PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden İbrahim Ethem Eysan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki göstererek, “Güçleri yetse aynı birleşimi tekrar yapacaklar. Örgütlü ve bir arada olmamız lazım” diye konuştu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şah İsmail’e karşı, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” sözleri Alevilerin tepkisine neden oldu.
Sinemilli Ocağı Piri İbrahim Ethem Eysan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un yapmış olduğu açıklamaya dair, “Eğer bizim bu gücümüzü hissetmeseler, bu birlikteliğimizi hissetmeseler gerek Türkiye’de olsun gerek yurt dışında olan toplumumuzda olsun kuvvetli bir ses vermeseler şu anda bu yaşadığımız bu ortamı dahi bulma şansımız yok” ifadesinde bulundu.
“GÜÇLERİ YETSE AYNI BİRLEŞİMİ TEKRAR YAPACAKLAR”
Pir Ethem Eysan, Alevi örgütlülüğünün bu açıklama karşısında gerçekleştirdiği tutumunun geri adım attırdığını kaydederek, “Bu bir defa bilinçaltındaki birikenlerin bilince çıkmasıyla ilgili bir şey. Biz buna tarihten bu tarafa aşinayız. Hep bu şekilde düşündüler karşımızdaki cenahlar, karşımızdaki bu toplum bu anlamda fikriyatları farklı olmakla birlikte zikriyatları farklı oldu, düşündüklerini söyleyemediler daha doğrusu. Bir anlamda bize karşı takiye yaptılar. Aslında benim inandığım şu ki güçleri yetse aynı birleşimi tekrar yapacaklar. Bunun karşısında durmamız için bizim bir arada olmamız lazım, örgütlü olmamız lazım. Zaten örgütlü olduğumuz için şu anda bir takım geri adım atıyorlar, özür diliyorlar. Eğer bizim bu gücümüzü hissetmeseler, bu birlikteliğimizi hissetmeseler gerek Türkiye’de olsun gerek yurt dışında olan toplumumuzda olsun, kuvvetli bir ses vermeseler, şu anda bu ortamı dahi bulma şansımız yok” diye belirtti.
“KENDİ İNANDIKLARI DEĞERLERE TERS DÜŞEN BİR KLİĞİN KARŞINDAYIZ”
İktidarın Aleviler hakkındaki söylemlerine karşı dirençli olunması gerektiğini belirten Eysan, “Yapılabilecek olan şey el ele vermek, ruhsal birliğimizi hiçbir zaman bozmamak, bir arada olmak, buna karşı direnmek ve haksıza karşı haklının yanında, zalime karşı mazlumun yanında, tarihten gelen sorumluluğumuzla orada durmak gerekiyor. Buna karşı da bu şekilde direnmek gerekiyor. Çünkü bir anlamda AKP zihniyeti, kendisine Ehli-İslâm denen, bize göre İslam’la da alakası olmayan klikçi, ayrıştırmacı, kendi inandıkları değerlere dahi ters düşen bir kliğin karşısındayız. Buna karşı dirençli olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
PİRHA – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakına dair sözleri ardından yeni bir açıklama daha geldi. Kurtulmuş, “Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır” ifadelerine yer verdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, 20 Mayıs’ta Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik yaptığı konuşma ardından yeni bir açıklama paylaştı. Kurtulmuş, Şırnak’ta yaptığı o konuşmanın “bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırıldığını” söyledi.
“BÖYLESİNE HASSAS DÖNEMLERDE HEPİMİZİN DAHA DİKKATLİ OLMASI AŞİKARDIR”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, X hesabından yaptığı yazılı açıklamada “Barış, kardeşlik ve terörün sona ermesi hakkındaki konuşmamda kullandığım ve anlık söylenen bazı tarihi atıflardan dolayı Alevi yurttaşlarımızın incindiklerini müşahede ettim” diyerek şu ifadelere yer verdi:
“Birlik ve kardeşlik hassasiyetiyle dile getirdiğim sözlerimin kastım olmayan bir şekilde bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırılmış olmasından içten bir üzüntü duyuyorum.
