Etiket: yanyatır ocağı

  • 150 yıllık cemevi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere taşıyor-VİDEO

    150 yıllık cemevi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere taşıyor-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere’nin en eski yerleşim yerleri olan Yukarıköy’de bulunan Tarihi Kültür Evi, 1870 yılına dayanan tarihi ile dikkat çekiyor. Cemevi olarak yapılan ve uzun yıllar bu şekilde hizmet veren Kültür Evi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere tanıtıyor. Müze haline getirilen Tarihi Kültür Evi, ziyaretçilerini ağırlıyor.

    İzmir Narlıdere’deki Tarihi Kültür Evi, Tahtacı Alevilerin kültürünü yaşatmak ve tanıtmak amacıyla müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Göçer halde yaşayan Tahtacı Alevi Dedeleri, 1800’lü yılların başında Narlıdere’nin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Yukarıköy’e yerleşti. 1870’li yıllarda ise Tahtacı Türkmen Alevi Dedeleri, bugün Kültür Evi olarak adlandırılan binayı cemevi olarak kullanmak için inşa ediyor. Türkiye genelindeki tüm Tahtacı Alevilerin Yanyatır Ocağı olarak kullanılıyor.

    2007 YILINDA AÇILDI

    Kesintisiz olarak cemevi olarak kullanılan bina, 1960’lı yıllardan itibaren kullanılamaz hale geldi. 2006 yılında ise İzmir büyükşehir Belediyesi ve Narlıdere Belediyesi’nin ortak projesiyle birlikte restore edilen bina 2007 yılının Mayıs ayında Tahtacı Alevi kültürünü yaşatmak için “Kültür Evi Tarihi Cemevi” olarak halkın ziyaretine açıldı. 2 salon ve 9 odadan oluşan Tarihi Kültür Evi, uzman rehber eşliğinde hafta içi saat 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebiliyor.

    GİYDİRİLMİŞ 21 ADET HEYKEL BULUNUYOR

    250 yıllık bir geçmişi olan Alevi Türkmen Tahtacı aşiretlerinin titizlikle yaşatıp, kuşaktan kuşağa aktardığı gelenekleri Narlıdere Tarihi Cemevi’nde görülebiliyor.

    Tarihi Cemevi’nde, 1800’lü yılların başlarında göçle gelerek Narlıdere’nin ilk yerleşimcileri olan Tahtacıların ibadet ve yaşam tarzları sergileniyor. Bölgedeki evlerden toplanan tarihi belgelerin ve yaşam tarzlarını yansıtan materyallerin yanı sıra aslına uygun olarak giydirilmiş 21 adet heykel yer alıyor.

    HIZIR DEDE 1800’LÜ YILLARDA NARLIDERE’YE YERLEŞİYOR

    Narlıdere Kültür Evi (Tarihi Cemevi) Yanyatır Ocağı’nın kurucusu ve piri olarak bilinen Çobanlı Aşireti’nden Durhasan Dede’nin (mezarı Adana Ceyhan ilçesi Durhasan köyünde) torunu olan Hızır Dede, obası ile 1800’lü yılların başında Narlıdere’de yerleşik hayata geçer. Daha sonra ibadetlerini yerine getirmek için bir cemevi yapılmasına karar verirler ve diğer illerde yaşayan Tahtacı aşiretlerine yardım için haber salarlar. Gelen yardımlar üzerine 1874 yılında bugün Kültür Evi olarak bilinen Tarihi Cemevi’nin yapımına başlarlar.

    Bina, adını kimsenin bilmediği Rum asıllı bir usta tarafından yapılmış. Kerestelerinin Antalya’nın Finike İlçesinin Gökbük Köyünden katırlarla getirildiği, salon taşlarının ise Malta’dan deniz yoluyla getirildiği biliniyor.

    SORGU CEMLERİNİN YAPILDIĞI CEMEVİ

    Yanyatır Ocağı diye de bilinen Tarihi Cemevi, Tahtacı aşiretlerinin en büyük ve en kutsal iki ocağından biri. Diğeri de Aydın Reşadiye’de olan Emiroğulları Ocağı. Cemevinin en önemli işlevi “Dara Durma” (Baş Okutma) olarak bilinen sorgu cemlerinin burada yapılıyor olması.

