Etiket: yahudi

  • Rumlara, Ermenilere, Yahudilere yönelik ‘6-7 Eylül Pogromu’nun 70. yılı

    Rumlara, Ermenilere, Yahudilere yönelik ‘6-7 Eylül Pogromu’nun 70. yılı

    PİRHA-İstanbul Rumları başta olmak üzere Ermenilere ve Yahudilere yönelik faşist gruplar tarafından 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun 70. yıl dönümü. Etnik bir gruba yönelik örgütlü bir saldırının yaşandığı 6-7 Eylül, Türkiye tarihinin utanç sayfalarından biri. Binlerce Rum Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı. 

    Türkiye tarihinin karanlık ve utanç sayfalarından biri de 6-7 Eylül pogromudur. 1955 yılının 6-7 Eylül’ü, başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere Müslüman olmayan topluma yönelik gerçekleştirilen linç ve yağma hareketinin yaşandığı tarihtir.

    BİNLERCE RUM GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI!

    Pogromda resmi verilere göre 11 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Kadınlar cinsel saldırıya uğradı. Bunun yanı sıra 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 2 manastır, 1 sinagog, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân da faşist saldırıya uğradı.

    6-7 Eylül Pogromu sonrası Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, geride evlerini, işyerlerini, yaşamlarını bırakarak Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı.

    6-7 EYLÜL’DE YAŞANANLAR: POGROM!

    6-7 Eylül’de yaşananlar için kullanılan terim: Pogrom! Rusça kökenli bir kelime olan ‘pogrom’, ilk olarak 19. yüzyılda Yahudilere yönelik şiddeti adlandırmak için kullanılmış. Yaşananlar ise Türkiye tarihinde “6-7 Eylül olayları” olarak anımsanıyor.

    ‘Pogrom’ ise şöyle tanımlanıyor: Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddet. Kitlenin şiddet uygulayıcısı olarak seferber edilmesi ise pogromun temel özelliği. Kolektif şiddetin içinde yağma, linç, hırsızlık, tecavüz ya da cinayet olabiliyor. 6-7 Eylül 1955’te olan kolektif şiddetin ana hedefi İstanbul Rumlarıydı. Ama Ermeniler ve Yahudiler de bu şiddetin hedefi oldular.

    TBMM 25, 26 ve 27. dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan 2022 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifi ile “6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü” ilan edilmesini talep etmişti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İnanç Özgürlüğü Girişimi: 2023 yılında 47 nefret suçu tespit edildi

    İnanç Özgürlüğü Girişimi: 2023 yılında 47 nefret suçu tespit edildi

    PİRHA – İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin, “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporuna göre yıl içerisinde 47 nefret suçu ve olayı tespit ettiklerini duyurdu. Raporda, Alevi dergah ve ziyaretlerine yönelik saldırılara da yer verildi.

    İnanç Özgürlüğü Girişimi (İÖG), “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporunu yayımladı. 2023 yılı içinde 47 nefret suçu ve olayı tespit edildiği bilgisi paylaşıldı.

    Yapılan çalışmayla birlikte, nefret suçunun önlenmesine ve nefret suçuyla ilgili cezasızlığın önüne geçmeye katkı sunmayı amaçlandığı belirtildi. Raporda, inanç topluluklarından gelen bildirimler ve medya izleme sürecinde erişilen veriler temel alınıyor.

    İzleme çalışması kapsamında, Ocak – Aralık 2023 aralığında din, inanç veya inançsızlıkla bağlantılı 47 nefret suçu veya olayı bilgisine ulaşıldığı bilgisi verildi. Yapılan açıklamada “Nefret suçlarının ihbar edilmesi önünde önemli engeller olduğu için rapordaki verilerin bu suçların gerçek boyutunu yansıtmadığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Önceki yıllarda olduğu gibi, 2023 yılında yaşanan nefret suçu veya olayının çoğunda da nefret suçu boyutunun irdelendiği etkili bir hukuki süreç yürütülmediği ve bu suçların sıklıkla cezasız kaldığı görülüyor.” diye belirtildi.

    İNANÇ TOPLULUKLARINA YÖNELİK NEFRET SUÇLARI!

    2023’te “hedef alınan gruba göre” ulaşılan nefret suçu/olayı bilgisi şöyle:

    Hristiyanlar 22,

    Yahudiler 14,

    Aleviler 7,

    Müslümanlar 4,

    Ezidiler 2,

    Ateistler 1.

    Paylaşılan raporda, nefret suçunun çok farklı şekillerde karşımıza çıktığına ve Türkiye’nin birçok noktasında yaşanabildiğine işaret edildi. Bu olaylar sırasıyla, tehdit veya tehdit edici davranış, kişilere yönelik şiddet içeren saldırı, ibadet yeri veya mezarlıklara zarar verme, mala veya eşyaya zarar verme, hakaret ve taciz suçlarını içeriyor. Önceki yıllara kıyasla, 2023’te kişilere yönelik şiddet içeren saldırı sayısında ve oranında bir artış olduğu bilgisi de paylaşıldı.