Meclis Başkanlığı makamı ve siyasi geçmişim, her bir yurttaşımızın inancına, düşüncesine, kimliğine eşit mesafede durmakta ve birlikte yaşama iradesini temsil etmektedir.
Cumhuriyet tarihinde, kimliğimizin esas taşıyıcısı olan yurttaşlık bağı, hukuki ve ahlaki bir kardeşlik teklifidir. Bu meyanda milletin iradesi, çok şükür ki ayrışmayı değil, bütünleşmeyi esas alıyor.
Anadolu’nun büyük tarihi yürüyüşü, zaman zaman iç çatışmalarla, kırılmalarla ve içimizi halen acıtan imtihanlarla şekillenmiştir. Nihayetinde bu toprakların sesi daima birlikten, kardeşlikten ve dayanışmadan yanadır.
Bahsi geçen konuşmamda ifade ettiğim gibi; Alevi-Sünni, Türk-Kürt kardeşliği bu topraklarda başkalarının planladığı yıkım senaryolarını her zaman boşa çıkarmıştır.
Bu kardeşlik hem tarihimizin derinliklerinden süzülen ortak hikâyemiz hem de geleceğimizin teminatıdır.
Kardeşlik duygularının sarsılmasına sebep olacak her söz ve davranış hepimizi yaralar. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır.
Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum.
Bu vesileyle ifade etmeliyim ki, bu beyanlarımı doğrudan Alevi toplumuna aktarmak, Alevi kanaat önderleri ve milletvekillerimizle birlikte samimi bir hasbihal ortamı kurmak hususunda da kapım daima açıktır.
Eğer sözlerimden kaynaklı bir kırgınlık oluşmuşsa, milletimizin her ferdini; inancı, hayat tarzı ve hafızasıyla birlikte kendi kardeşi bilen, Hz. Ali Efendimizin ‘İnsanlar iki sınıftır; ya dinde kardeşin ya yaratılışta eşindir.’ düsturunu kendine şiar edinen ve siyasi hayatı boyunca bu coğrafyada daima kardeşliği, birliği ve bütünleşmeyi savunan bir kardeşiniz olarak üzgün olduğumu içtenlikle ifade etmek boynumun borcudur.
Bu açıklamayı hakikate olan sadakate bağlılığım muvacehesinde yaptığımı aziz milletimize duyurmak istiyorum.”
PİRHA- Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki gösterdi. Alevi katliamlarını meşrulaştırmaya ve kutsamaya çalışan tutumun toplumsal barışa zarar vereceği kaydedilerek, inkara ve nefrete dayalı siyasetin karşısında olunacağına vurgu yapıldı.
Şırnak’ta konuşan AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” cümlelerini kurmuştu.
Numan Kurtulmuş’un sözlerine tepki gösteren Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerin, Aleviler için tarihsel travmalarla özdeşleşmiş bir dönemi meşrulaştırmaya çalıştığına dikkat çekti.
“ACILARI KUTSAYAN BİR DİL TOPLUMSAL BARIŞA ZARAR VERİR”
Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Alevilere yönelik soykırımların hafızalarda yerini koruduğunu ve bu tutumun toplumsal barışa zarar verdiğini belirterek, “Alevi inancı, tüm canlıları “Hakkın bir yansıması” olarak görür; barışı, eşitliği ve kardeşliği temel ilke edinir. Tarih boyunca bu ilkelerle yaşayan Aleviler, toplumsal barışın önündeki her türlü ayrımcı ve tekçi söyleme karşı durmuştur. Son dönemde Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi’nin ittifakını övmesi, Alevi toplumunun tarihsel hafızasında derin yaralar açan katliamları meşrulaştırmaya yönelik kabul edilemez bir tutumdur. Yavuz döneminde yaşanan zulümler, Alevilerin asla unutmadığı bir gerçektir. Tarihten ders almak yerine, bu acıları görmezden gelen veya kutsayan bir dil, toplumsal barışa zarar verir” diye kaydetti.