    13. yüzyılda Anadolu’da “Ağaç Eri” olarak da bilinen tahtacılar 16. yüzyılda Osmanlı vergi nüfusu tahrir defterine Cemaat-ı Tahtacıyan olarak geçerler. Bu yüzyıldan sonra yerleşik hayata geçilen döneme kadar göçebe olarak dağları ve ormanlık alanları yurt edinerek ağaç işleri ile uğraşırlar. Ağaç işleme sanatının en iyi temsilcisidirler. Bu sanatın en güzel örnekleri cemevinin üst katlarındaki tavan süslemelerinde görülüyor.

    Narlıdere’ye ilk yerleşen Tahtacı Türkmen Alevilerinin 1874 yılında büyük emeklerle kurdukları, inşa ettikleri, ibadetlerini yapıp kültürlerini yaşadıkları cemevi o günleri yaşatan, o günden bu yana kültür birikimlerini günümüze kadar taşıyıp sergileyen tarihi bir “anıt” haline getirildi.

    Ersin ÖZGÜL-Hüseyin KELLECİ/İZMİR

     

     

  • Fatma Kırmaç Kılıç, 100 yıllık bir mahallenin ‘Alevi Tahtacı İzleri’ni ve öykülerini yazdı-VİDEO

    Fatma Kırmaç Kılıç, 100 yıllık bir mahallenin ‘Alevi Tahtacı İzleri’ni ve öykülerini yazdı-VİDEO

    PİRHA- Tahtacıların 100 yıllık geçmişi olan Altındağ Mahallesi’ndeki Tahtacıların öykü ve anılarını derleyerek ‘Alevi Tahtacı İzleri’ kitabını çıkartan Fatma Kırmaç Kılıç,” Ben kör bir ebenin (nine) masalları ile büyüdüm. Sonradan kör olmuştu ve 7 yıl görebilmiş. Bu bir ihtiyaçtı. Öyküler, gelenekler yoktu. Unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimiz yazıldı aslında. Beton evlerde nasıl sağlıksız isek ve eski taş evleri arıyor isek işte geçmişi de öyle arıyoruz” dedi.

    Yazar Fatma Kırmaç Kılıç‘ın 100 yıllık geçmişi olan Altındağ Mahallesi’ndeki Tahtacıların öykülerini ve anılarını derlediği kitabı ‘Alevi Tahtacı İzleri’ Kil Yayınları’ndan çıktı.

    Durhasan Dede’ye bağlı Yanyatır Ocağı talibi olan İzmir Bornova’ya bağlı Altındağ Mahallesi’ndeki Tahtacıların Çukurova’dan, İzmir Narlıdere’ye oradan da Midilli’ye ve gerisin geri İzmir Altındağ’a uzanan serüvenini ve öykülerini bir kitapta toplamış.

    Öykülerin yanında Altındağ’daki Tahtacıların gelenek, görenek, inanç ve ritüellerinin yanında toplumsal dayanışma yönünü de işleyen Fatma Kırmaç Kılıç, 22 öykünün yer aldığı kitabında kimi özel karakterlere de yermiş. Bu özel karakterlerden biri de hasta yatağında semah dönen ve 5 Aralık 2018 yılında Bergamaya bağlı Yerlitahtacı Köyü’nde Hakk’a yürüyen Karpuz Ebe (Nine).

    Fatma Kırmaç Kılıç, 22 öykü/anıdan oluşan kitabına dair PİRHA’ya konuştu.

    ‘NOHUT TANESİ’ KİTABI 65 ÜLKEDE OKUNDU

    Durhasan Dede’ye bağlı Yanyatır Ocağı talibi olan ve 13 yıldır yazan Fatma Kırmaç Kılıç, ‘Nohut Tanesi’ adlı kitabının çokça ilgi görmesinden sonra Tahtacı öykülerini derlediğini söyleyerek, “Tahtacıyım ve Yanyatır Ocağı’ndanım. İşçi emeklisiyim ve  okuma şansı verilmeyen bir kesimdenim. 13 yaşında işe başladım. 40 yaşında emekli oldum. Yaz atölyelerine başladıktan sonra ortaokulu beş sınavda vererek dışardan bitirdim. 13 yıla yakındır atölyelerde emek veriyorum. Kadın Yazarlar Derneği’ne katıldım ve 202o yılında ‘Nohut Tanesi’ adlı çocuk kitabı çıkardım. Güzel ses getirdi, 65 ülkede indirilip okundu. O da beni yeniden yazmaya teşvik etti. Yine 2020 yılında Dersim’deki ‘Analar ve Pirler Çalıştayı’na gittiğimde geleneğimizi anlattım ve herkes kitabımı sormuştu. Daha önceleri Tahtacı dergilerinde yazıyordum. Sonrasında ise bu hikayeleri derledim ve ana öykü çıktı” diye konuştu.

