PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında gittiği okulda 12 yaşındaki öğrenciyi istismar eden Urfa’nın Akçakale ilçesinin eski müftüsü H.B. hakkında beraat kararı verildi.
Yargılama boyunca avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talepte bulundu ancak mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Diğer yandan mahkeme, fail H.B. yerine şikâyetçi çocuğu ve aileyi yargıladı.
FAİL DEĞİL ÇOCUK YARGILANDI
Davanın 7’nci duruşması Urfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Müşteki avukatlarından Arkın Hürtaş, davanın başından itibaren mahkeme tarafından ailenin ve çocuğun suçlanmasına tepki gösterdi. Hürtaş, savcının önce beraat istediğini ancak delilleri inceleyip, avukatları dinledikten sonra kararını değiştirdiğini, müftünün yüksek sınırdan ceza almasını istediğini hatırlattı. Kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.
NE OLMUŞTU?
Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 Ekim’de bir okulda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev alan Akçakale İlçe Müftüsü H.B., bir çocuğu istismar etti.
Çocuğun yaşadıklarını öğretmenine anlatmasından sonra müftü 20 Ekim’de gözaltına alınarak, tutuklandı. 27 Mart’ta görülen ara duruşmada, “tutuklama tedbirini gerektirecek somut delillerin olmayışı”, “mevcut dosya durumu” ve “failin tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçe gösterilerek tahliye edildi.
H.B.’nin davası sürerken görev yeri değiştirilerek önce Urfa İl Müftü Yardımcısı oldu daha sonra Adana’ya vaiz olarak atandı.
PİRHA- Kartalkaya faciasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u görevden alma çağrısı yapan Özgür Özel, Meclis’te de gerekli yasal değişikliklerin yapılmasını istedi. Muhalefet partilerinin grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacaklarını belirten Özel “Bu bakan yargılansın’ önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Özel, konuşmasına Bolu’da Grand Kartal Otel’de yaşanan yangın faciasına değinerek başladı.
Facianın ardından tartışmalara neden olan raporu anımsatan Özel, “Adalet Bakanı’nın önce resmi yazı ile görevlendirdiği, sonra kabul etmeyip, “Bu rapora Bolu Belediyesi’ni ilave etmezseniz almayız” dedikleri, “Bu rapordan Turizm Bakanlığı’nı çıkarmazsanız almayız” dedikleri rapora “korsan” dediler” dedi.
Özel‘in konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“İçişleri Bakanı olay günü tüm sorumluların 10 gün içinde belirleneceğini taahhüt etmişti. Bugün o sözün üzerinden tam 14 gün geçti. Sorumlular ortada yok. Sorumluluklar ortada yok.
Resmi görevlendirme yazısını açıkladık. O günkü 7 kişilik bilirkişi heyeti, mesleki namuslarına da kişisel onurlarına da sahip çıktılar ve suçlu görmediklerini o rapora ilave etmediler.
O günden bugüne yeni bilirkişiler geldiler, birkaç gün çalıştılar ama ne eski rapor ne ayrı bir rapor ortada hiçbir rapor yok.
Oysa gözaltındakiler hâkim karşısına çıkarken o rapora göre sorumlulukları belirlenecek, gözaltından tutukluğa sevki talep edilecek ya da edilmeyecek. Hâkim tarafından karar bilirkişinin bulduklarına göre verilecekti.
RAPOR AKP’LİLERDEN OLUŞUYOR
Raporun iki parçası birbirini suçlayan AKP’lilerden ve onların atadıklarından oluşuyor. Ne raporda ne bir başka yerde olmayan sorumluluğu sosyal medya faaliyetiyle CHP’ye yüklemeye çalışanların milletin gönlünde yeri olmadığı, herkesin bu meseleyi doğru yerden okuduğunu gördüler.
14 gündür kıpırdayamıyorlar. 14 gündür bilirkişi raporu olmaksızın tutuklamalar yapıldı ve 14 gündür hâlen daha Bolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın Ankara’dan yediği tazyik üzerine hakikatten “AK Parti’yi nasıl sıyırırım, buraya Cumhuriyet Halk Partisi’ni nasıl bulaştırırım?” bunun çabası var.
