PİRHA – Varto’ya bağlı Çalıdere Köyü’nde JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti’ 26. gününde kararlılıkla devam ediyor. Çadır nöbetini ziyaret eden DAD yöneticileri, mücadele çağrısı yaptı.
Muş Varto Çalıdere köyü sınırları içinde planlanan JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti 26’inci gününde devam etti. Büyük bir kararlılıkla devam eden çadır nöbetine destek ziyaretleri de devam ediyor.
Lokmalarıyla çadır nöbetini ziyaret eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yöneticileri, lokma duasının ardından kısa bir açıklama yaptı. DAD Varto Meclisi, yaptıkları ziyarette yaşam alanlarına sahip çıkma çağrısı yaptı.
“MÜCADELEMİZ DEVAM DECEK”
Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Mehmet Seydalioğlu, DAD Varto Meclisi’ni kuracaklarını belirterek, “Bu meclis, demokratik Alevi anlayışını yaygınlaştırmak ve örgütlemeyi hedefliyoruz. Yine kaybolmuş Pir-Rayber-Talip ilişkisinin geçmişteki varlığını günümüze taşımak istiyoruz” dedi.
Sütiye Dapaklı ise birlik, beraberlik ve dayanışma çağrısı yaparak, yaşam alanları için mücadele edeceklerini söyledi. Dapaklı, “Bizim bütün davamız memleketimizdir. Biz kimseden bir şey istemiyoruz, kimse de bizden bir şey istemesin. Memleketimizi vermiyoruz. Mücadelemiz daim olsun” diye konuştu.
Çadır nöbetini “Her vaş koka xo ser be no kewe”, “her ot kökünün üstünde yeşerir” pankartıyla Qılçıx köyü ( Bahçelievler mahallesi) devraldı.
PİRHA – Varto Çalıdere Köyü’nde kurulan eylem çadırına 12. gününde de ziyaretler sürerken bölge halkının kararlığı dikkat çekiyor.
Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıder köyü sınırları içerisinde planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı kurulan çadır nöbeti 12’inci gününde devam ediyor.
Projenin ilk sondaj tarihi olan 20 Mayıs’ın yaklaşmasıyla birlikte bölge halkının eylem kararlılığı sürüyor. Bu gün eylemi projeden etkilenecek 16 köyden Büyük Çaylar ve Çaylak köylüleri nöbeti devraldı.
Eylem çadırına gelenler dayanışmayı büyütme çağrısında bulundu.
PİRHA- Yaşamını yaklaşık on yıldır tek başına köyde sürdüren Fatma Öztürk, köy yaşamının zorluklarına rağmen, köyden kopamamasını, “Bir yere gitsem, köyüme, evime döneceğim günü bekliyorum. Zor ama mutluyum” sözleriyle özetliyor.
İnsan-doğa ilişkisi her ne kadar günköy ümüzde bozulsa da, yaşamını bu denge içinde sürdürenlerde var. Dersim’İn Mazgirt ilçesine bağlı İbi Mahmut köyünde yaşamını sürdüren Fatma Öztürk, yaşamını yanlız sürdürüyor.
Köy yaşamının zorluklarını geçmişten günümüze sürdüğünü anlatan Fatma Öztürk, on yıla yakındır tek başına kaldığını söyledi. Yanlız kalmayı kendi tercih ettitğini belirten Fatma Öztürk, bunu şehir yaşamına alışmaması bağlıyor: “Bir yere gitsem ne zaman köyüme, evime döneceğim günü bekliyorum. Zor ama mutluyum.”
Bütün yıl ne yapacağını anlatan Fatma Öztürk, hayat pahalılığından şikayetçi: “Yetmiyor. Çocukların gönderdiği ve 65 aylığıyla geçiniyorum. Baharın bostanımı ekiyorum. Sonra dut zamanı pekmez yapıyorum. Ceviz olursa topluyorum. Yaşam geçip gidiyor. Yeterki sağlığımız yerinde olsun.”
PİRHA- Antalya’da kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Meydanları dolduran kadınlar, “Haklarımızı, kazanımlarımızı, sokakları bizden almak isteyenlere karşı buradayız. Kadın cinayetlerine, erkek şiddetine, aile politikalarına, güvencesizliğe cezasızlık politikalarına karşı sokaktayız. Hayatlarımızdan, birbirimizden, özgürlüğümüzden vazgeçmiyoruz. Baskılarla, şiddetle hayatlarımızı teslim almaya çalışanlara karşı susmuyoruz, sokakları terk etmiyoruz” dedi.
Kadınlar Türkiye ve dünyanın bir çok merkezinde hakları için sokaklara, meydanlara çıktı. Antalya’da Aydın Anza Parkında biaraya gelen kadınlar kortejler eşliğinde kadınlar Cumhuriyet Meydanı’nda yürüyüş gerçekleştirdi
“VARDIK, VARIZ VAR OLACAĞIZ”
Kadınlar, yüzyıllardır bastırılmak, susturulmak istenen seslerini haykırmaya geldiklerini belirterek, “Bu düzen bizim emeğimizle ayakta duruyor ama bize yoksulluk reva görülüyor. Bu düzen bizim sırtımızdan yükseliyor ama bize şiddet, güvencesizlik ve korku dayatılıyor. Buradayız ve bu meydan emeği sömürülen, hakkı gasp edilen, yaşamı tehdit altında olan kadınların meydanıdır! Bu meydan haklarına hayatlarına sahip çıkan, vardık, varız var olacağız diyen kadınların meydanıdır! Bizi yok sayanlara karşı inatla buradayız!” dedi.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ BİR GECEDE YOK SAYANLARA KARŞI BURADAYIZ”
Her gün en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüklerine dikkat çeken kadınlar, “Her gün hayatlarımız, düşlerimiz, geleceğimiz karartılıyor! Ve her defasında aynı cümleler, “Kıskançlık”, “anlık öfke”, “iyi hal”… Hayır! Her cinayet politiktir! İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen irade politiktir. Cezasızlık politiktir! Kadınları korumayan mekanizmalar politiktir. Cezasızlıkla beslenen erkek şiddetine karşı buradayız. İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede yok sayanlara karşı buradayız. Bir kişi daha eksilmemek için buradayız” diye belirtti.
“NEFRETE İNAT YAŞASIN HAYAT DİYORUZ”
Açıklamanın devamında şunları ifade ettiler:
“Bugün buraya görünmeyen emeğimizin sesini yükseltmeye geldik. Siyasal islam kapımıza dayanmışsa susmayacağız! Eğitimi karanlığa teslim etmek isteyenlere boyun eğmeyeceğiz! Çocuklarımızı tarikatlara, cemaatlere teslim etmeyeceğiz! Kız çocuklarının hayallerini küçültmeye çalışanlara karşı hayallerimizi büyüterek cevap vereceğiz! Okulları itaat mekânına çevirmek isteyenlere karşı Biz laikliği, bilimi, eşitliği savunacağız! Asla vazgeçmeyeceğiz, kamusal alanlardan çekilmeyeceğiz!
