Etiket: yayla

  • ‘Dersim’deki madencilik projeleri en büyük darbeyi küçükbaş hayvancılığa vuracak’-VİDEO

    ‘Dersim’deki madencilik projeleri en büyük darbeyi küçükbaş hayvancılığa vuracak’-VİDEO

    PİRHA-Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, CAN TV’de ‘Heqibê Perperiki’ programında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı. Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” dedi.

    CAN TV’de Nuray Atmaca’nın Dersim’i köy köy gezerek Kırmancki (Zazaca) hazırlayıp sunduğu ‘Heqibê Perperiki’ isimli program, uzun zamandır haftalık olarak yayınlanıyor. Genellikle köylülerin hayatlarını ekrana taşıyan programın son bölümünde, Ovacık’ın Hurhurik yaylasında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları ekrana taşıdı.

    Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı.

    “HAYVANCILIĞIN BİTMEMESİ İÇİN YETKİLİLERİN İYİ DÜŞÜNMESİ LAZIM”

    Küçük baş hayvancılık yapanlar yeterince destek alamadığını söyleyen Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, “Bu mesleğin bitmemesi için yetkililerin iyi düşünmesi lazım. Gençleri özendirmemiz lazım. Biz hayvan başına geçen sene 200 TL’lik destek aldıysak bunun yarısından fazlası aşı ve küpeye gitti. adı altında. Aşı ve küpenin destek temelinde yapılması lazım. O yüzden verilen desteklerin sahadakilerin dinlenilerek verilmesi lazım” diye belirtti.

    “ÜRETİCİLER OLARAK, MADEN PROJELERİNİ İSTEMİYORUZ”

    Hayvancılık yapan üreticiler olarak maden projelerini istemediklerini belirten Zeynel Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Eğer yaylalarımız maden şirketlerine verilirse yaklaşık 70 bin hayvanın bitmesi demek. Maden çalışmalarıyla birlikte su kaynaklarının da bitmesi anlamına geliyor. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililer şuna dikkat etsin; bir madeni bir şirket çalıştırır ama hayvan üreticisi yürüyen bir fabrikadır. En az 10 aile çalıştırır ve toplam kişi 100 kişiye çıkar. 300 hayvanı olan bir üretici yürüyen bir fabrikadır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” diye konuştu.

    Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de üç bin rakımlı yaylaya çıkan üreticiler: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz-VİDEO

    Dersim’de üç bin rakımlı yaylaya çıkan üreticiler: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı. Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar olduğunu belirten yaylacılar, “Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.

    Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı.

    Hayvancılık yapanlar yaylaya giderken evlerini, hayvanlarını, yiyeceklerini, giyeceklerini kısaca yaşamında ihtiyacı olan her şeyini kamyonlara koyarak yola çıkıyorlar ancak talepleri hiçbir şekilde karşılanmıyor.

    Ajans olarak, Kala ve Kültür ailesinin bulunduğu yaylaya çıktık ve Bülent Kültür ve Murat Kala‘dan, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dinledik.

    “HAYVANCILIK YAPANLARA SAHİP ÇIKAN KİMSE YOK”

    Baba mesleğini devam ettirdiğini belirten Bülent Kültür, “5-6 ay köyümüzde kaldıktan sonra yaz sezonunda yaylaya geliyoruz. Ulaşım konusunda zorluklarımız var, yayla yolları iyi değil. Zaten şap hastalığı nedeniyle verimli bir yıl olmadı bizim için. Yaylalarda sürülerin fazla olması ve mera alanlarında ot azlığından dolayı eskiden aldığımız verimi alamıyoruz. Çoban konusunda sıkıntılarımız var çünkü çoban aylıkları çok yüksek. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”

    2016 yılından itibaren hayvancılık yaptığını ifade eden Murat Kala, “Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar var. Meralarımız bize yeterli gelmiyor, hayvan sayısı fazla. Ulaşım konusunda sıkıntılarımız var, yaylaya çıkartılan bir araç 3 ay sonunda kullanılamaz hale geliyor. Üreticiler olarak peynir ve kuzu satımı yaparak geçiniyoruz. Ama şap ve çiçek hastalığından dolayı bu sene verim alamadık. Hastalıklardan dolayı ilaç fiyatları da üreticileri mağdur ediyor. 1-2 yıl öncesinde 100 TL’ye aldığımız ilaç şimdi 3000-4000 TL olmuş durumda. Aynı zamanda et fiyatları da tüketici de çok yüksek ama üreticiden çok düşük fiyata alınıyor. Bizden 370-380 TL’ye alınırken kasaplarda 800-900 TL’ye satılıyor. Et fiyatlarında olduğu gibi peynir fiyatlarında da sıkıntılar yaşıyoruz. Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu durumu biraz da ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar da etkiliyor. Diğer ülkelere baktığımız zaman hayvancılık yapanlara ciddi destekler veriliyor ancak bizim ülkemizde üreticiye destek verilmiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Yollarımızın yapılmasını, sularımızın ise iyileştirilmesini istiyoruz’-VİDEO

    ‘Yollarımızın yapılmasını, sularımızın ise iyileştirilmesini istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Muş’ta hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, köylerindeki yaşam koşullarına değindi. Hayvancılığın kazandırdığını ama şartlarının zor olduğunu ifade eden Gülizar Tepe, yayla yollarının yapılmasını, ve sularının iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.

    Muş’un Varto ilçesinin Sofyan (Doğanca) köyünde hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, hayvancılığın zorlukları, yaylada yaşadıkları sorunlar ve devletten taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “YOLLARIMIZ KÖTÜ, SULARIMIZ KISITLI”

    Hayvancılık yaptıkları bölgenin şartlarının zorluğuna dikkat çeken Gülizar Tepe, “Yollarımız kötü, sularımız kısıtlı ve hayvancılık yaptığımız için bir geleceğimiz yok. Hayvancılık yapanların sigortası yok. Şu anda çalışıyoruz ama yaşlanınca bize kim bakacak? Hayvancılık yapanların sosyal güvencesi olsaydı bizde yaşlanınca yararlanmak isterdik. Eşim, sigortasını kendisi yatırıp emekli oldu, ayda 10 bin TL maaş alıyor. Şap hastalığı için hayvanlara aşı yapılması gerekiyor, 150 hayvana en az 6-7 bin TL aşı parası vereceğiz. Eşimin emekli maaşının yarısı ilaçlara gidiyor, biz bir ay boyunca nasıl geçineceğiz” dedi.

    “HAYVANCILIK KAZANDIRIYOR AMA ŞARTLARI ZOR”

    Bir hafta sonra yaylaya çıkacaklarını ancak yayla yollarının çok kötü olduğunu da belirten Tepe, “Yayla yollarımızın yapılmasını, köylülere biraz destek çıkılmasını, sularımızın daha iyileştirilmesini istiyoruz. Yaylada çadırlarda kalıyoruz ancak dolu, yağmur ve fırtınada çoluk çocuğumuzla zor şartlar altında yaşıyoruz. Hayvancılık kazandırıyor ama şartları zor. İlaçlar çok pahalı, devlet ilaç fiyatları konusunda bizlere yardımcı olsun, yoksa birkaç yıla hayvancılık biter. İlkbahardan sonbahara kadar en az yirmi defa aşı yaptırıyoruz. Bize kaşıkla veriyorlar kepçeyle geri alıyorlar” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/MUŞ

  • Dersim’in Holoz Yaylası bombalanıyor!