    100 YILLIK BİR MAHALLE: ÖYKÜLERE DE EZİLMİŞ HAYATLAR YANSIYOR

    Kırmaç Kılıç, Tahtacıların Çukurova’dan, Narlıdere’ye oradan da Midilli’ye ve sonrasında İzmir Altındağ’a uzanan 100 yılını buluşturduğu kitabına ezilmişlik öykülerinin de yansıdığını ifade ederek, “Bizler kalburun en altındayız. Ezilen sınıftım ve her zaman ezilen sınıfın yanında oldum. Bizler işçiliğin çok güzel zamanlarında çalıştık. Eylemliliklere, grevlere ve hakların elde edildiği zamanlara yetiştik. 1 Mayıslara çok daha örgütlü olarak çıkabiliyorduk. Şimdilerde ise işçilerin elinden tüm hakları neredeyse alındı. Ezilmişliğin de öyküleri var. Hepsi öykü ama küçük küçük geleneklerimizi de verdim. 100 yıllık Altındağ Mahallesi’ni, Tahtacı geleneğini, Yunanistan Midilli’ye gidiş gelişimizi, 20 aile olarak mahalleye yerleşmemizi ve ebelerin (nine) genel karakterlerini bu kitapta anlattım. Altındağ Mahallesi aslında bir göç hikayesi. Adana’dan İzmir’e, İzmir’den Midilliye ve tekrardan İzmir’e uzanan bir halkın hikayesi. Bunlarda hep bir ezilmişlik var. Ezilmişlik olunca öykülere de ezilmiş hayatlar yansıyor” diye belirtti.

    YENİ KİTABINDA KÜRTÇE BİR ÖYKÜ OLACAK

    3 ay gibi bir zaman aralığında çıkacağını öngördüğü ‘Duyun Sesimi’ kitabında ise Kürtçe bir öyküyü kaleme aldığını dile getiren Kırmaç Kılıç, “3 ay sonra yeni bir öykü kitabım olan ‘Duyun Sesimi’ kitabım çıkacak. Ezilmiş işçilerin, halkların öyküleri bunlar. Bu kitapta Kürtçe olan bir öykü var. Kürtçeyi hiç bilmiyorum ve bu konuda yardım aldım. Bazı şeyleri Kürtçe yazdım ve onda da okuduğum haberlerden etkilendim” dedi.

    “40 YAŞIMA KADAR ALEVİYİM DİYEMEDİM AMA ŞİMDİ DİYEBİLİYORUM”

    İşçi olan ve 40 yaşına kadar Alevi olduğunu söylemediğini ifade eden Kırmaç Kılıç şöyle devam etti:

    “İşçilik hayatımda 40 yaşıma kadar Aleviyim diyemedim. Onun ezilmişliği çok var. Oruçlarımızı gizli tuttuk, yemeğimizi gizli yedik. Bir mum söndü kirliliği toplumda gelip gidiyordu. Kapalı bir toplumduk ve cemlerimiz gizli olurdu. Eğitim alamadık. Tahtacı Derneği’nin kurulması ile okuduk, araştırdık. Artık gittiğim her yerde Aleviyim diyebiliyorum ve bu benim için büyük bir artı. Çünkü artık tarihimizi biliyoruz. Bizler geçmişte varız, bunu niye söylemeyelim ki? Göğsümü gere gere artık Aleviyim diyebiliyorum ve bu müthiş bir heyecan.”

