Etiket: yaşamı yeniden inşa hareketi

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    PİRHA – Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, hayata geçirdiği projeleriyle bölgenin adeta kaderini değiştiriyor. 3500 metre boru hattı döşeyerek Alxas köyüne su taşıyan ekip, bölgede ilk kez sulu tarıma başladı. Platformun sözcülüğünü yapan Ahmet Güden, “Yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmek” diyerek karşı göçe başladıklarını anlattı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Alevilerin yoğun göç verdiği Maraş Elbistan’nın Alevi köylerinde 2019 yılında başladıkları çalışmalarda gelinen süreci anlattı.

    Maraş coğrafyasında yaşanan göç durumunu tersine çevirmenin amaçlandığı proje kapsamında halk, kolları sıvayıp bölgenin ihtiyaçları için birtakım yeniliklere imza attı.

    Ahmet Güden, bölge halkının tekrar ata topraklarına dönerken yeni nesil tarımsal üretim tekniklerini de beraberinde götürdüklerinin altını çizdi.

    ÖNCELİK, BÖLGE CAZİBESİNİ ARTTIRMAK!

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, öncelikle bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişimini sağlamak istediklerini vurguladı. Güden, “Üretimi güçlendirebilirsek işte o zaman bu topraklarda yaşayan insanların da bölgenin de kaderini değiştirmiş olacağız” diye ekledi.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLIĞA DEĞİL YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM’

    Ahmet Güden, bölge insanının dünyanın birçok ülkesine göç ettiğini söylerken, göçün temel sebeplerine de şu sözlerle değindi:

    “Bizler bu çalışmamızı Maraş’ta başlattık ama sadece Maraş’ta değil, esas olarak Reya Hakk coğrafyasına baktığımızda ciddi bir göç vardı. Bu göçün amacı bölgenin demografik yapısını değiştirmeye yönelikti. Yani bölgeden Kürtlerin ve Alevilerin çıkarılması söz konusuydu. Örneğin 1972’de ben okula gittiğimde bir köyde 40 öğrenci vardık. Ancak 90’lı yıllarda bir çocuk dahi kalmamıştı. Çünkü bütün köyler boşalmış, her şeyimizi geride bırakarak buralara gelmiştik. ‘Mutlaka döneceğiz’ diyorduk. Yoksa bu dünya ortamında kaybolacağımızı biliyorduk. 2019 yılında ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ çağrısında bulunmuştuk.

    İLK GÖREV: AĞAÇLANDIRMA VE TARIMSAL FAALİYET

    Ahmet Güden, proje kapsamında ilk olarak ağaçlandırma çalışması yapıldığını anlattı. Ekonomik altyapıyı tarımsal üretim üzerine kurmak istediklerini belirten Güden, dil ve inanç kimliğinin korunması adına da hedeflediklerini aktardı. Güden şöyle devam etti:

    “Gelinen aşamada 300 bibi aşkın kayısı, badem, ceviz ve goji berry ürünleri dikildi. Bölgedeki çeşitliliğe katkıda bulunmak için böyle bir çalışma başlatmıştık. Bu çağrımız toplumda ciddi karşılık buldu. Bugün bölgedeki 12 köyden bahsedecek olursak geri dönüp evlerini yapanların sayısı da 100’ü geçti. Her geçen gün de geri dönüşler oluyor. Zaten ilk olarak ‘coğrafyaya tekrar nasıl dönebiliriz?’ üzerinde duruyorduk. Çünkü geri dönemezsek ağır sonuçlar olacaktı. ‘Ax, ziman, îman’ bizlerin sloganımızdı. Yani ‘Toprak, dil ve kültürümüz’… Bir ağaç kendi köklerinden koparsa kurur. Kültürümüz mutlaka coğrafyayla bağlantılıdır, özellikle de Alevilerde ziyaretlerimiz bazen bir ağaç, bazen bir taş, bazen de akıp giden sudur. Haliyle bütün kutsallarımız da orada kalmıştı. Yani bizler yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Her halkın kök kültürü vardır. Bu kültür kendi ana dili ile yaşar. Şehirlere geldiğimizde kültürümüzü de kaybettik. Onun için kültürümüzle bir arada kalmamızın yolu o coğrafya yeniden dönmektir.”

    3500 METRELİK BORUYLA BÖLGEYE SU TAŞINDI!

    Ahmet Güden, Yaşamı Yeniden İnşa Modeli ile Alxas köyünde bir ilke imza atıldığını da anlattı. 3500 metrelik boru hattı döşenerek köylerine su taşıdıklarını söyleyen Güden, şu bilgileri paylaştı:

    “Nurhak eteklerinde akıp giden bir akarsu var, bu su kanalı Alxas köyü ve Sinemmilli Aşiretinin olduğu köylerden geçip, Elbistan ovasını sulayıp oradan sonra da Ceyhan Nehri’ne akar. Tarihten bu yana ilk defa bizim Alxas köyleri bu suyu kullanmaya başladı. Yani artık sulu tarıma geçildi. Yaklaşık 3500 metrelik boru hattı döşenerek bu durum gerçekleştirildi. Bizler hidroelektrik santrallerine karşı olduğumuzdan dolayı güneş enerjisi ile doğaya zarar vermeden kurak topraklarımızı suyla buluşturmayı hedeflemiştik şu an bu gerçekleşmiş durumda. Artık mısır, ayçiçeği, pancar ve goji berry yetiştiriliyor. Her geçen gün o toprakların ne kadar verimli olduğunu kanıtlamaya devam edeceğiz.”

