Etiket: yazar ayhan aydın

  • ‘Alevi Bektaşi toplumunun devlete ihtiyacı yok, oyunlara alet olmayalım’ – VİDEO

    ‘Alevi Bektaşi toplumunun devlete ihtiyacı yok, oyunlara alet olmayalım’ – VİDEO

    PİRHA – Yazar Ayhan Aydın, Arnavutluk’ta kurulacağı duyurulan Bektaşi Devleti’ni değerlendirdi. Aydın, Alevi Bektaşi toplumunun bir devlete ihtiyacı olmadığını belirterek, “Arnavutluk’taki Bektaşilik ve Bektaşi merkezi sadece Arnavutlukla ilgilidir. Dünya Bektaşi Merkezi olarak kendilerini isimlendirmeleri bile olaya ne kadar yanlı ve hedef gözeterek baktıklarını da bize göstermektedir. Biz devletleri, ayrılıkları, cinsiyet ayrımcılığını, zengin-fakir ayrımını ortadan kaldırmak istiyoruz. Lütfen uyanalım” dedi.

    1826 sürecindeki Osmanlı’nın Alevi Bektaşiler üzerinde uyguladığı yıkım politikaları, Dedebabalık makamının Arnavutluk’a taşınmasına neden oldu. 1925 Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile de Dedebabalık makamı Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı.

    Geçen hafta Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran’da Bektaşi tarikatı için Vatikan benzeri, egemen bir mikro devlet kurmayı planladıklarını söyledi. Mini devletin ülkenin sayıca en büyük dördüncü dini topluluğu Bektaşilerin siyasi merkezi olması planlanıyor.

    Edi Rama, mikro devlet planından, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında “Amacımız, Tiran’daki Bektaşi Dünya Merkezini egemen bir devlete, yeni bir ılımlılık, hoşgörü ve barış içinde birlikte yaşama merkezine dönüştürmek” dedi.

    Arnavutluk’ta geçen yıl yapılan nüfus sayımına göre Bektaşi toplumunun, nüfusun yüzde 10’unu oluşturduğu tahmin ediliyor.

    Yazar Ayhan Aydın, Arnavutluk’ta kurulacağı duyurulan Bektaşi Devleti’ni PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ARNAVUTLUK’TAKİ BEKTAŞİLİK SADECE ARNAVUTLUKLA İLGİLİDİR”

    Arnavutluk’taki Bektaşiliğin tüm Bektaşileri temsil etmediğini dile getiren Ayhan Aydın, “Aleviliğin merkezi Anadolu olduğu gibi Bektaşiliğin de merkezi Anadolu’dadır. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki Bektaşilik de Hacıbektaş Dergahı’ndaki Babagan Bektaşi koluna da dahil olmak üzere Dedebabalık sistemine bağlıdır. Dolayısıyla bugün 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Türkiye’de Tekkelerin kapatılmasından dolayı herkes kendisine göre bir yorum yürütmüş, Bektaşiliğin birden çok merkezi varmış gibi bir algı yaratılmıştır. Bu gerçek değildir. Hala bugün Türkiye’de birçok babamız Dedebaba’ya bağlı olmak üzere meydanlarını açmaktadır. Binlerce Bektaşi aynı Yolda aynı erkanda hizmetlerini yerine getirmektedir. Dolayısıyla Arnavutluk’taki Bektaşilik ve Bektaşi merkezi sadece Arnavutlukla ilgilidir” dedi.

    “İYİ NİYET GÖREMİYORUM; ALEVİLİĞİN, BEKTAŞİLİĞİN EVRENSEL DEĞERLERİNE AYKIRIDIR”

    “Dünya Bektaşi Merkezi olarak kendilerini isimlendirmeleri bile olaya ne kadar yanlı ve hedef gözeterek baktıklarını da bize göstermektedir” diyen Ayhan Aydın şöyle devam etti:

    “Çünkü Tiran’daki Bektaşiler birliği sadece Arnavut Bektaşilerini kapsar. Fakat bu merkez Arnavut devletinin desteği ile örneğin Makedonya’daki, Kosova’daki tekkeleri de kendisine bağlamak için büyük bir mücadele vermiştir. Fakat bugün Kuzey Makedonya olarak isimlendirdiğimiz tekkelerin önemli bir kısmı Arnavutluk’a bağlanmayı reddetmektedir. Kesinlikle kabul etmemektedir. Arnavutluk’un içindeki bazı Bektaşi tekkeleri de Tiran merkezindeki Dünya Bektaşi Merkezi’ne bağlı değildir. Burada iyi niyet göremiyorum. Dolayısıyla Bektaşiliğin, Aleviliğin evrensel değerlerine de aykırıdır. Hacı Bektaş Veli, Bektaşilerin de Alevilerin de Serçeşme olarak kabul ettikleri büyük bir Pir’dir. Dolayısıyla Türkiye, Bektaşiliğin ana merkezidir. Bugün tekkeler kapatılmış olsa bile Bektaşiler, meydanlarını kendi evlerinde veya daha büyük merkezlerde açmaktadırlar. Hacı Bektaş Dergahı’na giderek kendi özel ibadetlerini yerine getirmektedirler.”

    “BEKTAŞİLİK; ALEVİLİĞİN ÖZÜNDE VARDIR, ALEVİLİKTEN DOĞAN BİR SİSTEMDİR”

    Alevi Bektaşi toplumunda bir devlet kurma düşüncesinin olmadığını da söyleyen Aydın, “Yaşadığı toplumu, ülkeyi kendi inançları çerçevesinde değiştirme gibi bir düşünceleri de yoktur. Aleviler Bektaşiler sadece yüzyıllar boyunca hayatlarında ilke edinmiş oldukları değerler çerçevesinde yaşamak istemişlerdir. Dede talip ilişkileriyle, ocaklarla, tekkelerle, dergahlarla yollarını, inançlarını, kültürlerini yaşamak istemişlerdir. Hangi ülkede olurlarsa olsunlar o ülkenin daha insancıl bir yönetime kavuşması için ancak kendi özlerinden gelen enerjiyi oraya katmışlardır. Ama bu da onların felaketi olmuştur. Hümanizm, barış, kardeşlik, sevgi Bektaşiliğin özünde vardır. Zaten Bektaşilik, Aleviliğin özünde vardır. Bektaşilik, Alevilik inancından doğan bir sistemdir” dedi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNUN BİR DEVLETE İHTİYACI YOK”

    Alevi Bektaşi toplumunun bir devlete ihtiyacı olmadığını da belirten Aydın şunları kaydetti:

    “Alevi Bektaşi toplumu zaten Rıza Şehri’ni kendi cemlerinde yaratıyorlar. Dışarıdan gelen dayatmalar sadece Alevi Bektaşi toplumunu yozlaştırmak ve yok etmek için kurgulanmış sistemlerdir. Arnavutluk’taki yapıyı da ben bu çerçevede değerlendiriyorum. Arnavutluk’ta Bektaşiler, hiçbir ülkede olmadığı kadar rahat ve özgür bir şekilde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Dolayısıyla bu kadar özgürlüğün olduğu bir yerde tekrar bir devlet kurma düşüncesinin bir oyundan başka bir şey olmadığını herkesin görmesi gerekir. Biz devletleri, ayrılıkları, cinsiyet ayrımcılığını, zengin-fakir ayrımını ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu sefer milliyetçilikle toplumları ayrıştırma yoluna gidiliyor.

    “OYUNLARA ALET OLMAYALIM”

    Yani Alevi Bektaşi toplumunun devlete ihtiyacı yok. Kendi kimliğiyle özgün, özgür bir şekilde kendi varlığıyla var olma sürecine ihtiyacı var. Devletler bizi sevdikleri için bizimle ilgilenmiyorlar. Bizi kullanmak için bize yaklaşıyorlar. Lütfen uyanalım. Türkiye’dekiler, Yunanistan’dakiler, Bulgaristan’dakiler, Makedonya’dakiler, Kosova’dakiler, Arnavutluk’takiler ve her yerdeki Alevi Bektaşi toplumu, devletlerin bize zararı olmuştur. Bizim kanımızı akıtmışlardır. Bize yararları olmamıştır. Biz kendi sorunlarımızı kendimiz çözmek zorundayız. Oyunlara alet olmayalım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Şahkulu Sultan Dergahı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı – VİDEO

    Şahkulu Sultan Dergahı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı – VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Anmada konuşan Sivas Madımak Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, “Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi” diye konuştu.

    Sivas Madımak Otelinde yapılan katliamın üzerinden tam 31 yıl geçti. Yaşamını yitiren 33 yurttaş için anmalar sürüyor.