LGBTİ+’lara yönelik nefret politikalarıyla, yargı paketleriyle, “makbul aile” dayatmalarıyla toplumu tektipleştirmek isteyenlere, bedenleri hedef göstererek, kimlikleri şeytanlaştırarak, aşkı suç gibi göstermeye çalışanlara karşı
Militarizm büyüdükçe şiddet büyüyor, şiddet büyüdükçe kadınların yaşam alanı daralıyor. Silahlara ayrılan bütçelerin eğitime, sağlığa, sosyal haklara ayrıldığı bir dünya mümkün! Bu topraklarda ölüm değil hayat büyüsün diye, yıkım değil umut çoğalsın diye barışı savunmaya devam edeceğiz! Çünkü barış olmadan eşitlik olmaz! Barış olmadan özgürlük olmaz! Kadınlar özgürleşmeden dünya değişmez!”
Basın açıklamasının ardından Kürtç.e ve Türkçe söylenen şarklılarla çekilen halaylarla etkinlik sona erdi.
PİRHA- Antep’teki Alevi kurum başkanları ve demokratik kitle örgütü temsilcileri yeni yıla dair barış mesajında ortaklaşırken, demokrasi, adelet ve özgürlüklerin yaşanması için mücadelenin gerekliliğine işaret ettiler.
İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, ikinci yüz yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2026 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarına, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.
Antep’teki Alevi kurum başkanları ve demokratik kitle örgütü temsilcileri yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. Mesajlar şöyle:
“2026 YILIDA GÜZEL ŞEYLER YAŞARIZ”
PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Bu yıl Suriye’deki Alevilere yönelik bir soykırım meselesi vardı. Dünya buna seyirci kaldı. On binlerce Alevi burada katledildi. Cihatçı örgütlerin bir araya gelmesiyle oluşan HTŞ’nin aslında bir devlet kurumu olmadığını, dünyanın birçok ülkesinde HTŞ liderinin terörist olduğunu ve kırmızı bültenle arandığını çok iyi biliyoruz. Maalesef Türkiye’nin ve dünyanın gözü önünde bu katliam yaşandı.
Barış çabalarının sonuç vermesi için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Ama bu hükümetin konuyla ilgili samimi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu meseleler yasaların değiştirilmesiyle çözülür. On binlerce insan düşünce suçlarından dolayı cezaevlerinde. Cezaevlerinde durumlar çok kötü. Bir kere eğer hükümet nezdinde bir şey yapılacaksa karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Türkiye’de ötekileştirilmiş halkların tamamının birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Hak verilmez, alınır. Eğer bir barış sağlanacaksa da bu barışın sağlanması için herkesin omuz omuza vererek, yan yana durarak mücadele etmesi gerekiyor, barış haklarını talep etmesi gerekiyor. Bunu sokakta, salonda, Meclis’te yapması gerekiyor. Onun için Alevilerin de, Kürtlerin de, diğer ötekileştirilmiş halkların da omuz omuza, birlikte, örgütlenerek mücadele etmesi gerekiyor. Umarım 2026 yılı bize daha güzel şeyler verir, daha güzel şeyler yaşarız.
“DİRENİŞİMİZ 2026’DA DA DEVAM EDECEK”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Antep Temsilcisi Tuğba Aşık: 2025 sözde aile yılıydı, ama bizim için direniş yılı oldu. Şüpheli kadın ölümleri kadın cinayetlerini aştı. Aile içi şiddet, aile içi olaylar hep “aile içi meseleler” olarak kapatılmaya çalışıldı. Ama biz bunun böyle olmadığının, kadınların birey olduğunun farkındayız. 2026’dan beklentimiz de yasaların etkin uygulanması. Direnişimiz yine devam edecek. Kadınlar güvenli bir şekilde hayatlarına devam edene kadar bizim direnişimiz sürecek.
Antep Tilkiler Köyü Dernek Başkanı Eren Ovayolu: Bizim için bu sene nasıl geçti diye sorarsanız, bizim için zorlu bir süreçti. Derneklerin burada yapmak istediği faaliyetleri yapması kolay değil. Çünkü neden, bizler burada devletin, kamu kurumlarının açık bıraktığı alanlarda halkımızın yanında olmaya çalışıyoruz. Bizim için yoğun geçen bir süreçte aynı zamanda köyümüzde yapmış olduğumuz bir okul projemiz var. 1. sınıftan 8. sınıfa kadar 8 derslikle ve bir anaokulu olacak olan ve çevredeki tüm okulların taşımalı sistemle giden öğrencilerin geleceği bir okul olacak. İki tane de şu anda köyümüzde yapmış olduğumuz taziye evimiz var. Normalde kamu kurumlarının yapması gereken işleri şu anda derneğimiz üstüne aldığı için bizim için 2025 çok zor geçti. Fakat 2026’da okulun bitmesi, taziye evlerinin bitmesi başlattığımız, irtibatını, bağlantısı kurduğumuz yol çalışması, su ve elektrik çalışmalarının da bitmesiyle birlikte 2026’nın köyümüz için hayırlı olmasını diliyoruz.
“ÇATIŞMASIZ, SAVAŞSIZ BİR ÜLKEDE YAŞAMAMIZ DİLEĞİYLE”
DBP Antep İl Eş Başkanı Mehmet Özkan: Bu yıldan başta beklediğimiz tüm halklarımızın barış içinde yaşaması dileklerimizi söylüyoruz. Geçtiğimiz yıl içinde beklediğimiz belki daha çok barışın iki halk arasında gerçekleşmesi bizim beklentimizdi. Beklentimiz yerine gelmedi ama umuyorum bundan sonra cezaevlerinin boşalması, siyasi arkadaşların görev başlarına gelmesidir. İnanıyorum halkların tarihindeki birlik ve beraberlik içerisinde yaşamaları bizim hep dileğimiz oldu. Demokratik cumhuriyet, barış ve kardeşlik içinde yaşaması dileklerimiz tekrar sunuyoruz.
Barış her şeyin başıdır. Biz inanıyoruz ki barışın gelmesiyle bu her şeyi maddi ve manevi Türkiye’nin kalkınmasında bundan dolayı istediğimiz bunlardır. Kardeşçe yaşam içinde, çatışmasız, savaşsız bir ülkede yaşamamız dileğiyle.
