Etiket: yaresan

  • Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti

    Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti

    PİRHA-Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti. Murtezaoğlu, yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle 6 Ağustos 2020’de Hakk’a yürümüştü.

    Siyasi yasaklı olmasından dolayı sürgünde yaşadığı İstanbul’da 2020 yılında koronavirüse yakalanan Ehl-i hak (Yaresan) Sanatçı -Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun aramızdan ayrılmasının üzerinden 2 yıl geçti.

    Günlerce Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesinde yatan Murtezaoğlu kurtarılamayarak 6 Ağustos 2020 tarihinde Hakk’a yürümüştü.

    İran’da siyasi yasaklı olmasından dolayı İstanbul’da sürgünde yaşayan Murtezaoğlu, Can TV‘de de ‘Cavidan Name’  programını yapıyordu.

    CAVİT MURTEZAOĞLU KİMDİR?

    Asıl adı Javid Fakhim Ghanbarzadeh olan sanatçı 1962’de Tebriz’de doğdu. Azerbaycan Bakü Konservatuarı’ndan mezun olan Cavit Murtezaoğlu, caz formatıyla buluşan ve makamsal yapıya dayanan müziğini “Caz-makam’ olarak tanımlıyor. 100’ün üzerinde bestenin yanında “O 3 (Leyla-Mecnun)” ve “Pir Sultan” adlı iki operete imza atan Murtezaoğlu, müzik yazımı, çalışmaları içinde, birçok yeni makam çeşnileri, ses dizimleri ve armoniler yarattı.

    Murtezoğlu bir röportajında kendisiyle ilgili şu bilgileri vermişti;

    “1962 Tebriz’in Serandib adlı mahallesinde Ehl-i Hak bir ailede doğdum. Müzik ve felsefeyle haşır neşir olduğum için tutucu insanlarla karşı- karşıya kalmam kaçınılmazdı. Bakü’de konservatuar okumaya karar verdim. Orada hocam İslam Rızayev’in desteğiyle Azerbaycan müziğinde ilk defa Neva Makamını trio şeklinde Azerbaycan’da milli radyonun altın arşivine kaydettik. Birçok çalışmadan ve yaratıcılıktan sonra İran’a dönmek zorunda kaldım. Ve İran’ın sanat ve siyasi ambiyansının daha baskıcı bir hale dönüştüğünü gördüm. Bıkmadan usanmadan çalışmalarıma devam edip ‘Senli Günler’ adlı albüm, ‘101 Nefes’ adlı kitap ve yine ‘Susmam’ adında bir albüm ve video kliplerini yayınladım. Tebriz’de müzisyenlerin sendika derneğinin kuruculuğunu ve başkanlığını yaptım. Fakat baskılar yüzünden bu derneğin işleri askıya alındı. Konser taleplerim peş peşe geri çevrildi, sanatıma değil sürgünüme destek verdiler. Hayatım maceralı olduğu için özgeçmişimi kısaltmam gerek. İlhamımın okları İstanbul’u gösteriyordu. Ve çok isabetli bir yönmüş. Türkiye’de “Virtüözler ve Cavit Murtezaoğlu”, “Tebriz’den Toros’a” adlı albüm, “Yarizm”, “Bayrek Kuşçuoğlu”, “Nefes Alma Teknikleri” adlı kitapları yayınladım. Konser ve seminerlere katıldım. Her şey güllük gülistanken birden bire yine sürgün olmak zorunda kaldık. Suçlu arasan bulamazsın ama sonuç olarak ben yine sürgünüm. Çok yakında yine maceralı bir seferim başlayacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Yaresanlar Şia simgeleri kabul etmiyor; Alevilerle ritüelleri müthiş benzerlik gösteriyor’ (2)-VİDEO

    ‘Yaresanlar Şia simgeleri kabul etmiyor; Alevilerle ritüelleri müthiş benzerlik gösteriyor’ (2)-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Muharrem Orucu, 12 İmam, Ehlibeyt gibi sembollere Yaresanlarda rastlamadığını dile getirdi. Harmancı, “Dergahta, günlük sohbetlerde konuştuğumuzda Muharrem’e dair hiç bir şey göremedim. Ehlibeyt, 12 İmam gibi kavramlar da yoktu ve bu bana inanılmaz şaşırtıcı geldi. Bunları Şia simgeler olarak kabul ediyorlar ve kendilerinde olmadığını söylüyorlar” diye belirtti.

    Sosyal Antropolog Hasan Harmancı‘nın İran’da bulunan Yaresan toplumuna dair temaslarını ve izlenimleri PİRHA’yla paylaştığı dosya haberin ikinci bölümünde Yaresan inancında kadının yeri,  kadın ziyaretleri, Yaresanlık-Alevilik inancının ritüelleri arasındaki benzerlikler-farklılıklar, Şia yoğunluklu sembollerin Yaresanlığa yansımalarının ne boyutta olduğu izlenimlerini aktardı.

    Yaresanların anadili olan Goranice’nin (Kürtçenin lehçesi) yol dili olarak çok belirleyici bir yerde olduğuna işaret eden Harmancı, kitapların, nefeslerin ve yol gösterici şiirlerin Goranice olarak icra edildiğini dile getirdi.

    Harmancı, Yaresan inancında kadının yolu yürüten, hizmet eden noktada olduğuna dair belirlemede bulundu. İbadetleri daha çok kadınların yürüttüğüne dair izlenimleri olduğunu belirten Harmancı, “Hem hizmet ediyorlar, hem de ibadetleri yürütüyorlar; ama bunu sessizce yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Harmancı, Muharrem Orucu, 12 İmam, Ehlibeyt gibi sembollerin Yaresanlarda da olduğunu sandığını ancak aksine Yaresanlarda bu sembollere hiç bir şekilde rastlamamasını şaşkınlıkla karşıladığını dile getirdi. Harmancı, bu sembollerin neden olmadığını sorduğu Yaresanlardan, “Bunların bizimle bir ilgisi yok. Bizim pirlerimiz, mürşitlerimiz belli’ cevabını aldığını aktardı.

    Yaresanlarda pirlik makamının ocaklara bağlanan bir zorunluluğunun olmadığını kaydeden Harmancı, dergahta veya ziyarette hizmet eden kişinin yolda yetkinleşmesi bu makama  erişebildiğini ve toplumun kendi pirini yarattığını aktardı.

    Harmancı ayrıca dışarıdan yabancıların Ehl-i Hakk yani Yaresan olabilmesinin mümkün olup olmayacağına dair sohbet ettiklerini ve isteyenin aile veya aşiret olarak belli ritüeller eşliğinde Yaresanlığa geçebilmesinin mümkün olduğunu belirttiklerini vurguladı.

    Hasan Harmancı’nın Yaresanlara dair temaslarını ve izlenimlerini aktardığı röportajın 2. bölümü şöyle:

    “GORANİCE YOL DİLLERİ, ÇOK RENKLİ VE GÜÇLÜ”

    PİRHA- Yaresanlar, Şiaların yanı başında olmalarına rağmen kendilerini korumayı başarabilmişler. Goranice’nin (Kürtçenin lehçesi) yol dili olmasının bunda etkisi nedir? Siz nasıl gördünüz?

    HASAN HARMANCI: Kırmanşah ( Yaresanlar Kırmanşan diye belirtiyor) bir eyalet ve kendisine yetebilecek bir geliri var. Ayrıca büyük bir bölümü Ehli Hak (Yaresan) topluluğundan oluşuyor. Bölgede kendilerini korumak açısından önemli bir özellikleri var. İbadet dilleri Kürtçe’nin Gorani lehçesinde ve bu da çok belirleyici. Ben Goranice’nin bu kadar renkli ve güçlü bir olduğunu bilmiyordum. Goranice’yi anlamak için birkaç dilin terminolojiyi karşılaştırmak gerekiyor. Bu da, o dilin gücünü gösteriyor.

    15-16. yüzyıldan kalan Goranice yazılan kitaplarını gösterdiler. Tabi kitapları yasaklı olduğu için bunu fotokopi biçiminde çoğaltıyorlar. Dili bilirsen ancak ibadeti ve cemi çözüyorsun. Goranice yolun dili olmuş durumda. Bu Türkiye’de de yaşanıyor ve yol dilimiz Türkçe’dir, deniyor. Hayır, yolun dili tek bir değildir. Yolun dili Türkçe ise Hacı Bektaş’ın eserlerini neden Arapça’dan, Farsça’dan çeviriyorsun? Neden Nesimi’yi, Yunus Emre’yi anlamak için ikinci dili kullanıyorsunuz? Yolun dilinde Türkçe, Kürtçe, Farsa ve Arapça terminolojisi var.

    “KİTAPLARI, NEFESLERİ VE ŞİİRLERİ GORANİCE “

    Yine Yaresanlarda Goranice belirleyici bir dil. Mesela; terimler ile ilgili sorun yaşadığımızda Goranice’den Farsça’ya, Farsçadan Türkçe’ye çevirmek gibi bir süreci izlemek zorunda kaldık. Ana kitapları, ana nefesleri ve yol gösterici şiirleri Goranice. Bizler, ana sürekleyici dilin Türkçe olduğunu sanıyoruz ama değil; asıl sürükleyici dilin Goranice olduğunu görüyorum. Türkçe’de ne yazık ki çok daha az kavramlaştırması söz konusu. Bunu geçtiğimiz yıllarda araştırma yapan arkadaşlarımızla tartışırken niteliği anlamak açısından Alevi toplumu içerisinde Kürt toplulukların (Yarsan, Kakai, Şabak) genel nüfusunun çok fazla olduğunu gördük. Burada Türkçe bilmek yetmiyor ama orada Goranice bilirseniz inancınızı yürütürsünüz. Yine dergahın etrafında ve kendi içerisinde Goranice anadil olarak önümüze çıkıyor.

