Etiket: yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt

  • Yamanlar Cemevi’ne giden Cemevi Başkanlığı yetkilileri umduğunu bulamadı-VİDEO

    Yamanlar Cemevi’ne giden Cemevi Başkanlığı yetkilileri umduğunu bulamadı-VİDEO

    PİRHA- AKP’ hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı yetkilileri, İzmir’de bulunan Yamanlar Cemevi’ne giderek yönetilerle görüştü. Görüşmede, ‘Sizlere dede gönderelim’ teklifine Yamanlar Cemevi yöneticilerinin sert tepki göstermesi sonrasında yetkililer cemevinden ayrıldı. Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Pirlerimiz nefsine yenilmemelidir. Bir başkasının lokmasına karşılık kendimizi değiştirmeyiz” dedi. 

     İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilileri ve sözde bir dedenin de aralarında olduğu heyet, İzmir’de hizmet yürüten Yamanlar Cemevi ‘ne giderek cemevi yöneticileriyle görüştü.

    Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, heyetin kendilerine, ‘Maddi ihtiyacınız var mı? Sizlere bir dede ve maaşlı temizlikçiler gönderelim’ sorusunu yönelttiği ve teklifi kabul etmemeleri sonrasında heyetin cemevinden ayrıldığını aktardı.

    2 YIL ÖNCE DE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI YETKİLERİ ZİYARET ETMİŞTİ

    İçişleri Bakanlığına bağlı yetkililerin yaklaşık 2 yıl önce cemevlerini ziyaret ettiği ve tavır konulması ile birlikte cemevlerini terk ettiği bilgisini aktaran Bozkurt, “Yol erkan dışında davrananları deşifre edip bu alanı kişilere vermemiz lazım. Yolu erkanı yürütecek değil, kendi zihniyetlerini bu kurumlara taşıyacak elemanlar arıyorlar. AKP ise bu boşluktan yararlanarak bu hamleyi geliştiriyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde dede olduğunu söyleyen Ali isimli bir kişi cemevimize gelerek maddi ihtiyaçlarımızı sordu. Talebimizin maddi değil eşit yurttaşlık talebi olduğunu ve bunun da üst çatı örgütlerimizin dillendirdiğini söyledim. Çayını dahi içmeden masadan kalktı ve gitti. Yine önceki dönemlerde vali bizleri çağırdığında Alevi kurumları olarak, ‘Siz devletin memurusunuz, bizim talebimiz anayasaldır ve anayasa kalıcıdır. Anayasal güvence verilirse sorunumuz öyle çözülür’ dedik” diye konuştu.

    ‘SİZE DEDE GÖNDERELİM’ TEKLİFİNE TEPKİ

    Bozkurt, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan gelen Ali isimli kişinin kendisini ocakzade olarak tanıttığını ve kendilerine bu kez ‘Size dede gönderelim’ teklifinde bulunduğunu belirtti. Bu teklifi kabul etmeyerek tavır koyduklarını ve olumsuz cevap alan heyetin cemevinden ayrıldığını dile getiren Bozkurt şöyle devam etti:

    “1 ay önce Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan iki kişi cemevimize geldi. Ali isimli bu kişi Sivaslı ocakzade olduğunu ve İzmir temsilcisi olarak seçildiğini söyledi. Konuştuğunda sözde senin gibi düşünüyor, senin gibi Aleviyim diyor. Ne yazık ki devletin Alevisi olma yönünde maddi olarak dayatmalarda bulunuyor. Konuşma arasında, ‘Sizlere dede lazım ise bir dede gönderelim’ teklifinde bulunuyor. Ayrıca 2 kişilik temizlikçi kadrosu açacaklarını bu isimleri kendilerine vermemizi istediler. Bizim dedemizi göndermek sizin lüksünüze mi kaldı? Biz cemevimizin bir yerden talimatla görev alacak bir yer olmadığını söyledik. Hizmetimizi gönüllü olarak yaptığımızı ve yolumuzu yürütmeyi başkasının iradesine bırakmayacağımızı söylediğimizde, çekip gittiler. Bütün kurumlarımızda aynı tepki ve bilinç öne çıkarsa; devlet bizleri yönetme çabasından vazgeçecektir.

    “ALEVİLERİ TEK ELDEN YÖNETMEK İSTİYORLAR, TESLİM OLMAMALIYIZ”

    Alevi inancının tek elden yönetilerek Alevi toplumuna bunlar üzerinden fetva verilmek istendiğini ifade eden Bozkurt, Alevi toplumunun bu asimilasyon hamlesine dahil olmaması yönünde çağrısını yineleyerek, “Bir deyim vardır; ‘kimin ekmeğini yersen onun davulunu çalarsın.’ Bir biat kültürü var. Diyaneti nasıl ki tek merkezde yönetiyor ve fetva verdiriyorlarsa, memur dedeler atayarak Alevilere fetva vermek istiyorlar. Pirlerimiz nefsine yenilmemelidir. Bir başkasının lokmasına karşılık kendimizi değiştirmeyiz. Bize vereceklerine karşılık bizlerden taviz bekliyorlar. Ama inancını değiştirip seni dönüştürmek istiyor. Hiçbir onurlu Alevi buna teslim olmamalıdır. Buna düşenler büyük bir eksikliğin zaafına düşmüş olacaklardır. Hep beraber bu yolu, mücadeleyi büyütelim. Gerçekliğimizden şaşmayarak, gücümüz yettiğince bu hakikati, yolu yürütmeye çalışacağız” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    ‘Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Devletin Madımak Katliamı ile yüzleşmekten kaçtığını ve hesap sormaktan uzak olduğunu belirten Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, ” Devlet, yüzleşmekten de, özeleştiriden de çok uzakta. Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz” dedi.