    Dersim’in Holoz Yaylası bombalanıyor!

    PİRHA- Dersim merkeze bağlı Hozmerik (Uzuntarla) Köyü’nde bulunan Holoz (Tokluk) Yaylası’nın TSK’ye bağlı helikopterler tarafından bombalandığı iddia edildi.

    Sabah saatlerinden itibaren Tunceli Kolordo Komutanlığı’ndan kalkan helikopterlerin Hozmerik (Uzuntarla) Köyü’nde bulunan Holoz (Tokluk) Yaylası’na doğru hareket ettiği görüldü.

    Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, helikopterlerin Holoz Yaylası’nı bombaladığı iddia edildi. Nedenine dair bilgi alınmazken, helikopter hareketliliği devam ediyor.

    PİRHA/DERSİM

  • 3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.

    Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.

    BAĞIR DAĞI YAYLACILARI

    O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.

    Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.

    PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.

    “DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”

    Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.

    Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.

    “HAYVAN BAŞINA İKİ MİSLİ OTLATMA PARASI VERİYORUZ”

    Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.

    Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.

    “EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”

    Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.

    Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”

    “ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”

    12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.

    “İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

    Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:

    “Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.

    Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”

    NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM

  • Özdal ailesinin, Kawe köyünden Yel Dağı’nda yaylaya çıkış hikayesi-VİDEO

    Özdal ailesinin, Kawe köyünden Yel Dağı’nda yaylaya çıkış hikayesi-VİDEO

    PİRHA-Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Özdal ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Kawe köyünden Pülümür’ün Yel Dağı’nda yaylaya çıktı. 4 yıllık üniversite bitirdiğini ama hayvancılık yaptığını söyleyen Görkem Özdal, “Hayvancılık artık bitme noktasına geldi, bir sürü eziyet çekiyoruz ama yaptığımız işin karşılığını alamıyoruz” dedi.

    Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Özdal ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Kawe köyünden Pülümür’ün Yel Dağı’nda yaylaya çıktı. Yaylaya giderken evlerini, hayvanlarını, yiyeceklerini, giyeceklerini kısaca yaşamında ihtiyacı olan her şeyi kamyonlara koyarak yola çıktılar, uzun süren yolculuğun ardından güneş doğduktan sonra hayvanları araçlardan indirerek Yel Dağı’na doğru yolculuk başladı.

    Yaylada kalacak yerlerini ayarlayan Özdal ailesi çadırlarını ve hayvanlara kalacak yer ayarladı. Hayvanların yaylaya gelmesiyle birlikte hayvanları sağıp sütünü alıp daha sonra süte maya vurduktan sonra peynir yapılıyor. Özdal ailesinin serüvenine bir günlüğüne mihman oldum, yaşadıkları zorlu yaşam ve aynı zamanda doğal yaşam eylül ayına kadar Yel Dağı’nda devam edecek belki onların köylerine dönüş yolunda tekrar katılırım.

    “EMEK VERDİK AMA KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”

    Hayvancılığa çok emek verdiklerini ama karşılığını alamadıklarını söyleyen Nuriye Özdal, “Kredi çekerek bu işe başladık bir sürü borcumuz var. Yaylaya geldik 20 bin TL masrafımız oldu dönüşte de 20 bin TL vereceğiz” dedi.

    “HAYVANCILIK ARTIK BİTME NOKTASINA GELDİ”

    Hayvanları yaylaya getirmek için 4 kamyon tuttuğunu ve 20 bin TL verdiğini dile getiren Görkem Özdal, “Bunun bir de dönüşü olacak benim 2 tonluk peynir parama denk geliyor. Hayvancılık dışında bir gelirimiz yok, 4 yıllık üniversite bitirdik ama hayvancılık yapıyoruz, hayvancılık artık bitme noktasına gelmiş. Arpanın kilosu 6 lira benim 300 tane koyunum hiç yemese 25-30 ton arpa vermem lazım. Verimi geçtim hayvan ölmesin diye arpa vermem lazım. Ben bu işi bırakırsam ne yapacağım, mecbur bu işi yapacağım ama kazanamıyoruz bir sürü eziyetini çekiyoruz ama karşılığını alamıyoruz” diye belirtti.

    “BU ŞARTLARDA HAYVANCILIK YAPMAK ÇOK ZOR”

    Mevcut koşullarda hayvancılık yapmanın çok zor ve masraflı bir iş olduğunu belirten Müslüm Özdal, “Yem ve nakliye fiyatları çok yüksek. Her şey çok pahalı o yüzden hayvancılık yapanlar ne kazanacak ki kar etsin. Hayvancılık yapıyoruz ama zarar mı edeceğiz kar mı edeceğiz bilemiyoruz. Hayvancılığın ülke ekonomisine katkısı var ama bu şartlarda üreticiye yarardan çok zararı var. Dışarıdan iyi gözüküyor ama işin içine girdiğin zaman öyle değil maliyetler çok yüksek. Önümüzü göremiyoruz o yüzden bu şartlarda hayvancılık yapmak çok zor” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Bingöl yaylalarının Dengbej Sevguli’sinin yanık sesi Can TV mikrofonuna yansıdı-VİDEO

    Bingöl yaylalarının Dengbej Sevguli’sinin yanık sesi Can TV mikrofonuna yansıdı-VİDEO

    PİRHA-Sevguli Kırbaş, Varto sınırları içinde kalan Bingöl dağlarının eteklerindeki yaylalarda hayvancılık yapıyor. Bir yandan hayvanlarını sağan diğer yandan CAN TV mikrofonuna konuşan Kırbaş, güzel sesiyle klam (şarkı) da seslendiriyor. Genel hatlarıyla yaşamından memnun olan Kırbaş kuraklıktan yakınıyor.

    Sevguli Kırbaş yaşamını, güneşin doğuşu ile ünlü Varto’nun Kox tepesine yakın Bingöl dağının eteklerindeki yaylalardan biri olan Qurçik (Görgü) yaylasında hayvancılık yaparak sürdürüyor.

    Bir yandan hayvanlarını sağan ve diğer yandan CAN TV mikrofonlarına konuşan Kırbaş güzel sesiyle kılam (şarkı) da seslendiriyor. İkinci bir şarkı ısrarına “Benim hayvanlarımı sağmam lazım” diye itiraz etse de programcıyı kırmayarak yanık sesiyle bir şarkı daha söylüyor.

    Hayatından memnun olduğunu belirten Sevguli Kırbaş yılın sıcak geçtiğini bu nedenle yaşanan kuraklığın verimsizliğe yol açtığından yakınıyor. Doğal olarak hayvanların yeterince süt vermediğini ama mecburen sağdıklarını da ekliyor.