    “EN ÇOK HEDEF ALINAN GRUPLAR HRİSTİYANLAR, ALEVİLER”

    Geçmiş yılların izleme verileriyle birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de yaşanan din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarıyla ilgili öne çıkan bazı bulgular ise şu şekilde sıralandı:

    -Din veya inanç topluluklarıyla ilişkili bazı mekânlar tekrarlayan bir şekilde hedef alınıyor.

    -Mezarlık, ibadet yeri, ev veya okul gibi din veya inanç topluluklarıyla ilişkili mekânlara yönelik saldırıların en sık karşılaşılan olaylardan olduğu görülüyor.

    -Bazı kişi veya gruplar sistematik tehdide veya baskıya maruz kalıyor. Özellikle Protestanların, Süryanilerin ve Ezidilerin hedefi oldukları nefret suçlarını incelediğimizde, bu olayların sistematikleştiğini ve bu grupların sürekli baskıya maruz kaldıklarını söylemek mümkün.

    -2023 yılında özellikle Protestanlara ve Yahudilere yönelik nefret suçlarında bir artış gözlemleniyor.

    -2023 yılında, okullarda antisemit sembollerin kullanıldığı iki ayrı olay yaşandı. Bu durum, kapsayıcı, çoğulcu ve ayrımcılık karşıtı bir eğitim sistemi ve müfredatına duyulan ihtiyacı bir kez daha gösteriyor.

    -2020’den beri, sırasıyla en çok hedef alınan gruplar Hristiyanlar (52), Aleviler (42) ve Yahudiler (23) oldu. Bu veriler, Türkiye tarihi boyunca birçok kez nefret suçunun hedefi olan bu gruplara karşı kemikleşmiş önyargıların ve düşmanca tutumların devam ettiğini gösteriyor.

    “YASAL MEVZUAT VE UYGULAMA İSE BU SUÇLARA KARŞI OLDUKÇA ETKİSİZ”

    “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporunda yasal mevzuat ve uygulamanın etkisiz olduğuna da vurgu yapıldı. Paylaşılan bilgilerin devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Kişileri, toplumları veya kurumları din, inanç veya inançsızlıkları nedeniyle hedef alan nefret suçları, Türkiye’nin önemli insan hakları sorunlarından biri. Nefret suçları toplumsal barışın önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Türkiye’deki yasal mevzuat ve uygulama ise bu suçlara karşı oldukça etkisiz. Nisan 2021 tarihli İnsan Hakları Eylem Planı, ayrımcılık ve nefret suçuna ilişkin Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yeni bir düzenleme ile bu suçlara dair veri tabanı ve istatistiklerin iyileştirilmesi hedeflerini içeriyordu. Ancak, aradan üç yıl geçmesine rağmen bu önemli adımlarla ilgili hala sonuç alınmadı.

    Raporun ortaya koyduğu veriler, Türkiye’de bu suçlarla mücadelenin bütünlüklü bir şekilde geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu yeniden hatırlatıyor. Bu doğrultuda, öne çıkan başlıklar şöyle:

    -Nefret suçlarına yönelik etkili soruşturulma yapılması;

    -Din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarının kamu kurumları tarafından sistematik bir şekilde izlenip raporlanması ve ayrıştırılmış verilerin kamu ile paylaşılması;

    -Zarara ilişkin etkili tazmin;

    -Mağdurların desteklenmesine yönelik bütünsel bir yaklaşım;

    -Sivil toplumun nefret suçu konusunda izleme ve savunuculuk çalışmaları yapması;

    -Nefret suçlarıyla mücadele için çok paydaşlı çalışmalar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Antakya Yahudi Toplumu Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşi depremde hayatını kaybetti

    Antakya Yahudi Toplumu Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşi depremde hayatını kaybetti

    Deprem bölgesinden acı haberler gelmeye devam ediyor. 4 gündür kayıp olduğu belirlenen Antakya Yahudi Toplumu Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşi Tuna Cenudioğlu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve İsrail’in acil durum müdahale ekibi ZAKA tarafından ölü bulunduğu öğrenildi.

    Merkez üssü Maraş olan 7.7 ve 7.6’lık depremler, Türkiye’yi derinden sarstı. Can kayıpları artıyor. Bölgede OHAL ilan edilirken; arama kurtarma çalışmaları da devam ediyor.

    Antakya’nın Yahudi cemaati de depremde büyük yara aldı. Bazı cemaat üyelerinin depremin ardından kendi imkanlarıyla şehirden ayrıldığı, ayrılamayanlara ulaşılıp şehir dışına çıkmalarına yardımcı olunduğu belirtildi. 10 cemaat üyesinin de Adana üzerinden İstanbul’a ulaşması sağlandı.

    CANSIZ BEDENLERİNE ULAŞILDI

    Ancak tüm uğraşlara rağmen, Antakya Yahudi Cemaati Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşinin bulunamadığı ve kendilerine ulaşılamadığı belirtilmişti.