“YENİ YILIN TÜM İSANLIĞA HAYIRLI UĞURLU OLMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞART”
Antep Özgür Düşünce Derneği Başkanı Hurşit Besle: Suriye’deki Alevi katliamlarına ve diğer tüm katliamlarına duyarsız kalmamız mümkün değildir. Kendisine hak gördüğünü tüm insanlığa hak gören bir anlayışta olan derneğimizin anlayışına gereğince bu zulme karşıyız. Barışın her zaman yanında ve tarafındayız. 2026 yılında beklediğimiz özellikle ülkemiz açısından, barışın toplumsallaştırılması önemli olan. Bunun toplumsallaştırabilmesi içinde ortak bir dil kullanılması gerekmektedir. Bu ortak dil genelde sebep sonuç ilişkilerini iyi kurmakla oluşturulur. Biz dernek olarak zaten önümüzdeki aylar içerisinde barışın toplumsallaşması yönünde paneller düzenleyeceğiz. Kurumlarla birlikte bunun çalışması içerisindeyiz.
Ekonominin geldiği kriz hali mevcut olan iktidarın tercihidir. Yani ekonomiyi bilmediğinden, ekonomiyi anlamadığından değil, belirli bir kesiminin oligarşik bir yapının temsilen tercihini o yönden kullandığı için halkın refaha ulaşması mümkün değildir. Çünkü milyonlardan soyduğu soygunu bir avuç oligarşiye vererek ülkenin dengesini kurduğunu zannediyor. Aslında bu tamamen dengenin alt üst olmasıdır.
Yeni yılın tüm insanlığa hayırlı uğurlu olmasını dileyeceğiz ama bu dilekten ileri hiçbir zaman gitmiyor. Gitmesi için örgütlü mücadele şart.
PİRHA-Geçmişte her işi yapabildiklerini ancak şimdi yaşlandıklarını ve zorlandıklarını belirten Elif Yeşiltepe, “Kış hazırlıklarımızı organik yiyecekler yaparak sağlıyoruz. Şilan, salatalık gibi yiyecekler topluyor, reçel, konserve, turşu gibi ürünler yapıyoruz” dedi.
Dersim’in Mazgirt ilçesinin Mastan (Ortaharman) köyünde yaşayan Elif Yeşiltepe, köydeki yaşamını ve kış için yaptığı hazırlıkları PİRHA’ya anlattı.
“GEÇMİŞTE HER İŞİ YAPABİLİYORDUK ŞİMDİ YAŞLANDIK”
Geçmişte hem tarlaya, bağa, bahçeye gittiklerini hem de eve döndüklerinde ev işlerine ve çocuklara baktıklarını söyleyerek sözlerine başlayan Elif Yeşiltepe, “Çeşmeden su getirip ev temizliği, çocukların banyosu için kullanıyorduk. Çok zor günlerdi. Kar çok yağardı. O koşullarda evin bakımını yaptık, çocukları büyüttük. Geçmişte her işi yapabiliyorduk şimdi yaşlandık, zorlanıyoruz. Çöp konteyneri çok uzak, yollar kötü, ambulans bile köyümüze gelemiyor. Buna bir çare bulsunlar” diye ifade etti.
“KIŞ HAZIRLIKLARIMIZI ORGANİK YİYECEKLER YAPARAK SAĞLIYORUZ”
Bostanlarında her türlü sebzeyi ürettiklerini dile getiren Yeşiltepe, “Kış hazırlıklarımızı organik yiyecekler yaparak sağlıyoruz. Şilan, salatalık gibi yiyecekler topluyor, reçel, konserve, turşu gibi ürünler yapıyoruz. Patile, zırvet yapıyoruz, komşularımızla ortaklaşa iş yapıyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA- Tarih 25 Kasım 1960’dı. Katledildiklerinde Patria 36, Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Onlardan geriye, şiddete karşı mücadele eden kadınların kararlılığı kalırken, faşist diktatör Trujillo ise tarihin çöplüğündeki yerini aldı.
Kadın mücadele tarihinin mihenk taşlarından biri ve 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan edilmesine yol açan kadın direniş tarihi Dominik Cumhuriyeti’nde yazıldı.
Yıl 1960, yer Dominik Cumhuriyeti. 1930’da ülke yönetimini ele geçiren Rafael Trujillo diktatörlük yönetimini sürdürüyordu. Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde dünyaya gelen ve Mirabal Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa, eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. Patria 1960 yılının Haziran ayında Clandestine Hareketini kurdu ve diğer kız kardeşler de bu harekete katıldı. Sembol haline geldikleri diktatörlük karşıtı mücadelelerinin çeşitli zamanlarında ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezalarına çarptırıldılar. 1960 yılının Kasım ayı başlarında Trujillo ülkede iki tehlikenin varlığından söz etti: Kilise ve Mirabal Kardeşler!
Tarih 25 Kasım 1960’dı. Üç kızkardeş tecavüz edilip öldürüldüler. Araba kazasında öldükleri duyuruldu. Mirabal Kardeşler’in öldürülmesinden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı.
Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele, dünyada ve Türkiye’de insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım’ın Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü olarak benimsenmesini karar altına aldı. İlan öncesinde olduğu gibi ilandan sonra da birçok ülkede kadınlar, sokaklara çıkıyor, erkek-devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor.
DÜNYADA HER ÜÇ KADINDAN BİRİ ŞİDDETE MARUZ KALIYOR
Gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldılar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından biri bugün şiddetin değişik biçimlerine halen maruz kalmaktadır. Kadınlar yaşamın her alanında, evlerinde, işyerlerinde, kamusal alanlarda, mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam ediyorlar.
Dünyanın çeşitli yerlerinde sürmekte olan savaşlarda ve iç çatışmalarda kadınlar ve kız çocukları tecavüze uğruyor, öldürülüyor ya da insan ticaretinin öznesi haline getiriliyor. Avrupa ölçeğinde her yıl 200.000 kadının insan ticareti ağlarında cinsel sömürüye uğradığını bildiriyor araştırmacılar.
Türkiye’de de kadınlar her gün katlediliyor, tacize, tecavüze uğruyor, intihara sürükleniyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü, Türkiyeli kadınlar için de önemli bir eylemsellik günü. Türkiye’nin birçok kentinde sokağa çıkan kadınlar, cinsel şiddete ve erkek-devlet şiddetine karşı farkındalık yaratıyor.
PİRHA- Milas Akbelen Ormanında devam kesime engel olduğu sırada gözaltına alınan ekolojist Deniz Gümüşel, ‘Milas ilçe sınırlarına giriş yasağı’ adlı kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Muğla Milas’ta bulunan Akbelen Ormanı’nda kömür ocağı için süren ağaç kesimi için sabah alana gelen ekipleri, engellediği için gözaltına alınan ekolojist Deniz Gümüşel serbest bırakıldı.