“İNKARA DAYALI SİYASETİN KARŞISINDAYIZ, KALICI BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Barışın ancak tüm inançların eşit ve özgür olduğu toplumsal mutabakatla mümkün olabileceği ifade edilen açıklamanın devamında ise, “Bugün de Suriye’de Alevilere yönelik şiddetin arkasındaki zihniyetle aynı kökleri paylaşan bu söylemler, Türkiye’deki çoğulcu yaşamı tehdit etmektedir. Barış, ancak tüm inançların eşit ve özgürce var olduğu bir mutabakatla mümkündür. Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi olarak; ırkçılığa, inkâra ve nefrete dayalı siyasetin karşısında duruyor, kalıcı barış için mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. “72 millete aynı nazarla bakmayı” şiar edinen bir inancın mensupları olarak, tüm toplumu ortak bir gelecek inşa etmeye çağırıyoruz” denildi.
PİRHA- AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik sözlerine tepki gösteren Alevi örgütleri, “Numan Kurtulmuş’un bu sözleri Aleviler tarafından münferit bir açıklama olarak görülemez. Ülke yönetiminin ikinci sırasında yer alan meclis başkanı, bu açıklama ile, AKP anlayışının Alevilere bakışını ortaya koymuştur. Numan Kurtulmuş, Alevilerden derhal özür dilemeli ve bütün görevlerinden istifa etmelidir” açıklamasında bulundu.
Şırnak’ta konuşan AKP’li Numan Kurtulmuş, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” cümlelerini kurmuştu.
Numan Kurtulmuş’unn açıklamalarına Alevi örgütleri tepki gösterdi. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) ortak açıklamasında Yavuz Sultan Selim’e överek, onun tarihteki Alevi soykırımını itiraf ederek onaylayan ve soykırımı kutsayan Numan Kurtuluş’un Alevilerden derhal özür dileyerek istifa etmesi çağrısında bulundu.
“ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNİN KARŞISINDA YER ALMAZ, AKSİNE DESTEK OLUR”
7 Alevi örgütünün ortak açıklaması şöyle:
“AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş: “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur.” diye bir açıklama yapmış ve geleneğinden geldiği zihniyeti gayet açık ortaya koymuştur. Aleviler Yol Erkânı gereği, dünya üzerindeki tüm canlıların hakkın yansıması olarak görür ve her millete tek nazarla bakmayı vurgular. Yaşam hakkı inancının temel düsturudur. Bu düstur gereği Alevilerin barış ve kardeşlik söylemlerine uzak durması ya da destek vermemesi düşünülemez, “Barış süreci” veya “çözüm süreci” fark etmez, adı ne olursa olsun, barışa giden hiçbir sürecin karşısında yer almaz, aksine destek olur, güç verir.
“YENİ DÖNEM ALEVİLERİN KATLİAM TARİHİNİ TARİF EDEREK KURULAMAZ”
Ancak, barış süreci ve kardeşlik bağı denilen yeni dönem Alevilerin katliam tarihini tarif ederek kurulamaz. Barış ancak ülkede yaşayan tüm toplulukların, inançların ortak bir yaşam mutabakatı ile olur. AKP’nin duayeni ve ülkenin meclis başkanının zihninden dökülen bu cümleler, bir kez daha gösterdi ki; Türk İslam sentezli Siyasal İslam anlayışı ve bu anlayışın temsilcilerinin, hücrelerinde beslediği düşmanca duygu ve ümmetçi, gerici, tekçi bir zihniyet ile yürüyen bu süreç, ülkeyi kardeşlik bağına ve toplumsal bir barışa götüremez. Suriye’de AKP tarafından beslenen Şeriatçı Selefi HTŞ çetelerinin Alevilere uyguladığı soykırım bunun en net kanıtıdır.
“SÜRECİ PROVAKE ETMEYE YÖNELİK ÇIKIŞLAR ENGELLENMELİDİR”
Numan Kurtulmuş’un bu sözleri Aleviler tarafından münferit bir açıklama olarak görülemez. Ülke yönetiminin ikinci sırasında yer alan meclis başkanı, bu açıklama ile, Akp anlayışının Alevilere bakışını ortaya koymuştur. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Alevi toplumu tarafından lanetlenen Yavuz Sultan Selim’e övgü dizmekle kalmamış, onun tarihteki Alevi soykırımını itiraf ederek onaylamış ve bu soykırımı kutsamıştır. Bu da yetmemiş Alevilerin tarih boyunca uğradığı en büyük ihanetlerden biri olan İdris-i Bitlisi’nin Yavuz ile girdiği suç ortaklığını ve kirli ittifakını da meşru göstermiştir. Alevilerin katliamını tarif ederek kurulan bu dil ve bu zihniyet, AKP/MHP iktidarının kötü niyetini ve sürece nasıl baktığının işaretidir. Bu anlayış herkes tarafından iyi görülmeli ve süreci provoke etmeye yönelik bu tür çıkışlar engellenmelidir.