    “AMACIMIZ, O TOPRAKLARDA TEKRAR YAŞAMI YEŞERTMEK”

    Ahmet Güden, bölgede kurumsallaşmanın gerektiğini de vurguladı. “Aksi halde örgütlenemezsiniz” diyen Güden, Yaşamı Yerinden İnşa Hareketi olarak ekonomik model konusunda kooperatifçiliği tercih ettiklerini belirtti. Güden, bölgede bir kooperatif kurup faaliyete başladıklarını da sözlerine ekledi.

    Ahmet Güden, kolektif çalışmaların önemini vurgulayarak Demokratik Alevi Dernekleri ile bölgede yaptıkları faaliyetlere de değindi. Güden, 2025 yılında Ali Haki Edna adına bir kütüphane yapılması kararı alındığı bilgisini de paylaştı. Ahmet Güden sözlerine şöyle devam etti:

    “Reya Hakk coğrafyasında katliamlar gerçekleştirildi, bu katliamları boşa çıkarmanın yolu dönüp o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor. Önümüzdeki ay Maraş Katliamı’nın yıl dönümü olacak. Birçok kurum, şahsiyet, protesto edecek ancak bu artık klişeleşmiş bir durum. Bunların da ötesinde bir şey söylemek, yapmak lazım. Katliamı boşa çıkartmanın yolu orada yeniden yaşamı inşa etmektir. Yakılıp, yıkılan coğrafyanın yeniden inşa edilmesi lazım. Yoğunluklu göçlerin olduğu yerlere baktığınızda Dersim, Maraş, Malatya, Mardin, Hakkari gibi illerde özellikle göç var. Bu göç politikalarına karşı çıkmanın yolu, güçlü bir üretim ile tekrar geri dönmektir. Coğrafyamızda eğer üretimi güçlendirebilirsek hem göçü durdurabileceğiz hem de tersine göçün başlatılmasına öncü olacağız. Bizler Ata topraklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin çağrısını yapıyoruz. Pilot bölge olarak Maraş’ı seçtik fakat bu projenin genel anlamda boşaltılan bölgede hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmektir. Tabii yaşamın tüm boyutlarıyla oralarda bir çaba gösteriyoruz.

    “OCAKLARIMIZI YENİDEN İNŞA ETME ÇABASINDAYIZ”

    Ayrıca ocaklarımızı yeniden inşa etme çabasındayız. Kantarma Köyü Maraş’ta Aleviler açısından son derece önemli. Oradaki ocak evini özüne uygun bir şekilde restore edip bir Akademi olarak Alevilere hizmet sunmasını istiyoruz. Bu sebeple tüm kanaat önderlerimize, pirlerimize, analarımıza çağrıda bulunuyoruz; bizler, sizin talibiniziz. Sizden talebimiz, ‘Ocaklarımızın etrafında kenetlenin’ diyoruz. Alevi felsefesinin daha önceden olduğu gibi yeniden görünür kılınması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu anlamda inşa sürecinde herkesin yerini alması gerektiğinin altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • Maraşlıların İsviçre’de buluşmasında çağrı: Topraklarınıza dönün!-VİDEO

    Maraşlıların İsviçre’de buluşmasında çağrı: Topraklarınıza dönün!-VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) İsviçre Temsilciliği’nin düzenlediği buluşmada konuşan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, “Tüm değerlerimizi, pirlerimizi, ocaklarımızı, aşıklarımızı, mezarlarımızı geride bıraktık. Bizler buralarda olduğumuz sürece o değerlerimizin yaşama şansı yok. Birlikte ortak hareket edip yüzümüzü kendi topraklarımıza dönebilirsek birçok şeyi başarabileceğimizi biliyorum” dedi.

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5 bin badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı ve bu sayı 200 bine ulaştı.

    Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) İsviçre Temsilciği’nin düzenlediği buluşmada konuşan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Maraş ve Alevi coğrafyasının boşaltılarak demografik değişiminin hedeflendiğini söyledi. Güden, Avrupa’da yaşayan ve imkanları olan tüm Maraşlılara topraklarına dönme çağrısında bulundu.

    “COĞRAFYAMIZI BOŞALTMAK İSTİYORLAR”

    Güden, 100 yıllık süreçte bölgenin boşaltılma planlarının belli bir başarı kaydettiğine işaret ederek, “Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi bir dernek, vakıf veya kooperatif değil. Bu çalışma bir tek Maraş ile sınırlı değil. Ne toprağımız, ne dilimiz ne de inancımız kalmadı, zayıfladı. Amacımız zayıflayan bu üç şeyi bir arada yürütebilmektir. Bizler hiçbir kurumun rakibi değiliz, böyle görmekten vazgeçmeliler. Coğrafyamızda yıkılan her ağacın yerine bir ağaç, yıkılan her evin yerine bir ev inşa etmektir amacımız. İttihat ve Terakki’den bu yana 100 yıllık süreçte Alevi ve Kürt coğrafyasını boşaltmak istiyorlar. Demografik yapının değişimini amaçlıyorlar. Buna örnek olarak Pazarcık’a bağlı Terolar Köyü’ne binlerce mültecinin yerleştirilmesi asıl bu amaca yöneliktir” dedi.

    EKONOMİK, KÜLTÜREL VE İNANÇSAL ÇALIŞMALAR

    Bölgede geri dönüşlerin ekonomik alt yapısının hazırlanmasının yanında, kültürel-inançsal çalışmaları da gerçekleştirdiklerini kaydeden Güden, “Yarın belki Alman Aleviler, İngiliz Aleviler, Fransız Aleviler olacak ama Kürt Aleviler olmayacak. Neden? Çünkü dilimizi kaybediyoruz. Sadece coğrafyamızı ağaçlandırmakla kalmayacağız, yaşamın tüm boyutlarını ele alacağız. İnsanlarımızın boşalan köylere geri dönmesini sağlayabilecek ekonomik alt yapının oluşturulmasını hedefledik. Burada tarımı ve hayvancılığı geliştirdik. Maraş coğrafyasında ekonomik alt yapının hazırlandığını, ete kemiğe büründüğünü söyleyebilirim. Bu coğrafyada kültürel ve inançsal çalışmalar yürütmeyi önümüze koymuştuk. Alevi felsefenin yeniden kendi köklerinde ve yaşam alanlarında yaşama geçirilmesi için çaba sarf ettik. İlk cemimizi Hoffolar köyünde gerçekleştirdik. Yine 45 yıl aradan sonra ilk defa Sinemilli Ocağı’nın merkezi Kantarma Köyü’nde bir cem gerçekleştirdik” diye konuştu.

    AVRUPA’DA YAŞAYAN MARAŞLILARA GERİ DÖNÜN ÇAĞRISI

    Güden, Avrupa’da yaşayan ve imkanları olan tüm Maraşlılar ve dostlarına topraklarına geri dönme çağrısı yaparak şöyle devam etti:

    “Bizler çocuklarımızı, annelerimizi, babalarımızı yani ailemizi o toprakların bağrına koyduk. Onların hatıralarına sahip çıkmanın yolu yüzümüzü Maraş’a yani kendi topraklarımıza dönmekten geçer. Tüm değerlerimizi, pirlerimizi, ocaklarımızı, aşıklarımızı geride bıraktık. Bizler buralarda olduğumuz sürece o değerlerimizin yaşama şansı yok. Kendi coğrafyamızda yok isek maalesef birileri gelip orayı doldurur. Geri dönmenin çarelerini de bizler üreteceğiz. Birlikte ortak hareket edip yüzümüzü kendi topraklarımıza dönebilirsek birçok şeyi başarabileceğimizi biliyorum. Koşulları ve imkanları olan arkadaşlarımızı doğup büyüdükleri topraklarda yaşamı yeniden inşa etmeye davet ediyoruz. Yaptığımız kolektif iş tarihe mal olacak tarihi bir adımdır. 40 yıl sonra topraklarına dönerek bölgeye sahip çıkılması çağrısı yapan bir hareketiz. Başaracağımıza olan inancım dünden daha güçlü. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Avrupa’nın göbeğindeki Maraşlılara topraklarına dönün çağrısını yineliyor.”

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi: İnsanlar yüzünü doğup, büyüdüğü topraklara yönlendirecektir

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi: İnsanlar yüzünü doğup, büyüdüğü topraklara yönlendirecektir

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, köylere dönüş ve ekolojik yaşam çağrısını yinelerken, “Temiz su ve organik gıda ihtiyacı kaçınılmaz olarak insanların yüzünü tekrar doğup büyüdüğü topraklara yönlendiriyor, yönlendirecektir. Umarım düşlerimiz yaşamımız olur” ifadelerini kullandı.

    5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Axtil Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek başlayan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, faaliyetlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayımlarken, köylere dönüş ve ekolojik yaşama yönelik çağrısını yineledi.

    “İNSAN NEREYE GİDERSE GİTSİN YÜREĞİ HEP BIRAKTIĞI YERDEDİR”

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    “Sosyal, siyasal ve ekonomik nedenlerden dolayı 1960’larda başlayan 70 ve 80’lerde hızlanan 90’larda ise doruğa çıkan göçler sayesinde doğup büyüdüğümüz toprakları terk etmek zorunda kaldık. Her ne kadar bazı kesimlerce “İnsanın doğduğu yer değil, doyduğu yer vatanıdır” gibi bir düşünce savunulsa da -hatta yer yer buna uygun bir yaşam pratiği de sergilense- yaşanan gerçeklik hiç de öyle değildir. Çünkü biz biliyoruz ki insan nereye giderse gitsin yüreği hep bıraktığı yerdedir.

    Kaldı ki kişi kendini gittiği yere ait hissetse de -yaşanan kültür şoku ve asimilasyon sayesinde- gün gelecek ait olduğu kimliğe yabancılaşacak ve hiçbir yerde kabul görmeyecektir. Avrupa’dan gelen yöre insanlarının sıklıkla dile getirdikleri “Avrupa’da bize yabancı, memlekette Almancı diyorlar” söylemi bu bağlamda hayli düşündürücüdür.
    2000’li yıllara gelindiğinde bölge köyleri hiçbir yerde rastlanmayan bir yalnızlığa terk edildi. Birkaç yaşlının ayakta tutuğu köyler adeta mezarlığa dönüştü. Ancak son yıllarda Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin “Köylerimizi mezarlığa değil de yaşam alanına çevirelim” çağrısı bölgede karşılık bulmuş ve gelinen aşamada 100 binlerce meyve ağacının toprakla buluşturulması sonucu bölge adeta küllerinden yeniden doğuyor.

    “ALEVİ FELSEFESİNE GÖRE HER CANLININ YAŞAM HAKKI VARDIR”

    Kuşkusuz her yeni doğum sancılı olur. Bölgedeki arazilerin katma değerinin yükselmesi özellikle bölge dışındaki bazı kesimlerin iştahını kabartmış ve gayri ahlaki bir biçimde ata yadigarı arazi ve meralara saldırılar yapılmıştır, yapılmaktadır. Özcesi coğrafyadaki tahribat sadece insan ve değerlerine değil, aynı zamanda doğada yaşayan tüm canlılara uygulanmaktadır. Ve bu tahribat da özellikle Kürt ve Alevi coğrafyasında uygulanmaktadır. Elbette ki bunun sosyal ve siyasal nedenleri bilinmektedir. Ancak bu çevreler bilmeliler ki, Alevi felsefesi bu coğrafyayla bütünleşmiş bazen bir suda bazen bir ağaçta bazen bir taşta kendi ifadesini bulmakta ve doğa var oldukça bu felsefe de varlığını sürdürmeye devam edecektir.

    Zira Alevi felsefesine göre her canlının bir yaşam hakkı ve ruhu vardır. Dolayısıyla ekolojik yaşamın da korunması gerekiyor. Bu bağlamda demografik yapıyı değiştirmeye yönelik HES, maden arama ve bilinçsizce yapılan kazı çalışmalarına karşı duyarlı olmak gerekiyor. Kaldı ki doğa da boşluk kabul etmez. Pazarcığın Terolar köyünde yaşananlar bunun canlı bir örneğidir. Benzer gelişmelerin yaşanmaması için güçlü bir sahiplenme gerekiyor. Başta yöre kurumları olmak üzere bölge ile ilgili kaygıları olan herkesin tez elden gelişmelere karşı duyarlı olması elzemdir.  Birçok insan bunu bölgecilik ya da toprak fetişizmi olarak görebilir. Ancak yaşanan gelişmelerin önü alınmaz ve karşı bir tutum geliştirilmezse, yakın zamanda bunun hem sosyal hem de ekonomik sonuçları olacaktır.

    “KIRAÇ TOPRAKLAR SU İLE BULUŞTURULACAK”

    Coğrafyada yaşanan bu olumsuzluklara rağmen, -yeterli olmasa da- bölge ile ilgili önemli çalışmalar da yapılmaktadır. Özellikle de Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çalışmaları ve çağrıları gerek yurt dışında gerekse metropolde yaşayan bölge insanının yönünü kadim topraklara çevirmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak metropollerdeki konutlara taş çıkaracak yapılar inşa edilmektedir. Bu inşa süreci sadece barınma alanında değil, sosyo-kültürel alanda da yürütülmektedir. Söz konusu Sevdilli köyünde yapılan “Hasan Usta Kültür ve Cem Evi” , Kürecik merkezde yapılan “Kürecik Halk Kütüphanesi”, Yapılı pınar köyünde yakın zamanda inşaatı başlayacak olan “Ali Haki Edna Köy Evi” bunlardan bazılarıdır.

    Diğer yanda kıraç topraklar su ile buluşturularak, modern ve sulu tarıma yönelik önemli adımlar atılmıştır. Gelinen aşamada sadece Alxas köylerinde 50 bini geçkin meyve fidanı toprakla buluşturulmuş, ki, bunun 18 bini Alxasın tarihe tanıklık eden Axtil köyünde dikilmiştir. Bunun yanında badem, alıç, aspir gibi besin değeri yüksek bitkiler yetiştirilerek, ürün çeşitliliğine gidilmiştir. Kuşkusuz yapılacak toprak analizleri sonucunda bu çeşitlilik daha da artacaktır. Söz konusu katma değeri hayli yüksek olan “salep”, “ahududu”, “bibriye”, “lavanta”, “ada çayı” ve “goji berry” bitkisini yetiştirmeye yönelik çalışmaların olduğunu biliyoruz. Benzer çalışmaların Kürecik ve Sinemilli köylerinde de yapılmaktadır. Özellikle Elbistan’ın Nergele köyünde Avrupa ve bölgede yaşayan halkın dayanışması ile on binlerce meyve fidanı toprakla buluşturulmuştur. Festival havasında geçen fidan dikimine hareketimiz imkanları ölçüsünde güç ve destek vermiştir.

    “UZUN BİR ARADAN SONRA MUHABBET CEMİ DÜZENLENDİ”

    Bölgede, Yaşamı Yerinde ve Yenide İnşa Hareketi çalışmalarını sadece ekonomik alanda değil aynı zamanda sosyal ve kültürel alanda da yürütmektedir. Bu bağlamda Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile birlikte Maraş’ta 2 günlük bir program gerçekleştirildi. Birinci gün Ate Elif, Hemî Tazı ve Ali Koto’nun mekanları ziyaret edilmiş, ardında Sinemilli Ocağının Kantarma köyünde uzun bir aradan sonra muhabbet cemi düzenlenmiştir.

    Bölgenin su, kanalizasyon, yol, telefon, internet vb. birçok alt yapı sorunu oluğu bilinmektedir. Mevcut sorunlar kişilere ve kurumlara bırakılmayacak kadar ağırdır. Burada resmi kurumların ve yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerekir. Bu da ancak sorunlara duyarlı bir toplumla mümkündür. Bu bağlamda Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi bölgede halkla birlikte ilk defa -150 yıldır çözüm bekleyen Axtil’in Serçe kuyusu mezrasının su sorununun giderilmesi için- bir imza kampanyası başlatmış ve toplanan imzalar gerekli mercilere teslim edilmiştir.

    Aynı zamanda sorunu gündeme taşımak için yazılı ve görsel basına bilgi verilmiştir. Görsel basının bizzat bölgeye gelerek, sorunu kamuoyuna taşıması, yerel mercileri harekete geçirmiş ve sorunları giderme konusunda bölge halkına söz vermiştir.

    “HER AĞAÇ KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR”

    Elbette ki yapılacak çalışmaların hem ekonomik hem de bir insan değeri vardır. Bu da ancak kooperatif, dernek, vakıf benzeri örgütlenmemeden geçer. Bu tür örgütlenmeler hem benzer çalışmaları çoğaltacak hem de kadim inancımız gereği ihtiyaç sahibi kesimlere yardımda bulunacaktır. Zira birçok kesim bırakalım tarla bağ-bahçe sahibi olmaya, köyde bir ev yeri bile yoktur. Söz konusu kooperatif türü örgütlemeler hazine arazilerini satın alarak, ihtiyaç sahiplerine paylaştırabilir.

    Yukarıda dile getirilen arzu ve istekler birçok kişi ve kuruma ütopik gelebilir. Ancak biz biliyoruz ki toprak tohumu kabul etti. Yapılması gereken bu tohumun yöre sanatçıları, yazarları, kanaat önderleri, iş insanları, inanç önderleri ve duyarlı tüm kesimleri tarafından yeşertilip, paylaşılmasıdır. Söz konusu ilgili kesimlerle bölgenin geleceği ile ilgili bir çalıştay düzenlenebilir. Diğer yanda toplumbilimciler de yakın gelecekte köylere tersi bir göçün yaşanacağını ve ekolojik bir yaşamın kaçınılmaz oluğunu belirtiyor. Kaldı ki bölgede yaşanan gelişmeler bu sosyolojik tespitlerimizi doğrulamaktadır. Özellikle de temiz su ve organik gıda ihtiyacı kaçınılmaz olarak insanların yüzünü tekrar doğup büyüdüğü topraklara yönlendiriyor, yönlendirecektir. Umarım düşlerimiz yaşamımız olur. “Her dar la sar koki xa heşın dawı” (Her ağaç kendi kökü üzerinde yeşerir)”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali gerçekleştirildi-VİDEO

    Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali gerçekleştirildi-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Elbistan ilçesinin Sewiyan (Kösolar) Köyü’nde, 27-28-29 Temmuz’da Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali düzenlendi. 

    Maraş Katliamı sonrası çok sayıda Alevi yurttaş, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin çalışmalara başlamasından sonra Elbistan’da bulunan onlarca köyde yüzü aşkın kişi köylerine dönerek, meyve ağacı dikti ve hayvancılık yapmaya başladı. Şu ana kadar hareket kapsamında 3 yılda 150 bin meyve ağacı dikildi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesinin Sewiyan (Kösolar) Köyü ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı ciddi bir göç yaşadı ve köy viraneye döndü. Köylü tarlasını, evini, geçmişini, dilini ve kültürünü kısaca tüm yaşanmışlıklarını geride bırakmış, köy adeta adı gibi Sewi (Öksüz) kalmıştı.

    Maraş’ın Elbistan ilçesinin Sewiyan (Kösolar) Köyü’nde 27-28-29 Temmuz’da Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali düzenlendi. Festivale Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi de ayrıca katılım sağladı.

    Üç gün süren festivalde, Sinemilli Ocağı Piri Tacim Bakır’ın yürüttüğü cem tutulurken, çeşitli sanatçıların katılımıyla müzik dinletileri yapıldı.

    PİRHA/MARAŞ

  • DAD öncülüğünde Maraş’ta doğa, inanç ve kültür buluşmaları başladı-VİDEO

    DAD öncülüğünde Maraş’ta doğa, inanç ve kültür buluşmaları başladı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri ve Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin öncülüğünde “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarı ile başlatılan kültür buluşmaları başladı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Maraş Şubesi ve Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin öncülüğünde Maraş’ın Pazarcık ilçesinde, doğa, inanç ve kültür buluşmaları düzenlendi.

    “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarı ile başlayan ve 2 gün sürecek olan buluşma kapsamında ilk olarak bölgede bulunan ve Aleviler için önemli kişilerin türbeleri ziyaret edildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanları Musa Kulu, Kadriye Doğan, DAD yöneticileri, Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi öncülerinden Ahmet Güden ve çok sayıda kişinin katıldığı buluşmada Atê Elif’in (Elif Ana) Türbesi, Hemî Tazî ve Ali Quto’nun makamları ziyaret edildi.

    Programın ikinci gününde Tacim Baba, Hüseyin Gümüş ile Cengiz Aslan’ın zakirliğinde cem yapılacak. 14 Temmuz günü ayrıca konuşmalarda gerçekleşecek. DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan “Kadın, Doğa, Yaşam ve İnanç” başlıklı, DAD Eş Başkanı Musa Kulu “Hakikat Arayışımız ve Hakk Yol Alevilik” başlıklı, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden Ahmet Güden “Yaşamı Yeniden İnşa Etmek, Mekanda Rıza Gerçeği” başlıklı, Mehmet Kömür ise “İnanç ve Kültür Gerçekleşmesinde Anadilin Önemi” başlıklı konuşmalarını yapacak.

    Program lokmaların pay edilmesi ile sona erecek.

    Mehmet KOCAMER/MARAŞ

  • Maraş Katliamını boşa çıkarmak için yaşamı yeniden inşa ediyorlar

    Maraş Katliamını boşa çıkarmak için yaşamı yeniden inşa ediyorlar

    Maraş Katliamı sonrası göç yollarına düşenlerin başlattığı Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi öncülerinden Ahmet Güden, “Katliamı boşa çıkarmanın yolu, Maraş’ta yaşamı yeniden inşa etmektir” dedi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı kırsal Axtil (Yalıntaş) Mahallesi’nde yaşayan Ahmet Güden (57), siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1984 yılında göç etmek zorunda kaldığı İstanbul’a yerleşti. 36 yıl sonra 2019 yılında geri döndüğü köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Ahmet Güden, bölgede süren dil ve kültür asimilasyonu, ekolojik kıyım ve göçertme politikalarına karşı köylüleriyle birlikte “Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi” başlattı. Hareket kapsamında ilk meyve ağaçları, kadınların eliyle toprak ile buluştu. Hareketin başlamasından sonra Elbistan’da bulunan onlarca köyde yüzü aşkın kişi köylerine dönerek, meyve ağacı dikti ve hayvancılık yapmaya başladı. Şua ana kadar hareket kapsamında 3 yılda 150 bin meyve ağacı dikildi.

    Güden, öncülük ettiği bu hareketin ortaya çıkış nedeni, amacı ve bu zamana dek attıkları adımları Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar’a anlattı.

    GERİ DÖNÜŞ KARARI 

    Maraş’tan 1980 askeri darbesinin ardından karşı karşıya kaldıkları “siyasi ve ekonomik” baskılar nedeniyle, 1984 yılında İstanbul’a taşındıklarını belirten Güden, “Her ne kadar biz oraya gittiysek de ben kendimi orada hep yabancı hissettim. Bir tane ağabeyimde yurtdışına gitmişti. Biz hep ‘Ne zaman doğup büyüdüğümüz topraklara döneceğiz’ diye düşünüyorduk. Çocukluğumuzu unutmadık, hep bir gün geri döneceğiz dedik. 2019 yılında bunu gerçekleştirdik ve geri dönme kararı aldık. Dönerken ‘köylerimizi mezarlara değil yaşama alanlarına çevirelim’ dedik. Köylerimizin hepsi bir viraneye dönüşmüştü, bölge insansızlaştırılmıştı adeta. Üretimin durdurulduğu, insanların olmadığı bir coğrafya. Biz ailecek bir karar aldık ve döndüğümüzde ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi’ başlattık” diye konuştu.

    İLK AĞACI KADINLAR DİKTİ 

    Hareket kapsamında dikilen ilk ağacı kadınların diktiğini dile getiren Güden, “İlk ağacı bir annemiz toprak ile buluşturdu. Amaç sadece ekonomik anlamda değil, doğup büyüdüğümüz yurdumuza nasıl döneriz sorunuydu aslında. Hep ‘biz ekonomik nedenler ile göç ettik’ denilir. O zaman bizim başka bölgenin ekonomik altyapısını oluşturmamız gerekirdi. Bizde toprak ile bir sözleşme yaptık. İlk gün 5 bin ağacı toprak ile buluşturduk, şu an 150 bin ağaca ulaştık. Birçok kişi katılıyor ve her geçen gün bu büyüyor” ifadelerini kullandı.

    Hareket kapsamında badem ve kayısı ağaçlarının dikildiğini belirten Güden, “Bugüne kadar bu bölgede arpa, buğday gibi ürünler yetiştiriliyordu. Ancak biz bu bölgeye kayısı ve badem ağaçlarını taşıdık. Lavanta ekenler de var. Salebi biz burada üretmek istiyoruz. Coğrafya zengin bir coğrafya, onun zenginliğini artırmayı planlıyoruz” dedi.

    MARAŞ KATLİAMI AKILLARDA 

    Maraş’ta Kürt Alevilerin birçok kez katliamlara maruz kaldıklarını hatırlatan Güden, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maraş’ı adeta Kürt Alevilerden arındırdılar. Tek dil, tek inanç dayatıldı. Bunu başaramadılar. Burada Kürt Aleviler de vardır. Bu bölgede demografik yapı değiştirilmek istendi. 1978 Maraş Katliamı hepimizin aklında. Maraş katliamı bu hareketin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 3 yılda birçok kişi tersine bir göç ile buraya gelerek tarım ile uğraşmaya başladı.”

    Bölgeyi insansızlaştırma politikasının doğanın talanıyla sürdürüldüğünü dile getiren Güden, “Köylerimizin isimlerinin değiştirilmesi sürüyor. Bölgede yaşayan yurttaşları hafızasızlaştırmak istiyorlar. Maraş katliamını boşa çıkarmanın yolu Maraş’ta yaşamı yeniden inşa etmektir. Maraş Katliamı ile sistemin yüzleşmesini burada kalarak, yaşamı yeniden inşa ederek sağlayabiliriz” dedi.

    KOMÜNAL BİR YAŞAM

    “Biz yaşamı sadece ekonomik boyutu ile inşa etmeyeceğiz, dil ve kültür alanından da yeniden bir inşa süreci başlatacağız” diyen Güden, “Özellikle Alevi felsefesinin bu topraklarda yeniden yaşam bulması için, ocakların yeniden faaliyete geçmesi için çaba sarf edeceğimizi söylemiştik. Biz ekolojik ve komünal bir yaşam inşa etmek istiyoruz. Önümüzdeki süreçte bir kooperatifleşme süreci de başlatacağız. Bu coğrafyadaki Cem Evleri’nde kütüphaneler kurmak istiyoruz. Maraş’ta insan tüccarları dadanmış durumda, bunun bir proje olduğunu anlatacağız. Gelin hep birlikte güzel bir yaşamı inşa edelim. Toprak ile doğru bir ilişki geliştirirsek toprak bütün ihtiyaçlarımızı karşılar” diye konuştu.

    ‘YÜZÜNÜZÜ TOPRAKLARINIZA DÖNÜN’

    İnşa hareketinin komünal bir şekilde sürdüğünü dile getiren Güden, “Hareketin başladığı tarihten bu yana Alkas aşiretinden yaklaşık 100 kişi köylerine dönerek evlerini inşa ettiler. Avrupa’da Maraş’tan, Elbistan’dan bahsetmekle olmaz. Bir an önce yeniden ve yerinden inşayı genişletmemiz gerekiyor. Nasıl ki her ağaç kendi kökleri üzerinden yaşıyorsa her insanda kendi toprakları üzerinde yaşar.  Geri dönmek isteyen yeniden inşa başlatmak isteyenlere her türlü yardımda bulunuyoruz. Bizim bir tane traktörümüz var, buraya dönen ve inşa sürecine katılan bir aileye bu traktörü vermek isterim. Kullanıp kendi işini görebilir. Komünal bir şekilde bu süreci sürdüreceğiz. Asimilasyonun karşısında durmak için dünyanın neresinde olursanız olun, yüzünüzü doğduğunuz topraklara dönün. Bir gün bu topraklarda yaşamı yeniden inşa edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Güden, herkesi yarın Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) Pazarcık’ta Atê Elif, Hemî Tazî, Alî Quto makamlarına niyazı ve 14 Temmuz’da Elbistan Kantarma Mahallesi’nde “Toprak ana gibi üretelim, kadınlar gibi paylaşalım” şiarı ile Sinemilli Ocağı’nda yapılacak Cem erkanına davet etti.

    (MA)

  • Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirilecek

    Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirilecek

    PİRHA-DAD ile Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, 13-14 Temmuz tarihlerinde Maraş’ın Elbistan ilçesi Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarıyla Maraş’ın Elbistan ilçesi Kantarma Köyü’nde 13-14 Temmuz tarihlerinde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirecek.

    13 Temmuz Çarşamba günü Ate Elif, Hemi Tazi ve Ali Quto türbelerinin ziyaretiyle başlayacak olan programda ikinci gün Tacim Baba, Hüseyin Gümüş ile Cengiz Aslan’ın zakirliğinde cem yapılacak. 14 Temmuz günü ayrıca konuşmalarda gerçekleşecek. DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan “Kadın, Doğa, Yaşam ve İnanç” başlıklı, DAD Eş Başkanı Musa Kulu “Hakikat Arayışımız ve Hakk Yol Alevilik” başlıklı, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden Ahmet Güden “Yaşamı Yeniden İnşa Etmek, Mekanda Rıza Gerçeği” başlıklı, Mehmet Kömür ise “İnanç ve Kültür Gerçekleşmesinde Anadilin Önemi” başlıklı konuşmalarını yapacak.

    Program lokmaların pay edilmesi ile sona erecek.

    PİRHA / MARAŞ

  • ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin panelinde konuşan Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, “Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir” dedi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği‘nin İstanbul Bahçelievler’de bulunan binasında “Bölgemizde yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür” başlıklı bir panel düzenledi.

    Araştırmacı, yazar Mehmet Kömür‘ün moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Sinemilli Ocağı‘ndan Pir Süleyman Deprem, Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden ile maden mühendisi ve iş insanı Hasan Berkpınar konuşmacı olarak yer aldı. Panel kapsamında, insanların köylerine dönerek, ekolojik yaşamı ve üretimi yeniden yaratması tartışıldı.

    “SÜRGÜN EDEREK ALEVİLERİ YOK EDİYORLARDI, ŞİMDİ ALEVİLİĞİ YOK EDİYORLAR”

    Gülbeng ile konuşmasına başlayan Süleyman Deprem, Alevilerin köylerinden sürgün edilmesi ile inançlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekti. Deprem, şunları söyledi:

    “Her şeyin başı anadır. Yaşam, iki ananın var ettiğidir. Birisi kadın ana, insanlığın anası; birisi ise yaşamın anası, toprak anadır. Bu iki ananın varlığıdır cümle alemi, doğayı, canlıyı var eden. Alevilikte pirlik, emir-komuta makamı değildir. Pirlik, hizmet makamıdır. Pir, talibin hizmetkârıdır. Öğretmenidir, eğitmenidir, yol gösterenidir. Ama pir, talibin komutanı, emredeni değildir. Bu anlamda Alevilikte pirliğin yerini iyice öğrenmemiz gerekiyor. Dayanışma, rızalık esasına dayalı ortak yaşam toplumu olan Aleviliğin temel felsefesidir.

    İki soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Biz Alevi miyiz? Neden Aleviyiz? Beş vakit namazımızı kılarız. AKP’ye de gider boyun bükeriz. Dolandırıcılık, hırsızlık da yaparız. Günümüzü gün ederiz. Zor bir şey mi? Ama biz niye Aleviyiz? Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir. Ama kendi topraklarımızdan savrulduk, sürgün edildik. Hiçbirimiz keyfimiz için İstanbul’a, Almanya’ya taşınmadık. Hepimiz saçma sürgünüyüz. Biz sürgün edildik.

    12 Eylül’de özellikle bu sürgün politikası kendi topraklarında yaşayan Alevilere gücü yetmeyen ve gelecekte yetmeyecek olan sistem, Alevileri kendi topraklarından sürgün ederek, önce Alevileri yok ediyorlardı sürgün ederek; şimdi Şiiler kanalıyla, IŞİD kanalıyla ve diğer gerici anlayışlarla Aleviliği yok etmeye başlıyorlar. Geçmiş yıllardan çok iyi biliyoruz ki; Şiiler dedi ki, “Ya siz Alevileri Sünnileştirin; ya da bize verin biz Şiileştirelim. Alevi olarak kalırlarsa eğer sömürmemize, ahlaksızlığımıza müsaade etmezler. Ortak dayanışma içerisinde insanlığı koruyarak, savunarak bizim insanlık üzerinden sömürü geliştirmemize müsaade etmezler. Özü bu.”

    “ALEVİLİĞİN YAŞAM FELSEFESİNDE SÖMÜRÜ, SEVGİSİZLİK, RIZASIZLIK YOKTUR”

    Deprem, özel mülkiyet kavramına da değinirken, “Özel mülkiyet insanlık toplumunda ortaya çıktığı gün dinlerle beraber devlet denilen baskıcı, ceberut sistemi oluşturdular. O güne kadar Alevice yaşayan toplumlar, ikrar ve ortak paylaşım doğrultusunda doğada su, hava, ateş ve toprak denilen çar anasını esas alarak, yaşam felsefesini oluşturmuşlardır. Bu çar anasına bağlı varoluş felsefesinde sömürü, sevgisizlik, izinsiz, rızasız lokma yemek yoktur. Eğer sömürü yoksa devlet olmaz. Savaş yoksa bir devlet ayakta durmaz” ifadelerini kullandı.