    Şalom’un haberine göre; dört günün sonunda bugün Yahudi Toplumu, Şaul Cenudioğlu ve eşi Tuna Cenudioğlu’nun enkaz altında cansız bedenine ulaşıldığı bilgisini paylaştı.

    SİNAGOG HASARLI

    Antakya Sinagogu da depremde hasar alırken, sinagogda da çatlaklar ve çukurlar olduğu öğrenildi.

    Türk Yahudi Toplumu’ndan yapılan açıklamada, “Tarihi Antakya Sinagogumuz ile beraber 2500 yıllık Yahudi hayatı da yaşanan bu büyük acı ile son buldu” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu: 78. yılında Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz!

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu: 78. yılında Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz!

    PİRHA – HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Tülay Hatimoğulları ile Turgut Öker, Hitler liderliğindeki Nazi Almanya’sı döneminde yapılan Yahudi Soykırımının yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Yapılan açıklamada “Yıldönümünde Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz!” denildi.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Tülay Hatimoğulları ile Turgut Öker, Polonya’daki Auschwitz-Birkenau toplama kampının Sovyetler Birliği tarafından kapatılışının ve kamptaki 7 bin Yahudi’nin özgürlüğe kavuşmasının 78. Yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Yıldönümünde Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz!” denildi.

    YAHUDİLERİN 3’TE 2’Sİ, HOLOKOST SIRASINDA HAYATINI KAYBETTİ”

    Tülay Hatimoğulları ile Turgut Öker, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) tarafından 2005 yılında ilan edilen Holokost Kurbanlarını Anma Günü sebebiyle yaptıkları açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “İkinci Dünya Savaşı sırasında Holokost’ta, Nazi Almanya’sı tarafından kurulan ve sayıları bini bulan toplama kamplarında yaklaşık 4 milyon Yahudi’nin ya öldürüldüğü ya da işkence ve hastalığa bağlı olarak yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Geriye kalanların büyük bir bölümü ise ölüm yürüyüşlerinde ve getto bölgelerindeki toplu katliamlarda öldürüldü. Savaş sonunda yaklaşık 6 milyon Yahudi, yani İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da yaşayan Yahudilerin 3’te 2’si, Holokost sırasında hayatını kaybetti.
    Soykırımlara ve katliamlara uğramış tüm toplumlar başta olmak üzere yaşanan acıları birlikte hissetmek, tutulmamış yasları birlikte tutmak, ortak bir gelecek için ortak bir bellek örmek bizlerin görevidir. Bu da ancak çokça acılar yaşanmış bu coğrafyada işlenen nefret suçları ile de yüzleşerek, özür dileyerek, bu acıların anılması ile mümkün olabilir. Bunun için mücadelemizi sürdüreceğimizi bu vesile ile tekrar iletiyoruz.
    78. yılında Yahudi Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü’nde bu büyük insanlık utancıyla yüzleşiyor, o süreçte yaşamını yitirenleri sonsuz acı ve saygı ile anıyoruz.”
    PİRHA/ANKARA

  • ‘2021’de Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistler 2 kez hedef alındı’

    ‘2021’de Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistler 2 kez hedef alındı’

    PİRHA – İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2021” raporu yayımlandı. Paylaşılan veriler doğrultusunda Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistlerin ise 2 nefret suçu veya olayının hedefi olduğu belirtildi.

    İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından hazırlanan “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2021” raporu kamuoyu ila paylaşıldı. Söz konusu çalışmaya dair yapılan açıklamada “Türkiye’de Din, İnanç veya İnançsızlık Temelli Nefret Suçları 2021 raporu, nefret suçlarının önlenmesine ve nefret suçlarıyla ilgili cezasızlıkların önüne geçmeye katkı sunmayı amaçlıyor” denildi.

    Raporun, 2021 yılında Türkiye’de yaşanan din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarıyla ilgili izleme çalışmasından elde edilen verilerin uluslararası insan hakları standartları temel alınarak incelendiği belirtildi.

    Nefret suçlarını içeren rapor, İnanç Özgürlüğü Girişimi ekibi Funda Tekin ve Dr. Mine Yıldırım tarafından kaleme alındı. Yapılan çalışma doğrultusunda Ocak-Aralık 2021 aralığında din, inanç veya inançsızlıkla bağlantılı önyargı saikiyle işlenmiş 29 nefret suçu veya olayı tespit edildiği aktarıldı.

    Rapora göre 2021 yılı döneminde, erişilebilen veriler doğrultusunda Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistlerin ise 2 nefret suçu veya olayının hedefi olduğu bilgisi paylaşıldı.

    NEFRET SUÇLARI BİRÇOK ENDİŞELER SEBEBİYLE İHBAR EDİLMİYOR!