    “KÖR BİR EBENİN (NİNE) MASALLARI İLE BÜYÜDÜM”

    Ben kör bir ebenin (nine) masalları ile büyüdüm. Sonradan kör olmuştu ve 7 yıl görebilmiş. Bizim zamanımızda çocuklar sokaktaydı. Yunanistan Midilli’den gelerek evlerimizin fotoğraflarını çekiyorlardı. Yaşadığımız mahallenin o dönem hepsi Tahtacıydı. Halen geleneklerimizi sürdürüyoruz. Cemevlerimizi, baş bağlama, ikrar alma, sağdıçlık, üç etek gibi geleneklerimizi asla unutmadık.

    HASTA YATAĞINDA SEMAH DÖNEN KARPUZ EBE’NİN ÖYKÜSÜ

    Kırmaç Kılıç, İzmir Bergama’ya bağlı Yerlitahtacı Köyü’nde yaşayan ve Hakk’a yürümeden önce hasta yatağında semah dönen Karpuz Ebe’nin (Döndü Dirik) öyküsünün yazımını ise, “Acemilik zamanlarımdaki ilk öyküm Karpuz nine ile olandı. Kendisini Sultan Nevruz’da tanıdım ve birlik kurbanı yapılmıştı. Kendisinden çok etkiledim ve  onun öyküsünü yazdım. Karpuz ebe (nine) daha ölmemişti. Ona ölmeden ölümdeki gelenekleri anlattırdım. Tepki de aldım ve giderek elini öptüm özür diledim. Gönlünü aldım. Onunla iyi bir akrabalığımız oldu. Ondan sonra 3-4 kez daha gittim yanına. Bu bir ihtiyaçtı. Öyküler, gelenekler yoktu. Sonradan çok ilgi gördü ve devamının gelmesini isteyen çok kişi oldu” diyerek anlattı.

    “KAYBETTİĞİMİZ ŞEYLERİ ARIYORUZ, SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM”

    “Beton evlerde nasıl sağlıksız isek ve eski taş evleri arıyor isek işte geçmişi de öyle arıyoruz” diyen Kırmaç Kılıç şunları ifade etti:

    “70’li 80’li yıllardaki Altındağ’ı anlattım. Birlikte beraber kalkınmayı anlattım. Şimdilerde kaybettiğimiz şeyleri anlatıyorum. Sen inşaat yaptığında ben gelip sana 2 gün çalışıyordum para almadan. Kumunu çimentonu yardımlaşarak taşıyordum. 2-3 kadın bütün mahallenin çocuklarına bakabiliyordu. Birlik, beraberlik vardı. Onları kaybettik biz. Unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimiz yazıldı aslında. Cuma akşamları ölülerimiz için yemek yapılırdı. Onlar için çırağ/çerağ yakmak kalmadı. Beton evlerde nasıl sağlıksız isek ve eski taş evleri arıyor isek işte geçmişi de öyle arıyoruz. Bunlara sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum ve onun içinde yazdım.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

     

  • 200 yıllık postun hikayesi; ‘Muaviye zihniyetine karşı ocağımıza sahip çıkıyoruz’-VİDEO

    200 yıllık postun hikayesi; ‘Muaviye zihniyetine karşı ocağımıza sahip çıkıyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Yanyatır Ocağı Dedesi Gürbüz Özcan, Yanyatır Ocağı postunun 200 yıllık geçmişi olduğunu belirterek, “Eline, beline, diline sahip ol anlamını taşır. Ardından posta oturan pir, posta niyaz olur. 1500 yıldır inancımızı yürütüyoruz, yürütmeyede devam edeceğiz. Her ne kadar Muaviye zihniyeti bizi bozmaya çalışsa da biz, ocağımıza, inancımıza, geleneğimize sahip çıkacağız” dedi.

    Tahtacı Aleviler, Batı Anadolu ve Akdeniz’in dağlık ve ormanlık alanlarında yüzyıllar boyunca yaşamlarını sürdürürken, günümüzde yoğunluklu olarak Adana, Mersin, Antalya, Antep, Aydın, Balıkesir, Isparta, Muğla, Denizli ve İzmir’de yaşıyorlar.

    Tahtacı Alevilerin bağlı olduğu iki ocak var. Bular, Yanyatır Ocağı ve Hacı Emirli Ocağı.