    1993 yılında 33 kişinin faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.

    Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt Sivas Katliamı’nın 30. yılına dair PİRHA’ya konuştu.

    “KATLİAMIN ARKASINDAKİ GÜÇLER KORUNUYOR”

    Katliamın üzerinden geçen 30 yılda devletin hesap sorabilecek yerde olmadığına değinen Bozkurt, “30 yıldır Sivas yollarını aşındırıyoruz. Defalarca binlerce canla Madımak önünde açıklama yaparak devlete bu katliamla yüzleşme çağrısı yapıyoruz. 30 yıldır kanayan bu yaramıza bir nebzede olsa özeleştiri verecek, katliamın hesabını soracak devlet işleyişini görmedik. Bu sene yine Sivas’ta olacağız. Taleplerimize sağır olan, duymayan bir devlet var. Sivas’ın hesabı sorulmuş, katiller korunmamış olsaydı bu katliam çok hızlı aydınlatılabilirdi. Katilleri savunanlar iktidarlardan bakanlık alarak terfi ettirildiler. Demektir ki korunuyorlar ve bunları yönlendiren bir güç var” dedi.

    “YÜZLEŞME VE ÖZELEŞTİRİ ŞART”

    Bozkurt, 29 Mayıs 1993 tarihinde Almanya’nın Solingen şehrinde Neonazilerin bir evi ateşe verdiği ve Türk bir aileden beş kişinin yaşamını yitirdiği katliamda devletin bununla yüzleşerek o evi müzeye çevirdiğini hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Almanya’da bir Türk aile yakılmıştı. O ev müzeye çevrildi ve devlet düzeyinde anmalar yapılıyor. Devlet ailelerden özrü dileyerek katliamla yüzleşebildi. Devlet bu katliamı onaylamadığını, bunun insanlık suçu olduğunu belirtti.  İşte devlette Sivas katillerini cezalandırıp katliam ile yüzleşşeydi bizler 30 yıldır yüzleşme çağrısı yapmazdık. Resmi devlet politikasının üstünde bir derin güç var. Alevilere yönelik sistematik bir katliam projesi var. Katliamla yüzleşilmeden adaletten, şeffaklıktan yada yeni bir anayasadan bahsedilmez. Bunların hesabı sorulmamışken geleceğe güvenli bakamayız. Hala Alevilere yönelik asimilasyon, sürgün devam ediyor. Cemevlerimiz yasal statüye kavuşmuş değil. Bu sesi duymak istemiyorlar.”

    “ANILARINA BAĞLI KALMAK ÖRGÜTLENMEKLE OLUR”

    Bozkurt, Alevi örgütlenmesinin Madımak’ın hesabını soracak mücadele ortaklığını yaratmada eksik kaldığı eleştirisinde bulundu. Bozkurt, “Geçmiş örgütlülüğümüz ile güncel örgütlülüğümüzü kıyaslar isek, mücadelede gerileme var diyebilirim. Halen bir bütün örgütlenmeyi başaramamış isek davamızda zayıflamış oluruz. Susmuş, kendi iç sorunları ile cebelleşen örgütü devlet dikkate almaz. Evet her yıl alanlara çıkarak Sivas’ı analım ve unutturmayalım. Ama yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ve mücadele bilinciyle yaşayalım. Bu ülkede eşit yurttaşlık talebimizi daha diri tutmak, katledilen canlarımızın anısına bağlı kalmak için bu mücadeleye katılarak ses vermesi gerekiyor. Kimsenin birbirinden ayrı durma lüksü yok” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Okullara imam atanmasıyla eğitimin tarikatlara teslim edilmek istendiğini söyleyen Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Velilerin, sendikaların, kamuoyunun itirazını güçlü bir şekilde dillendirmek gerekir, çok geç olabilir” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösterirken, birçok kentte eylemler yapılıyor.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirildiğini ifade ederek, bu süreçte güçlü bir itirazın örgütlenmesi çağrısında bulundu.

    “BİLİMSEL EĞİTİMDEN ESER KALMADI”

    Protokolün AKP’nin uzun zamandır eğitime yaptığı müdahalenin resmiyet kazanmış hali olduğunu dile getiren Bozkurt, “AKP’nin 21 yıllık iktidarında bilimsel eğitimden eser kalmadı. Din dersi, zorunlu ders kapsamına alındı. Şimdi de manevi danışmanlık atandı. Başarılı öğrencinin zorunlu din dersi zayıf ise bu onun başarısını etkiliyor ve engelliyor. Başarılı olmak için zorunlu din dersi ret edilemiyor. Çocukları bu psikolojiye sokmak, bunu onlara dayatmak bir etki bırakıyor. Bu bilimsel eğitimin önüne geçiyor. Bu dindar ve kindar dedikleri nesli yetiştirmenin bir uygulamasıdır. Bunu engellemek bir tek Alevilerin görevi değil, geleceğini önemseyen herkesin görevi olmalı” diye konuştu.