    Raporda, nefret suçlarının yaşanandan az ihbar edildiğine de dikkat çekildi. Nefret suçlarının raporlanması veya ihbar edilmesi önündeki temel engeller ise şöyle sıralandı:

    • Mağdurların nefret içerikli eylemleri kanıksamış olması ve ihbar veya rapor etme konusunda eşiklerinin yüksek olması;
    • Kişilerin dışlanma riskini düşünerek ihbar etmemeyi tercih etmesi;
    • Mağdurların iddialarının ciddiye alınmayacağına veya ihbarda bulunmaları halinde, polis memurları tarafından da dahil olmak üzere, daha büyük mağduriyete uğrayacaklarına dair endişeleri.

    Aktarılan verilere göre, 2021 yılında yaşanan ve özel bir hassasiyetle ele alınması gereken nefret suçlarının hiçbirinde nefret suçu boyutunun irdelendiği etkili bir hukuki süreç yürütülmediği ifade edildi. Tespit edilen nefret suçu/olaylarının ise mala zarar verme, tehdit, kişilere yönelik şiddet içeren saldırı, ibadet yeri veya mezarlıklara zarar verme, taciz ve hakaret suçları gibi çeşitli suçları içerdiği aktarıldı.

    NEFRET SUÇU MEVZUATI YETERSİZ!

    Türkiye’de hala nefret suçu mevzuatının yetersiz olduğuna dikkat çeken İnanç Özgürlüğü Girişimi, “Yetkililer ivedilikle kapsamlı bir mevzuat düzenlemesi ve cezasızlık politikalarıyla mücadele için harekete geçmeli” dedi.

    Raporda, nefret suçuyla mücadelenin bütünlüklü bir şekilde geliştirilmesi ihtiyacına vurgu yapılarak, “Mağdurların kimliklerinden dolayı hedef alındığı nefret suçları diğer suç türlerinden farklı bir şekilde, uzun süreli ve derin toplumsal hafıza ve travmaları da göz önünde bulundurularak ele alınmalı” önerisi yapıldı.

    Yakın zamanda yaşanan nefret suçlarına da işaret edilen raporda şu başlıklar sıralandı:

    • Din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarının izlenip raporlanması,
    • Etkili soruşturma,
    • Zarara ilişkin tazmin,
    • Mağdur olanların desteklenmesine yönelik bütünsel bir yaklaşım,
    • Çok paydaşlı çalışmalar.

    İNANÇ TOPLULUKLARINA YÖNELİK SOMUT ÖNERİLER

    Yapılan çalışmada, kamu yetkilileri, sivil toplum ve din veya inanç topluluklarına yönelik somut öneriler de sunuluyor. Söz konusu tavsiyeler ise şu şekilde sıralandı:

    • Din veya inanç temelli nefret suçları da dahil olmak üzere tüm nefret suçlarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek amacıyla nefret suçlarına ilişkin mevzuat düzenlenmesi,
    • Nefret suçlarının ayrıştırılmış bir şekilde kayıt altına alınması ve etkin soruşturma yapılması, kovuşturma ve uygun bir yaptırım uygulanması,
    • Mağdurların desteklenmesi için ihtiyaçlarına yönelik çok boyutlu tedbirler alınması,
    • Kamu yetkilileri kolluk kuvvetleri, sivil toplum ve din veya inanç toplulukları arasında bilgi paylaşımı ve iş birliğinin güçlendirilmesi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İvo Molinas: Türkiye devletinin 6-7 Eylül pogromuna yönelik özür dilemesi gerekir

    İvo Molinas: Türkiye devletinin 6-7 Eylül pogromuna yönelik özür dilemesi gerekir

    PİRHA-Türkiye’deki Rum, Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogroma ilişkin PİRHA’ya konuşan Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, “Türkiye devletinin o günlere yönelik özür dilemesi de gerekir ama böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Bunda gocunacak bir şey yok. Tam tersine sizi daha değerli kılar” dedi. “Yüzyıllardır Anadolu’nun ve İstanbul’un rengi olan azınlıklar yok olunca daha mı zenginleşecek?” diye soran Molinas, seçimler yaklaştıkça artan milliyetçi söylemlerine de dikkat çekti.

    Başta İstanbul Rumları olmak üzere Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun üzerinden 67 yıl geçti. Müslüman olmayan topluma karşı yapılan linç ve yağma hareketi, Türkiye tarihinin karanlık sayfalarından birisini oluşturuyor. 1947 yılında gazeteci Avram Leyon tarafından kurulan ve Türkiye’deki Yahudi toplumuna yönelik yayın yapan İstanbul merkezli haftalık gazete Şalom‘un Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas ile 1955 yılında gerçekleştirilen kolektif şiddete ve yüzleşme/helalleşme tartışmalarına ilişkin konuştuk.