    Mersin’in Mut ilçesine bağlı Köprübaşı köyündeki cemevinde bulunan 200 yıllık posta, 2019 yılında yapılan erkan sonrası Yanyatır Ocağı Dedesi Gürbüz Özcan oturuyor.

    Meydan açan Gürbüz Özcan Dede, 200 yıllık Yanyatır Ocağı postunu PİRHA‘ya anlattı.

    Öncelikle Yanyatır Ocağı hakkında bilgi veren Gürbüz Özcan, ocağın merkezinin İzmir Narlıdere’de olduğunu aktardı.

    Yanyatır Ocağı’nın hikayesini anlatan Gürbüz Özcan Dede, erkan yürütülürken, meydan açılırken meydana serilen postun 200 yıldan bu yana cem erkanlarında meydanda olduğunu söyledi.

    Post serildikten sonra kementin bağlandığını dile getiren Gürbüz Özcan Dede, “Eline, beline, diline sahip ol anlamını taşır. Ardından posta oturan pir, posta niyaz olur. 1500 yıldır inancımızı yürütüyoruz, yürütmeye de devam edeceğiz. Her ne kadar Muaviye zihniyeti bizi bozmaya çalışsa da biz, ocağımıza, inancımıza, geleneğimize sahip çıkacağız” dedi.

    “MÜSAHİP ‘KARDEŞ’ DEMEKTİR”

    Yol’a ikrar verdiklerini vurgulayan Gürbüz Özcan Dede, “Ser verdik sır vermedik, Yol’umuzdan dönmedik” diye belirtti.

    İkrar ve müsahipliğin Tahtacı Alevilerdeki önemine dikkat çeken Gürbüz Özcan Dede, “Müsahip, kardeş demektir. Tahtacı Alevilerde müsahip olmak için üç kardeş bulması gerekiyor. Müsahip, Aşina, Peşina olarak üç aşaması vardır. Her aşamada kurban tığlanır. Dara durulur, ardından da ikrar verilir. Müsahip olanların evlilikleri olamaz” şeklinde konuştu.

    Diren KESER/MUT

     

  • Yanyatır Ocağı’nda Dedelik postuna Gürbüz Özcan oturdu

    Yanyatır Ocağı’nda Dedelik postuna Gürbüz Özcan oturdu

    PİRHA- Yanyatır Ocağı Dedesi Taki Özcan’ın 2019 yılında Hakk’a yürümesiyle boş kalan ‘Dedelik postu’na Gürbüz Özcan oturdu.

    Yanyatır Ocağı dedelerinden Ali Ekber Ateş’in yürüttüğü erkana çevre ilçelerden mürebbiyelerin de katılması ve rızalık vermesiyle Gürbüz Ateş, Yanyatır Ocağı Dedesi olarak posta oturdu.

    Tahtacı Aleviler, Batı Anadolu ve Akdeniz’in dağlık ve ormanlık alanlarında yüzyıllar boyunca yaşamlarını sürdürürken, günümüzde yoğunluklu olarak Adana, Mersin, Antalya, Antep, Aydın, Balıkesir, Isparta, Muğla, Denizli ve İzmir’de yaşıyorlar.

    Tahtacı Alevilerin bağlı olduğu iki ocak var. Bular Yanyatır Ocağı ve Hacı Emirli Ocağı’dır.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Bizi öldürürler diye korkuyla yaşardık, Alevi olduğumuzu saklardık’-VİDEO

    ‘Bizi öldürürler diye korkuyla yaşardık, Alevi olduğumuzu saklardık’-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de yaşayan Yanyatır Ocağı’na mensup Tahtacı Alevi Güler Kaya, geçmişte baskılara maruz kaldıkları için ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldıklarını söyledi. Kaya, “Babamlar ceme giderdi. Bizi gelip öldürürler diye korkuyla yaşardık. Alevi olduğumuzu söylemezdik, korkardık” diye konuştu.

    İzmir Altındağ’da yaşayan ve Tahtacı Alevilerin önemli ocaklarından olan Yanyatır Ocağı’na mensup Güler Kaya geçmişte zaman zaman ayrımcılığa, baskılara maruz kaldıklarını belirterek, ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

    Geçmişte evlerde ibadet yapıldığını ve çocukluğunda yaşadığı Alevilikte güzel anılar biriktirdiğini dile getiren Güler Kaya, ilerlemiş yaşı ile birlikte baş gösteren hastalıklarına rağmen yol aşkı ile cemlere katılmaya çalışıyor.
    En son Yamanlar Cemevinde tutulan kadın cemine gelen Güler Kaya, küçüklüğünden beri yola yazdığı manileri okudu. Ara ara unuttuğu bölümler de olsa manilerinde en belirgin tema Şah-ı Merdan Ali oluyor…

    Anılarında kalan Aleviliğin tüm zorluklara rağmen daha ayrı sahiplenildiğini dile getiren Güler Kaya, dedelerinin belli dönemde gelip yaklaşık 2 ay taliplerinde kaldığı ve taliplerince tüm kışlık erzağının karşılandığını anlatıyor. Şimdilerde ise ne zakirlerinin (sazandar) ne de cemlerinin kaldığını söyleyen Güler Kaya, artık dedelerinin de gelmediğini büyük bir ah çekerek sözlerine ekledi.

    “BİZİ ÖLDÜRÜRLER DİYE KORKUYLA YAŞARDIK”

    “Çocuktuk, korkuyla yaşadık biz. Hep korktuk” diyen Kaya, bir an yaşanan o günlere giderek, “Babamlar ceme giderdi. Bizi gelip öldürürler diye korkuyla yaşardık. Onlar ceme giderdi. Güçlü insanlardı. Çocuktuk, korkuyla yaşadık biz. Hep korktuk. Büyüklerimiz ceme giderdi. Kalabalık olmasın diye çocukları götürmezlerdi. Halbuki küçükleri de götürmeleri gerekirdi. Evlerimiz dardı. Herkes cemini evinde yapardı. Kurban kesilirdi, insanlar çağırılır orada cem yapardık. Sazandarımız vardır, onlar söylerdi” diye konuştu.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZU SÖYLEYEMEZDİK, SAKLARDIK”

    Küçüklüğünde giremediği cemlere 30 yaşlarında girmeye başladığını söyleyen Kaya, dedelerini bir ay veya daha fazla zaman evlerinde misafir ettiklerini dile getiriyor. Kaya, Dedelerinin Kadifekale’den geldiğini ve Altındağ’dan Kadifekale’ye olan mesafenin (yaklaşık 30 kilometre ) yürünerek gidip gelindiğini, ‘Kale nerede, Altındağ nerede?’ vurgusu ile anlattı.

    “Kurban olayım Alevinin yoluna. Böyle cemlere gidip geleyim öleyim” diyen Kaya‘nın yol aşkı halen canlılığını koruyor ve şöyle devam etti.

    “30-35 yaşında cemlere girdim. Şimdilerde Alevilik daha iyi, korkmuyoruz. O zamanlar bir şey bilmezdik. Bilen de söylemezdi. Bu yaşa kadar öyle yaşadık. Dedelerimiz artık gelmiyorlar. Gelmeleri iyi olurdu. Babamın zamanında Narlıdere’den pir gelirdi. Bir veya iki aya yakın taliplerinin evinde kalırdı. Bakarlardı dedeye. Yağı olan yağ, fasulyesi olan fasulye, bulguru olanda bulgur getirirdi. Dedenin erzağını düzerlerdi. Babamın katırları vardı. Birine yiyecek, içecekleri sarardı, diğerine ise dedeyi bindirir Kadifekale’ye götürürdü.  Orada bir gece kalırsa kalır, kalmaz ise de geri dönerlerdi. Günün birinde evimize öğretmenler geldi. Çocuklarınızı okula göndereceksiniz dediler. Babam, ‘bizim çocuklarımız okulda dışlanıyor, göndermem’ dedi. Babam beni okula göndermedi. Ben çocuklarımı okuttum. Eskiden fakirlik vardı, geçim zordu. Ben de yemişe, tütüne gittim. Alevi olduğumuzu söylemezdik, korkardık. Öyle veya böyle çocuklarımızı bu yaşa getirdik. Kurban olayım Alevinin yoluna. Böyle cemlere gidip geleyim öleyim.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

     

     

     

     

     

  • ‘Tahtacı Alevi kadınlar olarak geriye düştük, eskisi gibi önde değiliz, eziliyoruz’-VİDEO

    ‘Tahtacı Alevi kadınlar olarak geriye düştük, eskisi gibi önde değiliz, eziliyoruz’-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de yaşayan Yanyatır Ocağı’na mensup Tahtacı Alevi Fatma Kılıç, şehirleşme ile birlikte Alevi kadının inançta ve yaşamda daha da geriye düşürüldüğünü belirtti. Kılıç, “Biz Tahtacı Alevi kadınlar geçmişte hep öndeydik. Son 20 yıldır geriye düştük. Evde, işte eziliyoruz. Eskiden öne çıktığımız gibi değiliz” dedi.

    Yüksek dağları mesken edinen ve buraları kendileri için yaşam alanları yapan Tahtacı Alevilerin şehirleşme ile birlikte inanç ritüellerinde zayıflama olduğunu söyleyen Tahtacı Alevi Fatma Kılıç, Kılıç, özellikle de gençlerin inanca ve cemlere ilgi göstermediğini anlattı.

    Fatma Kılıç, inançlarının gerek dış etkenlerden gerekse teknolojik gelişmelerden dolayı asimilasyonla karşı karşıya olduğunu belirterek, gençlere Alevi kültürüne sahip çıkma çağrısında bulundu.

    “TAHTACI ALEVİLERDE GELENEK AZ KALDI”

    Durhasan Dede’ye bağlı Yanyatır Ocağı talibi oldukları bilgisini paylaşan Kılıç, Tahtacı Alevilerin Çukurova’dan, Narlıdere’ye oradan da Midilli’ye kadar yayıldıklarını belirtti.

    Kılıç, şöyle devam etti:

    “Ocağımız Narlıdere’dedir. Ona bağlı Yanyatır Ocağı’ndanız. Horosan, Adana, Çukurova, Durhasan Dede, ondan sonra Narlıdere, ordan Midilli’ye gidilmiş. Midilli’den önce de İda Dağları’nda, Kaz Dağları’nda varız. Bir kısmımız Midilli’den gelince kimimiz İda’ya yanaşmış, kimimiz Narlıdere’ye yanaşmış. Geleneğimiz öyle gelişmiş. Annemden dolayı anlatabilirim. Bizde bu gelenek daha az kaldı çünkü annemlerin zamanında fabrikalar olmadığı için her perşembe saz etrafında ölü can için yemek yenir, semahlar dönülürmüş, deyişler söylenmiş. Biz daha azına ulaştık. Biz Hıdırellez’e ulaştık, pişi lokmasına ulaştık, cemlere ulaştık. İkrarımız vardır” diye konuştu.

    “SAZANDARIMIZ YOK, DEDEMİZ AZ, REHBERLERİMİZ ÖLDÜ” 

    “Sazandarımız yok, dedemiz az, rehberlerimiz öldü” diyen Kılıç, Tahtacı Alevilerin şehirleşme ve sanayinin etkisine bağlı olarak ibadetle birlikte erkanlarının da zayıflayarak ilgi görmediğine vurguda bulundu.

    Kılıç, Alevilerin cemlerinin bir nevi mahkeme görevi gördüğünü ifade etti. Anaların barışçıl olmasından dolayı bu dar mahkemelerine öncülük ettiğini söyleyen Kılıç, anaların cemlerde dedeler ile aynı hizmetleri yürüttüğünü dile getirdi.

    Kılıç, şunları kaydetti:

    “Düğünlerde de bayrak kaldırma, ikrar alma, baş bağlama(gelin olma ) bu adetlerimiz devam ediyor. Ama cuma ve perşembe akşamları ölü yemeği şimdi tekrar başladı. Şimdi bizim eksiğimiz sazandarımız yok, dedemiz az, rehberlerimiz öldü. Sanayileşme olduğu için bu geleneklerimiz kayboldu. Bizim soydan şu an Eskişehir’de var. Cem anası, dede yerine geçiyor. Şimdi anabacımız var, dede eşi ya da delilci eşi (rehber eşi) onlar da girebiliyor. Sulh ceza var bizde, mahkeme kendi içimizde. Analar daha çok barışçıl oluyor, önder oluyor. Ya da cemde tutup cem olacak bacıları getiriyor, kadınların önüne geçiyor. Döşek atıyor. Bizde öyle. Bir de delilci var. Delilci kalkamaz, ışığı yakmak zorunda. Delil yolumuzda aydınlanan ışık demek bizde. Yolumuzu aydınlatan ışık, elektrik de olsa biz onu yakıyoruz. Rehberimiz var, rehber oturur, sazandar var ondan sonra sağda solda olacak şekilde kadınlar öncülük eder. Kadınlar herkesin bacısı oluyor. İçeri giren herkes bacı kardeş oluyor. Öyle bir süreç var. Erkekler alt başta kadınlar üst başta.”

    “MAALESEF YENİK DÜŞÜYORUZ, ESKİ MUHABBETLER YOK”

    Fatma Kılıç, Tahtacı Alevilerin ve özellikle de gençlerin yaşam alanlarından koparak şehirleşme ile birlikte cemlere ilgi göstermediğine sitem etti.

    Kılıç, “En basitinden biz semah dönüyoruz, semahtan önce  semaha alıştırmak için mengi var. Yani semaha alıştırma gibi bir şey. Bunların çoğunu bir çok gencimiz çok az biliyor. Mesela en basiti onlar bile kalmadı. Maalesef yenik düşüyoruz. Ama çocukları toparlamamız lazım. Eskiden saat 8’lerde ceme oturulur, gece saat 12.00-01.00’lere kadar sohbet edilirmiş.  Şimdi öyle değil; vardiyalı işler var ve bu engel. Eski muhabbetler yok. Sadece cem, bayrak kaldırma, lokma adağı, horoz adağı ve Cebrail adağı kaldı. Biz kütükçüyüz, odun getiriyoruz. Bize o görev verildi. Eşimin babası kütükçü olduğu için ve aileden kimse almadığı için bize o görev kalmış. En küçüğü olduğu için bu görev ona verilmiş. Yemek pişirmek için odun taşıyoruz. Ben okudum, araştırdım öyle öğrendim; çünkü bizim zamanımızda yoktu ki. Benim yaşımda birine sorsanız anlatamaz” diye konuştu.

    “SON 20 YILDIR BİZ ALEVİ KADINLAR OLARAK GERİYE DÜŞTÜK”

    Tahtacı Alevilerde yaşam içerisinde ibadet de dahil olmak üzere bütün işlerin kadın-erkek ortak yapıldığının altını çizen Kılıç, son 20 yıl içerisinde Alevi kadınların yaşamda geriye düşürüldüğü eleştirisini yöneltti. Kılıç, “Bizde en büyük kötülük kitap yok, yazı yok, hep konuşmayla devir daim olmuş. Ama şimdi 50, 60 yıldır okumuşumuz çok. 100 yıldır yerleşimdeyiz daha önde göçermişiz. Ağaç kesiyormuşuz, ağaç eriği. Geçimleri ondanmış, rasathanelere ağaç biçerlermiş. Biz Tahtacı kadınlar geçmişte hep öndeydik. Son 20 yıldır biz Alevi kadınlar olarak geriye düştük. Evde, işte eziliyorsun. Ayrıca fabrikalarda çalışıyoruz; ben bunları yaşadım. Eşim benden geç geldiği için yemeği ben hazırlamak zorundaydım. Eskiden öne çıktığımız gibi değiliz. Son 20 yıldır biraz daha geriledik. Bunun farkındayız yani. Önceden her işi beraberce yapardık. Katır varsa katır, eşek varsa eşek, odun gelecekse odun. Her iş beraber yapılırdı ama şu an öyle değil. Kadın daha geri planda, kadın eziliyor” şeklinde konuştu.

    Çocuklara, gereken ilginin verilmediğini belirten Kılıç, duyarlılık çağrısında bulundu:

    “Bunun sebebi ise biziz. Çocuklarımızı iyi yetiştiremiyoruz, en büyük etken bu. İkinci sebep internet, televizyon, rahat yaşam. Eskiden öyle değildi ki her şeyi kendin yapıyordun. Eşin de odun getiriyordu, ocağın altını yakıyordu, pişiriyordu. Şimdi erkekler için her şey daha kolay, bizler için daha zor bir yaşam. Kendinize sahip çıkın, özünüze, dirinize, bir olun; elinize, dilinize, belinize sahip olun.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR