Etiket: YASA

  • Diyanet’e geniş yetkiler veren kanun, yürürlüğe girdi

    Diyanet’e geniş yetkiler veren kanun, yürürlüğe girdi

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okullar, öğrenci yurtları ve hastanelerde manevi danışmanlık ile dini faaliyet yürütmesine olanak sağlayan kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’na geniş yetkiler tanıyan Bazı Kanunlarda ve 660 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede (KHK) Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın Diyanet İşleri Başkanlığı’na verdiği yetkilere yönelik iptal kararının ardından AKP, iptal edilen düzenlemeleri torba kanun ile Meclis’e taşımıştı.

    Meclis Genel Kurulu’nda AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen yasa teklifi ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geniş yetkiler kullanmasının önü açılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM ‘hayvan katliamı’ yasasının iptalini esastan görüşecek

    AYM ‘hayvan katliamı’ yasasının iptalini esastan görüşecek

    PİRHA- AYM, bugün sokak hayvanlarının öldürülmesinin önünü açan ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle açılan davada ilk incelemeyi yaptı. Davanın daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülmesine hükmedildi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), bugün sokak hayvanlarının öldürülmesinin önünü açan ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle açılan davada ilk incelemeyi yaptı.

    Davanın daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülmesine hükmedildi.

    “BU BİR KATLİAM YASASIDIR”

    Neylan Solmaz, şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi üyelerine şunu söylüyoruz: Bu sadece hayvan katletme yasası gibi görünüyor ama bu aynı zamanda insana da çevreye de yönelik birbirinin parçası olan bir şeye yönelik bir karar vereceksiniz. Derhal yürütmeyi durdurma kararı talep ediyoruz, çünkü hem toplumu ikiye ayıran bir yasaya dönüştü bu. Hayvanseverleri, yaşam hakkı savunucularını ve hayvan katillerini karşı karşıya getirdi. Maalesef yasa geçer geçmez de yurdun dört bir yanından hayvan cinayetlerinin haberlerini alıyoruz. Kaynak olarak bu yasa gösteriliyor. Bu bir katliam yasasıdır, katliamın da yasasının olmayacağını 105 gündür haykırıyoruz. Anayasa Mahkemesi üyelerine de aynı çağrıyı yapıyoruz bu bir katliam yasasıdır, meşru değildir derhal bu yasanın yürütmesini durdurun diyoruz.”

    Yapılan konuşmalar ile Anayasa Mahkemesi’ne seslenilerek, ‘katliam yasasının’ bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talep edildi. AYM’nin bu kanun hakkında bir an önce karar vermesi istendi.

    PİRHA/ANKARA

  • TBB’den AKP’ye uyarı: Hayvan katliamında ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir

    TBB’den AKP’ye uyarı: Hayvan katliamında ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir

    PİRHA- Türkiye Barolar Birliği, AKP tarafından hazırlanan ve sokak köpeklerinin “uyutulmasını” öngören yasa teklifine tepki gösterdi. Yazılı yapılan açıklamada “Bahsi geçen yasa teklifinin meclisten geçmesi halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir hayvan katliamının yaşanacağı aşikardır. Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir” denildi. 

    Türkiye Barolar Birliği (TBB), AKP’nin “başıboş köpekler” sorununun çözümü için ‘sokak hayvanlarının uyutulması” maddesini de kapsayan yasa değişikliği teklifine tepki göstererek “Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir” dedi.

    İktidar ve yandaşlarının hedef haline getirdiği sokak hayvanlarına ilişkin düzenlemede sona gelindi.

    AKP’nin sokak hayvanlarına ilişkin Meclis’e sunmaya hazırlandığı yasa teklifinde ‘köpeklerin katledilmesi’ öngörülüyor.

    Yasa teklifi hazırlığına yönelik Türkiye Barolar Birliği’nden yapılan yazılı açıklamada “Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir. Etik değerlere, toplumsal normlara ve sırf sezgisel olarak dahi fark edebildiğimiz hayvanın yaşam hakkına aykırı olan bu zihniyetin kurumsallaştırılarak yasal zemine taşınması, toplumun vicdanında da kabul görmeyecektir” ifadeleri kullanıldı.

    TBB’nin yaptığı yazılı açıklamanın tam metni şöyle:

    “Kamuoyunda bir süredir, tüm sokak hayvanlarının toplanarak önce ilan yoluyla sahiplendirilmeye çalışılacağı, bu süreç sonunda sahiplendirilmeyen sokak hayvanlarının ‘uyutulma’ adı altında öldürülecekleri yönündeki yasal düzenleme için harekete geçildiğine dair haberler paylaşılmaktadır. Bahsi geçen yasa teklifinin meclisten geçmesi halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir hayvan katliamının yaşanacağı aşikardır.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ KISIRLAŞTIRMA VE REHABİLİTASYON SEFERBERLİĞİDİR”

    Yüzyıllardır bu toprakların bir parçası olan sokak hayvanlarının; bizler gibi hissedebilen, acı çekebilen ve her fırsatta “can dost” oldukları vurgulanan varlıkların ölüm fermanını vermek yahut onları ölüm kampı barınaklarda tecrit etmek ne kültürel değerlerimizle ne de 20 yıl önce yürürlüğe giren ve 3 yıl önce kapsamlı değişikliğe uğrayan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun sistematiği ile bağdaşabilir.

    İddia edildiği gibi sokak hayvanları popülasyonu bir problem teşkil ediyorsa bu sorunun çözümü yetkili tüm kurumların eş zamanlı olarak yürüteceği bir kısırlaştırma ve rehabilitasyon seferberliğidir. Bunun için semtlere ve özellikle kırsal bölgelere kısırlaştırma merkezlerinin kurulması gerekli ve yeterlidir. Kısırlaştırma ile birlikte mutlaka uygulanması gerekli bir başka husus da evcil hayvanların üretim ve satışına yasak getirilmesi ve sahiplendiği hayvanı sokağa terk edenlere ağır idari yaptırımlar uygulanmasıdır. İki veya üç yıl süresince uygulanacak bu yöntem ile sokak hayvanlarının üremesinin önüne geçilebilecek ve varlığı iddia edilen sorun büyük ölçüde çözüme ulaşacaktır. Açıklanan yöntemler, alanında uzman veteriner hekimler tarafından da en doğru yol olarak sunulmakta, pek çok bilimsel çalışma ile de desteklenmektedir.

    ”KATLİAM VE TECRİTTE ISRARCI OLMAK, AKLI VE VİCDANI REDDETMEKTİR” 

    Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir. Etik değerlere, toplumsal normlara ve sırf sezgisel olarak dahi fark edebildiğimiz hayvanın yaşam hakkına aykırı olan bu zihniyetin kurumsallaştırılarak yasal zemine taşınması, toplumun vicdanında da kabul görmeyecektir.

    Sonuç olarak, Türkiye Barolar Birliği olarak yapılması planlanan yasal düzenlemeyi takip ettiğimizi ve bu toprakların bir parçası olan tüm canlıların ‘yaşam hakkı’nın korunması adına her türlü hukuksal mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyu ile saygıyla paylaşırız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu, AB ülkelerinde gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan “Basın Özgürlüğü Yasası”nı kabul etti.

    Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’de gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan yeni “Basın Özgürlüğü Yasası”nı oylayarak kabul etti.

    Eylül 2022’de AB Komisyonu tarafından sunulan ve 2023 yılı sonunda AB liderleri zirvesinde de kabul gören yasa, Strasbourg’da, AP Genel Kurulu’nda da ele alındı. Çarşamba günü yapılan oylamada, yeni medya özgürlüğü düzenlemesi 92’ye karşı 307 oyla kabul edildi. Oylamada 65 milletvekili çekimser oy kullandı.

    Yeni yasal düzenleme, gazetecileri korumayı, editoryal kararlara siyasi müdahaleye karşı mücadele etmeyi ve basın organlarının mülkiyeti konusunda şeffaflığı güçlendirmeyi, aynı zamanda Pegasus veya Predator gibi casus yazılımlar aracılığıyla gazetecilerin keyfi gözetlenmesini engellemeyi hedefliyor.

    Yasa gazetecilerin, kaynaklarının gizliliğinin korunması ve gazetecilere karşı casus yazılım kullanılmasının yasaklanmasını içeriyor.

    Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise AB üyesi 27 ülkenin ulusal meclisleri tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) AP’deki oylamayı memnuniyetle karşıladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • MLSA’dan AYM’ye çağrı: Sansür yasası iptal edilsin

    MLSA’dan AYM’ye çağrı: Sansür yasası iptal edilsin

    Anayasa Mahkemesi, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçuna hapis öngören Dezenformasyon Yasası’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemini 8 Kasım’da görüşecek. MLSA, yasanın iptali için çağrıda bulundu.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi, hafta içi gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalarla ilgili olarak AYM’ye çağrıda bulundu.

    MLSA, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun düzenlendiği TCK 217/A maddesini 8 Kasım tarihinde Anayasaya uygunluk yönünden görüşecek Anayasa Mahkemesi (AYM) üyelerine çağrı yaparak, yasanın iptalini istedi.

    “DEZENFORMASYON YASASI HERKESİ POTANSİYEL FAİL HALİNE GETİRİYOR”

    Sene başından bu yana en az 13 gazeteci sansür yasası kapsamında gözaltına alındı, soruşturma geçirdi veya tutuklandı. Son olarak 1 Kasım’da T24 yazarı Tolga Şardan, yargıda yolsuzluğa dair hazırlanan bir MİT raporunun haberini yaptığı gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) TCK 217/A maddesi kapsamında tutuklandı.

    MLSA Hukuk Birimi tarafından kaleme alınan ve Anayasa Mahkemesi üyelerine gönderilen çağrı metninde, gazeteciler üzerinde bir baskı aracına dönüşen “Dezenformasyon yasasının” iptali talep edildi.

    Çağrıda, yasanın Anayasa’nın düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın hürriyetini düzenleyen ilkelerine aykırı olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleriyle çeliştiği vurgulandı. Ayrıca düzenlemenin “öngörülebilirlik ilkesine” de aykırı olduğu belirtildi.

    “Dezenformasyonla mücadele yasası” adı verilen, gazetecilik meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak adlandırdığı kanunun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesinin ardından CHP, bunun 29’uncu maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. 29’uncu maddede şu ifadeler yer alıyor: “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AKP’nin cemevleri yasa tasarısı TBMM’ye sunuldu

    AKP’nin cemevleri yasa tasarısı TBMM’ye sunuldu

    PİRHA-AKP, cemevleri yasa tasarısını TBMM’ye sundu. Teklife göre, isteyen Alevi dedelerinin maaşları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ödenecek. Belediyeler, cemevlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarını indirimli veya ücretsiz olarak karşılayacak.

    AKP, Meclis Başkanlığı’na 21 maddeden oluşan yeni bir torba kanun teklifi sundu. Teklife göre, isteyen Alevi dedelerinin maaşları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ödenecek. Belediyeler, cemevlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarını indirimli veya ücretsiz olarak karşılayacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sansür Yasası’ teklifi ertelendi!

    ‘Sansür Yasası’ teklifi ertelendi!

    PİRHA-  “Sansür yasası” olarak bilinen Dezenformasyon Yasası teklifi yeni yasama dönemine ertelendi.

    AKP-MHP tarafından Meclis’e getirilen “Sansür yasası” olarak bilinen ve başta gazeteci meslek örgütleri olmak üzere kamuoyunda tepkiyle karşılanan ‘Dezenformasyon Yasası’ teklifinin görüşmelerinin ertelendiği açıklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çoklu demokratik yaşama uygun bir anayasal sistem inşa edilmeli’-VİDEO

    ‘Çoklu demokratik yaşama uygun bir anayasal sistem inşa edilmeli’-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de nefret dilinin siyasette yer bulmasını ve topluma yansımasını değerlendiren Prof. Dr. Atilla Güney, bütün anayasaların ruhuna bakıldığında ayrımcılığın çok net bir biçimde yansımalarının olduğuna dikkat çekti. Güney, “Ayrımcı anayasal mantığın yerine demokratik, çok kültürlü ve çoklu demokratik yaşama, topluma uygun bir anayasal sistemin yapılması için mücadele edilmesi gerekiyor” dedi.

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırıları devam ederken, nefret dili siyasette karşılığını buluyor ve saldırıların beslendiği alan haline geliyor. Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Romanlar, mülteciler, LGBTİ+’lar, iktidardan muhalefete, sokaktan meclise, törenlerden toplantılara kadar günlük siyasetin hedefi haline gelebiliyor.

    Türkiye’de nefret dilinin siyasette yer bulmasını ve topluma yansımasını Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Prof. Dr. Atilla Güney‘e sorduk.

    “AYRIMCI POLİTİKALAR CUMHURİYET KURULDUĞUNDAN BERİ UYGULANIYOR”

    PİRHA: Türkiye’de ayrımcı politikaların beslendiği bir tarihsel arka plan var mı?

    ATİLLA GÜNEY: Böylesine heterojen, çok katmanlı, çok kültürlü bir toplumsal coğrafyada bu çok katmanlı toplumsal dokuya hiç de uymayan otoriter bir milliyetçilik anlayışından yola çıkan bir devlet kurgularsanız ayrımcılık da bu devletin ve bu devlet üzerinden siyaset yapmanın alametifarikalarından bir tanesi olur kuşkusuz. Dolayısıyla bu topraklarda ya da günümüzde ayrımcı siyasetin, ayrımcı siyasi dilin cumhuriyetin kuruluşuna kadar giden tarihsel kökleri olduğunu söylemek mümkündür.

    Ayrımcılığı önce siyaseten tanımlamak gerekiyor. Ayrımcılık siyasi literatürde bir toplumdaki bireyin temel hak ve özgürlüklerden yaşam hakkı, konut hakkı, seyahat hakkı, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, toplumsal cinsiyet özgürlüğü gibi özgürlüklerinden ve haklarından toplumsal yapı içerisindeki konumu, kimliği, etnik, cinsel, dinsel aidiyeti hatta ve hatta siyasi görüşü, sınıfsal konumlanışı itibariyle bu haklarından bir birey mahrum kalıyorsa, mahrum bırakılıyorsa siyasi otorite tarafından, bu ayrımcılık olarak tanımlanıyor. Türkiye’de ayrımcılık meselesini, bu devletin içerisine oturttuğunuzda ayrımcılığın son derece köklü tarihsel dayanakları olduğunu görüyoruz. Cumhuriyetin ilk kuruluşundan itibaren ulus devletin tanımlanışı, dinin tanımlanışı ya da 1921’den itibaren bugüne kadar yapılan bütün anayasalara baktığımızda aslında bu ayrımcılığı görebiliyoruz.

    Biraz abartılı bir cümle olacak belki ama ben şunu iddia edebilirim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana yapılan bütün anayasalar ayrımcı anayasalardır. 1982 de dahil olmak üzere bugün devleti şekillendiren ve siyasetin üzerinden yürüdüğü anayasalar ayrımcı anayasalar. Neden ayrımcı anayasalardır? Çünkü belli bir ulus tanımı üzerinden, bir Türklük tanımı üzerinden bir vatandaş tanımı yapıyorsunuz. Dolayısıyla bu tanıma uymayan herkes doğal, dolaylı ya da doğrudan ayrımcılığa uğruyor.

    Diyanet İşleri Başkanlığını kurduğunuz andan itibaren, o tanımladığınız Diyanet İşleri Başkanlığı’nın misyonunun içerisine girmeyen bütün inanç gruplarına bir tür ayrımcılık uyguluyorsunuzdur aslında. Dolayısıyla Diyanet’in kuruluşundan beri bir ayrımcılık var. 1937 yılında laiklik anayasaya giriyor. Anayasanın temel ilkelerinden bir tanesi haline geliyor. Fakat bu öylesine jakoben, tepeden ve antidemokratik bir laiklik anlayışı ki bu savunduğunuz ya da anayasaya koyduğunuz laiklik anlayışınız dahi bir inanç perspektifinden baktığınızda ayrımcılığa yol açıyor. Dolayısıyla böylesine tarihsel kökleri var. Hakeza toplumsal cinsiyet meselesi açısından baktığınızda da eril bir bütün anayasaların Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının eril anayasalar olduğunu söylemek çok mümkün. Çok basit bir örnek vereyim. Türkiye’de kadınların hakim, kaymakam ve vali olmaları 1990’lı yıllara kadar yasayla engellenmişti. Ancak 1989 yılında yapılan bir yasa değişikliğiyle kadınlara kaymakam ve vali olma hakkı tanındı. Bu bile aslında bu anayasaların ne kadar eril olduğunu, toplumsal cinsiyet açısından dahi bir ayrımcılığı barındırdığını söylemek mümkün.