Yavuz Sultan Selim, Aleviler’i, Türkmen’leri, Araplar’ı ve Kürt’leri katliamlardan geçiren eli kanlı bir padişahtır. İdris-i Bitlisi ise bu katliamların işbirlikçisi bir haindir. Tarihi gerçekler bunlardır. Ancak, esas olan tarihten ders çıkarmak ve geleceği barış ve demokrasi ile inşa etmektir. Meclis başkanı Sayın Kurtulmuş’u kınıyoruz! Numan Kurtulmuş, Alevilerden derhal özür dilemeli ve bütün görevlerinden istifa etmelidir. Alevilerin katliamından beslenen bir zihniyet Alevilerin de temsil edildiği bir meclisin başkanı olamaz! Halkı, kin ve düşmanlığa sevk etmekten dolayı da yargılanmalıdır.
Türkiye’de yaşayan tüm topluluklar ve inanç mensupları bilmelidir ki; Biz Aleviler, onurlu, kalıcı, samimi ve kapsamlı bir barış sürecinin yanında olmaya devam edeceğiz. Sorumluluk alacağız. Ancak, bu süreçte ırkçı, gerici, tekçi, inkarcı, imhacı, asimilasyoncu, soykırımcı anlayış, siyaset ve zihniyetlerle de mücadele etmeye devam edeceğimizi, bu anlayışın tam karşısında duracağımızı kamuoyu ile bir kez daha paylaşıyoruz.72 Millete aynı nazarda bakmayanı kendimizden saymıyoruz”
PİRHA-Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri, Dersim’de Kürt Aleviler üzerinde uygulanan asimilasyon politikalarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnisiyatif bileşenlerinin açıklamasında “Öteden beri ağır bir kuşatma altında tutulan Dersim coğrafyası ve toplumu, tarihinde hiç olmadığı kadar çok katmanlı kültürel kırım politikalarıyla karşı karşıyadır” vurgusu öne çıktı.
Dersim merkezli sivil toplum örgütleri, devlet tarafından yürütülen asimilasyon politikalarının artış gösterdiğini belirterek dayanışma çağrısı yaptı.
Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri, Dersim halkının hiç olmadığı kadar kültürel soykırımla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.
“DERSİM, AĞIR BİR KUŞATMA ALTINDA!”
Yazılı yapılan açıklamada, AKP-MHP hükümetinin asimilasyon politikalarına değinilerek şu ifadelere yer verildi:
“Kendine özgü sosyo-kültürel özelliklerinden ötürü, öteden beri ağır bir kuşatma altında tutulan Dersim coğrafyası ve toplumu, tarihinde hiç olmadığı kadar çok katmanlı kültürel kırım politikalarıyla karşı karşıyadır. Uzun erimli bu politikalar gerek zorla gerek yaşam alanlarının daraltılması sonucu yoğun göçe sebebiyet vermiştir. Böylece günümüzde Dersim toplumu dört bir yana dağılmış; insansızlaştırılan coğrafyada kültürel kimliğin can damarları kesilerek, kendisini farklılığıyla yaşatma ve geleceğe taşıma problemi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Topraklarından kopma sonucu kuşaklar arası aktarım büyük oranda kesintiye uğramıştır. Alevi inancının omurgasını oluşturan ocak-talip-rayber-pir-mürşit ilişkisi, geri döndürülemeyecek şekilde tahrip olmuştur. Kutsal mekanlar mana kaybına uğramış, toplumsal hafızanın taşıyıcısı söylenceler başkalaştırılmıştır. Alevi inancında kutsal görülen doğa, maden ve baraj şirketlerinin yağma alanına dönüştürülmüştür.