    2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 31. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Şahkulu Sultan Dergahı’nda anma yapıldı. Cemil Aydın’ın sunuculuğunda yapılan anmaya Sivas Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman konuşmacı olarak katıldı. Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.

    AYDIN: PİR SULTAN’IN YOLUNDAN GİDEN BARIŞ GÜVERCİNLERİ BOĞULDU!

    Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir araya geldiklerini belirterek şunları konuştu:

    “Sivas’ın aydınlığı, evren yok oluncaya kadar bizimle birlikte olacak. Sivas’ta yeryüzü insanlık tarihinin en büyük katliamlarından biri yaşanmıştır. Kerbela sahrasında en sevdikleriyle birlikte canını feda eden Hüseyin’e selam olsun! Biz çok bedeller ödedik. Sadece Kızılbaş olduğumuz için bizi dışladılar, ötekileştirdiler, türlü hakaretlere maruz kaldık. Biz bu bedelleri daha ödeyecek miyiz? Biz Aleviyiz, Kızılbaşız diye bu bize yazgı mı? Yazılan kaderimizi değiştiremeyiz mi? Sivas olayı değildir Sivas Katliamı’dır! Boğularak öldüler o insanlarımız. Pir Sultan’ın yolundan giden barış güvercinleri boğuldu!

    “YENİ SİVASLARIN OLMAMASI İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAK ZORUNDAYIZ”

    Sivas’ta sadece 33 canımızı değil gençliğimizi, ozanlığımızı, geleceğimizi kaybettik. Orada ölenlerin yakınları da toprağa gömüldü. Devlet çetelerin, zalimlerin eline geçmiş olabilir her daim bu vardı ama yılmayacağız, korkmayacağız! Biz karanlığı kendi karanlığında boğacağız! Aleviler Sivas kıyımı gibi kıyımları yaşamak istemiyorlarsa kimliklerine sahip çıkacaklar. Dolayısıyla Sivas’ta ölenlerin her birimizin üzerinde vebali var. Biz onlara karşı sorumluyuz. Yeni Sivasların olmaması için her türlü tedbiri almak zorundayız.”

    ZAMAN: ASIL HEDEF AZİZ NESİN DEĞİLDİ

    Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, sadece Cumhuriyet döneminde Alevilerin beş altı defa katliama uğradığını ifade ederek “Sivas’ta 33 canımız neden yakıldı? Özellikle 1993’te Sivas’ta canları alınanlarımızın ödemiş olduğu bir bedel var. O bedeli insanlık aydınlığa kavuşsun diye ödediler” dedi. Zaman, devamında şöyle konuştu:

    “İnanç denilen şey insanlığın kendi iç dünyasında yapmış olduğu manevi yolculuktur. ‘Aziz Nesin’e ölüm’ dediler. 1500’lü yıllardan bu yana herkesin diline pelesenk olmuş Pir Sultan Abdal vardır. O dönemde Sivas’ın gericileri halkı galeyana getirecek konuşmalar yapıyorlar. 1 Temmuz’da yapılan bu etkinlikte Aziz Nesin gün boyu kitaplarını imzaladı. Asıl hedef Aziz Nesin değildi. Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacaktı. Bunlar laikliğe düşman.

    “35 İNSANIMIZI DİRİ DİRİ YAKTILAR”

    Hepimizin gözü önünde 35 insanımızı diri diri yaktılar. Orada devletin gözü önünde bu insanlar cayır cayır yakıldılar. Ondan sonra Alevi örgütlenmesi başladı. Bu katliamların nedenini bilmediğimiz sürece ilerleyemeyiz. Yakın zamanda Gezi’de, Maraş’ta insanlarımızı katlettiler. Acı üstüne acı neden bu yapılıyor? Aleviler Bektaşiler her zaman birlik mesajı vermiştir. Sivas’ı unutursak geleceğimizi unuturuz. Sivas’ı unutmak aydınları, yaşanılan vahşeti, umudu, barışı unutmaktır! Sivas’ta yakanların düşüncesi insani olan her şeye karşıtlıktır.”

    SARIHAN: 35 CANIN CENAZESİ BİR DİRENİŞ GİBİYDİ

    Sivas Davası avukatlarından Şenal Sarıhan, ise şunları konuştu:

    “Bugün insanlığa karşı işlenmiş bir katliamın 31. Yılındayız. Biz çok küçük gruplarla da olsa geleceğe yönelik küçük notlar bırakabiliriz. Bugün bireyci olmayan dindar ve kindar olmayan bir neslin yetişmesine gerek var.

    Biz cinayeti, katliamı Sivas’ta değil televizyonumuzda gördük. Herkes bize devletin güçleri her şeyi yapacaktır dediler biz merak ettik. Çünkü bir Çorum, Maraş yaşanmıştı ve devrimciler öldürülmüştü. Biz merak ettik ve merak ettiğimiz gibi de oldu. Biz bir şeyler yapmalıyız dedik. Öyle bir gidiş vardı ki bu gidiş Türkiye’nin geleceğine mal olacaktı. Biz o gece kavrulan insanlarla beraber sabahladık. 35 can diye ifade etmemiz daha doğru. O 35 canın cenazesi bir direniş gibiydi. Binlerce insan Dikmen’den Demetevlere kadar nasıl yürüdüklerine şaşarak yürüdüler. O gün isyan vardı. Herkes susmuştu, irtica konuşmuştu.

    “15 BİN KİŞİ EYLEME KATILDI 175 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI”

    ÇHD olarak biz bu davanın sahibi olacağız dedik çok sayıda ses yükseldi. Birçok siyasi partinin avukatı bu davada görev almak istediler. “Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak” sloganı nedeniyle Türkiye Barolar Birliği bu davada yer aldı. İlk defa bir davada yan yana iddia makamı olarak yer aldık. Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Eylem boyunca Cumhuriyet gidecek diyorlar açıkça amaçlarını ifade ediyorlar. Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Kuran kursu olarak otellere yerleştirilmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi. Polis kayıtlarına göre 15 bin kişi o eyleme katıldı ve sadece 175 kişi gözaltına alındı.

    “İDAM CEZASI VERİLEN SANIKLAR ÇOKTAN TAHLİYE EDİLMİŞTİ”

    3 ayrı davanın açıldığını öğrenen bir grup arkadaşımız Sivas’a gittiler. Biz bu bilgileri onlardan öğrendik. Ankara’dan Sivas’a davayı taşımak demek anneleri babalarına tekrar tekrar acıları yaşatmak demek! Nasıl gitsin insanlar? Çocukların bir çoğu boğularak öldüler. Biz Türkiye çapında 600’e yakın avukat görev almak istedik ama 600’e yakın avukat da yakanları savunmak için geldi. Ben ‘nasıl bu davada yakanlar savunulur?’ diye sorguladım ama onlar şalvarlı, sakallı avukatlardı. Karar adam öldürmeden 15’er yıl ceza idi. Sonuç olarak 34 kişi hakkında idam cezası verildi. İdam cezası verilen sanıklar çoktan tahliye edilmişti ve tahliye olan her sanık yurt dışına kaçırılmıştı. Yakınlarda ise 2 sanık hakkında Cumhurbaşkanı beraat kararı verdi. Türkiye’de pek çok siyasi tutuklu var kimseyi öldürmediği halde ama onlarla ilgili herhangi bir şeye rastlamıyoruz. Bir avukat 31 yıl bir davanın sahipleri dimdik duruyorsa o davanın peşinden gider. İkincisi örgütler her zaman bu davanın yanında oldu. Üçüncüsü Alevi dernekleri adeta bir orman gibi çoğaldı. Bunlar da bu mücadelenin kazanımları.”

    Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Ayhan Aydın ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret’ suçlamasıyla ifade verdi

    Yazar Ayhan Aydın ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret’ suçlamasıyla ifade verdi

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi. Yazdıklarının arkasında olduğunu ifade eden Aydın, “Recep Tayyip Erdoğan’a söylediğim her şeyin arkasında olduğumu söylemenin büyük mutluluğunu yaşadım” dedi.

    Yazar Ayhan Aydın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla emniyette ifade verdi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ifadeye çağırdığı Aydın, suçlamaya konu olan yazılarının eleştiri olduğunu belirterek, söylediklerinin arkasında olduğunu kaydetti.

    Ayhan Aydın şunları ifade etti:

    “Yaşam mücadeleden ibarettir. Yaşamın hakkını vererek hayat süreceksin. Gölgelerde gezinmek tutsaklıktan, korkaklıktan başka bir şey değildir. Aynı zamanda her şeyin bir bedeli vardır. Recep Tayyip Erdoğan için sosyal medya ortamında yaptığım yorumlar, yazdığım şiirlerle ilgili bugün, “Cumhurbaşkanına hakaretten” dolayı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdim.
    Her daim dürüst bir insan olmaya çalışan, söyleyeceği her şeyi açıklıkla ifade eden birisi olarak, tüm dünyadaki, yurdumuzdaki yanlışları, haksızlıkları, zaman zaman da Recep Tayyip Erdoğan’ın ruh ikizleri olan sözde Alevi – Bektaşi önderlerine ve bu yolu yozlaştıralara karşın eleştirilerimiz sürecektir.
    Bugüne kadar her zaman aynı yolda, aynı çizgide bir yaşamım oldu. Yeryüzündeki hiçbir güç bunu değiştiremez. Tüm yazdıklarım, yorumlarım, eleştirilerin, deli dolu hallerim bana aittir. Böyle olmaktan çok mutluyum. Mutlu olmayanlar kendi yollarına gidebilirler. Bugün, Recep Tayyip Erdoğan’a söylediğim her şeyin arkasında olduğumu söylemenin büyük mutluluğunu yaşadım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresinde düzenlenen ‘Seçek Yaylası Güreş Etkinliği’, Eylül’de

    Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresinde düzenlenen ‘Seçek Yaylası Güreş Etkinliği’, Eylül’de

    PİRHA- Seyyid Ali Sultan Dergahı Koruma Heyeti tarafından her yıl Yunanistan’da geleneksel olarak Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresinde gerçekleştirilen ‘Seçek Yaylası Güreş Etkinliği’, 3- 4- 5 Eylül 2022 tarihlerinde yapılacak.

    Alevi-Bektaşîlerin geleneksel olarak her yıl Yunanistan’da Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresinde gerçekleştirdikleri ‘Seçek Yaylası Güreş Etkinliği’, 3- 4- 5 Eylül 2022 tarihlerinde yapılacak.

    Alevi-Bektaşi yurttaşların yolu, öğretisi gereği birlik ve dayanışma duygularını arttırmayı hedefleyen ‘Seçek Yaylası Güreş Etkinlikleri’ Seyyid Ali Sultan Dergahı Koruma Heyeti tarafından organize ediliyor.

    “SEYYİD ALİ SULTANIMIZIN IŞIĞI HER DAİM YOLUMUZU AYDINLATMAYA DEVAM EDECEKTİR”

    Etkinliğe ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Yazar Ayhan Aydın şunları dile getirdi:

    “Birliğimizi, dirliğimizi bozup, yolumuzu yozlaştıranlara karşın her daim yanınızdayız…

    Rehberimiz, Gözcünüz, Kutup Yıldızımız Seyyid Ali Sultanımızın ışığı her daim bizlerin yolunu aydınlatmaya devam edecektir.

    Yunanistan’daki tüm Alevi – Bektaşî anma etkinlikleri, faaliyetler, organizasyonlar, toplumla ilgili alınacak kararlar, burada yaşayan toplumun temsilcisi olan ve şimdi Ahmet Karahüseyin başkanlığında faaliyet gösteren Seyyid Ali Sultan Dergahı Koruma Heyeti Derneği / Yunanistan Trakya Alevi – Bektaşi Heyeti tarafından yapılmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Bayar: Aleviliğe en büyük zararı ‘Yol yıkım ekibi’ veriyor-VİDEO

    Gazeteci Bayar: Aleviliğe en büyük zararı ‘Yol yıkım ekibi’ veriyor-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Yahya Kemal Bayar, Alevi inancının içerisinde olduğu tartışmalara dikkat çekerek “Yola, erkana en büyük zararı Alevi kurumları verir hale geldi. Makam mevki sahipleri Aleviliği karartıyor” dedi.

    Alevi-Bektaşi dünyasını yakından izleyen Gazeteci Yahya Kemal Bayar, Alevi inancı içerisinde süre giden tartışmaları Yazar Ayhan Aydın’a değerlendirdi.

    Aleviliği var eden esas ilkenin; yaşamın bir bütün olarak ele alınmasından geçtiğini söyleyen Bayar, 68 Kuşağının Alevilikteki rolüyle birlikte, inancın yaşamaktan çok tartışılır hale getirilmesine ve kurum temsiliyeti olanların rollerine dair birçok başlıkta değerlendirme yaptı.

    “ALEVİLİK TOPLUMSAL BİR ERKANDIR”

    Gazeteci Bayar, Aleviliği var eden esas ilkelere dikkat çekerek, “Yolda bazı problemler gündeme gelebilir. Ancak kendi içinde sorunsuz yaşayan bir hayatı mevcuttur” diyerek şunları aktardı:

    “Alevilerin cemleri, talipleri, pirleri, görgüleri, sorguları ve esasları var. Bunlar yüzyıllarca devam etmiş ve türlü bedeller ile taviz verilmeden korunmuş. Bu şekilde sahip çıkıldığı için bugüne kadar gelinmiştir. Dış faktörlerden karşı saldırılar olabilir. Yine de bu onları yollarından vazgeçirmiyor çünkü bu toplumsal bir erkandır. Ulularına, taliplerine, pirlerine sahip çıkıyorlar ve yolu sürüyorlar. Bundan dolayı da Alevi’ler ‘Yol cümleden uludur’ cümlesini esas alıyor. ‘Gönül kalsın yol kalmasın diyorlar.’ Yani kişilerin problemleri yola yansımıyor.”

    “68 KUŞAĞI ALEVİLERİN İNANCINA SİRAYET ETTİ”

    Gazeteci Yahya Kemal Bayar, “68 Kuşağı, Alevilerin ilkelerini esas alarak inanca dair birtakım olumsuzluklara da sebep oldu” diyerek söz konusu dönemin inanca yansımasını da şu sözlerle aktardı:

    “Esas kırılma 1960’lardan sonra oluyor. Alevilerin yolunda ciddi bir problem, iç tartışma sürmeden geliniyor. 1960’tan sonra 68 kuşağı dediğimiz furya özellikle Anadolu’da Alevilerin inançlarına bir şekilde sirayet ediyor. Aslında bu benim gözlemim ve çok dillendirilmiş değil. Ben 68 kuşağına eleştiri getirmek için söylemiyorum. Ancak o kuşağın aktörleri ekseriyetle Alevilerin içinden çıktı. Bu bir tesadüf müydü? Hayır. Yolun kendisi adalet arayan bir yol ise dünyanın huzurunu arayan bu yolda aktörler de; sosyalizm söylemlerini, özgürlük, barış, eşitlik, kardeşlik ilkelerini esas alarak Alevilerin felsefesini de ortaya koymuştur. İşte bu kuşağın Aleviliğe getirdiği olumsuzluk şuydu: Alevilik erkanını bırakarak daha çok kendi görüşlerini Alevilerin önüne dayamak. Bu noktada Aleviliğin inanç sistemini, dedelerini, ritüellerini küçümsediler. Bilerek veya bilmeyerek bozulmaya yol açtılar. Bu yol bir şekilde karşılık buldu ve Alevilerin inançları ile dalga geçilir hale gelindi. O zaman kendilerine “devrimci, sosyalist” diyen bazı unsurlar veya çevreler bu inanç sistemini batıl inanç olarak addettiler. Bir dini faktör gibi düşünerek talipleri, dedeleri, erkanı görmezden geldiler. 12 Eylül darbesinden daha farklı etkilenildi. Dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, geçtiğimiz günlerde askeriyedeki Alevilerin tasfiye operasyonuna hedef olduklarını açıkladı. Devletin, özellikle Demokrat Parti ile gelen İslamcı- Ortodoks kesim Aleviliği zaten devre dışı bıraktı. Dolayısı ile Aleviler en fazla rahat edecekleri zamanda en fazla asimilasyon ile karşılaştılar. Dedeleri, pirleri, ocakları itibarsızlaştırma ile yolun taşıyıcıları arasındaki köprüler koptu.”

    “ALEVİLİĞİ YAŞAMAK YERİNE TARTIŞILIR HALE GETİRDİLER”

    Alevilerin, Madımak Katliamı sonrasında yeni bir örgütlenme yoluna gittiğini söyleyen Yahya Kemal Bayar, “İnancımızı tamamen ameliyat masasına yatırdılar” diyerek, gündemin artık Alevilik olduğu vurgusunu şu cümlelerle anlattı:

    “Alevilerin 1993’teki yenilenişi ile şöyle bir tablo ortaya çıktı; 68 kuşağının aktörleri yenilgiye uğradı, darbe yaşadı, devre dışı kaldı. Aktörler kendi yapıları dağıldığı için Alevilerin içinde, cemevlerinde görev aldılar. En büyük makamlarda söz sahibi haline geldiler. Alevilerin sıkıntıları burada gündeme geldi. Geçmişte dış faktörlerden tehdit alan Aleviler bu tehlikeyi atlatsa da bitmez tükenmez iç tartışmalara maruz kaldı. Bu aktörler bugün Alevilerin içerisinde ‘Alevilik bu mu, şu mu? İslam içinde mi dışında mı? Ali taraftarı mı Veli taraftarı mı?’ demekten Aleviliği tamamen ameliyat masasına yatırdılar. Aleviliği yaşamak yerine tartışılır hale getirdiler. Bugün nereye giderseniz gidin Alevilik tartışılıyor. Alevilik nedir, kimse yaşamak istemiyor çünkü zor bir yol. Önce nefisten, çıkar ve menfaat ilişkisinden arınmak lazım. İşte bu aktörler, evvela o çıkar ve menfaat ilişkisinden kurtulamadıkları için Aleviliği bitmez tükenmez tartışmaların içine sürüp tartışmaları normalleştirdiler.”

    “MAKAM MEVKİ SAHİPLERİ YOLU VE ERKANI KARARTIYOR”

    Gazateci Yahya Kemal Bayar, Aleviliğin büyük bir tahribat içerisinde olduğunun da altını çizdi. “İnancımızı Alevilerin kendisi bozuyor” diyen Bayar, sözlerine şöyle sürdürdü:

    Yol bir defa yara alınca yola uymayan görüşler, aktörler monte oldu. Bu dedelerden, yazarlardan kaynaklı olmak üzere herkes Aleviliği kendi esasıyla yorumlar hale geldi. Oysa Alevilik yorumlanacak bir şey yerine tamamen yaşanılması gereken bir erkandır. Dedem ve babamdan şunu duydum; ‘ne olursa olsun hiç kimse Aleviliğe zarar veremez, Aleviliğe bir tek Alevilerin kendisi zarar verir. Eğer bu yol, bu erkan bozulursa buna bir tek Aleviler sebep olur’ Şimdi bugünkü görüntü de o. Dışarıdan kimse Aleviliğe bir şey yapamaz. Geçmişte örnekleri var. Aleviler belki bir dönem canları ve malları ile bunu ödediler ama şimdi yolunu kurban verir hale geldiler.

    “YOL YIKIM EKİBİ CESARETİ NEREDEN ALIYOR?”

    Birtakım batın adı altında; Zerdüştlük, Şaman adı altında bir takım ezoterizm söylemleri ile Aleviliğin tamamen içini boşaltır hale geldiler. İşte bunlar kim? Alevilerin cemevlerinde konuşan kitlesi. Yani Aleviliğe en büyük zararı Alevi kurumları verir hale geldi. Mesela biri konuşacak: “Niye kırk?” diyor. Çünkü “bilmem neredeki kırk buraya girmiş” diyor. Beşler, yediler… Niye üç, beş, yedi? Çünkü bunlar Hristiyanlıktan gelme, diyor. Aleviliğin kendisini ortadan kaldırıyor ve bunu kendi eliyle yapıyor. Kaba bir benzetmeyle hırsız evin içindeyse kilit bir işe yaramıyor. Ben bu tür insanlara “yol yıkım ekibi” diyorum. Çünkü onlar Alevilik adına konuşup, anlatıyorlar. İtiraz noktam şu: Cemevlerinin bu tarz kişileri buralara sokmaması lazım. Böyle söylediğim zaman arkadaşlar alınganlık gösteriyor. Ben bozgunculuğa karşıyım. Aleviliğin içini boşaltıp esasında bir şeylerin toplamı ve kandırılmışlık olarak lanse etmeye hakları yoktur. Yol yıkım ekibi, şu anda başarılı bir şekilde çalışıyor ve elini güçlendirerek devam ediyor. Peki bu cesareti nereden buluyorlar? Çünkü oraların başındaki aktörler de kendilerine ‘dedeyim’ diyen dernek veya vakıf başkanları… Makam mevki sahibi olarak yolu erkanı karartıyorlar. Karartmadıkları zaman zaten orada duramazlar. Çünkü yol onları asla kabul etmez.”

    Ayhan AYDIN/PİRHA