    Ali ŞEKER/BİNGÖL

  • Dersimli koçerler ağır masraflardan şikayetçi: Geçinemiyoruz-VİDEO

    Dersimli koçerler ağır masraflardan şikayetçi: Geçinemiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Dersim Şavaklı koçerler, bin bir zahmetle binlerce hayvandan elde ettikleri ürünleri satarak geçimlerini sağladıklarını belirterek, bu yılki masraflarının fazla olmasından şikayetçiler. Koçerler, mera fiyatlarının devlet tarafından üç katı arttırıldığına dikkat çekerek, emeklerinin karşılığını alamadıklarını kaydettiler.  

    Yazın en bunaltan günlerinde buz gibi suyun, solmayan bir yeşilin ve kristalleşmiş parça parça karın varlığı ile serinlik hissi uyandıran yaylalar. Bu yaylalarda mera alanlarının azalması nedeniyle hayvanlarını otlatmaya gelen koçerlerin de maceraları iki bahar arasında geçiyor. İlkbahar ile başlayan yolculuk havaların soğumasıyla son buluyor.

     Şavaklı koçerler, havaların ısınmasıyla birlikte bir yandan yaylalara çıkmak için hazırlık yapıyor, diğer bir yandan da hayvanlardan elde ettikleri ürünlerle geçimlerini sağlıyor. Devlet tarafından üç misli arttırılan yayla kiralarından şikayetçi olan koçerler, geniş alanlarda besledikleri binlerce hayvandan elde ettikleri ürünleri ise, kent merkezlerindeki müşterilerine satıyor.

    Koçerler, sağdıkları sütle peynir yaparak geçimlerini sağlıyor, güneş enerjisi ve panelleri ile su ve elektrik ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Her gün 100’ten fazla koyun sağan kadınlar, otlatmaya götüren çobanlar ve ev işleri ile ilgilenen kızları yayladaki yaşamlarını bizimle paylaştılar. Bir yandan yaylada her şeyin doğal olduğunu söylediler bir yandan da hayvanın para etmediğinden de dert yandılar.

    Dersim’in Pertek ilçesinden ilkbahar aylarında Pülümür Bağır Dağı eteklerinde bulunan yaylalara gelip sonbahar da tekrar memleketlerine giden Şavaklı koçerler yaşadıklarını PİRHA‘ya anlattılar.

    SABAHIN İLK IŞIKLARI İLE UYANIYORLAR

    Sabahın ilk ışıklarında uyunarak güneşin ilk ışığını alıyoruz. Yaşam bu topraklarda erken başlıyor. Koçerler dünden yaptıkları peynirleri tüccara satmak üzere kantarda tartmaya getiriyor.

    Bağır Dağı eteklerinde birkaç tahta ve torbalarla kurdukları barakalarda süt sağan berivanlar, her gün sabahın erken saatlerinde işe koyuluyor. Berivanlar, çobanların getirdiği bin civarında koyundan yüzlerce litre süt sağıyorlar. Erkeklerin de yardım ettiği berivanlar, sağdıkları sütleri elekten geçirdikten sonra bidonlara dolduruyor. Sonrasında ise süt kaynatılarak peynir yapılıyor. Koçerler, peynirin kilosunu da 20 TL’ye satıyor.

    “MERA KİRASI DEVLET ELİYLE 3 KATINA ÇIKARILDI”

    Şavaklı koçerlerden 53 yaşındaki Aziz Benler, koçerlik yaparak geçimlerini ve yaşamlarını sürdürdüklerine değindi. Bahar ayları sonrası kuzuların büyümesiyle hayvanlardan süt sağmaya başladıklarını belirten Benler, bu yıl ki ağır masraflardan ve kuraklıktan şikayetçi.

    Mera kiralarının devlet eliyle üç katına çıkarıldığından yakınan Aziz Benler, “Kendimi bildim bildim bu işi yapıyorum. 1 aydır bu yayladayız. Peynir para etmiyor. Yaptığımız peynirleri tüccara satıyoruz. Bu işin zahmeti çok. Kimse halimizi sormuyor. Devlet bu yayla için bizden 701 bin TL kira alıyor. Yemin kilosu şu an 3 lira olmuş durumda. Çocuklarımızın cevabını nasıl vereceğiz bilmiyoruz. Üstüne kuraklık var ot yeterli değil. Suyumuz da bu sene yok” diyor.

    “NE YAĞMUR NE DE OT VAR”

    47 yaşındaki Mahir Benler ise koçerlik yanında ayrıca gelen peynirleri kantarda tartıyor, Elazığ’daki soğuk hava deposuna göndermek üzere çadırda depoluyor.

    Yağmurun az yağması nedeniyle otların yetişmediğini söyleyen Mahir Benler, kuraklık ile birlikte daha yükseklerdeki yaylalara göç etmek zorunda kaldıkların getiriyor. Geçen senelere göre masraflarının 2 kat arttığına vurguda bulunan Mahir Benler,  “Uzun yıllardır beri yaylacılık yapıyorum. Yaylacılar peynirlerini bana getiriyor. Burada tartıp Elazığ’a gönderiyorum. Sabah erkenden peynirler tartılıyor. Saat 10 gibi sürüleri sağmaya başlıyoruz. Sütü mayalıyoruz. 2 saat sonra tekrar hayvanları otlatmaya götürüyoruz. Bu işin zahmeti çok. Pertek’ten çıkarak Pülümür Bağır yaylasına geldik. Burayı kiraladık. 2 ay kalıp geri dönüyoruz. Devlet bu sene meraları iki katına kiraladı. Hayvanları buraya araba ile getiriyoruz, onun da masrafları bu sene arttı. Çobanlar geçmiş seneye göre iki katı fiyata çalışıyor. Gelsinler görsünler halimizi. 10 nüfusuz burada. Bu sene halimiz daha köyü. Ne yağmur ne de ot var” diye konuşuyor.

    “EMEĞİMİZ ÇIKMIYOR, YEM ÇOK PAHALI”

    Deniz isimli koçer ise yaylacılığın büyük zorlukları olduğuna işaret ediyor. Bütün gece dağlarda koyunlarını otlattıklarını söyleyen Deniz, “Sabah erken saatlerde hayvanlar yayladan geliyor, sağıyoruz. Gece tekrar otlatmaya götürüyoruz. Sabaha kadar otlatıyoruz. Buralarda ayı, kurt da var. Köpeklerimiz onları sürüye yaklaştırmıyor. Akşamları çok soğuk oluyor. Peynirin kilosunu 20 liraya satıyoruz. Emeğimiz çıkmıyor. Yemin kilosu 3 lira olmuş. Yaylanın kirası, çobanın parası derken bir şey kalmıyor” diyerek emeklerinin karşılığını alamadıklarını dile getiriyor.

    Ersin ÖZGÜL/DERSİM

  • Dersim’de yaylacıların zorlu bir yılı daha sona erdi-VİDEO

    Dersim’de yaylacıların zorlu bir yılı daha sona erdi-VİDEO

    PİRHA- Havaların ısınmasıyla birlikte yaylalara çıkan ve besicilik yapan köylülerin dönüşleri yavaş yavaş başladı. Dersim dağlarının en yüksek yamaçlarını mesken tutan yaylacıların soludukları temiz hava ve doğanın eşsiz güzelliği cezbetse de, yaşamları koşulları oldukça meşakkatli.

