadar gelmesinde Hakk aşıklarının kelamları, bizlere en önemli yol gösterici belgelerdir.

    Beni hor görme gardaşım
    Sen altınsın ben tunç muyum
    Aynı vardan var olmuşuz
    Sen gümüşsün ben saç mıyım, diyen Veysel’den;

    Cihan var olmadan ketm-i ademde
    Hakk ile birlikte yektaş idim ben, demektedir Şiri Bektaş Çelebi.

    Daha Allah ile cihan yoğ iken
    Biz anı var edip ilan eyledik
    Hakka layık hiç bir mekan yoğ iken
    Aldık hanemize mihman eyledik, diyen Harabi ́den.

    Bir ben vardır benden, benden içeri, diyen Yunus’a ve diğer aşıklara baktığımız tüm aşığı sadıklar, bu yolda var oluşu bu şekilde ifade etmektedirler.

    Seyyid Nesimi de;

    Mende sığar iki cihan
    Men bu cihana sığmazam Gevherüla mekan menem Kevnü mekana sığmazam,

    derken ve yine Daimi;

    Tüm vadiler gibi sahralar gibi
    Sıra dağlar gibi yaylalar gibi
    Akan sular gibi deryalar gibi Cümle alem bir can imiş bilmedim,

    ve yine Edip Harabi de

    Vahdet sarayına girenler için Hakk’ı Hakkel yakın görenler için Harabi bu sırrı bilenler için
    Birlik meydanında cevlaneyledik, diyerek Vahdet-i vücud, Vahdeti mevcud anlayışı ile Enel Hakk düşüncesini ayan beyan ortaya koymaktadır.

    DEVRİ DAİMİ EN GÜZEL İFADE EDEN HAK AŞIKLARI

    Aşığı Sadıkların bu kelamlarından yola çıkarak Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ölümsüzlüğü ifade eden,

    Güruh-u naciye özümü kattım
    İnsan sıfatından çok geldim gittim
    Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
    Bir zamanlar gül için zara düş oldum, diyen Sıtkı Baba’dan

    Gahi nebi gahi veli göründüm
    Gahi uslu gahi deli göründüm
    Gahi Ahmed gahi Ali göründüm
    Kimse bilmez sırrımı Kallaşidim ben, diyen Şi‘ri Bektaş Çelebi‘nin devriyesini

    Bulut olup ağdığımı bilirim
    Baran ile yağdığımı bilirim
    Altı anadan doğduğumu bilirim
    Kaç ebeden,kaç soruldum kim bilir, diyen Güfrani‘ye

    Ger aslım sorarsan ben bir niyazım, Sabır ilmiderler yerden gelirim, Katre idim şimdi ummanlar oldum, Arştaki kandilden nurdan gelirim,
    Nesimi’yim ikrarımdan belliyem, gerçek erenlerin kemter kuluyam, Ali bağçesinin gonca gülüyem, Münkir münafıka Har’dan gelirem” diyen Hakk aşıklarının Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancındaki devriyeleri, dünden bugüne, Dilkalemi ile gönüllere yazıp, Hakk’tan gelip, Hakka gidişi, yani Devri daimi, en güzel şekilde ifade etmektedirler.

    “HAKKA UĞURLAMA ERKANLARI CEMLERİN İÇERİĞİNE UYGUN YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme, erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaş-Kızılbaş inancında cemlerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı da cemlerin içeriğine uygun yürütülmelidir.
    Ancak, günümüzde bu uygulamaların ne yazıkki ikilemli yürütüldüğü gerçeği ilede karşı karşıyayız.

    Alevice yaşayıp, Alevi olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşıkı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun, erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir. İşte bu aşıklardan yola çıkarak,

    Önüme bir çığır geldi, Bir ucu var şar içinde, Aktarlar dükkanın açmış Ne ararsan var içinde,
    Gir dükkana pazar eyle Hersinindir hezar eyle, Aya güne nazar eyle,
    Ay Muhammed nur içinde,
    Ay Ali-dir gün Muhammet, Okunan doksan bin ayet, Balıklar deryaya hasret, Çarka döner göl içinde.

    Pir Sultan Abdal‘ın söylediği bu kelamda bizlere ilim deryası içinde olmamıza rağmen, ilmi başka yerlerde aradığımızı hatırlatmakta ve eksikliğimizi yüzümüze vurmaktadır.

