PİRHA-Zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasa teklifini protesto amacıyla çeşitli illerden Ankara’ya gelen köylülerin nöbetleri devam ediyor. Köylüler, Meclis önünde oturma eylemi başlattı.
TBMM Genel Kurulu’nda zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını da içeren torba kanun teklifinin ilk 11 maddesi kabul edildi. AKP’nin verdiği önergeyle teklifin 11’inci maddesinde yapılan değişiklikle zeytinliği taşınacak olan köylülere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca uygun görülen ya da maden sahalarının bulunduğu il sınırlarındaki KİT’lere ait taşınmazlarda yer alan zeytinlikler, değerinin yüzde biri üzerinden 20 yıl süreyle kiralanabilecek.
Cemal Süreya Parkı’nda 16 gündür nöbet tutan, 3 gündür ise açlık grevinde olan köylüler, zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasa teklifini protesto etmek amacıyla TBMM önünde eylem yaptı. Eyleme milletvekilleri ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.
“KEPÇELERİN ÖNÜNE YATACAĞIZ, ZEYTİNLERE SARILACAĞIZ”
Köylüler, Meclis’in önünde maden yasasını geri çekilmesini talep ederken İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık, şunları söyledi:
“’Bu torba yasa geçerse her şeyimizi kurban edecek, bu Anadolu’nun ölüm fermanıdır’ dedik. Tüm vekillerin vicdanına seslendik. Ama görüyoruz ki vekillerin vicdanları yok. Eğer Varank’ta vicdan olsaydı bunca çığlığa rağmen, bunca haksızlığa rağmen biz köylülerin sesini duyar, karşımıza çıkar, bizi dinlerdi. Bugün yine buradayız, 5 köylü kardeşimizle birlikte 3 gündür açlık grevindeyiz. Bu yola başımızı koyduk. Buradan gittiğimizde o kepçeler bizim köyümüze girecek. Sanmayın izleyeceğiz, o kepçelerin önüne yatacağız, o zeytinlere sarılacağız. Önce bizi öldürün, sonra toprağımızı alın diyeceğiz.”
“ÜRETECEK TOPRAĞIMIZ KALMADIKTAN SONRA SEFALETE SÜRÜKLENECEĞİZ”
Esra Işık ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“16-17 gün oldu. Dik duracağı, çünkü inançlıyız. Bize yapılan bütün baskılara rağmen, bu yasayı istemiyoruz dememize rağmen maddeleri tek tek geçirenlere sesleniyoruz. Biz bu ülkenin yurttaşları değil miyiz? Yurttaşlıktan kovdunuz da bizi haberimiz mi yok? Biz bu ülkenin üreten köylüleri değil miyiz? Biz bu ülkeyi ayakta tutan köylüler değil miyiz? Ne yaptı bu köylü size? Köylünün toprağını gasp et, işçinin hakkını gasp et, şirketlerin cebi dolsun her şey bundan ibaret. ‘Açlığa, sefalete mahkûm edeceksiniz bizi’ diyoruz. Sadece bizi değil bu ülkede herkes açlığa, sefalete mahkûm kalacak. Üretecek toprağımız kalmadıktan sonra, hasat edecek zeytinimiz kalmadıktan sonra bizler açlığa sefalete sürükleneceğiz.”
Konuşmaların ardından köylüler, Meclis önünde oturma eylemine başladı.
PİRHA-Dersim Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, “Uyutma” adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki göstermek için Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Tüm milletvekillerinin akıl ve vicdanına sesleniyor, sahipsiz hayvanların ölüm fermanı olan yasa teklifinin derhal geri çekilmesini talep ediyoruz” denildi.
Dersim Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, “Uyutma” adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki göstermek için Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sık sık ‘Susma haykır, katliama hayır’ sloganları atıldı.
Açıklamaya Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de destek verdi. Açıklamayı Dersim Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Ezgi Doğan okudu.
“YASA TEKLİFİ DERHAL GERİ ÇEKİLSİN”
Sokakta yaşayan canlıların öldürülmesine yönelik etik ve kanun dışı uygulamaları protesto ettiklerini söyleyen Dersim Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Ezgi Doğan, “Her şeyden önce, teklifin bu şekilde yasalaşması halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir evcil hayvan katliamı yaşanacağını; sivil toplum örgütleri dışlanarak Meclis’te araştırma komisyonu dahi kurulmadan tepeden inme bir şekilde hazırlanan, akla, mantığa ve vicdana sığmayan bu teklifi asla kabul etmediğimizi, ifade etmek zorundayız. Söz konusu yasa teklifi çözüm değil, geri dönüşü olmayan hayvan katliamları ile altından kalkılamayacak çok büyük sorunlar doğuracaktır. Oysa yaşatarak ve birlikte çalışarak çözüm mümkündür. Bu tarihi noktada tüm milletvekillerinin akıl ve vicdanına sesleniyor, sahipsiz hayvanların ölüm fermanı olan yasa teklifinin derhal geri çekilmesini talep ediyoruz” dedi.
“SOKAK HAYVANLARI YOK EDİLMEK İSTENİYOR”
Hayvanlara yapılacak katliama dur demek ve katliama ortak olmamak için bir araya geldiklerini belirten Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Sokak hayvanları yok edilmek isteniyor ve bu yetki bizlere verilmek isteniyor. Bu bir katliamdır, katliamınıza ortak olmayacağız. Katliam yasasına karşı hayvanseverlerin yanındayız” diye konuştu.
Açıklama ‘Yaşatarak, yaşamayı öğreteceğiz’ sloganlarıyla sona erdi.
PİRHA-Sadece kamuda çalışan hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemenin iş barışının bozulmasına neden olacağına dikkat çeken SES Dersim Şubesi, Meclis’ten geçen yasa tasarısının sağlık çalışanlarının ayrıştırılmasına ve iş barışının bozulmasına neden olduğunu ifade etti. Yapılan düzenlemenin tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiği belirtildi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi, Meclis’ten geçen yasa tasarısının sağlık çalışanlarının ayrıştırılmasına ve iş barışının bozulmasına neden olduğunu ifade ederek, Tunceli Devlet Hastanesi binası önünde basın açıklaması yaptı. “Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması sağlığımızı bozdu” yazılı pankartın yanı sıra “Mobbinge baskıya son”, “3600 göstergede vaat değil hemen icraat” dövizleri taşındı. Sağlık emekçilerinin katıldığı açıklamayı SES Dersim Şube Eşbaşkanı Serap Kahraman yaptı.
“İKTİDARIN SAĞLIK ALANINA BAKIŞI NET OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR”
Meclisten geçen yasa tasarısı ile iktidarın sağlık alanına bakışını net olarak bir kez daha gördüklerini belirten Kahraman, “Sağlık alanının piyasalaştırılmasının sonuçlarından biri olan hekim ve hekim dışı çalışan ayrıştırması iş barışını bozarak emekçiler üzerinden sömürüyü daha da derinleştirmiştir. Yıllardır verdiğimiz mücadelemizde sağlık alanının bir ekip işi olduğunu, tüm sağlık emekçilerinin insanca yaşayacak ücretler alması gerektiğini söylüyoruz” dedi.
“TÜM HALK KÖTÜ ŞARTLARDA YAŞAMAYA MAHKUM BIRAKILMIŞTIR”
Ekonomik krizin her geçen gün derinleştiği, yoksulluğun, pahalılığın arttığı bir dönemde olunduğunu vurgulayan Kahraman, “Halkın tüm kesimleri her geçen gün daha da kötü şartlarda yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Yandaş sendikalarınız ile karşılıklı orta oyunu oynayıp, TÜİK’e göre enflasyon%20 ama sokaktaki enflasyon %50 iken bize 5+7’yi reva gördünüz. Sermayeye vergi indirimi yaparken toplam verginin %70’ni emekçiden yani bizden aldınız” diye belirtti.
“MAAŞ ARTIŞI TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARINA UYGULANSIN”
Sağlık Bakanı’na ve hükümete seslenen Kahraman, şunları kaydetti:
“Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin emekliliğe yansıyacak temel ücretleri yoksulluk sınırı üzerine çıkarılsın. Yıllardır sözü verilen ek gösterge 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulansın. Sağlık Bakanı’nın açıklamasında yer alan hekimlere yönelik maaş artışı ayırım gözetilmeksizin tüm sağlık emekçileri için uygulansın. Tüm Sağlık ve Sosyal Hizmet çalışanlarının ücretlerinin yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını talep ediyoruz.”
PİRHA – HDP’li Kenanoğlu, çevre örgütlerine ve kamuoyun yaptığı çağrıda, “Doğamızı, çevremizi, içme suyumuzu, yaşam alanlarımızı tahrip eden madencilerle ilgili yeni bir yasa çalışması yapılıyor. Şimdiden hazırlığımızı yapalım ve kamuoyu baskımızı oluşturalım” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili ve Sanayi Ticaret Enerji Tabi Kaynaklar Bilgi Teknolojileri Komisyon Üyesi Ali Kenanoğlu, maden yasasında yapılacak değişiklik hususunda çevre örgütlerine ve kamuoyuna uyarıda bulundu.
Kenanoğlu, kamuoyunda maden yasasında bir değişiklik yapılacağı yönünde sözler dolaştığını ve yaptığı araştırmalar sonucunda böyle bir çalışmanın olduğuna dikkat çekerek “Maalesef kanunlar gizli saklı hazırlanıyor sadece maden kanunu maden şirketleri ile hazırlanıyor ve arkasından da komisyona geldiği zaman bizim haberimiz oluyor ve kamuoyununda o zaman haberi oluyor” dedi.
Böyle bir çalışma için çevre örgütlerinin şimdiden çalışma yapmaya, kamuoyu baskısı oluşturmaya ve maden kanunu ile ilgili tasarı hazırlamaya davet eden Ali Kenanoğlu, şunları söyledi:
“Bu konuyu ciddiye alalım. Çünkü yürütmüş olduğumuz yaşam savunuculuğunu çevre mücadelesinin ormanlarımızın talan edilmesinin karşısında alabileceğimiz önemli bir mücadele alanıdır. Biz şunu biliyoruz yani şu anki maden kanununun neye hizmet edeceğini 2019’daki hazırlanan maden kanununda ve daha öncekilerde gördük. Şuan maalesef dağlarımız, sularımız, ormanlarımız madencilere ve uluslararası şirketlere peşkeş çekilerek talan edilmiş durumda. Kazdağlarındaki mücadeleyi Alamos Gold’un orada davayı kaybetmiş olmasına rağmen hala alanı terk etmemesinin nedeni çok iyi biliyoruz. Cudi’de ki durumu biliyoruz. Cudi dağının nasıl bombardıman tabi tutulup dinamitlenerek bir bütün olarak tahrip edildi. Munzur için projeler hazırlandığını biliyoruz.”
Kenanoğlu, Türkiye coğrafyasının tamamında bir maden sahası ilan edilmesi söz konusu olduğunu belirterek, çevre örgütlerini duyarlı olmaya davet etti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. “Kişiye yönelik suçların af kapsamında olmaması gerekir” diyen Torun, bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesinin kamu vicdanını yaraladığını söyledi.
Meclis, AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifini yasalaştırmak için mesai yapacak.
TBMM Genel Kurulu bugün toplanarak infaz düzenlemesini içeren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacak.
70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik yapan teklife göre, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca infaz hakimliği kurulacak.
Kamuoyunda tepkilere neden olan, siyasi mahpusları kapsam dışında bırakan düzenlemeye ilişkin Avukat Tuba Torun, PİRHA’ya konuştu.
Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. Torun sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bir infaz değişikliği mi, af mı? Biz bunu af olarak değerlendiriyoruz. İktidar partisi buna “infaz değişikliği” demeyi tercih ediyor. Bu bir af, anayasaya aykırı bir değişiklik söz konusu. Bu değişikliğin yapılmasının esas sebebi salgın nedeniyle cezaevlerinde bir kısmın tahliye edilmesi, cezaevlerinin kapasitesi normalde 220 bin kişi fakat 300 bin kişi şu an cezaevlerinde. Bu yasa değişikliği ile 70 bin kişinin tahliye edilmesi öngörülüyor.”
“BU YASA YALNIZCA HÜKÜMLÜLERİ KAPSIYOR”
“Türkiye’de ortalama 7.5 yılda bir af çıkıyor, bu adalet sisteminin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor” diyen Torun, “Bu yasa yalnızca hükümlüleri kapsıyor, tutuklularla ilgili bir düzenleme yok, bu bakımdan da salgın sebebiyle tahliye amacına uygun düşmüyor. Biz önce tutukların tahliye edilmesini talep ediyorduk fakat dikkate alınmadı ne yazık ki” ifadelerini kullandı.
İnfazda eşitsizlik doğuran bazı durumlar söz konusu olduğunu ifade eden Torun, sözlerin şöyle devam etti:
“Eşitliğe aykırı bir durum gündeme gelmiş durumda Türkiye’de. Yasalarda terörün ne olduğu tam olarak tanımlanmamış durumda. Örneğin tüm dünyada terör cebir ve şiddet anlamında kullanılırken, Türkiye’de çok ağır bir eleştiride bulunmuş bir kişi ya da ifade özgürlüğünü kullanan bir gazeteci bile terörle ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesi elbette kamu vicdanını yaralıyor.”
İnfaz değişikliği düzenlenmesinde hala bazı soru işaretleri olduğunu söyleyen Torun, “İktidar kadına şiddet suçunu kapsam dışında bıraktık, diyor ama TCK’de kadına şiddet suçu diye bir suç yok. Dolayısıyla kadına şiddet suçundan kastın ne olduğu tam olarak açıklanmamış. Örneğin sırf kadın olduğu için bir kadına hakaret, tehdit, şantaj gibi suçlar da kadına yönelik suçlardır ve kesinlikle indirim kapsamında olmaması gereken suçlardır” diye konuştu.
Açık cezaevine geçmeye hak kazanmış kişilerin Mayıs ayı sonuna kadar izinli olması durumunun söz konusu olduğunu belirten Tuba Torun, “Bu süreçte ev içi şiddet çok fazla artmış durumda, bu izinlerle beraber şiddet uygulayan kişilerin eve gelip tekrar şiddet uygulaması sorunu var. İktidarın, kadın örgütlerinin ve hak savunucuların sıraladığı önlemleri almadan böyle bir uygulamaya geçmesi endişe verici” dedi.
Torun, devletin kendisine ve bireylere yönelik işlenen suçları ayırması gerektiğini söyleyerek, şunları kaydetti:
“Siyasetçilerin popülist söylemlerde bulundukları ve yeterince şeffaf olmadığı görülüyor. Yeni mekanizmalar kuruluyor. Örneğin infaz hakimlikleri. Ne yazık ki siyasi kararlar verebilen yargı bağımsızlığının tam olarak görülmediği Sulh Ceza Hakimlikleri endişesi var. Hukuki olan, devletin kendine karşı işlenmiş suçları önce affetmesidir. Kişiye yönelik suçların devletin affı kapsamında olmaması gerekir.”
Avukat Tuba Torun, “Umarım değişiklikler doğru bir şekilde uygulanır, adalet sistemine olan inanç ve güven tekrar tesis edilir” temennisinde bulundu.
PİRHA – Meclis’e sunulan infaz yasa tasarısında siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılmasına tepki gösteren aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, şair, sanatçı ve siyasetçiler, “İnfazda eşitlik yaşatır” diyerek çağrıda bulundular.
AKP tarafından Meclis’e sunulan infaz kanun teklifinde siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılmasına tepki gösteren aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, şair, sanatçı ve siyasetçiler sosyal medyadan video yayınlayarak çağrıda bulundular.
“#İnfazdaEşitlikYaşatır” hastagıyla videolu mesajla yapılan paylaşımlarda, siyasi tutukluların infaz yasası kapsamına alınmasına için verilen mesajlar şöyle:
“VİRÜSLER, İNSANLAR ARASINDA AYRIM YAPMIYOR”
Şair Hicri İzgören: “Zor günlerden geçiyoruz. Her konuda yardımlaşma ve dayanışma zamanı. Kamu sağlığı ve adalet için topluma karşı işlenmiş suçlar dışında, herkesi kapsayacak bir infaz yasası sağlanmalıdır.”
Siyasetçi Ufuk Uras: “Normal zamanlarda değil, kriz zamanlarında nasıl davrandığımızla insanlık ölçülür. İnsan yaşamı kutsaldır. Mahpuslar arasında infazda ayrım yapılmaması, insanlığın, vicdanın göstergesidir. Ölümden değil, hayattan yana olalım. Bu bir hayat memat meselesidir.”
Oyuncu Lale Mansur: “Birleşmiş Milletlerin de sizden talep ettiği gibi yeni infaz yasasına siyasileri de dahil etmenizi istiyorum. Birazcık vicdanınız varsa yaparsınız.”
Şair ve yazar Ahmet Telli: “Acıda ve sevinçte ortak olmaktan söz eden devletin, kendi sözünü kıymetlendirmek için önünde bir fırsat var: infaz yasası. Bu yasa cezaevlerindeki hastaları, düşünceleri nedeniyle içeride tutulan aydın, yazar ve gazetecileri dışta bırakırsa, söz bir kez daha haysiyet kaybına uğramış olur. Unutmayalım, koronavirüs bir gün elbet alt edilir. Sokakları, caddeleri yine doldururuz. Ama bu infaz yasası hastaları, düşünceleri nedeniyle içeride tutulanları unutursa, yaralı bir vicdanla yaşayacaktır, onları görmezden gelenler. Yaşamak dedim de, ne diyor şair Ataol Behramoğlu, ‘ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat sunulmuş bir armağandır insana’.”
Sosyolog Neşe Özgen: “Virüsler insanlar arasında ayrım yapmıyor. Devletin yeni geliştirmeye çalıştığı infaz indirim yasası, bir tür mahçup gizli idam yasası olmasın istiyoruz. Geleceğimiz için, toplumsal eşitlik için, birlikte yaşayabilmek için cezaevlerinde infazda eşitlik istiyoruz.”
“CEZAEVLERİNİN KAPISI AÇILSIN, HERKES EVİNDE KALABİLSİN”
Sanatçı Suavi: “Biz kamu sağlığı, adaletin tesisi, ortak, eşit ve birlikte yaşamın inşası açısından, cezaevlerindeki 300 bin tutsak için infazda ayrımsız eşitlik istiyoruz. Canlıyı, insanı, toplumu ve insanlığı yaşatmak için infazda eşitlik istiyoruz. Mahpuslar arasında bir ayrımı kabul etmiyoruz. Çünkü bu ötekileştiren, diğerlerini kesinlikle ölüme terk eden bir yaklaşım olacaktır ki ne adalete ne vicdana ne hukuka asla sığmayan bir sonuç üretecektir.”
Siyasetçi Akın Birdal: “Öncelikle siyasi mahpuslar, gazeteciler, hak savunucuları, avukatlar, yazarlar ve öğrenciler serbest bırakılmalıdır. İnfaz yasasında sağlanacak eşitlik hem toplumun beklentilerine karşılık vermiş olacak hem de toplumsal barışın önemli bir adımını oluşturacak. İnfaz yasasında eşitlik sağlansın ve cezaevlerinin kapıları açılsın. Herkes evinde kalabilsin.”
Şair Hıdır Işık: “Birlikte mücadelenin önemini vurgulayan devlet yetkililerinin, topluma karşı işlenen suçlar haricindeki tüm tutsakların infaz yasasına dahil edilmesini, eşit yurttaşlık ve insan hakları gereği bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.”
“YASADAKİ AYRIMCILIK, VAR OLAN EŞİTSİZLİKLERİ DAHA DA DERİNLEŞTİRECEK”
Siyaset Bilimci Nuray Mert: “Ceza infaz yasasında eşitlik istiyoruz. Bu ülkede düşünce suçlarının, siyasi suçlarının, cinayetten daha ağır cezalandırıldığını biliyoruz. Ama bu kez can sağlığı, can güvenliği söz konusu. Hiç olmazsa bu koşullar altında ceza infaz yasasında eşitlik gündeme gelsin.”
Hekim Onur Hamzaoğlu: “İnfaz yasasındaki ayrımcılık, var olan eşitsizlikleri daha da arttırıp derinleştirecek, hem de korona salgının yaşanmakta olduğu bu günlerde, önleyemeyeceğimiz acılara, ölümlere sebebiyet verecektir. Kimse bu vebalin altından kalkamaz. O nedenle ayrımcılığa bir an önce hep birlikte son verelim.”
Dansçı Zeynep Tanbay: “Hiçbir suç işlememiş, yasal bir temeli olmadan hapse atılan siyasi tutuklular ve sadece muhalif oldukları için hapse konulan insanların, yargı paketinde olması gerekiyor. Hele ki uyuşturucu çetelerinin, uyuşturucu suçlularının bu kapsam içinde yer alması, indirimden, denetimli serbestlikten yararlanması, infaz indiriminden yararlanması söz konusu iken, hiçbir suç işlememiş 50 bine yakın, öğretmen, öğrenci, ev kadını, iş insanı, akademisyen, aydın, yazar, gazetecinin hapiste tutulması, bu toplumun kabul edemeyeceği bir şey. Bu kararı alanları da asla affetmeyecektir.”
Oyuncu Deniz Türkali: “Canlıyı, insanı, toplumu, insanlığı yaşatmak için, infazda eşitlik istiyoruz.”
Hukukçu Sevtap Yokuş: “Salgın hastalıklar nedeniyle devletin vatandaşları için bir takım önlemler alması zorunludur. Bu kapsamda cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler için de bir takım önlemlerin alınması gerekir. Ancak bu önlemler alınırken, tutuklu ve hükümlüler arasında yapılacak ayrım, anayasanın eşitlik ilkesini içeren 10. Maddesi’ne ve iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetine sahip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına, ayrıca sözleşmenin 14. Maddesi’ndeki ayrımcılık yasağına aykırılık oluşturacaktır.”
Sendika yöneticisi Mustafa Paçal: “İnsanların topluca bulunduğu yerlerin başında cezaevleri geliyor. Cezaevleri bu anlamda büyük bir risk alanı oluşturuyor. Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de bir açıklama yaptı. Hükümet bu yönde bir infaz tasarısını Meclis’e getirmek istiyor. Bu atılmış olumlu bir adım. Ancak bu adımın gerçekten adaletli ve haklı olabilmesi için infaz eşitliğine ihtiyaç var.”
“ADALETİNİZ ÖLÜME DÖNÜŞMESİN, YAŞAMA GÜÇ VERSİN”
Şair Şükrü Erbaş: “Ölümün dünyayı kuşattığı şu günlerde, insanların adalet duygusunu ölümden daha ağır bir ayrımcılıkla yaralamayın. Bu coğrafya acıya doydu, insanı yüceltecek olan barıştır, kimseyi küçük düşürmeyecek bir adalettir. Bunun kapılarından birisi ise cezaevleridir. İnfaz yasa tasarısını sizin gibi düşünmeyenlere kapatmayınız. Hiç olmazsa şu günlerde adaletiniz ölüme dönüşmesin, yaşama güç versin.”
Söz yazarı Gülten Kaya: “Muhalif olmak da’ düşünceyi ifade etmek de suç değildir. Adaleti sağlarken, adalette eşitliği sağlayamazsanız, toplumsal dokuyu onarılmaz biçimde boşmuş olursunuz. Adalette ayrımcılık olmaz. Çok ağır zamanlardan geçiyoruz insanlık olarak ve iki değerli kavramı yeniden hatırlamak zorundayız. Vebal ve vicdan. Ben bir yurttaş olarak işin vicdani tarafı gereği infaz yasasında eşitlikten yanayım. Vebal ise sorumluların boynuna.”
Akademisyen Vahap Coşkun: “Türkiye cezaevlerinde doluluk oranı yüzde 121. Cezaevlerinin bu şekilde dolup taşması, koronavirüsün yayılmasına davetiye çıkarıyor. Korona hükümlüleri ve tutukluları ayırt etmiyor. Korona suçlar arasında da bir fark gözetmiyor. Hukuki durumları veya itham edildikleri suç ne olursa olsun, cezaevlerindeki herkes bu virüsün tehdidi altında yaşıyor. Devlet cezaevlerinde her bireyin yaşam ve sağlık hakkını korumakla mükelleftir. Bu nedenle cezaevlerinde bu virüsün yayılmasını engellemek amacı taşıyan yasal düzenleme, mutlaka ama mutlaka cezaevlerindeki herkesi kapsamak durumundadır. Anayasanın 10. Maddesi’ndeki eşitlik ilkesine ve AİHS’in 14. Maddesi’ndeki ayrımcılık yasağının gereği budur.”
Şair Fadıl Öztürk: “İnsanca yaşamayı bir vebale gibi gömüp, uzaklaşmayacak, iyiliğe olan inancımızı asla yitirmeyeceğiz. Bir insanın sağlığı, bütün insanların sağlığıdır. İnfazda eşitlik istiyoruz.”
Siyasetçi Gülseren Onanç: “Şu anda hapiste bulunan 300 bin vatandaşımız, koronavirüs tehdidiyle karşı karşıya. Benim 3 tane kırmızı çizgim var: çocuk istismarcıları, kadın katilleri ve uyuşturucu çeteleri. Bunların dışındaki bütün mahkumlara eşit bir şekilde bu infaz yasasının uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eşitlik varsa adalet vardır. Bu zor süreci de eşitlik ve dayanışmayla atlatacağımıza inanıyorum.”
“İNFAZDA EŞİTSİZLİK ANAYASA’YA AYKIRIDIR”
Oyuncu Jülide Kural: “Koronavirüs salgını nedeniyle insanlık gerçek anlamda bir sınavdan geçiyor. Bir kişinin sağlığı, tüm insanlığın sağlığı anlamına geliyor. Bu yanıyla baktığımızda da cezaevleri koşulları ve salgının boyutları düşünüldüğünde, aslında bir infaz yasasının gündeme getirilmiş olması, son derece olumludur. Ancak bu infazda mutlak suretle bir eşitlik olması gereklidir. Sadece çocuk istismarcıları, kadın katilleri ve uyuşturucu çeteleri dışında, yani topluma karşı işlenmiş suçlar dışında kalan tüm mahpuslar ve tutsaklar için mutlak suretle bir tahliye söz konusu olmalıdır.”
Orkestra Şefi Cem Mansur: “Siyasi tutukluların yeni infaz yasasının kapsamının dışında bırakılması düşünülüyor. Bu durumda kimseden vicdan beklediğim yok. Ama cennet ve cehenneme inanan kişiler olarak, bunun altından nasıl kalkarsınız siz düşünün.”
Hukukçu Eren Keskin: “Türkiye Cumhuriyeti devletinin dahiciler tarafından yapılmış Anayasasındaki 10. Maddesi kanun karşısında herkes eşittir der. Bu nedenle infazda eşitsiz uygulama her şeyden önce Anayasa’ya aykırı demektir.”
PİRHA – Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurucusu ve temsilcisi Gülsüm Kav, AKP’nin meclise sunmayı düşündüğü yargı paketinde cinsel saldırı suçu işleyenlerin tahliyeden yararlanmasını ön gören yasa tasarısına tepki gösterdi. Kav, bu yasayla kadınların ve çocukların gözden çıkarılmaya çalışıldığını belirterek, bunu asla kabul etmediklerini vurguladı.
AKP’nin Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin görüşüne sunduğu infaz indirimi taslak teklifini bu hafta Meclis Başkanlığı’na sunması bekleniyor. AKP tarafından hazırlanan ve koronavirüs tehdidi nedeniyle görüşülmesi için gündemde öne çekilen infaz düzenlemesinde, cinsel saldırı suçu işleyenlerin de erken tahliyeden faydalanacakları ortaya çıktı.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurucusu ve temsilcisi Gülsüm Kav, görüşülmesi düşünülen yargı paketinin teklif dahi edilmesine tepki göstererek, bu yasa teklifini asla ama asla kabul etmediklerinin altını çizdi.
“CİNSEL SALDIRI SUÇU İŞLEMİŞ OLANLAR KAPSAM DIŞI BIRAKILMALI”
Gülsüm Kav, koronavirüs nedeniyle kadınların, çocukların hane içinde şiddete maruz kalma riski yüksek olan herkesin karantina günlerinde daha fazla korunması için çağrılar yaptıklarını belirterek, “Bunun tam tersine bir şekilde o evlerin içerisine bu suçları işlemiş erkekleri göndermek akla mantığa uygun bir durum değildir. O sebeple teklif dahi edilemez olduğunu, kesinlikle kapsam dışında tutulmaları gerektiğini düşünüyoruz. Sadece cinsel suçlara cezasızlık anlamına gelecek kişiler tahliye olup gittikleri -karantina günlerinde olduğumuz için- o evlerde o suçu işlemeye devam edecekler” ifadelerini kullandı.
“SADECE CİNSEL ŞİDDET DEĞİL ŞİDDETİN DİĞER BİÇİMLERİNİ DE NORMALLEŞTİRECEK”
Bu yasa paketinin yasallaşması halinde yalnızca cinsel şiddet değil şiddetin diğer biçimlerinin de normalleşmesine ve artmasına neden olacağına dikkat çeken Gülsüm Kav, faille karşılaşmamak için kalp krizi geçirip ölen küçük çocukların olduğunu hatırlatarak, bunun sadece cinsel suçlar için bile kabul edilemez olduğunu söyledi.
Kav, bu konuda geçmiş dönemlerde hassasiyetle kamuda yapılmış düzenlemelerin olduğunu hatırlatarak, “Cinsel suçlara ilişkin, adliyelerde adliye görüşme odaları, çocuklar için çocuk izleme merkezleri, örselenmeden ifade işlemlerinin tamamlanması, ihmallerin ortadan kaldırılması için genelgeler gördük ve bunlar olumlu adımlardı. Şimdi bu paket tüm atılan olumlu adımları da boşa düşürecek” dedi.
Bu yasa tasarısının asla kabul edilemez olduğunu söyleyen Kav, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan gazetecilerin de haklı taleplerinin olduğunu belirterek, “Bugün gazeteciler de çok haklı talepte bulunuyorlar. Düşünce suçluları ve gazeteciler haksız yere içerideyken onları içermeyip de, insanlık suçu işleyenleri içeren bir teklif kabul edilemez, derhal bu yoldan dönmeliler” dedi.
Koronavirüs salgının yayıldığı günlerde yaşlıların nasıl gözden çıkarıldığını gördüklerini söyleyen Gülsüm Kav, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böyle durumlarda rahatlıkla bugünlerde yaşlıların nasıl gözden çıkarıldığını gördük. Bu korona günleri geçecek ve bugünlerin hesabı verilecek. Bugün yaşlıyı, engelliyi daha fazla savunmamız gerektiğini gözden çıkarılabilir görüyorsa, kadını da gözden çıkarılabilir görmesini kanıtlarlar eğer bu maddeyi sokarlarsa.”
“ACİL ÖNLEM PAKETİ HAZIRLANMALI”
Sokağa çıkmanın mümkün olmadığı bir zamanda olduklarını belirten Kav, yasa tasarısının Meclis’ten geçmemesi için ellerinden gelen tepkiyi sosyal medyadan vereceklerini belirterek, bu yasa teklifini asla ama asla kabul etmediklerini belirtti.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurucusu ve temsilcisi Gülsüm Kav, bu yasa teklifi yerine koronavirüs günlerinde şiddet uygulayan faillerle evde kalmak zorunda kalan kadınlar için acil önlem paketlerinin açıklanması gerektiğini de söyledi.
PİRHA-Çocuk istismarına evlilik yolu açan yasa tasarısının tekrar gündeme gelmesini değerlendiren Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu yasa tasarısı ile taciz ve tecavüzlerin önünün açacağına dikkat çekti. Uslu, bunu iktidarın yerel seçimler öncesi daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışması olarak da değerlendirdi.
Özellikle kadın örgütlerinin mücadelesi ve kamuoyunun tepkisiyle üç yıl önce geri çekilen “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesi seçime az süre kala yeniden gündeme getirildi. Düzenlemenin çocuk yaşta evliliklerin önünü açacağı belirtiliyor.
Çocuk istismarlarına evlilik yoluyla af çıkartmayı öngören yasa tasarısını daha önce kadınların mücadelesiyle geri çekildiğini hatırlatan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu tasarıyı tekrar gündeme getirmeye çalışmalarının zihinlerinde kadına ve çocuğa yönelik bakış açısında bir tahakküm ilişkisi olduğunu kaydetti.
Türkiye’de erkek egemenliğinin siyasi, politik ve sosyal ilişkileriyle perçinlenmiş olduğunu dile getiren Uslu, “Bunun arka planında kadını ve çocuğu kendi tebaası haline getirmeye uğraşan, kendi hükümdarlık alanlarında onlara uyacak kul köle olarak görmeye uğraşıyorlar. Kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar vakalarında, eğitim müfredatında bunu görüyoruz.” dedi.
“YEREL SEÇİMLER ÖNCESİ OY TOPLAMAYI HEDEFLEYEN BİR ÇALIŞMA”
18 yaşı bir sınır olarak görmediklerini ’15 yaşında bir çocukla evlenilebilir, hayat kurulabilir’ olarak gördüklerini belirten Deniz Uslu, bu bakış açısını bildiklerini ve bu zihniyeti diri tutmaya çalıştıklarını bunu yaparken de toplumda bir karşıtlık yaratmaya çalıştıklarını belirterek şöyle devam etti;
“İstismar bir suçtur cezalandırılması gerekir, buna karşı caydırıcı cezalar öngörürsen, istismar olayları olmadan önlem alabilirsen, toplumda insanların buna cüret etmesini zorlaştırırsın. Fakat onlar tam tersine istismar olaylarında küçük yaşta zorla evliliklerde evlilik gerçekleştiği zaman affı öngören tasarıyla birlikte insanlara şu mesajı da veriyor: Rahat rahat evlenebilirsiniz, tecavüz edebilirsiniz. Tecavüz ettikten sonra zaten doğru düzgün cezalar yok, indirimler var. Takım elbise giyersin, kravat takarsın vs.”
Bu tasarıyla birlikte binlerce insanın cezaevinden çıkarmayı hedeflendiğini kaydeden Uslu, bir yanıyla yerel seçimler öncesi kendilerine daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışma olarak da değerlendirilebileceğini kaydetti. Uslu, Türkiye’de tecavüze uğrayıp evlendirilen çocukların şikayet edebilecekleri bir mekanizmanın olmadığını da ekledi.
“İKTİDARA KARŞI MÜCADELE ARAÇLARI GELİŞTİRİLMELİ”
Kadın düşmanı söylemleri ve politikalarıyla egemen olan bir iktidarın söz konusu olduğunu ve iktidara karşı mücadele araçlarını geliştirmek gerektiğinin altını çizen Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, şöyle devam etti:
“Kadın merkezleri kuruluyor, belediyelerin çalışmaları oluyor, sığınma evleri vs açılıyor ya da karakol yoluyla şikayetçi olabiliyorsun fakat gördüğümüz örnekler bunların çoğunun başarısız girişimler olarak sonuçlandığını gösteriyor. Şikayetçi olmak yetişkin bir kadın açısından bile zorken çocuk açısından imkansız hale gelmiş durumda. Bunların önünü açabilecek mekanizmaları işletecek düzenlemeler yapılması gerekirken tam tersi bir çalışma yapılması söz konusu.”
“OKULLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET EĞİTİMLERİ VERİLEBİLİR”
Kadın örgütlerinin de gündeme getirdiği Çocuk Bakanlığı’nın önemli olduğuna dikkat çeken Deniz Uslu, “Çocuk Bakanlığı kurularak, çocuklara yönelik istismar olayların da önüne geçebilecek adımlar atılabilir. Okullarda toplumsal cinsiyet eğitimleri verilebilir. Rehberlik birimleri bu yönlü çalışma yapabilir. Çocukların bu durumları paylaşabilecekleri mekanizmaları üretilebilir. Diğer taraftan yerel seçimlere giderken yerel yönetimler meselesinde belediyelerde kadın merkezleri, şiddet önleme merkezleri, çocukları da kapsayacak merkezler geliştirilmeli ve işletilmeli” önerilerinde bulundu.
Kadınların çocuk hakları ve kendi hakları için özgürlük ve eşitlik içinde mücadelesini yükseltmesi gerektiğini kaydeden Uslu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ülkede sosyal ve ekonomik olarak da gelişimi aslında bir kuşağın yetişmesiyle doğrudan ilintilidir. Şimdiki çocuklar geleceğin yetişkinleri olacaktır ve bu ülkede belirleyici durumda da olabilirler. Bu bakış açısının tahakküm kuran bir bakış olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla çocuğun zihinsel dünyasını, psikolojik dünyasını çok fazla önemsemeyen başına geleceklerden en fazla kendisini sorumlu tutan ona yönelik herhangi bir çözüm üretmeyen bir iktidar söz konusu.
Bu yasa ile birlikte çocukların demokratik ve bilimsel olmayan cinsiyetçi bir eğitim sisteminden geçtiğini görüyoruz. Bununla birlikte 4+4+4 eğitim modeliyle beraber kız çocuklarının okuldan alındığı oğlan çocuklarının daha çok işe yöneldiği kızların eve hapsedilebileceğini bir eğitim modeliyle bütün olarak baktığımızda da çocuklar açısından mutlu son yaratmayacak bir model söz konusu.
Bir de bu istismar yasa tasarısıyla birlikte çocukların güvenli bir hayat modelini çocuklardan uzaklaştıran bir durum var. Tacizlerin önünü açabilecek bir uygulama çünkü nasılsa bir şey yaptığım zaman evlenirim, ceza almaktan kurtulurum, çocuğun rızası vardı derim’ gibi sözleri hakimlerin ağzından bile duyduk. İktidar ve bu yasa tasarısından alacakları güçle bu istismar olaylarının önü daha fazla açılacaktır.”
PİRHA – Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Gazi Bileşenleri ve Ankara Tabip Odası ortak açıklama yaptı. Açıklamada, tasarının mecliste kabulü halinde birçok akademisyenin istifalarını hazırladığı belirtilerek, üniversite çalışmalarının da sekteye uğrayacağı vurgulandı.
Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Gazi Bileşenleri ve Ankara Tabip Odası (ATO) ortak açıklama yaptı. ATO Genel Merkezinde yapılan açıklamada, Mecliste Gazi Üniversitesinin de dahil olduğu çok sayıda üniversitenin bölünmesini öngören tasarının, öğretim elemanları, öğrenciler ve aileleri açısından anlaşılmaz ve üzücü olduğu belirtildi.
“TASARI HAZIRLANIRKEN BİZLERE SORULMADI”
Açıklamada konuşan ATO Genel Başkanı Vedat Bulut, üniversite bileşenlerinin alınan oldubitti kararlara karşı durmaya her zaman hazır olduğunu söyledi. 1926 yılında kurulan Gazi Üniversitesinin Türkiye’de saygın bir duruma ulaştığını ifade eden Bulut “Kanun tasarısı hazırlanırken Gazi Üniversitesi mezunlarına, öğrencilerine, öğretim üyelerine, akademik kurullara, Gazi Üniversitesi iç ve dış paydaşlarına sorulmamıştır” dedi. Oldu bitti kararlara birinin daha eklenerek Gazi Üniversitesinin parçalanmak istendiğini söyleyen Bulut, “Öğrenci sayısı yüksekliğinin ve büyük üniversitelerin yönetilme güçlükleri olduğu savı doğru değildir. Başarılı olan ve araştırma üniversiteleri içinde yer alan bir üniversitede yönetimsel güçlükten söz edilemez” diye konuştu.
Tasarının Meclis Genel Kurulunda kabulü halinde gelişecek sorunların hükümet yetkilileri tarafından öngörülmediğini dile getiren Bulut “Bu sorunlar; Gazi Üniversitesinin önümüzdeki yıllarda ‘Araştırma Üniversitesi’ kapsamından çıkması, pek çok fakültede ve birimde akreditasyon, İSO belgelendirme süreçlerinin etkilenmesi, uluslararası projeler ve gerçekleştirilen pek çok stratejik değerde olan projelerin olumsuz etkilenmesi, uluslararası laboratuvar hibeleri anlaşmalarının duraksaması hatta iptali, binlerce araştırma, patent, telif hakkı ve bilimsel yayın çalışmalarının sekteye uğraması gibi sonuçlardır”dedi.
“AKADEMİSYENLER İSTİFALARINI HAZIRLADILAR”
Öğrencilerin de mutsuz ve endişeli olduğunu ifade eden Bulut, “Akademisyenler, Gazi Üniversitesi çatısı altında görev yapmak istemektedirler ve isim değişikliği durumunda kurumdan ayrılmayı düşünen, özel vakıf üniversitelerine geçmek isteyen akademisyenler istifa mektuplarını hazırlamışlardır. Bu pek çok fakülte ve birimde eğitimi aksatacak, hatta bazı bölümlerin tamamen kapanmasına yol açacaktır” diye konuştu. Hacı Bayram Veli Üniversitesinin kurulmasının yolunun Gazi Üniversitesinin parçalanmasından geçmediğini dile getiren Bulut, yasa tasarısını kınadıklarını ve ivedilikle geri çekilmesini talep ettiklerini söyledi.
“Gazi Üniversitesi mezunları, öğrencileri ve öğretim üyeleri ve bu ülkenin onurlu yurttaşları bu alınacak karara tepkilerini her zeminde göstereceklerdir” diyen Bulut, öğrencilerin ailelerin ve akademisyenlerin gelişebilecek oldubitti kararlara karşı akademik kurul kararlarıyla ve her zemindeki çalışmalarıyla karşı durmaya kararlı olduğunu söyledi. Cebrail ARSLAN/ANKARA
PİRHA- Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerine ilişkin Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri yaptıkları açıklamada, “Bugün de TBMM’de görüşülmekte olan yasa tasarısı halkı, emekçileri yok sayan, öncekilerin kopyası olan bir savaş bütçesidir. Yönetenler halkın vergileriyle elde edilen her kuruşun hesabını vermek zorundadır” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Meclis’te başlayan bütçe görüşmeleri 12 Aralık Salı gününden bu yana tartışmalarla devam ederken, Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri, Antakya Köprübaşı’nda konuya ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamayı okuyan Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi SYKP Eş Başkanı Hülya Kavuk, AKP Hükümeti dönemi boyunca bütçe ile ilgili teknik birçok değişiklik yapıldığına ve bütçe dışı harcamaların takibinin ise neredeyse imkansız hale getirildiğine dikkat çekti.
“Yıllardır işçilerin, emekçilerin, yoksul halkların soyutlandığı, yok sayıldığı bütçe süreçleri yaşanmış, her dönem sermayenin, patronların, rantçıların, emperyalist silah tüccarlarının çıkarına uyan bütçeler yapılmıştır. Bugün de TBMM’de görüşülmekte olan yasa tasarısı halkı, emekçileri yok sayan, öncekilerin kopyası olan bir savaş bütçesidir. Ama aynı zamanda saydam ve hesap verilebilirlik olarak önceki bütçelerden çok daha geridir. Halka açıklanamayan hiçbir harcama meşru değildir. Yönetenler halkın vergileriyle elde edilen her kuruşun hesabını vermek zorundadır.”
Milletvekillerine seslenen Hülya Kavuk, “Rant ve savaşı finanse edecek bu bütçeye karşı, halkın barınma, eğitim ve sağlık, her bireyin insanca yaşam hakkını sağlamak, yoksulluk sınırının üzerinde bir asgari ücret, işçi cinayetlerinin durdurulması ve güvenceli çalışma hakkı için, tahrip edilmeyen bir doğa ve temiz bir çevre için, kadına ve LGBTİ’lere uygulanan şiddeti durdurmak için bir bütçe hazırlamak ve bu hazırladığınız bütçenin bütün halka eşit dağılımını sağlamakla yükümlüsünüz. Aksi halde biz bu ülkenin ezilen yoksul emekçileri sokakta sizlere karşı sürdüreceğimiz mücadeleyi daha da güçlendirerek devam ettireceğiz” dedi.