    Haberin videosu

    Dersim’de ilkbaharda yaylalara giden sürü sahipleri, sonbaharın gelmesiyle birlikte dönüş hazırlıklarına başladı.

    Başta tulum peyniri olmak üzere yaylada ürettikleri hayvansal ürünler ile geçimlerini sağlayan yaylacılar, dönüş öncesi son ürünleri de ev ihtiyaçlarını karşılamak için yaptı. Başta çocuklar olmak üzere yaylacılar, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen yaylada vakit geçirmenin ve doğayla baş başa olmanın kendilerini mutlu ettiğini ifade etti. Köylüler, yayla yaşamının zahmetli olduğu kadar birçok güzelliği de içinde barındırdığını dile getirdi.

    Biz de her yıl Dersim’in Hozat ilçesinden havaların ısınması ile birlikte Köybaşı yaylasına çıkan köylülerle görüştük.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Sarı Saltuk Türbesi’nin alt tarafında kalan bu yaylada 4 aile yaşıyor. Yayla yasaklarının, çatışmaların kendilerini baskı altına alsa da yaylada olmaktan oldukça memnun olan köylüler, bir yandan da Alevi geleneklerini her koşulda yaşatıyor.

    15 yıldır her yıl bu yaylaya gelen Gülten Balık, her gün sabah erken saatlerde uyanıp işe koyuluyor. Her gün düzenli olarak sütü süzüp yoğurt, peynir, çökelek yaptıklarını anlatan Balık, yaptıkları işlerin yoğunluğundan günlerin nasıl geçtiğini anlayamadığını ifade ediyor.

    Balık, “İş çoktur, işler bitmez yeter ki yap. Köylerin işleri bitmez yaylaların işleri bitmez.” diyor.

    Kendi yaylaları yasaklandıktan sonra bu yaylaya geldiklerini aktaran Balık şu bilgiyi veriyor:

    “Köyümüz 94 yılında yandığından beri iki üç yıl Hozat’ta kaldık oradan sonra sürekli yaylalardaydık ta ki şimdiye kadar kaç yıldır. Bu sene de burası. Bura da Hemet Qedi’nin yeridir. Sarısaltıkların yeridir. Bizim yerimiz bizim tarafımız kapatıldı bizi bırakmadılar, bu sene buraya gelip yayla kurduk. Yasak oldu biz de gelip burada yayla aldık. Hak razı olsun insanlardan, bizi bıraktılar biz de geldik buraya.”

    Bu yayla da Alevilerin sürekli ziyaret ettiği Sarı Saltık Türbesinin eteklerinde kalıyor. Ziyarete gelenlerin uğrak noktalarından biri de bu yayla. Gülten Balık, “Kurban getirenler, misafirler çok gelip gidiyorlar. Buradan da tavsiye ediyoruz herkes gelip gitsin burası çok güzeldir.” diyor.

    KRİZ YAYLACILARI DA VURDU

    Gülten Balık zorluklarını da şöyle anlatıyor:

    “Zorluğu çoktur. Arpa gelmiyor, arpa pahalı, saman pahalı, işler çoktur, bir çoban tutsak bir çoban maaşı beş bin liraya çıkmış, yapamıyoruz. Biz kendimiz çabalıyoruz keçilere gidiyoruz, hayvana gidiyoruz. Çocuklar gidiyor. İşte tümüyle idare ediyoruz. Samanı, arpayı satın alıyoruz. Rahatlığı bulunmuyor satın alıyoruz.

    Eskiden çok iyiydi. Önceden köydeydik. Köyde masrafımız olmazdı bizim. Şimdi köylerden çıktık. Hayvanlarımız yabana gider tomurcuk yerlerdi. Hızır’ın gününde keçiler bırakılırdı yazıktır bir şey olmasınlar. Şimdi burada bir koyun gibi içeri sokuyoruz bahara kadar. Sadece para gidiyor. Ancak kendimizi idare ediyoruz. Hayvanların ilaçları pahalıdır. Zorluğu çoktur.

    Hozat’a bir yol gidiyoruz bir sürü para. Mazot almış başını gidiyor. Yani para dayanmıyor. Para su gibi gidiyor. Çalışıyoruz, biz ve hayvanlarımız birlikte yiyoruz. Yani zengin olalım, para biriktirelim o yok.

    Hayvanlar oldukça sen yaylalara gitmeye doyamazsın. Ama hayvanlar biterse Hozat’a gidersin o memlekette oturursun.”

    ALEVİLİK İNANÇLARINI DA SÜRDÜRÜYORLAR

    Alevilik inançlarını da yaylada imkanlar doğrultusunda yaşamaya çalıştıklarını söyleyen Balık, “12 imam günleri geldiğinde 12 imam oruçlarını da tutuyoruz, bayramlarımızı yapıyoruz, aşurelerimizi pişiriyoruz, kurbanlarımızı kesiyoruz. Oruçlarda ne yenir ne yenmez onlara dikkat ediyoruz, banyolarımızı yapmayız. Burada cem yapamıyoruz ama Hızır Günü’nde Hozat’ta yapılıyor, oraya gidiyoruz. Cemimize gidiyoruz ama şimdi hayvanların başındayız gitmemiz mümkün değil.” diyor.

    HERONLARIN, ASKERİ ARAÇLARIN GÖLGESİNDE

    Gençlerin ise yeterince itikatlarının olmadığını düşünen Balık, “Sen gençlerle konuşuyorsun budur budur diyorsun gençler diyorlar siz eski kafalısınız” ifadelerini kullanıyor.

    Yaylada olmanın en zor yanı ise her gün askeri helikopterlerin, heronların gölgesinde olmak. Bundan dolayı yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getiriyor:

    “Korkuyoruz ödümüz patlıyor. Biz geçen sene kendi tarafımızda yayladaydık, Kureyşanlıların köyünün tarafındaydık. Her gün askeri timler, askerler çevremizdeydi, biz korkuyorduk. Heronları geliyordu helikopterleri geliyordu. Helikopter gelip gittiği vakit acaba neden gelip gitti diye merak ediyorsun.”

    “İKİ YIL KORKTUK, YAYLAYA GELEMEDİK”

    Küçükbaş ve büyükbaş hayvanları olan Keten Bozkurt da, 15 yıldır bu yaylaya geliyor. O da Gülten Balık gibi bir yandan ev işleriyle bir yandan da hayvanlarla uğraşıyor.

    Bozkurt şöyle konuşuyor:

    “Beş altı inek, at var, katır var, arabamız var. Komşulardan biri Derviş Cemal köyünden, geldi yanımıza. Yanımızdakiler kureyşanlılardır. Ziyaret yerlerine gideriz her zaman. Sarı Saltığa ziyaretçiler gelip gider mum çıla yakar giderler. Ayrıca bu ziyarete de bakarız eksikleri varsa tamamlarız. 15 yıldır buraya geliyoruz. İki yıl korktuk gelmedik. Şimdi iki yıldır geliyoruz buralara. Ondan öncede geliyorduk. Asker yok arama yok o yüzden rahatız. Önceden vardı. Arama olurdu, olay olduğunda halkı gözaltına alır götürürlerdi, arama yaparlardı, sıkıştırırlardı.”