    Bütün anayasaların ruhuna baktığınızda bu ayrımcılığı çok net bir biçimde görebiliyorsunuz. Doğrudan ayrımcılık biçimleri var. Mesela iskan politikaları, ayrımcı zihniyet üzerinden yürütülen ve bu ulus devletin otoriter biçimde tanımlamış millet anlayışı üzerinden şekillenmiş ulus devletin bu tanımın dışında kalan halklara, etnik gruplara, inanç gruplarına nasıl davrandığının da göstergesi.

    90’larda Kürt illerinde, kırsalda uygulanan köy boşaltmalar, zorunlu köy boşaltmalarla yine Kürt nüfusunun oldukça hatırı sayılır bir kısmı, asimilasyon politikasının gereği olarak yine batıya göçertilmesi ayrımcılığın doğrudan biçimine verilecek örnekler arasında sıralanabilir. Tabii dolaylı örnekleri de var ayrımcılığın. Örneğin cumhuriyet kurulduğundan beri bu topraklarda bulunan anayasada tanımlanan ulus anlayışının dışında kalan ya da anayasada tanımlanan laiklik anlayışının çerçevelediği Sünni İslam’ın dışında kalan halkların kamu görevlerinden mahrumiyeti dolaylı bir biçimde yaratıldı. Bir politika olarak izlendi. Gayrimüslimlerin devlet memuru olmaları devletin kritik noktalarında görev almaları dolaylı bir biçimde engellendi. Hakeza Aleviler için de aynı şey söylenebilir. Kürtler için de aynı şey söylenebilir. Dolayısıyla bu kamu politikaları üzerinden yani devlet memurları alımı üzerinden de dolaylı bir biçimde bir ayrımcılık politikasının tarihsel olarak cumhuriyet kurulduğundan beri uygulandığını görüyoruz.

    “SİYASETEN AYRIMCI DİL ŞİDDETİN DİLİDİR”

    -Günümüz siyasal ikliminde ayrımcılık içeren dilin topluma yansıması nasıl oluyor?

    Tekleştirilen bir süreç de var. Kuşkusuz biraz önce çizdiğim bu tarihsel panaromanın toplum nezdinde de bir karşılığı olmuştur. Bu yapısal ve tarihsel nedenler halihazırda bugün içinde bulunduğumuz toplumu da ayrımcılık noktasında etkiliyor, etkilemeye de devam ediyor. Siyaseten ayrımcı dil şiddetin dilidir. Bu şiddetin dili de toplumdaki şiddete yansıyor. Çok katmanlı, çok kültürlü ve demokratik yaşama son derece uygun toplum öyle bir hale getirildi ki bu bahsettiğim tarihsel ve anayasal süreçler sonrasında şu anda halihazırda polarize olmuş bir toplumla karşı karşıyayız. Toplum da ayrışmış. Siyasetin bu ayrımcı diline denk düşen bir ayrışmış toplum var. Etnik gruplar, inançsal olarak kendisini tanımlayan gruplar neredeyse birbiriyle artık iletişimi koparmış, teması kesmiş durumdalar. Dolayısıyla siyasetin bu şiddet dilinin toplumsal karşılığını gündelik yaşamın içerisinde görmek de mümkün. Bugünlerde Kürtçe tiyatro ve konser yasaklarından, bir iş yerinin tabelasındaki sarı, kırmızı, yeşil renklere, düğünde takılan şaldan söylenen şarkıya kadar bir çok şey yaşanıyor.

    Bugünleri yaşarken ya da analiz ederken akil adamlar, entelektüeller, muhalifler 90’lı yıllara referans verirler, ’90’lara geri mi dönüyoruz’ diye. 1990’lardan daha vahim bir durumdayız. Ayrımcılık bağlamında daha vahim durumdayız. Çünkü 1990’larda devlet özellikle Kürt hareketine ve Kürtlere karşı uyguladığı ayrımcılık daha çok bir siyasal mekanizma içerisinde cereyan ediyordu ve bu ayrımcılık toplumsal yapıya bu kadar sirayet etmemişti. O zaman da Kürtçe kasetler yasaklıydı. Fakat bu yasaklara rağmen toplumun geri kalanında bu tür bir tepki, bu tür bir ayrımcı tepki çok da rastlanan bir şey değildi. Fakat bugün geldiğimiz nokta çok vahim. Biz bugün Alevilere, Kürtlere, Ermenilere, kadınlara yönelik ayrımcı dili konuşuyoruz. Bu sadece AKP’ye kendisini angaje etmiş bir kitlenin ayrımcı dili değil aslına bakarsanız. Yani toplumun genelinde de böyle bir sirayet var.

    Bugün Aynur Doğan’ın konserinin yasaklanmasından bahsediyoruz. Hatırlayalım, çok değil üç beş sene önce Aynur Doğan Kadıköy’de uluslararası bir caz konserinde Kürtçe bir şarkı söylediği için şişe yağmuruna tutulmuştu. 90’lardan farkımızı belirtmek için bu örnekleri vermek gerekiyor. Yine çok çarpıcı bir örnektir. Ankara Gar katliamında katledilen yurttaşlar için Konya’da maça çıkan futbolcuların saygı duruşunu 42 bin kişilik stadyumun tamamına yakını yuhalamıştı. Bugün bu ayrımcı dilin toplumsal yaşamın içerisine de nüksettiğini ve artık toplumun polarize edildiğini ve siyasetin de ne yazık ki ve ne yazık ki bu polarizasyondan, bu kutuplaşmadan beslenir bir hale geldiğini görüyoruz. Bu çok tehlikeli bir durum. Bunun vurgulanması gerekiyor.

    “SİYASETÇİLER TOPLUMDA KARŞILIĞI OLMAYAN HİÇBİR JARGONU KULLANMAZLAR”

    -Alevi Kürt, Ermeni, Roman gibi kimliğe sahip siyasetçiler sosyal medyadan miting alanlarına (Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi) hedef haline getiriliyor. Muhalefetin ayrımcı dile karşı yeterli bir refleks ortaya koyduğunu düşünüyor musunuz?

    Kemal Kılıçdaroğlu örneği çok vahim bir örnek. Yani bir ülkenin cumhurbaşkanının çıkıp böyle bir üslupla ana muhalefet liderine seslenmesi ayrı bir vahamettir. Fakat bunun karşısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki kimliği karşısında da bu kadar suskun olması başka bir muhalefet liderinin Meral Akşener’in Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunuyor hale gelmesi ayrı bir vahamettir. Tabii bunu bu toplumsal ve tarihsel dokuyla da çok net biçimde örtüştürmek mümkün.

    Siyasetçiler toplumda karşılığı olmayan hiçbir jargonu kullanmazlar. Dikkat edelim AKP’nin son 21 yıllık iktidarı dönemindeki dönem dönem benimsediği jargonlara ve kamuoyunun tartışmasının önüne koyduğu konulara baktığımızda aslında bugün Suriyeliler üzerinden yürütülen ayrımcı siyasi dilin, bir ana muhalefet liderinin Alevi olmasının üzerinden yürütülen ayrımcı siyasi dilin toplumda bir karşılığı olduğunu varsayıyorlar ki böyle bir dil kullanıyorlar ve böyle bir dil üzerinden siyaset yapmaya başlıyorlar kuşkusuz. Fakat bunun yanında Ahmet Şık’ın böyle bir açıklama yapması da ayrı bir vahamettir. Yani bunu sanki böyle bu bu mecraya su taşıyan bir dil kullandı. AKP’yi eleştiren bir noktadan hareket etse bile aslında bu mecraya su taşıyan, bunu tartışmanın bile abes olması gerektiğini düşünülmesi gerekirken ya da böyle bir tartışmaya girmemesi gerekirken bu tartışmaya bir şekilde angaje olmak bile durumun vahametini gösteren korkunç bir nokta aslına bakarsanız.