    “BU ÜLKE ERMENİLERİN, KÜRTLERİN, ALEVİLERİN MAL VARLIĞI ÜZERİNE KURULDU”

    “Bu ülke Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin ve Alevilerin mal varlığı üzerine kurulmuştur” diyen Deprem, “Herkes kendi malına sahip çıktığı zaman bu sömürü sistemi de ortadan kalkacaktır. Ama buna meydan vermemek için sürgün edecek, öldürecek, hapsedecek, yetmedi aramıza nifak sokacak, bizi birbirimizden uzaklaştıracak” şeklinde konuştu.

    “BİZ DOĞAYI ESAS ALIRIZ”

    “Topraklarımızla buluşmak zorundayız” diyen Deprem, son olarak şunları söyledi:

    “Biz doğayı, güneşi, toprağı, havayı, suyu esas alıyoruz. Bizde Hak vardır. Hacı Bektaş diyor ki; “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır tacda değil, her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil”. Eğer biz bu yolu takip ediyorsak; hala “İslam’ın özüyüz” diye ortada dolaşıp, birbirimizi izzetullaha havale ediyorsak; “Cami de bizim cemevi de” diyerek kendimizi kandırıyorsak, oturalım bir aynaya bakalım. Aynaya baktığında Ali’yi görüyorsan, aynada gördüğün sensin. Felsefemiz batıni bir anlayışla çözümlediğiniz zaman siz gerçeği görürsünüz. Her din bir inançtır ama her inanç bir din değildir. Marksizim de, Alevilik de, Ezidilik de bir inançtır, din değildir. Din de inanç da birer toplumsal projedir.”

    Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden konuşmasını anadili olan Kürtçe olarak yaptı. Hasan Berkpınar ise bölgenin coğrafik önemine dikkat çekerek, topraklara dönüş çağrısında bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden köyüne dönüp üretim yapan Hülya Arslan’a ziyaret-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden köyüne dönüp üretim yapan Hülya Arslan’a ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile el ele tutuşacağız şiarıyla, Elazığ’da Karabörk köyünde üretim yapan Hülya Arslan’ı ziyaret etti. Pandemi sürecinde ekolojik yaşama dönme ihtiyacı duyduğunu dile getiren Hülya Arslan, “Biz Maraş ile Dersim arasında tarımsal anlamda bir işbirliğine gitmek istiyoruz” dedi. 

    Maraş Katliamı sonrası orada yaşayan çok sayıda Alevi yurttaş, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Axtil Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek başladı, bugün de ekolojik üretimde Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile ortak hareket etmeyi hedefliyor.

    Ekolojik birliktelik ve dayanışma sebebiyle Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Elazığ’ın Kovancılar ilçesinin Karabörk köyünde Paris Sorbonne Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra doğduğu topraklara dönerek tarlada üretim yapan Hülya Arslan’ı ziyaret etti.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLARA DEĞİL, YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM”

    Üç sene önce “Maraş’ta köylerimizi mezarlara değil yaşam alanlarına çevirelim” şiarıyla bir kampanya başlattığını söyleyen Ahmet Güder, “Tekrar o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmek için çağrıda bulunmuştuk ve şu an yaptığımız çağrının karşılık bulduğunu söyleyebilirim. İnsanlar kendi evlerini yapmaya başladı, 5 bin ağaç dikimi ile başladık, şu an 120 bin ağaca ulaştık. Yaşamı yeniden inşa hareketi olarak sadece Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile el ele tutuşacağız. Çünkü amacımız ekolojik yaşamı yeniden inşa etmek kapitalist sistemin yaratmış olduğu kirlilikten kurtulmanın tek yolu ekolojik yaşamdan geçiyor” dedi.

    “YAŞAMIN ANA KAYNAĞI TOPRAKTIR”

    Darbeler sürecinden beri topluma sürgün politikası uygulandığını vurgulayan Sinemili Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem de, “12 Eylül’den sonra bu politika daha da hızlandı ve şu an Alevi ve Kürt köylerimizin çoğu Avrupa’da mülteci konumunda yaşamlarını sürdürmektedir. Pandeminin yaratmış olduğu ve sanayi sisteminin de sıkıntıya girmesinin tek sebebi üretimden uzaklaşıp para üzerinden ticareti sağlamasıdır. Oysa sanayinin gerçek kurtarıcısı tarımdır. Toprak bizim için önemlidir, var eden iki anadan birisidir. Yaşamın ana kaynağı topraktır, biz de kendi topraklarımızda bundan sonra bulunmadığımız sürece toplumsal ve inançsal kimliğimizi kaybetmekle yüz yüzeyiz o yüzden topraklarımıza geri dönmek zorundayız” diye belirtti.

    “PANDEMİYLE BİRLİKTE EKOLOJİK YAŞAMA DÖNMEYE İHTİYAÇ DUYDUM”

    Pandemi sürecinde ekolojik yaşama dönme ihtiyacı duyduğunu dile getiren Hülya Arslan ise şunları kaydetti:

    “Zaten burada altyapımız vardı, babam 20 sene önce köye geri dönüş projesiyle geldi. Ben daha çok atıl durumda olan tarım arazilerimizi aktif hale getirmekti, yaklaşık 700 dönüm kadar araziyi tarımsal üretime katmaktı amacım. Bu sene ilk üretimimiz aspirdi ama çevre koşulları ve kuraklık nedeniyle verimsiz oldu ama köye dönüş için büyük bir adım atmış oldum. Biz Maraş ile Dersim arasında tarımsal anlamda bir işbirliğine gitmek istiyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