Yüz yılı aşkın süredir yapılmak istenenler, en açık biçimde 1933 tarihli Jandarma Umum Komutanlığı raporunda, “Yavuz’un gazabı olmasaydı bugün güzel Anadolu’muzda bir tek Sünni’ye tesadüf etmezdik. Eğer Yavuz’un gazabı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olsaydı, herhalde Dersim’i, bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük,” şeklinde dile getirilmiştir. Yavuz’un gazabından arzu edilen, Sünni Hanefi ve Türkleşmiş Dersim’dir.
İşte, cumhuriyetin toplumsal mühendislik politikalarıyla desteklenen bu stratejik plan, “Türkiye’nin yeni yüzyılı,” olarak nitelendirilen bu yüzyılda, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, AKP/MHP iktidarınca, nihayete ulaştırılmak istenmektedir.
“Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir,” diyerek “ötekini” kendince hizaya sokmayı buyuran Erbaş, Birleşmiş Milletler sözleşme ve bildirgelerini hiçe saymış, asimilasyonist politikaları derinleştireceklerini açıkça ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler (BM) Yerli Halklar Bildirgesi, “Halkların kendilerini farklı addedebileceklerini ve onlara bu özellikleriyle saygı gösterileceğini, teyid eder. İnsanlığın ortak mirasını teşkil eden medeniyet ve kültürel zenginliğe tüm halkların katkı yaptığını bildirir.
BM’nin bu ilkesel yaklaşımına karşın, Erbaş, bir Alevi şehrinde salt camileri medenileşmenin merkezine koyarak, fetihçi bir tutum sergilemiştir. Bu kültür fetihçi akla göre “medenileştirilmesi” gereken, Dersim toplumu ve inancıdır. Konuşmanın bütününden çıkarılacak olan da budur.
“12 EYLÜL CUNTASI GÜNCELLENEREK SÜRMEKTEDİR”
Bu kolonyalist ve kültür fetihçi söylemin ne anlama geldiğini, Dersim toplumu, “medenileştirme harekatı” olarak lanse edilen 1938 soykırımıyla deneyimlemiştir. Çok açıktır ki, Erbaş’ın sözleri ile dile getirilen, inancın ve kültürün “medenileştirilmesidir.” Ayrıca şehrin genelinde cami sayısının 117 olduğunu ve ekseriyetinin, 12 Eylül cuntasınca özel görevlendirilen General Vali Kenan Güven zamanında yapıldığı bilinmektedir. Kenan Güven’in bir diğer icraatı da binlerce Dersim’li çocuğu ailelerinin rızası hilafına, yatılı imam hatip okullarına göndermek olmuştu. İşte, 12 Eylül cuntasının bu politikası ve ruhu güncellenerek sürdürülmektedir.
Önemle belirtmek isteriz ki, bu aşamada kurucu devlet aklının icracılarına, mevcut politikalarından vazgeçme çağrısı yapmanın bir karşılığı olmayacaktır. Bu akıl, İttihat Terakki’den bu yana varlığını, ötekinin yokluğu üzerine kurmuş olup, bu politikayı sürdürmede ısrarlı ve kararlıdır. Yapılması gereken bu politikalardan mağdur olan tüm toplumsal kesimlerin ortak hareket tarzını yaratabilmek, böylece kuşatmayı kırabilmektir. Bu kapsamda en başta tüm Dersimlileri, farklılıklarını koruyarak, Dersim’i savunma ortak paydasında bir araya gelmeye çağırıyoruz. Gün kendi aramızdaki farklılıklara odaklanma ve ayrılıkları derinleştirme günü değil, birlikte hareket etme günüdür.”
PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker, “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla yargılandığı davanın 10 Haziran’da görülecek duruşmasına ilişkin konuştu. Öker, “Tüm dünyada, konfederasyonumuz, devletler nezdinde muhatap alınıp Alevilere eşit haklar sunulurken, Türkiye’de tam tersi yöne çekiliyor. Son dönemde Avrupa Alevi örgütlenmesini Türkiye’ye yönelik yıkıcı faaliyet yürüten kurum yerine oturtmaya çalışıyorlar” dedi. Öker, bu yargılamalara karşı toplumsal bir baskı oluşturulması çağrısında da bulundu.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, Alevi haklarının kazanımı sebebiyle birçok kez yargılanıp hakim karşısına çıktı. Öker hakkındaki kimi suçlamalar Yargıtay’da da bir karşılık bulmayarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmek üzere avukatlarca hazırlık yapılıyor.
AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, 2015 yılında Almanya’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitingindeki konuşması nedeniyle 10 Haziran’da hakim karşısına çıkacak.
İstanbul Kartal Anadolu Adliyesi’nde, saat 10.00’da görülecek olan duruşma öncesinde Turgut Öker ile suçlandığı dosyalara ilişkin konuştuk. Öker, önceki davaların tek tek başlıklar altında açıldığını söyleyerek, “Şimdi tam bir torba suçlaması” var tarifini yaptı.
Turgut Öker, AKP iktidarının, Avrupa Alevi örgütlenmesinden rahatsızlık duyduğunu belirterek dava dosyasına ilişkin şunları söyledi:
“Maraş’ta ‘Yezit’ dediğim için o esas suç olarak görüldü. Hatay’da ‘Bugünün Hitlerisiniz’ ifadesi suç görüldü. İstanbul’daki en son davada ‘3. köprüye başka isim mi bulamadınız? Yavuz Sultan Selim’in Alevilerde karşılığı; Yahudilerde Hitler neyi ifade ediyorsa Yavuz da Alevilerde onu ifade ediyor’ ifadesi suç görüldü. Tam bir torba suçlaması. Yani hem Hitler var hem Yezit var hem Yavuz var hem de bizim şimdiye kadar 32 yıllık Avrupa’daki örgütlenmemiz…
Herhangi bir etkinlikte, ‘Türkiye’de Alevilere zulüm yapılıyor, katliam yapılıyor. Koçgiri’den, Dersim’den, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi katliamlardaki suç ortaklığı ve dava süreçlerinde katiller aklanıyor’ diyen hemen hemen her Alevi, bir durum değerlendirmesi yaptığında kullandığı ifadeler suç olarak görülüyor.
Tabi burada sinsi bir yönelim var. Bireysel suç işlediği iddiası yanında kurucu genel başkanı olduğum, uzun yıllardır başkanlığını yaptığım Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun varlığı terör örgütü yandaşlığı, terör propagandası gibi bizim yaptığımız etkinlikler de o yöne doğru çekilmeye çalışılıyor.
Gerek Avrupa’dan gizli şekilde ajanların savcılığa yolladıkları ihbar mektuplarında olsun, gerek iddianamelerde olsun son dönemde kamuoyuyla paylaşılan araştırmalarda Avrupa Alevi örgütlenmesinin Türkiye’ye yönelik bölücü, yıkıcı faaliyet yürüten bu tür kurum yerine oturtulmaya çalışıyorlar.
Tüm dünyada, konfederasyonumuz ve konfederasyonumuza bağlı federasyonlar Alevileri temsil eden kurum olarak devletler nezdinde sadece siyasi yetkililer değil, devlet yetkilileri nezdinde de muhatap alınırken Avrupa’da Alevilere her alanda eşit haklar, hukuki kazanımlar anlamında sunulurken Türkiye’de tam tersi bir yöne çekmeye çalışıyorlar. O kapsamda da benimle başladılar. Ayın 10’undaki duruşma sonrası büyük ihtimalle bu emsalde olacak. Yani bana ceza verdiklerinde görülen o ki bu tüm Avrupa’daki yönetici arkadaşlara yönelik açılacak davaların da emsali olacak diye düşünüyorum.
“TOPLUMSAL BİR BASKI OLUŞTURMAMIZ GEREKİR”
Turgut Öker, Perşembe fünü görülecek 11. duruşmaya dair Alevi kamuoyuna bir de çağrı yaparak şunları söyledi:
“Pandemi koşulları vardı, evet ama öbür türlü de devletin adım atmadığı, aldattığını, katileri ödüllendirdiğini, bize hiçbir hak vermediğini söylüyoruz. Bir de kendimizi düşünelim. Bunlar için biz ne yapıyoruz? Hep böyle yöneticilerden, yukarıdan bir şey bekleniyor. O zaman herkes kendisi ile bir hesaplaşsın. Alevi toplumu olarak rahatsızlık duyduğumuz olumsuzlukların ortadan kalkması için her birey ne yapıyor?