    Sevim KAHRAMAN/DERSİM

  • Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    PİRHA- Türkmen Alevi köyü Ardahan Seyitören’de yaşayan Veli Alşan’ın kentleşme ve göçün başlamasıyla birlikte değişen köy hayatındaki değişikliklere dair tespitleri şöyle: “Hane çok olsa da nüfus az. Tarım ve hayvancılık bitik. Eskisi gibi rençberlik yok. Gurbet çıktı eski cemleri göremiyoruz şimdi. Cemevleri yapıldı ama 12 hizmeti sürdüremiyorlar. Eskiden kara lastik bile yoktu ama insanlar daha sağlıklıydı.”

    Bir akşam yolumuz Seyitören köyünün yaylasına düşüyor. Türkmen Alevi köyü olan Seyitören Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı. Yayla Damal’ın en yüksek ziyaretlerinden Ilgar Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Bütün köyler gibi Seyitören de büyük şehirlere göç vermiş ve nüfusu yarı yarıya azalmış. Köyün temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Ancak gençler büyük şehirlere göç ettiğinden dolayı artık tarım da hayvancılık da eskisi gibi yapılmıyor.

    HANE ÇOK NÜFUS AZ

    Yaylada Veli Alşan amcaya mihman oluyoruz. 1953 doğumlu olan Veli amca şimdi 65 yaşında. Bu yaşına rağmen yaylaya çıkan Veli amcanın 11 tane torunu var. Torunlarından sadece üçü yanında. Veli amcayla eskilere dair hummalı bir sohbete başlıyoruz. “Eskiden” diye söze başlayan Veli amca, “Her evde 10, 12 nüfus olurdu. Şimdi yoktur. Şimdi köyün yarısı gurbette bir hanede 2, 3 nüfus var. Hane çok olsa da nüfus azaldı” sözleriyle özlemini dile getiriyor.

    KÖYLERDEKİ VAHİM DURUM, ÇOBANLAR BİLE İTHAL

    Hayvancılık, ekin ekmek, rençberlik, artan mazot ve gübre fiyatları, çobanlık ve tabi ki köyde Alevi inancının eskiden nasıl yaşandığı gibi birçok konuda muhabbet ediyoruz Veli amca ile. Hayvancılığın giderek tükendiğini söyleyen Veli amca, köylerdeki vahim durumu şöyle özetliyor bize:

    “Burada geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz ama artık o da bitiyor. Ekin ekme bitmiştir. Eskisi gibi rençberlik de yok. Gübresine gücümüz yetmiyor, traktörle sürüyoruz mazota gücümüz yetmiyor. Mazotun litresi 6 liraya çıkmış. Kontağı çevirdiğin zaman bir inek versen o senenin işini göremiyorsun. Hayvancılıkta para var ama hayvanı beslemek çok zor oldu. Bir ton saman eski paraya göre bir milyar. Bir ineği versen 3 milyara, dört milyara veriyorsun. İki, üç tonu yiyor kışın o inek. Bir ineği sattığın paraya bir ineğin yemesini anca kurtarıyorsun. Yani bir hayvan vereceksin birisini besleyeceksin. Şimdi hayvancılık yapıyorsak da dışarıdan çocuklarımız çalışıp para getiriyor da anca onların yemesini karşılayabiliyoruz. Önceleri çok iyiydi. Herkes ekinini ekerdi, şimdi köylerde hiç ekin var mı? Sayacak olsan 50 tane tarlaya çıkmıyor. Gözümüzün alabildiğine tarla ekilirdi eskiden. Şimdi hep bıraktılar. Kimsenin gücü yetmiyor. Traktörle ot götürüyorlar bir dönemini 100 liraya bile götürmezler şimdi. Çünkü kurtarmıyor. Bir de ekinciliğin gübresi para, sürdürmesi para, patosu para, otunu balya yaptırması para, hepsi para. Gel de bu koşullarda tarla ek, biç, hayvancılık yap. Çoban dahi bulamıyoruz şimdi. Bu sene Iğdır’dan getirdik çobanı. Şimdi çobanlar da ithal.” Tam burada gülüyor Veli amca. Biz de gülüyoruz onunla birlikte, aslında ağlanacak halimize. Ardından Veli amca eskiyle şimdiyi karşılaştırıyor ve devam ediyor anlatmaya: “Eskiden daha iyiydi. Eskiden traktör yoktu misal mazot derdin yoktu. Kendi gücümüzle, öküzle, atla bunlarla işimizi görüyorduk. Ama şimdi mazota gücümüz yetmiyor ki. 6 liraya çıkmış mazotun litresi nasıl iş göreceksin ki. Kurtarmıyor yani, kurtarmadığı için de iş bitmiştir.”

    “O DÖNEMİN İNSANLARI DAHA SAĞLIKLIYDI”

    Yaşından dolayı çarık devrine de yetişen Veli amca “Fakirlik çok vardı” diyor ve ekliyor: “Kara lastik bile yoktu o zamanlar. Ama o dönemin insanları daha sağlıklıydı. Doktor yoktu eskiden ama bu kadar hastalık da olmuyordu. Şimdiki iyi gençler eski adamların 40 yaşındaki hali gibi yolda gidemezler. Derelerde tırpan biçerdik yaylaya 10 dakikaya çıkardık biz. Şimdiki gençler bir saate değil iki saate de çıkamaz. Eski adamlar öyleydi. Eskiden çay yokmuş hep yoğurt yerlermiş. Bitik şimdi. Arpa unu yapardın, buğday unu yapardın doğal şeylerdi yediklerin. Şimdi ekmek bile zararlı. Bile bile yiyoruz. Ne yapacaksın.”

    “ESKİ CEMLERİ GÖREMİYORUZ ŞİMDİ”

    Veli amca eskiden kışın sık sık tutulan cemlerin, ziyaretlere gidip kurban kesmelerin azalmasından ve eski tadı vermediğinden de yakınıyor:

    “Eskiden cemlerimiz sık sık olurdu. Şimdi gurbet çıktı insanlar azaldığı için pek olmuyor cemler. Olsa da eski dönemdeki gibi olamıyor. Eskiden musahip olunuyordu. Görülüyordu, soruluyordu, kurbanlar kesiliyordu. Eski cemleri göremiyoruz şimdi. O zaman dedelerimiz bu yöreden değil Antep’ten gelirdi Musa-i Kazım ocağından. Şimdi öyle cemler yok. Olsa da 12 hizmeti sürdüremiyorlar şimdi. 12 talip şarttı halkayı doldurması için, şimdi o yok. Eski büyük evlerde olurdu cemler. Şimdi evler küçüldü, insanlar sığamıyor. Şimdi cemevleri yapıldı. Daha güzel herkes toplanabilir ama toplanamıyorlar. Gurbet çıktı zaten köy halkı hep gurbete gitti.”