    İktidardaki iki partide bu dili çok sıklıkla meydanlarda kullanıyorlar. İşte belirttiğim gibi Berkin Elvan’ı kendisini dinleyen on binlere yuhalattı bu ülkenin siyasi liderlerinden bir tanesi. Sadece bu değil, meclis kürsüsündeki konuşmalara baktığınız zaman bu dilden ne kadar beslendiklerini ve bu dilin de toplumsal yaşamın içerisinde seçmen nezdinde bir karşılığın olduğunu düşünüyorlar ki böyle bir dil kullanmakta ısrarcı ve inatçılar.

    “TOPLUMUN HÜCRELERİNE KADAR İNECEK BİR MÜCADELE BİÇİMİ ŞART”

    -Peki buna karşı nasıl bir yol izlenmeli?

    Çok zor bir soru. Yani çözümü de oldukça zor. Bu dilin değişmesi için bahsettiğim tarihsel ve toplumsal koşulların üzerine gitmek gerekiyor. Siyaseti üstten  ve yeniden dizayn etmenin ötesinde toplumsal yapıda kökleşmiş derin tarihsel kökleri olan bu anlayış biçimini değiştirmek çok kolay bir şey değil. Fakat siyaseten belki bir noktadan başlanabilir. Ayrımcı anayasal mantığın yerine demokratik, çok kültürlü ve çoklu demokratik yaşama uygun, topluma uygun bir anayasal sistemin yapılması için mücadele edilmesi gerekiyor. Siyasi mücadele bugün ne yazık ki özellikle muhalefet tarafından sadece parlamenter mücadele ve seçim yarışının cenderesine hapsedilmiş durumda. Bu bahsettiğimiz ayrımcı dili bu var olan ayrımcı siyasal söylemlerle ve ayrımcılık esası üzerinden kurmuş siyasi partilerle çözemezsiniz zaten. Seçim kazansanız da çözemezsiniz. Dolayısıyla daha topluma hitap edecek, toplumun hücrelerine kadar inecek bir mücadele biçimi ancak bu sorunu ortadan kaldırır.

    Diren KESER/PİRHA

     

    İLGİLİ DOSYALAR:

    1-‘Erdoğan da, Bahçeli de nefret dilini değiştirmez, muhalefet bu dili reddetmeli’
    2-‘Milliyetçi, ırkçı yaklaşımları reddetmeli, teşhir etmeliyiz’
    3-‘AKP, Türkiye’nin genetiğiyle oynuyor, büyük bir toplumsal barışa ihtiyaç var’
    4-‘Ayrımcı dile karşı birleştirici, toplumu kucaklayıcı politikalar izlenmeli’
    5-‘Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik ayrımcı dil meşrulaştırılıyor’
    6-‘Nefret diline sahip olanların siyaset sahnesinden silinmesiyle toplum rahatlayacak’

  • ‘Daha fazla gazeteciyi hapse yollayacak teklif geri çekilsin’-VİDEO

    ‘Daha fazla gazeteciyi hapse yollayacak teklif geri çekilsin’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen gazeteciler, Mecliste görüşülmesi beklenen ‘Sansür Yasası’na karşı açıklama yaparak, ‘Basın Kanunu’nun basın meslek örgütlerine sorulmadan hazırlandığını, içinde gazetecileri ve haberi koruyacak bir madde bulunmadığına işaret etti. Teklifin geri çekilmesini isteyen gazeteciler, teklifin yasallaşması halinde daha fazla gazetecinin cezaevine gireceğine dikkat çekti.

    Gazeteciler bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek medyaya sansür getirecek, ‘dezenformasyon yasası’ olarak bilinen yasaya karşı tüm ülkede bugün sokaklara çıkıyor.

    Gazetecilik meslek örgütleri, basına ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı ülke genelinde eylem kararı aldılar. TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülmesi beklenen kanun teklifi; bugün yurt genelinde, yarın da Ankara’da Meclis önünde, meslek örgütlerinin görüşlerini açıklayan toplantılar düzenleyecekler.

    Mersin’de de basın meslek örgütleri ve gazeteciler Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı.

    “GAZETECİLERİ KORUYACAK, HABERİ KORUYACAK BİR MADDE BULUNMUYOR”

    Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kaya Tepe‘nin okuduğu açıklamada, ‘Basın Kanunu’nun basın meslek örgütlerine sorulmadan hazırlandığına dikkat çekerek, “İçinde gazetecileri koruyacak, haberi koruyacak bir madde bulunmuyor. Tam tersine hapis cezaları, kapatmalar, sansür ve internet medyasına ağır denetimler geliyor” dedi.

    Kamuoyunda ‘‘dezenformasyon yasası’’ adıyla anılan düzenleme pek çok basın kuruluşu tarafından “susturma, korkutma, hapsetme” yasası olarak adlandırıldığına işaret eden Tepe, yasanın geri çekilmesini ve tekrardan basın örgütlerinin de katılımıyla bir düzenlemenin yapılmasını istedi.

    “’DEZENFORMASYONLA MÜCADELE’ADI ALTINDA, GAZETECİLİK MAHKÛM EDİLECEK”

    Tepe, devamında şunları ifade etti:

    “Bu yasa basın ve ifade özgürlüğünü tamamen yok edecek. Çünkü; “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, sadece gazeteciler değil tüm sosyal medya kullanıcıları denetim altına alınacak. “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, haber kaynağını açıklamayan gazeteciye hapis cezası verilecek. “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, gazetecilik mahkûm edilecek. Hangi haberin “yalan”, hangi haberin “doğru” olduğuna muğlak düzenleme doğrultusunda karar verilecek.”

    “SANSÜR, HAPİS CEZASI DEĞİL DEMOKRASİ VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORUZ”

    Birden fazla kanunda değişiklik yapılması Türk Ceza Kanunu’na dezenformasyonun suç olarak tarif edilmesi sonucunda artık basın kuruluşları ve gazeteciler yeni bir suç tanımından da yargılanabileceğinin altını çizen Tepe, “Muğlak tanımlarla bir korku ortamı yaratılması basın özgürlüğü adına doğru değil. Kanun bu şekilde yasalaşırsa basın kuruluşlarının haberleriyle ilgili bir de dezenformasyon suçu bakımından soruşturma açılacağını ve gazetecilerin bu suçtan dolayı da yargılanacağı günleri görmemiz pek uzun sürmeyecektir. Sosyal Medya ve Dezenformasyon Yasa Tasarısı’na karşı çıkan basın meslek örgütleri tüm yurttaşların haberleşme özgürlüğüne engel olacak, tutuklu gazeteci sayısını artıracak bu girişimden vazgeçilmesini istiyor. Gazetecilerin katılımı olmadan Basın Kanunu yapılmasını kabul etmiyor, sansür, hapis cezası değil demokrasi ve basın özgürlüğü istiyoruz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • TGC: Torba kanun teklifi ifade özgürlüğüne yeni bir darbedir

    TGC: Torba kanun teklifi ifade özgürlüğüne yeni bir darbedir

    AKP-MHP milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifinin “ifade özgürlüğüne yeni bir darbe” olduğunu belirten TGC, “Seçime gidilen bir süreçte gazetecilere, aba altından sopa gösterilmektedir” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, AKP-MHP’nin Meclis’e sunduğu, gazetecilere yeni hapis cezaları getirilmesinin yolunu açan torba kanun teklifine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Şirketler aleyhine haber yapan gazetecilere “şöhrete zarar” suçlamasıyla üç yıla kadar hapis cezası getiren teklifin yurttaşların habere erişim hakkını engelleyeceğinin altı çizilen açıklamada, “Anayasal bir hak olan basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünü engellemek için iktidar tarafından sistematik olarak girişimde bulunulmaktadır. Son olarak 85 iktidar milletvekilinin ortak imzasıyla TBMM’ye torba kanun içinde bir teklif sunulmuştur. Torba yasaya eklenen maddeye göre isimleri belirtilmese bile şirketlerin güvenilirliği konusunda kamuoyunda tereddüde yol açacak, güveni sarsacak haberlerin yapılması sansürlenmektedir” denildi.

    Sosyal ve ekonomik sorunlarla ilgili haberlerin serbest dolaşımının bir kez daha engellenmek istendiği belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Seçime gidilen bir süreçte gazetecilere, ekonomi habercilerine aba altından sopa gösterilmektedir. Bu madde kabul edilirse yurttaşların habere erişiminin önüne yeni bir engel konulacaktır. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne yeni bir darbe olan bu teklifin çekilmesi için iktidar ve muhalefet partilerine çağrı yapıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Aleviler, “#SivilToplumDiyorKi Yasayı geri Çek!” dedi-VİDEO

    Aleviler, “#SivilToplumDiyorKi Yasayı geri Çek!” dedi-VİDEO

    PİRHA- STK’lere kayyım atanmasının önünü açan yasanın Meclis’ten geçmesine karşı tepkiler dinmedi. Sosyal medyada üzerinden yürütülen kampanyada #SivilToplumDiyorKi Yasayı geri Çek!” denildi.

    Meclis Anayasa Komisyonu’ndan geçerek TBMM’ye “Kitle İmha Silahlarının Önlenmesi” adı altında getirilen kanun teklifi kapsamında derneklerin ve vakıfların faaliyetlerinin kısıtlanması ve İçişleri Bakanı’nca yöneticilerinin görevden alınması ve yerlerine kayyım atanmasının kolaylaşacağı öngörülüyor.

    Dernek ve vakıflara kayyım atanmasını kolaylaştıran, tek imza ile çalışamaz hale getiren teklife ilişkin dün akşam “#SivilToplumDiyorKi Yasayı geri Çek!” Hastang’ıyla sosyal medyada kampanya düzenlendi. Kampanyaya Alevi kurumları da destek verdi.

    Sosyal medya üzerinden paylaşılan bazı mesajlar şöyle:

    #SivilToplumDiyorKi Yeni düzenlemeler hak savunucularını kriminalize ediyor, hak mücadelesi yürüten dernek ve vakıfların türlü bahanelerle kapatılmalarının önünü açıyor. Anayasal ve uluslararası sözleşmelerde yer alan güvencelerin yok edilmesi kabul edilemez. Yasayı Geri Çekin!

    #SivilToplumDiyorKi Göçmen ve mülteci derneklerinin kapatılması ya da kayyum atanması; göçmen ve mültecilere karşı ayrımcılığın artmasına, haklarına erişimlerinin kısıtlanmasına, bu alanda yeni hak ihlallerine yol açar. Yasayı Geri Çekin!

    #SivilToplumDiyorki Coğrafyanın, biat etmeyen tarafı, bizi yok etmeye çalışan bu yasayı geri çekin, diyor. Bu yasayı geri çekin! Nefes alamıyoruz.

    * Kültür sanat derneklerinin kapatılması ya da kayyum atanması; kültür sanat alanındaki çok sesliliğin yok olmasına, sanatsal ve kültürel gerilemeye yol açar. Sanatı ve sanatçıları da hedef alan Yasayı Geri Çekin! #SivilToplumDiyorKi Yasayı geri Çek!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yargı Reformu’nun ilk paketi yasalaştı

    Yargı Reformu’nun ilk paketi yasalaştı

    Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin ilk paketi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Yasaya göre, OHAL döneminde çıkartılan KHK’lerle pasaportları iptal edilenlere, haklarındaki idari veya adil işlemler lehine sonuçlanmışsa pasaportları iade edilecek.

    Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

    Kanuna göre, baroya kayıtlı ve en az 15 yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilecek. Ancak avukatların haklarında, Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma bulunmaması şartı aranacak.

    KHK’LİLERİN PASAPORTLARI

    OHAL döneminde çıkartılan KHK’lerle pasaportları iptal edilenlere, haklarındaki idari veya adli işlemler lehine sonuçlanmışsa pasaportları iade edilecek. Bu şekilde pasaportları iptal edilenler veya pasaport talepleri reddedilenlere, belirli koşulların bulunması durumunda kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportları verilebilecek.

    Bu maddeden, OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler, OHAL Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5. maddesi ve 375 sayılı KHK’nin geçici 35. maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler, mahkemelerce yurt dışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlar yararlanacak.

    Ancak haklarında aynı nedenlerden dolayı devam eden herhangi bir idari, adli soruşturma, kovuşturma bulunmaması, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilmesi, mahkumiyet kararında cezasının tümüyle infaz edilmesi veya ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi şartları aranacak.

    Teklifin TBMM’de kabulüyle yasalaşan maddeler özetle şöyle oldu:

    – Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak.

    – Baroya kayıtlı, en az 15 yıllık avukatlara yeşil pasaport verilebilecek.

    – Avukatlık staj ve noterlik staj başvurularında, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda başarılı olma şartları aranacak.

    – İdari yargıda da ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma yapılabilecek.

    – Soruşturma aşamasında tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde 6 ayı, görevine giren işlerde 1 yılı geçemeyecek.

    – Seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü, yargı sistemine dahil ediliyor.

    – Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen iddianameler iade edilecek.

    – İş ve çalışma hürriyetinin ihlali; güveni kötüye kullanma; suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçları da uzlaştırma kapsamında olacak.

    – Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç, cumhuriyet savcısı, üst sınırı 3 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda, kamu davasının açılmasını 5 yıl süreyle erteleyebilecek.

    – Cinsel istismar mağduru çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınacak.

    – Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilebilecek kararlarının kapsamı genişletiliyor.

    – Hakaret, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, cumhurbaşkanına hakaret, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve devletin kurum ve organlarını aşağılama, silahlı örgüt, halkı askerlikten soğutma suçları nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilecek.

    – Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin hapis cezalarının üst sınırı 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından 5 yıl olarak uygulanacak.

  • EYT’liler Maltepe mitinginde buluştu: EYT burada devlet nerede?

    EYT’liler Maltepe mitinginde buluştu: EYT burada devlet nerede?

    3 milyondan fazla yurttaşın oluşturduğu emeklilikte yaşa takılanlar bugün Maltepe’de miting düzenledi. Mitingte 30 yıllık emeğimizin hakkını istiyoruz diyen yurttaşlar hükümete seslendi: “EYT burada devlet nerede?”

    Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, İstanbul’un Maltepe ilçesinde miting düzenledi.

    Alanda toplananların bekleyişi devam ederken ilginç pankartlar da dikkat çekti. Bazı yurttaşlar “Reis duy sesimizi” yazılı pankartlar taşıdı.

    “ÇIKSIN ARTIK BU YASA”

    Sabah saatlerinden itibaren akın akın Maltepe meydanına gelen on binlerce yurttaş, ellerinde dövizler ve pankartlarla miting alanında buluştu. Pek çok farklı ilden otobüslerle miting alanına gelen yurttaşlar, sık sık “EYT burada, devlet nerede”, “Edirne’den Kars’a, Jüpiter’den Mars’a, çıksın artık bu yasa” sloganlarını attı.

    EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR KİMLERDİR?

    Emeklilikte yaşa takılanlar, hükümetin emeklilikte sigortalı geçen gün sayısının yanı sıra yaş sınırının da getirilmesi sonucu mağdur olan yurttaşlardan oluşuyor. Buna göre emekli olmak için gerekli süre çalışan yurttaşlar emeklilik haklarını alabilmek için bir de yaşlarının dolmasını bekliyorlar. Ancak Türkiye’de emeklilik için gereken yaş 60’ın üzerinde olduğu için EYT’ler yıllarca maaşsız ve işsiz kalabiliyor.

    Emeklilikte yaşa takılmak Türkiye’de 3 milyonu aşkın kişiyi ilgilendiren kritik bir durum. EYT olarak kısaltılan emeklilikte yaşa takılma durumunda olan binlerce kişi örgütlenerek hükümetten bu durumun çözülmesini istiyor.

    Seslerini duyurmaya çalışan EYT’liler düzenledikleri kampanya ile özellikle erken emeklilik istemediklerini, 1999 yılında çıkan 4477 sayılı yasanın geriye doğru işletilmesi nedeniyle mahrum kaldıklarını ve haklarını geri istediklerini ifade ediyorlar.

    KILIÇDAROĞLU’NDAN EYT’LİLERE ÇAĞRI

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte Balıkesir’de düzenlediği ortak mitingde “EYT’lileri, Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunlarınızı biliyorum. Kanun teklifi de verdik. MHP ile Ak Parti sorunlarını çözmek istemedi. Erdoğan size ‘türedi’ lafını kullandı” ifadelerini kullandı.

  • KESK’ten ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’ düzenlemesine tepki

    KESK’ten ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’ düzenlemesine tepki

    PİRHA – KESK Yürütme Kurulu yaptığı açıklamayla, çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesinin biran önce geri çekilmesini belirtti. 

    Kadınların ve kamuoyunun tepkisi üzerine üç yıl önce geri çekilen, “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesi yeniden Meclis yolunda. Düzenlemenin çocuk yaşta evliliklerin önünü açacağı belirtiliyor.

    KESK Yürütme Kurulu, yaptığı açıklamada “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesinin çocuk yaşta evliliklerin önünü açacağını vurguladı.

    Açıklamada, siyasi iktidarın toplumsal cinsiyet algısını giderek geleneksel, eril, gerici ve cinsiyet eşitliğini reddeden bir anlayışla politikalarını sürdürmeye devam etmekte olduğunu kaydedildi.

    Evlilik yaşının dinsel anlayışlarla küçültülmeye ve çocuk yaşta evlilikler yoluyla çocuk istismarının meşru gösterilmeye çalışılmakta olduğu belirtilen açıklamada, bu durumun çocuğun üstün yararının korunması ilkesine aykırı olduğu ve elde edilen kazanımların kaybedilmesi anlamına geleceği vurgulandı.

    “BU YASA YENİ FAİLİLER İÇİN ÖZENDİRİCİ OLMASINA YOL AÇABİLİR”

    KESK’in yaptığı açıklamada şunlar belirtildi:

    Türkiye, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’nden, Çocuk Hakları Sözleşmesine kadar çocukların korunmasına yönelik pek çok sözleşmeye imza atmışsa da ne yazık ki iç hukuk düzenlemelerinde yetersiz fiiliyatta ise zaten mağdur olan çocukların tekrar mağdur olmasına neden olan uygulamaların yaşandığı bir ülke durumundadır.

    Siyasi iktidarın verilen cezalarla mağduriyet yaşandığı bahanesiyle raftan indirdiği “çocuk yaşta evliliklerden kaynaklanan cezaları affedecek” düzenleme ile cezaevinde bulunan 10 bin kişi tahliye edilecek. Bu afla birlikte, suçu gerçekleştirenlerin cezasız kalmasına, yeni failler için de özendirici olmasına yol açacaktır.

    Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Çocuğa yönelik cinsel istismarı ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmak, koruyucu-önleyici ve çocukları güçlendirici uygulamalar ve hizmetler gerçekleştirilmelidir.

    KESK son olarak, bu yasa tasarısına karşı mücadelelerine devam edeceklerini belirtti.

    ANKARA/PİRHA 

  • HDP’li Kenanoğlu: Büyükşehir yasası ile diğer inançlara müdahale ediliyor-VİDEO

    HDP’li Kenanoğlu: Büyükşehir yasası ile diğer inançlara müdahale ediliyor-VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu 6360 Sayılı Büyükşehir kanun ve yasasını meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, “Getirilen 6360  sayılı Büyükşehir kanun ve yasası ile köylerin tüzel kişilikleri, mal edinme, mülkiyet edinme ya da mevcut mallar üzerindeki hakları ortadan kaldırıldı” diye konuştu.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenenoğlu getirilen 6360 Büyükşehir kanunu ve yasasını meclis gündemine taşıdı.

    Getirilen Büyükşehir kanunu ve yasasına tepki gösteren Kenanoğlu “Büyükşehir yasası gereğince köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması mağduriyet yaratan bir durum. Bir köyü bağımsız kılan en önemli unsur mal edinme ve yerel varlıklar üzerinde tasarruf edebilme hakkının olmasıdır. Getirilen 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile bu köylerin tüzel kişilikleri ve mal edinme ya da mevcut mallar üzerindeki hakları mülkiyetleri de ortadan kaldırıldı” diye konuştu.

    “KİLİSEYE VE MANASTIRLARA AİT MALLAR DİYANET’E DEVREDİLDİ”

    Getirilen Büyükşehir yasasının yarattığı sorunları ise Kenanoğlu şöyle ifade etti:

    “Süryanilere ait kiliseler ve manastırlar köylerde köy tüzel kişiliklerine ait. Bu yasadan sonra Mardin’de kiliselere, manastırlara, mezarlıklara bağlı tapuların, malların ve taşınmazların 110 tanesi bu yolla hazineye devredildi. Ve oradan da Diyanet İşleri Başkanlığına teslim edildi. Daha sonra kamuoyundaki yoğun tepkiler sonucu bir takım geri düzenlemeler yapıldı. 54 tanesi ilgili vakıflara geri iade edildi. Ancak bunun tamamı düzeltilmiş değil. Halen Süryanilerin malları bu kanundan kaynaklı olarak hazinede, belediyede ya da kendileri ile ilgili olmayan kurumlarda olduğunu belirtmek gerekir.”

    “BU İBADETHANELERE MÜDAHALE ETMENİN BAŞKA BİR YOLU”

    Bu kanun ve yasa ile sıkıntı yaşayan bir diğer inanç topluğun ise Aleviler olduğunu kaydeden Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Alevi köylerinde, cemevleri dernek veya vakıf mülkiyetinde değil, çoğunlukla muhtarlıklara bağlı köyün ortak malı olan yerlere yapılan ibadethanelerdir cemevleri. Alevi köylerinde insanlar kendi inançlarına göre cemevlerini yönetiyorlar burada inançlarını ibadetlerini kendi imkânlarıyla yerine getiriyorlar. Büyükşehir kanunu ile birlikte bu cemevlerinin mülkiyetleri de o köy tüzel kişiliğinden çıktı. Ya ilgili büyükşehir belediyesine geçti ya da burada oluşturulan komisyonlarla başka bir kuruma aktarıldı. Bu da aslında ibadethanelere ayrı bir el koyma yöntemi olarak kamuoyunda değerlendiriliyor. Oradaki Alevi Köyü’nün kendi inançsal çerçevesinde yönettiği cemevini başka bir inanca mensup belediyenin denetimine geçmesi bu inancın özgünlüğünü ve oradaki inanç özgürlüğüne müdahale olarak görmek gerekir. Bu yasanın aslında 6. Maddesi ile ilgili bu konuya ilişkin düzenlemeler getirilmesi gerekiyordu.”

    HABER MERKEZİ

  • Sağlıkçılardan şiddete karşı ‘sessiz çığlık’ yürüyüşü-VİDEO

    Sağlıkçılardan şiddete karşı ‘sessiz çığlık’ yürüyüşü-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Bahçelievler’de bulunan özel bir hastanede görev yapan doktor Fikret Hacıosman’ın, bir hastasının silahla açtığı ateş sonucu öldürülmesine tepki gösteren sağlıkçılar bugün ‘sessiz çığlık yürüyüşü’ düzenledi. 

    İstanbul’da doktor Fikret Hacıosman’ın, hastası tarafından başından tabanca ile vurularak öldürülmesinden sonra hekimlerin tepkileri devam ediyor. Tabip odalarının eylemlerinin ardından bir protesto da hekimler, sendikalar ve STK’lardan geldi.

    Sağlık emekçilerine yönelik şiddete karşı İstanbul’da “Sessiz-Siyah Çığlık Yürüyüşü” yapıldı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi önünde toplanan sağlıkçılar, il sağlık müdürlüğüne yürüdü.

    Burada açıklamaya yapan doktorlar, etkin bir “Sağlıkta Şiddeti Önleme” yasasının Meclis’ten geçirilmesini istedi. Açıklamada; “Masaya vurulan yumruğa da, suratımıza çarpılan kapıya da, kafamızda kırılan kaldırım taşına da, başımıza sıkılan kurşuna da alışmayacağız kanıksamayacağız” denildi.