Yani kendisi bir şey yapmadan toplumun da bir şey yapmayacağını herkesin bilmesi lazım. Ben 6 yıldır mahkemeye gidiyor, söylemem gerekenleri söylüyorum, sizler de yayınlıyorsunuz. Yani bunu aleni yapıyoruz. Yıllardır yönetici olarak miting meydanlarında gerek 2 Temmuz’da olsun, gerek Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Dersim’de başka yerlerde ne söylüyorsak orada da aynı şeyi söylüyoruz. Ama onun karşılığında sanki ben kendi adıma sinirlendim, kızdım, Türkiye’yi yönetenlere bir şeyler söyledim gibi bir algı var. Hayır. Ben konfederasyonun kurucu genel başkanı olarak yargılanıyorum. Ben değil başka yönetici arkadaşlar, başkan olsaydı onlar da yargılanacaklardı.
“KURUMSAL KİMLİĞİMDEN DOLAYI BİR YARGILAMA VAR”
Kurumsal kimliğimizden dolayı bir yargılama söz konusu. Dolayısıyla bugün kurumlar adına yöneticilik yapanların kaderiyle baş başa bırakıldığı, savunmalar, mahkemeler söz konusu olduğunda yarın herkes için aynı durum olacak. O nedenle de kendimden bağımsız bu yola hizmet eden tüm canların duruşmalarına aktif katılmamız lazım. Yani onların söylediklerinin arkasında durmamız lazım. Toplumsal bir baskı oluşturmamız gerekir ki mustarip olduğumuz bu olumsuzluklar ortadan kalkar. Yoksa öbür türlü birbirimizi yalnız bırakarak, birbirimize el uzatmamız gereken yerlerde el uzatmadığımızda bu karşı güce de cesaret vermekte.
Ben yüzbinleri aşan insanlara konfederasyonun genel başkanı olarak konuşma yaparken ve birçok hakları elde ederken, hep birlikte bunun eğlencesini yaşarken, sıra hesap vermeye gelince, mahkemeye çıkınca insanlar tek başına kaderiyle baş başa bırakılmamalı. Bu doğru değil. Bunun üstesinden gelecek donanımımız, gücümüz, enerjimiz var ama başka yöneticilere bu yapılmasın demek isterim.”
PİRHA – Zorunlu din derslerine ve okullarda mescit yapılmasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Bizim 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama bu talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasıyla beraber seçmeli din dersleri çıkarttılar. Bu da yetmedi okullarda mescit uygulaması programı var” diye konuştu.
Gün geçtikçe gericileşen eğitim sisteminde sadece tekçi Sünni İslam anlayışı dayatılıyor. Yaşanan bu tekçiliğe karşı eşit, laik, bilimsel ve anadilde eğitim talepleri yükseliyor.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz zorunlu din derslerine, okullarda mescitlerin yapılmasına, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’ne ve eğitimde yaşanan gericiliğe ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
1980 darbesi sonrasına bakıldığında asimilasyona neden olan en büyük aracın eğitim olduğuna dikkat çeken Deniz, “İmam hatiplerin açılması, zorunlu din derslerinin dayatılması Alevi öğrencilerini inançsal boyutta çok ciddi etkilemiştir. Hala da etkilemeye devam etmektedir. 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama o talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasının yanı sıra bir yandan da seçmeli din derslerini çıkarttılar. Bu yetmedi okullara mescit uygulaması programını koydular” diyerek tepki gösterdi.
“KATİLLERİNİZİ SEVİN MESAJI VERİLİYOR”
Zorunlu din derslerinin uygulamalı olarak mescitlerde yaptırılacağını dikkat çeken Deniz, günümüzde okulların türbe yeşiline boyandığına ve duvarlarına Osmanlı padişahlarının resimlerinin asıldığına değindi. Bu durumun Alevi öğrencilere “Katillerinizi sevin, bunlar iyidir, asıl suç sizdedir, sizin yol önderlerinizdedir, ulularınızdadır” mesajı verdiğini kaydeden Deniz, “Karşısında Yavuz Sultan Selim’in resmi var. Yani bir Alevi öğrenci her gün onu görmek zorunda kalıyor. Bunun bilincinde olan öğrenciler ya okuldan soğuyor ya da eğitimden soğuyor kendini okula ve eğitime vermiyor. Bilinçsiz olan öğrenciye ise kendi katili sevdiriliyor farkında olmadan. Dolayısıyla aslında bir bütün olarak düşünmek gerekiyor.” dedi.
Laikliğe aykırı olan bu eğitim sistemi ile aynı zamanda Alevilerin tepkisini azaltacak adımların atılacağına ve özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nin açılmasının bu adımlardan biri olduğuna dikkat çeken Deniz, “Başta dede yetiştirileceği söylendi. Alevi kurumları olarak biz dedelerin bir kursla, sertifikayla, diplomayla, dede olmasına karşıyız. Bizim 700 yıllık bir ocak sistemi geleneğimiz var. Her yol önderimiz yolda ve ocakta pişer. Yani sertifikayla, birilerinden aldığı kursla hele hele sistemden aldığı kursla yetişemez. Buna karşıyız” şeklinde ifade etti.
“ALEVİ DEDESİ YETİŞTİRME LİSESİ ALEVİLERİN ÖNÜN KESECEK BİR TAKTİK”
Okullarda mescit yapılmasına, çocuklara zorunlu din dersleri ile birlikte uygulamalı olarak Sünni Hanefi inancının dayatılmasına laiklik ekseninde karşı çıktıklarını dile getiren Deniz, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi ile “Biz de size Alevi lisesi yaptık. Onun içinde de cemevi var, niye ona itiraz etmiyorsunuz?” denilerek Alevilerin taleplerinin önünün kesilebileceğini vurguladı. Deniz, “Aslında Alevilerin itirazının önünü kesecek bir taktik var ortada. Yalnız bu taktiğe bazı Alevi kanaat önderleri, yol önderleri bu yanlışa düşmekte ve orada kendine yer edinmekte. Bu daha sonra devletin bize emsal olarak göstereceği ve bizim birçok talebimizi de karşılıksız bırakacak önünü kesecek bir sürece götürür. Bakacaksak eğer sisteme, gerçek laiklik üzerinden değerler üzerinden bakmamız gerekiyor.” dedi.
Eğitim sistemindeki asimilasyon politikalarına yönelik alternatiflerin üretilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, asimilasyon politikalarına karşı sadece yılda bir okul başlamadan önce miting yaparak, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinin önünde birer basın açıklamasıyla tepki göstererek ve bireylerin zorunlu din derslerine karşı dava açarak aldığı kararlarla bir sonuca varılamayacağını kaydeden Deniz sözlerini şöyle tamamladı:
“Zorunlu din dersleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile yasaklanmıştır ama hükümet bunu uygulamıyor. Çünkü tehlikeli. Yani bugüne kadar yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalmış olacaklar. Bunu gerekirse sivil itaatsizlik eylemleriyle gerekirse farklı yöntemlerle daha çok kamuoyu yapıp Alevi canlarımızın duruşunu daha da netleştirmemiz gerekiyor. Tek başına sadece basın açıklamalarıyla iki kurum başkanının yan yana gelip ‘Biz de böyle düşünüyoruz’ demesiyle bu işlerin olmadığını gördük. 30 yıllık hak talep mücadelemizde kazanım olarak elimizde var sıfır. Sadece Alevileri ve Aleviliği meşrulaştırdık mücadeleyle ama yasal olarak aldığımız hiçbir hakkımız yok. Ne AİHM kararlarını dayatabiliyoruz ne bireysel olarak burada Türkiye’de kazanılmış davalar kişiye özel ve çocuğa özel olmuş oluyor. Bir emsal teşkil etmiyor. Emsal teşkil etmediği için de milyonlarca Alevi çocuğu yine bu asimilasyon politikalarına maruz kalıyor.”