Etiket: YAYLADERE

  • Bingöl’ün Avtariç köyünde 60 yıl sonra ilk kez cem yürütüldü-VİDEO

    Bingöl’ün Avtariç köyünde 60 yıl sonra ilk kez cem yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Avtariç (Güneşlik) köyünde 60 yıl sonra ilk kez cem yürütüldü. Alevi inancında pir-rehber-mürşit-talip ilişkisi olması gerektiğini belirten Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete, “Pir-talip ilişkisi ocak kültürü dışında ele alınamaz. Ocak kültürü pir-rehber-mürşit-talip topluluğundan oluşur, Alevi toplumun bütün ihtiyaçları bu oluşumun içerisinden karşılanır” dedi.

    Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Avtariç (Güneşlik) köyünde 60 yıl sonra ilk kez cem yürütüldü. Muhabbet cemi erkanını Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete yürüttü.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİ OCAK KÜLTÜRÜ DIŞINDA ELE ALINAMAZ”

    Alevi inancında Pir-Rehber-Mürşit-Talip ilişkisi olması gerektiğini belirten Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete, “Pir-talip ilişkisi ocak kültürü dışında ele alınamaz. Ocak kültürü pir-rehber-mürşit-talip topluluğundan oluşur, Alevi toplumun bütün ihtiyaçları bu oluşumun içerisinden karşılanır. Buradaki ilişkiler eşitlik temeline dayanır, biri bir başkasının üzerinde egemenlik kuramaz” dedi.

    “İNANCIMIZ, EVRENİN HEPİSİNİ HAK OLARAK GÖRÜR”

    Alevi inancında hak olanın yol olduğunu vurgulayana DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Pir de yola taliptir, talip de yola taliptir, mürşit de yola taliptir, hak da yola taliptir. Çünkü bizim inancımız bu evrenin hepsini hak olarak görür. Nenelerimiz sabah güneşe karşı, önce evren için, sonra ülke için, daha sonra komşusu için en son kendi ailesi için dua ederdi” diye konuştu.

    Muhabbet cemi lokmaların pay edilmesinin ardından sona erdi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    PİRHA- KAYY-DER, yapımcısı oldukları ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin ilk gösterimini 6 Kasım Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecek. 

    Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYY-DER), kültür ve sanat atölyeleri çalışmaları kapsamında yapımcılığını yaptığı ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ ilk filminin gösterimini gerçekleştirecek. ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filmini Duhok Film Festivali’ne göndermişti.

    6 Ağustos Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek film gösteri öncesinde Kayy-Der kadın grubu, erbane grubu, Kürtçe tiyatro grubu sahne alacak.

    KÜRTÇE KISA FİLMİN YAPIMCILIĞINI KAYY-DER ÜSTLENDİ

    KAYY-DER’in çağrısı şöyle:

    “32 yıllık kurumumuz KAYY-DER, Kültür ve Sanat Atölyelerine Sinemayı da katarak Kürtçe Kısa Film çekmiş ve ilk olarak Duhok Film Festivaline göndermiştir. İlk deneyimimiz olan filmimizin İlk gösterimi 06 Kasım Pazar günü saat 18:00 da başlayacak kokteylin ardından, kurumumuzun Kadın Grubu ( Koma Jinên Kayy-Der ê) yine kurumumuz Tiyatro grubu Teatra Evîna Velat oyuncularının gösterimi yine kurumumuz Erbane Grubu (Koma Erbane yê ya Kayy-Der ê) sahnelerinden sonra Kaplumbağalar da Küser (Kûsî Jî Dixeyîdin) filmimizin ilk gösterisi ve tanıtımı yapılacak, ardından da film hakkında davetli eleştirmenler ile kısa bir söyleşi yapılacaktır. Bilet satmak gibi bir derdimizin olmadığını bilmenizi isteriz, STK temsilcilerini zaten davet ediyoruz. Anadilimizin yaşatılması konusundaki hassasiyetimizin bilinmesi ve bu konudaki çabamızın duyurulmasını tabi ki isteriz. Bu konuda mutlaka sizlerin katkısına ihtiyacımız var.

    Yöremiz olan Bingöl köylerinde geçen konulu kısa film, özellikle derneklere; bir derneğin kültürünü yaşatmak için neler, ne tür çalışmalar yapması gerektiği konusunda farkındalık yaratmak için siz değerli basın emekçilerinin de bu çalışmalarımızı halka duyurmak gibi görevlerinizin olduğu bilinciyle, insanlarımıza ulaştırılması konusunda desteklerinizi, aynı zamanda Kültür köşelerinizdeki değerli yazarlarınızı göndermenizi özellikle rica ederiz. Saygı ve dayanışmayla.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 80’li yıllarda boşaltılan Qurze köyünde sadece yıkık evler, bozuk yollar kalmış-VİDEO

    80’li yıllarda boşaltılan Qurze köyünde sadece yıkık evler, bozuk yollar kalmış-VİDEO

    PİRHA-Tarım, hayvancılık ve arıcılığın yapıldığı Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Qurze köyü 1980 yılında boşaltılmıştı. 2021 yılında yasağın kalkmasından sonra köylüler tekrar hatıralarının olduğu köylerini ziyaret edebiliyor.   

    Tarım, hayvancılık ve arıcılığın yapıldığı Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Qurze köyü 1980 yılında boşaltıldı. 2021 yılında yasağın kalkmasından sonra köylüler tekrar hatıralarının olduğu köylerini ziyaret edebiliyor.

    31 yıl boyunca yasak olan Qurze köyünde yıkık evler ve bozuk yolların dışında bir şey yok. 2021 yılından itibaren köye giriş çıkışların serbest olduğunu söyleyen devlet yetkililerinin ise insanların tekrar köyüne dönmesini sağlamak için bir çalışması yok.

    Dersim de 90’lı yıllarda baskılar nedeniyle köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliğinin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltılmış, 41 bin 939 kişi yerinden edilmişti.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Bingöl’de aylardır açılmayan köy yolları Meclis gündeminde!

    Bingöl’de aylardır açılmayan köy yolları Meclis gündeminde!

    PİRHA – Milletvekili Alican Önlü, Yayladere ilçesinde karla kaplı birçok köy yolunun aylardır açılmama gerekçesini Meclis gündemine taşıdı. Önlü, Bakan Soylu’ya yönelttiği önergede “Yollarının açılması ve köylere elektrik hizmeti verilmesi noktasında mevcut bir çalışma var mıdır? Var ise bu çalışmalar nelerdir? Yok ise çalışma olmamasının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Milletvekili Alican Önlü, Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Yavuztaş, Çalıkağıl, Çatalkaya köylerinin ve Dikilitaş (Maskan) mezrasının 7 Ocak’tan bu yana kar nedeniyle yollarının kapalı olduğunu aktardı. Önlü, köylülerin, hayvanlarına yem alamadığı ve bu nedenle yetersiz beslenmeden dolayı birçok hayvanın telef olduğu, birçok hayvanın da yavru düşürdüğünü belirtti.

