Etiket: yasaklar

  • 24 saat sürecek seçim yasağı başladı, peki yasaklar neleri kapsıyor?

    24 saat sürecek seçim yasağı başladı, peki yasaklar neleri kapsıyor?

    PİRHA- Türkiye yarın (14 Mayıs) sandık başına gitmeye hazırlanırken seçim yasakları da bugün başladı. Bugün saat 18.00’de başlayan propaganda yasağı 24 saat devam edecek.

    Türkiye yarın Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için sandık başına gidiyor.

    Ülke genelinde saat 08.00’de başlayacak oy verme işlemi saat 17.00’de sona erecek. Sabah saatlerinden itibaren seçim günü yasakları uygulanacak.

    Buna göre; Seçim yasakları sabah saat 06.00 itibarıyla uygulanmaya başlayacak.

    PROPAGANDA YASAĞI BAŞLADI

    Bugün saat 18.00’de başlayan propaganda yasağı 24 saat devam edecek. Yarın sandıklar kapanana kadar propaganda içeren haber ve yayın yapılamayacak.

    Saat 18.00 ile 21.00 arasında ise Yüksek Seçim Kurulu’nun seçime ilişkin haber ve tebliğleri yayımlanabilecek.

    Saat 21.00’den sonra bütün yayınlar serbest olacak, YSK bu saati daha erkene alabilecek.

    ALKOLLÜ İÇKİ SATIŞINA GEÇİCİ YASAK

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından yapılan duyuruya göre, 14 Mayıs 2023 Pazar günü alkollü içki satışı geçici olarak yasak olacak.

    Buna göre; sabah saat 06.00’dan gece 24.00’e kadar alkollü içki satışı yasak olacak.

    SEÇİM GÜNÜ KAHVEHANE VE KIRAATHANELER KAPALI OLACAK

    Seçim günü kahvehane, kıraathane ve internet kafe gibi bütün umumi eğlence yerleri kapalı kalacak. Eğlence yeri niteliğindeki lokantalarda yalnızca Yemek verilebilecek.

    Düğünler ise saat 18.00’den sonra yapılabilecek.

    Yerleşim yerlerinde, emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlar dışında kimse silah taşıyamayacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Kemal Kahraman: Üretmek en önemli direniştir-VİDEO

    Sanatçı Kemal Kahraman: Üretmek en önemli direniştir-VİDEO

    PİRHA-Yasaklar karşısında üretmenin en önemli direniş olduğunu belirten sanatçı Kemal Kahraman, çalışmalarına, bestelerine ve albümlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı. Kahraman, “Üretmeye devam etmek, sözünü söylemeye devam etmek kendini müzikle, şiirle var etmeye devam etmek önemli. Direnmek adına üretmeye devam etmeliyiz” dedi.

    Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin ‘Sümbülteber’ isimli yeni albümünün ilk şarkısı olan ‘Ey Kör’ 8 Nisan günü dinleyicileri ile buluştu.

    Metin ve Kemal Kahraman kardeşler 1993 yılında yayınladıkları ‘Deniz Koydum Adını’ isimli ilk albümlerinden itibaren hem kendi özgün besteleri hem de Dersim bölgesine ait geleneksel eserleri örnekleyen albümlerine yenilerini ekliyor. Araştırma-derleme albümlerinin her birinin 5-6 yıl gibi uzun süreler alması sebebiyle Metin ve Kemal Kahraman’ın özgün bestelerinden oluşan çalışmalar geri plana düştü.

    Metin ve Kemal Kahraman, bu birikmiş eserleri pandemi sürecinde kaydetmeye başladı ve 4 albüm olarak tasarladıkları bir çalışma sürecine girdi. Bu albümlerden ilki, özgün bestelerden oluşan Sümbülteber. Toplam 10 eserden oluşan bu albümde sözlerini kendi yazdıkları şarkıların yanında, Ömer Hayyam gibi klasik, Turgut Uyar, Metin Altıok gibi çağdaş şairlere ait şiirlerden yaptıkları besteler yer alıyor.

    Sanatçı Kemal Kahraman, ‘Sümbülteber’ isimli yeni albümlerinin hazırlanma süreci, insanların albüme verdikleri tepkileri ve yasakların olduğu bir dönemde albüm çıkarmanın önemine dair PİRHA’ya konuştu.

    “SÜMBÜLTEBER ALBÜMÜ ÖZGÜN BESTELERDEN OLUŞUYOR”

    PİRHA: Sümbülteber albümünü nasıl hazırladınız?

    KEMAL KAHRAMAN: Sümbülteber isimli albümün yaklaşık 7-8 ay önce ilk şarkısını yayınladık. Bizim pandemi sürecinde kaydettiğimiz 40 şarkımız vardı ve bu 40 şarkı ilk çalışmaya başladığımız yıllardan itibaren hem kendi bestelerimizden oluşan bazı şarkılarımız, hem derlemelerden oluşup albümlerde yer almayan şarkılar. Bu bestelerimiz de eski olmalarına rağmen çoğu özellikle o dönemde yayınladığımız albümlerde yer veremediğimiz şarkılarımız. Bir kısmı da son üç beş yılda bestelediğimiz şarkılardan oluşuyor.

    Sümbülteber telden tele ve düğün müzikleri ile halay parçalarıyla üç tane albümü paralel çalışmış oluyoruz bu 40 şarkıyla. Sümbülteber ismiyle yayınlamaya başladığımız albüm bizim kendi özgün bestelerimizden ya da bazı arkadaşlarımızdan severek söylediğimiz bestelerden oluşuyor. Telden tele de bizim yıllar içerisinde geleneksel müziklerden derlediğimiz ya da öğrendiğimiz şarkılardan oluşuyor. Düğün müzikleri ve halaylar da yine derlemelerden oluşan bir çalışma, özellikle düğün müziklerini, aşk parçalarını örnekleyen bir çalışma.

    Sümbülteber özgün bestelerden oluşuyor. Bugüne kadar üç şarkısını yayınladık. Bunlardan ilki, ‘Ey Kör’ bir Ömer Hayyam rubaisi, Mustafa Yılgör bestesi. İkinci şarkı Veré Çeveré Sıma de Zazaca bir şarkı, Metin’in bir bestesi. Üçüncü şarkı da Sümbülteber-Kırlardan Geliyorlar’ı bir ay kadar önce yayınladık, Turgut Uyar’ın kırlardan geliyorlar şiiri ekseninde yayınladığımız bir şarkı. Önümüzdeki dönemde de yine Metin Altıok’tan bestelediğimiz bir şarkımız var, onun dışında da kendi yazdığımız sözlerden oluşan şarkılar var, bunları yayınlamaya devam edeceğiz.

    “ALBÜMDE VAROLUŞ SORUNLARINI TARTIŞAN ŞARKILAR VAR”

    -Albümün bir teması var mıydı ve insanların albüme verdiği tepkiler nasıl?

    Albümün bütünlük olarak özel bir teması yok ama şarkılardan baktığımızda şunu söyleyebiliyoruz: Özellikle insanlığın varoluş sorunlarını tartışan, anlamaya çalışan ve sorularını soran, modern çağın en önemli sorunlarından biri olan çevre ve insan ilişkisine değinen şarkılar var daha çok. Şarkıların her birine reaksiyonlar görece farklı. Mesela Ey Kör çok beğenilip konuşuldu ama diğer şarkılarımız da beğenildi. Ama her birine tepkiler farklı oldu.

    “DİRENMEK ADINA ÜRETMEYE DEVAM ETMELİYİZ”

    -Yasakların yoğunlaştığı bugünlerde bu tür çalışmaların önemi nedir ve 2023 yılı için mesajınız nedir?

    Genelde kötü yıllar yaşıyoruz. Son 30-40 yıla bakarsak çok umutlu değiliz. İnsanın umudunu kıran çok şeyler yaşanıyor ve bu durum giderek daha da katmerleşiyor. Süreç iyiden ve güzelden yana değil gibi. Ama biz hâlükârda var olmaya devam ediyoruz. Konserler yasaklanıyor, konser salonları bize açılmıyor. Yasaklar çerçevesinden bakarsak üretmek en önemli direniştir. Onun için üretmeye devam etmek, sözünü söylemeye devam etmek, kendini müzikle, şiirle var etmeye devam etmek önemli. Direnmek adına üretmeye devam etmeliyiz. Yeni yıl mesajımızda da her şeye rağmen bütün insanlığa umutlu, mutlu, huzurlu bir yıl diliyorum. Artık güzellikler bu güzel dünyaya ve hepimize yakışır.

    PİRHA/DERSİM

  • 57 Baro iktidara seslendi: Sanattan korkmayın!

    57 Baro iktidara seslendi: Sanattan korkmayın!

    PİRHA- Son süreçte yaşanan konser, etkinlik ve festival yasaklarına ilişkin ortak açıklama yapan 57 Baro, “Yasaklara, iptallere konu etkinlik ve sanatçılar dikkate alındığında; ana dile, kültüre, yaşam tarzına ve cinsiyetlere yönelik ayrımcı, keyfi ve siyasi saiklerle bu kararların alındığı görülmektedir” dedi.

    Son süreçte sık sık gündeme gelen konser, festival ve etkinlik yasaklarına karşı 57 baro ortak açıklama yaptı.

    Barolar ‘Sanattan korkmayın, sanat özgürleştirir’ başlığıyla yaptığı ortak açıklamada, sistematik bir hal alan kısıtlama ve yasakları kabul etmediklerini vurgulayarak sanatı ve sanatçıyı susturmanın toplumu nefessiz bırakmakla eş değer olduğunu belirttiler.

    “YASAKLAMALAR KEYFİ VE SİYASİ SAİKLERLE YAPILIYOR”

    ‘Ülkemizde ifade özgürlüğü üzerinde şiddetlenen basıncı kaygıyla gözlemlemekteyiz’ diyen 57 Baro açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

    “Demokratik sistemlerde yaşam şansı olmayan bu yaklaşımın yeni hedefi sanatsal ifade özgürlüğü olmuştur. Son aylarda ülkenin çeşitli kentlerinde konser, tiyatro, festival gibi etkinliklerin yasaklanmasına ilişkin hukuka aykırı kararlar alınmakta, hazırlıkları tamamlanmış etkinlikler iptal edilmektedir. Yasaklara, iptallere konu etkinlik ve sanatçılar dikkate alındığında; ana dile, kültüre, yaşam tarzına ve cinsiyetlere yönelik ayrımcı, keyfi ve siyasi saiklerle bu kararların alındığı görülmektedir. Halkı kin ve düşmanlığa sevk eden açıklamalar, belediye veya valilikler tarafından kabul görerek sanata müdahale ile sonuçlanmaktadır. Uygarlaşmanın önemli kaynak merkezlerinden biri sanatsal üretimdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yasaklara karşı direnişin sembolü: 1 Mayıs

    Yasaklara karşı direnişin sembolü: 1 Mayıs

    PİRHA-İstanbul’da en az 34 kişinin katledildiği kanlı 1 Mayıs’ın üzerinden tam 45 yıl geçmişken, Türkiye’de ilk 1 Mayıs kutlaması Osmanlı döneminde 1905’te İzmir’de yapıldı. Dünyadaki ilk 1 Mayıs kutlamaları ise 1880’lerde gerçekleştirildi. Bugün ise pandeminin gölgesinde işçiler, emekçiler haklarını haykırmaya devam ediyor.

    1 Mayıs’ın temeli 1880’li yıllara dayanıyor. Ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı o dönemlerde küçük çocuklar karın tokluğuna çalıştırılıyor, yetişkinler ise günde en az 14-15 saat ağır koşullarda çalışıyordu. İş yeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel hakların tanınmadığı siyasi ve hukuki bir sistem mevcuttu.

     1 MAYIS’IN TEMELLERİ ABD’DE ATILDI

    Amerikan iç savaşının ekonomik faturası ucuz iş gücüyle kapatılmaya çalışılıyordu. ABD’de 1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan örgütlü meslek ve emek birlikleri federasyonu 8 saatlik iş günü mücadelesini eylemlerle ülke geneline yaymak isteyince 1 Mayıs’ın temelleri atılmış oldu.

    -1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih, işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oldu. Eylemcilerin üzerine ateş açıldı, onlarca işçi öldü, işçi önderleri idam edildi, binlerce işçi işten çıkarıldı…

    -ABD İşçi Federasyonu, 8 saatlik iş günü elde edilinceye kadar her yıl 1 Mayıs’ta kitle gösterileri düzenleme kararı aldı. ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi. Aynı aylarda Fransız ve Belçika İşçi Sendikaları Konfederasyonları da 8 saatlik iş günü için mücadele kararı verdi.

    -1889’da Paris Kongresi ile kurulan II. Enternasyonal, 1890 yılından başlamak üzere 1 Mayıs’ı ‘İşçi sınıfının uluslararası birlik ve dayanışma günü’ ilan etti. O tarihten itibaren 1 Mayıslar bütün ülkelerde ‘Uluslararası işçi bayramı’ olarak kutlanmaya başlandı ve birçok ülkede tatil günü olarak kabul edildi.

    -1919 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kuruluş kongresinde 8 saatlik iş günü karara bağlandı.

    TÜRKİYE’DE 1 MAYIS’LAR

    Türkiye’de ise 1 Mayıs ilk olarak Osmanlı döneminde 1905 yılında İzmir’de kutlandı. Bunu 1909 Üsküp kutlaması izledi. İstanbul’da ise ilk 1 Mayıs kutlaması 1910 yılında yapıldı. 1920 yılındaki kutlamalar ise tarihi açıdan sembolik önem taşıyordu. İşgal altındaki İstanbul’da işgal idaresi ve Osmanlı hükümetinin yoğun baskısına rağmen Haliç’ten Beyoğlu’na kadar yürüyen işçiler “Bağımsız Türkiye” pankartı taşıdı.

    -1923 İktisat Kongresi’nde 1 Mayıs, “Amele Bayramı” adıyla yasalaştı.

    -1925 yılı kutlamalarında dağıtılan bir bildiri gerekçe gösterilerek kutlamalar yasaklandı ve işçi bayramları 50 yıl boyunca gizli kutlandı.

    -1935’te hükümet, 1 Mayıs’ın adını ‘Bahar Bayramı’ olarak değiştirerek tatil ilan etti.

    -1976 yılı bir dönüm noktası oldu. Taksim Meydanı’nda 400 bin işçinin katılımıyla o zamana kadarki dönemde yaşanan en görkemli kutlama yapıldı.

    -Bir yıl sonraki 1977 1 Mayıs’ı tarihe ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak geçti. 1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul`a gelen yaklaşık 500 bin kişi Taksim Meydanı’na yürüdü. Kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açılması sonucu resmi açıklamalara göre an az 34 kişi öldü, 200’den fazla kişi yaralandı.

    -1980 askeri darbesi, 1 Mayıs kutlamalarını süresiz yasakladı. Yasağa rağmen kısa süreli iş bırakmalar, bayramlaşmalar ve bildiri dağıtmalarla eylem ve etkinlikler devam etti.

    -1981’de de 1 Mayıs tatil olmaktan çıkarıldı.

    -7 yıl aradan sonra 1987’de sendikalar, siyasi partiler, aydın ve sanatçılar bin kişilik bir grupla Taksim Anıtı’na çelenk bırakmak istedi. Ancak izin verilmedi. Taksim’e çıkmak isteyenler gözaltına alındı.

    -1989’da yeniden ‘Taksim’ çağrısı yapıldı. Şişhane tarafında toplanan kitleye polis ve sivil faşistler tarafından ateş açıldı. Mehmet Akif Dalcı isimli işçi hayatını kaybetti.

    -1990’da Taksim’e çıkmak isteyenlere yine izin verilmedi, polisin saldırıları sonucunda İTÜ öğrencisi Gülay Beceren felç oldu.

    -1991, 1992, 1993 yıllarında sendikalar ve siyasi partiler, çeşitli sosyalist örgütlenmeler Taksim’de ısrar etti ve çatışmalar yaşandı.

    -1994-1995 yılında Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı’nda toplanıldı. Polis yine kitleye saldırdı ve çatışmalar yaşandı.

    -12 Eylül sonrası en kitlesel 1 Mayıs 1996’da Kadıköy’de gerçekleştirildi. Uzun süren çatışmalar yaşandı. Bu 1 Mayıs’ta 3 kişi hayatını kaybetti.

    -1997’den 2004’e kadar mitingler Çağlayan’da gerçekleştirildi.

    -1997 ve 1998 yoğun çatışmaların yaşandığı yıllar oldu.

    -2004’te sendikalar Taksim için başvuru yaptı ancak izin verilmedi. Saraçhane’de buluşularak Yenikapı’ya yüründü.  Taksim’e çıkmak isteyenlere polis saldırdı.

    -9 yıl aradan sonra Kadıköy resmi miting alanı olarak 2005 ve 2006’da 1 Mayıs’a ev sahipliği yaptı. 2007’de sendikalar buluşma yeri adresi olarak Taksim’e yine çağrı yaptı.

    -2007, 2008, 2009’da yoğun çatışmaların ardından Taksim 1 Mayıs’a açıldı.

    -Sendikaların 2010’da yaptığı başvuru kabul edildi ve 1 Mayıs 32 yıl sonra Taksim’de ilk kez resmi olarak kutlandı. DİSK’in de aralarında bulunduğu 6 memur ve işçi konfederasyonunun başkanları, Taksim’de 1 Mayıs 1977’de çıkan olaylarda hayatını kaybedenleri, Kazancı Yokuşu’nun başındaki 1 Mayıs anıtına karanfiller bırakarak andı.

    -Taksim’de 2010, 2011 ve 2012’de özgürce kutlanan 1 Mayıs’lardan sonra AKP iktidarı, alanda açtığı inşaat çukurunu bahane ederek bu kez Taksim’i İşçi Bayramı’na kapattı.

    -2013 yılında ise 1 Mayıs Türkiye’nin pek çok şehrinde olaysız ve görkemli mitinglerle kutlandı. Sıhhiye Meydanı’nda yapılan 1 Mayıs Ankara’da son yılların en kitlesel gösterilerinden biri oldu. İstanbul’daki kutlamalara ise Taksim ablukası ve gözaltılar damgasını vurdu. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için Beşiktaş’tan yürüyüşe geçmeye çalışan gruplara polis müdahale etti. Beşiktaş’taki 1 Mayıs kutlamaları sırasında bir genç karnından bıçaklandı. İstanbul Valisi Vasip Şahin yaptığı açıklamada 203 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Şahin ayrıca 6 polis ve 18 göstericinin yaralandığı bilgisini paylaştı. Avukatların oluşturduğu ‘Kriz Masası’ ise gözaltı sayısının en az 356 olduğunu duyurdu.

    -2014 yılına gelindiğinde ise yine İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları olaylı başladı. Polis ekipleri, sabah saatlerinden itibaren farklı noktalarda Taksim’e çıkmak isteyen gruplara müdahale etti. Beyoğlu’nda TOMA’nın çarptığı bir vatandaş hayatını kaybetti…

    -2015 yılında başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere yurdun dört bir yanında işçiler sokaklara çıktı. İstanbul’da ulaşım kısıtlandı, Taksim’e çıkan yollar ise kapatıldı. İstanbul’da 4 farklı noktada Taksim’e yürümek isteyen gruplara yönelik polis müdahalesi gerçekleşti. Avukatlardan oluşan 1 Mayıs İstanbul Kriz Masası’nın verdiği bilgiye göre Taksim çevresinde yaklaşık 150 kişi gözaltına alındı.

    -2016 yılında yine yasaktı Taksim. Kutlamalarının geleneksel mekanı olan Taksim Meydanı’nda bu yıl da toplanmaya izin verilmedi. Meydana çıkan yollar araç trafiğine kapatıldı ve yoğun güvenlik önlemi alındı. Emniyet Müdürlüğü 1 Mayıs ile ilgili İstanbul’da 84 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    -2017 başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere yurdun dört bir yanında işçiler sokaklara çıktı. İstanbul’da ulaşım kısıtlandı, Taksim’e çıkan yollar ise kapatıldı. Çok sayıda insan gözaltına alındı.

    -2018’de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’n de kutlamaların geleneksel mekanı olan Taksim Meydanı’nda bu yıl da toplanmaya izin verilmedi. Meydana çıkan yollar araç trafiğine kapatıldı ve yoğun güvenlik önlemi alındı. Emniyet Müdürlüğü 1 Mayıs ile ilgili İstanbul’da 84 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    -2019 yılında 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen yürüyüş ve mitinglerle kutlandı. Taksim Meydanı’na çıkan yollar araç trafiğine kapatıldı ve meydan bariyerlerle çevrildi. İstanbul’da kutlamaların adresi Bakırköy’dü. İstanbul’daki gözaltı sayısının 130 civarında olduğu aktarılmıştı.

    -2020 yılında ise yasaklar pandemi gerekçe gösterilerek artarak sürdürüldü. Koronavirüs nedeniyle büyükşehirlerde sokağa çıkma kısıtlamasının olmasına rağmen Taksim’de çelenk bırakmak isteyen DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve beraberindeki sendika yöneticileriyle işçilere müdahale eden polis, 25 kişiyi gözaltına aldı.

    -Ve bu yıl 2021 yılında da yasaklar devam etti. Pandemi gerekçesiyle 1 Mayıs’ın hemen öncesinde ‘tam kapanma’ ilan edildi. Sokağa çıkma yasağı başta olmak üzere bir dizi yasak getirildi. Ancak tüm yasaklamalara karşın işçiler, emekçiler, sendikalar, siyasi partiler 1 Mayıs’ı kutladı. 1 Mayıs alanı olan Taksim’e çıkmaya çalışan çok sayıda kişiye polis saldırarak gözaltına aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Hapishanelerde durum çok vahim!-VİDEO

    İHD: Hapishanelerde durum çok vahim!-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu yaptıkları açıklamada ocak, şubat ve mart aylarında iç Anadolu bölgesinde ki hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dair rapor hazırladıklarını belirterek, “İhlallerin son bulması için Adalet Bakanlığı’nı, ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu ocak, şubat ve mart aylarında iç Anadolu bölgesinde ki hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dair rapor hazırladı. Rapor, iç Anadolu bölgesinde yer alan hapishanelerden İHD Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu’na gelen başvurular, avukatların hapishanelere yaptıkları ziyaretler, mahpuslar tarafından yollanan mektuplar ve mahpusların aileleri ile görüşmelerinden taraflarına aktarılması ile derlenen bilgiler sonucunda hazırlandı.

    “HAK İHLALLERİNİN ORTADAN KALDIRILMASI İÇİN GEREKLİ YAZILAR YAZILMIŞTIR”

    İHD Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı rapora ilişkin yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Ocak-Şubat-Mart aylarında derneğimize İç Anadolu Bölge hapishaneleri için 62 kişi, diğer cezaevleri için 1 kişi olmak üzere toplam 63 kişi başvuru yapmıştır. Komisyonumuza yapılan başvurular ile ilgili olarak hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için ilgili kamu kurumlarına gerekli yazılar yazılmıştır. İç Anadolu Bölgesindeki hapishanelerde İmralı Tecridine son verilmesi ve hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin sonlandırılması talepli süresiz-dönüşümlü açlık grevleri devam etmektedir.”

    “SALGIN NEDENİYLE DURUM ÇOK VAHİM”

    İHD’nin belirlemelerine göre, 2021 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında çeşitli cezaevlerinde en az 13 mahpus yaşamını yitirdiğini aynı zamanda mahpusların hapishanelerde sağlıksız koşullar altında yaşamak zorunda bırakıldığını vurgulayan Yazmacı, “Mahpusların bir arada ve kalabalık koğuşlarda yaşadıkları göz önünde bulundurulduğunda hapishanelerde hijyenik ortamın sağlanmasının, kişisel koruyucu tedbir uygulamalarının neredeyse imkânsız olduğu söylenebilir. Bu durum bütün dünyayı etkileyen Covid-19 salgınının hapishanelerde çok hızlı yayılabileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle hapishanelerdeki yoğunluk ve hareketlilik göz önüne alındığında durumun daha da vahim olduğu görülmektedir.” dedi.

    “CEZALAR BAHANE EDİLEREK İNFAZLAR YAKILMAKTADIR”

    Hazırlanan raporda ki verilere göre hapishanelerde en az 604’ü ağır olmak üzere en az 1.605 hasta mahpus bulunduğu ifade edildi. İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde ise 46’sının kadın olmak üzere en az 284 hasta mahpusun bulunduğu ve bunların 98’inin ağır hasta mahpus olduğu aktarıldı.

    Hapishanelerde ki her türlü hak talebine ya da ihlallere karşı verilen tepkilere hapishane idarelerinin tutanak tutarak ve disiplin soruşturması başlatarak karşılık verdiğini söyleyen Yazmacı şunları kaydetti:

    “Üstelik bu uygulamalar mahpusların birbirleriyle selamlaşmaları ya da hal-hatır sormaları gibi son derece keyfi gerekçelere de dayanabiliyor. Hapishane yaşanan hak ihlallerini ve baskıları dışarıya bildirmek de disiplin soruşturmasına gerekçe olabiliyor. Disiplin soruşturmaları neticesinde mahpuslara haberleşme hakkı cezaları, hücre cezaları verilebilmektedir. Ancak daha önemlisi bu soruşturma ve cezalar bahane edilerek infazları yakılmaktadır.”

    “YASAL DÜZENLEMELERE AYKIRI İŞLEMLER VE UYGULAMALAR YAPILMAKTADIR”

    Ulusal ve uluslararası insan hakları hukukunda mahpusların hakları ile ilgili oldukça gelişmiş standartlar olmasına karşın mahpusların haklarını kullanamadıklarını dile getiren Yazmacı, “Yetkililer, hapishane müdürleri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır. Bu durum mahpuslarda, ailelerinde, avukatlarında ve insan hakları örgütlerinde hapishane sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek hapishanenin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir.” diye konuştu.

    “TÜM DENETİM MEKANİZMALARI DEVREYE SOKULSUN”

    Heyetleri ve kurumlarının, hapishane rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit ettiğini de söyleyen Yazmacı son olarak şu açıklamalarda bulundu:

    “İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezanın önlenmesi sözleşmesi seçmeli protokolüne uygun şekilde, ‘bağımsız’ ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Tüm cezaevlerinde yaşananlara, hak ihlallerine, sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığı’nı, ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Pandemiye ilişkin yeni yasaklar

    Pandemiye ilişkin yeni yasaklar

    İçişleri Bakanlığı, koronavirüs tedbirleri kapsamında valiliklere gönderdiği genelgeyle, düğün, kına gecesi, nişan gibi etkinliklere yasak getirdi.

    AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda İçişleri Bakanlığı, 81 il valiliğine “Covid-19 Tedbirleri” konulu ek genelge gönderdi.

    Genelge kapsamında;  tüm ülkede sokak/köy düğünü, sünnet düğünü, kına gecesi, nişan gibi etkinlikler 4 Eylül tarihinden itibaren yasaklandı.

    Düğünler nikah merasimi şeklinde yapılabilecek ve en fazla 1 saatte tamamlanacak. Nikahlarda oyun oynanması ve dans edilmesine, toplu yemek dahil olmak üzere her türlü yiyecek-içecek servisi/ikramı yapılmasına izin verilmeyecek

  • Ölüm orucundaki Bölek ve Gökçek’in durumu ağırlaştı; ‘Acilen bir şeyler yapın!’

    Ölüm orucundaki Bölek ve Gökçek’in durumu ağırlaştı; ‘Acilen bir şeyler yapın!’

    Ölüm orucundaki Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in sağlık durumu ağırlaştı. Bölek’in annesi Aygül Bilgi, “Çocuklarımız ölüme doğru gidiyor. Acilen bir şeyler yapmalı” diyerek, dayanışma çağrısında bulundu. 

    Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, maruz kaldıkları konser yasaklarının kaldırılması, kırmızı bültenle aranan üyelerinin listelerden çıkartılması ve çalışmalarını yürüttükleri İdil Kültür Merkezi’ne yönelik baskınların son bulması gibi taleplerle ölüm orucunda. Sarıyer’deki “Direniş Evi”nde eyleminin 278’inci gününe giren Helin ile 281 gündür ölüm orucunda olan İbrahim’in sağlık durumları daha da kötüleşti.

    Bölek ve Gökçek, 11 Mart’ta polis zoru ile Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış, ancak tıbbı müdahaleye izin vermemeleri üzerine eylemlerini sürdürdükleri Direniş Evi’ne geri getirilmişlerdi.

    Helin Bölek’in annesi Aygül Bilgi, o süreçten bu yana kızı Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in sağlık durumunun giderek kötüleştiğini söyledi. Son günlerde Bölek ve Gökçek’in daha çok kusmaya başladığı bilgisini aktaran anne Aygül Bilgi, “Daha önce de kusmaları oluyordu ancak zorla müdahale girişiminden sonra bu durum giderek arttı. Çünkü düzenleri bozuldu ve o süreçte çok yorgun düştüler” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZ ÖLÜME GİDİYOR”

    İlk günden bu yana bir anne olarak topluma duyarlılık çağrısı yaptığını söyleyen Bilgi, “Kimse bizi duymak istemiyor, kulaklar sağır. Son zamanlarda biraz da olsa çocuklarımızın sesi duyulmaya başlanmıştı. Ama koronavirüs (Kovid-19) salgınından sonra o ses de duyulmaz oldu. Çocuklarımız ölüme doğru gidiyor. Acilen bir şeyler yapmalı” diyerek, dayanışma çağrısında bulundu.

     

  • Şair İbrahim Karaca: Grup Yorum’un özgürce şarkı söylemesini istiyoruz-VİDEO

    Şair İbrahim Karaca: Grup Yorum’un özgürce şarkı söylemesini istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Grup Yorum’un taleplerinin haklı talepler olduğunu belirten Şair İbrahim Karaca, “İnsanların özgürce şarkı söylemesini istiyoruz biz” dedi. Bandrollü CD’lerin yasaklanmasının, yargı sisteminin verdiği bir ceza olmamasına rağmen baskı yapılmasının haksızlık olduğunu belirten Karaca, “Grup Yorum devrimci bir gruptur. Devletin hoşuna gitmeyen şarkılar söylüyor” dedi. 

    Haberin videosu

    Ölüm orucunda olan Grup Yorum üyelerine ilişkin PİRHA‘ya konuşan Şair İbrahim Karaca, “Arkadaşlarımız ölmesinler istiyoruz. Onların taleplerinin son derece haklı olduğunu düşünüyoruz. Biz insanların türkü söylemesini destekliyoruz. Taleplerini destekliyoruz. Aslında bunlar talep değil zorunluluktur” ifadelerini kullandı.

    “GRUP YORUM’UN TÜRKÜLERİNİ SÖYLEME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNUYORUZ”

    “Kültür Bakanlığı’nın bandrollerinin olduğu CD’lerde bulunan şarkı ve türkülerin söylenmesi yasaklanıyor, engel olunuyor” diyerek tepki gösteren İbrahim Karaca, şöyle devam etti:

    “İdil Kültür Merkezi’nde enstrümanlar kırılıyor, kitaplar yırtılıyor. Burası bir suç odağı mı? Size göre bir suç odağı peki; bu ülkenin yargı sisteminin verdiği bir ceza var mı? Burada yasa dışı iş yapılıyorsa, başka faaliyet yapılıyorsa kapatılması gerekir. Ama kapatmıyorlar kırıp döküp, çekip gidiyorlar. Arama izinleri bile yok. Böyle ülkelere nasıl isim vermek gerekir? Bir yönetim bir ofisi kırıp döküp gidebiliyorsa bu ülke nasıl bir ülkedir? Arkadaşlarımızın şarkı söyleme özgürlüğünü savunuyoruz. Grup Yorum, devrimcidir, sosyalisttir. İktidarın hoşuna giden şarkılar söylemek zorunda değil Grup Yorum.”

    “DÜNYADA SINIRLAR KALKTI AMA TÜRKİYE BU DURUMDA”

    Şair İbrahim Karaca, “Başka bir iktidar gelip ilahi gruplarına yasak getirse buna da karşı çıkmak gerekir. Grup Yorum kimseye zorla dinletmiyor. Devrimci müzik dinlemek isteyen insanlar dinliyor. Grup Yorum’u dünyada protest yapan gruplardan ayırmamak gerekir. Ulus çağına geçildi, sınırlar kalktı ama söylenecek söz yok. Türkiye buna layık değil diye düşünüyorum. Bir ülkenin vatandaşı o ülkeden iyi sağlık hizmeti, iyi koşullar, iyi eğitim bekler. İktidar kendisinin alkışlanmasını istiyorsa her şeye iyi koşullar yaratmalı” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Muhtar adayı Sezgin: Ummak yerine ‘nasıl yapmalı’ demenin tam zamanı-VİDEO

    Muhtar adayı Sezgin: Ummak yerine ‘nasıl yapmalı’ demenin tam zamanı-VİDEO

    PİRHA- “Ummak yerine ‘nasıl yapmalı” demenin tam zamanı” sloganıyla Sancaktepe Atatürk Mahallesi’nde muhtar adayı olan Asiye Sezgin, aslında aile geleneğini sürdürüyor. Mahalle meclisleriyle katılımcı bir yerel yönetim hayal eden Sezgin, mahallesinde seçim çalışması yürütürken yasaklar ve baskılarla boğuşuyor. Sezgin, tek tek kapıları çalıp insanlarla birebir temas ediyor, onların sorunlarını dinliyor. 

    Seçimlere sayılı günler kala belediye başkanı ve muhtar adaylarının çalışmaları da tüm hızıyla devam ediyor. İstanbul’un Sancaktepe (Sarıgazi) ilçesine bağlı Atatürk Mahallesi’nde muhtarlık için 5 aday yarışıyor. Asiye Sezgin de bu adaylardan birisi. 12 sendir Sarıgazi’de 3 senedir de Atatürk Mahallesi’nde yaşayan Dersimli Sezgin, kadınların daha çok mücadele alanlarına sahip çıkmaları gerektiğini düşündüğü için muhtar adayı olmuş.

    Sezgin’in mahalledeki seçim çalışmalarını takip ederken seçim çalışmaları hakkında da bilgi aldık.

    “Ummak yerine ‘nasıl yapmalı’ demenin tam zamanı” sloganıyla yola çıkan Sezgin, “Şimdiye kadar hep ummaktan bahsettik, ‘umarım’ diyoruz geçiştiriyoruz, başkasından bekliyoruz. Biz artık ‘Nasıl yapmalı’ diyenlerden olmak istiyoruz. Toplumsal olarak nasıl yapmalı, bireysel olarak değil.” dedi.

    Dersim’de yaşadıkları köyde önce babasının arkasından da annesinin muhtarlık yaptığını ve annesinin hala muhtar olduğunu söyleyen Sezgin, “Bizde muhtarlık aileden gelme” diyor.

    “SARIGAZİ PİLOT BÖLGE”

    Seçim çalışmalarının beklediğinden daha iyi gittiğini ifade eden Sezgin, adil olmayan bir şekilde seçime gittiklerini belirtti. Muhtarların afiş ve pankart asmalarının yasak olduğunu dile getiren Sezgin’in var olan seçim bürosunda da afiş ve pankart asmasına izin verilmiyor. Yasaklar konusunda Sarıgazi’nin pilot bölge olarak seçildiğini kaydeden Sezgin, “İstanbul genelinde olan bir yasaktan söz ediliyor ama yalnız Sarıgazi Sancaktepe’de uygulanması çok gariptir. Mevcut olan muhtarlarla devam kararı alındığını düşünüyoruz. Ondan ötürü belli bölgelerde bu yasakların olduğuna inanıyoruz” diye ifade etti.

    Yasaklara karşı halka daha çok temas etmeye çalıştıklarını söyleyen Sezgin, internet ve sosyal medyayı da tanıtım için kullanıyor.

    EN BÜYÜK SORUN UYUŞTURUCU VE YOZLAŞMA

    Atatürk Mahallesi’nde park ve güvenlik sorunları yaşadıklarını belirten Sezgin, “Esrar, alkol kullananlar parkları tercih ediyor genelde. Bu yüzden parklarda güvenlik sorunu oluyor. En büyük sorunumuz uyuşturucu ve yozlaşmadır. Sokak lambaları, kaldırımların yapılmadığını ve belli yerlere ayrımcılık yapıldığını düşünüyor halkımız. Bir de son dönemlerde iddia bayileri, kasalar, kumar adı altında yapılan şeylerin gençlerin başına bela olduğu düşünülüyor” diye konuştu.

    “BİLİNÇLİ AİLE VE BİLİNÇLİ TOPLUMLA ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ”

    Mahallenin yönetimine geldikleri zaman ilk uğraşacakları sorunların yozlaşma ve uyuşturucu olduğuna işaret eden Sezgin, “Yozlaşmayı körükleyen her ne varsa onlarla uğraşacağız. Her sokağın temsiliyette yer aldığı bir mahalle meclisinden bahsediyoruz. Bu meclisler sayesinde üstesinden geleceğimize inanıyoruz. Panellerle, eğitimlerle bilinçlendirip anneleri, kadınları dahil ederek yani bilinçli aile ve bilinçli bir toplum yaratarak üstesinden gelebileceğimize inanıyorum” dedi.

    “KADINLAR BİZİM BEL KEMİĞİMİZ”

    Mahalle muhtarı seçilmesi halinde mahallede kadınların, gençlerin yer alacağı meclisler oluşturarak katılımcı bir mahalle yönetimi hayal eden Sezgin, kadınlara yönelik el sanatları gibi çeşitli projeleri olduğunu belirtti. Çocuklarla ilgili projelerinde de kadınlar ortaklaşacağını dile getiren Sezgin, “Kadınlar bizim bel kemiğimiz” diyerek yerel yönetimlerde kadının önemine vurgu yaptı.

    MUHTARLIK KÜÇÜMSENECEK BİR YERDE DEĞİL

    Katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir yerel yönetim hayal ettiğini söyleyen Sezgin, şunları belirtti:

    “Şimdiye kadar muhtarlıkları çok küçümsüyorduk, mevcut düzen bize bunu öğretti. Muhtarlıklar o kadar da küçümsenecek bir yerde durmuyormuş. Ben muhtarlığın kılcal damarlar olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar atar damarlara, toplardamarlara kan taşıdık ama her zaman kılcal damarları es geçtik ve birileri doldurdu diye düşünüyorum. O yüzden kılcal damarlara kan akıtmak gerektiğine inanıyorum. İyi kan pompalamak gerektiğine inanıyorum. Muhtarlığın toplumsal anlamda çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

    “EMNİYET MUHTAR ADAYLARINA BASKI YAPIYOR”

    Sancaktepe’de (Sarıgazi’de) seslerini duyurabilecekleri herhangi bir kanal ya da basın organı olmadığını ifade eden Sezgin, emniyetin çeşitli whatsapp grupları kurup muhtar adaylarını eklediğini ve bu gruplarda muhtar adaylarını sindirmeye yönelik paylaşımlar yapıldığını belirtti. Tekrardan yasaklara ve baskılara dikkat çeken Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Pankart asmak, afiş yapmak, seçim bürosu açmak yasak. Orada adayların seçim ofisleri basılıyor örneğin kapatılıyor, kapatılırken resimleri çekip o grupta paylaşıyorlardı. Afişleri sökülüyordu bir de birbirini ihbar edenlere, şikayet edenlere göre o afişler sökülürken, pankartlar alınırken resimlerini emniyet çekip o grupta paylaşıyordu. Bu da ciddi anlamda yıldırmaya başladı tüm muhtar adaylarını. Bunun kesinlikle psikolojik bir baskı olduğunu düşünüyoruz. Bunun duyurusunu yapmak tüm muhtar adaylarının sesi olmak istiyorum ben. Çünkü muhtar adaylarının hepsine yapılan bir baskı olduğunu düşünüyorum.

    Emniyete çağrıldık kaç kez. Her seferinde farklı mazeretler buldular. ‘Pankartlarınızı alın toplayın’ dediler topladık, ‘afişlerinizi toplayın’ dediler topladık. Sonra aranıyoruz ‘iç afişler kalmış’ topluyoruz, ‘falan yerde kalmış’ alıyoruz. ‘Emniyete gelmeniz gerekiyor, resmi evrak gelmiş imzalamanız gerekiyor’ diyorlar. Oysaki benim için resmi evrak çıkarmaları için resmi bir başvuru yapmam gerekiyor ama ben resmi başvuru yapmadım. Eskiden muhtar adayı olduğuna dair resmi bir başvuru yapıyordun o da kaldırıldı. Sen neye göre beni arayıp resmi evrak imzalatmak için çağırıyorsun. İşte ‘sizin afişlerinizi gördük, telefon numaranızı oradan aldık. Muhtar adayıymışsınız gelip bu evrakları imzalamanız gerekiyor’ dendi bize. Çalışmalar yoğundu, gitmek istemiyorduk. Telefonda bize ‘Neredeyseniz sizi ekip otosuyla alalım’ dediler. Yani mecbur bırakılıyorsun. Gidip o imzayı atmak zorunda kaldık. Zaten imzayı atınca da kabul etmiş oluyorsun, cezayı ödeyeceksin. Pes edip imza atmak zorunda kaldık.”

    “SEÇİLME HAKKIMIZ GASP EDİLİYOR”

    Bu şekilde adil olmayan bir yarışa girdiklerini kaydeden Sezgin, “Seçilme hakkımız gasp ediliyor bu şekilde. Eşit olmayan bir şekilde yasaklarla seçime giriyorsun kitle seni ne kadar tanıyabilir, ne kadar erişebilirsin. Mevcut olanın karşısında sen zaten bir sıfır geride başlıyorsun. Biz bunları zorlarken uğraşa uğraşa bugüne getirdik. Ama halka bunu anlatınca bağrına basıyor sahipleniyor seni.” dedi.

    SEÇMENLERE ÇAĞRI

    Seçmenlerine sağduyulu olma çağrısında bulunan Sezgin, “Seçim dönemi bir kirlilik, ötekileşme, kutuplaşma yaratıldığı için yerel seçimlerde bunu çok bariz görüyorum. Ellerinden geldikçe sağduyulu olsunlar, gördüklerine kulak versinler. Seçim geçer bizler yine yerellerde bir arada dururuz bunu hiç unutmasınlar” diye konuştu.

    Suay ABAK / İsmet SEFER – İSTANBUL

  • Bingöl Valiliği 26 bölgeyi ‘geçici özel güvenlik bölgesi’ ilan etti

    Bingöl Valiliği 26 bölgeyi ‘geçici özel güvenlik bölgesi’ ilan etti

    Bingöl Valiliği, kent merkezi ve 7 ilçeye bağlı 26 bölgeyi 11-25 Kasım tarihleri arasında “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan etti. 

    Bingöl Valiliği tarafından kent merkezi ve 7 ilçenin kırsal bölgelerinde “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan edildi.  Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, 11- 25 Kasım tarihleri arasında “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan edilen 26 bölge şöyle:

    “Merkez Ortaçanak, Hasar Yaylası ve Hasar Tepe, Feratan, Çır Yaylası, Merdiven Deresi, Monçü Komu bölgeleri, Adaklı ilçesinde Şeytan Dağları, Şeytan Deresi, İlbey, Maltepe Vadisi (Sevkar) bölgeleri, Genç ilçesinde Sağgöze, Büyükçağ, Yeniyazı, Dikpınar, Derman ve Şekaran bölgeleri, Solhan ilçesinde Yenibaşak- Doğuyeli bölgesi, Yayladere ilçesinde Horivanik Deresi- Tahkim Deresi (Pohus Vadisi), Kırköy Ormanları, Manav Deresi ve Güneşlik Gökçedal bölgesi, Kiğı ilçesinde Çomakderesi Bölgesinde, Karlıova ilçesinde Karacehennem Ormanları Bölgesinde, Yedisu ilçesinde Akımlı Yaylası Bölgesi.”

  • Av. Doğan Erkan: OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkı ihlal ediliyor-VİDEO

    Av. Doğan Erkan: OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkı ihlal ediliyor-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları haftası dolayısıyla verilen konferans sonrası PİRHA’ya konuşan Avukat Doğan Erkan, OHAL döneminde işçilerin örgütlenme ve grev hakkı ihlal ediliyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    İnsan hakları haftası dolayısıyla gerçekleştirilen insan hakları konferansı çıkışında PİRHA mikrofonuna konuşan Nakliyat -İş Sendikası Avukatı Doğan Erkan, konferans sırasında Ankara valiliğinin eylem yasaklarına karşı açtıkları davanın kararının geldiğini ifade etti. Erkan, mesajda “Mahkeme kararında, ‘Terör örgütlerinin saldırı istihbaratlarına karşı toplantı, gösteri, basın açıklaması bütün bunların yasaklanması hukuka uygun’ olduğunu söylüyordu” dedi.

    “İdare mahkemesi, mit argümanları ve mit gerekçeleriyle, temel insan hakkını askıya almasını hukuka uygun bulabildi” diyen Erkan, “İşte bizim OHAL dediğimiz devlet bu. OHAL devletin argümanları artık bu hukuksal argümanlar değil, OHAL devletinin argümanları artık güvenlik argümanları, terör hukuku argümanları ve milli istihbarat kurumu argümanları” ifadelerini kullandı.

    “İŞÇİLERİN ÖRGÜTLEME HAKKI İHLAL EDİLİYOR”

    Türkiye’de OHAL’i de aşan OHAL’in olduğunu vurgulayan Erkan, OHAL’de bile askıya alınamayacak olan 4 temel hakkın askıya alındığını gördüklerini ifade etti.

    OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkının ihlal edildiğini söyleyen Erkan, şöyle devam etti:

    “Bir çok hak ihlali yapıldığı gibi işçilerin örgütlenme hakkı, işçilerin grev hakkını da ihlal ediliyor. Nitekim geçtiğimiz Perşembe günü Çankaya belediyesi işçileri Nakliyat İş Sendikası’nda örgütlendikleri için ve toplu sözleşmede anlaşamayıp toplu sözleşme hakkını kullandıkları için işten atıldılar.
    Eylem yapmak istedikleri Çankaya Belediyesi içinde ve önünde o bölgenin Ankara Valisi’nin OHAL yasakları kapsamından hareketle biber gazıyla atıldılar. Yani bir OHAL yasağı işçilerin örgütlenme hakkını, gösteri hakkını, toplu sözleşme ve grev hakkını ihlal edebiliyor ve biber gazının kullanış biçimi itibariyle işkence yasağını ihlal edebiliyor.”

    “İŞÇİ SINIFI OHAL YASAKLARINA RAĞMEN EYLEMLERİNİ SÜRDÜRÜYOR”

    Bu yasakların sürdürülebilir olmadığını ve işçi sınıfının bunu yapacağına inandıklarını söyleyen Hukukçu Doğan Erkan, “İşçi sınıfı bugün Ankara OHAL Valiliği’nin OHAL yasaklarını fiilen aşmakta ve bir direniş alanı yaratabilmekte. Bu direniş alanları büyüyecek, işçi sınıfı bu OHAL’i ortadan kaldıracak, buna inanıyorum” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in birinci yılında açıklanan raporda Alevilerin kültürel etkinliklerine yönelik yasaklar ve hak ihlalleri giderek arttı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Alevilerin Osmanlı’dan bu yana baskı altında olduğunu ve OHAL ile birlikte keyfi uygulamaların giderek artmakta olduğuna dikkat çektiler. 

    Haberin Videosu

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası  ilan edilen OHAL’in birinci yılında OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik tarafından açıklandı. Raporda “Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak” başlığıyla yayınlanan raporda, Apaziz Dede Anma etkinliği, Cogi Baba Festivali, Ankara’da Aşure etkinliği, Munzur Doğa ve Kültür Festivali vb etkinlikler OHAL gerekçesiyle yasaklandı” denildi.

    Alevilere yönelik hak ihlallerini ve hukuksuzlukları HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu PİRHA’ya değerlendirdi.

    OHAL’in toplumun her kesimi üzerinde bir baskı yaratığını söyleyen Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, “Ama Alevilerin her zaman özel bir durumu var. Eğer bütün toplum baskı altında ise Aleviler biraz daha çok baskı altındalar. Bu hep böyle olmuştur, bu seferde öyle oldu” dedi.

    “HÜKÜMET AHİM’İN KARARLARINI UYGULASA ALEVİLERİN SORUNLARI KALMAYACAK”

    Alevilerin sorunlarının hep olduğunu OHAL ile başlayan bir şey olmadığını kaydeden Türmen, bununla ilgili AHİM’in bir dizi kararı olduğunu hatırlatarak, “Bu sorunlarla ilgili AHİM’nin bir dizi kararı var. Yani zorunlu din dersiyle, cemevlerinin ibadethane sayılmasıyla ile bütçeden Alevilere pay ayrılmasıyla gibi kararlar var. Bu kararlara baktığınız zaman Alevilerin problemlerinin önemli bir bölümü bu kararlarla çözümlenmiş durumda. Yani hükumet bu kararları uygulasa Alevilerin bu sorunları ortadan kalkacak. Fakat hükumet bu kararları uygulamıyor.”

    “OHAL İLE ALEVİLER ÜZERİNDE BASKILAR GİDEREK ARTIYOR”

    “OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde daha keyfi baskılar getiriliyor” diyen Rıza Türmen, bunların yanlış uygulamalar olduğunu,  Alevilere bu toplum içinde kimliklerine, farklılıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu kararların uygulanmaması Alevileri dışarıya itebileceğini ifade etti.

    Türmen, herkesin farklılıklarıyla var olabilmesi ve Alevilerin inanç özgürlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini de vurguladı.

    “SİYASETİN MECLİS DIŞINDA YENİ KAMUSAL ALANDA YAPILMASI GEREKİR”

    OHAL ile birlikte giderek artan hak ihlalleri karşısında demokrasi güçlerinin nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini değerlendiren Türmen, Türkiye’de siyaset alanının giderek daraldığını, siyasetin meclis dışında yeni bir kamusal alanda yapılması gerektiğini kaydetti.

    Kılıçdaroğlu’nun başlatmış olduğu yürüyüşle bir halk hareketinin doğduğunu ifade eden Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, Bu halk hareketini muhafaza etmek gerektiğini, bunun için de meclis dışında kamusal alanda sivil toplum örgütleriyle birlikte itirazı olan siyasi partiler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini, bunun sağlanması halinde Türkiye’de demokrasi bakımından olumlu gelişmelerin olacağına inandığını belirtti.

    “MUNZUR FESTİVALİ DERSİM’İN GELENEKLERİNİ YANSITIYOR”

    “Munzur Festivali hem bizim doğayla barışık olduğumuz hem de Dersim’in bütün geleneklerini yansıtan ve bir arada hep birlikte özgürlüğün tadına vardığımız bir festivaldir” diyen HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ise, “Munzur festivali engellenemez, Munzur festivali gibi Alevilerin kültürüyle ilgili pek çok etkinlik maalesef yasaklanıyor. Ve bütün bunlara OHAL gerekçe gösteriliyor. OHAL bütün toplumsal kesimlerine olduğu gibi hak arayan bütün toplum kesimlerinin haklarını kısıtlama anlamında kullanıldığı gibi malesef Munzur için de aynı anlamda kullanılıyor. Bunu kınıyorum ve Munzur Festivali’nin tekrar yapılması için meclisteki girişimlerime devam edeceğim” dedi.

    “KORKUYU YENİP CESARETİ BULAŞTIRMAMIZ GEREKİYOR”

    İnsan hakları savunucularının dahi tutuklandığı bir ülkede yaşadıklarını, çözüm bulamayan hükümetin daha da zulme başvurduğunu ve zulme başvurdukça da hak arayanların isyan eden, itiraz edenlerin de sesini kısmaya çalıştığını ifade eden Paylan, “Korkuyu bulaştırmaya çalışıyorlar, yapmamız gereken korkuyu yenmek ve cesareti bulaştırmak. Bugünler yakın diye umut ediyorum, onları korkutmuş olacağız, korkuyu korkutmuş olacağız” dedi.

    “TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN KATMANLAR GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRMELİ”

    OHAL’in yanlızca Aleviler üzerinde değil  bütün Türkiye üzerinde hatta yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız üzerinde de ciddi etkileri olduğunu söyleyen Av. İbrahim Sinemillioğlu da, “Gerek Aleviler gerek Türkiye’de yaşayan tüm katmanlar bu iktidarın karşısında olanlar güçlerini birleştirdiklerinde Gezi’de gördüğümüz gibi, referandumda gördüğümüz gibi birlikte mücadele edilerek kazanılacağını gördük” dedi.

    “YASAKLAR ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYONUN GÖSTERGESİDİR” 

    “Aleviler Osmanlı tarihinden beri sürekli ezilmekte, horlanmakta ve dışlanmaktadır” diyen Sinemillioğlu, “Günümüzde de gerek belediyelere tayin edilen kayyumlar gerekse diğer illerde valiler ve kamu görevlileri Alevileri sürekli ikinci vatandaşın da gerisinde her türlü inanca yönelik geleneklerini yerine getirmelerini engellemektedir” dedi.

    Geçen yıldan bu yana Alevilerin birçok festivali OHAL gerekçe gösterilerek iptal edildiğini belirten Sinemillioğlu, “Son olarak yasaklanan Munzur Festivali’nin bu şekilde yasaklanması ve kayyumun kendi alternatif festivalini yapması Alevilere yönelik asimilasyon hareketinin en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

     

  • DHF: Yasaklara karşı Munzur’un coşkusuyla Dersim’e akalım

    DHF: Yasaklara karşı Munzur’un coşkusuyla Dersim’e akalım

    PİRHA – Demokratik Halklar Federasyonu (DHF) yasaklanan Munzur ve Doğa Festivali’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “Baskılara, yasaklara karşı Munzur’un coşkusuyla Dersim’e akalım” denildi. 

    Demokratik Halklar Federasyonu, OHAL gerekçesiyle yasaklanan Munzur ve Doğa Festivali’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı.  AKP iktidarının darbe bahanesiyle ülkeyi OHAL keyfiyetiyle yönettiğine dikkat çekilen açıklamasında, “En demokratik hak talebini dahi saldırılarla karşılayan AKP iktidarı OHAL bahanesiyle grevleri, basın açıklamalarını, demokratik yürüyüşleri, toplantı ve mitingleri yasaklamaktadır” denildi.

    “MUNZUR FESTİVALİ OHAL BAHANESİYLE YASAKLANDI”

    DHF yaptığı yazılı açıklamada, AKP iktidarının, Dersim’de her yıl düzenlenen Munzur Doğa ve Kültür Festivali’ni OHAL bahanesiyle yasakladığına dikkat çekerek şunlar belirtti:

    “Geçmişte egemenler tarafından defalarca yasaklanan Munzur Festivali halkın kararlılığı ve direngenliği ile tekrar tekrar gerçekleştirilmiştir. Dersim halkının faşist baskılara karşı direniş bilincinin kuşandığı; doğasını, yaşam alanlarını, iradesini savunduğu festival tüm baskılara rağmen devrimci-demokratik kamuoyu ve Dersim halkı tarafından sahiplenilmiştir. Dün tüm baskı ve katliam politikalarına rağmen halk kitleleri tarafından sahiplenilen festival, bugünde aynı kararlılıkla sahiplenilecektir.”

    “HERKES MUNZUR FESTİVALİNİ SAHİPLENMELİ”

    Demokratik Haklar Federasyonu, son olarak, tüm devrimci-demokratik kamuoyunu ve emekçi halkını baskılara, yasaklara karşı Munzur Festivalini sahiplenmeye, Dersim halkıyla dayanışmayı büyütme çağrısında bulunarak, “OHAL Kaldırılsın! Yasaklar Son Bulsun!, Munzur’da Barajlar Durdurulsun!, Siyanürlü Maden Aramaya Son Verilsin!, Yayla Yasakları Kaldırılsın, Munzur Festivali Yasaklanamaz” dedi. 

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de kutsal mekanlara gitmek yasak

    Dersim’de kutsal mekanlara gitmek yasak

    Dört bir yanı karakola çevrilerek “özel güvenlik bölgesi” uygulamalarıyla yasaklanan Dersim’de, kutsal sayılan Buyer Gölü’ne çıkmak da yasaklandı.

    Dersim’de kentin, doğal ve tarihi güzelliklerini tanıtmak, turizme kazandırmak için her yıl bahar başlangıcı ile başlatılan doğa gezileri bu yıl “özel güvenlik bölgesi” engeline takıldı.

    Dihaber’de yer alan habere göre, Dersim coğrafyasının güzelliklerini görmek için uzun yol kat eden yurttaşlar, dört bir tarafta kurulan kontrol noktalarından geri çevriliyor.

    Son olarak Dersim’in kutsal mekanlarından olan ve yaz ortasında kar ile birlikte kardelen çiçeklerinin süslediği eşsiz 3 bin rakımlı krater gölünü ziyaret etmek isteyen doğa severler il jandarma karakolunun yasağına takıldı.

    “ZİYARETLERİMİZİ GÖRMEMİZİN BİLE YASAK OLDUĞU BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ”

    Konuya ilişkin konuşan gezi organizatörlerinden Haydar Çetinkaya, “Buyer Gölü Dersim’in kutsal mekanlarından biridir. Oraya gidip hem kutsal mekanımızı ziyaret edecek, hem de doğamızın keyfini çıkaracaktık. Fakat yasak bölge olduğu gerekçesiyle geziye izin vermeyeceklerini söylediler. Ziyaretlerimizi bile gidip görmenin, kendi doğamızı gezmenin, köylerimizi ziyaret etmenin yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu durum aylardır var. Bu mantık doğru değil. Resmen cezaevine çevirdiler Dersim’i. Hala çıkıp demokrasiden, özgürlüklerden bahsediyorlar” diye tepki gösterdi.

    “KUTSAL MEKANLARI ZİYARET ETMEK İÇİN İZİN İSTİYORUZ”

    Kutsal mekanlarını ziyaret edememenin üzüntüsünü yaşadıklarını söyleyen Çetinkaya, “Gidin Karadeniz’e, Akdeniz’e, Ege’nin yaylalarına bakın. Her yerde özgürsün. İzne tabi olunacak bir durum neredeyse hiç yok oralarda. Fakat buralarda kutsal mekânlarımızı bile ziyaret etmek için izin istemek durumunda kalıyoruz ve izin verilmiyor” dedi.

    Çetinkaya, yasakları doğru bulmadıklarını dile getirerek, “Gerçekten bir yer riskliyse oraya gidip hayatımızı tehlikeye atacak değiliz. Fakat kutsal Buyer Gölü gibi, yaylacılarımızın bulunduğu bir yere gidememek üzücü. Keşke hiç resmi başvuru yapmadan gitseydik. Hiç değilse kurban kesme ve niyazlarını bölüşme niyeti olan arkadaşımızın bu niyeti gerçekleşirdi. Bu yasağı doğru bulmuyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Varto’da sokağa çıkma yasağı

    Varto’da sokağa çıkma yasağı

    Muş Valiliği, Varto ilçesinde ‘Operasyon’ gerekçesiyle 15 bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu.

    Muş’un Varto ilçesinde “operasyon” gerekçesiyle 15 bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    Muş valiliğinden yapılan açıklamada, “Bu tedbirler kapsamında, 5442 sayılı İl idaresi Kanunu gereğince, Kolan Dağı bölgesinde yapılacak operasyon kapsamında, Varto ilçesi Kolan, Teknedüzü, Yeşildal, Onpınar, Köprücük, Kaynarca ve Çayçatı köyü ile Çağlak Mahallesi, Güllüce Mahallesi, Meti Mezrası, Seyrek, Yeşildal, Çukur, Köprücük ve Teknedüzü yaylalarında 10 Temmuz 2017 günü saat 00.01’den itibaren operasyon bitimine kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş olup vatandaşlarımızın yukarıda belirtilen bölgelerde sokağa çıkmaları yasaklanmıştır” denildi.

    Daha önce yayla yasakları ile ilgili haber linki

    Varto’nun Çaylar köyünde yayla yasağı köy kahvesine yansıdı-VİDEO