Milas Jandarma Karakolu’nda ifadesi alınan Gümüşel ardından Milas Adliyesine sevk edildi. Savcılık ifadesinde ‘Kamu görevlisine mukaveket’ suçlaması yöneltilen Gümüşel, hakkında ayrıca bir polisin darp şikayetinde bulunduğu da iletildi. Savcılık Gümüşel’i ‘Yurt dışı çıkış yasağı’ talebiyle mahkemeye sevk etti.
İLÇEYE GİRİŞİ YASAKLANDI
Milas Sulh Ceza Hâkimliğine çıkarılan Gümüşel hakkında yurtdışı çıkış yasağı ve Milas ilçe sınırlarına giriş yasağı verilerek serbest bırakıldı.
PİRHA- Yeşil Sol Partili kadın milletvekilleri, 28 Mayıs seçimlerine dair kadınlara çağrıda bulunarak, “Kadın düşmanlarına bir kez daha gücümüzü gösterelim. Yaşamı yeniden kurmak için gelin hep birlikte tek adam rejimini devirelim, değişime ışık yakalım” dedi.
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın da aralarında olduğu kadın milletvekillerinden 28 Mayıs seçimleri için çağrı geldi.
Yapılan çağrıda şu ifadeler yer aldı:
“Kadınların oyu değişime, kadınların oyu tek adam rejimine karşı özgürlüğe, eşitliğe ve demokrasiye, kadınların oyu üçüncü yolda demokratik cumhuriyeti hep birlikte inşa etmeye. Kadınların oyu kayyum rejimine, kadınların oyu, kadın işsizliğine, kadın yoksulluğuna dur demeye. Kadınların oyu İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ü hedef alanlara karşı kazanımlarımızı korumaya.
Umutsuzluğa yer yok, kazandık, yine kazanacağız. Farklılıklarımızla biz kadınlar buradayız. Kadın düşmanlarına bir kez daha gücümüzü gösterelim. Yaşamı yeniden kurmak için gelin hep birlikte tek adam rejimini devirelim, değişime ışık yakalım.”
PİRHA- İngiltere’nin başkenti Londra Merkezindeki Picadilly Circus Meydanı’nda kadınların öncülüğünde idamlara karşı ve İran’daki süren eylemlerle dayanışma için her hafta sonu gerçekleşen protesto eylemi bu haftada devam etti.
Protestocular, boyunlarına ilmik geçirerek Shelley Segal’in Baraye’nin İngilizce kapağında dans ettiler. Shervin Hajipour’un Baraye’si devrimin marşı oldu. Dans, Faranak Heidari ve Freny Pavri tarafından yönetildi.
Protestocular, Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de öldürülmesinden bu yana özgürlük ve teokrasiye son verilmesini talep ettikleri için idam edilen veya idam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olanların fotoğraflarını taşıdı.
Eylemdeki konuşmacılar arasında Film yapımcısı Mahshad Afshar, Komedyen ve Kadın Hakları Aktivisti Kate Smurthwaite, One Law for All Sözcü Maryam Namazie, vücut sanatçısı Victoria Gugenheim ve Faithless Hijabi Kurucusu Zara Kay’de yer aldı.
Eylemde İran rejimi tarafından Majidreza Rahnavard’ın idam edilmesi protesto edilirken, “İran protestoculardan birini öldürdü. Çünkü sadece öldürmeyi biliyorlar. Ama İran’ın gençleri darağacına götürülürken bile ayakta ölüyor. Bu insanlık dışı rejimi bitirecek olan Majidreza Rahnavard gibileridir” denildi.
Kadın, Hayat, Özgürlük grubu da eylemde protesto şarkıları seslendirdi.
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Mersin Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar yürüyüş düzenledi. Yürüyüşte kadın mücadelesinin tüm dünyaya yayıldığına dikkat çekilerek, Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere 4 dilde açıklama yapıldı.
Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım etkinlikleri kapsamında Kusimato Sokak’ta bir araya gelerek, yürüyüş yaptı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan‘ın katıldığı ve sık sık savaşa, şiddete karşı sloganların atıldığı yürüyüş boyunca “Jın, Jıyan, Azadi” sloganı ile İran’daki kadınların direnişine destek verildi.
Yüzlerce kadın Özgecan Aslan Barış Meydanı’na yürüyerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Yürüyüş sonrası kadınlar, Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere 4 dilde basın metnini okudu.
“ERKEK ADALET DEĞİL, GERÇEK ADALET!”
Yapılan açıklamada, şunlara dikkat çekildi:
“1981’den bu yana dünyanın dört bir yanında biz kadınlar; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, erkek şiddetine, tecavüze, tacize, savaşa, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyoruz.
Türkiye’nin dört bir yanından, Arjantin’e, Şili’ye, Polonya’dan, Afganistan’a, İran’a dünyanın her yerinden yükselen kadın direnişleri İran’da katledilen Jina Mahsa Amini’nin ardından diktatörlüğe, otoriter rejimlere, ataerkiye karşı meydan okuyor .
“Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir” demek için alanlardayız. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda. Her ay onlarca kadın koruma kararına rağmen katledilirken, 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. Erkek yargı her fırsatta kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimi için gerekçe bulmaktan geri durmuyor. “Erkek adalet değil, gerçek adalet!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız.
Kimliğimizi yok sayanlara, bizleri erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlara karşı emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen denetimine son vermek ve ‘Aileye köle olmayacağız!’ ‘Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz’ demek için sokaktayız.
Kadınlar olarak daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaşların son bulması, eşit ve özgürce bir arada yaşamamızın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması için ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ demek için sokaktayız.
Emeğimizin yok sayılmasına, işsizliğe, yoksulluğa, güvencesiz, kayıt dışı sömürü koşullarında çalışmaya karşı, güvenceli çalışma, güvenli gelecek talebimizi haykırmak için sokaktayız.
Hakları için sokağa çıkanlar polis şiddetine maruz kalıyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar cinsel tacizle gözaltına alınıyor. Erkek devlet şiddetine son demek için sokaklardayız.
“FAŞİST İKTİDARLARI SARSIYORUZ”
Tüm bu saldırılara rağmen dünyanın dört bir yanında faşist iktidarları sarsıyoruz. İran’da “Bizi zorla kendi cennetinize götüremezsiniz” diyerek sokakları isyan alanlarına çeviren Arjantin’de “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diyerek adliye binasını ateşe verenleriz. Kürtaj yasaklarına karşı Polonya’da, ABD’de ‘benim bedenim benim kararım’ diyen milyonlarız. “İstanbul Sözleşmesi bizimdir!” diyerek Türkiye’nin tüm kentlerinde sokakları terk etmeyenleriz. ‘İtaat et, rahat et!’ diyenlere inat, isyan ediyoruz, örgütleniyoruz ve mücadele ediyoruz. Baskılara boyun eğmiyor, kadın katliamlarına, savaşlara, yoksulluğa, militarizme, homofobiye, doğa ve yaşam alanlarımızın talanına karşı sokakları terk etmiyoruz.”