    “KARŞI KOYUŞU, TEPKİYİ YÜKSELTMEK GEREKİR”

    Bozkurt, ilk etapta İzmir ve Eskişehir’in seçilmesini bu şehirlerin demokrat yapısından kaynaklandığını ifade etti. AKP’nin kendi siyasal  ideolojisini kalıcılaştırmak istediğini dile getiren Bozkurt, “İktidar halkları bastırarak, sokak eylemlerini yasaklayarak bu tür örgütlemenin önüne geçti. Nitekim başarılı oldu. Bu tür dayatmayla çocuklarımızın geleceği elinden alınmış oldu. Mutlaka hiç gecikmeden alanlara çıkarak bu karşı koyuşu ve tepkiyi yükseltmek lazım. İzmir, Eskişehir ve Tekirdağ’ın pilot bölge olarak seçilmesi manidardır. Demokrasinin az da olsa yerleştiği bu bölgelerin dokusu bozulmak isteniyor. Bu gidişata dur demenin bir yolunu bulmalıyız” dedi.

    “ÇOK GEÇ OLABİLİR, ÖRGÜTLÜ TEPKİYİ YÜKSELTMELİYİZ”

    Eğitim sendikaları, Alevi örgütleri, demokratik kitle örgütleri ile bu hamlelere karşı örgütlü karşı koyuşun hayati önem taşıdığını söyleyen Bozkurt şöyle devam etti:

    Sosyal devletlerde eğitim bakanlıkları çocukları anaokulundan meslek edinene kadar sahipleniyor. Yatkın olduğu yöne yönlendirerek hayata kazandırıyor, işini teslim ediyor. Cemevleri bu konuda görev üstelenebilir. Gençlerden, çocuklardan kindar nesil yetiştirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Cemaatlerin bu tuzakları ile bazı şeyler için çok geç olabilir. Bir an önce bir araya gelerek bu protokole karşı koymalıyız.”

    PİRHA/İZMİR

  • Bozkurt: 25 Aralık Alevi Kurultayı devletin kendi Alevisini yaratmasına karşı cevaptı-VİDEO

    Bozkurt: 25 Aralık Alevi Kurultayı devletin kendi Alevisini yaratmasına karşı cevaptı-VİDEO

    PİRHA- Büyük Alevi Kurultayı’na gelen süreçte Alevi hareketinin daha örgütlü söz ve eylem birliği gerçekleştirmede yol kat ettiğini kaydeden Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Aleviler ilk defa bu kadar derli toplu ve örgütlü olarak söz ve eylem birliği yapmıştı. Devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir cevap, boşa çıkarma mesajıydı” dedi. 

    AKP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Demokratik Alevi Derneği, 25 Aralık’ta Büyük Alevi Kurultayı’nı gerçekleştirdi.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, 25 Aralık’ta Alevi örgütlerinin İstanbul’da gerçekleştirdiği Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Bozkurt, Alevi hareketinin uzun zamandır hak arayışında zayıf kaldığını dile getirerek, bunun son dönemdeki örgütlü mücadele hattı ve eylem birliği ile kırıldığını söyledi. Alevi hareketinin sahaya inmesiyle daha da örgütlü bir söz ve eylem birlikteliği yakaladığını dile getiren Bozkurt, Büyük Alevi Kurultayı ile devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı güçlü bir cevap verildiğini sözlerine ekledi.

    2023 yılında Alevi hareketinin bu örgütlü mücadeleyi başarıya ulaştırmada daha da kararlı olması gerektiğine vurgu yapan Bozkurt, Alevilerin emek ve demokrasi blokuna öncülük etmesi gibi temel görevin önlerinde olduğuna işaret etti.

    “DAHA ÖRGÜTLÜ SÖZ VE EYLEM BİRLİĞİ VARDI”

    Büyük Alevi Kurultayı’nın devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir mesaj olduğunu ve bu hamlenin boşa çıkarıldığını ifade eden Bozkurt, şunları kaydetti:

    “Aleviler bir çok kez kurultay ve çalıştay yaptılar. Gündemin sıcaklığı ile kurultay çok daha iyi katılımlı, heyecanlı ve değerliydi. Avrupa’dan Türkiye’ye ve Kıbrıs’a kadar neredeyse bütün kurumlar katılmıştı. Diyebilirim ki Aleviler ilk defa bu kadar dertli toplu ve örgütlü olarak söz ve eylem birliği yapmıştı. Umarız ki Aleviler bu hakikatin takipçisi olmaya devam ederek birlikte hareket edecekler. Bizler de çok büyük güç aldık. Devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir cevap, boşa çıkarma mesajıydı. Elbette her cenahta olduğu gibi Alevi toplumunda da çıkara teslim olanlar olmuştur. Bu görkemli duruşu ve birliktelik mesajını gören bu canlarda hakikatlerini görerek birliğin ve dirliğin olduğu yere dönerler. Böyle olursa hak ve hakikati yakalamak bizler için daha kolay olur.”

    “DERLİ TOPLU MÜCADELE HATTI ÖRÜLDÜ”

    Mehmet Bozkurt, Alevi hareketinin daha derli toplu bir mücadele hattı ördüğüne değinerek, “Alevi örgütlülüğü uzun zamandır belli anmalarla kalan, Alevilerin hak ve taleplerine yönelik arayışlarda zayıf kalan bir yerdeydi. İktidarın bu son hamlesi Alevi hareketini de harekete geçirdi ve sahaya indirdi. Daha derli toplu bir gayret ve mücadele içerisine girdiler. Elbette Alevi kurumları kendi arasında kimi ayrışmalar yaşıyordu. Bu devletin Aleviler içerisine soktuğu bilinçli bir politikaydı. Devletin Alevisi olma yolunda Alevi örgütlülüğünü gölgeleyenler de oldu. Devletin bu gündemini belirlemeden önce bu tehlikenin önünü alabilecek bir çalışma yoktu. Yeni kongreler ile birlikte Alevi örgütlülüğünün kendisini değiştirmesi ile hak mücadelesi bir canlılık kazandı. Bu çalışma ülkenin her tarafına yayıldı” dedi.