    İSTAHED Başkanı Dr. Kutbettin Demir, “Üzgün, kırgın, yasta ve öfkeliyiz” diyerek, “Sessiz Siyah Çığlık” adıyla gerçekleştirdikleri yürüyüşle güvenli çalışma ortamı taleplerini dile getirdiklerini söyledi. Demir, “Biz can kaygısı güderken, şiddete uğrayacak mıyız diye endişe ederken sağlık hizmeti veremeyiz. Ne faydalı olabiliriz, ne de hekimlik yapabiliriz. Güvenli bir çalışma ortamı olması bizim bir insan olarak en doğal hakkımız. Meclisten talebimiz net. Biz, sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmasını talep ediyoruz. Etkin ve caydırıcı bir yasa talep ediyoruz. Bu şiddet vakaları son bulsun istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “ŞİDDETE ALIŞMAYACAĞIZ, KANIKSAMAYACAĞIZ” 

    İstanbul Aile Hekimliği Derneği Genel Sekreteri Aslı Öncel, sağlık alanında çalışmanın en riskli meslek gruplarından biri haline geldiğini dile getirerek, “Bu hepimizin ayıbıdır. İnsanı yaşatmak için çalışan sağlık mensupları olarak bu şiddete alışmayacağız, kanıksamayacağız.” dedi.

    Öncel, “Alo 184” hattının kapatılmasını ve sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmasını istediklerini belirterek, “Bu şiddetin müsebbibi biz değiliz. Bizler terör boyutundaki şiddetin çözümünü ısrarla talep etmeye devam edeceğiz. Türk Ceza Kanunu’na iki madde eklenmelidir. Bunlar; ‘Sağlık çalışanına görevi esnasında ya da görevinden dolayı şiddet uygulayan kişi iki ila dört yıl arasında hapis cezası ile yargılanmalı ve bu ceza ertelenmemeli’, ‘Sağlık sunumunu da engellemiş ise yani diğer vatandaşların sağlık hakkını da gasp etmişse ceza yarı oranda artırılmalı’ bu iki madde kesinlikle çıkarılmalı.” diye konuştu.

    “GEREKİRSE SÜRESİZ İŞ BIRAKACAĞIZ” 

    Aile Hekimleri Çalışanları Sendikası (AHESEN) Genel Başkanı Dr. Gürsel Özer de “Maalesef bu bir terör eylemidir artık. Biz bugün sessiz yürüdük. Eğer sağlıkta etkin bir şiddete karşı yasa çıkmazsa sesimizi çıkartarak çığlığımızı duyuracağız. Yine bu tür eylemlerimiz devam edecek. Gerekirse süresiz iş bırakacağız.” dedi.

    Türk Sağlık Sen İstanbul Şube Başkanı Ufuk Tuğrul da “Ne yazık ki bir doktorumuzu daha cinayete kurban verdik. İlk olmadı, böyle devam ederse son da olmayacak. Gelin şiddeti beraber çözelim. Çünkü sağlık çalışanları sadece güvenli bir ortamda çalışmak ve akşam olduğunda sağ salim ailesine kavuşmak istiyor.” diye konuştu.

    Gruptakiler, İl Sağlık Müdürlüğü önüne, saldırılar sonucu yaşamını yitiren sağlık personellerinin fotoğraflarını ve karanfiller bıraktı.

    Bir doktorun kucağındaki bebeğiyle yürüyüşe katıldığı görüldü.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Engelliler: Sadece yasa çıkarmak her derde deva değil-VİDEO

    Engelliler: Sadece yasa çıkarmak her derde deva değil-VİDEO

    PİRHA – Engelli yurttaşlar yaptıkları basın açıklamasıyla Türkiye’de engelli olmanın evde, işte, okulda, sokakta dezavantajlı yurttaş olmak olduğunu vurguladılar. 

    Haberin Videosu

    Engelliler Ankara’da basın açıklaması yaptılar. Türkiye’de engelli yurttaş olmanın zorluklarına dikkat çekilen açıklamada onlarca yasaya rağmen engellilerin yaşamını kolaylaştıran uygulamaların artmadığı, belirtilerek şunlar kaydedildi:

    “Geçen süreç göstermiştir ki engellilerle ilgili sadece yasa çıkarmak bir derde deva olmamaktadır. Engellilerin yaşamındaki zorluklar, engelli ihtiyaçları dikkate alınarak ve bu zorluğu bizzat yaşayanlara danışılarak aşılabilir.”

    Engelli erişim ve ulaşım sorununda ilgili yasalar çıkarılmasına rağmen büyük eksiklikler olduğunun vurgulandığı açıklamada “Bazen bir 6 Nokta yazısı eksikliği, bazen bir asansör ses sistemi eksikliği, bazen duyarsız bir yurttaşın engelli otoparkına engelli olmadığı halde park etmesi ve genel olarak engelli tuvaletlerinin uygunsuzluğu ve yokluğu şeklinde günlük yaşamı zora sokan sıkıntılar yoğun bir şekilde yaşanmaktadır” denildi.

    “ENGELSİZ ADIMLAR İÇİN BİR ADIM KAMPANYASI”

    Engelliler için başlatılan “Engelsiz Adımlar İçin Bir Adım” kampanyasına dikkat çekilerek şunlar ifade edildi:

    Engelsiz Adımlar İçin Bir Adım” kampanyası ile çeşitli nedenlerle bir ayağı olmayan engellilerin ‘çift’ ayakkabı almak zorunda kalmasına dikkatleri çekmek istiyoruz. Bu kapsamda bir işletmenin ürettiği “tek ayakkabıları” isteyen engellilere ulaştırmak istiyoruz. Kampanya kapsamında TSD Ankara Şubesinde 1.500 engelliye ücretsiz ayakkabı sağlanacaktır. Temennimiz, bu kampanyanın bu işi kampanya olmaktan çıkarmasıdır. Tüm ayakkabı firmalarının engellileri düşünerek, daha ekonomik ve ergonomik “tekli” ayakkabılar üretmesi durumunda bu kampanya amacına ulaşacaktır. Bu süreçte 1.500 engelli TSD Ankara Şubesine ulaşarak dilediği tekli ayakkabıyı deneyip ücretsiz bir şekilde alacaktır. Ayakkabılar 39, 40, 41 ve 42 numaradır.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD Kadın Meclisi: Bu gerici, tekçi tasarıyı kabul etmiyoruz

    DAD Kadın Meclisi: Bu gerici, tekçi tasarıyı kabul etmiyoruz

    PİRHA – Müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesini kapsayan yasa tasarısının geçtiğimiz gün meclisten geçmesi üzerine Demokratik Alevi Derneği (DAD) Kadın Meclisi yaptığı yazılı açıklamada AKP’nin bu tasarıyı halkların gündemine sokarak yaratmak istediği ötekileştirme politikalarına bir yenisini daha eklemek istediği kaydetti.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Kadın Meclisi müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesini kapsayan yasa tasarısının geçtiğimiz gün meclisten geçmesi üzerine yazılı bir yazılı açıklama yaptı.

    Laiklik vurgusunun yapıldığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyetinin laik, sosyal bir hukuk devleti temeli üzerine kurulmasına rağmen hep bunun gerisinde kaldığı, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla devlete bir din seçildiği, daha sonra da bu kurumun Hanefi mezhebinin geliştirilmesini sağlayan uygulamalarla donatılarak devletin mezhebinin belirlendiği vurgulandı.

    “ASİMİLASYONLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde bulunan Diyanet ile birlikte ülkede yaşayan diğer tüm inanç, mezhep ve dinlerin yok hükmünde sayıldığının ve bunun bir hak ihlali olduğunun ifade edildiği açıklamada, “Türkiye’de yaşayan biz Aleviler Bektaşiler, Kızılbaşlar, Iseviler, Museviler, Ezidiler, Durziler ve burada sayamadığımız diğer tüm din, mezhep ve inançlardan gelen kişiler olarak bu tekçi anlayış sebebiyle artan asimilasyon ile karşı karşıya bırakılmaktayız.” denildi.

    “RIZALIĞIMIZI İSTEMEK DENSİZLİKTİR”

    Açıklamada müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesinin din ve vicdan özgürlüğünün bir kez daha iktidarca çiğnenmesi anlamına geldiğinin altı çizildi. “Resmi Nikah, Medeni Kanunun gereği olan bir resmi sözleşmedir. Bu sözleşme ile çiftlerin toplumsal alandaki durumları ve hakları anayasal güvence ile koruma altına alınır. Oysa dini nikah sivil bir akittir. Birey ait olduğu inanç gereği bunu hür iradesiyle kendi din ve inanç ritüelleriyle gerçekleştirir ya da yine hür iradesiyle bunu gerçekleştirmez.” denilen açıklamada “Hanefi İslam hocasının karşısında diğer din, mezhep ve inanışların ne işi var?” diye soruldu. Hristiyan’ın söz konusu inanç hizmetini papazdan, Musevi’nin hahamdan, Bektaşinin babadan, Alevi Kızılbaşın Pirinden aldığına dikkat çekilen açıklamada “Bizlerin, altı yaşındaki çocukla evlenilir’ diyen pedofili hocalar karşısında rızalığımızı istemek densizliktir. Zihniyeti bozuk bu sapkınlar karşısına, zorla çıkarılan çocuk gelinleri de korumak boynumuzun borcudur.” denildi.

    DAD Kadın Meclisi bu ülkede yaşayan halklar ve inançlar olarak din ve vicdan özgürlüğünün savunucusu olmaya devam edeceklerini ve bu gerici, tekçi tasarıyı kabul etmeyeceklerini belirtti. (HABER MERKEZİ)

     

  • HBVAKV Başkanı Baş: Cihadist eğitim anlayışına karşı 17 Eylül’de meydanlardayız-VİDEO

    HBVAKV Başkanı Baş: Cihadist eğitim anlayışına karşı 17 Eylül’de meydanlardayız-VİDEO

    PİRHA – Eğitim müfredatını ve Alevilerin taleplerini PİRHA’ya değerlendiren HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, eğitim müfredatının zorunlu din dersi olmaya başladığının altını çizdi. Baş, eğitimin dinselleşmesine, cihadist eğitim anlayışına karşı 17 eylül’de meydanlarda olacaklarını söyledi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, Alevilerin talepleriyle ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Alevilerin bugüne kadar yaptıkları eylemlerin genelde eşit yurttaşlık talebinden yola çıkılarak yapıldığını belirten HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, yıllarca Alevilerin, zorunlu din dersi olmasın dediğini ancak bugün eğitimin tamamının zorunlu din dersi gibi olmaya başladığını kaydetti.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN HERKESİ İLGİLENDİRİYOR”

    Eğitim müfredatında matematikten tutun da tarih dersine kadar zorunlu din dersi ötesinde cihadist bir eğitim anlayışı uygulandığını belirten Baş, buna karşı 17 Eylül’de yapılacak olan mitingin sadece Alevileri ilgilendirmediğini Türkiye’de yaşayan çağdaş, modern düşünen, barış içerisinde yaşamak isteyen herkesi ilgilendirdiğini vurguladı.

    “AMERİKAYI YENİDEN KEŞFETMEYE GEREK YOK”

    Cihadist ve dinsel eğitimin bugüne kadar denemelerinin yapıldığını söyleyen Baş “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Afganistan,  Pakistan modelleri önümüzde. Artık Afganistan Pakistan diye bir sınır kalmadı. Aslında cihadist terörün teslim aldığı Afgopakistan diye anılan bir ülkeden bahsediyoruz. Türkiye’de de aslında bugün yapılan iş tam anlamıyla orada denenmiş olan modelin Türkiye’ye indirgenmesidir. Biz özellikle buna karşı çıkmak için 17 Eylül’de bir miting düzenliyoruz” dedi.

    “YASALARDA İFADESİNİ BULMAYAN HER ŞEY YOK HÜKMÜNDEDİR”

    17 Eylül mitinginin ruhunu eşit yurttaşlıktan aldığını vurgulayan Baş, eşitliğin kağıt üzerinde yazan yasalarla değil teamüllerle oluştuğunu belirtti. Aleviliğin inanç kimliği olarak Türkiye’de fiilen var olduğunu ancak ibadethanelerinin resmi olarak kabul görmediğini söyleyen Baş, “Yıllarca canımızı dişimize takıp cemevleri yapıyoruz ama bunun resmi bir karşılığı yok. Yasal olarak modern bir devlette yasalarda ifadesini bulmayan hiçbir şey yoktur. Tıpkı ölüm cezalarının yasalarda tanımlanmadığı takdirde bir suç olmadığı gibi, tıpkı yapacağınız her küçük bir şey çocuk parkının bile yasalarda imarda karşılığı yoksa yok hükmünde olduğu gibi  cemevlerimizin durumu da şimdilik budur” ifadelerini kullandı.

    “MİTİNGE HERKESİ BEKLİYORUZ”

    Alevilerin birçok konuda ayrımcılığa maruz kaldıklarını kaydeden HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, 17 Eylül’de yapılacak olan mitingde sadece Aleviler için değil OHAL ve KHK’lerle işten atmalar, yasa dışı uygulamalar ve bütün haksızlıklar için meydanda olacaklarını ve herkesi beklediklerini kaydetti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Tunus’tan önemli adım: Kadına yönelik şiddet karşıtı yasa onandı

    Tunus’tan önemli adım: Kadına yönelik şiddet karşıtı yasa onandı

    Tunuslu kadınların protestoları etkisini gösterdi ve parlamento kadına uygulanan her türlü şiddetin cezalandırılmasını öngören tarihi yasayı kabul etti. Yasa ile evlilik içi tecavüz de suç kapsamına alındı. Her iki kadından birinin aile içi şiddete maruz bırakıldığı Tunus’ta kadına yönelik şiddeti azaltmayı öngören özel bir yasa yoktu.   

    Dün Tunus parlamentosu ‘kadına yönelik aile içi ve  yönelik cinsel, fiziksel ve ekonomik’ şiddeti engellemeyi ve tanımlı suçları işleyenlerin cezalandırılmasını öngören yasayı onadı.

    Tunus’ta kadınların maruz bırakıldığı aile içi şiddet oranı çok yüksek.

    2010’da Ulusal Aile Dairesi tarafından yapılan ankete göre en az yüzde 47 Tunuslu kadın aile içi şiddete maruz bırakılıyor.

    Buna rağmen ülkede aile içi şiddet üzerine özel bir yasa düne kadar yoktu, Tunus kadın hakları örgütleri yıllardır aile içi şiddete karşı kampanyalar yürütüyordu.

    KADINA YÖNELİK HER SALDIRI CEZALANDIRILACAK

    Dün onaylanan ‘Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi’ yasası ile birlikte çok önemli bir adım atılmış oldu.

    Yasa genel hatları ile ‘kadınlara yönelik herhangi bir fiziksel, ahlaki, cinsel ya da ekonomik saldırının ‘özel ya da kamusal hayatta’ cezalandırılacağı hükmünü içeriyor.

    Aile içi şiddeti önleme tedbirlerinin yanında yeni yasa, ekonomik alanlarda kadınlara uygulanan ayrımcılık ve kamusal alanlarda kadınların maruz bırakıldığı tacize karşı da düzenlemeler içeriyor.

    İnsan Hakları Tunus yetkilisi Amne Guellali konu hakkında ‘Tunus’un yeni yasası eşleri, akrabaları ve diğer erkekler tarafından kadınları koruma yönündeki gerekli yolu açıyor. Şimdi devlet, bu yasaların gerçekten uygulanabilmesi için gerekli enstitülere fon ve destek vermeli. Kayda değer bir değişim, tam eşitlik için çalışmaya devam etmeliyiz’ diyor.

    PEKİ YASA NASIL KARŞILANDI?

    Tunuslu erkeklerin çoğunluğu yeni yasayı olumlu karşılıyor. Yasayla birlikte ‘kültür reformu da başlatılıp, kadının aynı hakları paylaştığının erkek tarafından idrak edilmesi gerektiğini’ söyleyen Tunuslu erkekler de çoğunlukta.

    Ancak Tunus’taki herkes yeni yasaya aynı gözle bakmıyor. İslamcı politikacı Noureddine Bhiri 13 yaşın cinsel olgunluğa erişme yaşı olarak kabul edilmesi gerektiğini söylerken, politikacı Salem Labiadh “yeni yasanın radikal feminizme yol açacağını, aile kurumunun temellerini sarsacağını ve eşcinselliği yasallaştıracağını” savundu. Labiadh’ın gazetede yayınlanan sözleri çoğunluk tarafından anlayışla karşılanmadı.

    (HABER MERKEZİ)