    Alican Önlü, yaşanan sorunlara ilişkin Meclise soru önergesi sundu. Köylülerin taleplerini il ve ilçe özel idareye bildirdiklerini aktaran Önlü, önce “dozer yok” denildiğini, daha sonra ise  gelen dozerin arıza yaptığını, arıza giderildikten sonra da dozeri kullanacak bir operatör bulunmadığı bilgisini paylaştı.

    Alican Önlü, köylerin ayrıca yıl başından bu yana elektriklerinin de olmadığına işaret ederek köylülerin, buzdolabı, çamaşır makinası ve süt sağma makinalarını çalıştıramadıklarını ifade etti.

    “KÖY YOLLARININ AÇILMAMASININ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Milletvekili Önlü, verilmeyen hizmetlere ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Yaklaşık 4 ay gibi bir sürede köy yollarının açılmamasının gerekçesi nedir?

    Çalıkağıl ve Çatalkaya köylerinin yollarının açılması ve köye elektrik hizmeti verilmesi noktasında mevcut bir çalışma var mıdır? Var ise bu çalışmalar nelerdir? Yok ise çalışma olmamasının gerekçesi nedir?

    Köy yollarının kapalı olması nedeniyle hayvanlarına yem alamayan ve bu yüzden de hayvanlarını kaybeden köylülerin mağduriyetini giderme noktasında bir çalışma yürütüyor musunuz?

    Bingöl İl İdaresi ve Yayladere ilçe idaresi envanterinde kaç dozer bulunmaktadır?

    Bingöl il idaresi ve Yayladere ilçe idaresinde kaç dozer operatörü görev yapmaktadır?

    Bingöl il özel idaresi ve Yayladere ilçe idaresinin yıllık bütçesi ne kadardır? Bu bütçenin ne kadarı yıllık olarak köylülerin sorunları için harcanmaktadır?

    Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Yavuztaş, Çalıkağıl ve Çatalkaya köylerine daha sağlıklı hizmet götürülebilmesi Dersim’in Nazmiye ilçesine bağlanması noktasında bir çalışmanız olacak mıdır?

    Bu köylerin coğrafi sınırları nasıl belirlenmiştir? Sınırlar belirlenirken toplumsal ilişkiler, akrabalık ilişkileri, inanç, kültür ve dil dikkate alınmakta mıdır?

    Bu köylerin Dersim’e bağlanması hizmetleri götürmede ve kamunun kaynaklarının harcanması noktasında daha düşük maliyet oluşturmayacak mıdır?

    Dikilitaş mezrasında yaşayan köylülerin Nazmiye ilçesine bağlanmalarına ilişkin referandum yapılması isteğini gerçekleştirecek misiniz?”

    PİRHA/ANKARA

  • Yine bir Kürt-Alevi köyü, yine yol ve elektrik mağduriyeti!

    Yine bir Kürt-Alevi köyü, yine yol ve elektrik mağduriyeti!

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Kürt ve Alevi köyü olan Herdif’te yaklaşık iki aydır yollar açılmıyor. Düzenli elektrik hizmeti de alamayan köylüler, “Herhangi bir ekipmanımız olmadan çıplak ellerle arızaya müdahale ettik. Köyümüz 1990’lı yıllarda yakılıp boşaltılmıştı şimdi de bilinçli şekilde elektriğimiz kesilmekte” iddiasında bulundu. 

    Doksanlı yıllarda çatışmalar sebebiyle zorla sürgün edilen Herdif (Çalıkağıl) köylüleri, yıllar sonra köylerine geri dönse de halen temel hizmetlerden faydalanamıyor. Kışın aylarca kapalı kalan yollar açılmazken, elektrik hizmeti de adeta çileye dönüştürülüyor.

    Köylülerin elektrik kesintilerinden kaynaklı mağduriyeti yeni değil. Konuya ilişkin bilgi paylaşan Mustafa Tetik, 2016 yılında köye geri döndüğünü belirterek “Ben buraya yerleşmeden önce de kesintiler mevcuttu” diyerek yaşadıkları zorlukları PİRHA‘ya anlattı.

    “ELEKTRİĞİ BİLİNÇLİ KESTİKLERİNİ İTİRAF ETTİLER”

    Mustafa Tetik, yakın zamanda köylerine tam 7 gün boyunca elektrik verilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “1,5 aydır yollarımız da kapalı olduğu için ayrı bir zorluk çekiyoruz. Kış aylarında köyümüzün yolları aylarca kapalı oluyor. Çığ sebebiyle yolların açılmadığı söyleniyor ama ben geldiğimden bu yana bir çığla karşılaşmadım.
    Elektriği de kasten kendileri kesmişler ve bunu da itiraf ettiler. Neden olduğunu ise bizler bilemiyoruz, anlam verebilmiş değiliz. Kesinti üzerine arkadaşlarla çıkıp, sanki görevimizmiş gibi gidip arızayı tespit etmeye çalıştık. Elektrik kontrol hattını kontrol ederek ilçeye kadar gittik. Bir pazar günüydü ve gördük ki bir panik söz konusu. Sürekli bizi arayıp ‘Neredesiniz, Hangi mevkidesiniz?’ diye sordular. Sonra biz sorunun olduğu bölgeye yaklaşınca ‘Aman oraya gelmeyin’ dediler. O anda biz de durumu anladık. Elektrik idaresinin ekibinden bir görevli, ‘Elektriği bizler kestik. Şimdi gelip elektriği vereceğiz’ dedi.

    “BURALARI BOŞALTTIRMAK İSTİYORLAR”

    Yayladere ilçesine bağlı Kürt ve Alevi köyü olan Herdif’teki köylüler, elektrik kesintisine sebep olan arızayı kendi imkanları dahilinde tamir ettiklerine de vurgu yaptı. “Ellerimizde herhangi bir ekipman da yok, tamamen çıplak ellerle gittik, müdahale ettik” diyen Tetik, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Şu anda köyde mevcut kalan yaklaşık 30 kişi var. Köyümüz 1990’lı yıllarda yakılıp boşaltıldı. Köy boşaltılmadan önce tarım da yapılıyormuş ancak şu anda sadece hayvancılık yapılabiliyor. Köyümüzün yolu dahi olmadığı için birtakım teşviklerden dahi yararlanamıyoruz.
    Yakın zamanda kardeşim, bir iş kazasında yaralanmıştı. Yolların kapalı olması sebebiyle 14 km yürümek zorunda kaldık. Yaşanan sıkıntıları CİMER’e de bildirdim. Tam emin değilim ama sanki bizim yaşamımızı burada zorlaştırıp, köyden bizi caydırmak istiyorlar. Buraları boşalttırmak istiyorlar, diye tahmin ediyorum. Toplumun, kendi kültürü ve inancıyla bir arada yaşamamasını istemiyorlar gibi sorular kafamızda mevcut.”