    “ALEVİLER EMEK VE DEMOKRASİ BLOKUNA ÖNCÜLÜK ETMELİ”

    Yeni yılda Alevilerin mücadele ettiği en temel değerlerden olan emek ve demokrasi bloğuna öncülük etmesi gerektiğine işaret eden Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, şöyle devam etti:

    “Bu mücadele kesintisiz devam ederse biz de demokrasiyi ve barışı göreceğimiz günlere yakın olacağız. Yoksa hepimiz yok olup gideceğiz. Alevilerin yeni yılda temel talebi emek ve demokrasi mücadelesi olacaktır. Aleviler emek ve demokrasi blokunun yanında yerini almalı, hatta öncülük etmelidir. Alevilerin demokrasiyi taçlandırmak gibi bir sorumluluğu var. Ülkede savaş, hukuksuzluk varsa buna müdahil olarak haksızlığın karşısında olması lazım. Hukuksuzluğun haksızlığın olduğu her yerde Alevilerin sözü olmalıdır. Devletin Alevisi olmayacağız. Yeni yılın Alevilerin için başarılı bir yıl olacağını düşünüyoruz. Umuyoruz ki mücadele daha da büyür” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Mehmet Bozkurt: Alevi inancı ‘devlet kadrolu’ yol yürüyemez-VİDEO

    Mehmet Bozkurt: Alevi inancı ‘devlet kadrolu’ yol yürüyemez-VİDEO

    PİRHA- Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, AKP hükümetinin ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesini ‘devlet kadrolu’ Alevi yaratma ve denetim altına alma hamlesi olarak ifade ederek, “Aleviliğe müdahale ederek onu tarif etmenin anlamı olamaz. Alevilik ‘devlet kadrolu’ yürüyecek inanç değildir” diye konuştu.

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurmak istemesine Alevi kamuoyundan tepkiler gelmeye devam ediyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesinin, Alevileri eriterek ‘devlet kadrolu’ hale getirmek olarak olarak değerlendiren İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Alevilerin talebi çimento, tuğla veya devletin kadrolu dedesi olma talebi değildir; Aleviler eşit yurttaşlık temelinde kendi kendisini tanımlayarak yolunu sürdürmek istiyor” dedi.

    “İHTİYACIMIZ TUĞLA, ÇİMENTO DEĞİLDİR”

    Alevi toplumunun taleplerini mahkeme kararlarına rağmen yerine getirmeyen hükümetinin, İçişleri Bakanı’nın danışmanı aracılığıyla Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyaretlerine sorasında hazırlanan sözde tasarıya tepki gösteren Bozkurt, “İktidar, 1585 cemevini dolaşarak Alevilerin ihtiyaçları dahilinde bir bir yasa tasarısı hazırladığını söylüyor. Peki Alevi kurumlarının talepleri tuğla, boya veya kadrolu olmak mıdır? Alevi toplumunun taleplerini mahkeme kararlarına rağmen yerine getirmeyen hükümet, İçişleri Bakanı’nın danışmanı aracılığıyla Alevi kurumlarına “Bir ihtiyacınız var mı? diye soruyor, ziyaret ediyor. Bizlere de geldiler. Kendilerine eşit yurttaşlık ve meclisi işaret edince çaylarını içmeden dahi gittiler. Buna dair tahammül edilemiyor. Alevilerin talepleri boya, tuğla, çimento değil eşit yurttaş olma talebidir. İnancını özgür yaşama, başkasının müdahale etmemesi talebidir. Alevilerin sorunları, merkezi hükümet ile belli ölçü ve duruş dahilinde görüşülebilir. Ama bu çatı örgütlerimiz ile yapılması görüşmeler olmalıdır” diye konuştu.

    “KİMİN KILICI ÇALINACAK, SÖZÜ SÖYLENECEK?”

    Bozkurt, hükümetin Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayarak, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçtiğini hatırlatarak, “Yargıtay ve Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi’nin cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, elektrik parasının devletin bütçesinden karşılanması ve zorunlu din dersinden Alevi çocukların muaf tutulması yönünde kararları olmasına rağmen hükümet bu kararları uygulamıyor.  Aleviler açısından bu tasarının bir karşılığı ve sorun çözücülüğü yoktur. Bu sorun anayasal güvence ile çözülebilir. Bu tasarı ile Alevilere gel kadrolu dedem ol, bana tabi ol deniyor. Kimin ekmeğini yersen onun kılıcını çalarsan sözü de burada devreye giriyor. Kimin kılıcı çalınacak, sözü söylenecek? Alevilere yönelik asimilasyon, baskı, ayrımcılık her geçen gün hız kesmeden devam ediyor” dedi.

    “ALEVİLİK ‘DEVLET KADROLU’ OLAMAZ”

    Aleviliğe müdahale ile tanımlamaların kabul edilemeyeceğini söyleyen Bozkurt, Alevi inancının ‘devlet kadrosu’ ile değil kendi özgünlüğü ile yürütüleceğini kaydederek, “Bu projeye dahil olanın orada iradesi de olmayacaktır. Artık onu verilen genelgeye tabi olacaktır. İçinde tepki varsa da ortaya çıkarmıyor, sessiz kalıyor; sessiz kalmakta buna ortaklıktır. Bir avuç hükümdarın hükmünü toplumlar olarak çekiyoruz. Bizlerde hakkımız olanı istiyoruz. Bir inançtan alınıp diğer inanca katılsın demiyoruz. İnsanlar istediği gibi inanır, kendisini öyle tanımlar. Aleviliğe müdahalenin, tarif etmenin veya bir yere bağlamanın anlamı yok. Dünyada inançlar bağımsız olarak yürütülüyor ve bu sivillerin katkısı olarak yapılıyor. Devlet, aksine bir inancın tek mezhebine ikinci büyük bütçeler ayırıyor. Kadro vererek kendisine bağlıyor. Her geçen gün asimilasyon ve baskı artıyor. Her toplum kendi inanç hakkını kendisi belirlemeli. Kurumlarımız ve ocak sahipleri inanç önderlerimizin aldığı ortak karar var. Kişisel menfaat ve çıkarlar geçicidir. Yastığa başını koyup bunu yapmasaydım pişmanlığı yaşamama adına buna dahil olmamak durumundayız” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’-VİDEO

    ‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’-VİDEO

    PİRHA- Yerel yönetimlerin cemevlerinin mülkiyeti üzerinden Alevilere kendi bağlamaya çalışarak özgürleşmesinin önünü kestiğine vurgu yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Aleviler sürekli potansiyel bir oy kapısı olarak görülüyor. Ellerinde sürekli bu kozu tutuyorlar. Bu, cemevleri üzerinden Alevileri kendini bağlama taktiğidir. Çünkü; cemevleri Alevilere devredilir ve Aleviler o özgürlüğe de kavuşurlar ise bu siyaset alanı yok olacaktır. Siyaseten bunun üzerinden bir beklenti var ve cemevleri Alevilere devredilmek istenmiyor” diye konuştu.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVLERİNİN ANAHTARI BELEDİYE PERSONELİNİN ELİNDE”

    PİRHA: Cemevlerinin yapılması fikri hangi ihtiyaçlar temelinde doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    MEHMET BOZKURT: Köy yaşamında herkes kendi evinde toplanır, pirleri gelir ve cemler yapılırdı. Görkemli salonlar yoktu. Şehirleşme ile birlikte bunlar imkansız hale gelince cemevlerine ihtiyaç duyuldu. Orjini bozuldu, şatafatlı hale geldi. Kendi halimizde, mütevazi yaşam biçimimiz ile öbürünün halini anlayan yerdeydik. Cemevleri zaruri ihtiyaç oldu ama dergah ve ocak işleyişinden de koptuk. En büyük handikap ise cemevlerinin belediyelerin mülkü olması ve idarenin belediye tarafından yapılmasıdır. Sosyal tesis, kültür merkezi adları altında. Yasal güvencemiz olmadığı için dernekler adı altında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Belediyenin mülkü olan cemevlerinin anahtarı belediye personelinin elinde. İbadet yapılacak ise de kültür müdürlüğünün izni ile yapılıyor. 15 gün önceden bir talep yazısı ile kültür müdürlüğü onayı ile cem yapabiliyorsun. Böyle bir ibare var. Halen de yaşanıyor. Alevi kurumlarına büyük görev düşüyor. Çok acil olarak kültür merkezi adı altında hizmet veren cemevlerini bu statüden çıkartmalıdırlar.

    Cemevi yöneticisi aynı zamanda belediye çalışanı. Belediye çalışanın, belediyeye tavır koyması mümkün müdür? Hem belediyede çalışıyor hem de o cemevinde yöneticilik veya başkanlık yapıyor. İnancında farklı anlayışları dayatana karşı koyamaz. Görmezden gelmek istiyor ve asimilasyon da tamda buradan başlıyor. Oysaki ekonomik özgürlüğü olan ve hiçbir yere bağımlı olmayan hakikatli kişilerin buna dur deme şansı oluyor. Ama biz cemevi olarak buna dur diyebiliyoruz. İzmir’de hiçbir kurum kesintisiz olarak Hakk’a yürüme erkanı yapmaz iken biz yaptık. Hakarete hatta fiziki müdahaleye dahi uğradığımız oldu. Mücadele etmeseydik Türkçe veya anadilde Hakk’a uğurlama erkanı yapılmasının önü açılmazdı.

    “ALEVİLER ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞUR İSE CEMEVLERİNDEKİ SİYASET ALANI YOK OLACAKTIR”

    Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevilerinin (sosyal tesis, kültür merkezi vs) büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması yönünden nasıl okuyorsunuz?

    Aleviler sürekli potansiyel bir oy kapısı olarak görülüyor. Ellerinde sürekli bu kozu tutuyorlar. Bu, cemevleri üzerinden Alevilere kendini bağlama taktiğidir. Çünkü; cemevleri Alevilere devredilir ve Aleviler o özgürlüğe de kavuşurlar ise bu siyaset alanı yok olacaktır. Siyaseten bunun üzerinden bir beklenti var ve cemevleri Alevilere devredilmek istenmiyor.

    Kültür merkezleri adı altındaki cemevlerinin Alevi kurumlarına devredilmesi için iki yol var. Biri vakıf, diğeri ise valilik üzerinden bu cemevlerinin mülkünün Alevi kurumlarına verilmesi seçeneği vardı. Valilik üzerinden bu cemevlerinin Alevilere verilmesinin doğru olamayacağını belirttik. Cemevlerinin vakfa devredilerek mevcut yönetimlerin önünü açması en doğru olandı. Alevi kurumları da bu temelde belediye ile görüştü. Alevi kurumlarının bazıları bu karardan dönerek mevcut cemevlerinin mülkiyetinin valilik üzerinden kendilerine devredilmesini talep etti. Böyle olunca da Alevi kurumları tek söylem ve eylemde buluşamadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer inisiyatif alarak cemevlerini vakıf üzerinden Alevi kurumlarını devredeceğini kararlılığını gösteririm demişti. Umarım farklı davranmaz ve bu gerçekleşir.