    Baştan beri dile getirilen yol ve erkanlarımızın işleyişine baktığımızda, Alevi -Bektaşi-Kızılbaş inancımız Batın-î anlamda Hakk-Muhammet-Ali birliğini özünde barındıran her hangi bir inancın ve dinin içerisine haps edilmemesi gereken ikrarlı kendine özgü olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir.

    Bu duygularımızla Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun gerçekleştirdiği 1. Avrupa Alevi Kurultayının gelecekte Alevi Bektaşi Kızılbaş anlayışımıza katacağı ışık ve aydınlanmanın devamı hepimizi mutlandıracaktır.”

    2. Çalıştay Grubu: Alevi Akademisyenleri – Sonuç Bildirgesi:

    Aleviliğin tarihi, yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünle yok edilme tarihidir.

    Bu felaketlerin nedeni, Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve egemenlik hakkını insanın kendisinde görmesidir.

    Kadim zamanlardan Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    “ALEVİLİK, BATINİ DAMAR VE ONUN SEMBOLÜ ALİ’DEN AYRILAMAZ AMA ONDAN AYRI KAYNAKLARDAN DA BESLENMİŞTİR”

    16. yüzyıldan itibaren tüm Alevi inanç önderlerinin deyişlerinde gördüğümüz gibi Alevilik, Batıni damar ve onun sembolü Ali’den ayrılamaz olmakla birlikte ondan ayrı ve öncel kaynaklardan beslenerek geldiği de olgularla sabittir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyonauğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Alevilik Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş ve diğer Alevi inanç önderleri Aleviliği yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    15 ve 16. Yüzyıllar Aleviliğin en sorunlu dönemi olacaktır. Çünkü Aleviler, yaşam ve inanç koşullarının dayanılmaz hal almasına bağlı olarak hem peş peşe ayaklanacak hem de haklarında çıkarılan fetvalarla kitlesel katliam ve sürgünlerle yok edilmeye çalışılacaktır.

    1826’da II. Mahmut’un, yüzyıllar boyu Osmanlının vurucu gücü olmuş Yeniçeri ordusuna yönelik kanlı tasfiyesi, Osmanlı’yla işbirlikçi konumuna sokulmuş bazı Bektaşi Dergahlarının da tasfiyesiyle sonuçlanacaktır.

    “CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ALEVİLİĞE OSMANLI GİBİ BAKILMAYA BAŞLANDI”

    Kendileri için kötülüğün sembolü durumundaki Osmanlının yıkılışı ve Milli Mücadele, (kurtuluş sonrası için hak güvencesi talep eden Koçgiri Alevileri dışında) Alevi toplumunda desteklenecektir. Ancak bu beklenti, kısa bir zaman içinde boşa çıkacaktır.

    Bu dönemde Cumhuriyet tek millet ve tek din/mezhep eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı. Bu yönelimin resmi aracı ise, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti yerine 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı.

    Bu tektipleştirme kapsamında Devlet, Eğitim Birliği Yasası ve Diyanet aracılığıyla, “dili de dini de bir” millet yaratma amaçlı “terbiye” programı uygulayacak, direnç gösterenleri de ezecekti.

    Bu yaklaşım içinde Cumhuriyet, tıpkı Kürtler gibi Alevilerin de kimlik haklarını ezmeye yöneldi. Özellikle 1930’lardan itibaren Osmanlı geçmişiyle barıştığı oranda Aleviliğe Osmanlı gibi bakılmaya başlandı.

    “TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU ALEVİ KİMLİĞİNİN TASVİYESİ AMAÇLI KULLANILDI”

    Öyle ki 1925 Kasımında çıkan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun, Cumhuriyet’i büyük bir coşku ve umutla karşılayan Alevi kimliğinin tasfiyesi amaçlı kullanıldı. Nitekim söz konusu kanunla birlikte Hacıbektaş ilçesindeki Bektaşilerin Merkezi Dergâh’ı başta olmak üzere, 1826 sonrasında yeniden toparlanan tüm Alevi Tekke ve Zaviyeleri, II. Mahmut’un yaptığı gibi tekrar kapatıldı.

    Yine 1924 de çıkarılan Köy Kanununda cami yapımı esasına göre Sünnileştirici bir çerçeve dayatılacaktı. Keza 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu ile mezhep ve tarikatlara dayalı dernekleşmeler yasaklanırken, Alevilerin kendi varlıklarını sürdürme olanakları engellenecekti.