    “ÖZÜR DİLEMEK SİZİ DAHA DEĞERLİ KILAR AMA BÖYLE BİR ŞEY OLMAYACAKTIR”

    Molinas, pogrom ile ilgili olarak, “Tamamen Türkiye’de bir avuç kalmış farklı dinden Türkiye vatandaşlarının istenmemesinin bir göstergesiydi. Ondan sonra zaten çoğu kişi ülkeyi terk etti. Amaçlanan şey gerçekleşmiş oldu. Yani “Türkiye’de sizi istemezük”ün bir pogromuydu. Türkiye’nin linç ve yağmalama tarihinin kara günlerinden biridir. Azınlıkları bir yabancı unsur olarak gördükleri için bu topraklarda istenmemesinin göstergesiydi. Türkiye devletinin o günlere yönelik özür dilemesi de gerekir ama böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Büyük devletler tarihlerindeki yanlışlardan özür dilemişlerdir. Bunda gocunacak bir şey yok. Tam tersine sizi daha değerli kılar. Böyle bir şey de olmayacaktır maalesef” ifadelerini kullandı.

    “BU TOPRAKLAR ANADOLU’NUN RENGİ OLAN AZINLIKLAR YOK OLUNCA DAHA MI ZENGİNLEŞECEK?”

    “Pogrom ile yüzleşebildik mi? Ya da son dönemlerin moda tabiriyle sormak gerekirse helalleşebildik mi?” sorusunu ise Molinas, şöyle yanıtladı:

    “Helalleşmeyi devletin kendisi yapar. İktidar olmayanların helalleşmesi devleti temsil etmez. Devleti kim temsil ediyorsa onun helalleşmesini görmek lazım. Bugün helalleşmek isteyenler yarın iktidara gelip aynı helalleşmeyi 6-7 Eylül için de yaparsa şapka çıkarırız. “İstenilen gerçekleşmiş olur” deriz. Devletler hata yapabilir ama sonra özür de dileyebilir. Tarihte çok örnekleri var. Bunda bir şey yok. Bir daha aynı şeylerin tekrarlanmaması adına bir yüzleşme ve helalleşmenin yapılması gerekiyor. Bugün hala sosyal medya başta olmak üzere yazılı ve görsel medyada nefret söylemleri ile dolu kareler, fotoğraflar, yazılar, konuşmalar var. Özellikle Yahudilere karşılık son yıllarda antisemitik nefret söylemi çok revaçta. Buna karşı hiçbir şey de yapılmıyor. Cezai müeyyide uygulanmıyor. Bugün memlekette 1000-1500 Rum kalmış. 10-20 yıl sonra Rum vatandaş da kalmayacak. Yahudiler de bugün 14-15 bin civarında. Belli bir süre sonra onlar da kalmayacak bu topraklarda. Yüzyıllardır Anadolu’nun ve İstanbul’un rengi olan azınlıklar yok olunca daha mı zenginleşecek? Hayır. Daha da yoksullaşacak. Farklılıklar zenginlik getirir çünkü. Kapalılık yoksulluk getirir.”

    “SEÇİM YAKLAŞTIKÇA MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMLERİ ARTIYOR”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan‘ın her yıl 6-7 Eylül Pogromu ile Ermeni Soykırımı’na ilişkin verdiği kanun ve araştırma komisyonu teklifi özellikle son yıllarda beraberinde birçok tartışmayı da getiriyor. Teklifleri işleme alınmayan Paylan, başta iktidarı oluşturan partiler olmak üzere çeşitli kesimlerden lince varan tepkiler alıyor. Molinas konuya dair “Seçim yaklaştıkça oy kaybına uğramamak adına maalesef milliyetçilik söylemi her iki cenahta da artıyor. Demokrasimizde, sandık demokrasisinin gücü çok yüksek. 3-5 yıl önce rahatlıkla konuşulan konular bugün konuşulamıyor. Yine tabu seviyesine indiriliyor. Zamanın ruhu bu tür tarihi olayların yorumlanması anlamında olumsuza doğru gidiyor” yorumunda bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL

    >Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

  • İHD’den 6-7 Eylül açıklaması: Bir nefret suçu olarak bir kez daha lanetliyoruz

    İHD’den 6-7 Eylül açıklaması: Bir nefret suçu olarak bir kez daha lanetliyoruz

    PİRHA-İHD, Türkiye’de Müslüman olmayan halklara yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde yapılan pogromun 67. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada “Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığını bir nefret suçu olarak bir kez daha lanetliyoruz” ifadelerini kullandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, Türkiye’deki Rum, Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogroma ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. İHD, “6-7 Eylül 1955: Yalnızca bir devlet operasyonu mu?” başlıklı açıklamasında “Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığını bir nefret suçu olarak bir kez daha lanetliyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “BU BİR DEVLET OPERASYONUYDU”

    Açıklamada 6-7 Eylül 1955’te yaşananlara değinilirken; şunlar kaydedildi:

    “6-7 Eylül 1955 kitlesel pogromu sırasında neler olduğunu bu ülkede resmi tarihi reddeden herkes artık biliyor. Ellerinde Türk bayrakları, kamyonlarla taşınan kalabalık grupların başta Rumlar olmak üzere Yahudi, Ermeni, Müslüman olmayan yurttaşların ev ve işyerlerine saldırdığı, Yeşilköy’den Nişantaşı’na, Aksaray’dan Edirnekapı’ya, Laleli’den Bakırköy’e, Beykoz’dan Kalamış’a, İstinye’den Çengelköy’e kadar 40 kilometre karelik bir alanda yaktığı, yıktığı, yağmaladığı, linç ettiği, tecavüz ettiği, öldürdüğü çok yazılıp çizildi.