    “ZİYARETE ÇIKIŞLAR DA AZALDI”

    Eskiden Ilgar dağındaki ziyarete çıkışların daha fazla olduğunu söyleyen Veli amca, şimdilerde bunun da azaldığını üzülerek belirtiyor. Şimdi tek tük çıkıp ziyarette kurban kesenlerin olduğunu bunun yanında da gurbetten gelenlerin merak edip çıktıklarını söylüyor Veli amca ve yine dayanamayarak eskiyle şöyle kıyaslıyor: “Eskiden kalabalık çıkardı oraya, ailece çıkarlardı. Traktörlerle çıkarlardı, atla çıkarlardı. Kurbanları götürürlerdi kurban keserlerdi. Yani kurban kesersen dostunu, komşunu, hısım akrabalarını hep davet ediyorsun. Geliyorlar kurbanı pay ediyoruz orada. Ama şimdilerde pek o kadar giden yoktur.”

    Veli amcayla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Saate baktığımızda yaylada uyumak için geç bir saat olduğu fark ediyoruz ve mihmanlığı burada sonlandırarak evimizin yolunu tutuyoruz.

    Suay ABAK/ARDAHAN

  • Türkmen Alevi köyü Aşağı Gündeş’te yollar bozuk, su yetersiz-VİDEO

    Türkmen Alevi köyü Aşağı Gündeş’te yollar bozuk, su yetersiz-VİDEO

    PİRHA – Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Türkmen Alevi köyü olan Aşağı Gündeş’te yollar bozuk olduğu için köy halkı yaylaya traktörlerle gidiyor. Yolların durumuyla kimsenin ilgilenmediğini söyleyen köyün eski muhtarı Tekin Abdan, ayrıca köyde evlerdeki suyun da içilmez raporu olduğu halde köylülerin bu suyu kullanmaya mecbur kaldıklarını kaydetti.

    Aşağı Gündeş Köyü, Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü. Belediyeye bağlandıktan sonra mahalle olan köyün şimdiki adı Ata Mahallesi. Dışarıya göç vermesine rağmen kışın bile yaklaşık 60, 70 hanenin yaşadığı köyün yolları ise hala toprak.

    Köydeki başlıca geçim kaynağı hayvancılık olduğu için yazları yaylacılık yapan köylüler Haziran’ın ortasında yaylaya çıkıyorlar. Eylül’ün ortasına kadar yaylada kalan köylüler işleri olduğu zaman sabahları köye gidip akşamları yaylaya dönüyorlar.

    Yolların bozuk olmasından dolayı yaylaya servisler çıkmıyor. Kimi zaman yaya gittikleri yolda köy halkı servis ihtiyacını ise traktörlerle karşılıyor. Mahalle aralarında servis sırası yapan köylüler her gün birinin traktörüyle yaylaya gidip köye geliyor.

    “HİÇ KİMSE İLGİLENMİYOR”

    Köyün eski muhtarı Tekin Abdan, neredeyse 40 yıldır yolların aynı durumda olduğunu, şimdiki muhtarın ise hiç ilgilenmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Burası Türkiye Cumhuriyeti’nin en ücra bölgelerinden bir tanesi. Bizim geçim kaynağımız hayvancılık. Hayvancılığı yapmak için de mecburen yaylaya geliyoruz. Yaylaya geldiğimiz zaman da olanaklarımız çok kısıtlı oluyor. Onun için de şikayetçiyiz. Bu yollara bir çare bulunması lazım. Buraya gelen yazlıkçılar için de öyle. Yazık günahtır. Gelen gurbetçiler arabayı köyde bırakıp tekrar traktörlerle yaylaya gelmek zorunda kalıyorlar. Traktör olmasa kadınlarımız iş güç zamanı yaya gidip gelecekler. Eğer bir yolda bozukluk varsa, yol yapılmamışsa ondan muhtarın haberi olur başta. Muhtar da gerekçesini gidip belediyeye anlatabilir. Benim döneminde belediyeye müracaat ediyorduk. En azından şimdiki gibi değildi. Şimdi hiç kimse ilgilenmiyor.”

    “BİRÇOK KÖYÜN YOLU AYNI DURUMDA”

    Sadece kendi köylerinin yolunun değil Damal’a bağlı birçok köyün yolunun kötü olduğunu vurgulayan Abdan, “Buradaki civar köylerdeki tüm yaylaların yolları hep berbat. Bundan da halk ister istemez rahatsız oluyor. Buradaki yöneticiler mesela muhtarlar şikayetlerimizi gidip kimseye bildirmiyorlar. Biz de bu zorluklara mecburen katlanmak zorunda kalıyoruz.” dedi.

    “SUYA İÇİLMEZ RAPORU VAR”

    Köyün sularının içilmez raporu olduğuna da değinen Abdan, şunları söyledi:

    “Evlerde bulunan su Ilgar dağından geliyor. Biz o suları götürdük test yaptırdık. İçilmez raporu var. Hayvan bile içmiyor. İçilmez raporu olmasına rağmen yine de o suyu içmeye devam ediyor halkımız. Çünkü su alacak parası olmayan insanlar var. Ya da gidip başka yerlerden, başka çeşmelerden su getiriyoruz. İçtiğimiz sulardan en fazla yayılan hastalık kanser. Son 10, 15 yıldır kanser hastalığı bayağı ilerlemeye başladı. Bunun en büyük sebebi de su. Suya klor da katıyorlar aynı benzin gibi tadıyor. Diyorum ya hayvan bile ağzını sokup çekiyor. Hayvanın bile içesi gelmiyor. Çok susarsa içiyor.”

    “ARACIM ÇOK ZARAR GÖRDÜ”

    Köyün tek servisçisi Ali Akdemir ise 10 yıldır servisiyle yaylaya gidip gelmeye çalışıyor. Yollar çok bozuk olduğu için minibüsün yaylaya çok zor çıktığını, altı alçak olan taksilerin hiç çıkamadığını belirtti. Yaylaya gidip geldiği 10 yıl içerisinde aracının çok zarar gördüğünü kaydeden Akdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ön takım rot balans, makas kırdım kaç defa. Amasörler patladı. Yani bir sürü zarar gördü aracım. Kar tipi lastikle geliyorum hep bozuldu. Lastiklerde hiçbir tırnak kalmadı.”

    “SUYUMUZ YETERSİZ, YOLLARIMIZ BAKIMSIZ”

    Yol yapımı için bu sene yaylaya hiç greyder falan gelmediğini söyleyen Akdemir taleplerini şöyle dile getirdi:

    “Yolların yapılmasını talep ediyoruz. Sularımız yetersiz. Aslında kaynaklarımız çok yaylada. Ama büyük bir depo yapılsa, suların hepsi bir araya toplanıp da büyük beton kürünleri yapılsa daha iyi olur. Hayvanlarımız güzelce suyunu içer. Yaylada otlak çok iyi ama suyumuz yetersiz, yollarımız bakımsız. En önemli sorunlarımız bunlar.”

    Suay ABAK/ARDAHAN

     

  • Koçerler, yaylalarda baskılara maruz kalıyor-VİDEO

    Koçerler, yaylalarda baskılara maruz kalıyor-VİDEO

    PİRHA – Mevsimin kurak geçmesinden dolayı yaşadıkları toprakları terk ederek çocukları ile birlikte yaylalara çıkma hazırlığı yapan Koçer Rıfat Çiçek, “Erzurum’da devletten kiraladığımız yaylalar hem küçük hem de pahalı bir fiyata bize veriliyor. Bazen Tarım Bakanlığına bağlı yetkililer yaylara gelerek fazla hayvan getirdiğimiz gerekçesiyle bize büyük para cezaları yazmakta. Bir diğer sorunu da Kürtçe konuştuğumuz için yaşıyoruz” diye konuştu.

    Yaşantılarını çok zor koşullar altında idame ettirmeye çalışıyor Koçerler. Ailelerin erkekleri ağır işlerin getirdiği yorgunluktan, kadınları ise sürekli farklı yerlere göçmekten, yalnız kalmaktan, işlerin çokluğundan ve ağırlığından bezmiş durumdalar. Bütün bunların yanı sıra her şeyden habersiz okullarından alınan eğitim ve öğretimden uzak tutulan ve her şeyi oyun olarak gören neşe kaynağı çocuklar. Yamalı şalvarı ve ters giydikleri naylon ayakkabıları ile kuzularla oynayıp, tüm içtenlikleriyle etrafındakilere, çatlayan dudakları ve parlayan gözleriyle gülücükler saçmaya devam ediyorlar.

    Koçerler, farklı yaylalara göçleri gerçekleştirirken yollarda yaşanan büyük zorluklar sorunlarından biri. Arazi sahiplerinin ve muhtarların konaklama yerleri için talep ettikleri ücretlerin yüksekliği, mera kiraları ve yem fiyatlarının yüksekliği Koçerleri hayvanlarını satıp hayvancılığı bırakma derecesine getirmiş bir durumda.

    “DEVLET MERA KONUSUNDA YARDIMCI OLMALIDIR”

    Çermik’te yaşayan 5 çocuk babası Koçer Rıfat Çiçek “47 yaşındayım kendimi bildim bileli bu işin içindeyim. Yaklaşık olarak 30 yıldır Erzurum’da bulunan yaylalara gidiyor Koçerlik yapıyoruz. Dedem babamda bu işi yapıyordu. Koçerlikte son dönemlerde büyük sıkıntılar yaşanıyor” diyen Çiçek şunları ifade etti;

    “Diyarbakır Çermik ilçesinde yaşıyorum. Mevsimin kurak geçmesinden dolayı bulunduğumuz bölgede su sıkıntısı ve hayvanlarımızı otlatacağımız meralar olmadığı için Siverek’e bağlı Dımırlı köyüne geldik. Burada iki aylık özel bir arazi 7 bin liraya kiraladık. İki aya yakın bir süre burada kalacağız. Burada bulunduğumuz süre içerisinde hayvanlarımızdan elde ettiğimiz ürünleri Siverek’e götürüp esnafa satmaya çalışıyoruz. Tüccar olmadığından ürünlerimiz çok ucuz fiyata satılıyor. Mera konusunda devlet bize yardımcı olmadığı için sivillerden kiraladığımız arazi fiyatının yüksek olmasından dolayı büyük sorunlar ve sıkıntılar yaşıyoruz. Eğer Tarım Bakanlığı mera konusunda yardımcı olur destek sunarsa bu sorunu aşar sıkıntılar yaşamayız” diye ifade etti.

    “TARIM BAKANLIĞI YAYLALARDA BİZLERE PARA CEZALARI YAZMAKTA”

    Erzurum’da devletten kiraladığımız yaylalar hem küçük hem de pahalı bir fiyata bize veriliyor. Bazen Tarım Bakanlığına bağlı yetkililer yaylalara gelerek fazla hayvan getirdiğimiz gerekçeleriyle bize büyük para cezaları yazmaktadır” diyen Çiçek şöyle devam etti;

    Devlet yüksek fiyata bizlere küçük yaylalar kiralattığı için hayvanlarımız orada çok görünüyor. Gittiğimiz bölgede buna tahammüllü olamayan insanlar sürekli bizleri jandarma karakollarına şikayet ediyor. Yaylalara Tarım bakanlığına bağlı yetkililerle birlikte gelen jandarma burada bizlere baskı uyguluyor. Bu baskılardan dolayı yaylaları yaşanmaz hale getiriyorlar. Yaylalardaki zamanımızın sona ermesinin ardından memleketimize döneceğimiz zaman hayvanlarımızı araçlara yükleme noktasında da sorunlar yaşıyoruz.  Tarım bakanlığına bağlı yetkililer hayvanları yaylada yüklememizi söylüyor. Ama yaylaya giden bir yol yok bu nedenle hayvanlarımızı onlarca kilometre yürüterek araçlara yüklemek zorunda kalıyoruz. Bundan dolayı da büyük baskılara maruz kalıyor, sıkıntılar yaşıyoruz. Bizim Tarım bakanlığından isteğimiz yaylalara çıkan bir istikamet belirleyip bize bir yol açsın, sorunumuza çözüm bulsun. Eğer bakanlık saydığım bu sorunlarımıza çözüm bulmazsa Koçerlik yapanlar sıkıntıya girer ve bu iş biter” dedi.

    “KÜRTÇE KONUŞTUĞUMUZ İÇİN SORUNLAR YAŞIYORUZ”

    “Yaylaya getirdiği iki çocuğunun okulla gittiğini ancak yaylada okula gönderecek imkanlarının olmadığını” söyleyen Koçer Rıfat Çiçek, “Bizim memlekette hayvancılıktan başka bir şey yok. Bu dönem Koçerlikte imkanlar daha iyi olmasına rağmen eski günleri arar olduk. Eskiden yaylalara yürüyerek çıkardık. Şimdi araçlarla gidiyoruz. Ama yaptığımız işin ve verdiğimiz emeğin karşılığını alamıyoruz. Koyun fiyatının yüksek olduğunu söyleyen yetkililer Arpa ve saman fiyatlarının ne kadar yüksek olduğundan haberi yok. Saman ve arpa fiyatları oldukça yüksek. Yem alacak paramız yok. Bir diğer büyük sorunu da konuştuğumuz dilimizden dolayı yaşıyoruz. Kürt olduğumuz için ve Kürtçe konuştuğumuz için yayla çevresinde yaşayan insanlarla da sorunlar yaşıyoruz. Bazı köyler, Kürt olduğumuz için bize çok farklı bir gözle bakıyor” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL-ADIYAMAN  

  • Jandarma 15 Ekim’e kadar ‘yayladan ineceksiniz’ diye uyardı

    Jandarma 15 Ekim’e kadar ‘yayladan ineceksiniz’ diye uyardı

    PİRHA-Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Seyitören Köyü yaylasında kalmakta olan halkın bu sabah itibariyle jandarma ekipleri tarafından ’15 Ekim’e kadar yayladan ineceksiniz. Valiliğin emri bu yönde’ denilerek uyarıldığı öğrenildi.

    Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Alevi köyü Seyitören yaylasında kalan halkın jandarma tarafından yayladan inmeleri doğrultusunda uyarıldığı öğrenildi. ‘Damal bölgesel haberler sitesi’ adlı yerel sitenin sosyal medyada paylaştığı bilgiye göre jandarma yaylada kalan halka “15 Ekim’e kadar yayladan ineceksiniz. Valiliğin emri bu yönde” dediği belirtildi.