Tarsus Kadın Platformu da, Yarenlik Meydanı’nda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı.
PİRHA- Maraş Katliamı’nın devamında 1980 askeri darbesiyle zorunlu göçe tabi tutulanların, ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ şiarıyla başlattığı Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi bölgede 200 bine yakın ağaç ekti. Katliamın farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen hareketin öncülerinden Ahmet Güden, “Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu yaşamı yeniden inşa etmektir” dedi.
Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.
Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı ve bu sayı 200 bine ulaştı.
Ahmet Güden, 1978 Maraş Katliamı ve 1980 askeri darbesinin kanlı ortamında siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1985 yılında ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalıp, İstanbul’a yerleşti. 36 yıl sonra ‘evimiz’ diyerek tarif ettiği köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Ahmet Güden, Maraş Katliamı’nın devamındaki yıkım, asimilasyon ve göçertme politikalarına karşı bir grup arkadaşı ve bölge halkıyla birlikte, ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi’ni başlattı.
Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısıyla Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi köylerinde 250 bine yakın ağaç diken köylüler bölgeye yeniden hayat verdi.
DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE TEROLAR KÖYÜNE KAMP
Maraş Katliamı’ndan sonra bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi planının belli başarıya ulaştığını söyleyen Güden, 2016 yılında mültecilerin Alevi yurttaşların yaşadığı Maraş’ın Terolar köyündeki kampa yerleştirilmesinden örnek vererek, “1978 Maraş Katliamı ve 1980 darbesi sonrasında her aile gibi bizim ailemiz de gözaltına alındı, işkencelerden geçti. Abim Bayram Güden yıllarca kayıplardaydı. 1985 yılında buraları terk ederek İstanbul’a gitmek zorunda kaldık. Bölgede siyasi baskının yanında ekonomik baskı da vardı. Bölgenin ekonomik ve siyasal olarak baskı altına alınması bir süreçti. Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi hedeflenmişti. Gelinen noktada büyük bir bölümünün başarıldığını söyleyebiliriz. Aşağı Terolar köyüne 27 bin mültecinin getirilerek yerleştirilmesi, bölgenin demografik yapısının da değiştirilmesinin ifadesiydi” diye konuştu.
MEZARLIĞA DÖNEN KÖYLER!
Katliamla birlikte göç yollarına düşenlerin, ‘evleri’ olarak gördükleri köylerinin viraneye dönmüş olduğunu ifade eden Güden, “12 yıl önce yurtdışında olan abimle bu projeyi kararlaştırdık. Gelemediği için proje gecikti. 2017 yılında kendi köyümüzde bir çeşme ve bahçe inşa ettik. Şunu hep söylüyorduk, ‘Biz geri döneceğiz.’ İstanbul’da çalışanlar geri dönüşte köye gideceğini değil eve gideceğini söylerdi. Çünkü İstanbul’u kendisine ev kabul etmiyordu. Asla oraları kabul etmiyorduk. 2019 yılında karar alarak bölgemizde yaşamı yeniden inşa edeceğiz dedik. Köylerimiz adeta viraneye dönmüştü. Herkes cenazelerini toprağa bırakıp gidiyordu. Köylerimizi mezarlığa çevirmeyeceğiz dedik” dedi.
GERİ DÖNÜŞTE İLK AĞACI KADINLAR DİKTİ
Güden, 2019 yılında gerçekleşen geri dönüşte ilk ağaçları kadınların diktiğini belirterek, şöyle devam etti:
“2019 yılında çağrımıza kulak veren birçok kişiyle bir otobüs tutarak İstanbul’dan Elbistan’a doğru yola çıktık. Burada bir basın açıklaması ile ağaç ekmeye başladık. Köklerimiz bu toprakların derinliklerindedir. Kaybettiğimiz şey ancak kaybettiğimiz yerde aranacaktı. Bir ağaç gibi kendi topraklarımız üzerinde yeşereceğiz. İlk fidanı bir kadının, annemizin toprakla buluşturmasını istedik. Kadın toprak gibidir yaşamı şekillendirendir. Toprak kışın bir hamilelik halindedir, ilkbaharla doğum süreci başlar ve doğa yeşerir. Bu fikriyatla Hanım Bakır fidanları toprakla buluşturmuştu.”
EKİLEN AĞAÇ SAYISI 250 BİNİ BULACAK
Yıl sonuna kadar bölgede ekilecek ağaç sayısının 250 bini bulacağını kaydeden AhmetGüden, “İlk olarak Axtil köyünden bu işe başladık. Bu köy Alxas aşiretine bağlı 12 köyün sorunlarının konuşulup çözüme kavuşturulduğu bir çözüm merkezidir ve ayrıca Yazar Halil Öztoprak’ın yetiştiği köydür. Bu anlamda önemli bir yere sahiptir. Pilot bölge olarak burayı seçtik. Yine Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi 12 Alxas aşiretinin köylerindeki arkadaşlarımız bu çalışmaya katıldı. Bu sene Axtil ve Beştepe köylerindeki ciddi bir ağaçlandırma yapılacak” ifadelerini kullandı.
45 YIL SONRA İLK CEM
Bölgedeki inançsal ve kültürel kıyıma karşı da başlattıkları çalışmaları anlatan Güden, bölgedeki ekonomik alt yapının da eteğe kemiğe büründüğüne vurgu yaparak şunları kaydetti:
“Sadece coğrafyamızı ağaçlandırmakla kalmayacağız, yaşamın tüm boyutlarını ele alacağız. İnsanlarımızın boşalan köylere geri dönmesini sağlayabilecek ekonomik alt yapının oluşturulmasını hedefledik. Burada tarımı ve hayvancılığı geliştirdik. Maraş coğrafyasında ekonomik alt yapının hazırlandığını, ete kemiğe büründüğünü söyleyebilirim. Bu coğrafyada kültürel ve inançsal çalışmalar yürütmeyi önümüze koymuştuk. Alevi felsefenin yeniden kendi köklerinde ve yaşam alanlarında yaşama geçirilmesi için çaba sarf ettik. İlk cemimizi Hoffolar köyünde gerçekleştirdik. Yine 45 yıl aradan sonra ilk defa Sinemilli Ocağı’nın merkezi Kantarma köyünde bir cem gerçekleştirdik. Yine merkezi köylerden Sevdilli’de çevre köylerin hepsine hizmet verecek bir cemevi inşa ediliyor. Önümüzdeki süreçte İkizpınar köyünde Ali Haki Edna’yı anacağımız proje hazırladık ve en kısa zamanda hayata geçireceğiz.”