    Alevi kurum başkanları ve yöneticileri sırf iş bulabilmek için bu kurumları kullanmasın. İlla ki belediyelerde işe girecekseniz de gidip başka alanlarda çalışın. Kendi kendimizi yok etmekten vazgeçelim. Bir olacağız, iri olacağız diyoruz. 30 yıldır bunu başaramamışız. Dönüp bir kendimize bakalım. Aleviler kendi içerisindeki sorunları çözmeden diğer soruları asla çözemez.

    “YEREL YÖNETİMLER İLE BAĞIMLILIK İLİŞKİSİ KOPARILMALI”

    Yerel yönetimler  tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında bile sorunlar çıkıyor. Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı? Yerel yönetimlerin dışında Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı?

    6 yıldır bu kurumu yönetiyoruz. Bu kurumun 3 bin üyesi ve çalışan bir düğün salonu vardı. Bu salonu yıkarak elimizden aldılar. Tüm giderlerimiz canlarımızın lokması ile karşılanıyor. Aleviler, yürekleri sevgi dolu insanlardır. Paylaşmasını da iyi bilirler. Yeter ki doğru zeminde, doğru zamanda doğru kişilerle yürüyebilmeyi başar. Hak, hakikat ve yolda buluşur isek başaramayacağımız bir şey yok. Çok sayıda cemevlerine ihtiyacımız yok. Yerel yönetimler ve ile bu bağımlılık ilişkisi koparılmalı, ilkeli bir ilişkilenme biçimimiz olmalıdır.

    Eğer bugün Alevilik özünü bulamıyor, hakikat gerçekliğine ulaşmıyor ise sorun yöneticilerde, söz sahibi olan idarecilerde.

    “CEMEVLERİNİN ELİNDEKİ EKONOMİK DÖNGÜ ALINMAK İSTENDİ”

    Son dönem yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Isparta Cemevin’de görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler ve merkezi hükümet üzerinden yola getirilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyelerle hangi sorunları yaşıyor?

    Yerel yönetimler cemevimize katkı yapıyor evet. Ama hiçbir zaman yerel yönetimlerin kendisi cemevimizde var etmesine izin vermedik. Bu alanı asla bulamadılar. Bizlerinde katkı sunduğu, vergi verdiği bütçeden bizlere de ayrılıyor. Bunun reklamının yapma şansı verilmemelidir. Hakikatimizi menfaate heba etmiş bir toplum olmadık. Alevilerin bu konuda sorumluluk ile hareket etmesi lazım.

    Cemevimizin bir düğün salonu vardır ve kimseye bağımlı almadan her şeyimizi karşılıyorduk. Bayraklı Belediyesi geçmiş dönem başkanı Hasan Karabağ, cemevimizin kongresine dahil olmaya çalıştı. Desteklediği ekip seçilmeyince aklınca elimizdeki bu ekonomik döngüyü almak istedi.  Düğün salonumuzu yıktı. Bu inancı kendisine siyaseten kullandıracak kişileri bu cemevinin başına getirmek istedi. Buradaki Aleviler bu hakikati görünce hepsi cemevini sahiplendi. Onlar bu sonucu göremedi. Aleviler açısından iyi bir ders oldu. Yamanlar Cemevinin bu mücadelesi başka yerlerde bu yanlışlara düşmemenin yolunu da kesti.

    Yerel yönetimlerin Yamanlar Cemevi üzerinden yapmaya çalıştığı bu müdahale bir çok yerde var.

    “YEMEK SEFASI VE KÜRSÜ MERAKI KUTSALLARIMIZA GÖLGE DÜŞÜRÜYOR”

    Hızır Orucu, Aşure gibi Aleviler için önemli sayılan günler belediyeler ve resmi devlet kurumları eli ile tören haline getiriliyor. Yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen protokolle resmi tören şeklinde açılışının yapılmasını nasıl yorumlamak gerekir?

    Alevilerin kutsal günlerinin istismar edilmesi yakışı değil. Bugüne kadar lokmalarımız ile gelmişiz. Yola her şeyi vermekten kaçınmayan bir toplum gerçekliği var. Bu kutsal günlerin içi boşaltılıyor. Birilerini yemek sefasını ve kürsü merakını öne çıkararak bu günlere gölge düşürüyorlar. Lokmamız üzerinden siyasi rantları izin vermemek lazım.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’

  • ‘Alevi kurumları zorunlu din derslerine karşı kitlesiyle birlikte alana çıkabilmeli’-VİDEO

    ‘Alevi kurumları zorunlu din derslerine karşı kitlesiyle birlikte alana çıkabilmeli’-VİDEO

    PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, toplum üzerindeki en büyük siyasi argüman olan tek din, tek mezhep siyasetinin AKP iktidarı ile daha derinleştiğine vurgu yaparak, zorunlu din derslerinin Aleviler için büyük bir baskı aracı haline geldiğini ifade etti. Bozkurt, Alevilerin oyunu alan bir ana muhalefet partisinin Alevilerin hak ve taleplerini cesaretli olarak dile getirmesi çağrısında bulundu.

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da Aleviler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    ALEVİLER AİHM KARARLARININ UYGULANMASINI BEKLİYOR

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dersi dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek, zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Aleviler, zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele ediyor. Ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınmış kararlar olmasına rağmen neden bu kararlar uygulanmıyor?
    İktidarın kararları uygulamak yerine din derslerini arttırması öğrencilerin gelişiminde ne tür etkiler yaratıyor?
    Alevi kurumları zorunlu din derslerinin kaldırılması için ne yapıyor, ne yapmalı? gibi soruları yazar, akademisyen, aktivist ve Alevi kurum temsilcilerine sorduk.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, zorunlu din derslerine dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “ALEVİLER ÜZERİNDE DAYATMACI ASİMİLASYONA DÖNÜŞTÜ”

    PİRHA: Zorunlu din dersinin eğitimdeki yeri nedir? Öğrenciler üzerinde ne tür bir etkisi oluyor?

    MEHMET BOZKURT: Biz çocukluk yaşından beri ailelerimizden aldığımız öğreti ile okullardaki zorunlu din dersleri çok farklıydı. Evimizde olmayan bir inanca okullarda zorunlu olarak tabi tutuluyorduk. Gönülden gelmeyen bir inancın anlamı olmaz. Okullarda bizlere abdest aldırıp dua okutuyorlardı. Yüreğimizde hissetmediğimiz için aklımızda tutmadık. Ailelerimiz Alevi olduğumuzu söylemememiz için bizi tembih ediyordu. Bu durum ise halen güncelliğini koruyarak Alevi çocukları üzerindeki baskısını artırıyor. Tek din ve mezhep siyaseti zorunlu din dersleri ile Aleviler üzerinde dayatmacı asimilasyonu geliştiriyor.

    “TEK DİN, TEK MEZHEP SİYASETİ EN BÜYÜK SİYASİ ARGÜMAN”

    -Darbeciler tarafından anayasaya konulan ve hala yürürlükte olan ‘zorunlu din dersi’ kanununa neden dokunulmuyor?

    Türkiye’de toplum üzerindeki en büyük siyasi argüman dindir. Bu yüzdende tek din, tek inanç, tek mezhep Türkiye’nin siyasetini belirliyor. Solcu olduğunu söyleyen partiler bile cunta zamanında konulmuş anayasaya dokunamıyor. Anayasa’da din ve vicdan hürriyeti maddesi de var. Din ve vicdan hürriyeti dediğiniz de akla, ‘özgür düşüneceğim, özgür söyleyeceğim’ gelir. Bugün ise ne özgür inanabiliyor ne de özgür düşünebiliyoruz. Alevi inancı ve ibadethanesi anayasada güvence altına alınmış değil. Bu cemevlerinin ekonomik döngüsünü halkın lokmaları ile yürütüyoruz. Diyanet ise her 3 eve neredeyse bir cami yapıyor. Verdiğimiz vergiler ile imam, müezzin, temizlikçilerin parasını ödüyorlar. Hatta daha büyük camilere ilahiyatçı profesörler atıyorlar. Bütün bunları baktığınızda Sünni inancın Alevi inancına olan baskısını, dayatmayı görüyorsunuz.

    “AKP İKTİDARI CUNTA ANAYASININ DAYATMALARINI UYGULUYOR”

    -İktidar var olan yargı kararlarını neden uygulamıyor? Tam tersi eğitimdeki dini içerikli derslerin sayısını artıyor. 

    Eğer Türkiye’de az da olsa demokrasiden bahsediliyorsa Alevilerin mücadelesi, demokrasiye olan katkısı ve ısrarlarındandır. AKP iktidarı bu cunta anayasasının tüm dayatmalarını kesintisiz uyguluyor. Çünkü oradan besleniyor ve bu dini vesayeti de büyütmek istiyor. İzmir gibi bir yerde bu asimilasyonu, zorunlu din derslerini çok hissetmiyor olabiliriz. Anadolu’nun bir çok yerinde zorunlu din derslerinin yanında fiziki ibadet etme zorunluluğu da getiriliyor. Çocuklar okula gittiğinde namaz kılmaya, oruç tutmaya maruz kalıyor. Hele ki yatılı bölge okullarında bu çok daha fazla yaşanıyor. Birçok yerde buna maruz kalana ve kamuoyuna yansımayan yaşantılar var. Benim bildiğim ramazan ayında zorunlu oruç tutanlar oluyor. Bu da AKP iktidarı döneminde daha da yaygınlaştı.

    “ANA MUHALEFET İKTİDARDAN DAHA FAZLA DİNCİ OLMAYA ÇALIŞIYOR”

    -Muhalefetin de büyük çoğunluğu neden darbenin ürünü olan maddenin kaldırılması için bir şey yapmıyor?

    Bu dini vesayetin genişlemesinde sözde solcu partiler de eksik kalıyor. Mecliste HDP dışında Diyanet’e karşı ısrarını getiren bir parti göremedik. Ana muhalefet partisi dahi sanki elini atan yanıyormuş gibi Diyanet’e dokunamıyor. Her neden ise iktidardan daha fazla dinci olmaya, oradan yararlanmaya çalışıyor. Ana muhalefet partisi neden Diyanet’e ve onun fetvalarına karşı söz söylemiyor. Çünkü bu tekçi siyasetin bir parçası olarak kalmayı dayatıyorlar. Nasıl ise Alevileri her şekilde kendilerine oy verecek garantisinde görüyorlar. Bu rahatlık bundan olmalı. Alevilerin oylarını alıyor ise onların hak ve taleplerini de dile getirmeli, bunu meclise ve kamuoyuna taşımamalılar. Yoksa sadece oy deposu görmenin samimi olmayacağı açıkça ortadadır.

    “ALEVİ KURUMLARI KİTLESİNİ ALANLARA ÇIKARTAMIYOR, KAYBEDİYORUZ”

    -Alevi kurumları ve yurttaşlar uzun yıllardır hem meşru hem de hukuki mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin sonuç alması için neler yapılmalı?