    “KADIN YAŞAMIN VE İNANCIN BİR PARÇASI DURUMUNDA”

    -Kadın, inancın neresinde? Yaşamın her alanında olan kadın inançta da varlığını hissettiriyor mu? Cem erkanlarına nasıl yansıyor?

    Erkanlarını kadın-erkek dışında bağımsız yaptıkları da oluyor. Hakk’a yürüme erkanlarının birkaçını izlediğimde erkekler önde kadınlar geride ya da kadın-erkek birlikte ayrımsız bir biçimde yürütüyorlar. Muhabbet cemi dedikleri cem ise bizlerin cemlerindeki unsurların hemen hemen hepsine sahip. Kadınlar geride gibi görünüyor ama hiçte öyle olmadığını gördüm. Günlük yaşamda kadın erkek bir aradalardı ve bu hayatın bir parçası olmuş durumda.

    Ayrılmak için bir dergahta yanlarına gittiğimde niyazlaştık. Cem yaptıkları odaya gittiğimde kadın-erkek dizilmişlerdi. Belki de ibadetin tam ortasındaydı ve bizler için kısa bir ara verdiler. Yani ibadetlerini ayrı yaptıkları, kadınları almadıklarına dair bir ayrım görmedim. Hep bir aradalardı.

    “YARESANLARDA YOLU YÜRÜTEN KADINLAR, AKTİFLER”

    -Alevilerdeki Ana Fatma, Kadıncık Ana gibi kadınlara özgü bir ziyaretleri var mı?

    Alevi toplumunda kadın nasıl ki bir kat daha öncü ise Yaresanlar’da da gördüm ki yolu yürütenler kadınlardır. Dergahlarda günlük işleyiş, gece nöbetleri ve sürekli kalarak hizmet etmeyi aileler biçiminde yapıyorlar. Ama ben ibadetleri daha çok kadınların yaptığını gördüm. Hem hizmet ediyorlar, hem de ibadetleri yürütüyorlar; ama bunu sessizce yapıyorlar. Türkiye’de de 90’lı yıllara kadar köylere gittiğinizde bir yabancıyı nasıl ki erkekler karşılar, var olan aktivite kadınları geri planda görürseniz burada da muhtemelen böyledir. Ama Yaresan kadınlar bu konuda aktifler.

    Kadınlara ait bir açıktan bir ziyaret görmedim. Ama kadınlara ait makamlar var. Yaresanlar’da çok önemli 7 pirden birisi kadındır. Bunun üzerine de kadınların yoldaki yerini konuştuk. Onu da bu anlamda önemsiyor. Yoldaki bütün hizmetler kadın üzerinden gidiyor ama kadın simgeleri, dervişleri çok az.

    “MUHARREM, 12 İMAM, EHLİBEYT SİMGELERİNİ KULLANMIYORLAR”

    -Alevilerdeki Muharrem Oruçları’nın Yaresanlarda yansıması ne durumda? 12 İmam ve Ehlibeyt gibi simgeler, kavramlar Yaresanların riteüllerinde kendini hissettiriyor mu?

    Muharrem Orucu’nun Yaresanlar’da da yansıması olduğunu düşünüyordum. Dergahta, günlük sohbetlerde ise konuştuğumuzda Muharrem’e dair hiç bir şey göremedim. Ehlibeyt, 12 İmam gibi kavramlar da yoktu ve buna bana inanılmaz şaşırtıcı geldi. Ali ve Hüseyin makamına ise Şah Sahak’tan (Sultan Sahak) önceki kimlikler olarak bakıyorlar. Yaresanlar dünyayı ilkçağ, Yaresan önceki çağ ve Yaresan çağı olarak yorumluyorlar. Yaresan çağı Sultan Sahak ile birlikte sistemleşiyor ve asıl çağına dönüyor. Pir Bünyamin’i en üstteki pirleri olarak görüyorlar. Ama pirleri bu anlamda eşit görüyorlar. Bizdeki gibi Muharrem, Ehlibeyt, 12 İmamlar ve Hüseyin’in kendisi dahi simge olarak kullanılmıyor. Bunları Şii simgeler olarak kabul ediyorlar. Genel tahammüllerini, ‘Bunların bizimle bir ilgisi yok. Bizim pirlerimiz, mürşitlerimiz belli’ diyerek bunun üzerine kuruyorlar.

    “7 ULU PİRLERİ VAR VE ALİ ASIL 7 PİRİN DIŞINDA KALIYOR”

    -7 ulu pirlerinden bahsetmiştiniz, açabilir misiniz?

    Tanrı arayışları çok önemli ve benim de üzerinde çokça durduğum bir konu. Onlar devirlere inanıyorlar. Bu devirlerde pirler gelirler, Tanrının zatı olarak insanlık için mücadele ederler ve yine bir mürşidin donunda tanrı yeniden gelir. Yüce zatlar bu kimlikler üzerinedir ve bunlar 7 kişidir. Bunların yansıması olan ‘Heftewanan’ diye bir yapı var. Ali, asıl 7 pirin arasında değil. 7 pirler var ve yedilerin altı veya devamı olan pirler var. Ali, bu yedilerin devamı olan pirlerden birisi. O kadar büyük bir rolü yok. Ben, ‘Ali’yi Hakk biliyoruz’ dediğimde, ‘O donemin zatlarından biridir, gelmiş ve gitmiştir’ diyerek ifade ettiler. Elbette çok ilginç. Bu, Alevi toplumunun asimilasyona ne kadar kucak açtığını, ne kadar Şiilik ile üst üste kendini örtüştüğünü gösteriyor.

    “12 İMAMLAR İLE İLGİLİ KAST YOK”

    Muharrem ve Hüseyin ile ilgili büyük bir antropolojik çalışma yaptım. İyi bir karşılaştırmaydı. Yaresan toplumunun ritüellerini görmemiştim. Başka kitaplarımda Yaresan toplumunun bize yakın veya karşıt ritüellerine yer vermekle beraber Muharrem kısmında onlarla ilgili bir belge bulamamıştım. Sanki ulaşamıyor gibi düşündüm. Meğerse toplumda Muharrem ile ilgili herhangi bir oruç ve uygulama yok. 12 İmamlar ile ilgili kast yok. Bizden farkları Muharrem, Ehlibeyt ve 12 İmamla ilgili hiçbir göstergelerinin olmaması. Bundan bağımsız bir pirlik, mürşitlik makamı var ve bu silsile işliyor.

    “ÖLÜM SONRASI CAN KAVRAMI ÜZERİNDE DURUYORLAR”

    -Ölüm sonrasına nasıl yaklaşıyorlar, Yaresanlar için ne ifade ediyor?

    Aleviler gibi Yaresanlar’da da ölüm sonrası olayı çok belirgin. Bizler ölünce nasıl ki can ölmez diyor isek Yaresanlar da reenkarnasyona yaklaşmış durumdalar. Ruh göçünün yeniden bedenlenmesi değil de can kavramı üzerinde duruyorlar. Öyle de ifade ediyorlar. Ölüm Yaresanlar için cennet veya cehenneme gitmek gibi bir şey değil. Yine Müslümanlığın yaratılış tasarımının Yaresanları da etkilediğini düşünmüştüm. Ama hiçte öyle olmadığını gördüm.

    Kullandıkları kavram, ‘Padişah bir inci tanesiydi’ oldu. Bu Alevilikte de öyleydi. Bir inci tanesi vardır ve bu inci tanesi ikiye bölünerek bir yanı ay diğer yanı gün oldu. Biz buna bir yanı Ali diğer yanı Muhammed oldu diyoruz. Yaresanlar bunu hiç kullanmıyorlar. Yaresanlar’daki padişah yani Hakk bir inci tanesiydi ve bu güzelliğini görmek istedi. Güzelliğini görünce de evreni yarattı. Bunu böyle kullanıyorlar.

    “ALEVİLER İLE ORTAK UYGULAMALARI FAZLACA VAR”

    -Şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısı dediğimiz aşamalar Yaresanlarda da var mı?

    Yaresanlar için dört şey olmazsa olmazdır. Bunlar iç temizliği (hem ruhsal hem bedensel temizlik), dürüstlük (yalan söylememek, bencil olmamak, üstte görmemek), alçak gönüllü olmak ve bir de iyi iş yapmak. Bu dört kavram üzerinden yola giriyorsun ve bunun üzerine bina ediyorsun. Biz Alevilerin şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısı dediğimiz aşamayı Yaresanlar böyle görüyorlar. 4 kapı 40 makam gibi açık bir sistemleri yok. Ama buna benzer yolda yürüme, yükselme gitme-gelme, hak zatı kamil insan olabilme gibi kurguları var. Alevi toplumu ile ortak uygulamalar diyebiliriz.

    “DIŞARIDAN BİRİSİNİN YARESAN YOLUNA GİRMESİ MÜMKÜN”

    -Yola girme nasıl oluyor? Dışarıdan birinin Yaresan yoluna girebilmesi mümkün müdür?

    Yaresanlar yine bizim toplumumuzdan farklı olarak çok küçük yaşlarda bir amca veya rehber üzerinden çocuklarını yola sokabiliyorlar. Çocuklar yolun içerisinde büyümüş oluyor.  Yabancıların Ehl-i Hakk yani Yaresan olması mümkün müdür diye konuştuk. Evet mümkün. Bizdeki, ‘Alevilik doğuştan olur, sonradan olunmaz’ ifadesinde bir yanlışlık olduğunu anlıyoruz. Alevilikte Kürt, Türk, Arap, Roman, Ermeni vs. topluluklardan insanlar var. Böyle ise demek ki farklı topluluklardan gelmemize rağmen Alevi olabiliyoruz. Yaresanlar’da daha sonradan aşiret, aile veya birey olarak katılıyor. Tek farkı uygulanan ritüel. İçerden veya dışardan katılan birine farklı ritüeller uygulanabiliyor. Alevi toplumu ile uygulamaları inanılmaz benzer ve birbirine yakın.

    “HADEN (HİZMETLİ) BİRÇOK HİZMETİ GÖREBİLİYOR”

    -12 hizmet gibi hizmetleri var mı? Var ise hangi kavramlar ile yürütüyorlar?

    Yine 12 hizmet üzerine konuştuk. Yaresanlar’da hadenler (hizmetli) birden fazla kişi olabiliyor ve 7-8 hizmeti yürütebiliyorlar. En büyük hizmet ise gözcülük diyebilirim. Onun dışındaki herkes kurban da tığlayabiliyor, çerağ uyandırabiliyor, peyik oluyor. Bütün bu roller haden aldı altında toplanıyor. Hemen hemen herkes zakir olabiliyor. Yolun öne çıkan nefeslerini özel biçimde söyleyen zakirler de söz konusu. Temburu alan herkes yolun nefesini okuyabiliyor ve bu kadın-erkek ayrımsız oluyor. Kadınlar hizmette ediyor, eline temburu alıp nefes de okuyabiliyor. Bunu Alevi toplumu ile karşılaştırdığımızda sistemlerin farklılığına rağmen bir ortaklık söz konusu.

    “TOPLUM KENDİ PİRİNİ YARATIYOR”

    -Pirlik, Yaresanlar’da nasıl işliyor? Bir ocak sahibi olması gibi zorunluluk var mı?

    Yaresanlar’da pirler özel bir statüye sahip olmakla beraber baskın bir pir ailesi diye bir şey yok. Kendini ocaklara, bağlayan bir zorunluluk yok. Pirler, birbirlerine geçişken olabiliyor. Dergahta ve ziyarette hizmet yürüterek ya da yolu bilerek bu pirlik makamına taşınabiliyor. Yine bunu Musa-i Kazım’ a bağlayan ve böyle düşünlerde var, tabi çok azınlıkta. Toplum kendi pirini yaratıyor. Bizim toplumumuzun 12 İmamcı düsturu, Ehlibeyt bağlılığı ve ocakların zorunlu olarak İmam Musa Kazım’a bağlanması gibi bir şey söz konusu değil. Bu da kendi özgünlüğünü koruduğunu gösteriyor. Eğer bunları söyler iseler zaten Şialarla aynı kapıyı açmış oluyorlar. Ama Türkiye’de Şialık bu kadar baskın olmadığı halde bizler azınlık durumundaki Şiilere yakın olmakta beis görmemişiz.

    “ŞAH HATAYİ, YARESANLARDA KARİZMATİK BİR KİMLİK DEĞİL”

    Yaresan toplumunda böyle bir etki yok. Bu kendimizi kandırmaktır. Yaresanların nefesleri, divanları içerisinde ne 12 İmamı, ne Hüseyin’i ne de Ehlibeyti görüyorsunuz. Ama bizlerin içine sızdığı için de sanıyoruz ki bir süreden sonra inançsal bir değişim oldu. Hayır, böyle bir şey yok. Yine Şah Hatayi onlarda büyük bir simge, kimlik değil. Halbuki çok yakınlar ve 300 kilometrelik alan içerisindeler. ‘Evet Şah Hatayi’nin nefeslerinin bazılarına yer veriyoruz, ama onun nefesleri bizlere yol gösterici değil’  diyorlar. Onlara yol gösterici olan nefesler sistematiği daha farklı. Alevilere Şah Hatayi dendiğinde buradan kalkarak yollarına düştüğümüz bir toplumsal ve karizmatik kimlik olarak önümüze konuluyor. Hacı Bektaş’ı, Nesimi’yi biliyorlar, saygı gösteriyorlar. İran coğrafyasından çıkan ve bizim çok değer verdiğimiz kimlikler Yaresanlar’da değerli olamayabiliyor. Kerbela yine Yaresanlara çok yakın. Ama Kerbela’ya gitmiyorlar. Hac merkezleri kendi pirlerinin makamları oluyor.

    “MEZAR TAŞLARINDA KENDİ PİRLERİNİN İSMİ VAR”

    Sadece erkanları değil, mezar taşlarında da kendi pirlerinin isimleri oluyor. Birkaç mezar taşını okuduğumda doğrudan pirlerinin ismi olduğu anlaşılacaktır:

    Huvaye Ya Ali
    Merhum Almaz Hüseyin (Ya da Hüseyin Almaz)
    Rıza’nın kızı, Kırmanşan Goranlı
    1981 (Hakk’a yürüdüğü tarih)….

    …..

    Ne kadar cefa çekmişsem de bu dünyada
    Tüm dünya benim olsa da bir gün göç edeceğim
    Rehberim hazreti (pir)  Davut, pirim Bünyamin
    Delilim cemim, padişahım baştacım
    Serverim Pir Muhsin
    Evvel ahir yar…

    Görülüyor ki mezar taşlarında pirlerinin ismi var. Yine diğer bir mezar taşında yazanlar ise şöyle:

    Ya Hu!
    Evvel yar, ahir yar
    Delilim Davut, Pirim Yadigar..

    “AMACIM, ‘BİZ KİMİZ, ONLAR KİM’ SORUSUNA CEVAPTI”

    Buradan görüyoruz ki Alevi toplumu kendi unsurlarını unutmuş. Mezar taşlarında belli simgelerin, ifadelerin olması gerektiğini söylüyoruz. Mezar taşlarına fatiha yazılmadan kendilerini var edemiyorlar. Dersimlilerin atalarının mezar taşlarındaki simgeler ve üzerlerindeki yazılar orada duruyor. Yan tarafa yapılan mermer mezarlara veya eski mezar taşlarının önüne fatiha konduruluyor. Yaresanlar’da böyle bir şey yok. İran’a giderek Yaresanlara dair çalışma yapmamda asıl sebeplerden birisi karşılaştırma yaparak, ‘Biz kimiz, onlar kim’ öğrenmekti. Bunu öğrenmek kadar geçmişte nasıl olduğumuzu görmek, seçmek için bir olanak oldu. Bundan çokta yararlandım. Gelecek dönemlerde bununla ilgili daha fazla çalışma yapmakla kendi açımdan hem bakış açımız hem de şaşkınlıklarımız artacak.

    Ersin ÖZGÜL / MUĞLA

    İLGİLİ HABERLER:

    ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

     

     

  • ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    PİRHA- Yakın zamanda temaslarda bulunduğu Yaresanlara dair izlenimlerini aktaran Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, özgün bir sosyolojik dokusu olan, kendine özgü bir dizi değer ve norm içeren Yaresan toplumunun, tüm baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kendisini öz değerleri ile savunduğunu kaydetti. Harmancı, “Devlet destekli Şialar büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar” dedi. 

    İran’a gidişini, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle anlatan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, İran’da bulunan Yaresan toplumuna dair temaslarını ve izlenimleri PİRHA’yla paylaştı.

    Yaresanların, kendi yaşam alanlarında, öz değerleri olan ziyaret mekanlarında günlük yaşamlarına devam ettiğine dikkat çeken Harmancı, bu mekanların mürşit ve pir makamları olduğunu kaydetti.

    Harmancı, Aleviler gibi Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıklar ve mezar taşları olduğunu kaydederek, Hakk anlayışının bu mezar taşları üzerindeki figür ve yazılarda kendini hayli güçlü olarak hissettirdiğini vurguladı.

    Alevi toplumunun cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri  ve güncel hali ile zayıflamış olan ziyaret kültürünün Yaresanlarda aksi yönde çok daha güçlü olduğunu belirten Harmancı, bu ziyaretlerin Yaresanlar için yaşam alanı olduğunu ifade etti.

    Yaresanların doğal yaşam alanları olan dergahlarında günlük ritürellerini gerçekleştirdiklerini ve dışarıdan dergahlarına yönelik hiçbir müdahalenin gerçekleşemediğinin altını çizen Harmancı, Türkiye’deki Alevi dergahların işgal edilerek müze niteliğinde işletildiği gerçekliğine dikkat çekti.

    3 bölüm olarak yayınlanacak Hasan Harmancı röportajının ilk bölümü şöyle:

    “KONUŞABİLMEK VE KARŞILAŞTIRMA YAPABİLMEK İÇİN GİTMEM GEREKİYORDU”

    PİRHA- Sosyal antropolog olarak dönem dönem coğrafyanın farklı bölgelerini dolaşarak tarihsel ve güncel olarak toplumları inceliyorsunuz ve kayıt altına alıyorsunuz. Sizi İran’a götüren arayış neydi?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’de özellikle Alevi toplumunda ölüm sonrası kavramlarını çalışmaya başladım. Bununla ilgili epey bir çalışma yaptık. Türkiye ve Avrupa’da Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürüttük. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda bir kitapçık çıktı. Daha sonrasında Almanya’da bulunan ‘Pişmeden Pişirilmez’ adlı bir grup ve Alevi Eğitim Enstitüsü bir çalışma yaptı. Bunların hepsinde yer aldım. Sonrasında, ‘Sadece Türkiye’deki Aleviler mi bu konuda sorun yaşıyor’ diye sordum. Aynı zamanda Alevilerde tanrı nedir, can nedir, ölüm sonrası algıları nedir gibi soruları karşılaştırmak istedim. Yollara düştüm ve İran’a gidişimin bir gerekçesi de bu idi. Ehli Hak yani Yaresan toplumunu tanımıyorum. Okudukça tanıyoruz ve çok az nefeslerini biliyoruz. Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim. Bu gitmelerim devam da edecek.

    “HALK DEMOKRASİ VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN DİRENİYOR”

    -İran’da genel hava nasıldı? İnançlar ve kültürlerin bu yönlü bir baskı ve zora maruz kaldığı biliniyor. Sizin izlenimleriniz nasıldı?

    İran’da inançlar büyük baskı altında. Biz bunu buradan görüyoruz. Dikkatimi çeken şey ise; İran’da herkesin çarşafın içinde olduğu düşüncesi. Elbette Türkiye’de de belli bölgeleri esas aldığımızda bu izlenimler vardır. Ama Türkiye’den daha özgür ve gerçekçi bir toplumla karşılaştım. Kadınların sokakta yürürken, giysileriyle, tutumlarıyla direnen tarafını görebiliyoruz ve kapalı bir toplumdan bahsedemeyiz. Hep bir yanılgı içerisindeyiz. Medyanın bize gösterdiği ile bizler toplum budur diyebiliyoruz. Halbuki aramızdaki ayrımı, uçurumu arttırmak veya örnekleme yaparak, ‘Bakın bu olursunuz’ biçiminde bir noktaya taşınıyor. Halk orada da demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü için direniyor ve direnmeye devam ediyor.

    “REFERANS VE YOL DİLİNİ KULLANINCA İLETİŞİM GELİŞİYOR”

    -Yaresanlar ile nasıl iletişime geçtiniz? İletişimi nasıl sağlayabildiniz? Dışarıdan biri olarak nasıl karşılandınız?

    HASAN HARMANCI: Antropoloji çalışan biri için topluma ulaşmak meşakkatli olabilir ama onun mutlaka bir referans kanalı vardır. Onlara yakın ve onlardan olan insanlarla bir yolla diyalog kuruluyor. Tabi toplumda tanınmış olmak, belli kitapları olmak da bir etken. Karşılıklı referanslarımızı kullanıyoruz. Kolayca iletişim sağlayabiliyoruz.
    Her yabancı tabi tanımadığı birini dışında tutmaya çalışır. Misafirpervelikte asla taviz vermezler ve Alevi toplumunun konukseverliğine çok yakın bir konukseverlik var. O konukseverlik içerisinde kendini ve arayışını ifade etmeye başlayınca, bir de referanslarının yanında yol dilini kullanınca iletişim doğalında gelişiyor.

    “YARESANLARDA İNANÇ MERKEZLERİ ZİYARET BİÇİMİNDE”

    -Ziyaret kültürleri nasıldı? Bu mekanlara ne atfediyorlar? Özellikle Düzgün Baba, Hacı Bektaş gibi kutsallık atfettikleri makamları var mı?

    HASAN HARMANCI: Yaresan toplumunun bizden farkı bütün inanç merkezleri ziyaretler biçiminde oluşmuş. Onlardaki pirler ve mürşitlerin makamları ziyaret yerleri biçiminde. Dergahları ve ritüel bölgeleri tamamen belli bölgelere ve pirlere-mürşitlerin makamlarına adanmış biçimde yer almakta. Bu inanç merkezlerini kullanmaları bizden çok ileri bir düzeyde ve geleneklerini sürdürüyorlar. Bundan daha 20 yıl önce Alevi toplumu cemlerini, adaklarını, nikahlarını yapacaklarsa önce ziyaretlerine giderlerdi. Yaresanlar ise bu geleneklerini hala sürdürüyorlar.

    “KADIN-ERKEK AYRIMSIZ BİRBİRLERİNE NİYAZ İLE YAKLAŞIYORLAR”

    -Nasıl giderler, ne gibi hazırlıklar yaparlar? Bu mekanlardaki iletişimleri ne boyutta? Niyazlaşma ritüelleri Alevilere benziyor mu?

    HASAN HARMANCI: İran’da niyaz kültürü çok yüksek. Kadın-erkek ayrımsız birbirlerine niyaz ile yaklaşıyorlar. Erkekler arasında süren kültürel, inançsal bir yaklaşım gibi görülüyor ama öyle değil. İnanç merkezine girerken biz Aleviler gibi niyazlaşarak giriyorlar. Eşiğe niyaz etme, eşiğe girmeden önce Yaresanlarda da var. Benim gördüğüm örnekler ya da karşılaştığım kişiler, geleneğe daha bağlı olan atalarımız eşik dışından başlayarak sürünerek içeriye girmeyi niyazlaşma olarak yürütürlerdi. Yaresanlarda böyle birkaç niyazlaşma ile karşılaştım. Bu bir çeşitlilik içeriyor, tek bir tiplemesi yok.

    “SULTAN SAHAK’A ADANMIŞ 3 GÜNLÜK ORUÇLARI VAR”

    -Belli bayram, oruç, kutlama vs. denk geldiniz mi? İzlenimleriniz var mı?

    HASAN HARMANCI: Benden bir 10 gün kadar önce oruçları vardı ve ona yetişemedim. Alevi toplumunun Hızır, Newroz ve bir de Muharrem orucu var. Onların ise (Yaresan) Şah Sahak’a (Sultan Sahak) bağlanmış, onun başından geçen bir olaya istinaden tutulan 3 günlük bir oruçları var. Onun dışında herhangi bir oruçları söz konusu değil.

    Bizim gibi Newroz onlar için de çok önemli. 5 gün boyunca tatil ilan edilir ve Yaresan halkı da bundan yararlanır. Newroz önemli bir kutlama dönemidir ama orucu yoktur. Muharrem, İran’da çok belirleyici özelliğe sahip olmasına rağmen Yaresan toplumu Muharrem’i bilmiyorlar. Muharreme dair bir oruçları ve ritüelleri yok, hatta bunu konuştuğumda garipsediler.

    “MEZARLARINDA GEÇMİŞE BAĞLI KALMIŞ DURUMDALAR”

    -Taşlar, mezar taşları da dahil olmak üzere bu topraklarda yaşayan toplumların ve bölgelerin tarihi hafızasıdır. Geçmişe dair okumalar ve bilgiler hakkında bu taşlar ön açıcı olmakta. Alevilerin yaşam alanlarındaki mezar taşları üzerine işlenmiş kimi figürlerin, sembollerin ve öğütlerin olduğu biliniyor. Yaresanlarda da bu mezar taşı kültürü var mı? Var ise sembollerde ne ile karşılaştınız, okumalar yapabildiniz mi?

    HASAN HARMANCI: Son yıllarda Alevi toplumunun hafızasında yanılsama veya hızlı bir biçimde asimilasyon görüyorum. Kimileri buna entegrasyon diyorlar ama entegrasyondan da ağır bir asimilasyon ile karşı karşıyayız. Hele ki şehirleşme bizleri bir bataklığa çekmiş durumda. Bu nedenle Alevi toplumunun kimliğinin ve inancının önemli bir simgesi olan Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürütüyorum. Hem Bektaşi mezar taşları hem de Alevi köylerindeki geçmiş döneme ait mezar taşlarındaki simgelerin, işlenme biçimlerini ve kullanılan taşa kadar hepsinin üzerinde durmaya çalışıyorum. İran’da bunu tabi ki önemsedim.

    Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıkları var. Orada hem dili , hem simgeleri okuyorsunuz, hem de felsefeyi görüyorsunuz. Bu üçlü yapıyı orada görmek mümkün oluyor. Yaresanlar geçmişe bağlı kalarak son dönemdeki simgelerini yenilemiş durumdalar. Bunu daha çok yazıda görüyorsunuz. Bazı mezarlarda keskin olmayan simgelerin kullanıldığını gördüm. Mezarların bizden bir farkı da mezar taşlarını yatay kullanıyorlar. Mezar alanları ziyaret alanları ile bir bütün ve ziyaret yerlerindeki mezar taşları üzerinde yürüyebiliyorsunuz. Bedenini toprağa sırladığımız can ile bir işimiz kalmıyor. Bizler ise mezarların arasında gezerken onların olduğu toprağa basmayı kendimize yediremiyoruz. Yaresanlar ise bunu yok sayıyor. ‘Onların bedenleri toprak oldu ve toprağa basılır’ diye düşünüyorlar. Biz Aleviler, Müslümanlar ile mezarlarımız yan ana olduğu için bu sorunu yaşıyoruz. Ehli Haklar Yaresanlar ise kendi ziyaret yerlerini veya dergahlarını mezarlık olarak ilan etmiş durumdalar.

    Böyle olunca, herkes yakın gördüğü pirinin, mürşidinin dergahının bulunduğu bölge aynı zamanda mezarlıkları olarak geçiyor. Böylece İran toplulukları ile mezarlıkları da karışmamış oluyor. İran’da Müslümanların veya Şiaların mezarlarının taşları dik iken Yaresanlarda mezar taşları yatay ve toprakla bir. Bir mermer; üzerinde yazı ve simgeler var.

    “TAŞLARDA GORANİCE NEFES VE BEYİTLER İLE KARŞILAŞIYORSUNUZ”

    -Mezar taşlarında İslam terminolojisi ile karşılaştınız mı?

    HASAN HARMANCI: Doğrusu bu konuda bir ön yargım vardı. İnanılmaz bir biçimde kendileri kültürel ve inançsal olarak koruma içerisine girmişler. Devletin baskı aygıtlarını yoğunlaştırdığı pir ve mürşit ziyaret yerlerinde bunun kendisini seçebiliyorsunuz. Devletin yazdığı yazı, astığı tabela ve Yaresanların yazıları ile astığı tabelalar çok farklı. Mezarlıklarda bu baskıyı çok görmedim. Bizzat mezarlarını kendileri organize ediyorlar, dışardan birinin müdahalesi olmuyor.
    Mezar taşlarının üstünde de kendi dillerinde (Kürtçe’nin Gorani lehçesi) nefesler olabiliyor veya gülbeng ile karşılaşıyorsunuz. Onların yol gösterici, yol açıcı olduğunu görüyorum.

    “ÇOK KİŞİ DE İKRAR ALARAK MUSAHİP OLUYOR”

    -Kendi içlerinde musahiplik, kirvelik gibi kurumlar var mı?

    HASAN HARMANCI: Kirvelik Ortadoğu’nun genel bir uygulaması ve bu Yaresanlarda da var. Biz musahipler diyoruz ama onlar yol kardeşliği, yol yoldaşlığı biçiminde bir kavram kullanıyorlar. Bizde musahiplikte evli dört can bir araya gelir ve bunun üzerine bir ritüel bina edilir. İkrardan sonraki aşama olarak kabul ediliyoruz. Yaresanlarda ise çok sayıda kişi birlikte ikrar aldıklarında bu ritüele musahiplik diyorlar. Her yıl da görgüden geçiyorlar. Bizler gibi çok açık ‘cemimiz, yolumuz var’ biçiminde konuşmayı tercih etmiyorlar. Bunu günlük yaşama katıldıkça ve onlarla konuştukça öğreniyorsunuz. Bu, dışardan kim olursa olsun ona karşı kendini gizleme, ifade etmeme ile ilişkili bir durum.

    “GÜÇLÜ BİR TOPLUM, CANLI BİR DERGAH HAYATI VAR”

    -Kendi dışındaki toplumlarla ile ilişkilenme durumları ne boyutta?

    HASAN HARMANCI: Maalesef çok açık değiller. Çokça biliniyorlar ve kendilerini saklamıyorlar. Ancak başka toplumlarla bir araya gelmiyorlar. Kırmanşah’a gittiğimizde bölgenin Yaresanlar açısından çok güçlü bir toplum olduğunu gördük. Ziyaretlere gittiğimizde kendileri bizzat derviş, hizmetli olarak yer alabiliyorlar. Günlük hayatlarının bir parçası gibi gelerek konaklıyorlar, ritüellerini gerçekleştirebiliyorlar. Canlı bir dergah hayatı sürüyor. Yabancılar ile ara ara çatışmalarını ifade ettiler. Benim gittiğim yerlerde çoğunlukla kendileri dışında kimse yaşamıyor. Yaresan köylerine ne Şiiler ne de Sünniler pek yaklaşmıyorlar. Birbirleri ile dayanışma duygusu içerisinde hareket ediyorlar. Devlet destekli Şialar da büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar. Evet yasaklar var ama Yaresanlar kendini korumaya devam ediyor.

    “YARESAN DERGAHLARI HALA İŞLİYOR, ALEVİLERİN İSE İŞGAL ALTINDA”

    -Dergah sistemlerinin işleyiş biçimi nasıl? Hala canlılığını koruyor mu?

    HASAN HARMANCI: Bölgede yine Duşima ziyaretine gittik. Duşima, anlam olarak iki dut ağacını karşılıyor ama iki şah, şahın merkezi diye de kullanıyor. Burası bir merkez ve o köyün günü birlik canlılığını görünce bana çok ilginç geldi. Dergaha ancak referanslar ile girebiliyorsunuz. Güvenliği ve kendi alanında korumaları var. Dergaha girince 15-16. yüzyıl binası ile karşılaşıyorsunuz. Kesme taşlarla yapılmış, özel dizayn edilmiş ve restore edilen bölümleri olan bir yapı vardı. İçeri girdiğinizde hizmet edilen, iş bölümü yapılan toplumsal bir aygıt var. Türkiye’de ise bizim dergahımız elimizden alınarak işgal edilmiş durumda. Devlet orayı bir güzel müze olarak işletiyor ve bizlerde ücret ödeyerek içeri giriyoruz. Bizler birkaç girişim yaptık ve içeride ancak cem tutabildik. Ama Yaresanların dergahının ve postnişinin (Yaresanlar ağa efendi olarak tanımlıyor) olduğu yer hala canlılığını koruyor. Toplum hafızası olarak orada işliyor. Çevre köyler oraya bağlılıklarını bizzat devam ettiriyorlar.

    “KENDİLERİNİ İFADE ETMEDE ÇOK İYİ GÖRDÜM”

    -Böyle olunca kendi aralarındaki ilişki ağı da güçlü oluyor öyle değil mi?

    HASAN HARMANCI: Bizleri misafir ettiklerinde nereleri gezebileceğimize, nasıl diyalog kurabileceğimize dair bizi yönlendirdiler. Bu hem sağlıklı yürüyebilmek hem de nereye gidebileceğimizi görmek için çok önemliydi. Hatta Yaresan rehberler eşliğinde birkaç yeri gezdik. Toplum olarak kendilerini anlatma ve ifade edebilmede kendilerini çok iyi gördüm. Bu çok yaratıcı bir şey. Hem örgütlülüğün sürmesi hem de toplumsal güç açısından bunları çok iyi okumak lazım. Türkiye’de bir dergaha girip çıktıktan sonra bütün ilişkilerin bitiyor.
    Kendileri ile ilgili bir çalışma yaptığımı söyleyince rehberleri ile nerelere gidebileceğimi, hangi ağları kurmamım doğru olabileceğini söylemeleri çok iyiydi. Bu Türkiye’de en çok tartıştığımız alanlardan birisi. Biri geldi mi biz kendimiz ile ilgili neler sunacağız? Bizzat mürşidin kendisi ile konuşma şansım oldu. İki gece boyunca bunları uzun uzun tartıştık.

    “ALEVİLERİ ÇOK İYİ TANIMIYORLAR, BİZLER İÇİN DE EKSİKLİK”

    -Alevileri biliyorlar mı, tanıyorlar mı?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’deki Alevi toplumunu çok iyi tanımıyorlar. Tanımamaları bizler için de onlar için de büyük bir eksiklik. Bizler de onları tanımıyormuşuz. 20 yıldan fazladır alanda çalışan biri olarak gittiğimde bu tartışmaların içerisine girinceye kadar eksik olduğumu düşünmemiştim. Muhabbetlerin içeriğinden yiyeceklerine, dergahtaki odaların tasarımına kadar her şeyin geleneksel biçimde sürmüş olması çok önemliydi. Kadınların katılması, dergaha hizmet edenlerin günlük giysileri, bıyıklarının belirleyici olması ayrıca bu özgün duruma bir örnekti. Bizlere neden bıyıklarımız olmadığını sordular. Bende Aleviyim, aynı toplumsal kesimden geliyorum dememe rağmen bıyıklarım olmadığı için bir yabancılık hissettiklerini sezinledim. Bıyık, Yaresanlıkta belirleyici oluyor.

    “YARESAN ZİYARETLERİ ÇOK CANLI BİÇİMDE YAŞIYOR”

    Yine Yaresan ziyaretlerinin birçoğu çok canlı bir biçimde yaşıyor. Gün içerisinde rastgele bir yerden geçerken o ziyaretlerin bu canlılığını görmek bizleri müthiş etkiledi. Baba Hoşin’in (Yaresanlarda kutsallık atfedilen bir yol yürütücüsü) sır olduğu bir mağaraya gittiğimizde insanlar peş peşe gelerek çerağlarını uyandırıyorlar, orada oturuyorlardı. Hepsi bir arada canlı bir yaşam sürerek günlerini tamamlıyorlar. Bir toplumun hafızasını ve inancı nasıl yürüttüğünü görmek benim için çok yararlıydı.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Sanatçı -Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun aramızdan ayrılışının 1. yılı

    Sanatçı -Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun aramızdan ayrılışının 1. yılı

    PİRHA-İstanbul’da 7 yıl sürgünde yaşayan Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün bugün 1. yılı.  Yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle 6 Ağustos 2020’de Hakk’a yürümüştü. Mürtezaoğlu için 8 Ağustos Pazar günü Kadıköy’de bulunan Şahkulu Dergahı’nda lokma dağıtılacak. 

    Siyasi yasaklı olmasından dolayı sürgünde yaşadığı İstanbul’da geçen yıl koronavirüse yakalanan Ehl-i hak (Yaresan) Sanatçı -Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun aramızdan ayrılmasının üzerinden 1 yıl geçti.

    Günlerce Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatan Mürtezaoğlu kurtarılamayarak 6 Ağustos 2020 tarihinde Hakk’a yürümüştü.

    Mürtezaoğlu, İran’da siyasi yasaklı olmasından dolayı İstanbul’da sürgünde yaşıyordu. 

    7 yıl İstanbul’da siyasi mülteci olarak yaşayan Murtezaoğlu, Can Tv‘de de ‘Cavidan Name’  programını yapıyordu.

    Mürtezaoğlu için 8 Ağustos Pazar günü Kadıköy’de bulunan Şahkulu Dergahı’nda lokma dağıtılacak.
    Bu akşam ise Can TV’de anısına program yapılacak.

    CAVİT MÜRTEZAOĞLU KİMDİR?

    Asıl adı Javid Fakhim Ghanbarzadeh olan sanatçı 1962’de Tebriz’de doğdu. Azerbaycan Bakü Konservatuarı’ndan mezun olan Cavit Murtezaoğlu, caz formatıyla buluşan ve makamsal yapıya dayanan müziğini “Caz-makam’ olarak tanımlıyor. 100’ün üzerinde bestenin yanında “O 3 (Leyla-Mecnun)” ve “Pir Sultan” adlı iki operete imza atan Murtezaoğlu, müzik yazımı, çalışmaları içinde, birçok yeni makam çeşnileri, ses dizimleri ve armoniler yarattı.

    Murtezoğlu bir röportajında kendisiyle ilgili şu bilgileri vermişti;

    “1962 Tebriz’in Serandib adlı mahallesinde Ehl-i Hak bir ailede doğdum. Müzik ve felsefeyle haşır neşir olduğum için tutucu insanlarla karşı- karşıya kalmam kaçınılmazdı. Bakü’de konservatuar okumaya karar verdim. Orada hocam İslam Rızayev’in desteğiyle Azerbaycan müziğinde ilk defa Neva Makamını trio şeklinde Azerbaycan’da milli radyonun altın arşivine kaydettik. Birçok çalışmadan ve yaratıcılıktan sonra İran’a dönmek zorunda kaldım. Ve İran’ın sanat ve siyasi ambiyansının daha baskıcı bir hale dönüştüğünü gördüm. Bıkmadan usanmadan çalışmalarıma devam edip ‘Senli Günler’ adlı albüm, ‘101 Nefes’ adlı kitap ve yine ‘Susmam’ adında bir albüm ve video kliplerini yayınladım. Tebriz’de müzisyenlerin sendika derneğinin kuruculuğunu ve başkanlığını yaptım. Fakat baskılar yüzünden bu derneğin işleri askıya alındı. Konser taleplerim peş peşe geri çevrildi, sanatıma değil sürgünüme destek verdiler. Hayatım maceralı olduğu için özgeçmişimi kısaltmam gerek. İlhamımın okları İstanbul’u gösteriyordu. Ve çok isabetli bir yönmüş. Türkiye’de “Virtüözler ve Cavit Murtezaoğlu”, “Tebriz’den Toros’a” adlı albüm, “Yarizm”, “Bayrek Kuşçuoğlu”, “Nefes Alma Teknikleri” adlı kitapları yayınladım. Konser ve seminerlere katıldım. Her şey güllük gülistanken birden bire yine sürgün olmak zorunda kaldık. Suçlu arasan bulamazsın ama sonuç olarak ben yine sürgünüm. Çok yakında yine maceralı bir seferim başlayacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Sanatçı Cavit Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden Hakk’a Uğurlandı-VİDEO

    Sanatçı Cavit Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden Hakk’a Uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da koronavirüs tedavisi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Hakk’a yürüyen Sanatçı Cavit Murtezaoğlu Okmeydanı Cemevinde Hakka uğurlama erkanı gerçekleştirildikten sonra Merdivenköy Mezarlığı’nda sıralandı.

    Haberin videosu;

    İran’da siyasi yasaklı olmasından dolayı İstanbul’da ailesiyle birlikte sürgünde yaşayan Can TV programcısı Sanatçı-Yazar Cavit Cavit Murtezaoğlu koronavirüs  nedeniyle tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde önceki akşam Hakk’a yürüdü.

    Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden ailesi, sevenleri, dostları ve Aleviler tarafından uğurlandı.

    ADFE İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı pirlerinden Eren Yıldırım’ın yürüttüğü Hakka uğurlama ekranına, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş ilgezdi, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ferhat Tunç ve Can TV çelenk göndererek baş sağlığı dileğinde bulundu.

    Hakk’a uğurlama erkanına Can Tv ve PİRHA yönetecileri ve programcıları çok sayıda Alevi kurum yöneticisi, Alevi aydın, yazar ve sanatçının yanı sıra Murtezaoğlu’nun öğrencileri, dostları ve HDP İstanbul il başkanı katıldı.

    Erkanda ailesi adına kısa bir konuşma yapıldı. Alevi deyişleriyle hakka uğurlanan Murtezaoğlu ile özdeşleşen Seyid Nesimi’nin Sığmazam deyişi hep birlikte söylendi.

    Hakk’a uğurlama erkanının ardından Murtezaoğlu, Kadıköy’de Şahkulu Dergahı’nın yanında bulunan Merdivenköy Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    Haberin videosu;

    Asıl adı Javid Fakhim Ghanbarzadeh olan sanatçı 1962’de Tebriz’de doğdu. Azerbaycan Bakü Konservatuarı’ndan mezun olan Cavit Murtezaoğlu, caz formatıyla buluşan ve makamsal yapıya dayanan müziğini “Caz-makam’ olarak tanımlıyordu. 100’ün üzerinde bestenin yanında “O 3 (Leyla-Mecnun)” ve “Pir Sultan” adlı iki operete imza atan Murtezaoğlu, müzik yazımı, çalışmaları içinde, birçok yeni makam çeşnileri, ses dizimleri ve armoniler yarattı.

    7 yıldır İstanbul’da siyasi mülteci olarak yaşayan Murtezaoğlu, Alevilerin sesi Can Tv‘de ‘Cavidan Name’ programını yapıyordu.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

  • Can Tv: Çok üzgünüz; Sevgili Murtezaoğlu devrin daim olsun

    Can Tv: Çok üzgünüz; Sevgili Murtezaoğlu devrin daim olsun

    PİRHA- Can Tv, Hakk’a yürüyen programcısı Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu için başsağlığı mesajı yayımladı. Mesajda koronavirüse yenik düşen Ehl-i Hak (Yaresan) inancının bilge ismi Murtezaoğlu’nun Can Tv, Alevi toplumu ve insanlık için büyük bir kayıp olduğu belirtildi.

    Can Tv ailesi adına yayımlanan mesaj şöyle:

    Çok üzgünüz. Haftalardır koronavirüs illetiyle boğuşan programcımız Sanatçı Cavit Murtezaoğlu bu dünyadaki devriyesini tamamlayarak yaşama gözlerini yumdu. Ne mutlu bize ki böylesi bir derya ile tanışma ve aynı mekanda mesai harcama şansını yakaladık.

    Sadece programcımız demek o ışığıyla birlikte stüdyomuzun kapısından içeri giren Pirimizi anlatmaya yetmez elbette. Can Tv biz Alevilerin dergahıdır, evimizdir, dünyaya açılan penceremizdir derdi hep. “Bana ana akım medyanın televizyonlarından program yap davetleri çok geldi. Hiçbirini kabul etmedim. Ama Can Tv’yi reddedemezdim. Çünkü kendimi buraya ait hissediyorum, derdi.

    Sadece inanca dair engin bilgilerini değil, sanata, edebiyata, toplumlar tarihine, yaşama dair engin bilgi ve tecrübelerini cömertçe paylaşan güzel bir hocamızı kaybettik. Kısıtlı imkanlarla çok iş başarmaya çalışan her Can Tv çalışanına bilgelik kokan espirileriyle dokunmayı, yüklerini hafifletmeyi hep başarıyla götürdü.

    Doğası gereği çocuklar bulundukları mekanda hemen herkesin ilgi odağı olur ve dünya adeta onların etrafında döner. Cavit Hoca tecrübesi itibarıyla Pirimiz idi evet. Kıpır kıpır yüreği ve büyük umutlarıyla da en gencimiz, dünyayı etrafında döndüren bir çocuktu bir yerde. Bu karekterinden olacak ki her fırsatta “Mende sığar iki cihan/Men bu cihane sığmazam” deyiverirdi o davudi sesiyle.

    En son gelişinde “Hocam bu koronavirüsten dolayı lütfen dikkat edin, fazla çıkmayın dışarı” dediğimizde gülümseyerek “Korkmayın, onun adı Covid-19, benim adım da Cavid, o ismini benden alıyor. Bana karışmaz” diye karşılık vermişti bize.  “Durun hele daha yapacak çok işimiz var. Birlikte büyük işler yapacağız” diyerek ayrılmıştı o gün. Bilgeliği, mütevazılığı, yorulmak bilmeyen yüreğinin ışığıyla birlikte ayrılmıştı.

    Dünya çapında ünü onu asla şımartmadı. Durduğu yerin ve ait olduğu dünyanın çok farkında yaşadı. Sürgün olmanın, öteki olmanın omuzlarına yüklediği yükün farkındalığını Ehl-i Hak (Yaresan) Hakikatiyle, aydınlığıyla bir Piri Fani, bir Derviş ruhuyla göğüslemeyi bildi.

    Sadece Ortadoğu ve Mezopotamya Alevileri değil, bütün bir Alevi toplumu büyük bir değerini kaybetti. Sadece Alevi toplumu mu hayır insanlık büyük bir değerini kaybetti. Onun kendi inancını ve sanatını özgürce sürdürmesine izin vermeyen İran rejimi onun insanlığa mal olmuş onuru karşısında biraz daha küçülmekten başka bir yer bulamaz insanlık huzurunda. Ama Cavit Murtezaoğlu dolu dolu geçen yaşamıyla cihanlara sığmaz bir yürek oldu.

    Can Tv ailesi olarak Murtezaoğlu’nun eşi San ve sevgili çocukları şahsında tüm sevenlerinin, Alevi toplumunun ve insanlığın başı sağolsun. Hocamızın evrensel döngü içindeki devri daim olsun diyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sanatçı Cavit Murtezaoğlu’nun yoğun bakımdaki tedavisi sürüyor

    Sanatçı Cavit Murtezaoğlu’nun yoğun bakımdaki tedavisi sürüyor

    PİRHA-İstanbul’da sürgünde yaşayan Sanatçı Cavit Murtezaoğlu’nun, yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavisi sürüyor. Murtezaoğlu’nun sağlık durumu hala kritik. 

    Siyasi yasaklı olmasından dolayı sürgünde yaşadığı İstanbul’da geçen haftalar koronavirüse yakalanan Ehl-i hak (Yaresan) sanatçı Cavit Murtezaoğlu’nun Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavisi sürüyor.

    Murtezaoğlu’nun sağlık durumuna ilişkin PİRHA’ya bilgi veren oğlu Bayrek Murtezaoğlu, sanatçının doktorların kontrolünde olduğunu belirterek, sağlık durumunda bir değişiklik olmadığını, bilinci kapalı olarak yoğun bakımda tutulmaya devam edildiğini ve durumunun kritik olduğunu kaydetti. Doktorların ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen Bayrek Murtezaoğlu, “Biliyoruz ki iyileşecek babam” dedi.

    7 yıldır İstanbul’da siyasi mülteci olarak yaşayan Murtezaoğlu, Can Tv‘de ‘Cavidan Name’ programını yapıyordu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İranlı Sanatçı Murtezaoğlu isyan etti: Mülteci olmak esir olmak mı?-VİDEO

    İranlı Sanatçı Murtezaoğlu isyan etti: Mülteci olmak esir olmak mı?-VİDEO

    PİRHA- AABF’nin yapacağı “Yol bir sürek binbir-Barış senfonisi” etkinliğine gitmesine Türkiye hükümeti tarafından izin verilmeyen İranlı Yaresan Alevisi sanatçı Cavit Murtezaoğlu, “Her şey devletin inisiyatifindedir. İzin vermeyebilir bu sorun değil fakat bu talebin reddedilmesinin doğru bir yere bağlanması gerekir” dedi. 

    Haberin videosu

    Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (ABF) 30. kuruluş yıl dönümü nedeniyle Almanya’da yapılacak “Yol bir sürek binbir-Barış senfonisi” etkinliğine davet edilen İranlı Yaresan Alevisi sanatçı Cavit Murtezaoğlu’nun Almanya’ya gitmesine İçişleri Bakanlığı tarafından izin verilmedi. Murtezaoğlu’na gelen cevapta Almanya’ya gitmesi için uluslararası koruma başvurusunu geri çekmesi istendi.

    “MÜLTECİLİK ESİR OLMAK DEĞİLDİR”

    Almanya’ya gidemeyişini ve siyasi mülteci olarak yaşadığı sıkıntıları PİRHA‘ya anlatan Murtezaoğlu, kendisinin Almanya’ya gitmesine izin verilmemesine şaşırmadığını belirterek şunları söylüyor:

    “Almanya’ya gidemeyeceğimi tahmin etmiştim çünkü şimdiye kadar birçok projeler sunduk ve hiçbiri kabul görülmedi. Kabul görülenler ise belki bir telefonla ya da başka bir şeyle iptal ettirildi. Her şey devletin inisiyatifindedir. İzin vermeyebilir bu sorun değil fakat bu talebin reddedilmesinin doğru bir yere bağlanması gerekir. Bana gelen mektupta ‘Türkiye’den çıktığınızda uluslararası koruma statüsünü kaybedersiniz’ yazıyordu. Bunun içinde kasıt olabileceğini düşünüyorum. Mülteci olmak esir olmak değildir. Mülteciler de mühendis olabilir, doktor olabilir.”

    Siyasetçi olmamasına rağmen İran ve Azerbaycan’da da siyasi baskılara maruz kalan Murtezaoğlu, birçok ülkeyi tercih edebilecekken Türkiye’ye gelmeyi seçmiş.

    2012 yılında oturma izinlerinin iptal edilmesiyle siyasi mülteci olmak zorunda kaldıklarını aktaran Murtezaoğlu, “TRT’de bir program yaptık Tebriz’den Toros’a ismiyle. Sevildi, reyting yaptı buna rağmen program kaldırıldı. Programdan sonra hayatımızda karmaşalar yaşamaya başladık. Mülteci olmayı istemediğimiz halde çaresiz kaldık. Oturma iznimizin bitmesine 3 gün kala mecburen Ankara’da Birleşmiş Milletler’e giderek mülteci olduk” diye ifade ediyor.

    7 senedir Türkiye’de siyasi mülteci olarak yaşayan Murtezaoğlu, bu 7 sene içerisinde ‘Göçmen olmak esir olmak mı?’ diye çok sorguladığını ve vardığı noktada bu sorunların sadece bir ülkeye ait olmadığını, hakikatlerin siyasete ve çıkarlara kurban gittiğini aktarıyor.

    YARESANLAR VE TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLER

    Bir hakikate varmanın hatalar üzerine kurulamayacağını vurgulayan Murtezaoğlu, çeşitli halkları tanımanın önemine değiniyor. Bir Yaresan Alevisi olarak İran’da da baskıların olduğuna dikkat çeken Murtezaoğlu, Yaresanlar ile Türkiye’deki Aleviler arasındaki benzerlik ve farklılıkları ise şöyle anlatıyor:

    “Yaresan’lara Yaresan denilmesinin sebebi ‘yar’lıktır. ‘Yarlık’ çok önemlidir. Doğruluk, temizlik ‘yarlık’ üzerine kurulmuştur. Baktığımızda Yaresanlarda da Türkiye’deki Alevilerde de asıl mesele cemdir. Kök olarak Hz. Ali’ye bağlanıyor ama burada da postnişin var, cem var, adap var, erkan var, hizmet var. İran’ın kendi hizmetleri içerisinde de yöresel farklılıkları var ama adap erken her zaman aynıdır. Siyasi sebeplerden Osmanlı döneminden bu yana Aleviler hep saklanmak zorunda kaldılar. Bu saklanmalar yüzünden çoğu şeyler değişmiş ama baktığımız zaman temelde iki taraf da aynı.”

    “BİZİM EN ÖNEMLİ MANİFESTOMUZ ‘DÖRT KAPI KIRK MAKAMDIR’”

    Devlet anlayışında itaat edenin iyi, itaat etmeyip kendi yolundan yürümek isteyenin ise muhalif olduğunu söyleyen Murtezaoğlu, bu duruma kendi hayatından şu örneği veriyor:

    “Tebriz’de ilk konserimi veriyorum, kendi düşüncülerimi söylüyorum ve bu suç sayılıyor. Herkes kendi işini yapıyor, Allah’ı yok sayanlar bile. Ben demiyorum ki Allah’ı yok sayanlar kötüdür. Ama Allah aşkını, Ehl-i beyt aşkını yürütenlere ambargo koyuyorsunuz. Siz hangi pirin siyasete müdahale ettiğini gördünüz? Pir Sultan’a bakın, Fuzuli’ye bakın. Bizim temelimizde muhalefet yok, her insanın savunma mekanizması vardır. Bizim savunma mekanizmamıza ise muhalefet ismini koyuyorlar. Benim eserlerimin merkezinde insan var, o insan Hakk ile buluşabilir. Bugünkü ozanlarımızın hepsinin merkezinde insan vardır. O insan da kesinlikle bir gün kendi hakikatiyle buluşacaktır. Bizim en önemli manifestomuz dört kapı kırk makamdır ve bunları çıkıp anlatan birileri olmalı. Bunlar anlatılmak istenildiğinde ise insanlara korku salıyorlar.”

    Özgürlüğün siyasetle olmadığını ve yazıda, fikirde özgür olduğunu ifade eden Murtezaoğlu, kendisini geçmişten ilham alıp geleceğe yazan bir köprü gibi hissettiğini söylüyor ve “Bu sıkıntılar olmasaydı ben, ben olamazdım” diyor.

    CAVİT MURTEZAOĞLU HAKKINDA

    1962 yılında Tebriz’in Serandib köyünde dünyaya gelen Murtezaoğlu, ailesindeki kültür ve sanat hayranlığından dolayı küçük yaşlarda dünya kültür ve sanatıyla ilgilenmeye başladı. İran’da müzik yasak olmasına rağmen amatör olarak müzikle ilgilenen Murtezaoğlu, yeraltı müzik gruplarına dahil olarak kendini geliştirmeye başladı.

    Ali Sami, Şatriyan, Ali Ferşbaf ve Hasan Demirci gibi sanatçılarla çalışan Murtezaoğlu, gayri resmi albüm çalışmaları ve şiir çalışmalarının yanı sıra makam dersleri vermeye başladı. Ancak çalışmalarından dolayı rejim tarafından kısa süreli tutuklamalara maruz kalan Murtezaoğlu, Bakü Konservatuarı’nda okumak için 1993 yılında Azerbaycan’a göç etti.

    Bakü Konservatuarı’nda okuyan Murtezaoğlu, siyasetle ilgilenmemesine rağmen burada da siyasi baskılara maruz kaldı ve 1997 yılında Tebriz’e geri dönmek zorunda kaldı. Tebriz’de daha büyük baskılarla karşı karşıya kalan Murtezaoğlu, burada ilk ve son konserini verdi. Kendi şehrinde ikinci konser talebinde bulunan Murtezaoğlu’nun konserine 6 saat kala rejim tarafından konseri iptal edildi ve konsere gelenler polis tarafından darp edilerek salona girişleri engellendi.

    Bu dönemden sonra daha büyük baskılara maruz kalan Murtezaoğlu, bir Cuma namazında Tebriz’in imam cuması tarafından hedef gösterildi. Yasakların ardından emniyet ve Namaz Cuma Kurumu tarafından mahkemeye verilen Murtezaoğlu delil yetersizliğinden beraat etti ancak bu kez de kendini Devrim Mahkemesi’nde buldu. Mahkemede halkın zihnini karıştırmak ve ayaklanmaya sevk etmek ile suçlanan Murtezaoğlu, serbest bırakıldıktan sonra Tebriz’den Tahran’a göç etti. Ülkesinde gördüğü baskılardan dolayı 2003 yılında Türkiye’ye geldi ve burada kurduğu Ses Atölyesi’nde ses eğitimi ve ses terapisi vermeye başladı.

    2012 yılında Türkiye’deki oturma izni iptal edilince mecburen siyasi mülteci olmak için başvuru yapan Murtezaoğlu, şimdi Türkiye’de siyasi mülteci konumunda hayatını sürdürüyor.

    ESERLERİ

    Murtezaoğlu’nun 101 Nefes adlı şiir kitabı, Senli Günler, Susamam, Sürgün, Ehli Hakların Sesi /Bayrek Kuşçuoğlu albümleri ile öğrencileri Sinem ve Caner Çelik için hazırladığı Rezbar albümü, Barışa semah dönenler, Barışa rock, Tebriz’den Toros’a gibi projelerinin yanı sıra ses eğitimi ve terapisi için geliştirdiği Ses Metodu çalışmasıyla açtığı ses atölyesinde ses dersleri veriyor.

    Dilan MORSÜNBÜL/İsmet SEFER/Suay ABAK

    İSTANBUL

  • Yaresan Alevilerinin geleneksel Nar Bayramı: Ayinê Yari

    Yaresan Alevilerinin geleneksel Nar Bayramı: Ayinê Yari

    Yaresanların Ekim ayının sonlarına doğru kutladıkları Nar Bayramı başladı. Yaresan felsefesi, Alevi inancı ve felsefesi ile çok yakın benzerlikler taşıyor. Doğaya, topluma, doğa ve toplumsal yasalara ve geleneklere bağlı bir inanç.

    Doğa ve topluma bağlılığını göstermek için, her mevsim kutlamalar yapan Yaresanlar, bu bayramlarla doğadan elde ettiği ürünleri kutsuyor.

    Mevsim sonbahar olunca, Yaresanlar için de Nar Bayramı demek. Nar en son olgunlaşan ürünlerden biri olarak dikkat çekiyor. Yaresanlar, geride kalan bir yılda doğanın kendilerine sunduklarının toplamını bu bayramda sergiliyor ve bir sonraki yılı bekliyor.

    Yarsanların her yıl Ekim ayının sonlarına doğru kutladıkları Nar Bayramı, Pazartesi günü başladı ve üç gün sürecek.

    XAWENKAR

    Yaresanların kutlamaya başladığı Nar Bayramı bir dini tören şeklinde başlar ve bir bayram havasında kutlanır. Nar Bayramına Yaresanlar arasında Ayinê Yari adı verilir. Ayini Yari, kardeşlik töreni anlamına gelir. Yari kardeşliktir. Ayin ise törendir. Yaresanlık dini doğadaki çiçekler, mevye, sebze, doğadan elde edilen ürünler ile renklerin hepsini içinde barındırır. O yüzden tüm kutsal tören ve bayramlar isimlerini doğadan, doğanın topluma sunduğu ürünlerden alır.

    Üç gün sürecek olan Nar Bayramı, Xawenkar adıyla düzenleniyor. Kakai inanışının pirlerinden Sultan İshak’ın arkadaşları ile Halepçe’ye bağlı Şinewê dağındaki Mireno mağarasında çembere alınır. Üç günlük kuşatmadan sonra çemberi kırarak kurtulurlar. Çemberden kurtulduktan sonra bir yaşlı kadının evine misafir olurlar. Yoksul ve hiç bir şeyi olmayan bir kadındır. Tek bir horozu var, o horozunu da Sultan İshak ve arkadaşları için keserek yemek yapar. Bu olay yaklaşık 700 yıl önce yaşanır. O günden bu yana Xawenkar bayramında horoz etinden yemek yapılır, yanına da pirinç yapılarak bayram kutlanır. Sultan İshak ve arkadaşlarının kuşatmayı yararak kurtulmadan ötürü Xawenkar Bayramı zafer ve kurtuluşun bayramı olarak kutlanır. Sultan İshak ve arkadaşlarının direnişlerinin bir mirası olarak kabul edilir.

    BAYRAM YEMEĞİNİ PİR YAPAR

    Xawenkar Bayramında Yari, yani Yaresanların Pirleri halkın içine girer. Duaları ile bayrama ayrı bir renk katar. Üç günlük bayram boyunca halkın içinde kalır. Dini inanışının gereklerinin yerine getirilmesi için bayram kutlaması yemeğin yapılması için başlar. O günün horoz eti ve piranç pilavından oluşan yemeğini de Yaresan inanışının o gün için halkın içine gelen Pir’i yapar. Yemek yapılıp hazırlandıktan sonra Bayrama katılan halk da o yılın en son yetişen ürünü olan ve yanlarında getirdikleri narları sofraya bırakırlar. Böylelikle kutlamalar başlar.

    Yemek ve narların sunulmasından sonra Yaresan, Kakai, Feyli inancındaki Kürtlerin kutsal kitabı ve Hawramice yazılan Serencam kitabından dualar okunur. Bir süre okunan dualar, Pir’in konuşmaları ile zikre durulur.

    TAMBUR VE CEM

    Yemekler yenilip narlar sunulup, Serencam’dan dualar okunduktan sonra yüzlerce kişiden oluşan tambur grupları, tambur çalmaya başlar. Dini ayinlerde seslendirilen ve Sultan İshak ile Yaresan Pirlerine yakarı olarak söylenen şarkılar ve kasideler seslendirilir. Kadın, çocuk, yaşlılar Semaha kalkar. Çalınan tamburlar seslendirilen kaside ve şarkılar eşliğinde semaha duranlar, Sultan İshak’ın türbesinin etrafında dönmeye başlar. Gün boyu tören bu şekilde devam eder.

    XAWEN NEDİR, NEDEN XAWENKAR?

    Yari Ayini adıyla başlayan Xawenkar bayramı Dalaho’ya bağlı Zerdê köyündeki Yaresan inanışının Pir’lerinden olan Baba Yadgar’ın mezarı başında kutlanır. İlk gün kutlama yapılır ve bu ilk günden itibaren oruç tutulmaya başlanır. Üç gün boyunca çeşitli dini törenler ve ayinlerle bayram devam eder. Xwen sahip demektir. Xawenkar sahiplenmek. Doğanın bir parçası olan insana, topluma ürünlerini sunarak sahip çıkması anlamına gelir. O yüzden doğaya adanan, doğanın cömertliğini öven ve inanışla iç içe geçen bir bayramdır. Xawenkar binlerce yıldır kutlanan, doğaya teşekkür edilen, doğaya inanışın dile getirildiği bir bayramdır. Sultan İshak ve arkadaşlarının da doğanın yardım ve desteği ile kuşatmadan kurtulduklarına inanılan bir bayram olduğuna inanılır.

    SULTAN İSHAK TÜRBESİ

    Yaresan, Kakai ve Feyli inancıdan binlerce kişinin katıldığı Xawenkar bayramı boyunca halk Sultan İshak Türbesi etrafından konaklar. Gece ve gündüz olarak belirlenen ayin, tambur çalma ve semah dönme programına göre kutlamalar devam eder.

    (Kaynak: ANF)