İHTİYACI OLANLAR, TRAKTÖRÜ KULLANIYOR
Komünal yaşamı esas alarak traktörlerin tüm çevre köylerdeki çalışmalar için kullanıldığının altını çizen Ahmet Güden, topraklarının kendilerini besleyecek verimde olduğunu dile getirerek, “Bir traktör satın aldık ve bahçeleri sürdürdük. Yine bu traktörü diğer köylere göndererek bahçelerin sürülmesi için kullanılmasını sağladık. Bunu bir komünallik olarak inşa ettik. İhtiyacı olan herkes bu traktörü kullanabilir. Geri dönüp yeni bir yaşam inşa edeceğiz derken paylaşmayı esas aldık. Bu topraklar değerlidir. Savaşlar üzerinde yaşadığınız toprakların elinizden alınması için yapılır. Toprağı işletip üretimi güçlendirdiğimizde tekelleşmenin de önüne geçeceğiz. Birçok kişi bostanlarını ekerek yıllık sebze ihtiyaçlarını karşılıyor. Metropollerin bodrum katlarında çalışmaktan ise buralarda kendi topraklarında çalışmak en değerli olandır. Topraklarımız bizi besleyecek kudrete sahiptir” diye belirtti.
“YAŞAM İNŞA EDİLİRSE KATLİAM BOŞA ÇIKAR”
Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi öncülerinden Ahmet Güden, son olarak katliamın farklı boyutlarda devam ettiğini sözlerine ekleyerek, “Bu coğrafyada dil, kültür katliamı devam diyor. Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu ne metropollerde ne de Avrupa’da basın açıklamaları ile değil bir taş üzerine taş koymakla mümkündür. Yaşamı yeniden inşa edersek bu katliamı boşa çıkarmış olacağız. Sistemin istediği bu toprakları terk etmemizdir. Biz de gitmiyoruz, burada yaşayacağız. Katliamlarınız bizleri köklerimizden koparamayacaktır. Avrupa ve metropollerde imkanı olan tüm canlarımızı doğup büyüdükleri topraklara sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
PİRHA- İran’da şeriat kurallarına göre başını örtmediği iddiasıyla gözaltında polis tarafından katledilen Jina Mahsa Amini için dünya genelinde eylemler ve tepkiler devam ediyor.
İran’da şeriat kurallarına göre başını örtmediği iddiasıyla ‘ahlak polisi’ tarafından katledilen 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Mahsa Amini için yapılan eylemler İran’da 13’üncü gününde devam ediyor. Dünya kentlerinde de İran’daki protestolara destek eylemleri yapılıyor.
HRANA İnsan Hakları Örgütü’nün hazırladığı raporda, teyit edebildikleri 54 kişinin polis ve paramiliter çeteler tarafından katledildiğini açıkladı. İran İslam Cumhuriyeti Yayın Kurumu (IRIB) 41 kişinin yaşamını yitirdiğini açıklarken, İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) de, 76 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
SALDIRILARDA ÇOCUK VE KADINLARIN BULUNDUĞU 13 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ
İran dün Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye ve Hewlêr kentlerinde bulunan İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-I), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üslerine saldırı düzenledi. Hükümet yetkilerinin yaptığı açıklamaya göre, bölgenin balistik füzeler ve bomba yüklü dronlarla 70’i aşkın kez bombalandığı kaydedildi. Saldırılarda biri hamile kadın olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti, 58 kişi de yaralandı. Yaralılar arasında üç gazeteci de bulunuyor.
“DİKTATÖRLÜĞE KARŞI DİRENİŞ HAKTIR VE MEŞRUDUR”
İran rejiminin halka yönelik saldırılarını kınayan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “İran ne yaparsa yapsın, özgürlüğe uyanan bir halkı hiçbir güç, hiçbir saldırı durduramaz. Bizim yüreğimiz diktatörlüğe karşı direnenlerledir” dedi.
İran’da Jina Mahsa Amini’nin katledilmesiyle başlayan halk direnişinin bütün baskılara, hiçbir kural tanımayan saldırılara rağmen devam ettiğini belirten Günay, “Ve dünya kadınlarının kalbi İran’da direnen kadınlarla atıyor. Halkın öfkesi de, direnişi de, değişim talebi de büyük; hiç kimse bu kadar zulme sonsuza kadar sessiz kalmaz, hiçbir canlı kendisine reva görülen köleliği ilelebet sineye çekmez, çekemez. Her diktatörlük de eninde sonunda zulüm uyguladığı, inkar ettiği, baskı ve saldırılarla susturmaya çalıştığı halkın öfkesiyle mutlaka günün birinde tanışmak zorundadır. Bu nedenle Rojhilat halkı başta olmak üzere İran halkının diktatörlüğe ve zulme karşı başlattığı direnişi bir kez daha selamlıyoruz. Diktatörlüğe karşı direniş haktır ve meşrudur” dedi.
AVUSTRALYA’DA KADIN ÖNCÜLÜĞÜNDE KİTLESEL EYLEM
İranlı Kadınlar Grubu’nun öncülüğünde Avustralya’nın Melbourne şehrinde bir araya gelen binlerce yurttaş, İran rejimini protesto etti. Protesto eylemine, senatörler, milletvekilleri, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka ve kadın kurumları da destek verdiler.
Konuşmacılar, İran’da yaşananları İngilizce ve Farsça olarak anlattıktan sonra Avustralya’da yaşayan ve insan haklarını savunan her kesimin yaşananları kaygıyla izlediğini; Avustralya hükümetinin bir an önce uluslararası siyasi temaslarda bulunarak İran hükümetinin bir an önce yaşananları açıklaması ve gerekli sorumluluğu alması gerektiğini vurguladılar.
Konuşmalarda, İran hükümetinin derhal şiddete son vermesi ve halkın güvenliği sağlanması gerektiği belirtildi. Ayrıca konuşmacılar; Avustralya hükümetinin İran rejiminden kaçan kişileri insani vizeyle Avustralya’ya kabul etmesi gerektiğinin de altını çizdiler.
“Jin, Jiyan, Azadi” sloganlarının atıldığı eylem, Farsça “Özgürlük” şarkısı eşliğinde yapılan yürüyüşle sona erdi.
Aynı zamanda İran’daki eylemcilerle dayanışmayı büyütmek için Cumartesi günü saat 14:00’te Federation Suquare’de bir eylem daha gerçekleştirilecek.
PİRHA-Jîna Mahsa Emînî’nin katledilmesine yönelik başlayan kadın isyanının bölgede dalga dalga yükselerek bir halk isyanına dönüştüğünün altını çizen HDP Dersim Kadın Meclisi üyesi Esma Ataş, “İranlı kadınlar başta olmak üzere tüm dünyada kadınlar artık yeter diyor! İran halkları, dünya halkları yeter diyor!” dedi.