    Konuyla ilgili PİRHA‘ya bilgi veren Seyitören Köyü muhtarı İlyas Cankan, bölgede yaşanan hırsızlık olayları nedeniyle jandarmanın böyle bir uyarıda bulunduğunu, İlçe Jandarma komutanının sadece kendisini değil Damal’a bağlı bütün köy muhtarlıkları arayarak böyle bir şey istediklerini kaydetti. Bölgede yaşayanlar ise bu durumun OHAL ile ilgili olduğunu düşündüklerini paylaştılar.

    Daha önce de Damal’ın Yukarı Gündeş Köyü’nde halkın eğlence yapması güvenlik gerekçesiyle yasaklanmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • Ayder Yaylası için kentsel dönüşüm projesi yapıldı: Amaçları Ayder’i korumak değil

    Ayder Yaylası için kentsel dönüşüm projesi yapıldı: Amaçları Ayder’i korumak değil

    PİRHA – Erdoğan’ın ‘Ayder’i kirlettik’ açıklamasının ardından bugün kentsel dönüşüm projesi için ihale yapıldı. Yaşam savunucuları kararı değerlendirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Ayder’i kirlettik, rezil ettik’ sözlerinden bir gün sonra Ayder Yaylası’nda TOKİ tarafından uygulanacak Kentsel Dönüşüm Projesi için ihale yapıldı. Erdoğan’ın açıklamasının hemen ardından yapılan ihaleyi değerlendiren yaşam savunucuları ve hukukçular, yaylaların ranta açılacağı uyarısında bulundu.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün Rize’de Ayder’in kirletilerek rezil edildiğini söylemişti. Erdoğan “Şu andaki Ayder bizim temsilimiz olamaz. Allah’ın bize verdiği Ayder bambaşka, ama biz Ayder’i kirlettik rezil ettik. Başkan öyle olur mu, olmaz değil mi? Buralar üzerinde devlet olarak da özellikle duracağız ve özellikle durmak suretiyle Ayder’i bu yapılanmayla değil, kentsel dönüşümle inşallah şanına yakışır bir
    hale getireceğiz” demişti.

    AYDER’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ İÇİN 5 FARKLI YAYLA MODELİ HAZIRLANIYOR

    5 ayrı koruma kararına rağmen kaçak yapıların yükseldiği Ayder Yaylası’nda TOKİ tarafından uygulanacak Kentsel Dönüşüm Projesi için 5 farklı yayla modeli hazırlanıyor. Uygulanacak modelde dikey yerine en fazla 2 katlı yatay yapıların yer alması öngörülüyor.

    DEVLET 30 YILDIR KORUMADI

    Çamlıhemşin ilçesinde bulunan Ayder Yaylası, 1987 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile ‘Turizm Merkezi’ ilan edildi. Aynı zamanda belediye mücavir alanı olan ve doğal güzelliği ile öne çıkan yaylada bu tarihten sonra gelişigüzel yapılaşma başladı. 1994 yılında Milli Park, 1998 yılında ise doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Ayder, 2006 yılında da Bakanlar Kurulu Kararıyla, “Kültür ve Turizm Koruma Gelişim Bölgesi” ilan edildi. Doğal sit alanı ilan edilen yayla için yasaya göre valilik tarafından 2 yıl içerisinde Koruma Amaçlı İmar Planı oluşturulması gerekiyordu. Ancak, aradan 19 yıl geçmesine rağmen yayla için imar planları hazırlanmadı.

    “AMAÇ AYDER’İ KORUMAK DEĞİL”

    Yıllardır Karadeniz’deki ekolojik yıkıma karşı mücadele eden Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan (KİP) Eren Dağıstanlı, Erdoğan’ın açıklamalarının samimi olmadığını dile getirdi. “Burada amaç Ayder’i koruma ve çarpık yapılaşmaya engel olmak değil. Eğer öyle olsaydı,  koruma alanı olan yaylaya yapılaşmanın önü açılmazdı. Kaçak yapılara göz yumuldu. Çıkar, ihale ve rant ilişkileriyle Ayder bu hale getirildi. Şimdi ise ‘rezil ettik’ deniliyor. TOKİ ihalesinden ve planından bahsediliyor” diyen Dağıstanlı, tüm bu olanlardan yöre halkının haberi olmadığını ifade etti. Ayder’in ‘Ben yaptım oldu’ zihniyeti nedeniyle bu hale geldiğine dikkat çeken Dağıstanlı, “Şimdi yine aynı zihniyetle yaylanın korunması veya düzenlenmesi mümkün değil. Zaten amaç Ayder’in doğal olarak korunmasını sağlamak, oranın düzenlenmesi değil. Buradaki amaç Ayder’in merkezi ve kitlesel bir turizm tesisine dönüştürülmesi. Yani beterin beteri düşünülüyor şuan. Bunların yanına Katar Emiri’nin yaylalara göz diktiğini, Ayder yaylasının yukarısında bulunan Kavrun yaylasında halka rağmen Yeşil Yol çalışmalarının başladığını da eklememiz gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “AYDER’İ KİRLETEN DEVLETİN KENDİSİ”

    Karadeniz’deki birçok ekoloji davasında yaşam savunucularının avukatlığını yapan Yakup Okumuşoğlu da Ayder’i kirletenin devletin kendisi olduğunu dile getirdi. Ayder’in de içinde olduğu Fırtına Vadisi’nin sit ve milli park olduğunu, devletin 30 yıldır koruma amaçlı imar planı yapmadığını hatırlatan Okumuşoğlu, “Böyle olunca insanlar kendilerince yörenin özelliklerine uygun yapılar yaptı. Bundan dolayı ceza alanlar oldu. Devlet kendi görevini yapmadığı için kaçak yapılar yapıldı. Görevini yapsaydı Fırtına Vadisi halkı, buna göre evlerini yapardı” dedi. Kentsel dönüşüm adı altında bu evlerin yıkılıp TOKİ eliyle yenilerinin yapılmasının yasalara aykırı olacağına vurgu yapan Okumuşoğlu, “Burası sit alanı, her ne yaparsanız yapın yasalara aykırı davranmış olacaksınız. Yenisini yapınca Ayder’i korumuş olmuyorsunuz” diye konuştu.

    “ASIL AMAÇ DOĞAYI KORUMAK OLMALI”

    Ayder Yaylası’ndaki evlerin büyük çoğunluğunun 2 ya da 3 katlı olduğunu söyleyen Yakup Okumuşoğlu, “Çok katlı bina sayısı az. Aşağı kısmında 50 yıl önce yapılmış çok katlı binalar var. Onlar da koruma kararı alınmadan önce yapılan evler. İdare, Yeşil Yol’la birlikte Ayder’i turizm merkezi haline getirmek istiyor. Sonra diğer yaylalara da aynısını yapacaklar. Buralar turizme açılmalı ama doğanın korunması amaçlanmalı. Bunun bir politikası, planı olması lazım. Burada 150-200 yıllık evler korunmalı. Yenileri yapılmamalı. Hukuki sorunların çözülmesi lazım. Asıl amaç buranın doğasının korunması olmalı. Her isteyen gelip istediğini yaparsa buralar korunmaz” dedi.