Etiket: yaşamı yeniden ve yerinde inşa hareketi

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden BM’ye çağrı: Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalı

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden BM’ye çağrı: Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalı

     PİRHA- Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi, Suriye’de HTŞ eliyle Alevilere dönük gerçekleştirilen katliamı kınadı. Birleşmiş Milletler’e yapılan çağrıda, “Bu bağlamda, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm küresel ve bölgesel güçler, Suriye’deki gerici unsurların etkilerini durdurmalı ve bu halkların yaşam haklarını güvence altına almalıdır” denildi.

    Suriye’nin k uzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere binin üzerinde kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi, bölgedeki toplulukları birbirine düşmanlaştıran, tarihsel düşmanlıkları körükleyen cihatçı katillerin durdurulması çağrısında bulunarak, “Bugün Suriye’de yaşanan acıların sorumluluğu, sadece yerel aktörlere değil, bu gruplara güç veren ve arkasında duran uluslararası güçlere de aittir” diye belirtti.

    “BÖL-PARÇALA-YÖNET POLİTİKASI BÖLGEDE HÜKÜM SÜRÜYOR”

    Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi’nin açıklaması şöyle:

    “Suriye’deki son yıllarda yaşanan trajediler, sadece yerel dinamiklerin bir sonucu değil, aynı zamanda uluslararası güçlerin müdahalesiyle şekillenen bir sürecin neticesidir. Suriye halkları, yıllarca süren savaştan, katliamlardan ve yerinden edilmeden büyük bedeller ödemektedir. Bu savaşın temelleri, geçmişteki yanlışlardan ve bugünkü dış müdahalelerden kaynaklanmaktadır.

    Ancak unutulmamalıdır ki, bugünkü krizlerin zemini, yüz yıl önce Lozan Antlaşması’nda atılmıştır. Lozan’da Ortadoğu halklarının iradesi yok sayılmış, sınırlar cetvelle çizilmiş ve halklar etnik ve mezhepsel kimliklere sıkıştırılmıştır. Halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı gasp edilmiş, Alevilerden Kürtlere, Araplardan Ermenilere kadar birçok topluluk yok sayılarak, bugünkü bölgesel krizlerin temeli atılmıştır. Lozan’dan bu yana Ortadoğu’da barış ve adalet değil, böl-parçala-yönet politikası hüküm sürmüştür.

    “SORUMLULUK YEREL AKTÖRLERLE BİRLİKTE ULUSLARARASI GÜÇLERİNDİR”

    Son günlerde Alevilerin yaşadığı şehirlerden gelen görüntüler, insanlık dışı bir sürecin devreye konulduğunu açıkça göstermektedir. HTŞ (Hizb al-Tahrir ash-Sham) ve diğer cihatçı grupların, Alevilere yönelik işlediği katliamlar ve acımasız saldırılar, bölgedeki halkların barış içinde bir arada yaşama arzusunu yok etmeye yönelik tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. HTŞ, sadece IŞİD (DAEŞ) ve diğer gerici unsurların temsilcisi olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu gerici akımların birleştiği bir çatı altında halkların özgürlük ve eşitlik taleplerine karşı bir tehdit oluşturmaktadır. Bu gruplar, bölgedeki toplulukları birbirine düşmanlaştıran, tarihsel düşmanlıkları körükleyen ve acımasız saldırılarla toplumsal barışı yok etmeyi amaçlayan ideolojilere dayanmaktadır. Bugün Suriye’de yaşanan acıların sorumluluğu, sadece yerel aktörlere değil, bu gruplara güç veren ve arkasında duran uluslararası güçlere de aittir.

    “GERİCİ UNSURLARIN ETKİLERİ DURDURULMALI!”

    Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi olarak, Suriye halklarının yalnızca bir yönetim değişikliği değil, tüm toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu yeniden inşa süreci, halkların birbirine düşmanlaştırılmadan, tüm farklılıklarına saygı göstererek bir arada yaşamalarını sağlamalıdır. Gerici ideolojiler ve tarihsel öfkenin körüklediği nefretin hüküm sürdüğü bir ortamda, barış içinde yaşamaktan söz edilemez. Ancak, halklar farklılıklarını bir tehdit olarak değil, bir zenginlik olarak kabul ettiklerinde, barış için umut doğacaktır.

    Suriye’nin geleceği, Alevilerden Kürtlere, Araplardan Ermenilere, Türkmenlerden Hristiyanlara kadar her bir halkın, eşit haklar ve özgürlükler temelinde bir arada yaşayabilmesinden geçmektedir. Ancak bu, sadece Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun yeniden şekilleneceği bir sürecin ilk adımı olacaktır. Aksi takdirde, Suriye’deki halklar birbirini yok etmeye devam edecek ve barış umutları sönecektir.

    Bu bağlamda, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm küresel ve bölgesel güçler, Suriye’deki gerici unsurların etkilerini durdurmalı ve bu halkların yaşam haklarını güvence altına almalıdır. Uluslararası toplum, sadece Esad rejimi ya da bir grup üzerinden değil, tüm gerici yapılarla mücadele etmelidir. Bu, sadece Suriye halkları için değil, tüm Ortadoğu’daki barış için hayati bir adımdır. Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi olarak, Suriye’nin geleceği için el birliğiyle harekete geçmeye, tüm halklarla birlikte eşit, özgür ve barış içinde bir yaşam inşa etmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/MARAŞ

  • Kürecik Festivali’nde muhabbet cemi: Binlerce yıllık hakikat elektrik, su paralarına kurban ediliyor-VİDEO

    Kürecik Festivali’nde muhabbet cemi: Binlerce yıllık hakikat elektrik, su paralarına kurban ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Kürecik Doğa ve Kültür Festivali’nde yerel sanatçılar tarafından türküler söylenip, nefesler okundu. Çeşitli panellerle devam eden festivalin sonunda muhabbet cemi yürütüldü.

    Kürecikliler Dayanışma Kültür Derneği ve Uluslararası Uluslararası Kürecik Meclisi (UMK)  tarafından ‘Kürecik Doğa ve Kültür festivali’ yapıldı. İki gün süren programın finalinde 3 ayrı panel düzenlendi.

    Festivalin ikinci gününde ilk olarak yerel sanatçılar ezgiler seslendirdi. Festivale Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Yazar Mehmet Bayrak, Akademisyenler Eşref Atabey ile Onur Özkan, Dil Bilimci ve Çevirmen Mazlum Doğan ile çok sayıda kişi katıldı.

    Festival kapsamında DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete tarafından verilen gülbeng ile aşureler de paylaşıldı.

    Festivalin ikinci gününde ‘Doğa ve Kıyım, Kürecikte Yapımı Planlanan Baraj’ adlı panel düzenlenirken, sonrasında ise ‘Kürecik Tarih ve Kültürü’ isimli panel gerçekleştirildi. Günün sonunda ise inanç temelli panel yapıldı.

    ‘KÜRECİK’TE YAPIMI PLANLANAN BARAJLAR’ PANELİ

    Avukat Erdal Kadem, 12 milyon 300 bin TL kazanmak için Kürecik’e baraj yapılmak istendiğini belirterek, söz konusu ihaleye karşı mücadelenin sürdüğünün de altını çizdi. Av. Kadem, “Bu baraj işletmesinden ziyade, maden ocaklarını bölgeye açmak, ranta, talana çevirmektir. Bölgenin bir maden projesi olduğu, kamuoyu yararına olmadığı, çevreye çok büyük zararlarının olduğunu belirterek projenin iptali için bilirkişi raporu geldi” dedi.

    “KÜLTÜREL MİRASI YOK ETMEK İSTİYORLAR”

    Hukuki anlamda Kürecik Barajı davasını takip edeceklerini belirten Av. Gül Erdoğan, “Kürecik Göleti’nin yapılacağı alanda 264 dönümlük bir alanın kamulaştırılması isteniyor. Bu alanda yerleşim alanları var. Atalarınıza ait olan, miras kalan alanlar, mezarlar var. Buranın kamulaştırılması, göç ettirilmesi bir kültürel mirasın yok oluşu anlamına gelmektedir” diye konuştu.

    “SİYANÜRLÜ MADENCİLİK AÇMAK İSTİYORLAR”

    Panel konuşmacılarından Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Cemil Aksu ise “Şu an Türkiye’de 12’inci kalkınma projesini yayınladı ve bu projeyle maden sorunu olarak hukuki düzenlemeler yapıldı. Bu milli menfaat düzenlemesine göre dava açılamayacak, herhangi bir eylem yapılamayacak. Herhangi bir eylemde polis zoruyla karşılaşacaksınız. Türkiye’de şu an fiilen 22 tane altın madenciliği çalışması var ama şu anda 123 tane daha siyanürlü altın madenciliği açmak istiyorlar. Bu 123 tane proje felaket demek” dedi.

    ‘KÜRECİK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ’ PANELİ

    Kürecik tarihiyle ilgili panelde konuşan emekli öğretmen Mustafa İçöz, “Kürecik ilkleriyle bilinen bir yerdir ve birçok ilklerin yaşandığı bir bölgedir. İlk köy mitingini Kürecikliler yapmıştır. 1975’te ilk köy gazetesi olarak Kürecik Gazetesi çıkarılmıştır. Bu derece hareketli bir bölgede bu derece meselelerine sahip çıkan bir toplum… Bu toplum çok bedel ödemiştir, hala da ödeniyor. Bu bölgede kalan insanları göçertmek için de baraj yapılmak isteniyor. Hala dere kenarında arazileri olan insanları da yerlerinden çıkarmak istiyorlar” şeklinde konuştu.

    “19. YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE KÜRECİK’TE KIYIMLAR GERÇEKLEŞTİ”

    Yazar Mehmet Bayrak ise konuşmasında Kürtlerin, Alevilerin tarihsel süreç boyunca katliamlara uğradığından söz etti. Bayrak, “Bize öğretilen tarihin bizimle hiçbir ilgisi yok. Ben Türkoloji eğitimi yaptım. Bize öğretilen ‘Bilinen en eski Alevi şair Yunus Emre’dir’ şeklindeydi. Yaptığımız araştırmacılar derinleşince gördük ki Yunus Emre’ye gelinceye kadar 35 Yaresan Kürt şair var. Bunların 15’i kadın. Bunların yarısı da tembur eşliğinde sözlerini icra ediyorlar. Bu yüzden bize öğretilen resmi tarihin sorgulanması gerekiyor. Alevilerin yer aldığı iki büyük havza var. Bunlardan bir tanesi Dersim merkezli Dicle-Fırat havzası, diğeri de Maraş merkezli Seyhan-Ceyhan Havzası. Cumhuriyet döneminde yapılan katliamların büyük bir bölümü bu coğrafyada gerçekleştirildi. Kürecik’te gerek 19. yüzyılda gerek 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlıların buralarda ne kadar kıyım yaptığı belgelerle kanıtlanmıştır” ifadelerini kulandı.

    “SİSTEMİN POLİTİKALARINI BOŞA ÇIKARABİLİRİZ”

    Yaşamı Yeniden İnşa Projesi Başkanı Başkanı Ahmet Güden ise konuşmasında Avrupa’da yaşayan Alevi ve Kürtlerin topraklarına geri dönmesi gerektiğini belirtti. Güden, “Buralara gelip ekolojik ve komünal bir hayatı yeniden kuracağız. Topraklarımıza gelip yeni bir hayatı inşa edelim. Avrupa’dan buraya gelerek sistemin Kürtlere dayattığı politikaları boşa çıkarabiliriz” diye vurguladı.

    İNANÇ PANELİ VE MUHABBET CEMİ DÜZENLENDİ

    Alevilerin en yoğun asimile edildiği dönemin son 100 yıllık cumhuriyet dönemi olduğuna vurgu yapan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, şu konuşmayı yaptı:

    “Devlet dışı kalmış toplumlara yönelik her türlü katliamları yapıyorlar. Bir de en büyük sorunumuz olan yerel yönetimler, belediyeler. Alev inancını modern şekilde Diyanetlere muhtaç ettiler. Belediyeler üzerinden bu toplum kontrol ve denetim altına alınmaya çalışılıyor. Binlerce yıllık hakikat elektrik ve su paralarına kurban ediliyor, yerelden başlayıp merkeze kadar giden iktidarlar tarafından yürütülüyor. En büyük sorunumuz, Aleviliğin en fazla asimile olduğu, hakikatinden uzaklaştığı dönem bu dönemdir. Fiziksel olarak üstesinden gelemedikleri soykırımlara şimdi de kültürel soykırımla üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Bu yönüyle de Aleviler taksitle, yavaş yavaş öldürülüyor. Buna karşı da Aleviler hakikat arayışından asla taviz vermeyecek.”

    “FATMA ANA GİBİ BİRBİRİMİZE YASLANALIM”

    Pir Sultan Abdal Derneği Malatya Şubesi Başkanı Latife Ulutaş ise Alevi kadınların söz söyleme noktasında eşit olmadığının altını çizerek, “Gelin kadınlar olarak birbirimize sahip çıkalım. Tıpkı Fatma Ana gibi, Zeynep Ana gibi, Zarife Bacı gibi birbirimize yaslanalım ve bütün haksızlıklara karşı birlikte mücadele edelim” şeklinde konuştu.

    TAN: ALEVİLERİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK İÇİN POLİTİKA GELİŞTİRDİLER

    Kayseri Cemevi Başkanı Abbas Tan, Aleviler üzerinde uygulanan asimilasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi:

    “Son dönemlerde cemevi-cami projesi ortaya atıldı. Bu karşılık bulmayınca da cemevlerimizi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağladılar. Cemevi Başkanlığı cemevlerine ‘ne isteğiniz varsa karşılayacağız’ hatta istiyorsanız size kadro da verelim şeklinde teklif sunuyorlar. Alevi dedelerini maaşa bağlayıp arkasından ‘bizim istediğimiz gibi dualar okuyacaksınız’ diye yazı gönderecekler. Bunun dışında en büyük sıkıntı Alevileri birbirine düşürmek için bir politika geliştirdiler. ‘İslam içi, İslam dışı, Türk Alevi’si, Kürt Alevi’si’ gibi…”

    Paneller sonrasında muhabbet cemi yürütüldü. Sinemilli Ocağı Pirlerinden Pir Tacim Bakır’ın yürüttüğü cem sonrasında lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/MALATYA

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden orman yangından etkilenen Maksutuşağı köyüne ziyaret-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden orman yangından etkilenen Maksutuşağı köyüne ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Maraş Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı köyü ve çevre köylerde çıkan yangında çokça makilik orman alanı zarar gördü. Köylüleri ziyaret eden Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi heyeti, yangının etkisini yerinde gözlemleyerek köylülerin sorunlarını dinledi. 

    Maraş Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı köyü çevresinde çıkan yangında onlarca dönüm makilik orman alanı yanarak kül oldu. Yangınların dün itibariyle farklı köylerde devam ettiği bilgisi paylaşılmıştı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi‘nden oluşan bir heyet, Maksutuşağı köylülerini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Yangın alanını dolaşan heyette bulunan Ahmet Güden, Yusuf Turunç, Haydar Şal ve İsmail Yıldız alanı gözlemleyerek yangının sonuçlarına dair bilgi aldı.

    Heyetin köylüler ile sohbetinde birçok noktada yangının devam ettiği bilgisi paylaşılırken, sayısızca ağaç ve canlının yaşamını yitirdiği yangına kısmi ve yetersiz müdahalede bulunan yetkililerin tutumu ise eleştirildi.

    Köydeki temaslarını sürdüren heyetin kendilerini ziyaretinden dolayı mutlu olduklarını kaydeden Maksutuşağı köylüleri, bölgedeki kurumlarının bu konuda daha duyarlı davranmaları gerektiğinin de altını çizdi.

    PİRHA/MARAŞ

  • Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, ekonomik sorunları hafifletmesi için kooperatif kurma kararı aldı

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, ekonomik sorunları hafifletmesi için kooperatif kurma kararı aldı

    PİRHA-Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, göçün nedenleri ve yarattığı sonuçlar üzerine İstanbul Bahçelievler’de bulunan Sev-Der Derneği Genel Merkezi’nde toplantı düzenledi. 1960 ile 2000 yılları arasında Maraş ve Malatya bölgesinde Türkiye’nin ve Dünya’nın birçok bölgesine çok önemli bir göç yaşandığı vurgulanan toplantıda ekonomik sorunları hafifletecek çok ortaklı üretime dayalı bir kooperatifin kurulması toplantıya katılanların da desteğiyle kararlaştırıldı. 

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, göçün nedenleri ve yarattığı sonuçlar üzerine İstanbul Bahçelievler’de bulunan Sev-Der  Derneği Genel Merkezi’nde toplantı düzenledi.

    “SORUNLAR KOLEKTİFTİR, ÇÖZÜMLERDE KOLEKTİF OLMAK ZORUNDADIR”

    1960 ile 2000 yılları arasında Maraş ve Malatya bölgesinde Türkiye’nin ve Dünya’nın birçok bölgesine çok önemli bir göç yaşandığı vurgulanan toplantıda, “Yaşanan göçün en önemli sebeplerden birisi ekonomidir ancak göç ile birlikte ekonomik sorunlar çözülememiş ve birçok insan göç ettiği yerlerde umduğunu bulamamıştır. Bu da gelinen aşamada tersine göçü gündeme getirmiş ve insanlar tekrar doğup büyüdüğü topraklara yönünü çevirmiştir. Fakat bölgede üretime dayalı yeni bir ekonomik düzenleme yapılmaması durumunda benzer sorunların yaşanılması kaçınılmazdır. Yapılan toplantıda özellikle bölgemizde ekonomik sorunları azda olsa hafifletecek çok ortaklı üretime dayalı bir kooperatifin kurulması gündeme gelmiş ve katılımcılar tarafından destek görmüştür. Sorunlar kolektiftir, dolayısıyla çözümler de kolektif olmak zorundadır” denildi.

    BÖLGEDE MAL VE HİZMET ÜRETECEK KİŞİLERE DESTEK SUNULACAK

    Kurulacak kooperatiftin amaçları ise şu şekilde sıralandı:

    -Başta kooperatifin tüzüğünü ve yasal süreci tamamlayacak bir komisyonun kurulması.

    -Hazırlanan kooperatifin tüzük ve amaçlarının bölge insanına tanıtılması ve bölge insanlarının katılımının sağlanması için toplantıların yapılması.

    -Kooperatife, üretim yapan üyelerin kaydı ve sermaye birikimine yönelik çalışmaların yapılması.

    -Bölgede mal ve hizmet üretecek kişilere imkânlar ölçüsünde (tohum, gübre) ve teknik konularda destek sunulması.

    -Katma değeri yüksek ve ekosisteme uygun ürünlerin üretimine yönelik çalışmaların desteklenmesi.

    -Bilimsel ve organik tarım ile ilgili sempozyum ve seminerlerin düzenlenmesi.

    -Bölgede üretilecek organik ürünlerin birinci elden tüketiciye ulaşması için tüketici kooperatifleri aracılığıyla ilgili gerekli çalışmaların yapılması.

    -Bölge ile özdeşleşmiş marka değeri yüksek (kaysı, armut) gibi ürünlere patent alınıp tanıtımının sağlanması.

    -Organik tarımın üretimi ve geliştirilmesi için sunulan yurt içi ve yurt dışı kredilerden (Koop-des ve Kosgeb gibi) faydalanılması.

    -Yeni iş alanlarının geliştirilmesi ve çeşitliliğine yönelik (Güneş enerjisi, içme suyu, inşaat) gibi alanlarda yapılacak çalışmalara destek sunulması.

    -Söz konusu yapılacak tüm çalışmaların bölge kurumlarıyla işbirliği ve koordineli olarak yürütülmesi için ilgili kurumlarla görüşmelerin yapılmasına karar verilmiştir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş’a dönüp yaşamı yeniden inşa ettiler; ‘Maraş Katliamı boşa çıkarılmalı’-VİDEO

    Maraş’a dönüp yaşamı yeniden inşa ettiler; ‘Maraş Katliamı boşa çıkarılmalı’-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın devamında 1980 askeri darbesiyle zorunlu göçe tabi tutulanların, ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ şiarıyla başlattığı Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi bölgede 200 bine yakın ağaç ekti. Katliamın farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen hareketin öncülerinden Ahmet Güden, “Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu yaşamı yeniden inşa etmektir” dedi.

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı ve bu sayı 200 bine ulaştı.

    Ahmet Güden, 1978 Maraş Katliamı ve 1980 askeri darbesinin kanlı ortamında siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1985 yılında ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalıp, İstanbul’a yerleşti. 36 yıl sonra ‘evimiz’ diyerek tarif ettiği köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Ahmet Güden, Maraş Katliamı’nın devamındaki yıkım, asimilasyon ve göçertme politikalarına karşı bir grup arkadaşı ve bölge halkıyla birlikte, ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi’ni başlattı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısıyla Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi köylerinde 250 bine yakın ağaç diken köylüler bölgeye yeniden hayat verdi.

    DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE TEROLAR KÖYÜNE KAMP 

    Maraş Katliamı’ndan sonra bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi planının belli başarıya ulaştığını söyleyen Güden, 2016 yılında mültecilerin Alevi yurttaşların yaşadığı Maraş’ın Terolar köyündeki kampa yerleştirilmesinden örnek vererek, “1978 Maraş Katliamı ve 1980 darbesi sonrasında her aile gibi bizim ailemiz de gözaltına alındı, işkencelerden geçti. Abim Bayram Güden yıllarca kayıplardaydı. 1985 yılında buraları terk ederek  İstanbul’a gitmek zorunda kaldık. Bölgede siyasi baskının yanında ekonomik baskı da vardı. Bölgenin ekonomik ve siyasal olarak baskı altına alınması bir süreçti. Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi hedeflenmişti. Gelinen noktada büyük bir bölümünün başarıldığını söyleyebiliriz. Aşağı Terolar köyüne 27 bin mültecinin getirilerek yerleştirilmesi, bölgenin demografik yapısının da değiştirilmesinin ifadesiydi” diye konuştu.

    MEZARLIĞA DÖNEN KÖYLER!

    Katliamla birlikte göç yollarına düşenlerin, ‘evleri’ olarak gördükleri köylerinin viraneye dönmüş olduğunu ifade eden Güden, “12 yıl önce yurtdışında olan abimle bu projeyi kararlaştırdık. Gelemediği için proje gecikti. 2017 yılında kendi köyümüzde bir çeşme ve bahçe inşa ettik. Şunu hep söylüyorduk, ‘Biz geri döneceğiz.’ İstanbul’da çalışanlar geri dönüşte köye gideceğini değil eve gideceğini söylerdi. Çünkü İstanbul’u kendisine ev kabul etmiyordu. Asla oraları kabul etmiyorduk. 2019 yılında karar alarak bölgemizde yaşamı yeniden inşa edeceğiz dedik. Köylerimiz adeta viraneye dönmüştü. Herkes cenazelerini toprağa bırakıp gidiyordu. Köylerimizi mezarlığa çevirmeyeceğiz dedik” dedi.

    GERİ DÖNÜŞTE İLK AĞACI KADINLAR DİKTİ

    Güden, 2019 yılında gerçekleşen geri dönüşte ilk ağaçları kadınların diktiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “2019 yılında çağrımıza kulak veren birçok kişiyle bir otobüs tutarak İstanbul’dan Elbistan’a doğru yola çıktık. Burada bir basın açıklaması ile ağaç ekmeye başladık. Köklerimiz bu toprakların derinliklerindedir. Kaybettiğimiz şey ancak kaybettiğimiz yerde aranacaktı. Bir ağaç gibi kendi topraklarımız üzerinde yeşereceğiz. İlk fidanı bir kadının, annemizin toprakla buluşturmasını istedik. Kadın toprak gibidir yaşamı şekillendirendir. Toprak kışın bir hamilelik halindedir, ilkbaharla doğum süreci başlar ve doğa yeşerir. Bu fikriyatla Hanım Bakır fidanları toprakla buluşturmuştu.”

    EKİLEN AĞAÇ SAYISI 250 BİNİ BULACAK

    Yıl sonuna kadar bölgede ekilecek ağaç sayısının 250 bini bulacağını kaydeden Ahmet Güden, “İlk olarak Axtil köyünden bu işe başladık. Bu köy Alxas aşiretine bağlı 12 köyün sorunlarının konuşulup çözüme kavuşturulduğu bir çözüm merkezidir ve ayrıca Yazar Halil Öztoprak’ın yetiştiği köydür. Bu anlamda önemli bir yere sahiptir. Pilot bölge olarak burayı seçtik. Yine Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi 12 Alxas aşiretinin köylerindeki arkadaşlarımız bu çalışmaya katıldı. Bu sene Axtil ve Beştepe köylerindeki ciddi bir  ağaçlandırma yapılacak” ifadelerini kullandı.

     45 YIL SONRA İLK CEM

    Bölgedeki inançsal ve kültürel kıyıma karşı da başlattıkları çalışmaları anlatan Güden, bölgedeki ekonomik alt yapının da eteğe kemiğe büründüğüne vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “Sadece coğrafyamızı ağaçlandırmakla kalmayacağız, yaşamın tüm boyutlarını ele alacağız. İnsanlarımızın boşalan köylere geri dönmesini sağlayabilecek ekonomik alt yapının oluşturulmasını hedefledik. Burada tarımı ve hayvancılığı geliştirdik. Maraş coğrafyasında ekonomik alt yapının hazırlandığını, ete kemiğe büründüğünü söyleyebilirim. Bu coğrafyada kültürel ve inançsal çalışmalar yürütmeyi önümüze koymuştuk. Alevi felsefenin yeniden kendi köklerinde ve yaşam alanlarında yaşama geçirilmesi için çaba sarf ettik. İlk cemimizi Hoffolar köyünde gerçekleştirdik. Yine 45 yıl aradan sonra ilk defa Sinemilli Ocağı’nın merkezi Kantarma köyünde bir cem gerçekleştirdik. Yine merkezi köylerden Sevdilli’de çevre köylerin hepsine hizmet verecek bir cemevi inşa ediliyor. Önümüzdeki süreçte İkizpınar köyünde Ali Haki Edna’yı anacağımız proje hazırladık ve en kısa zamanda hayata geçireceğiz.”

    İHTİYACI OLANLAR, TRAKTÖRÜ KULLANIYOR

    Komünal yaşamı esas alarak traktörlerin tüm çevre köylerdeki çalışmalar için kullanıldığının altını çizen Ahmet Güden, topraklarının kendilerini besleyecek verimde olduğunu dile getirerek, “Bir traktör satın aldık ve bahçeleri sürdürdük. Yine bu traktörü diğer köylere göndererek bahçelerin sürülmesi için kullanılmasını sağladık. Bunu bir komünallik olarak inşa ettik. İhtiyacı olan herkes bu traktörü kullanabilir. Geri dönüp yeni bir yaşam inşa edeceğiz derken paylaşmayı esas aldık. Bu topraklar değerlidir. Savaşlar üzerinde yaşadığınız toprakların elinizden alınması için yapılır. Toprağı işletip üretimi güçlendirdiğimizde tekelleşmenin de önüne geçeceğiz. Birçok kişi bostanlarını ekerek yıllık sebze ihtiyaçlarını karşılıyor. Metropollerin bodrum katlarında çalışmaktan ise buralarda kendi topraklarında çalışmak en değerli olandır. Topraklarımız bizi besleyecek kudrete sahiptir” diye belirtti.

    “YAŞAM İNŞA EDİLİRSE KATLİAM BOŞA ÇIKAR”

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi öncülerinden Ahmet Güden, son olarak katliamın farklı boyutlarda devam ettiğini sözlerine ekleyerek, “Bu coğrafyada dil, kültür katliamı devam diyor. Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu ne metropollerde ne de Avrupa’da basın açıklamaları ile değil bir taş üzerine taş koymakla mümkündür. Yaşamı yeniden inşa edersek bu katliamı boşa çıkarmış olacağız. Sistemin istediği bu toprakları terk etmemizdir. Biz de gitmiyoruz, burada yaşayacağız. Katliamlarınız bizleri köklerimizden koparamayacaktır. Avrupa ve metropollerde imkanı olan tüm canlarımızı doğup büyüdükleri topraklara sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

     

    İLGİLİ HABERLER

    Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO
    Elbistan Körücek köylüleri topraklarına dönerek üretime başladılar-VİDEO
    Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali gerçekleştirildi-VİDEO
    DAD öncülüğünde Maraş’ta doğa, inanç ve kültür buluşmaları başladı-VİDEO
    Doğa, inanç ve kültür buluşmasında Elbistan Kantarma Köyü’nde cem olundu

     

  • Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO

    Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı sonrasında terk etmek zorunda kaldığı topraklara 36 yıl sonra ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısı ile dönen Haydar Şal, yaşadığı bölgeye hayat verdi. Şal, “Dağlara çıkarak 600 köke yakın ağaç aşıladım. 400 kök meşe fidesi diktim ve yine ilkbaharda 400 kök meşe fidesi dağıtacağım. Zor gitmelerin büyük dönüşleri olur. Bu tarihi bir adımdır ve topraklarımıza sahip çıkacağız. Bizim için gerçek olan topraklarımızdır” dedi. 

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli Mahallesi’nde yaşayan Haydar Şal, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1986 yılında göç etmek zorunda kalıp, İstanbul’a yerleşmiş. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin çağrısıyla 36 yıl sonra geri döndüğü köyünde tarım ve arıcılıkla uğraşan Haydar Şal, tarihi bir adım attıklarını ifade ederek yaşamın yeniden inşasının ancak ve ancak kendi toprakları üzerinde olacağını kaydetti.

    ZOR OLAN GİDİŞLER VE BÜYÜK GERİ DÖNÜŞ

    Katliam sonrası bölgeyi 1986 yılında zorunlu olarak terk ettiklerini söyleyen Şal,  ‘zor gidişler’ olarak nitelendirdiği göçlerinin büyük bir dönüşle tersine döndüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Burası bizim atlarımızın yerleşim yeridir. Bu topraklar bizim için değerliydi. 40 seneye yakın İstanbul’daydım. Ama aklımız da, gönlümüz de hep toprağımızdaydı. Bizler buradan kolay değil zor gittik. İsteyerek topraklarımızı terk etmedik. Buradan giderken de bunun bilincindeydik. Zorla gönderildiğimiz topraklarımız gönlümüzde kaldı. Dönemin ekonomik koşulları ve siyasi konjonktürel yapısı buraları göçe zorladı. Ama buralardan asla vazgeçmedik. Taştır, çetindir, zordur ama bizlerin anıları var. Zor gitmelerin büyük dönüşleri olur. Bizim dönüşümüz de büyüktür ve büyük olacaktır. Bu tarihi bir adımdır ve topraklarımıza sahip çıkacağız.”

    YARIM ASIRDIR DEVAM EDEN MARAŞ KATLİAMI

    Maraş Katliamı ve devamında 1980 askeri darbesi ile bölgenin insansızlaştırılmasının hedeflendiğini dile getiren Şal, “Buradan göç ettirilmemiz katliamın bir devamıydı. Maraş’ta o dönem siyasi bir yükseliş vardı. Bu da bazı kesimleri rahatsız ediyordu. Bunların yuvaları daralıyordu. Halk haklının kim olduğunu anlıyordu. Bunun bilincinde Maraş Katliamı’nı yaptılar. Bu kıyımdan sonra insanımız artık rahatsız edildi. Bu bir devlet projesiydi. Amaç bölgenin insansızlaştırılmasıydı. Bunu da bir şekilde becerdiler. Bu yarım asırdır devam ediyor. Alevi-Kürt köylerinin hepsi buraları terk etmek zorunda kaldı” diye konuştu.

    GERİ DÖNÜŞ KARARI

    Şal, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin çağrısıyla terk etmek zorunda kaldığı topraklara dönüş hikayesini şöyle anlattı:

    “Bu göçten sonra uzunca  bir süre buralara gelemedik. Ticaret ile uğraştım. Sonrasında turist gibi gelip gittik. Bizlerin geçmişi bu topraklardaydı. Yaşamın yeniden inşa hareketinin bu çalışaması bizler için bir fırsat oldu. Ne yapabiliriz diye konuştuk ve köye geri dönmeye karar verdik. Toprağa sahip çıkmayanın kökü olmaz. İlk geldiğimde evim yoktu ve bir seneyi çadırda geçirdim. Emek vererek gece gündüz çalıştım. Zor gidiş bizleri buraya büyük bağlamıştı. Sonrasında ise başardım. Bir amaç da bölgenin ekonomisini kalkındırmaktı. Bizler insanlarımızı kapitalizme muhtaç etmemeliyiz. Asıl kazandıran bu topraklardır.”

    400 MEŞE AĞACI DİKTİ, 600 AĞAÇ AŞILADI

    Başlattıkları ağaçlandırma çalışmaları kapsamında şimdiye dek 400 kök meşe fidanı diken Haydar Şal, bunun devam edeceğini sözlerine ekleyerek, “Buraya geldikten sonra bölgeye değişik bitkiler getirdim. İlk lavanta ektim. Bölgemizde olmayan ağaçları ektim. Dağlara çıkarak 600 köke yakın ağaç aşıladım. 400 kök meşe fidesi diktim ve yine ilkbaharda 400 kök meşe fidesi dağıtacağım. Bölgemizde olmayan çeşit çeşit ağaç diktim. Kim yardım isterse giderim onun ağacını da aşılarım. Domates, elma, kayısı, kuşburnu, kabak gibi birçok şeyin bir senelik kurutmalığını yaptım. Her hafta elde ettiğim ürünleri dostlarıma gönderiyorum” ifadelerini kullandı.

    “TARİHİ ADIM ATTIK, GERÇEK OLAN TOPRAKLARIMIZDIR”

    ‘Bizim attığımız adım tarihidir. Ölümsüz bir iş yapıyoruz’ diyen Şal, tüm Maraşlıları bu çalışmaya emek vererek büyütmeye çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “İnsanlar bu emeklerimizi takdir ettiler. Avrupa’dan insanlar bizlerle görüşmek için geldiler. Emek evlat gibidir. Toprak senin olursa ve üretirsen her attığın taş sırtına değse dahi yorulmazsın, anlamlıdır. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’ni algılamak lazım. Ben dinledim ve onları algıladım. Bizler bir emek sarf ediyoruz. Burada maddiyat yok, bir gönüllülük var. Bölge insanımız bu çalışmaya katılsın. Emek verenler ölümsüzdür. Bizim attığımız adım tarihidir. Ölümsüz bir iş yapıyoruz. Yaşam yeniden inşa edilecek ise burada yani yerinde inşa edilecektir. Bizim için gerçek olan topraklarımızdır.”

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