Jîna Mahsa Emînî, İran İslam Cumhuriyeti’nde rejimin sözde ‘ahlak polisi’ tarafından başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle başkent Tahran’da 14 Eylül’de işkenceyle gözaltına alındı. Polis karakoluna götürülen Mahsa, aynı gece kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
İran’daki gösteriler onlarca kentte devam ediyor. İran rejim güçleri tarafından katledilenlerin sayısı 8’e ulaşırken, gösteriler sonrası internet erişimi kesildi. Türkiye’de de kadınlar öncülünde eylemler yapıldı.
Dersim HDP İl Kadın Meclisi, 22 yaşında katledilen Jîna Mahsa Emînî için Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Dersim HDP İl Kadın Meclisi adına açıklamayı Esma Ataş okudu.
“İRAN REJİMİ KADIN VE KÜRT DÜŞMANLIĞINI TESCİLLEMİŞTİR”
Esma Ataş, kadınların sokaklarda güçlü gösteri ve yürüyüşlerle erkek egemen İran rejimine ve onun’ ahlak polisi’ gibi kadın düşmanı kurumlarına karşı isyanını yükselttiğini aktararak, “Nitekim Mahsa’nın cenaze töreninde kadınlar toplu halde başörtülerini çıkararak, mücadelelerini, isyanını yeni bir boyuta taşıdığını göstermiştir. Kadınlara, kadınların yaşam tarzlarına, başörtü dayatmasına karşı direnişten asla vazgeçmeyeceklerini bir kez daha göstermişlerdir” dedi.
Mahsa’nın katledilmesine yönelik başlayan kadın isyanının bölgede dalga dalga yükselerek bir halk isyanına dönüştüğünün altını çizen Esma Ataş, “İran rejimi gelişen bu isyanı sindirmek için tüm güçleriyle halka saldırarak bir kez daha kadın düşmanlığını, Kürt düşmanlığını tescillemiştir” diye konuştu.
MAHSA’NIN DİRENİŞİ VE MÜCADELESİ BİZLERİN DE MÜCADELESİDİR!
İranlı kadınlar, haklarına ve yaşamlarına yönelik bu saldırılara karşı mücadele etmekten bir an olsun vazgeçmeyeceğini vurgulayan Esma Ataş, şunları dile getirdi:
“Mahsa’nın direnişi bunun en büyük kanıtıdır. İktidarlarının giderek sarsıldığını gören rejim ve onun polisi ise kadınlara ve mücadelelerine saldırarak kadınları yıldırmaya ve sindirmeye çalışmakta. Ancak şu iyi bilinsin ki; kadınlar başta olmak üzere ezilenlerin mücadelesi ve direnişi engellenemeyecek! İranlı kadınlar başta olmak üzere tüm dünyada kadınlar artık yeter diyor! İran halkları, dünya halkları yeter diyor!
Mahsa şahsında katledilen tüm kadınlara sözümüz, ahlaksızlık sizin görünen saç tellerinizde değil, İran’dan tüm dünyaya erkek egemen iktidarların zihniyetindedir. Buradan bir kez daha belirtiyoruz; Mahsa’nın direnişi ve mücadelesi bizlerin de mücadelesidir! Bu mücadeleyi halkların isyanı ve direnişiyle ile birleştirerek özgür bir dünyayı hep birlikte inşa edeceğiz.”
PİRHA- İran’da kadınların öncülünde eylemler devam ederken, İstanbul’da da kadınlar İran Başkonsolosluğu önünde “Jin, Jiyan Azadi” sloganları atarak, İran hükümetini ve baskıcı şeriat rejimini protesto edip, İranlı kadınların eylemelerine destek verdi.
İran’da halk, katledilen Jin Mahsa Amini için kadınların öncülünde eylemlerini sürdürürken, Jin Mahsa Amini için İstanbul’da bir araya gelen İranlı ve Türkiyeli kadınlar, İran’ın İstanbul Konsolosluğu önünde eylem yaptı.
Eylemde İranlı bir kadın saçlarını keserek, İran hükümetini protesto etti.
“Jin, Jiyan Azadi”, “Azadi, Özgürlük”, “Diktatör’e Ölüm” sloganlarının atıldığı eylemde İranlı kadınlar yaşadıkları baskıları anlatırken, kadınların vermiş olduğu özgürlük mücadelesine vurgu yaptı.
Türkiyeli kadınlar da İran’da katledilen Jin Mahsa Amini‘nin ardından kadınların sokakları, caddeleri ve meydanları doldurduğunu ve hesabını sormaya devam ettiğini belirttiler.
İranlı kadınların yalnız olmadığının vurgulandığı açıklama “Jin Jiyan Azadi” sloganlarıyla son buldu.
Van’ın Saray ilçesine bağlı Karahisar Mahallesi’nde dün Afgan mültecileri taşıyan minibüs askerler tarafından tarandı. 4 yaşındaki bir çocuk yaşamını yitirdi, 12 mülteci de yaralandı.
Olaydan sonra açıklama yapan valilik, askerlerin “dur ihtarına uymayan” minibüsün lastiklerine ateş açtığını ve 4 yaşındaki çocuğun ise “seken kurşunlardan” kaynaklı yaşamını yitirdiği iddia etti.
Ancak olaya dair sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde farklı kişilerin de “seken kurşunlardan” yaralandığını gösteriyor. Yaşananları “üzücü” olarak nitelendiren valilik, ayrıca ilgililer hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığını açıkladı.
PİRHA-Irak’tan gelen ve Dersim’i etkisi altına alan kum fırtınası yaşamı olumsuz etkiledi.
Irak’tan gelen ve Dersim’de sabah saatlerinde etkisini gösteren kum fırtınası yaşamı olumsuz etkiledi. Şehir merkezinde sabah saatlerinden itibaren oluşan kum fırtınası gökyüzünde devasa toz bulutlarını oluştururken, fırtına nedeniyle görüş mesafesi düştü. Kum fırtınası nedeniyle görüş mesafesi 100 metreye kadar düşerken, ilçede yurttaşlar zor anlar yaşadı
Uzmanlar, bu tür tozlu havalarda özellikle kronik hasta ve yaşlıların dışarı çıkmamaları yönünde uyarılar yapıyor.
PİRHA-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Newroz Bayramı, Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi’nde barış ve özgürlük mesajlarıyla kutlanırken, Alevilerin sesi ‘pirha.net’e mahkeme kararıyla getirilen erişim engeli kınandı.
Fransa’da Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Newroz Bayramını düzenledikleri ortak program ile kutladı.
Emek, demokrasi ve kadın özgürlük mücadelesinde hayatını kaybeden kadınlar için saygı duruşu ile başlayan program, Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi yönetim kurulu üyesi Nurgül Göktaş açılış konuşması yaptı.
Ardından konuşan Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi Eşit Başkanı Aynur Çokyiğit, Ahmed Arif’in şiiriyle sözlerine başladı. Aynur Çokyiğit, “Selam olsun göğün yarısına, Selam olsun kavganın gülen yüzüne. Selam olsun! Gül olana gül kokana. Zalime zulme siper olana, Kadına, emekçi kadınlara selam olsun.
Bu duygularla sadece 365 gün değil, her gün baş tacıyız. Kadın anadır, kadın doğurandır, kadın evlattır ve kadın hayattır. Kadın şiirlere konudur. Kadın dillendirdiğimiz en güzel türküdür. Bugün aramızda kadının mücadele gücünü en yakında görebileceğimiz kadının hayatının ta kendisi olduğunu bizlerle bir kez daha gösteren çok değerli kadın arkadaşlarımız var. Yaşamın kendileriyle olan mücadelelerinde direnen ve direndikçe güzelleşen bu kadın arkadaşlarımıza bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yılın en güzel mücadele örneği gösteren yılın kadını ödülünü layık gördük. Onların yaşam mücadelelerinden kadın dayanışmasının gücünü bir kez daha göstermek istedik. Biz kadınlar, kadınsız bir dünyanın yaşanılır bir dünya olmayacağı bilinciyle dünyayı güzelleştirmeye, kadın dayanışmasına hayatın her alanında örmeye devam edeceğiz. Şan olsun 8 Mart’ı yaratanlara ve yaşatanlara” dedi.
Etkinlikte kanser hastalığı ile mücadele eden, aralarında dernek çalışanlarının da bulunduğu kadınlara, ‘yılın en güçlü mücadele örneğini gösteren kadın ödülü’ verildi.
8 Mart kutlamasından sonra Newroz programına geçildi.
Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi Eşit Başkanı İsmet Kızılarslan konuşmasında şunları söyledi:
“Kadınlarımız her zaman için ezilmiştir. Hâlâ günümüzde de ezilmektedir, savaşta olsun, her yerde kadınlar, çocuklar eziliyor. Onlar mağdur oluyor. Bütün dünya emekçi kadınlara kutlu olsun. Önümüzde Newroz var. Newroz, Ortadoğu’nun en güzel, en büyük bayramıdır. Hem en büyük mücadelesidir, direnişidir. Bu Demirci Kava’nın Dehaq’ın zulmüne karşı başkaldırdığı gündür. Newroz pîroz be, Jin jîyane.”
Annecy Pir Sultan Abdal İnsan Hakları Derneği ve Cemevi yönetim kurulu üyesi Ali Çokyiğit de, ‘Pirha.net’e mahkeme kararıyla erişim engeli getirilmesine tepki göstererek, “Biz Annecy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak alınan bu kararı kınıyoruz ve de uymuyoruz. O haberlerimizi de yapacağız” diye konuştu.
Newroza dair de değerlendirme yapan Çokyiğit, “Newroz; dilinde ve yüreğinde gerçekten barışa, eşitliğe, bir gelecek hedefi ve inancı taşıyan her kesim için bir savaş ve zulüm düzenine yakılmış özgürlük ateşinin etrafında eşitlenme, bir olma çağrısıdır. Newroz pîroz be, Newroz kutlu olsun. Newroz sima mübarek bo. Biz 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı ve tüm katliamları reddediyoruz” ifadelerine yer verdi.
Katılımcıların Newroz’un anlam ve önemi üzerine yaptıkları konuşmalardan sonra Newroz ateşi yakıldı ve katılımcılar Newroz halayına durdu.
PİRHA- Mersin’de yüzlerce kadın ‘Barış’ pankartıyla yürüyerek, “Eşit ve özgür bir yaşamı biz kuracağız. Hayatımız, özgürlüğümüz, geleceğimiz hakkında söz söyleyen biz olacağız” dedi.
Mersin Kadın Platformu üyeleri, Yenişehir ilçesinde bulunan Kuşimato Sokağı’nda yüzlerce kadının katıldığı ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ düzenledi. Barış pankartının ardında yürüyen kadınlar sık sık sloganlar atarken, “Jin Jiyan Azadi”, “Dem dema azadiya jine ye”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” yazılı dövizler ve erkekler tarafından katledilen kadınlar ile HDP İzmir il binasında katledilen Deniz Poyraz, hasta tutuklu Aysel Tuğluk ve Garibe Gezer’in fotoğrafları taşındı.
Yürüyüşün ardından Kürtçe ve Türkçe açıklama yapıldı. Açıklamada, “Kadınlara karşı düşman hukuku işleten erkek egemen devletten hesap sormak için buradayız! Eşit haklarla bir arada yaşamanın koşullarının sağlanmasını, kalıcı ve onurlu bir barışı elde edene kadar susmayacağız, korkmayacağız! Yasama, yürütme, yargı dahil bütün yetkilerin ve gücün tek bir adamın güdümünde olmasına, kadınların eşit ve özgür bir yaşam taleplerini tehdit etmesine, siyasetin erkekleşmesine izin vermeyeceğiz. Kadınların siyasetine, siyasetin kadınlarına sahip çıkıyoruz. Eşit ve özgür bir yaşamı biz kuracağız. Hayatımız, özgürlüğümüz, geleceğimiz hakkında söz söyleyen biz olacağız” denildi.
PİRHA- 2021 yılında kadınlar hakları için sokaktaydı. Kadınlar, katliamların durduğu, doğanın korunduğu, barışın hakim olduğu, birlikteliğin arttığı bir yıl olmasını istediler.
2021 yılı geride kalırken, yıl boyunca hem dünya hem de Türkiye çalkantılı bir süreç yaşadı. Koronavirüs salgınının da eklenmesiyle kapitalist modernite krizi yaşandı. Türkiye ise ekonomik krizin yanında siyasal krizin de etkisiyle derin bir ekonomik buhran yaşadı, yaşıyor. Yüzyıllar boyunca olduğu gibi bu yılda Alevi toplumunun inançsal ve kültürel varlığı inkar edilirken, kamusal alandaki eşit yurttaşlık hakları tanınmadı.
2021 yılında kadınlar yaşamları ve hakları için sokaktaydı. İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshine, katliamlara, tacize ve tacevüze karşı seslerini yükseltirken, 2022 yılına dair değerlendirmede bulunan kadınlar, katliamların durduğu, doğanın korunduğu, barışın hakim olduğu, birlikteliğin arttığı bir yıl olmasını ifade ederken, 2022’ye dair PİRHA’ya şu mesajları paylaştılar: