Etiket: yargılama

  • AİHM’de Kavala duruşması: Sekiz yılı aşan tutukluluk insanlık dışı muameleye dönüştü!

    AİHM’de Kavala duruşması: Sekiz yılı aşan tutukluluk insanlık dışı muameleye dönüştü!

    PİRHA- Osman Kavala’nın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de yaptıkları savunmada, davanın siyasi saiklerle sürdürüldüğünü ve iç hukukta etkili başvuru yolunun kalmadığını vurguladı.

    Gezi Parkı davası kapsamında 2017 yılından bu yana tutuklu bulunan Osman Kavala’nın bireysel başvurusu, AİHM Büyük Dairesi’nde yeniden ele alındı. 17 yargıçtan oluşan heyetin önünde yapılan duruşmada Kavala’nın avukatları uzun tutukluluk süresinin artık “insanlık dışı muamele” boyutuna ulaştığını savundu.

    Kavala’nın savunmasını üstlenen Philip Leach ve Başak Çalı, müvekkillerinin yıllardır aynı olgular ve benzer deliller üzerinden farklı suçlamalarla tutuklu tutulduğunu belirtti. Avukatlar, bu durumun hukukun dolanılması anlamına geldiğini ve yargılamanın siyasi nitelik taşıdığını ifade etti.

    Savunmalarda, daha önce AİHM tarafından verilen “derhal serbest bırakılmalı” kararına rağmen Kavala’nın tahliye edilmemesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bağlayıcılığına aykırı olduğu vurgulandı. Avukatlar ayrıca yargılama sürecinde delillere erişim kısıtlamaları, tanıkların dinlenmemesi ve “silahların eşitliği” ilkesinin ihlal edilmesi gibi başlıkların adil yargılanma hakkını zedelediğini dile getirdi.

    Kavala dosyasında 2019’daki ilk AİHM kararından sonra da ihlallerin sürdüğünü belirten savunma heyeti, iç hukuk yollarının etkisiz hale geldiğini ve bu nedenle AİHM’in yeniden müdahalesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

    Duruşmada Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile akademisyenlerden oluşan bir heyet temsil etti. Yaklaşık 2,5 saat süren duruşmanın ardından mahkemenin kararını hemen açıklaması beklenmezken, nihai kararın önümüzdeki aylarda duyurulacağı ifade edildi.

    AİHM Büyük Dairesi’nin vereceği kararın, hem Kavala dosyasının geleceği hem de Türkiye’nin mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü açısından kritik bir eşik oluşturması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • Dersim’de halay çektikleri için 15 kişi hakim karşısına çıktı; duruşma 4 Aralık’a ertelendi

    Dersim’de halay çektikleri için 15 kişi hakim karşısına çıktı; duruşma 4 Aralık’a ertelendi

    PİRHA-DEM Parti’nin Dersim’deki ön seçimlerinde halay çektikleri gerekçesiyle 15 kişi hakkında açılan dava Tunceli Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 4 Aralık’a ertelendi. 

    DEM Parti’nin Dersim’deki ön seçimlerinde halay çektikleri gerekçesiyle ‘Örgüt propagandası’ iddiasıyla 15 kişi hakkında açılan dava Tunceli Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma avukatların savunmalarını yapması için 4 Aralık’a ertelendi.

    Halay çektikleri için yargılananlar; DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, DEM Parti PM Üyesi Hebun Aslan, Bağlar Belediye Eş Başkan Yardımcısı Jiyan Aslan, Pir Haber Ajansı Muhabiri Nuray Atmaca, Cemile Ataş, Besime Gök, Nazlı Çelik Öz, Barış Göktepe, D.B., Y.Ö., N.Y., Özer Laçin, Sevim Sağlam, Leyla Aslan.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor’ diyen kadınlara ceza-VİDEO

    ‘Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor’ diyen kadınlara ceza-VİDEO

    PİRHA- 7 Temmuz 2020’de İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına, “Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor” yazılı pankart asan Kırkyama ve Feminamfi’li yedi kadın ve LGBTI+’nın yargılandığı dava bugün görüldü. Mahkeme, tüm kadınlara 10 ay hapis cezası, İlayda Tuana Öztunçel ve Türkan Sıla Akkuş, hakkında ise “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararını verdi. Mahkeme diğer kadınlara verdiği 10 aylık hapis cezasını, 5 bin liralık para cezasına çevirdi.

    İstanbul Fatih’te Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına astıkları “Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor” yazılı pankart nedeniyle yargılanan yedi feministin, İstanbul Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 23. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına beş kişi ve avukatları katıldı. Ayrıca, kadın örgütlerinden temsilciler Rüya Kurtuluş, Ezgi Karakuş, Helin Sevgi, Sevtap Akdağ da davayı takip etti.

    Yedi kişi “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek”, “görevi yaptırmamak için direnmek”, “kamu kurumunun faaliyetlerini engellemek” ve “kamu malına zarar vermek” iddialarıyla yargılandı.

    Mahkeme, tüm kadınlara 10 aylık hapis cezası verirken, İlayda Tuana Öztunçel ve Türkan Sıla Akkuş, hakkında “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararını verdi. Mahkeme diğer kadınlara verdiği 10 aylık hapis cezasını, 5 bin liralık para cezasına çevirdi.

    “ERKEK ADALET DEĞİL GERÇEK ADALET İSTİYORUZ”

    Feministler, mahkemenin kararının ardından açıklama yaptı. Kırkyama ve Feminamfi adına konuşan Sıla Öztürk,  şunları söyledi:

    “2020 yılında Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü’nde İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğumuz için, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz ve ölmek istemiyoruz dediğimiz için 3 yıldır yargılanıyoruz. O günden bu güne kadın cinayetleri artarak devam ediyor. İntihar denilerek şüpheli şekilde hayatını kaybeden birçok kadının ölümü aydınlatılmadı. Biz kadınlar ve lubunyalar İstanbul Sözleşmesi’ne ve 6284’e birbirimize sarıldığımız kadar sıkı sarılırken erkek devlet İstanbul Sözleşmesi’nin taraflarından biri olmaktan vazgeçti. İktidar bugün kutsal aile ve beka söylemleriyle kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalarına hız kaybetmeden devam ediyor. Ve bugün kadınlar için yaşam güvencesi istiyoruz dediğimiz için erkek yargı tarafından bizlere kolluk kuvvetlerine mukavemet suçundan 8 ay 10 gün hapis cezası verildi. 25 Kasım’a sayılı günler kala erkek devlet şiddetinin bulunduğumuz her alanda bizleri baskılamaya ve tahakküm altına almaya çalıştığını biliyoruz. Gözaltına da alsanız, baskı ve sindirme politikaları da uygulasanız, hukuk eliyle cezalandırmaya da kalksanız birbirimizden ve hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz.
    Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz için; patriarkaya inat yaşamak ve birbirimizi yaşatmak için mücadelemizden vazgeçmiyoruz! İstanbul Sözleşmesi’ni, 6284’ü savunmak suç değildir. Erkek adalet değil, gerçek adalet diyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL 

  • Gazi Metin Dede’den Öker’e destek: Asıldık, sürüldük, toplu katliamlara uğradık ama teslim olmadık

    Gazi Metin Dede’den Öker’e destek: Asıldık, sürüldük, toplu katliamlara uğradık ama teslim olmadık

    PİRHA- Halk Ozanı Pir Hüseyin Gazi Metin Dede, Almanya’da yaşayan bir ihbarcının şikayet mektubu ile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açılan ve geçtiğimiz hafta görülen ilk duruşmada beraat eden AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker’e destek mesajı yayınladı.

    Almanya’da yaşayan bir ihbarcının şikayet mektubu ile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker geçtiğimiz hafta görülen ilk duruşmada beraat etti.

    Halk Ozanı Pir Hüseyin Gazi Metin Dede, Öker’e destek mesajı yayınladı. ‘Hepimiz birer Öker’iz. Baş koyduk başı çekeriz. Ezilenler birleşirse. Engel tanımaz yıkarız’ diyen Metin, Alevilerin yüz yıllardır asıldığını, sürüldüğünü, toplu katliamlara uğradığını ama düzene teslim olmadığını söyledi.

    “BİRÇOK YERDE ALEVİLİĞİN KENDİNE AİT BİR İNANÇ OLDUĞUNU KABUL ETTİRDİĞİ İÇİN YARGILANDI”

    Gazi Metin Dede, destek mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Sayın onursal başkanımız, Şah Hüseyinlerin başını kesen Yezid’le aynı düşünceyi taşıyanlara Yezid dediği için yargılandı. Muaviye’yle aynı düşünceyi kendine ilke edinen ‘Emevi Camisinde namaz kılacağım’ deyip, Kobani’de, Roboski’de, Suriye’de, Özgür Suriye Ordusu’nu destekleyip, Esat hükümetini devirmek için verdikleri savaşta Kürtlerin, Türkmenlerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Ermenilerin kendileri gibi düşünmeyen, inanmayan insanların kanının dökülmesine, binlerce Suriyeli vatandaşının Türkiye’ye, Avrupa’ya göç etmesine kapıları açan Suruç, Cizre, Diyarbakır’da, Ankara Gar’da ki bombalı katliama gereken tedbiri almayan hükümeti yönetenlere Muaviye, Yezid dediği için yargılandılar. Turgut Öker ve arkadaşları, federasyon oldular, konfederasyon oldular, Britanya’da, Avrupa’nın her yerinde Alevilik kendine ait bir inançtır diye kabul ettirdikleri için yargılandılar.

    “ASILDIK, SÜRÜLDÜK, TOPLU KATLİAMLARA UĞRADIK AMA TESLİM OLMADIK”

    Berat ettiler. Hem Alevilerle uğraşan düzenbazları hem de düzen yanlısı Hızır Paşaları hüsrana uğrattılar. Şimdi de Alevilerle matem orucuna katılmaları için tüm valiliklere, kaymakamlara iftar lokmasına katımları için emir verdiler. Ankara Hüseyin Gazi Cemevi’nde başlayıp kutsal dergahlarımızı dolaşıp yeni bir açılım yapıyorlar. Uzun sözün kısası Kedilerinin atadığı Alevi önderlerine bağlamak istiyorlar. Dede, Ana, Baba, cemevinde hakka yürüme erkanını yürütenleri maaşa bağlamak istiyorlar. Bizim Babalarımız, Dedelerimiz, Pirlerimiz, Rehberlerimiz, Mürşidimiz, Ocaklarımız dağda, mağarada yaşadılar. Asıldılar, yüzüldüler, sürüldüler, toplu katliamlara uğradılar. Düzene teslim olmadılar. Cemlerde kendi yargısıyla yargılandılar, hizmetleri karşılığı rıza lokmasını alsalar da ihtiyacı olana verdiler. O zamanda Dede Dede’yi seçmiyordu. Dedeyi yol talipleri seçiyordu.

    “SİZE YENİ AÇILIM İÇİN GELENLERE, ‘İNANÇLARDAN ELİNİZİ ÇEKİN’ DEYİN”

    Ey Dedeyim, Anayım, Babayım, Ocakzadeyim, Evladı Resulum diyenler;  Yedi sülaleniz bir maaş için mi bedel ödediler. Size yeni açılım için gelenlere, ‘İnançlardan elinizi çekin. Diyaneti, zorunlu din dersini kaldırın, tekbirlerle katledilen, soykırımına uğrayan yerleri utanç müzesi yapın, yapılan zulümlerden dolayı özür dileyin, birde şu cilalı sözlerden vazgeçin’ deyin. Dersim’de, Koçgiri’de, Maraş’ta, Sivas’da, Malatya’da, Çorum’da, Gazi’de, Gezi’de ‘Tam Bağımsız Türkiye’ isteyen Denizlerin, Mahirlerin, İboların, Mazlumların, Yusufların, İnanların ve tüm bedel ödeyen davasına inanmış devrimcilerin katledilmesinden dolayı sigortamız attı.

    “BİZ ANADOLU’DAN KADİM HALKLARDAN BİRİYİZ, IŞIKLARIZ, KIZILBAŞIZ”

    Aliyi sevmek Alevilik ise bende Aliyi seviyorum. Alevilik Ali ile Muhammet ile Ehlibeyit ile başlamadı. Biz Anadolu’dan kadim halklardan biriyiz, ışıklarız, Kızılbaşız. Barıştan, eşitlikten yanayız. Kirli savaşların kaldırılmasını isteyen devlet eliyle belediyelere cemevi yaptırmayın. Cemevlerinde hükümet erkanını posta oturtan, dedeleri yol düşkünü ilan edin. Her hafta cem diye bir durum yok. Yazın çalışılır malın, davarın, kendi rızkını çıkarmak için. Kışında belli günlerde cemler yapılır. Cemler huri gılman cennet için yapılmaz. Bu dünyada insanca yaşamak, Kamil İnsan yetiştirmek için yapılır. Sözlerim cennete inananlar için değil. Alevi yobazları için. Yobazlığın Alevisi Sünnisi olmaz. Düzen yanlısı Alevi yobazları için. Aşk ile davasına inanan tüm canlara saygılar. Hz. Hızır yar ve yardımcınız olsun.”

    HABER MERKEZİ

  • Yazar Yıldırım: Turgut Öker’in şahsında yargılanan Alevilerin hak, hukuk mücadelesidir

    Yazar Yıldırım: Turgut Öker’in şahsında yargılanan Alevilerin hak, hukuk mücadelesidir

    PİRHA- Almanya’da yaptığı bir konuşma nedeniyle yargılanan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker’e destek veren Yazar Ali yıldırım, “Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu dava tamamen Alevi mücadelesini yıldırmaya yöneliktir. Bu anlamıyla yargılanan onun şahsında Aleviliktir. Turgut Öker’in yanında olmak yola sahip çıkmaktır” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in hakkında, Alevi haklarının kazanımı ve yaptığı konuşmalar nedeniyle çok sayıda dava açıldı.

    Öker’in 2015 yılında Almanya’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitingindeki konuşması nedeniyle açılan davanın duruşması bugün.

    İstanbul Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülecek duruşma öncesi Alevilerden destek mesajları da geliyor.

    Yazar, Avukat Ali Yıldırım, “Turgut Öker Alevilere yönelik haksız, hukuksuz ayrımcı uygulamalara karşı yıllar önce söylediği sözlerden ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına sahip çıkmış olmasından dolayı daha önce yargılanmış olduğu konulardan dolayı bir kez daha yargı önünde” dedi.

    Yıldırım şunları kaydetti:
    “Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu dava tamamen Alevi mücadelesini yıldırmaya yöneliktir. Bu anlamıyla yargılanan onun şahsında Aleviliktir. Turgut Öker’in yanında olmak yola sahip çıkmaktır.”


    PİRHA/ İSTANBUL 

     

  • Çorlu tren kazasında yakınlarını kaybeden aileler ve avukatları yargılanıyor

    Çorlu tren kazasında yakınlarını kaybeden aileler ve avukatları yargılanıyor

    Çorlu tren kazasında yakınlarını kaybeden aileler ve avukatları, ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşünde görevlendirilenlerin görevlerini yapmalarına engel olma’ suçlamasıyla Ankara’da hakim karşısına çıktı. Duruşma, ‘fiziki yetersizlik’ gerekçesiyle ertelendi.

    Çorlu’nun Sarılar Mahallesi mevkiinde 8 Temmuz 2018’de 25 kişinin hayatını yitirdiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren katliamında sorumluların yargılanmaması sebebiyle Anayasa Mahkemesi önünde buluşan ve polisin keyfi saldırısına uğrayan ailelere ve avukatlarına açılan dava bugün Ankara 50. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

    Ankara Adliyesi’nde görülen davada, Çorlu’daki kazada 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda’yı kaybeden Mısra Öz Sel, anne ve babasını kaybeden İsmail Kartal, çocuğunu kaybeden Hüseyin Şahin, davanın avukatları Gökmen Yeşil, Mürsel Ünder, Selvi Yüzbaşıoğlu Saltan ve nöbete destek veren Burak Arı yargılanıyor.

    Davayı izlemek üzere Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Barış Atay ile CHP’li vekiller Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, Süleyman Bülbül’ün yanı sıra çok sayıda avukat da bulunuyor.

    Davayı takip etmek için gelen kitle salona sığmazken, faciada hayatını kaybeden ailelerin avukatları fiziki koşulların yetersizliği nedeniyle duruşmanın başka bir salonda görülmesi için ertelenmesini talep etti.

    Avukatların talebine uyan mahkeme duruşmayı 13 Nisan 2020 tarihine erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi davasının 5’inci duruşması yarın

    Gezi davasının 5’inci duruşması yarın

    Osman Kavala’nın tutuklu, 15 kişinin ise tutuksuz yargılandığı Gezi davasının 5’inci duruşması yarın görülecek.

    Osman Kavala’nın tutuklu, 15 kişinin ise tutuksuz yargılandığı Gezi davasının beşinci duruşması, 28 Ocak Salı günü Silivri Cezaevi Kampüsü’nde görülecek.

    İBB Deprem Risk Yönetiöi Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman, oyuncu Memet Ali Alabora ve Mimar Mücella Yapıcı’nın da bulunduğu 16 kişinin yargılandığı Gezi davasının beşinci duruşması yarın Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşecek.

    Gezi davası kapsamında yargılananlar İstanbul dışındaki tüm eylemlerden de sorumlu tutuluyor. İddianamede dikkat çeken ifadeler şöyle:

    “Oluşan bu ortamda dış ülke örneklerinde olduğu üzere en iyi ihtimalle hükümeti istifaya ve erken seçime zorlamak istedikleri, bu ihtimalin gerçekleşmemesi halinde ise bu defa Suriye ve Mısır örneklerinde olduğu üzere iç savaş ve darbe ortamına zemin hazırlamak gayretinde oldukları, bu yönde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün daha sonrasında da tecrübe edileceği üzere benzer girişimlerde bulunduğu, Gezi kalkışmasının başarısız biçimde nihayete ermesi sonrasında bu defa FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün aynı hedefe ulaşmak maksadıyla sahneye çıktığı, açıklanan gerekçelerle de şüphelilerin dosya içerisinde mevcut tüm deliller uyarınca atılı suçları işledikleri anlaşılmıştır”

  • Guantanamo’daki işkenceleri tasarlayan psikologlar ifade verecek

    Guantanamo’daki işkenceleri tasarlayan psikologlar ifade verecek

    Duruşmaların merkezinde, işkence altında alınan ifadelerin 11 Eylül Davası’ndaki kanıtlar arasından çıkarılması gerekip gerekmediği sorusu bulunuyor.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) ‘gelişmiş sorgulama teknikleri’ adı verilen yöntemlerini tasarlamak ve uygulamaktan sorumlu iki psikolog, gelecek hafta Guantanamo Körfezi’nde görülen 11 Eylül Davası’nın ön duruşmasında ifade verecek.

    Sözleşmeli psikologlar James E. Mitchell ve John ‘Bruce’ Jessen, tutukluları su altında tutarak havasız bırakma (waterboarding), küçük kutulara koyma, fiziksel şiddet ve işkence kapsamına giren uykusuz bırakma gibi çeşitli sorgulama tekniklerinden sorumlular. Birçok tutuklu, Avrupa da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki gizli yerlerde, bazı Avrupa devletlerinin de suç ortaklığı ile buna benzer ihlallere uğradı. Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) ‘terörle mücadele’ ve insan hakları avukatı Julia Hall, duruşmalara katılacak. Guantanamo Deniz Üssü’nde görülecek ön duruşmalar sırasında brifing verilecek.

    Hall, konuya ilişkin yaptığı ilk açıklamada, “Bu psikologların sapkınca ‘çalışmaları’ işkenceye karşı verilen küresel mücadeleyi son derece olumsuz etkiledi.  Savundukları sorgulama teknikleri tüm dünyada bir dalga etkisi yarattı” diyen Hall, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Mitchell ve Jessen da dahil olmak üzere ABD’nin işkence programından sorumlu olan kişiler, adalet önüne çıkarılmak yerine korundu ve bazı durumlarda terfi ettirildi. Yüksek profile sahip bu duruşmada ifade verecek olmaları, CIA’in terörle mücadele programının merkezinden insan hakları ihlallerini söküp atamadığını gösteriyor. Bu konudaki cezasızlık, ABD tarihinde kara bir lekedir. İşkence kesinlikle haklı gösterilemez ve işkence yapan herkesten hesap sorulmalıdır.”

    11 EYLÜL DAVASININ ÖN DURUŞMASI

    18 Ocak – 1 Şubat tarihlerinde görülecek duruşmaları Af Örgütü adına Julia Hall’ın yanı sıra Uluslararası Af Örgütü ABD Şubesi Kıdemli Programlar Direktörü Zeke Johnson da izleyecek. Johnson, ABD’deki insan hakları ihlallerine derhal son verilmesi için çalışan uzman ekibi yönetiyor.

    Mitchell ve Jessen’in, 11 Eylül saldırılarını planlamak ve saldırılara yardım etmekle suçlanan Halid Şeyh Muhammed ile diğer dört erkeğin yargılanacağı ön duruşmalarda ifade vermesi bekleniyor.

    Ocak ayında Guantanamo Körfezi’nde görülecek duruşmaların merkezinde, işkence altında alınan ifadelerin 11 Eylül Davası’ndaki kanıtlar arasından çıkarılması gerekip gerekmediği sorusu bulunuyor. Uluslararası adil yargılanma standartlarına uygun olmayan bir şekilde aynı davada yargılanan beş sanık, askeri komisyonca suçlu bulunduğu takdirde ölüm cezasına mahkum edilebilir.

  • Sur Ana Davası’nda 39 kişi için tek tek yargılama kararı

    Sur Ana Davası’nda 39 kişi için tek tek yargılama kararı

    Sur Ana Davası’nda sanık sayısının çokluğunu gerekçe gösteren mahkeme, HDP Milletvekili Remziye Tosun dışındaki 39 kişinin farklı mahkemelerde tek tek yargılanmasının yapılmasını kararlaştırdı.

    Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasakları sırasında mahsur kalan ve tahliyeleri ardından gözaltına alınan 19’u tutuklu 40 kişi hakkında ‘Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak’ ve ‘Örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılamaların sürdüğü 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde kimi sanıklar geçen 11 duruşma boyunca hiç savunma yapamazken, bazı sanıklar ise duruşmalarda kaldıkları cezaevlerinin uzak olduğu gerekçesiyle hazır bulundurulmadı. 11 duruşmanın ardından davanın sanığı dahi olmayan ancak dosyasının dava dosyasıyla birleştirmesi sonucu Metin Tunç ile ilgili yapılan tutukluluk değerlendirmesi, davanın seyrini değiştirdi. Tunç’un dosyasını değerlendiren 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın Sur Ana Davasıyla birleştirilmesini reddederken, Sur dosyasındaki tüm sanıkların ayrı ayrı başkaca mahkemelerde yargılamalarının sürdürülmesine karar verdi.

    DOSYA 5. CEZA DAİRESİNE GÖNDERİLDİ

    Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan Metin Tunç’un dosyası, Sur Ana Davası’yla birleştirildi. Tunç’un duruşmalı tutukluluk değerlendirmesini yapan mahkeme, sanığın Sur Ana Davası sanığı olmadığı, dosyasıyla aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunmadığı, Sur Ana Davası’nın mütalaa aşamasına geldiğini belirtti. Mahkemeden muvafakat istenmeden birleştirilen Tunç’un doyasını 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesine iade eden 5. Ağır Ceza Mahkemesi, oluşan uyuşmazlığın giderilmesi için dosyayı Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderdi.

    4 YIL SONRA YARGILAMANIN SAĞLIĞI!

    Mahkeme ayrıca, Sur Ana Davası’nın geldiği aşama, tutuklu sayısının fazla oluşu, delillerin sanık bazında değerlendirilerek daha sağlıklı yargılama yapılabilmesi gerekçesiyle, tutuklu ve tutuksuz tüm sanıklar hakkında yargılamanın ayrılarak başkaca mahkemelerde görülmesini kararlaştırdı. Sur Ana Dava dosyasında, geçen 4 yılın ardından ve 11 duruşma sonucunda sadece Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun’un kaldığı kaydedildi. Geriye kalan 39 sanık ise aynı suçlamalarla farklı mahkemelerde tek tek yargılanacak.

    HUKUKÇULAR: DAVANIN KAPATILMASI HEDEFLENİYOR

    Davada müvekkilleri bulunan hukukçular, “öz yönetim” gerekçesiyle açılmış benzer dava olan Nusaybin Davası gibi Sur davasında da tefrik kararının verilmesiyle davanın bir an önce kapatılması ve sanıkların ağır cezalarla cezalandırılmasının hedeflendiğini söyledi.

  • Ferhat Tunç’un davası görüldü

    Ferhat Tunç’un davası görüldü

    Sanatçı Ferhat Tunç’un 20 yıl hapis istemiyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada ‘tutuklama emrinin devamına’ karar verildi.

    Sanatçı ve insan hakları savunucusu Ferhat Tunç’un “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” iddialarıyla 20 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın duruşması bugün Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tunç hakkında ‘tutuklama emrinin devamına’ karar verilen duruşma, 16 Ocak 2020 tarihine ertelendi.

    Duruşmada, Ferhat Tunç hakkında çıkarılan tutuklama emrinin infaz edilmediği görüldüğü için tutuklama emrinin devamına ve sanık vekilinin mazeret bildiriminin kabul edilerek, duruşmanın ertelenmesine karar verildi.

    NEYLE SUÇLANIYOR?

    Sanatçı hakkında 20 yıllık hapis talebiyle hazırlanan iddianamede, şu ifadeler yer alıyor: “Kürt kökenli vatandaşların devlet tarafından katledildiği, ezildiği, sömürüldüğü ve tecride mahkum bırakıldığı yönünde algı oluşturmak, terör faaliyetlerinin meşru olduğuna insanları inandırmak, vatandaşların devlete karşı kin ve nefret duyguları beslemesini sağlayarak, devlete küskün kitleler oluşturmak ve bu kitleyi örgütün saflarına çekmek maksadıyla paylaşımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.”

    TUNÇ: ASIL ONLAR YARGILANMALI

    Ferhat Tunç, davaya ilişkin açıklamasında, Rojava’ya dönük saldırılara dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “Kürt halkını ve kazanımlarını hedef alan bir savaş yürütülüyor ve bu savaş, iddia edildiği gibi büyük bir infial ve öfkenin nedenidir. Savaş bir insanlık suçudur ve savaşı yürütenlerin suçu sabittir. Bütün dünya ülkeleri işlenen bu suçun tanığı çünkü bu savaş bütün dünyanın itirazlarına rağmen inatla sürdürülüyor. Kürt halkı ile Türk halkı arasında bir savaş değil, mevcut iktidarın kendi bekası için başvurduğu kanlı bir oyun var.”

    Tunç, davaya konu olan suçlamalara tepki göstererek, “Bu iddiaların muhatabı ben değil, savaşla birlikte, büyük bir nefretle Kürt düşmanlığı yapan mevcut iktidar sahipleridir. Yargılanması ve cezalandırılması gereken onlardır. Ben halkımın sanatçısıyım, savaşın, zulüm ve zorbalığın karşısındayım. Hiç kimse bu tür uyduruk iddianameleri ciddiye aldığımızı düşünmesin. Memleketimden, evimden uzakta sürgün olarak bir hayatı hak etmiş değilim. Beni böyle bir hayatı zorlayanlar bunun da hesabını vermek zorundalar” dedi.

  • Barış imzacılarına emek ve meslek örgütlerinden destek-VİDEO

    Barış imzacılarına emek ve meslek örgütlerinden destek-VİDEO

    PİRHA- 1128 akademisyenin “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atmaları sebebiyle süren yargılamalarda hapis cezaları istinaf mahkemelerinde onaylanmaya başlandı. Karara tepki gösteren meslek örgütleri “Bu hukuk dışı süreç ülkemiz demokrasisi ve adalet sistemi adına utanç vericidir” dedi.

     1128 akademisyenin 2016 yılında “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atmasının ardından yargılama sürecinde gelişme yaşandı. Haklarında hapis cezası istemiyle davalar açılan akademisyenler için cezalar istinaf mahkemelerinde onaylanmaya başlandı.

    Konuya dair basın açıklaması yapan DİSK-KESK TMMOB-TTB, Barış Akademisyenlerinin yargılama süreci ülkemiz adına bir utanç tablosudur” dedi.

    Ortak basın metnini okuyan TTB Merkez Konsey Başkanı Sinan Adıyaman, akademisyenlerin, eleştiri ve tutumlarını içeren bildiriye imza attıktan sonra, gözaltı, tehdit ve linç girişimleri ile karşılaştıklarını belirterek şunları aktardı:

    “406 Barış Akademisyeni KHK’ler ile ihraç edildi. Pasaportları iptal edildi, ‘kara listeye’ alındı. İşleri ellerinden alındıktan sonra iş bulmaları engellendi. Her türlü akademik haklarının yanı sıra yurttaş ve insan olarak pek çok hakları ortadan kaldırıldı. Dr. Mehmet Fatih Traş, ‘medeni ölüm’ ve ‘kara liste’ uygulamaları sonucu intihara sürüklendi. Tüm bu baskılara, tehditlere ve sonu gelmez tacizlere rağmen akademisyenler, metne attıkları imzanın arkasında durdular; direnmeye ve dayanışmaya devam ettiler, ediyorlar. Ceza yargılamaları ile ortaya çıkan hukuk dışılık inanılmaz boyutlara ulaştı; akademisyenlerin yargılanma süreci ‘bir yargılama yapılıyormuş’ görüntüsü verilmesinden ibaret kaldı.”

    “HAPİS CEZALARI ONAYLANMAYA BAŞLANDI”

    İmza atılmış tek bir metin olmasına rağmen her akademisyene ayrı davanın açıldığına işaret eden Adıyaman, hapis cezalarının onaylanmaya başlandığına dikkat çekerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Savunma yaptırılmaması, yapılan savunmaların dinlenmemesi, savunma hakkının sınırlanması ile pek çok mahkeme açık açık tarafsızlık ilkesini yok saydı. Aynı metin için farklı mahkemelerde farklı maddelerden kararlar verildi, hatta aynı mahkemede farklı cezalara hükmedildiği görüldü. Ceza veren mahkemeler, aynı metin nedeniyle açılan yeni davaları da görmeye devam etti. Mahkeme kararları kopyalanmış gerekçelerle verildi ve birbirinden farklı mahkemelerin sanki ortak karar almış ya da bu yönde bir direktif gelmiş gibi bir anda yargılamaları hızlandırdı ve istisnasız herkese ceza verdi. Ve nihayetinde verilen hapis cezaları, tüm bu açık hukuksuzluklara rağmen istinaf mahkemelerinde onaylanmaya başlandı. Bu hukuk dışı süreç ülkemiz demokrasisi ve adalet sistemi adına utanç vericidir. Akademisyenlere, aydınlara karşı uygulanan bu hukuksuzluk ve hapis cezaları; aynı zamanda hakları için mücadele eden işçilere, kamu emekçilerine, mimar ve mühendislere, hekimlere, bütün halk kesimlerine verilen bir sindirme ve korkutma mesajıdır. Akademisyenlere, aydınlara karşı uygulanan bu hukuksuzluk ve hapis cezaları; grev erteleme ve yasaklamakla övünen, sermayenin ihtiyaçlarını tereddütsüz yerine getiren ama emekçilerin her türlü demokratik talebini terörle ilişkilendiren bir iktidar anlayışının yansımasıdır. Kendisi dışındaki bütün siyasi partilerin, demokratik kurumların vatan hainliği ile suçlanabilmesinin ilk adımıdır.”

    “AKADEMİSYENLERE DÜŞMANCA TAVIR SERGİLENDİ”

    Açıklama sonrası söz alan KESK Eş Başkanı Aysun Gezen, akademik alanların bir tür çölleşme içerisinde olduğunu ifade ederek “Muhalif kadroları tasfiye etme amaçları vardı. Düşünmeyi ilke edinenlerin önüne geçmek isteyip siyasal amaçlarını yerine getirdiler. Hakimlerin, akademisyenlere düşmanca tutum sergilediklerini gördük. Savunma hakları dahi verilmedi” dedi.

    TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ise toplumun tüm kesiminin susturulmak istendiğini söyleyerek, “İktidar, yargıyı kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanıyor. Barış gibi önemli konuda düşünce ve görüş paylaşılmasını kabullenmiyorlar. Akademisyenlerin sivil ölümlere terk edilmelerini kabul etmiyoruz. Böyle bir ortamda iktidarın meşrutiyeti hep sorgulanır. Eğer başımızı kuma gömersek toplumun tüm kesimleri bu faşist uygulamalara maruz kalacaktır” dedi.

    DİSK Genel Sekreteri Cafer Konca ise “Akademisyenler bizim yol arkadaşlarımızdır. Onlar demokrasinin simgeleridir. İnadına, barışı bu ülkede tesis edeceğiz” dedi.

    PİRHA / ANKARA  

     

     

     

     

  • Adalet Bakanı Gül’e Maraş Katliamı soruldu: Katliamla yüzleşmek için çalışmanız var mı?

    Adalet Bakanı Gül’e Maraş Katliamı soruldu: Katliamla yüzleşmek için çalışmanız var mı?

    PİRHA –  HDP’li Vekil Zeynel Özen, Maraş davasının yeniden açılması için bir çalışmanın ön görülüp görülmediğini Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e soruldu. Hükümete çağrıda bulunan  Özen, Maraş Katliamı’nın dava dosyalarının tozlu raflardan çıkartılması ve adil yargılamanın yapılmasını istedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Kaliamı’nın 40. yılında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, katliamı sordu.

    1980 darbesinin oluşması için 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş Katliamı’nın 1980 darbesi öncesi yaşanan iç karışıklıkların başlangıcını oluşturan katliamlar silsilesinin en acı örneklerinden biri olduğunu belirten Zeynel Özen, Maraş Kaliamı’nın 7 gün sürdüğünü ve resmi rakamlara göre 111 vatandaşın hayatını kaybettiğini, Alevilere ve solculara ait yüzlerce ev ve iş yerinin yakılıp yağmalandığını kaydetti.

    “DOSYALAR TOZLU RAFLARDAN ÇIKARILSIN”

    Özen, Maraş Katliamı sanıklarından ve olaylara karışıp yargılanan 804 sanıktan 22 kişiye idam, 7 kişiye müebbet hapis, 321 kişiye ise 1 ila 24 yıl arasında hapis cezalarının verildiğini ancak bu idam ve müebbet cezalı sanıkların cezalarının yargıtay tarafından bozulduğunu, diğer hafif cezaların ise 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle ertelendiğini ve  daha sonra da serbest bırakıldıklarını hatırlattı.

    Maraş Katliamı davalarının sonucunda hukukun tamamen işlevsiz kaldığını ve bunun da katliam mağdurlarının acılarına acı kattığını belirten Özen, “19-25 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş Katliamı’nın olduğu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in vefatından sonra çekmecesinden çıkan ve kendisinin el yazısıyla yazılmış bir bilgi notunda; Maraş Katliamı’nda yaşanan acı hadiselerin devlet içindeki bazı derin yapılanmalar tarafından kurgulandığı ifade edilmektedir. Dersim Katliamı’nda yaşanan büyük trajediyle ilgili özür dileyen dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Karanlıkta kalmış ne varsa aydınlatacağım” sözleriyle tarihimizde bugüne kadar üstü kapatılarak asıl failleri sürekli gizlenen katliamların üzerine gideceğini belirtmişti” ifadelerini kullandı.

    Hükümete çağrıda bulunan Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın dava dosyalarının tozlu raflardan çıkartılması ve adil yargılamanın yapılmasını istedi.

    “MARAŞ KATLİAMI İLE YÜZLEŞMEK İÇİN ÇALIŞMANIZ VAR MI?”

    Bu bağlamda Özen, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

    • Maraş Katliamı’ndaki cezasızlık durumuna karşın halkın vicdanında oluşan yaranın ortadan kaldırılması ve katliam mağdurlarının az olsa acılarının dinmesi için tartışmalı Maraş davasının yeniden açılması için bir çalışma öngörüyor musunuz?
    • Maraş Katliamı’nda olduğu gibi geçmişle yüzleşmek ve onarıcı adaleti tahsis etmek için gerekli çabaların hukuki alt yapısını oluşturulmasına dair herhangi bir çalışmanız veya planınız var mıdır?
    • Bülent Ecevit’in vefatının ardından arşivinde çıktığı iddia edilen belgelerde Maraş’taki olaylarda yer alan 4 MİT ajanı kimlerdir? Katliam öncesi Maraş Eden Yağ Fabrikası’nda toplantı düzenlemiş olanlar, o dönemin Adalet Partisi (AP) İl Başkanı, Belediye Başkanı, MİSK Bölge temsilcisi ve Fabrika sahipleriyle ilgili bugüne kadar herhangi bir hukuki işlem başlatılmış mıdır?
    • ABD Büyükelçiliği’nin ikinci kâtibi Aleksander Peck’in katliam öncesi bölgede dolaşıp, Alevilerin varlığından ve solun yükselişinden huzursuz olan şehrin ileri gelenleriyle konuştuğu ve bir etnik temizlikten bahsettiği iddia edilmektedir. Bu iddialar artık tüm kamuoyu tarafından öğrenildikten sonra, bu kişinin kim olduğu ve katliamdaki sorumluluğu incelenip sorgulanmış mıdır?
    • Kahramanmaraş’ta yaşananları Alparslan Türkeş’in Ankara’dan idare ettiğine ve bu süreçte Kahramanmaraş’ta aktif rol alanlarınsa (sonradan adları Susurluk olayında da geçen) Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı olduğuna dair iddialar araştırıldı mı? Dönemin Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü Abdullah Aksu görev ve sorumluluğu bakımından soruşturulmuş mudur?
    • Türkiye’de darbe öncesi yapılan pek çok katliam gibi Maraş Katliamı’nın da darbeye zemin hazırlamak ve meşruiyet kazandırmak için yapıldığı görüşü toplumun birçok kesimi tarafından kabul edilmektedir. 12 Eylül’de yönetimi ele geçiren cuntacı generallerin bu katliamda sorumluğuna dair herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır?  PİRHA /İSTANBUL

     

  • İHD Dersim Şubesi, 19 Aralık cezaevi katliamlarını kınadı

    İHD Dersim Şubesi, 19 Aralık cezaevi katliamlarını kınadı

    PİRHA – İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, 19 Aralık operasyonunda adil yargılamanın önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi 19 Aralık cezaevi operasyonlarının 18. yıl dönümüne ilişkin bir basın açıklaması yaptı.
    Açıklamayı okuyan İHD Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, 19 Aralık cezaevi operasyonlarıyla 12 Eylül darbecilerinin suçlarına denk bir suçun işlendiğine dikkat çekerek, “Ölümlerin olduğu operasyona hayata dönüş operasyonu dediler. AKP iktidarından önce işlenen bu insanlığa karşı suça olumlu baktığını 2004 yılında dönemin ceza ve tevkifevleri genel müdürüne madalya takarak göstermiştir” dedi.

    “İNSAN HAKLARI OLMADAN TOPLUMUN GELECEĞİ KARANLIKTIR”

    Solmaz, dönemin yetkilerinin tutuklu ve mahkumların ateş açtığı, koğuşları ateşe verdiği türünden beyanların tümünün zaman içinde doğru olmadığının ortaya çıktığını belirterek, Türkiye’nin insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımının işlemeyeceğini kabul eden ülkelerden biri olduğunu hatırlattı.

    Solmaz, 19 Aralık operasyonunda adil yargılamanın önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunarak, “Hukukun üstünlüğü ve temel insan haklarına saygı olmadan ülkenin ve toplumun geleceği karanlık olacaktır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM    

  • Sivas Katliamı’nın üç firari sanığının yargılanmasına devam edildi

    Sivas Katliamı’nın üç firari sanığının yargılanmasına devam edildi

    35 canın yakılarak öldürüldüğü 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı davasından dosyası ayrılan 3 firari sanığın yargılanmasına bugün saat 09:30’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma 28 Kasım’a ertelendi. 

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde 35 kişinin yakılarak öldürülmesine ilişkin davadan dosyası ayrılan 3 firari sanık Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki davanın görülmesine bugün devam edildi.

    Saat 09:3’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, sanıkların yakalanmasına karar verile 28 Kasım’a ertelendi.

    45 saniye süren duruşmaya Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri’nden yöneticiler, Av. Şenal Saruhan, Aylin Nazlı Aka da katılarak destek verdiler.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • ‘Dünyada ödül alacak haberler Türkiye’de yargılanıyor’-VİDEO

    ‘Dünyada ödül alacak haberler Türkiye’de yargılanıyor’-VİDEO

    PİRHA – RedHack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın maillerini haberleştirmek ve sosyal medyada paylaşmaktan yargılanan KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Metin Yoksu ve Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörlerinden Derya Okatan, bu davada gazeteciliğin yargılandığını ve gazetecilere gözdağı verilmek istendiğini vurguladı.

    HABERİN VİDEOSU

    RedHack’in sızdırdığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaları haberleştirdikleri için 10 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, diken.com.tr eski editörü Tunca Öğreten, BirGün Gazetesi çalışanı Mahir Kanaat, DİHA muhabiri Metin Yoksu, Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Derya Okatan ve Yolculuk Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Savcı, 10 ay sonra hakim karşısına çıkan gazetecilerden DİHA’nın Haber Müdürü için tahliye, Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat için tutukluluğun devamını istedi.

    “DÜNYADA ÖDÜL ALACAK HABERLER BURADA YARGILANIYOR”

    Yargılanan gazetecilerde tutuksuz yargılanan DİHA muhabiri Metin Yoksu ve ETHA editörü Derya Okatan PİRHA’ya konuştu. Gazetecilerin 10 aydır boş bir sebeple tamamen gazetecilik faaliyeti yürüttükleri için yargılandıklarını ifade eden Metin Yoksu, bir kez daha gazeteciliği savunacaklarını, aslında dünyanın her yerinde ödül alınabilecek haber tiplerinin Türkiye’de yargılandığını vurguladı.

    “İKTİDAR KENDİNİ AKLAMAYA ÇALIŞIYOR”

    İktidarın soruşturmaların seyrini değiştirerek kendini aklamaya çalıştığını kaydeden Metin Yoksu, belediyelere atanan kayyumlara ve istifa ettirilen belediye başkanlarına da değinerek şunları ifade etti: “Kendi koltuklarında oturanları dahi zorla görevden aldırıyorlar. Örnek olarak söylüyorum bugün Melih Gökçek zorla istifa ettiriliyor. Ama neden? Gazetecilerin işi işte bunları araştırmaktır. İçerideki gazeteci arkadaşlarımız dışarıda olsaydı bu meseleyi araştıracaklardı.”

    “YARGININ VİCDANINA SESLENMEK GEREKİYOR”

    Berat Albayrak’ın davaya müdahil olmak için başvuru yapmasına da değinen Metin Yoksu, bunun yargıya müdahale olarak yorumlanabileceğini kaydetti. Yargının geldiği bu noktada davadan umutlu olmadıklarını belirten Metin Yoksu “Buradan yargının vicdanına seslenmek gerekiyor” dedi.

    “BERAT ALBAYRAK MAİLLERİ VE HABERLERİ YALANLAMADI”

    ETHA editörlerinden Derya Okatan da bu davada gazeteciliğin yargılandığını belirterek gazetecilere gözdağı verilmek istendiğini, Berat Albayrak’ın maillerinde sadece kamuoyunu ilgilendiren kısımları haber yaptıklarını özel hayatıyla ilgilenmediklerini vurguladı. “Bu haberlerde meslek etiğine aykırı hiçbir nokta bulamazsınız.” diyen Derya Okatan, o dönemde Albayrak’ın bu mailleri ve haberleri yalanlamadığını ifade ederek “Madem algı operasyonuydu bu yaptıklarımız. Madem gerçek bilgiler değildi. Bu bir açıklama yapılarak yalanlanabilirdi, tekzip yayınlanabilirdi. Ancak tüm bunlar olmayıp biz 6 gazeteci Aralık ayında gözaltına alındık. 24 günlük gözaltı süresinin ardından da 3 arkadaşımız tutuklandı ve 10 aydır da hapisteler. Yani tamamen hukuksuz bir durumla karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.

    “DAVANIN SEYRİNE ETKİ EDECEK”

    Berat Albayrak’ın mahkemeye müdahil olma başvurusuna değinen Derya Okatan, bu başvurunun mahkemece kabul edilebileceğine ve bunun da davanın seyrine etki edeceğine vurgu yaptı. Her şeye rağmen adil bir yargılama beklediklerini söyleyen Derya Okatan, gazetecilerin tahliye edilmesini istediklerini belirtti.

    “BASKIN SIRASINDA ÖLÜM VE TECAVÜZ TEHDİTLERİNE MARUZ KALDIK”

    Derya Okatan, bir hafta önce gözaltına alınan ETHA muhabirleri İsminaz Temel ve Havva Cuştan’ın gözaltına alınırken evlerinin tamamen talan edildiğini, psikolojik işkenceye maruz kaldıklarını, sürekli ölüm tehditleri, tecavüz tehditleri ve hakaretlere uğradıklarını kaydetti. Evlerine yapılan baskında basın kartlarının yakıldığını söyleyen Derya Okatan, bunun basına dönük saldırıların göstergelerinden sadece bir tanesi olduğunu, OHAL sürecinde yaşanılan saldırıların bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini kaydetti. AKP’nin Türkiye’de tek sesli bir sistem yaratmak istediğini ve bunun için de ilk olarak basını susturmak istediklerini belirten Derya Okatan, gözaltında olan ETHA muhabirleri İsminaz Temel ve Havva Cuştan’ın da bir an evvel serbest bırakılmalarını istediklerini kaydetti.

    Suay ABAK/İsmet SEFER

    İSTANBUL

  • Akıncı Üssü davası yarın başlıyor: 486 kişi hâkim karşısına çıkıyor

    Akıncı Üssü davası yarın başlıyor: 486 kişi hâkim karşısına çıkıyor

    Darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullanılan Akıncı Üssü’nde yaşanan olaylara ilişkin dava yarın başlıyor. Davada 486 kişi yargılanıyor.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında darbecilerin komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince yarın başlanacak.

    Fethullah Gülen, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, “sivil imam”lar oldukları iddia edilen Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Harun Biniş, Nurettin Oruç ve Hakan Çiçek ile uçaklarıyla çeşitli noktaları bombalayan pilotların da aralarında bulunduğu sanıkların yargılanacağı davada, duruşmalar 29 Ağustos’a kadar Sincan Cezaevi’ndeki duruşma salonunda devam edecek.

    Davanın bir numaralı sanığı Gülen, iki numaralı sanığı Öksüz, üç numaralı sanığı ise Batmaz olarak gösteriliyor. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, yargılama başlamadan önce Sincan Cezaevi kampüsündeki duruşma salonunda incelemelerde bulundu.
    Duruşma salonunda sanık yakınları için ayrılan bölüme sayıları çok olduğu için müştekiler oturacak. Salona az sayıda sanık yakını da alınacak.

    DAVA BİRLEŞTİRİLDİ

    Gülen ile 2 numaralı sanık Öksüz’ün de aralarında bulunduğu iddianamede kimi sanıkların “Anayasa’yı ihlal, Cumhurbaşkanı’na suikast, yasama organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü yönetmek, askeri komutanlıkların gasbı, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar verme, kamu malına zarar verme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, ibadethanelere zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Duruşmayı, özellikle Kahramankazan’da yaşamını yitiren yurttaşların yakınları ve yaralananlarla AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de izleyeceği belirtildi.

    Öte yandan darbe girişimi sırasında emekli Orgeneral Mendi’nin kaçırılmasına ilişkin 4 sanıklı dava ile eski Albay Bilal Akyüz hakkındaki dava, Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemleriyle ilgili 481 sanıklı davayla birleştirildi. Böylelikle Akıncı Üssü’ndeki olaylara ilişkin davanın sanık sayısı 486’ya çıktı.

    7 FİRARİ SANIK VAR

    Sanıklardan 461’inin tutuklu bulunduğu davada, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 18 kişi tutuksuz yargılanacak.
    Aralarında Gülen ve Öksüz’ün de bulunduğu 7 firari sanık hakkında ise yakalama kararları bulunuyor. Davanın firari sanıkları arasında, Konutkent’te Empati Danışmanlık Şirketi adına kiralanan 3 katlı villada Öksüz başkanlığında darbeye hazırlık toplantılarına katıldığı iddia edilen ve Akıncı Üssü’ndeki haritalarda parmak izi çıkan eski Jardarma Yarbay Turgay Sökmen de yer alıyor.

    Yine darbeye hazırlık toplantılarının yapıldığı iddia edilen Mebusevleri Mahallesi Anıt Caddesi’ndeki evi kiralayan Ahmet Sürmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişiminin sanıklarından ve Yunanistan’a kaçarak sığınma talebinde bulunan SAT komandosu eski Üstçavuş Fatih Arık ve eski Kıdemli Çavuş Halit Çetin ile darbeye hazırlık toplantıları için kullanılan evleri kiralayan sivil sanık Serkan Aydın da firariler arasında bulunuyor.