    İHD İstanbul Şubesi, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak bizler her yıl 6-7 Eylül’de yayınladığımız basın açıklamalarımızda yazdık: Bu bir devlet operasyonuydu. Titizlikle örgütlenmiş bir özel harp faaliyetiydi. Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından planlandı, devlet dersini iyi ezberlemiş kalabalıklar tarafından şevkle uygulandı. Öldürülen kişilerin sayısı, kayıtlara geçtiği kadarıyla 37’ydi. Kayıtlara 60 olarak geçen tecavüz vakasının gerçek sayısı ise 400 civarındaydı. Bazı kadınlar tecavüz edildikten sonra öldürüldü. 90 yaşındaki rahip Hrisantos Mantas diri diri yakıldı. En az birkaç rahip bıçakla ve zorla sünnet edildi. Onlarca kişi linç edildi. Yalnızca İstanbul’da değil, İzmir ve Ankara’da da benzer olaylar yaşandı, üstelik Urfa, Mardin, Midyat’ta da Süryanilere saldırıldı. 4 bin 214 ev, 73 kilise, 26 okul, 1 sinagog, işyeri ve dükkan benzeri toplam 5 bin 317 mekan yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. Bu veriler uluslararası literatürde 6-7 Eylül hakkındaki en kapsamlı kitabın yazarı olarak tanınan Speros Vryonis’in verdiği rakamlar.

    Ama gerçeğin yeterince bilinmeyen bir yanı var. En çok kullanılan fotoğraflarda dükkanlara, işyerlerine yönelik tahrip ve yağmayı görürüz. Fotoğraflarda dükkânlara saldıranları, İstiklal Caddesi’nin boydan boya kumaşla, yağmadan arta kalan mallarla kaplandığını izleriz. Böyle bir temsil, insan zihninde yanlış bir algıya hizmet eder. Bu, “azınlıklar zengindir ve saldırı bu zenginliğe karşı yapıldı” algısıdır. 6-7 Eylül’ün bir “servet düşmanlığı” olarak sunulmasıdır.

    “HIRİSTİYAN VE YAHUDİ DÜŞMANLIĞINI BİR NEFRET SUÇU OLARAK LANETLİYORUZ”

    Oysa vahşet, bu iki gün boyunca bitmeyen enerjisini ağırlıklı olarak Hıristiyan nefretinden almış, korkunç saldırılar Hıristiyan inancına karşı yapılmıştır. Bunun somut kanıtı kiliseler ve mezarlıklardır. Saldırılar en yıkıcı, en tahrip edici yüzünü başta Rumların olmak üzere gayrimüslimlerin kutsallarına, kiliselerine, sinagoglarına, mezarlıklarına karşı göstermiştir. Kiliseler birkaç saat içinde harabeye çevrilmiş, dinamitle patlatılmış, ateşe verilmiştir. Kilise içinde kutsal eşyalar tahrip edilmiş, İsa tasvirlerinin gözleri oyulmuş, haçlar kırılmış, mezarlar açılıp cenazelerin kemikleri ortalığa saçılmış, yeni gömülmüş bir cenaze ağaca asılarak karnına Türk bayrağı saplanmıştır.

    İstos Yayın tarafından 2015’te yayınlanan “Patrikhane Fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos’un Objektifinden 6/7 Eylül 1955” başlıklı kitap. 6-7 Eylül pogromunun bu tek boyutlu temsilinin eksikliğini ortaya koydu. Çok geçmeden Bakanlar Kurulu tarafından sınır dışı edilecek ve kitabı yasaklanacak olan Dimitrios Kalumenos’un olay gecesi ve ertesi gün büyük tehlikeleri göze alarak gezdiği tahrip edilmiş kilise ve mezarlıklarda çektiği fotoğraflar gerçeği sergiliyor.

    Öte yandan, resmi tarihi sorgularken devletin suç işlediği, suçunu kabul etmediği, üzerini örttüğü, hesabını vermediği, Rum toplumunun ağır kayıplarını tazmin etmediği, bir özür bile dilemediği gerçeğinin altını çiziyoruz. Ama altı yeterince çizilmeyen bir gerçek, halkın katılımıdır. Suçun bir avuç yönetici tarafından işlendiği içimizi rahatlatır, halkın katılımını konuşmak rahatsız edicidir. Speros Vryonis halk katılımı konusunda da titiz bir çalışma yapmış, İstanbul Emniyet Müdürü’nün Yassıada duruşmalarında verdiği 300.000 kişi bilgisini inandırıcı bulmamış, elindeki verilerle bu sayının 100.000 olduğunu belirtmiştir. Yani o günkü İstanbul nüfusunun onda biri. Şehrin bugünkü nüfusuna oranlarsak bu, iki milyona yakın kişi demektir. Bugün böyle bir yıkıcılığa iki milyona yakın kişinin bilfiil katıldığını düşünürsek, halk katılımının boyutlarını daha iyi görebiliriz.

    İnsan hakları savunucuları, ırkçılık ve ayrımcılık karşıtları olarak bizler, bugün, 6-7 Eylül pogromunun 67. yılında, hem Türkiye’de devlet geleneğinin, hem de devletin dayandığı tabanın, yani Türkiye’nin Müslüman nüfusunun tarihini sorguluyor, Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığını bir nefret suçu olarak bir kez daha lanetliyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    PİRHA-İstanbul Rumları başta olmak üzere Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun 67’inci yıl dönümü. Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddetin yaşandığı 6-7 Eylül, Türkiye tarihinin utanç sayfalarından birini oluşturuyor.

    Türkiye tarihinin karanlık ve utanç sayfalarından birisi de 6-7 Eylül pogromudur. 1955 yılının 6-7 Eylül’ü, başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere Müslüman olmayan topluma yönelik gerçekleştirilen linç ve yağma hareketinin yaşandığı tarihtir.

    67’inci yıl dönümünde olduğumuz pogromda resmi verilere göre 11 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Kadınlar cinsel saldırıya uğradı. Bunun yanı sıra 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 2 manastır, 1 sinagog, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân da saldırıya uğradı.

    6-7 EYLÜL’DE YAŞANANLAR: POGROM!

    6-7 Eylül’de yaşananlar için kullanılan terim: Pogrom! Rusça kökenli bir kelime olan ‘pogrom’, ilk olarak 19. yüzyılda Yahudilere yönelik şiddeti adlandırmak için kullanılmış. Yaşananlar ise Türkiye tarihinde “6-7 Eylül olayları” olarak anımsanıyor. Olan biteni doğru tanımlamak gerektiğini belirten akademisyenler ise “olaylar” denildiğinde yaşananın boyutlarının azımsandığını, kendiliğinden olmuş gibi bir izlenimin yaratıldığını savunuyor.

    ‘Pogrom’ ise şöyle tanımlanıyor: Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddet. Kitlenin şiddet uygulayıcısı olarak seferber edilmesi ise pogromun temel özelliği. Kolektif şiddetin içinde yağma, linç, hırsızlık, tecavüz ya da cinayet olabiliyor. 6-7 Eylül 1955’te olan kolektif şiddetin ana hedefi İstanbul Rumlarıydı. Ama Ermeniler ve Yahudiler de bu şiddetin hedefi oldular.

    PAYLAN: 6-7 EYLÜL POGROMU HAFIZA GÜNÜ İLAN EDİLSİN

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan da pogromun 67’inci yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifi ile “6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü” ilan edilmesini talep etti.

    Paylan kanun teklifinde şu ifadelere yer verdi:

    “100 bin insanın katıldığı tahmin edilen bir pogromda bu sayı fiilen cezasızlık demektir. Ayrıca, 6-7 Eylül Pogromu sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli Sabri Yirmibeşoğlu’nun “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi, amacına da ulaştı” açıklamasının işaret ettiği tertibin devlet içinde görevli faillerine yönelik soruşturma ve kovuşturma hiçbir zaman yapılmamıştır. Aksine, pogromun fitilini ateşleyen Oktay Engin ve pogrom sırasında görevini yerine getirmeyen Hayrettin Nakipoğlu gibi isimler, Cumhuriyet dönemindeki pek çok menfi olayda olduğu gibi devlette üst düzey görevler alarak taltif edilmişlerdir.

    Pogrom sırasında mağdurları korumaya çalışan onurlu devlet yetkilileri ve güvenlik güçleri de olmuştur. Cesur vatandaşlar, komşularını korumak için büyük kitlelerin karşısına dikilmiştir. Pogromun ardından TBMM çatısı altında dönemin milletvekilleri yaşananlar karşısında teessürlerini açıkça dile getirmişlerdir. Bu, toplumsal çabayı unutmamak gerekir. Yine de, 6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye tarihindeki diğer suçlar gibi yüzleşilmemiş, failleri cezalandırılmamış ve hasarı tazmin edilmemiş bir suç olarak kalmıştır.”

    Paylan teklifinde, 6-7 Eylül 1955’te yaşananların ‘Pogrom olarak tanınmasını, 6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Müzesi ve çeşitli hafıza mekanları kurulmasını, pogromun faillerinin tespit edilmesini ve pogromun sebep olduğu zararların tam anlamıyla tazmin edilmesini talep etti.

    PAYLAN’IN KANUN TEKLİFİ ‘KABA VE YARALAYICI’ BULUNMUŞTU

    Paylan‘ın geçtiğimiz yıllarda pogroma ilişkin TBMM’ye verdiği araştırma önergesi, “kaba ve yaralayıcı” bulunduğu gerekçesiyle işleme konmamıştı. Paylan‘ın “Ermeni Soykırımı’nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması” başlıklı kanun teklifini de TBMM Başkanı Mustafa Şentop, TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğu gerekçesiyle iade etmişti. Kanun teklifinin ardından Paylan‘a yönelik tepkiler gelmiş, Paylan da “7 yıldır aynı teklifi veriyorum, böyle bir lince maruz kalmadım” diye konuşmuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Hasköy Yahudi mezarlığına saldırı: 36 mezar taşı kırıldı

    Hasköy Yahudi mezarlığına saldırı: 36 mezar taşı kırıldı

    PİRHA-Türkiye Hahambaşılığı Vakfı, İstanbul Hasköy Mezarlığı’nda 36 mezar taşının kırıldığını duyurdu.

    İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Hasköy Yahudi Mezarlığı’nda mezar taşlarının kırıldığı duyuruldu. Türkiye Hahambaşılığı Vakfı’nın resmi Twitter hesabından yapılan açıklamaya göre, Türk Yahudi toplumunun mezarlığına kimliği henüz belirlenmeyen kişi ya da kişilerce saldırı gerçekleşti. Saldırıda 36 mezar taşı kırıldı.

    Konunun resmi makamlara iletildiği belirtilen olayla ilgili açıklamada, “Hasköy Mezarlığımıza gece yarısı girilmiş, 36 tane mezar taşımız tahrip edilmiştir. Konu tüm resim ve gece kayıtları ile ilgili makamlara iletilmiş olup, bu vandalizmi yapanların bir an evvel yakalanmasını beklemekteyiz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İsrail’in yeni Cumhurbaşkanı Herzog, Filistinlilerle barışı savunuyor!

    İsrail’in yeni Cumhurbaşkanı Herzog, Filistinlilerle barışı savunuyor!

    PİRHA-İsrail’de İşçi Partisi’nin adayı Isaac Herzog, parlamentoda yapılan oylamayı kazanarak ülkenin 11’inci Cumhurbaşkanı seçildi. Herzog, Filistinlilerle barış görüşmelerinin yeniden başlatılmasını savunuyor.

    İsrail Parlamentosu (Knesset), İşçi Partisi’nin eski lideri Isaac Herzog’u cumhurbaşkanlığına seçti. Oylamada 120 milletvekilinden 87’sinin oyunu alan Herzog, 26 oy alan rakibi Miriam Peretz’i geride bırakarak İsrail’in 11’inci Cumhurbaşkanı oldu. 60 yaşındaki Isaac Herzog, Temmuz ayında cumhurbaşkanlığı makamına oturacak.

    “ŞİMDİ KÖPRÜLER KURMA ZAMANI”

    Cumhurbaşkanı seçildikten sonra konuşma yapan Herzog, “tüm İsraillilerin cumhurbaşkanı” olacağını ve kamplaşmanın yaşandığı ülkede yeniden birlik için mücadele edeceğini söyledi. “Şimdi köprüler kurma zamanı” diyen yeni Cumhurbaşkanı, dünya çapındaki antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) ve İsrail düşmanlığıyla mücadele edeceğini vurguladı.

    ISAAC HERZOG KİMDİR?

    9 Temmuz’da İsrail Cumhurbaşkanlığı görevini devralacak olan Isaac Herzog, 1960 yılında Tel Aviv kentinde dünyaya geldi. 1983-1993 yılları arasında İsrail’in 6. Cumhurbaşkanı olan babası Haim Herzog, İkinci Dünya Savaşı’nda Büyük Briyanya ordusunda subay olarak görev almış ve Normandiya çıkarmasına katılmıştı. İsrail tarihinin en ünlü diplomatlarından eski Dışişleri Bakanı Abba Eban’ın da yeğeni olan Herzog, ülkesinde kibar ancak karizması düşük bir siyasetçi olarak tanınıyor.

    Babasının Birleşmiş Milletler’deki görevi nedeniyle bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) İsrail’e döndükten sonra, özel gizli haber alma teşkilatı 8200’da görev alan Herzog, burada siber güvenlik biriminin yöneticiliğini yaptı. 2003 yılında İsrail İşçi Partisi’nden milletvekili olarak parlamentoya seçilen Herzog, 2005 yılında İmar Bakanı, daha sonra da sırasıyla Turizm Bakanı ve Refah Bakanı olarak kabinelerde yer aldı.

    2015 seçimlerinde partisinin başbakan adayı olarak girdiği parlamento seçimlerinde Benyamin Netanyahu’ya karşı mağlup olan Herzog, Filistinlilerle barış sürecinin yeniden başlatılmasını savunuyor. 2018’den bu yana, İsrail’e göçten de sorumlu olan insani yardım kuruluşu İsrail Yahudi Ajansı’nın başkanlığını yürüten Isaac Herzog evli ve üç çocuk babası.

    Kaynak: Reuters, dpa, Deutsche Welle