    Alevi kurumları elbette mücadele veriyor, fakat ne kendisi ne de kitlesini alana çıkartabiliyor. Alevi kurumları bunu kendilerine sorun edip alanlara çıkmaz, Alevileri bu konuda yanlarına çekmez iseler hep beraber kaybedeceğiz. Bir an önce kim yol için ne yapabiliyorsa gönülden el birliği ile yapabilmeli. Örgütlü birçok Alevi kurumu var. Bu kurumlar ortak talepleri ile bir birliktelik yakalar ise ülkenin demokrasisi çözüm bulma noktasına gelir. Sistem başından beri bölüp parçalayarak Alevileri yönetiyor. Ayrıştırmalar bu kurumları bir türlü bir araya getiremedi.

    Önümüzde Alevi kurumlarının genel merkezlerinin seçimleri var. Onların seçmenleri umarım ki bu parçalanmışlığın önüne geçerler. Aklı selim, Alevice düşünür oraya yolda birlik adına liyakatli insanları getiriler. Bu şekilde yolda birlik adına Alevilerin sorunları tek bir merkezde mücadele etmeyi yakalarız. Tek güç olursak demokrasi daha çok güç kazanır.

    Türkiye halklarının uyanması lazım. Gelecekten sorumlu olup, demokrasiden yararlanmak istiyorsak bu mücadeleyi bir an önce ortaklaştırıp bu dini vesayetin önüne geçmek zorunluluktur. Yarın çok geç olabilir ama bugünden de geci yok. Bütün Alevi kurumlarının, demokrasi yanlılarının siyasi parti gözetmeksizin bunun önüne geçmesi gerekiyor. Bu olmaz ise bunun faturasını gelecekte hepimiz çok daha fazla öderiz.

    Ersin ÖZGÜL-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Türk-İslam’ sentezine dayalı anlayışın hedefi çocuklar’
    2-‘Zorunlu din dersine karşı geniş bir birliktelik şart’
    3-‘Zorunlu din derslerine karşı mücadeleyi Aleviler ördü’
    4-‘Zorunlu din dersi bilim dışıdır, kaldırılmalıdır’
    5- ‘Aleviler din derslerinin kaldırılması için hak arama çıtasını yükseltmelidir’
    6-‘Zorunlu din derslerinin AİHM’nin onaylamayacağı nitelikte olduğunu tespit ettik’
    7-‘Zorunlu din dersi sadece Alevilerin sorunu olmamalı’
    8-‘Zorunlu din dersi kaldırılıp seçmeli yapılmalı; AİHM kararları uygulanmalı’

  • Bülbül: Hükümet bizi incitirse misliyle cevabını veririz-VİDEO

    Bülbül: Hükümet bizi incitirse misliyle cevabını veririz-VİDEO

    PİRHA – İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi dayanışma yemeği gerçekleştirdi. Karşıyaka Kapalı Otopark Düğün salonunda gerçekleşen etkinliğe siyasi partiler, HDP milletvekili Kemal Bülbül, Alevi kurumları, yöre dernekleri, Eğitim-Sen’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi dayanışma gecesi gerçekleşti. Geceye siyasi partiler, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Alevi kurumları, yöre dernekleri, Eğitim-Sen’in ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İMAM HATİP MEZUNLARI KÜLTÜR MERKEZLERİMİZİN BAŞINA ATANIYOR”

    Kureyşan Ocağı’na mensup Dede Engin Seyitalidedeoğlu’nun lokma duasının ardından konuşma yapan Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt “Bizim sivil toplum örgütleri olarak görevlerimizden biri genelde hükümetle, yerelde de belediyelere projeler sunmak var. Ama ne yazık ki günümüzde sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınmıyor. Bu böyle olmaması gerekiyor. İzmir genelinde ve Bayraklı’daki sivil toplum örgütleri, sarayın değil halkın muhtarları, İzmir’in aydınlık yüzü olan sivil toplum örgütleri de olarak asimilenin ne olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

    Bozkurt, İzmir’de bazı belediyelerin cemevi açtığını, açtıkları kültür merkezlerine ulu ozanların isimlerini koyduklarını belirterek, “İmam hatip mezunlarını dede diye başına koyarak biz Alevilerin inançlarını sömürmeye başladılar” dedi.

    “AKP, HÜKÜMET BİZİ İNCİTİRSE MİSLİYLE CEVABINI VERİRİZ”

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ise, “Hakikat siyasetten büyüktür. Biz de hakikate hizmet etmek amacıyla İzmir’deyiz. Birçok kuruma gittik, bizi tebessümle karşıladılar. Biz ezelden evvele hakikate yürüyen bir toplumuz. Bu sistemin bize borcu var. Ey Yezit soylu Muaviye soylu iktidar, bizim senden korkumuz yoktur. Biz ses etmiyorsak edebimizden etmiyoruz. Zülfikar kuşanmayı da biliriz. İncinsek de incitmeyiz ama burada bulunan dostlara dairdir o. Sistem, AKP, hükümet bizi incitirse misliyle cevabını veririz” dedi.

    “SEÇİMDE SOLDA BİRLİĞİ OLUŞTURALIM”

    Bülbül, yerel seçimlere ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Solda birliği, dirliği oluşturalım, İzmir, İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Mersin’de kadınlar, sosyalistler, komünistler, emek örgütleri, Aleviler, Kürtler, sosyal demokratlar bir araya gelelim bu Muaviye soylu iktidarın köküne kibrit suyu döküp belediyeleri alalım.”

    PİRHA/İZMİR