    “BURADAKİ İNSANLAR ÇOK ÇİLE ÇEKTİLER”

    25 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra köyüne döndüğünü anlatan Mustafa Tetik, yaşadıkları mağduriyetin son bulması için köylülerle girişimlerinin süreceğini söyledi.

    Tetik, “Şehirden köye dönüş yaparak burayı tekrar yaşama kavuşturmak gibi bir amacım vardı. 25 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra köyüme geri döndüm. Her daim yüzüm memleketime, bu coğrafyaya dönüktü tabi. Şu anda ise hayvancılık yapıyor ve bu yaşamı seviyorum. Özgürlüğümü elde ettim burada. Ama buradaki insanlar, bu zamana kadar çok çile çektiler. Geçen yıl solunum hastası bir amcamız oksijen makinası kullanmak durumundaydı. Elektriklerin gittiği dönemde o köylümüz çok zorluk yaşadı. Jeneratör ile ihtiyacını karşılayabilmiştik. Neyse ki bu yıl hastamız yok. Ama bu mevcut sorunların bir an önce son bulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Bingöl’deki deprem nedeniyle Hozat’ta göçük yaşandı-VİDEO

    Bingöl’deki deprem nedeniyle Hozat’ta göçük yaşandı-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesinde 4,7 büyüklüğünde ki deprem nedeniyle Hozat’ta göçük yaşandı.

    İçişleri Bakanlığı AFAD Deprem Dairesinden alınan bilgilere göre, saat 03.49’da merkez üssü Bingöl’ün Yayladere ilçesinde 4,7 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Yerin 7 kilometre derinliğinde meydana gelen deprem, Bingöl ve ilçelerinin yanı sıra Elazığ ve Dersim’de de hissedildi.

    Deprem nedeniyle Hozat’ta da göçük meydana geldi. Munzur Arama Kurtarma (MUDAK) tarafından yapılan açıklamada, “Hozat ilçemizin Çağlarca Köyü’nde bir vatandaşımıza ait ardiyede göçük oluşmuştur. Olay yerine AFAD İl Müdürümüz ile birlikte intikal eden arkadaşlarımız herhangi bir can kaybının oluşmadığını, mal kaybı oluştuğunu tespit etmişlerdir” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Yayladere’de yine bir hayvan katliamı!-VİDEO

    Yayladere’de yine bir hayvan katliamı!-VİDEO

    PİRHA- Avcılar tarafından Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Korlu (Şixan) köyünde yaban hayvanları katledildi.

    Ülke genelinde “Avcılık sporu” adı altında yapılan hayvan katliamının son örneğine Bingöl’ün Yayladere ilçesi Şixan (Korlu) köyünde rastlandı.

    Bölge ekolojisi, yakılan ormanların ardından öldürülen yaban hayvanlarıyla birlikte adeta talan edilmekte. Tahrip edilen doğada zor koşullar altında yaşamaya çalışan hayvanlar, dün de avcıların kurşunlarına hedef oldu. Yöre halkının aktardığı görüntülerde en az altı domuzun vahşice katledildiği görüldü.

    “AVCI GÖRMEK İSTEMİYORUZ”

    Peri Suyu Özgür Köylü Hareketi de konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Yaşam alanlarını savunan bizler her seferinde yetkililere seslendik ve seslenmeye devam ediyoruz. Ve bir daha haykırıyoruz ki;

    Avcılık bir spor değil cinayettir. Keyif ve zevk işidir. Zevk için hayvan katletme mesleğidir. Dili olmayan bu hayvanları ateşli silahlarla katletmek insanlığın yüz karasıdır.

    Valilikler ve kaymakamlıklar ve ilgililer derhal bu işe el atmalı yönetmelikte kurala bağlı olsa bile yörelerin şartları gereği yasaklamalıdır.

    STK’lar doğayı koruma ve dili olmayan bu canlıların katledilmesine karşı sesini daha da yükseltmelidir.

    Yeter artık yaban hayatı sona ermeden bu katliamlara artık bir son verilsin. Hayvan katili avcılara dur diyelim. Doğada avcı görmek istemiyoruz.”

    PİRHA/BİNGÖL

  • ‘Köylülerimizin kökleriyle tekrar buluşmasını sağlayacağız’-VİDEO

    ‘Köylülerimizin kökleriyle tekrar buluşmasını sağlayacağız’-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Çalıkağıl  köyünde 1990’larda ki köy boşaltmalarından bu yana ilk kez nohut ve fasulye hasadı yapıldı. Köylülerle yapılan görüşmede, “Köylülerimizin kökleriyle tekrar buluşmasını sağlayacağız” açıklaması yapıldı.

    Haberin Videosu

    1990’larda boşaltılan yüzlerce köyden biri olan Çalıkağıl köylüleri zamanla köylerini kurdukları dernek aracılığıyla canlandırıyorlar. Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Çalıkağıl  köyünde uzun bir aradan sonra ilk kez nohut ve fasulye hasadı yapıldı.

    “BİZ BU DOĞAYI TEKRAR CANLANDIRMAK, BURADAKİ HAYATI YEŞERTMEK İSTİYORUZ”

    Çalıkağıl Köyü Kurucu Dernek Başkanı Şahin Gökduman, şunları söyledi:

    “Amacımız kırk yıl sonra yeniden köyümüzde tarımı canlandırmak. Köyümüz yakılmış, yakılmış bir köydür. Yaklaşık 20 yıl bu köyün gelişmesi için mücadele ettik. Buraya 2000 yılından sonra yerleştik ama burada gerçek anlamda üretim yapılmadı. Biz bu doğayı tekrara canlandırmak, buradaki hayatı yeşertmek istiyoruz bunun da en temel noktası ekonomidir.”

    Gökduman, “Bütün Yayladere dernekleri bir araya gelerek Yayladere dernekler birliğini oluşturduk. Ama o çatının altında yaklaşık 18 tane dernek ve 6 tane köy var. Bu altı köyün dernekleri yok ama diğer 18 dernek beraber hareket ediyor birliktelik devam ediyor ve bu işin merkezinde Bingöl Yayladere ilçesi Belediye Başkanı Sabri Akyürek, Yayladere ilçe dernek başkanı Remziye Eran, Çalıkağıl köyünden Şahin Gökduman ve Hasan Bakbak, Çatalkaya köyünden Musa Atagül, Aşuran köyünden Mehmet Ali Akgül, Seter köyünden Zülfükar Sağlam, Akçadamlar köyünden Yaşar Baş bu çalışmada aktif olarak çalışmaktadır” dedi.

    “İSTEDİĞİMİZ TEK ŞEY ZAMAN VE EMEK”

    “Bizim bu üretim projemizde bir entegrasyon sistemi var” diyen Gökduman, şöyle devam etti:

    “Bu sistemle köyde iş gücünü harekete geçirip ekonomik bir hayat alanı yaratmak istiyoruz. Nitekim bu sene bizimle hareket eden 7 tane insanımız dışında bir kadın arkadaşımızda kendi başına bu yıl üretim yaptı. Bizim hedeflerimizden biri de köyümüzde üretim yapan irili ufaklı tüm üreticileri bu örgütlülüğün içine dahil etmek ve onların emeklerini haklarıyla değerlendirmektir. Burada bir sürü tarlamız var köylülerimiz bunların değerlendirilmesini istiyor ama emek gücüne de ihtiyacımız var. Sulama sistemimizi de kendi emeğimiz kendi ekonomik gücümüzle yaptık. Köylülerimiz içerisinde bende bu işin içerisine girmek istiyorum diyen olduğu zaman tohumunu biz alıyoruz, traktörünü biz sağlıyoruz, tarlayı ekiyoruz ve o insana teslim ediyoruz diyoruz ki; senden istediğimiz tek şey zaman ve emek çıkan ürünü biz pazarlayacağız yani ticari bir riski de olmayacak. Çünkü önümüzde daha büyük projelerimiz var. Arıcılık ve hayvancılık da yapmak istiyoruz. Burada köklerine bağlı orijinal tarım ve hayvancılık yapmak istiyoruz. Kirletilmiş topraklardan uzak bir şekilde üretim yapmak istiyoruz ve insanlara sağlıklı ürün sunmak istiyoruz.  Köylülerimizin kökleriyle tekrar buluşmasını sağlayacağız” dedi.

    “EKONOMİK BOYUTUNDAN ÇOK SOSYAL BOYUTUNU DÜŞÜNEREK YAPTIK”

    Çalıkağıl köyünden Hasan Bakbak proje hakkında şunları söyledi, “Şimdi biz bu projeyi düşünürken aslında tamamen bu coğrafyada ekonomik boyutundan çok sosyal boyutunu düşünerek yaptık. Şuan yaşanabilir bir halde ama üretebilen bir halde değil bir kaç tane ailemiz var burada hayvancılıkla uğraşan ama tarımla ilgilenen insan yok. Köydeki nüfusu daha gençleştirmek adına bir başlangıç yaptık. Bölgede böyle bir hareket var bu dönem için inşallah bu bir örnek olur ve bu coğrafyayı yeniden eski haline getirebiliriz” dedi.

    “HERKES TOPRAĞA, ÖZÜNE GERİ DÖNECEK”

    Yayladere İlçe Dernek Başkanı Remziye Eran, “Gerçekten çok güzel bir projeye imza attığımızı düşünüyorum. İnsanları teşvik etmek adına bu bölge halkını teşvik etmek adına başkanlar birliği olarak güçlerimizi birleştirip öncülük yapmak istedik. Nitekim de başardığımızı düşünüyorum. Sizlerin de gördüğünüz gibi ekip olarak çalışmalar devam ediyor. Bu sadece bu köyümüzde değil diğer köylerimizde de devam ediyor. Onun için umutluyuz umarım herkese örnek olmuş oluruz. Zaten yaşanılan şu dönemde de toprağa gerçekten ihtiyacımız var. Bunu için adım atmış olduk inşallah bunu daha da büyütüp geliştirip insanlara örnek olacağız ve herkes toprağa, özüne geri dönecek diye düşünüyorum” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Resmiyette hala muhtar ancak görevini yapmasına izin verilmiyor-VİDEO

    Resmiyette hala muhtar ancak görevini yapmasına izin verilmiyor-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Çikan Köyü muhtarı Özkan Candan, 2014 yılında köylerinde yapılan ve güvenlik güçlerinin haberdar olduğu bir toplantıda köye gelen şahıslara çay ikram ettiği gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanmış. 6 ay cezaevinde kalan Candan’ın muhtarlık görevi kaymakamlık tarafından elinden alınmış. Resmiyette hala Çikan Köyü’nün muhtarı olan Candan’ın görevini yapmasına izin verilmiyor. 

    Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Çikan Köyü muhtarı Özkan Candan, çözüm sürecinin devam ettiği 2014 yılında köylerinde yapılan ve güvenlik güçlerinin bilgisi dahilinde olan bir toplantıda köye gelenlere çay ikram ettiği iddiasıyla engelli babasıyla birlikte gözaltına alınmıştı. Engelli olan babası ile gözaltına alındıktan 8 gün sonra çıkarıldığı mahkemece denetimli serbestlik şartıyla serbest bırakılan Candan’ın kendisi tutuklamıştı. 2016 yılında tutuklanıp 6 ay cezaevinde kalan Candan, tutuklanmasına neden olan toplantıya katılmadığını ve toplantı günü köyde bile olmadığını ve buna tüm köylünün şahit olduğunu söyledi.

    GÖREVDEN ALINDI ANCAK HALA RESMİYETTE MUHTAR

    Tutuklandıktan bir süre sonra muhtarlık görevinden alınan Candan, kendisine herhangi bir resmi yazı veya tebligatta bulunulmadığını ve hala resmiyette Çikan Köyü’nün muhtarı olduğunu kaydetti. Candan durumu şöyle özetledi:

    “KHK’lerle yürütülen bir süreçti. Kaymakamlıklara yetki verilmişti. ‘Kaymakam sizinle çalışmak istemeyebilir, sizi görevinizi iade etmeyebilir’ diyor. Normalde bir insan hakkında soruşturma açılmışsa ve soruşturma devam ediyorsa mahkeme kararıyla kendi görevine geri döner ve süreç devam eder. Yasa bu, Türkiye’deki yasalar da bunu söylüyor. Ama olağanüstü bir yetki kullanıldı. Tutuklandıktan sonra özel idare yazı yazıyor görevimin durdurulması yönünde. Sonrasında görevden alındım. Ancak hala resmiyette muhtarım.”

    “RESMİ BİR TEBLİGAT YAPILMADI”

    Cezaevinden çıktıktan sonra avukatı aracılığıyla bir dilekçe yazarak göreve iadesini istediğini belirten Candan, “Kaymakam bana ‘Hakkınızda yurt dışına çıkma yasağı var. Bu tedbirden dolayı ben görevi size vermeyi uygun görmüyorum’ diye bir cevap yazdı” dedi. Muhtarlıkların ilçe kaymakamlıklarına bağlı çalıştıklarını ve kaymakamlığın muhtarlar hakkında elinde delil bulunması halinde disiplin soruşturması açabildiğini ifade eden Candan, “Örneğin görev yerinizde durmamışsınızdır, toplantı çağrılarına cevap vermemişsinizdir, görevinizi kötüye kullanmışsınızdır. Bunun gibi bir takım deliller olması gerekiyor ki elinde sizin hakkınızda soruşturma açabilsin. Benim üzerimdeki soruşturma siyasi bir soruşturma” şeklinde belirtti.

    Görevden alınmasıyla ilgili kendisine herhangi bir resmi bildirimin yapılmadığını yineleyen Candan, “Muhtarlıkları düşen her yerde Haziran ayı içerisinde seçime gidiliyor. Herhangi bir resmi görevden alma olmadı, herhangi bir seçim yapılmadı. Gayriresmi görevden alma oldu, biz bunun adına kayyum diyoruz. Ama şimdi kılıfına uyduruyorlar birinci azaya görevi devretme. Yani kaymakam birinci azayla devam etmek istiyor. Seçilmiş olarak ona verdiler görevi” dedi.

    “KORKUNUN EGEMEN OLDUĞU BİR ÜLKEDE ÇOCUĞUMU BÜYÜTEMEM”

    31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Bingöl Belediyesi il genel meclis üyeliğine aday olan Candan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İki şeyi özledik, barışı ve demokrasiyi. Biz barışa ve demokrasiye olan inancımızı yitirmedik. Bu ülkede onun mücadelesini veriyoruz. Mücadelemizle, kararlılığımızla inşa edeceğiz bunu. İnsanlar korkutularak siyasetten, yaşamdan, üretimden uzaklaştırılıyor. Her şeyi teslim alma politikası işletiliyor bu ülkede. Bunun hayata geçmemesi gerekiyor. Yani eğer bizler buna karşı direnemezsek, dik duramazsak korku egemen olur. Korkunun egemen olduğu bir ülkede de ben çocuğumu büyütemem. Daha özgür, eşit, demokratik bir ülkede çocuğumu büyütebilmek için ben bu mücadeleyi vermek zorundayım. Bedeli nasıl olursa olsun. 31 Mart’ta büyük bir sürpriz olmazsa bu halk bize bu görevi verir. 31 Mart’ta biz akşam bu seçimi kazanırız, 1 Nisan şakası yaparak ‘sizi görevden aldık’ diyebilirler bize. Biz bunu da bekliyoruz. Buna da hazırlıklıyız. Çünkü bu ülkede her şey oluyor. Herkese lazım olan bir adalet var. Biz o adaleti Türkiye’de tahsis etmek zorundayız. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Bu ülkede yaşayan her insanın görevidir.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız, Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneğinde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde stand açan Yıldız “Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde kitap-dergi standı açan Yıldız PİRHA’ya konuştu.

    Yıldız “Kürt Böreği’nin isim hakkını almak ve burada biraraya gelmek önemli. Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    İki yıl önce KHK ile ihraç edilen Tarih öğretmeni Rıfat Yıldız, şimdi İstanbul’da Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor.

    İstanbul’a gelmeden önce Muş Kurdi-Der’de dil dersleri vermiş. Aynı dönemde Muş Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünde öğrencilik yapan Yıldız, mastır eğitimine de aynı üniversitede devam ediyor.

    Yıldız “Şimdi KAYYDER’de özel dersler veriyorum. Hafta sonları da toplu derslere giriyorum” diyor.

    Bu derslerin hangi aralıklarla verildiğini ve ilginin nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Kursiyerlere göre değişiyor. Kursiyer vardır her gün ders alıyor. Kursiyer vardır haftada bir gün alıyor. Kursiyer vardır haftada bir saat alıyor” cevabını veriyor.

    “KÜTLERİN DIŞINDAKİ KESİMLERİN İLGİSİ DAHA YOĞUN”

    İlgi konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Doğrusunu söylemek gerekirse bir alaka var. Fakat bu yeni siyasal atmosfer içinde biraz korku da var. Bu korkuya rağmen yine de alaka var. Bu ilgi sadece Kürtlerden gelen bir ilgi değil. Kürtlerin dışındaki kesimlerin de ilgisi yoğun.

    Bu sene çoğunlukla öğrencilerim Türklerden oluşuyor. İki de yabancı vardı, bunlardan biri İngiliz, diğeri ise Amerikalıydı. Öğrencilerim arasında akademisyen var, sinemacı var, tiyatrocu var.”

    “DİL DİSİPLİN VE SABIR İSTİYOR”

    Dil kursuna gelenler öğreniyorlar mı peki diye soruyoruz? Mamoste Yıldız şöyle cevaplıyor:

    “Öğreniyorlar elbette. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nden bir kadın geldi. Neredeyse benim kadar Kürt dilini ve gramerini gayet iyi öğrendi. Sonra geldi masallar üzerine çalıştık. Şöyle bir şey, dil konusunda öğrenmenin sınırı yoktur. Biraz sabır ve disiplin istiyor. Bu disiplin biz Ortadoğu halklarında fazla yoktur. Ama Avrupa terbiyesini almış insanlarda var. Bir de bilinen isimlerden Profesör Mesut Yeğen var öğrencilerim arasında. 7 aydır o da geliyor. Bir hayli ilerleme sağladı. Böyle isimler var yani. Biraz disiplin ve sabır istiyor. Yani ben ders veriyorum ama öğrencilerimden öğrendiğim çok şey de oluyor. Bu şekilde devam ediyor.”

    “26 YILDIR ÇIKAN BİR DERGİ: KAYY-DER”

    Mamoste Rıfat Yıldız, 3. Kürt Böreği Festivali’ne üzerinde dergi ve kitapların olduğu bir stand ile katılmış. Kitap ve dergi almaya gelenlere ekstra güzel sohbetini ve güler yüzlü duruşunu da ekleyerek sunuyor.

    “Burada bir stand açmışız, kitap satıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı kitabı ile yine cezaevinde olan İdris Baluken’in romanı Üç Kırık Dal adlı kitabını satıyoruz. İki tane de KAYY-DER bünyesinde çıkan dergimiz var” dedikten sonra dergiye ilişkin şu detayları veriyor:

    “Son sayısı yani 51. Sayı ile bir önceki sayısı var standımızda. KAYY-DER’in dergisi 1992’den bu yana çıkan bir dergidir. Bu dergi Türkçe ve Kürtçe olmak üzere iki dilli olarak çıkıyor. Bu dergi üzerine de bir çalışmam oldu. Yani bu dergide kimler yazmış, nasıl bir yol izlemiş, kültürel çalışmalara, bölgenin folkloruna dair izler nasıl yer almış. Siyasi konulara mı yoksa folklora mı ağırlık verilmiş vb. konularda bir çalışma yürüttüm.

    Tabi bir kitabın, derginin çıkarılması, yayınlanması günümüz koşullarında biraz zordur. Uğraş istiyor, emek istiyor. 28 yıldır bu kurum var dergi ise 26 yıldır çıkıyor. Bu 26 yıl içinde toplam 3 defa çıkmamış, bunun nedenlerine bakınca da ekonomik sorunların olduğunu görüyorsun.”

    “BU DERGİ KENDİ BAŞINA BİR ARŞİV NİTELİĞİNDE”

    Yıldız şöyle devam ediyor:

    “Bu dergi kendi başına bir arşiv niteliği taşıyor. İsmail Beşikçi de dahil birçok kişi bu dergide yazmış. Peri vadisinde yaşayan ilçe ve köyleri yani o bölgeyi düşündüğümüzde oraya dair bu dergide derin folklorik izler görüyoruz. Şiirler, deyişler, türküler, atasözleri, deyimler ve masallar var.

    Ayrıca Türkiye’nin siyasi atmosferi de bu dergilerde 26 yıl boyunca kendisini göstermiş. Bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    KÜRT BÖREĞİ PATENTİ NEDEN ÖNEMLİ

    Mamoste Rıfat Yıldız’a, “Dil üzerine çalışan birisiniz, özellikle Kürt Böreği’ndeki Kürt kelimesi üzerine tartışmalar yürütüldü. “Küt Börek” dendi, “Sade Börek” dendi, “Hamal Böreği” dendi ama bir türlü Kürt Böreği demeye diller varmadı. Nitekim KAYY-DER yönetimi uzun uğraşlardan sonra “Kürt Böreği” adı altında patent aldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz. Yıldız söyle bir örnekle giriyor bu konuya:

    “Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Genel anlamda dikkatinizi devletli sistemlere ve onun sömürgeci aklına verdiğinizde bu tür sistemlerin hepsinde bu yaklaşım var. Mesela Fransa gidiyor Cezayir’i işgal ediyor. Orada sadece seni öldürmüyor, sadece kurşun sıkmıyor. Önce kurşunu senin ruhuna ve beynine sıkıyor. Neden yapıyor bunu? Unutman için, kendi kültürünü, tarihini, müziğini, folklorunu, sanatını vb. unutman için.”

    “AMAÇ TARİHSEL HAFIZANIN BİTİRİLMESİ”

    Devam ederek “Aynı şeyler burada da sürdürülüyor. Bakıyorsun önce ne yapmışlar, önce Kürt kendisinden utansın diye politikalar üretmişler. Yani dilinden, kültüründen, kimliğinden, tarihinden utansın istemişler. Şimdi tarihsel hafızanın bitirilmesi olarak da değerlendirmek lazım bunu. Bu politikaya karşı duruş önemlidir. “Kürt Böreği ismi burada semboliktir. Ama anlamı büyüktür. Burada insanların bu isim altında bir araya gelmesi önemlidir. Amaç börek yemek değildir. Başka bir şey vardır. Toplumun gönlünde aslında burada bir araya gelişin başka bir anlamı var. Bu aslında kendi topraklarına olan özlemi anlatıyor. Bu kent ortamında bir araya gelmenin koşulları kalmadığı için böylesi bir ortam oluştuğunda bir araya geliyor ve kendi kültürünü yaşatıyor. Özlemini gideriyor.

     “RENGİNİ KORUMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR”

    Burada bir korkusuzluk da var. Bir direniş de var. Bu bazen bir festival ile olur. Bazen siyasetle olur. Bazen bir dilin kelimesini kullanmakla olur. Bazen bir şiir okumakla olur. Bu bazen bir dengbêjin sesini açmakla olur. Bazen bir kadının başındaki yazmayla, giydiği fistanla, erkeğin giydiği şalvarla olur. Biz kendi rengimizi koruyalım ve yansıtalım yeter ki. Ya rengimizi ve bize ait ruhu koruyacağız ya da bize dayatılan yaşama entegre olacağız.

    Öncelikli olan ruhumuzdur bize ait olandır ve bizim bunu korumamız lazım. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” ifadeleriyle değerlendiriyor.

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Köy köy seçim çalışması yapan Kemal Bilken’in bir günü-VİDEO

    Köy köy seçim çalışması yapan Kemal Bilken’in bir günü-VİDEO

    PİRHA- Bingöl Yayladere’ye bağlı Çikan’da yaşayan HDP Yayladere İlçe Başkanı Kemal Bilken, köy köy gezerek seçim çalışması yürütüyor. Bir vekil adayı ciddiyetiyle çalınmadık kapı girilmedik köy bırakmayan Bilken, her gün işe gider gibi sabahın seherinden akşamın karanlığına kadar seçim şarkılarını çalarak yoluna devam ediyor.

    Emekli olduktan sonra köyüne yeniden geri dönen ve seçim çalışmalarını yürüten Kemal Bilken, her sabah Silbus u Tari dağlarına bakan evinden günü karşılıyor. Sabah ilk iş olarak akşamdan kalan bulaşıkları yıkarak güne başlıyor. Kahvaltının ardından kedi ve köpeklerini beslemeyi de unutmayan Bilken, bostanını da suladıktan sonra kapısında bulunan seçim arabasını alıp usulca yola koyuluyor.

    Seçim kararı alındığından bu yana ilk iş olarak HDP ilçe binasını açan Bilken burada arkadaşlarını alıp köyün yolunu tutuyor. Günü yolda belirleyen Bilken, girdiği her köyde büyük bir coşku ile karşılanıyor. Seçim şarkıları eşliğinde ritim tutan köylülerle tek tek selamlaşan Bilken ve ekibi koyu bir sohbete girişiyor. Seçim şarkılarının halkta coşkuya neden olmasını, “Belki bu bizim sanatkar yanımızla da alakalı olabilir. Ya da çok ezildikleri için ve kendilerini en iyi ifade edecek partinin çalışmalarını görmelerine” bağlıyor.

    Köylülerin sorunlarını dinleyen Bilken, tedirginliklerini gidermeye çalışıyor dili döndüğünce. Yayladere’de bulunan tüm köyleri bitiren Bilken, ikinci bir tur yapacak hatta Kiği’nın da köylerine destek sunmayı düşünüyor. Bir gün boyunca seçim çalışmalarını takip ettiğimiz Bilken ve arkadaşları seçim şarkıları eşliğinde köylülerle birlikte halaylar çekerek çalışmalarını da renklendiriyorlar.

    DOĞAYA DÖNÜŞ

    HDP Yayladere İlçe Başkanlığı yapan Kemal Bilken, köye dönüş nedenini şu sözlerle anlatıyor:

    “Gençliğimizde iş olmadığı için kente gittik. Giderken de buradaki yaşamdan, doğadan koptuk. İstanbul’daki yaşama alıştık. Orada da yaşam çok zorlaştığı bir dönemde yeniden 3 yıl önce köyüme geri döndüm. İlk geldiğim sene doğa bizi tanımıyor biz doğayı tanımıyorduk. İnsanlarla diyaloglarımız kesilmişti. Yeni yeni diyalog kuruyoruz. Toplum üzerindeki ekonomik ve sosyal baskılar eski sıcaklıkları ve dostlukları bulmak çok zor. Ne yazık ki hepimiz birbirimize yabancılaşmışız. Kolay değil değişik metropollerle tanıştığımız için kendi özümüz ve kültürümüze yabancılaştık. Biz de toparlanmak için çaba harcıyoruz. İnsanlar ekonomik nedenlerle çeşitli yerlere savruldu. Biz emekli olduktan sonra köyümüzü tercih ettik. Kendi ülkemizde daha rahat olduğumuz için geri döndük.”

    “DOĞRU SİYASETİN ÖNÜ KESİLİYOR”

    1990 senesinde siyasete başlayan Bilken, “SHP üyesiydim. HEP’in kuruluşunda bu yana siyasette düşüncelerimi ifade ediyorum. Zaman zaman ilçe yöneticilikleri, ilçe başkanlıkları yaptım. Şimdi de geldim ilçemde başkanlık yapıyorum” diyor.

    Bilken, neden HDP’de olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

    “Daha çok emek vermemiz gerekiyor ama ne yazık ki doğru siyaseti yaptığınızda egemen güçler bu siyasetin önüne kesmek için çaba harcıyorlar. Gözaltı alınıp siyasetin önünü kesmeye çalıştıklarını gördük. Siyaseti doğru temelde yaptıkları için HDP’deyim. Çünkü toplumların kaynaştırıcı bir partidir.”

    24 Haziran erken seçimleri için doğa ile yeterince iç içe olamayan Bilken, koşullar ve ulaşım zor olduğu için kiraladıkları seçim aracı ile köyleri dolaşıyor.

    “BU HALKIN KENDİ KÜLLERİNDEN YEŞERDİĞİNİ ANLAMADILAR”

    Yayladere seçim aracıyla çalışan tek ilçe. Bilken çalışmalarını şöyle anlatıyor:

    “Bu sene baskın bir seçimdir. En çok bize yönelik yapılan bir seçim. En azından öyle düşündüler. Onlar sandılar ki HDP’liler cezaevindedir ve bu mücadeleyi yürütemeyecek. Ancak ne yazık ki çok anlamadılar bu halkın kendi küllerinden yeniden yeşereceğini. Her ilçede hemen hemen gözaltı ve tutuklamalar oluyor. Geçtiğimiz günlerde de tutuklanan oldu. ‘Seçimlerde oyunuzu buraya verirseniz sonunuz budur’ gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Bu algı boşunadır. Bir müddet insanlar çekinebilir ama insanların içleri yanıyor. Demokrasiden yana olacaklarına inanıyoruz. Bu seçimde de inanıyorum bizim Yayladere demokrasiden yana tutumlarını koyacaklarını inanıyorum.”

    Sevim KAHRAMAN

    BİNGÖL/YAYLADERE

  • KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    PİRHA – KAYY-DER her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yılın ilk pazarında yeni yılı karşılamak amacıyla geleneksel zereveti yemeğini verdi. Dayanışma ile gerçekleşen yemeğe bu yıl yazar ve şairlerin katılımı da ayrıca renk kattı.

    1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla her zaman dikkat çeken Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel Zereveti (zılfet-zerfet) yemeği verildi.

    Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl o coğrafyanın bağrından çıkmış Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairlerin katılımcılarla yaptığı söyleşi ve kitaplarını imzalaması oldu.

    Her yılın ilk Pazar günü dayanışma ile verilen Zerevet yemeğinde özellikle kadınların emeği dikkat çekiyor.

    “DERNEK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN VAR”

    Dernek çalışmalarında emek harcayan Nimet Çelebi Erdoğan Aslında kültürümüzde böyle bir şey var, ama şehirlere göç ettiğimiz için birbirimizden uzak düştüğümüz için bu kültürümüzü çok uzun zaman düzenli olarak sürdüremedik. Dernek bu manada önemli rol oynadı. Dernek yapmadığı zaman bu kültür yok olup gidecekti diyor.

    Erdoğan derneğimiz kurulduğundan beri her yıl yılbaşından sonraki ilk Pazar günü insanlarımızı çağırıyor, buraya toplanılıyor ve zırfet etkinliği yapılıyor derken amacını da şöyle belirtiyor. Burada amaç hem kendi kültürümüzün ürünü olan yemeği birlikte yemek hem de bir araya gelip birbirimizden haberdar olmak. Farklı paylaşımlarda bulunmak.

    Genelde kadınların bu yemeği hazırlamada rol oynadığını belirtiyor Erdoğan.

    “YENİ YILI KARŞILAMAK İÇİN YAPIYORUZ”

    Hazırlanan Zereveti yemeğinin bıçakla kesilmesi, içinin doğranması, sarmısaklı ayran ve tereyağının dökülmesinden tutalım estetik görüntü kazanmasındaki tüm aşamalar kadınlar tarafından gerçekleşiyor.

    Emek harcayan kadınlar hazırlık aşamasının kendileri açısından sosyal bir aktivite olduğunu ve bundan zevk aldıklarını da ekliyorlar.

    Her yıl bu etkinliğe katılan Şükran Negiz’de geleneklerimize, örf adetlerimize sahip çıkıyoruz, bu kültürü çocuklarımızın da yaşamasını istiyorum. Çok güzel bir etkinlik diye değerlendiriyor.

    Behice Kuloğlu ise eskiden özel günlerde, yılbaşılarda yapılan özel bir yemekti bu. Yöresel yemeğimizdir. Yılbaşını karşılamak için bir araya gelip bu yemeği yapıyoruz.

    ZIRAVÊ TÜRKÜSÜ EŞLİĞİNDE ZEREVETİ HAZIRLANIYOR

    Zereveti yemeğinin hazırlanmasında emek harcayan kadınlardan biri de Güneş Taş. Güzel sesiyle de bilinen Güneş Taş geçmiş yıllarda KAYY-DER bünyesinde kurulan Koma Dengê Biratî Grubunda yer almış. Güneş Taş 1990’lı yıllardan beri KAYY-DER bünyesinde Gaxan yani köyde kutladıkları gibi yılbaşı geleneğini İstanbul’da da sürdürdüklerini söylüyor. Gaxan’ın dayanışmacı yanlarını bize anlatıyor.

    Güneş Taş çalışırken aynı zamanda Zıravê türküsünü söylüyor. Orada bulunan tüm kadınlar da ona eşlik ediyor.

    Geleneksel Zereveti yemeği yenildikten sonra Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairler kitaplarını tanıtı, katılımcılarla söyleşi yaparak kitaplarını imzaladı.

    Turabi KİŞİN/İSTANBUL

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    PİRHA – Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapıldı.

    Haberin Videosu

    Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapılırken “KAYY-DER’in geçmişten günümüze bu konudaki çabaları görmezden gelinemez” vurgusu öne çıktı.

    Sunuculuğunu tiyatro ve sanat hayatına KAYY-DER bünyesinde başlayan ve günümüzde oyuncu ve yönetmen olarak çalışmalarını yürüten Kiğı’li Kemal Ulusoy’un yaptığı gecede demokrasi ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.

    Arkasından KAYY-DER’i ve çalışmalarını tanıtan bir slayt gösterimi yapıldı.

    Yine KAYY-DER bünyesinde yetişmiş tiyatroculardan Hasan Cansu müzik eşliğinde etkileyici bir pandomim gösterisi yaptı.

    Yaz aylarında KAYY-DER bünyesinde yapılan futbol turnuvasında ödül kazanan takımlara katılımlarından ötürü teşekkür edilerek ödülleri verildi.

    Dernekleşme konusunda köklü bir tarihi olan KAYY-DER tarihine yakışır bir derinlikle etkinliğin düzenlendiği salonun duvarlarına “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur. Diğer yarısını da kadınlar yetiştirir. Kadına saygılı ol.” “Manevi değerlerimize sahip çıkalım.” “Peri Vadisinin incisi KAYY-DER” pankartları asılmıştı. Sahnede ise Türkçe, Kurmanci ve Kirmancki dillerinde hoş geldiniz yazılı pankart vardı.

    KAYY-DER’in yetiştirdiği sanatçılardan Alican Bilgin söylediği parçalarla halaya duran kitleyi coşturdu.

    “DAYANIŞMA KIYMETLİDİR”

    Dayanışma gecesine katılan HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Kısa bir konuşma yapan Önder, iki şeyle amel edilmez, iki şeyle başarıya ulaşılmaz dedi. Bu iki şeyden birinin rüya diğerinin ise korku olduğunu belirtti. Her türlü hukuksuzluğun, her türlü ahlaki yozlaşmanın, her türlü zulmün yaşandığı bu iklimde direnmek, birlikte mücadele etmek, KAYY-DER’in yaptığı gibi dayanışma kültürünü öne çıkarmak kıymetli ve önemlidir. Günümüz iktidarı topluma korku salarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Korku imparatorluğu kurmuş, böyle başaracağını sanıyor. Korkuyla başarı elde edemezsiniz. Güzel bir sözümüz var “Korkunun ecele faydası yok” diye. Korku bu iktidarın kendi sonunu getirmekten başka bir işe yaramaz.

    Korktukları için insanların emeğiyle, ekmeğiyle, aşıyla, yaşamıyla oynuyorlar. Bu kötülüğe karşı omuz omuza durmak, göz hizasında bakmak ve direnmek değerlidir ifadelerini kullandı. Önder, bu anlamda KAYY-DER’in dayanışma kültürü, tanış olma, yan yana durma kültürü kıymetlidir. Dayanışma bu manada her şeydir.

    Cezaevinde olan Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken’in selamlarını da getirdiğini belirten Önder 7 Aralık tarihinde Selahattin Demirtaş’ın Ankara’da görülecek olan duruşmasına dikkat çekerek, duyarlılık çağrısında bulundu.

    “HIRSIZLARA VE HAKSIZLARA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Dayanışma gecesinde bir konuşma yapan KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe üç aralık dünya engelliler gününe dikkat çekerek engel elde, gözde, ayakta değil. Engel sevginin yetersizliğindendir ifadelerini kullandı.

    Dayanışma gecesine katılan ve destek veren herkese teşekkür eden Gökçe Haksız yere işinden, ekmeğinden edilen ve hapse atılanlara selam göndererek; 15 yıldır bu ülkeyi yönetenler hırsızları, katilleri koruyor. Ancak insan haklarını savunan, demokrasi mücadelesi verenleri kırıyor, hapse atıyor. Kültürlerin, inançların yok edildiği bir zeminden geçiyoruz. KAYY-DER olarak yıllardır bu haksız uygulamalara karşı mücadele ediyoruz. Bu mücadelemiz devam edecektir. Bu anlamda KAYY-DER’in kuruluşundan bu yana emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum dedi.

    Geceye yurtdışında olduğu için katılamayan HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un gönderdiği mesaj da okundu. Mesajda dayanışma kültürünün önemine değinilirken, KAYY-DER’in bu konudaki çabasının önemli olduğunun altı çizildi.

    Sanatçı Rojda’nın da sahne aldığı gecede Koma Jinên KAYY-DER’ê müzik Gurubu, KAYY-DER tiyatro grubu ve KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubu yöresel giysileriyle, yer aldıkları sahnede görsel şölen yaşatarak gecenin dikkat çeken grupları oldu. HABER MERKEZİ) 

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    PİRHA – Kiği – Karakoçan – Adaklı- Yayladere- Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık’da gerçekleşecek. 

    KAYY-DER’in düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık Pazar günü saat 18.00 ile 23.00 arası Ümraniye Salon Prıncess’de (Büyük salon) gerçekleşecek.

    Sunuculuğunu tiyatrocu Kemal Ulusoy’un yapacağı gecede sanatçı Rojda ve Alican Bilgin sahne alacak.

    Koma Jinê KAYY-DER’ê müzik Gurubu ile KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubunun da sahne alacağı gecede, 23. Geleneksel Futbol Turnuvası’nda dereceye girenler için Ödül Töreni de yapılacak. Geceye Sinan Boral ile Hasan Karakoç da davul zurnalarıyla renk katacak.