İçişleri Bakanı hâlen daha verdiği söze rağmen sessiz bir şekilde duruyor. Bu utanç, maalesef. Bu mızrak daha fazla bu çuvala sığmaz. Bu utanç daha fazla gizlenemez ama bekleyecekler, bekliyorlar.
“BU BAKANI DERHÂL GÖREVDEN ALINIZ”
Erdoğan’a sesleniyorum. Ankara İl Kongresi ayıplı bir işti. Yanlış yaptınız. Şimdi büyük kongreyi beklemek daha büyük bir yanlıştır. Bu bakanı derhâl görevden alınız. Onu ne gün görevden alırsanız alın şu gerçeği değiştiremezsiniz: Bu bakanı da iktidarınız boyunca bu ülkeye felâketler yaşatan bütün bakanları da atayan kalem sizsiniz. Kalem sizin, mürekkep sizin, sorumlu sizsiniz. Bunu değiştiremezsiniz.”
Yangın faciasıyla ilgili TBMM’de kurulan Araştırma Komisyonu hakkında konuşan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meclis, facianın araştırılmasıyla ilgili bir araştırma komisyonu kurdu. Elbette oy da verdik, üye de veriyoruz, çalışmalarını da bekliyoruz. Ancak bu komisyonun otele gidip “Yangın nasıl çıkmış? Sorumlu kimmiş? Neymiş?” diyerek bir süreç içinde yer alması yerine bu komisyonun Kartalkaya yangınından hareketle Türkiye’de bir daha benzer facialar yaşanmasın diye, bir anneanne 6 torununu birden kaybetmesin diye, bir baba iki oğlunu, onun iki oğlunu elleriyle toprağa görmesin diye, okullar kapanıp da karne sevinciyle eve koşan 36 bebek, evlat dün okul başı yapamayıp sıralarında karanfiller olmasın diye bu Meclis’in oturup bütün kanunları, bütün mevzuatları, sorumluluk alanlarını, yetkileri, eksik yetkilendirmeleri mutlaka doğru tarif etmesi ve Türkiye’yi bir daha bu meclis üyelerinin yaşanmayacağı şekilde gerekli yasal düzenlemeleri yapması bu Meclis’in önemli görevidir.”
“SAVCI SORGULAMIYOR”
Yangından sorumlu olanların Ankara’da olduğunu vurgulayan Özel, “Bunları bir savcı tutup da sorgulayamıyor. Örneğin Turizm ve Kültür Bakanı’na sorulacak çok sorunun, arılanacak çok cevabın ve gerçekten sorulacak bir hesabın olduğuna bu milletin yüzde 99,9’u ikna olmuş durumda” diye konuştu.
Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ama bunu yapmak için bir soruşturma komisyonu kurmak gerekiyor Meclis’te. Bakanlar, Meclis’te kurulacak bir soruşturma komisyonu, bunun kurulma talebi suç duyurusudur. O dilekçenin Meclis’e gelmesi savcılık aşamasıdır. Meclis’teki komisyonun oluşturduğu raporun oylanması mahkemeye sevktir. Kabulü Yüksek Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamayı yapmasıdır.
İşte bunun için bu Meclis’e görev düşüyor ama maalesef 16 Nisan 2017 referandumu bir tek adam rejimi yaratırken sahada işlenen suçların Ankara’da, tepedeki sorumlularını, bazen ve veya iş birlikçilerini sorgulayamama konusunda da kendisine önemli güvenceler aldı.”
BAKAN ERSOY İÇİN PARTİLER ZİYARET EDİLECEK
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yargılanmasıyla dikkat çeken bir çıkış yapan Özel, “Bütün muhalefet partilerinin grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacağız. “Bu bakan yargılansın” önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İKTİDAR 21 YILDA 8 KEZ İMAR AFFI ÇIKARDI
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin 2. yıldönümü olduğunu anımsatan Özel, iktidarın 21 yıldır 8 kez imar affı çıkardığını belirtti.