    “CUMHURİYET DİYANET’İ DAYATTI”

    Bu bağlamda Cumhuriyet, Türkiye Alevilerini, cenazelerini kendi inançlarına göre değil, Diyanetin imamlarının yönlendirmesine göre kaldırmaya zorlayacak, tek meşru ibadet mekânı camiyi, tek dinsel önderlik kurumu olarak da Diyanet’i dayatacaktı.

    1924’teki Mübadele çerçevesinde Balkanlardan getirilen ve çoğu Bektaşi olan mübadiller de, yerleştirildikleri yeni mekânlarda kiliselerin camilere çevrilmesi ve imam atama uygulamasıyla karşılaşacaktı. Aynı şekilde 1938 Hatay ilhakı sonrasında, Arap Alevilerinin de inançlarını sürdürebilme olanakları yok edilecek ve diğerleri gibi Diyanet’in ağır asimilasyoncu iradesi ile karşı karşıya bırakılacaklardı.

    Kısacası Türk-İslam kimlikle şekillenen yeni kamusal alanda Türklük ve Sünnilik dışındaki diğer azınlık ve ezilen kesimlere de yer olmayacaktı.Bu politikanın en çarpıcı hedeflerinden biri kuşkusuz Dersim olacak, Aleviliğin buradaki yaşam damarları kurutulmaya çalışılacaktı.

    “ALEVİLERİN TEMEL KAYNAKLARI İNANÇ ÖNDERLERİNİN DEYİŞLERİ”

    İttihak ve Terakki zihniyeti üzerinden kurulan sistem, Dersim, Ortaca, Elbistan, Kırıkhan, Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de bir dizi katliam üretecekti. AKP iktidarının kurumlaşmasıyla Alevilerin yaşam koşulları ve umutları daha da büyüyen bir cendere altına alınmış bulunacaktı.

    Bu cendereden çıkış yolu olarak Alevi örgütlerinin politikalarını oluştururken akademik çalışmalardan ve yaklaşımlardan destek alması önerilir. Bunun dışında Alevilerin temel kaynaklarının inanç önderlerinin deyişleri olduğu bilinmelidir. Bunların dışındaki bütün kaynakla eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve ondan sonra kaynak olarak kullanılmalıdır.

    “ALEVİLİK BATINİ BİR İNANÇ”

    Alevilik temel değerleri ve ritüellerinde de görüleceği gibi mevcut diğer tüm inanç ve dinler gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Başta Hakkı kendinde bulması, yetmiş iki inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek eşitliği, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta cem olmak üzere, oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, bağlaması, semahı ile ancak kendi değerleri içinde anlaşılır bir inançtır.

    3. Çalıştay Grubu: Alevi Kurumsal yapı – Sonuç Bildirgesi:

    Konu başlıkları

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi
    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi
    3) Alevi ÖrgütlenmesininDüşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi

    • –  Avrupa’nın 300’e yakın şehrinde Alevilerin bir evi, kurumu var.
    • –  300’e yakın AKM ve Cemevlerimizin çoğunun mülkiyeti Alevilere ait.
    • –  Aleviler ve kurumları Avrupa ülkeleri genelinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Belediye Baskanı düzeyinde kabul görüyor ve muhatap alınıyor.
    • –  Çocuklarımız Alevilik dersleri alabiliyor.
    • –  Cenaze kollektiflerimiz aracılığıyla, cenazelerimiz Yol-Erkâna uygun kaldırılıyor.
    • –  Avrupa Parlamentosunda « Alevi Dostluk Grubu » kuruldu.
    • –  YOL TV, Alevilerin Sesi Dergisi gibi medya kurumlarımız oluştu.
    • –  Eyaletler Düzeyinde “Hak Eşitliǧi Anlaşmaları” imzalandı.
    • –  Üniversitelerde Alevilik Kürsüsü kuruldu.
    • –  Aleviliğin tanınması için birçok ciddi kazanımlar elde edildi.
    • –  Ve Avrupa’da, inancımızı doya doya yaşayabiliyoruz.

    o Alevi öğretisi bilimi, doğayı, yaşamı ve değişimi esas alırken,
    o Alevi öğretisi İnsan-ı Kâmil olma yolunu anlatırken,
    o Bu yolda süreçlerden geçilirken,
    o Geçilen bu süreçlerde YOLa ikrar vermiş Talipler, Dedeler ve Analar bu yolu sürerken,

    o YOL’a yarenlik yapacak olan Iinanç önderlerinin «Bilge İnsanlar» olması gerekir.

    o Kendini «SOY» endeksli gerekçelerle, tabî/doğal bir otoriteyle ifade etmesi yeterli değildir.

    o Daima mualif bir tarafta olan Alevi toplumları ve onların öğretisi neden bugün ısrarla İslam kalıbının içinde eritilmeye çalışılıyor?

    o Alevileri İslam kalıbının içinde eritme girişimlerine karşı gelmek, Alevi öğretisinin esas değerlerini korumak demektir.
    o Alevi Canların olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair her şey vardır.
    o Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir.
    o Mevcut kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan fakat oralara sığmayan Alevilik özgün bir konumda ve yapıdadır.
    o Alevileri birbirine karşı kutuplaştırma çabalarından Aleviler kazançlı çıkmaz.

    – Kurum içi iletişim
    o İletişim kurumsal olmalı

    o Bilgi aktarımı yazılı ve Genel Sekreter tarafından yapılmalı
    o İletişim dili Alevice olmalı.
    o Tek kaynaktan bilgilerin akmasına (Genel Sekreter üzerinden) özen gösterilmeli.
    o Bilgilerin ilgili kişilere aynı anda ulaşmasına özen gösterilmeli.
    o Kurum içi yazışmaların gizlilik ilkesi, her bireye özellikle hatırlatılmalı ve buna uymayanın disiplin suçu işleyeceğinden, kişinin en ağır cezayı alacağını bilmesi gerekir.

    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi

    • –  Tüzük Kurumların Anayasasıdır.
    • –  Kurumlar (Örgütler) yaşayan bir organizmadır.
    • –  Yenilenmeye, güncellenmeye, yeni söylemler geliştirmeye ihtiyacı vardır.
    • –  Ortak iradeyi temsil edeceği için, kollektif olarak hazırlanmalıdır.
    • –  Tabanda tartışılıp, pişirilip ardından AKM, Bölge ve Federasyonlara taşınmalıdır.
    • –  Tüzük ve çalışma programı evrensel, kucaklayıcı ve bağlayıcı olmalıdır.
    • –  Aleviler ve Aleviliğin inançsal, felsefi, kültürel ve tarihsel kimliğini devlet

      ve mahalle baskısına maruz kalmasına izin vermeyecek şekilde olmalıdır.

    • –  Etkili ve sonuç alımcı mücadele ve örgütlenme anlayışını güçlü kılmalıdır.
    • –  Alevilerin ayrımcılığa ve baskılara maruz kalmadan özgürce yaşama hakkını savunan ve geliştiren bir dille yazılmış olmalıdır.
    • –  Çalışma yöntemleri

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.

    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.
    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.
    o Alevi kurumlarının hiç kimsenin, hiçbir siyasi kurum ve kuruluşun arka bahçesi olmadığının bilinciyle faliyetler yürütmeliyiz. AABK ve Federasyonlarımızın bağımsız örgütlenme ilkesi bizim taviz veremeyeceğimiz en temel ilkemizdir.
    o Toplumsal buluşmalarda, her işimizde kullanılan dilin “Alevice” olmasına özen göstermeliyiz.
    o Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ́de yaşanan süreçte, kendisiyle birlikte yol yürüyebilecek demokratik toplum kuruluşlarıyla ortak deǧer ve amaçlar doğrultusunda “Eylem Birliği” içerisinde olmalıyız.
    o Alevilerin istem ve taleplerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, faşist, ırkçı ve dinci olmayan, demokrat, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğünden yana olan siyasi kurumlar ile eylem birliği içerisinde olmalıyız.
    o Tüm mazlumların, zalime karşı birlikte dayanışma içerisinde olması için çalışmalıyız. o Kadrolarımızı güçlendirmek için gerekli tüm eğitim çalışmalarını yaparak, özellikle AKM’lerimizin güçlenmesi için çalışmalıyız.
    o Üç yıllık kısa, orta ve uzun vadeli kurumsal hedeflerini saptayıp ve hayata geçirmek için çalışmalıyız.
    o Yöneticilerin, alınan kararları örgütsel disiplinin gereği olarak sahiplenilmesi ve hayata geçirilmesini sağlamalıyız.
    o İnancımızın gereği farklılıkları zenginlik olarak görüp ve toplumda bunun gereǧinin yerine getirilmesi için çaba göstermeliyiz.
    o Alevilerin yaşadıkları coğrafi konumlarından dolayı Alevi meselesinin uluslararası bir boyut kazanmasının bilinciyle, diplomasi çalışmalarına önem vermeliyiz.
    o Alevilerin Avrupa’daki konumları, uluslararası ilişkileri nedeniyle demokrasiyi

    içselleştirmelerinin sonucu, demokrasinin evrensel gereklerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
    o İnsanı ve doğayı kabesine koyan öğretinin temsilcileri olarak, Doğa Anaya saygılı olmaya özen gösterip ve bu bilinci kurumlarımızda her daim öne çıkarmalıyız.
    o “İlle de Barış” şiarımızın, ülkemizde, Orta Doğu’da ve tüm dünyada hayat bulması için çalışmalıyız.
    o Aleviliğin köklerine dair çok sayıda sanatsal ve akademik girişim başlatılması için çalışmalıyız.
    o Aleviler olarak, kendimiz için talep ettiğimiz bu doğal hakların Kürtler, Ermeniler, değişik inançlar, Süryaniler, Romanlar ve diğer tüm insanlarımız için de bir hak olduğunu, “Başka – Öteki” olanların haklarının gasp edildiği bir toplumda bizlerin de özgür olmayacağını bilmeliyiz.

    o Özellikle kadın, gençlik, çocuk, üye ve yönetici eğitimleriyle, yetki, sorumluluk, görev tanımları ve toplumsal dava yöneticilik bilincini ve kültürünü artırmaya devam etmeliyiz.

    o Kurumsal düşünüp ve kurumsal çalışmalıyız.
    o Bireysel değil, toplumsal düşünmeliyiz.
    o Ben merkezci değil, biz olmalıyız.
    o Ezberi bozan, yenilikçi perspektifle olaylara yaklaşmalıyız.
    o Yeni olmak, yenilenerek, güncellenerek ve yeni söylemler geliştirmeliyiz. o Asla şikayet eden, dedikodu yapan olmamalıyız.

    o Sorunun değil, çözümün parçası olmalıyız.
    o Çözümsüz görünen problemleri bakış açımızı değiştirerek, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarak çözmek için çalışmalıyız.
    o Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirerek Hak yememeye çalışmalıyız.

    o Demagoji, laf kalabalığı yapmamalıyız.
    o Kendini ağıra satmak, övmek, kendini vazgeçilmez göstermek gibi ben merkezci egolardan uzak durmalıyız.
    o Alevilerin iradesine hakim ve saygılı bireyler olarak, hep uyumlu olmalıyız.
    o Konuşmalarımızda, hitabetimizde hep yol dilini kullanmalıyız.
    o Kararsız ve korkak olmak yerine, umudun ve cesaretin temsilcileri olmayı seçmeliyiz.

    o Nitelikli kadrolarla YOL yürümeliyiz.
    o Aldığımız görevi severek ve Aşk ile yapmalıyız.
    o Pirlerimizden, Yol emekçilerinden ustalığı öğrenmeliyiz.
    o Kendimizi hep güncellemeliyiz.
    o Hayata ve her şeye yeni, özgün, orijinal, farklı bakış açısıyla yaklaşmalıyız.
    o Felaket tellalı olmamalıyız.
    o Tebessüm, gülümseme cemalimizden eksik olmamalı.
    o Sevgi ve bilgiye ulaşmanın peşi sıra koşmalıyız.
    o Nefes alabilmek, nefes verebilmek bizler için ne kadar vazgeçilmezse, Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmekte o kadar vazgeçilmezimiz olmalı.
    o İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    3) Alevi Örgütlenmesinin Düşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    • –  Kurumlarımıza gözümüz, namusumuz gibi sahip çıkacağız.
    • –  Çağıracağımız Ana, Dede, Araştırmacı, yazarları çatı kurumlarından teyit ettireceğiz.
    • –  Kurum başkanlarımıza, yöneticilerimize ve üyelerimize yönelik itibarsızlaştırma girişimlerine karşı, onların koruyucusu olacağız.
    • –  Çatı kurumların bu tür saldırılara karşı yaptığı uyarıları dikkate alacağız.
    • –  Özellikle gençleri ve çocuklarımızı bu tür yapılara karşı koruyacağız.
    • –  Ahbap çavuş ilişkisiyle kurumlarımıza gelip cem, panel, muhabbet yapmak isteyenler konusunda çatı kurumlardan yardım alacağız.
    • –  Kendi Ana, Dede, Baba, Zakirlerimizi yetiştirip, onlarla YOL hizmetlerini yürüteceğiz.
    • –  Bizler güç alıyoruz geçmişimizden, birikimimizden ve geleceğe bu birikimle bakıyoruz.
    • –  “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getiriyoruz.
    • –  Bizim kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.
    • –  Avrupa’nın 14 ülkesinde Federasyonu, 300 şehrinde Alevi Kültür Merkezi, Cemevlerinin Başkan ve yöneticileri olarak; “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen, Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  Düşlerimizi insanlık ve doğa üzerine kurmuşuz.
    • –  Dilimiz sevgidir.
    • –  Ama birileri düşlerimizi yıkmak, dünyayı bize dar etmek istiyor.
    • –  Biz ise ; Pirimiz Pir Sultan gibi direnmeyi seçtik.
    • –  Direnirken kılıçtan geçirildik, darağaçlarına gönderildik, yakıldık, kısmen asimilasyona tabii tutulduk.
    • –  Bilinsin ki; ne asimile olacağız, ne de tükeneceğiz.
    • –  Yaşadığımız coğrafya neresi olursa olsun direneceğiz.
    • –  Çevremizdeki tüm insanlar bu davadan vaz geçse de, Biz, kendimize duyduğumuz güvenle YOLa

      hizmete devam edeceğiz.

    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getireceğiz.
    • –  Alanlarda ve caddelerde olacağız, mücadele edeceğiz, asla teslim olmayacağız!
    • –  Eğer çevrenizdekilerden birileri, birliğimize zeval getiren söylem ve eylemde bulunuyorsa
    • –  Ve siz o kişiye: “Alevilerin bir olmaktan başka seçeneği yok” diyorsanız, siz bizden birisiniz

      demektir.

    • –  Diğerlerinden değil, bizden biri olduğunuz için gurur duyun. Çünkü onlar hizipçi, bölücü, biz ise birleştiriciyiz.
    • –  Yürümeye değer bir YOL varsa, işte o YOL bu yoldur.
    • –  Bu yol Pir Sultanların, Nesimilerin, HaceBektaşı Veli’nin, Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun, Sakinelerin, Berkin Elvan’ın, Ali İsmail Korkmaz’ın, Etem Sarısülük’ün yoludur.
    • –  Kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.

      Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz! Biz ALEVİYİZ.

      YOL’umuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, Ozanlarımızın, Pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın,

      Hızır yardımcımız olsun.
      Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

      (HABER MERKEZİ)

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da başladı

    1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da başladı

    PİRHA – Avusturya’nın Başkenti Viyana’da iki gün sürecek 1. Avrupa Alevi Kurultayı bugün başladı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenledikleri 1. Avrupa Alevi Kurultayı başladı. Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babasının katıldığı kurultay iki gün sürecek.

    “ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ İNANÇ OLARAK TANINMASINI ÖNEMSİYORUZ”

    Alevi pirleri ve anaların gülbang vermesiyle başlayan konferansta  Alevi, Süryani, Katolik inanç önderleri birer konuşma yaptı. Toplantının açılış konuşmasını ev sahibi Avusturya ABF Baskanı Özgür Turak yaptı. Turak, Viyana’da toplanan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na ilişkin şunları kaydetmişti:

    “Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınmasını ve kalıcı çözümlerin sağlanmasını biz çok önemli buluyoruz ve önemsiyoruz. Avrupa genelinde, 17’den fazla ülkede yaklaşık 1,5 milyon Alevi yaşamaktadır. Bu ülkelerden 6 tanesi, Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımış durumdadır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda sağlanması, Alevilerin eşit yurttaşlık, eşit haklar talebi ve anayasal güvence altına alınması doğrultusunda; hukuki, siyasi, diplomatik ve demokratik boyutta mücadelesinin önemi ortadadır.”

    Panelde ilk olarak ‘Avusturya İslam Yasasının Aleviler Üzerindeki Etkisi’ konusu işlenecek.

    Panelin katılımcıları:

    Viyana Üniversitesi, Hukuk Felsefesi Dini ve Kültürel Hukuk Enstitüsü Prof. Dr. Richard Potz

    Avukat, Viyana Üniversitesi Kamu Hukuk Fakültesi Dr. Walter Schwartz

    Siyaset Bilimcisi ve Yazar Mag. Nina Scholz

    Tarihçi ve Yazar Mag. Heiko Heinisch

    Dr. Kersin Wonisch, Uni Graz – EU Akademi Bozen (HABER MERKEZİ) 

  • Viyana’da  ‘1. Avrupa Alevi Kurultayı’ yapılacak-VİDEO

    Viyana’da ‘1. Avrupa Alevi Kurultayı’ yapılacak-VİDEO

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenledikleri 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek. İnançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacak kurultaya çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi  Anası, Dedesi, Babası katılacak.   

    Haberin videosu

    https://www.youtube.com/watch?v=DQlyuOg0xvI&feature=emb_logo

    Avusturya’nın Başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde 1. Avrupa Alevi Kurultayı yapılacak.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenleyecekleri kurultaya, Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi  Anası, Dedesi, Babası katılacak.

    ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ OLARAK TANINMASI 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, 8-9 Şubat tarihlerinde Viyana’da toplancak  1.Avrupa Alevi Kurultayı’na ilişkin yaptığı kısa yazılı açıklamada şunları kaydetti:

    ‘‘Avrupa genelinde, 17’den fazla ülkede yaklaşık 1.5 milyon Alevi yaşamaktadır. Bu ülkelerden 6 tanesi Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımış durumdadır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda sağlanması, Alevilerin eşit yurttaşlık, eşit haklar talebi ve Anayasal güvence altına alınması doğrultusunda, hukuki, siyasi, diplomatik ve demokratik boyutta mücadelesinin önemi ortadadır.
    Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması ve kalıcı çözümlerin sağlanması amacıyla, Başkent Viyana’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu öncülüğünde ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu birlikteliği ile ‘İnançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacak bir Alevi Kurultayı’ düzenliyoruz. Avrupa ve Türkiye çapında, Alevi inanç önderleri, akademisyenler ve kurum temsilcileri, Avusturya’nın Başkenti Viyana’da bir arada olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Avusturya’da 50 bin kişi faşizme karşı yürüdü: Nazilere hayır

    Avusturya’da 50 bin kişi faşizme karşı yürüdü: Nazilere hayır

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da toplanan 50 bin kişi, iktidarda bir yılını dolduran aşırı sağcı koalisyonu protesto etti.

    Avusturya’nın bir çok eyaletinden başkent Viyana’ya gelen yaklaşık 50 bin kişi, iktidarda bir yılını dolduran aşırı sağcı koalisyonun, göçmen karşıtı politikalarını ve işçilerin özlük haklarını kısıtlayan kararlarını protesto etti.

    Viyana’daki Westbahnhof tren garı önünde toplanan kitle, “Hükümet bu ülke için utanç”, “Aşırı sağcı hükümete hayır” ve “Nazilere hayır” yazılı pankartlar açtı. Eyleme sendikalar da destek verdi.

    Gruplar,  Hofburg Sarayı içindeki Kahramanlar Meydanı’na yürüdü.

    Meydanda yapılan konuşmalarda, hükümetin bir yıl içerisinde toplumu kutuplaştırıcı yasaları hayata geçirdiği, zenginlerin yanında yer alarak işçi sınıfı ve gelir düzeyi düşük vatandaşların sosyal haklarını kısıtladığı vurgulandı.

    “ÖZGÜR EĞİTİM SİSTEMİ BALTALANDI”

    Gösteride konuşan Öğrenci Birliği Sözcüsü Adrian Stiftung, hükümetin eğitim sisteminde yaptığı değişikliklerin çağdışı olduğunu, özgür eğitim sisteminin baltalandığını belirtti.

    Stiftung, “4 yıldır Avusturya’da yaşayan ve liseye giden bir mülteci çocuk, yetkililer tarafından iltica başvurusu kabul edilmediği için göz göre göre ölüme yollanıyor. Bu kabul edilemez politikalara son verilmelidir” dedi.   (HABER MERKEZİ)