Özel, şunları söyledi:
“11 kentimizi yıkan 53.000’in üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren ve ülkeyi o güne kadar 21 yıldır toplayan 3 trilyon dolardan fazla parayı 8 kez çıkardığı imar aflarıyla toplayıp dirençli kentler için bir kuruş harcamayan, o depremin olmaması için bir kuruş harcamayan, yalnızca imar affından 26 milyar lira toplayan, 21 yılda 3 trilyon dolar vergi toplayan ve bu faciaya engel olamayanların bu millete hem öncesindeki sorumlulukları hem deprem olduğu andan itibaren ki beceriksizlikleri, 3 gün boyunca harekete hazır Türk ordusunu korkuyla kışlada tutmaları, millet sefalet içinde, ayakları bileklerine kadar suda dururken, ilk önce hiç olmazsa bir çadır beklerken, kar altında, yağmur altında, çamur içinde duruyorken çadır sattıranları ve daha depremin 3. gününde seçim odaklı konuşmalara başlayanları, “1 yıl içinde herkes evine girecek” diyenleri unutmadık.
Depremin ardından yapılan yargılamalar tam bir fiyaskodur. 2.031 soruşturma var, 1.397’si hakkında iddianame düzenlenmiş. Yani her 3 sorumludan biri şu ana kadar savcı karşısına bile çıkmamıştır. Ayrıca 2.031 dosyadan karara bağlananlar 75’tir. Oran yüzde 2,7’dir. Yani her 100 sorumludan 97’si henüz haklarında bir karar verilmemiştir.
ENFLASYON VE ASGARİ ÜCRET TEPKİSİ
Erdoğan’a sokağa çıkma çağrısında bulunan Özel, “Buradan salon adamı Erdoğan’a, sıcak salon seven Erdoğan’a, atadıklarının alkışını milletin teveccühü sayan Erdoğan’a diyorum ki: Sokağa çık, oraya git, isyanı gör. Millet açtır, açıktadır, perişandır” diye konuştu.
Özel, konuşmasında Türkiye genelinde yaşanan konut krizine de değindi. Özel, OECD’nin yayımladığı raporu hatırlatarak “Türkiye enflasyonda dünyanın en kötü 6. ülkesi. Bizden iyi 5 ülke Zimbabve, Sudan, Güney Sudan, Arjantin ve Venezuela. Daha önce en kötü 5. ülkeydik. Bir ülkeyi geride bıraktık diye düşünürken öğrendik ki Sudan ve Güney Sudan ayrı ayrı enflasyonları olan iki ülke olarak ikisi de bizden kötüymüş. Açlık sınırı 22.131 lira olarak açıklanmıştır ve 22.104 lira olan asgari ücret cebe girmeden altında kalmıştır. Ocak enflasyonuna göre asgari ücretten 1.100 lira uçtu” şeklinde konuştu.
PİRHA- İHD Eş Genel Başkanı Erken Keskin ve İHD üyesi Güllistan Yarkın’ın Ermeni Soykırımı ifadelerininden dolayı yargılandığı davanın duruşması görüldü. Eren Keskin, “2018 yılından itibaren anma yasaklandı ve bize davalar açıldı. Biz kimseye hakaret etmiyoruz, şiddet uygulamıyoruz sadece düşüncelerimiz yüzünden yargılanıyoruz” dedi. Duruşma 26 Mart’a ertelendi.
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve İHD Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon Üyesi Güllistan Yarkın’ın, İHD’nin 2021 yılında düzenlediği Ermeni Soykırımı eylemi nedeniyle yargılandığı dava İstanbul Adliyesi 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
“RESMİ İDEOLOJİ PROBLEMLİ BİR İDEOLİJİDİR”
Savunmasını yapan Eren Keskin, “Suçlamayı kabul etmiyorum. İnsan Hakları Derneği Eş Başkanıyım. Aynı zamanda Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyesiyim. 1915 yılında başlayan Ermeni Soykırımı’nı 2015 yılında geç bir tarihte anmaya başladık. Ermeni Soykırımı ittihat ve Terakki zihniyeti tarafından başlatıldı. Bu resmi ideoloji problemli bir ideolojidir. Bugün tekçi anlayış, devam eden diğer inanç ve etnik kimlikleri yok sayan bu anlayış çok sorunludur. 2018 yılına kadar özgürce anmaları yaptık. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda “Ermeni halkının acılarına katılıyorum” söyleminde bulunmuştu. 2018 yılından itibaren anma yasaklandı ve bize davalar açıldı, bu suçlamaları kabul etmiyorum. Biz kimseye hakaret etmiyoruz, şiddet uygulamıyoruz sadece düşüncelerimiz yüzünden yargılanıyoruz. Beraatimi talep ediyorum” dedi.
“SOYKIRIM OLARAK DEĞERLENDİRİYORUM”
Aynı davada yargılanan Güllistan Yarkın, savunmasında şu ifadelere yer verdi:
“Suçlamaları kabul etmiyorum. 2021 yılındaki anmanın ardından Süleyman Soylu bizi hedef gösterdi ve tehdit edildik. 1915 yılında yaşananları soykırım olarak değerlendiriyorum, bu yüzden yargılanıyorum. Savcılığın suçlamalarını kabul etmiyorum. Soykırımın tanınması geçmişteki acıları anlamak anlamına gelir. Soykırımı inkara son verilmesini ve af dilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Suçlamayı kabul etmiyorum beraatimi talep ediyorum. Devlet ile aynı şekilde düşünmüyorum. 1918’de yaşananları soykırım olarak kabul ediyorum. Savcılık, iddianamesinde amacımızın ‘Türk milletini aşağılamak’ olduğunu iddia etmiş. Bu suçlamaya katılmıyorum.”
“SAVCI OKUDUĞU KARARI ANLAMAMIŞ”
Sanıklardan sonra söz alan Avukat Özcan Kılıç ise “YouTube’dan alınan görüntüyle, CİMER’e yapılan başvuru üstüne soruşturma açılmış. Bunların delil niteliği yok. İhbar eden kişi de yok. Savcı kendisiyle çelişmiş, AİHM’den alıntı yapmış ancak okuduğu kararı anlamamış. 1915 olayı, fail sanki bugünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi anlayarak yazmış. Dosyanın esas yönünden bir ciddiyeti yok. Bu sebeple müvekkillerimin beraatini talep ediyorum” dedi.
“HAKİKATLARIN GİZLENECEĞİNE DAİR TECRÜBELER VAR”
Savunma yapan Avukat Gülseren Yoleri de “1915 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmadığı bir dönemdir. 1915 yılında yaşanan olayda Türkiye devletinin küçük düşürüldüğü iddiası gerçek dışıdır. İnsan hakları savunucularının hakikatlerin gizleneceğine dair tecrübeleri var, o yüzden de hakikatlerin üzerinin örtülmeye çalışılmasıyla bu yargılamalar yapılıyor. Müvekkillerimin beraatini talep ediyorum” diye konuştu.
Savcı, eksik hususların giderilmesini, mütalaa için kendilerine süre verilmesini istedi. Mahkeme talebi kabul ederek duruşmayı 26 Mart saat 14.00’e erteledi.
PİRHA- MLSA’nın, FNF Türkiye Ofisinin desteğiyle yürüttüğü dava takip projesinin raporu yayınlandı. Rapora göre gazetecilerin, aktivistlerin ve siyasetçilerin terör suçlarıyla suçlanması eğilimi artarak devam ederken gazetecilerin cezalandırıldığı davalarda terör suçları dışındaki farklı suçlara daha fazla atıf yapılıyor. Rapora göre 6 ayda izlenen davalarda yargılananların yüzde 42’si gazeteci.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Friedrich Naumann Vakfı (FNF) Türkiye Ofisinin desteğiyle yürüttüğü dava izleme projesi kapsamında, 1 Ocak – 15 Temmuz 2021 tarihleri arasında 11 şehirde 15 gözlemci ile 98 davanın 147 duruşmasını izledi.
Rapor verileri, bir önceki izleme döneminde tespit edilen tutuksuz yargılama eğiliminin devam ettiğini ve sanıklara yöneltilen suçlamaların değişmediğini ortaya koydu. Bir önceki raporun kapsadığı dönemde tutuklu yargılama oranı %6 iken, bu oran yeni izleme döneminde %3’e düştü. Geçmiş rapor döneminde yargılananlara yöneltilen suçlamaların %46’sı terörle ilgili iken, bu oran bu dönemde %58 oldu. Terör suçlarının ardından en sık karşılaşılan suçlama ise %6 oranı ile “Cumhurbaşkanına hakaret” oldu.
CEZAEVİNDE BULUNAN GAZETECİ SAYISI 57
Bu dönemde Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile düzenlenen suçlarda mahkumiyet oranında belirgin bir düşüş gözlendi; geçtiğimiz dönemde TMK’dan ceza verme oranı %78 iken, bu raporun kapsadığı dönemde bu oran %30 oldu. Ancak bu dönemde gazetecilerin başka suçlardan daha fazla cezalandırıldığı tespit edildi. Örneğin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından ceza verilme oranı %10’dan %25’e, 125. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen “kamu görevlisine hakaret” suçlamasından ceza verilme oranı ise %5’ten %17’ye yükseldi.
Bu dönemde yaptığı haberler nedeniyle cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 66’dan 60’a düştü. Şu anda cezaevinde bulunan gazeteci ve basın çalışanlarının güncel sayısı 57.
ADİL YARGILAMAYA İLİŞKİN SORUNLAR
147 duruşmanın 30’unda, gözlemciler sanıkların adil yargılandıklarına ilişkin şüphe duyduklarını bildirdi. 11 duruşmada gözlemciler mahkemelerin tarafsızlığından endişe ederken, 10 duruşmada yargılamanın aleniliği ilkesine saygı duyulmadığı, 5 duruşmada ise uzun yargılama sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edildi. Ek olarak gözlemciler 3 duruşmada tanıkların sahte olduğundan şüphe ettiklerini kaydetti.
KİMLER YARGILANDI?
İzlenen 98 davada 562 sanık yargılandı. Yargılananların %42’si gazeteciyken, %23’ü aktivist, %11’i siyasetçiydi. Sanıklar arasında avukatlar (%2), yazarlar (%2), öğrenciler (%2), basın çalışanları (%1), sanatçılar (%1) ve akademisyenler (%1) de vardı.
NEYLE SUÇLANDILAR?
İzlenen 98 davada sanıklara toplamda 149 suçlama yöneltildi. Suçlamaların büyük çoğunluğu bir önceki raporda gözlemlendiği gibi terörle ilgili suçlardı. Sanıklara; 37 davada “terör örgütü propagandası yapmak” (TMK 7/2), 31 davada “silahlı terör örgütü üyeliği” (TCK 314, TMK 7/1), 9 davada “terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklama veya yayma” (TMK 6), 6 davada “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, örgüte yardım etmek” (TCK 220/6-7), 3 davada “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” (TCK 220) ve 1 davada “6415 sayılı terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” suçlamaları yöneltildi.
Suçlamalara gösterilen delillerin %64’ü gazetecilik faaliyetleri ile ilgiliydi. Sanık, tanık veya müşteki beyanları 20 davada delil olarak öne sürülürken, 6 davada da dernek faaliyetleri suç delili olarak sunuldu.
Kadın gazetecilere dönük baskılara karşı açıklama yapan CFWIJ, 2021 yılında Türkiye’de kadın gazetecilere açılmış 55 dosyayı takip ettiklerini ve 85 kadın gazetecinin de yaptıkları haberlerden kaynaklı yargılandığını belirtti.
Gazetecilikte Kadın Koalisyonı (CFWIJ) Dünya’da ve Türkiye’de kadın gazetecilerin yaşadığı hak ihlalleri, karşı karşıya kaldıkları tehditler ve saldırılara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, CFWIJ’nin gazetecilerin haklarını savunmaya devam edeceği belirtildi.
“85 KADIN GAZETECİ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI”
Türkiye’de son dönemlerde gazetecilerin dijital medya platformu paylaşımları ya da yazdıkları haberlerden kaynaklı haklarında soruşturma açıldığı ve bu soruşturmaların yargılamaya dönüştüğü belirtilen açıklamada, “2021’in başından itibaren Türkiye’de en az kadın gazetecilere açılmış 55 ayrı dava dosyasını takip ettik. 85 kadın gazeteci terör veya çeşitli suçlamalar gerekçe gösterilerek hakim karşısına çıktı. Eylül ayı başında biten adli tatilin ardından üç kadın gazetecinin devam eden davalarını takip ettik. Bu vakalara verilecek son örnekler arasında ise Gazete Yolculuk muhabiri Buse Söğütlü’nün davası yer alıyor” denildi.
“PASAPORTU İADE EDİLMEDİ”
Buse Söğütlü’nün 14 Eylül’de Twitter hesabından yaptığı paylaşımdan kaynaklı yargılandığı davanın dördüncü duruşmasına yer verilen açıklamada, “Buse Söğütlü hakkında ayrıca daha önce görülen duruşmalarda yurtdışı yasağı kaldırılmasına rağmen Emniyet gazetecinin pasaportunu iade etmedi. Gazeteci bu yüzden 2 Ağustos’ta ECPMF’in Leipzig’teki JiR burs programına kabul edilmesine rağmen pasaportunun iade talebi reddedildiği için programa katılma hakkını kaybetti” diye belirtildi.
Söğütlü’ye yönelik asılsız suçlamalara ilişkin savcılık talebinin kınandığı açıklamada, Türkiye yargısının Buse Söğütlü’ye dönük iddia edilen tüm suçlamaların reddedilmesini ve el konulan pasaportun derhal iade edilmesi istendi.
PİRHA- Berkin Elvan katledileli 2443 gün oldu. 18 Mart’da görülecek duruşma öncesinde Halkın Hukuk Bürosu, sosyal medyadaki sayfasında, “Berkin Elvan dosyasında tek bir polis değil bütün sorumlular yargılanmalıdır” diye yazdı.
Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğiyle başından vurulan ve 269 günlük yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın katledilmesi davasında 16. duruşma 5 Şubat’ta Çağlayan Adliyesi’nde, 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.
Sanık polis Fatih Dalgalı, duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlanırken; dinlenmesi gereken 3 tanıktan ikisi, haklarında “FETÖ”den işlem yapılması ve firari olmaları nedeniyle dinlenmemişti.
Berkin Elvan’ın 17. duruşması ise 18 Mart’ta 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Halkın Hukuk Bürosu, sosyal medyadaki sayfasında, “Berkin vurulalı 2443 gün oldu. Berkin Elvan dosyasında tek bir polis değil bütün sorumlular yargılanmalıdır” diye yazdı.
Elvan ailesinin avukatı Can Atalay, “Biz kasıtla öldürme olduğunu düşünüyoruz. Fatih Dalgalı ve amirleri Berkin’i değil ama Okmeydanı’ndan birini öldürmek için ısrarlı ve hırslı bir şekilde hareket etmişler; sonunda da Berkin’i öldürmüşler. Nişan alınması, atış yapıldıktan sonra saldırıya devam edilmesi, yardım etmeye çalışanların gaza boğulması bunu gösteriyor. Fatih Dalgalı, Berkin’i şahsen tanımıyor ancak sanığın dünya görüşü ve o dönem İçişleri Bakanlığı tarafından verilen talimatlar; sanık polisin Okmeydanı’ndan birini öldürmek istemesi için yeterli” demişti.
PİRHA-Yıllarca insan hakları için mücadele eden Avukat Ahmet Hulusi Kırım, ölen müvekkillerinin fotoğraflarını sosyal medyada paylaştığı için hakkında açılan dava nedeniyle yarın duruşması görülecek. Kırım, örgüt propagandası yapmak iddiasıyla suçlanıyor.
Sosyal medyada, ölen müvekkillerinin fotoğraflarını paylaştığı için hakkında dava açılan Avukat Ahmet Hulusi Kırım, yaşadığı sürece ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Yaptığı paylaşımlar dolayısıyla hakkında en az 1,5 yıl hapis cezası istenen ve daha önce bir kez hakim karşısına çıkan Kırım, “terör örgütü propagandası” yapmak iddiasıyla suçlanıyor.
Avukat Ahmet Hulusi Kırım’ın iddianameye konu olan sosyal medyada paylaşımları 2018 yılının Eylül ayına ait.
İddianamede “terör örgütü propagandası”na gerekçe gösterilen paylaşımlar şunlar:
2 Eylül 1977’de 1 Mayıs Mahallesi’nde polis tarafından öldürülen iki müvekkilinin fotoğraflarını paylaşması.
1982-1984 tarihleri arasında gözaltında işkenceyle öldürülen iki müvekkilinin fotoğraflarını ölüm yıldönümlerinde paylaşması.
1982’de sokakta öldürülen dört kişiden biri olan müvekkilinin ölüm yıldönümünde fotoğrafını paylaşması.
“İNSAN HAKLARINI VE İNSAN YAŞAMINI SAVUNMAK BENİM GÖREVİM”
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kurucularından olduğunu ve yıllarca insan hakları için mücadele eden bir avukat olduğunu belirten Kırım, “İnsan haklarını ve insan yaşamını savunmak benim görevim. Ben hem sokak ortasında yapılan infazlara hem de gözaltında işkenceyle öldürülmelere karşı çıkıyorum” dedi.
Açılan davanın hukuksuz olduğunu ifade eden Kırım sözlerine şöyle devam etti:
“Benim müvekkillerimin fotoğrafları zaten sosyal medyada var, ben de kendilerini andım, bu nasıl suç olabiliyor? Ayrıca bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim; suçluluğu sabit olsa bile emniyet ve polisin görevi insanları sağ yakalamaktır, öldürmek değil.”
KIRIM’IN DURUŞMASI YARIN
Ahmet Hulusi Kırım’ın duruşması 23 Ocak Perşembe günü saat 14.00’te Çağlayan Adliyesi 37’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek.
2017 Yılı Basın Hak İhlali Raporu açıklandı. 165 gazetecinin tutuklu olduğu Türkiye’de 81 gazeteciye toplam 183 yıl 4 ay hapis ve 333 bin TL para cezası verildi.
Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Temsilciliği’nde düzenlediği basın toplantısında “2017 Yılı Basın Hak İhlali Raporu”nu Kürtçe ve Türkçe olarak iki dilde açıkladı. Kürtçe hazırlanan raporu ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, Türkçe olan raporu ise gazetesi Ömer Tur açıkladı. Açıklamada raporlarını açıklayacakları günün gecesinde 4 basın kuruluşunun internet sitesine erişim engeli getirildiğine dikkat çekilerek, 2017’de basına yönelik uygulanan engellemelerin 2018’de de devam ettiğine dikkat çekildi.
2017 yılını basın özgürlüğü açısından kötü bir tabloyla geride bıraktıklarını ifade eden Ömer Tur, OHAL rejiminde ülkenin KHK’larla yönetildiğini ifade ederek, 2017 yılının baskıcı ortamında en çok insan hakları savunucuları, aydınlar, akademisyenler, siyasetçiler ve gazetecilerin nasibini aldığını söyledi.
“GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”
“Demokrasinin vazgeçilmesi ifade ve basın özgürlüğü yargı kıskacına alınarak, yok sayıldı” diyen Tur, şunları dile getirdi:
“Gazeteciler haberlerinden dolayı gözaltına alındı, tutuklandı ve yargılandı. Olay ve olgulara iktidarın penceresinden bakmayan muhalif basın üzerinde ‘yargı sopası’ demoklesin kılıcı gibi durmadan sallandırıldı. Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) basın kuruluşları kapatıldı, mal varlıklarına el konuldu. Yine KHK’dan dolayı çok sayıda gazeteci işinden oldu. Gazeteciler yıl boyunca adliye koridorlarını aşındırdı. Yıl içinde yargılanan gazetecilerin bir kısmı hapis cezası, bir kısmı ise para cezası aldı. Baskı ve davalara rağmen gazeteciler, ‘Gazetecilik suç değildir’ diyerek, ne tutuklu ne de yargılanan meslektaşlarını yalnız bırakmadı. Demokrasinin en önemli unsuru olan basın özgürlüğünün sağlanması için basın örgütlerini ve meslektaşlarımızı ortak mücadele etmeye, yan yana durmaya ve baskıları birlikte kırmaya davet ediyoruz.”
2017 YILI BASINA YÖNELİK BASKILARLA GEÇTİ
Gazetecilerin gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı ve yargılanmadığı bir yıl dilediklerini ifade eden Tur, 2017 yılında yaşanan basın hak ihlalleri ile ilgili verileri açıkladı:
* 187 gazeteci gözaltına alındı. Gazetecilerin çoğu ya haber takibi sırasında ya da “ihbar” üzerine evine yapılan baskınla gözaltına alındı. 58 gazeteci tutuklandı. Tutuklanan gazetecilerin çoğu hala tutuklu yargılanıyor. Gazeteci iddianamelerinde, haberler ve fotoğraflar suç delili olarak gösterildi.
* Türkiye’de şu an 165 gazeteci tutuklu bulunuyor. 189 gazeteci hakkında dava açıldı. 81 gazeteci para ve hapis cezasına çarptırıldı. 81 gazeteciye toplam 183 yıl 4 ay 18 gün hapis ve toplam 333 bin 120 TL para cezası verildi. 373 gazeteci ise hala yargılanıyor.18 gazeteci haber takibinde saldırıya maruz kaldı. 1 gazeteci kaçırılarak ölümle tehdit edildi. 1 gazeteci haber takibinde silahla tehdit edildi. 1 gazeteci öldürüldü.
* Çıkarılan KHK kapsamında 35 basın yayın kuruluşu kapatıldı. 2016 kapatılan basın yayın kuruluşların mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarıldı. 3 televizyon kanalı TÜRKSAT’an çıkartıldı. 5 televizyon kanalının lisansı iptal edildi. 37 basın yayın kuruluşunun internet siteleri erişime engellendi. 5 gazeteci sınır dışı edildi. 25 gazetecinin işine son verildi 100 gazetecinin basın kartı iptal edildi.
ORAL: HUKUK BASKI ARACI OLARAK KULLANILMAMALI
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral, gazetecilerin üzerinde baskının artarak devam ettiğine dikkat çekti. Siyasal iktidarın basın üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü hatırlatan Oral, “İktidar, hukuku gazetecilerin üzerindeki baskı aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeli. Bu baskılar gazetecileri korkutmuyor. Baskı var diye gazeteciler haber yapmaktan vazgeçmiyor. Bu baskılar son bulmalı” dedi.
PİRHA- HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, “Türkiye adeta IŞİD’li katiller için sığınma yeri haline getirildi” diyerek, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sorular sordu. Toğrul, Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi?” diye sordu.
HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, yazılı soru önergesinde “IŞİD’den kaçtığını söyleyen Neil Christopher Prakash, Kilis’te yakalandığında ülkesine dönmek istemediğini ve Türkiye’de yargılanmak istediğini belirtmişti. Son olarak ise Fransız haber ajansının, Suriye Köktenci İdeolojiyle Mücadele Merkezi’nde yapmış olduğu röportajda kampta kalan 26 yaşındaki Iraklı Abdülkadir Derviş, ülkesine dönerse tutuklanmaktan korktuğu için Türkiye’ye dönmek istediğini belirtiyor. IŞİD terör örgütü üyesi (Prakash) neden Türkiye’de yargılanmak istemektedir? Türkiye’nin, insanlığa karşı suç işleyen IŞİD’çilerin yargılanmak istediği bir yer haline gelmesinin nedeni nedir? IŞİD ile kurulan hangi ilişki bu teröristlerin vatandaş olmadıkları halde Türkiye’de yargılanmak istemelerine neden olmaktadır? Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi? sorularını sorarak hatırlatmada bulundu.
Toğrul, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:
2015 yılı Diyarbakır istasyon meydanı patlamasından bu yana Türkiye’de kaç IŞİD üyesi gözaltına alınmış ve bunlardan kaçı tutuklanmıştır? Tutuklanan kişilerden kaçı daha sonra mahkemeler tarafından serbest bırakılmıştır?
İstihbarat raporlarına göre Türkiye’de gözaltına alınıp yargılandıktan sonra serbest bırakılan kaç IŞİD üyesi tekrar örgüte katılmıştır?
IŞİD terör örgütü üyesi (Prakash) neden Türkiye’de yargılanmak istemektedir? Türkiye’nin, insanlığa karşı suç işleyen IŞİD’çilerin yargılanmak istediği bir yer haline gelmesinin nedeni nedir? IŞİD ile kurulan hangi ilişki bu teröristlerin vatandaş olmadıkları halde Türkiye’de yargılanmak istemelerine neden olmaktadır?
Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi?
Türkiye’deki IŞİD davaların bir diğer ortak noktası da, dava konusu olan bombalı saldırılarda yakınlarını kaybedenlerin ya da yaralananların ve avukatlarının, soruşturmanın derinleştirilmesi, saldırının ardındaki güçlerin ortaya çıkarılması ve bu kişilerle kamu görevlileri arasındaki bağların araştırılması taleplerinin ısrarla reddedilmesinin nedeni nedir?
IŞİD üyesi ya da yöneticisi olarak yargılanan birçok sanığın davalarının daha başında sağlıklı ve etkin bir soruşturma yürütülmeden tahliye edilmelerinin nedeni nedir?
Tahliye edilen IŞİD üyeleri, Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar hakkında, bırakılmalarına dair MİT raporu olduğu ileri sürülmektedir. MİT söz konusu iddiayı yalanlamadı. Bakanlığınız bu konuda ne düşünmektedir?