Etiket: YEDİSU

  • Bingöl’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

    Bingöl’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

    PİRHA- Bingöl Yedisu merkezli 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem çevre illerden de hissedildi.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı(AFAD), Bingöl Yedisu fay hattında sabah saat 8.01’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı. Yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşen deprem, çevre illerden de hissedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bingöl Elmalı köyünde evleri zorla yıkılan yurttaşlar hala mağdur, evleri yapılmadı- VİDEO

    Bingöl Elmalı köyünde evleri zorla yıkılan yurttaşlar hala mağdur, evleri yapılmadı- VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı köyünde yıkım ekipleri ve askerler tarafından evleri yıkılan köylülerin mağduriyetleri devam ediyor. Kendileri gibi birçok ailenin evleri yıkılarak mağdur edildiğini dile getiren yurttaşlar, devletin kendilerini mağdur ettiğini, bu kadar mağduriyeti hak etmediklerini belirttiler. 

    14 Haziran 2020 tarihinde Bingöl’de gerçekleşen, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından 22 yapı yıkılmış, en az 214 yapıda ise ağır hasar oluşmuştu. Depremden en çok etkilenen Karlıova, Yedisu ve Çat ilçelerindeki depremzedeler, devlet tarafından verilen sözler tutulmadığı için 2 yılı aşan süredir hala konteynerlerde yaşamaya mecbur bırakıldı. Karlıova, Yedisu ve Adaklı ilçelerini ve köylerini etkileyen depremde 108 yerleşim yerinde toplam 31 bin 487 yurttaş etkilenmişti.

    Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı köyünde 6 Eylül’de yıkım ekipleri ve askerler tarafından evleri yıkılan köylülerin mağduriyetleri devam ediyor.

    “DEVLET İNSANLARI MAĞDUR ETTİ”

    Kendileri gibi birçok ailenin evleri yıkılarak mağdur edildiğini dile getiren Sezai Şemci, “Ailem de köye gelecekti ancak evimiz yıkıldığı için köylerine geri gelemiyorlar. Şimdi evimizin yapılmasını bekliyoruz ama ne zaman yapılacağı da belli değil. 3 yıl oldu, bazı yerlerde sadece temel atıp gitmişler, bazı yerlerde de hiçbir şey yapmamışlar ama insanların evini yıkıp gittiler. Belki seçim yaklaşınca bir şeyler yaparlar. İnsanlara rakamların olmadığı kağıtlara imza attırıyorlar, deprem olduğu zaman kağıtları imzalattılar, şimdiki ekonomik şartlara göre fiyatlandıracaklar. Eskiden 80-100 bin TL’lik rakam konuşuluyordu şimdi ise insanları 400-500 bin TL borçlandıracaklar. Benim barınma hakkımı elimden aldılar, deprem insanları çok mağdur etmedi ama devlet yıkılan evleri yapmadığı için insanlar mağdur durumda” dedi.

    “3 SENEDİR YIKILAN EVLER YAPILMADI, MAĞDURUZ”

    3 senedir yıkılan evlerinin yapılmadığını vurgulayan Emine Adıbelli de şunları kaydetti:

    “İnsanlar halen konteynerde, çadırda kalıyor. Evleri yıkıp insanları mağdur ettiler, evler yapıldıktan sonra, diğerlerinin yıkılması gerekiyordu. İnsanlar çocuklarını okula mı göndersin, kendi ihtiyaçlarını mı gidersinler, kendine ev mi yapsınlar? Devlet halkına hizmet etmesi gerekiyor, halk bu kadar mağduriyet yaşamayı hak etmiyor. Çünkü halk varsa devlet var. İnsanların köyde yaşayacağı evleri olmadığı için metropollerde ekonomik sıkıntılar içerisinde yaşamak zorunda kaldı.”

    Cihan BERK/BİNGÖL

    İLGİLİ HABERLER

    >Bingöllü depremzedeler 1 yıldır çadırda yaşıyor: Vaatler yerine getirilmedi
    >Bingöllü depremzedeler 3. yılında da çadırlara mahkum: Devlet sözünü tutmadı
    >Asker ve korucular 75 yaşındaki Alzheimer hastasına kelepçe takıp evini yıktı

  • HDP’li Erdal Aydemir evlerinden kelepçelenerek çıkarılan Adıbelli ailesini ziyaret etti

    HDP’li Erdal Aydemir evlerinden kelepçelenerek çıkarılan Adıbelli ailesini ziyaret etti

    PİRHA-HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ile beraberindeki partililer, Yedisu ilçesine bağlı Elmalı Köyü’nde yaşayan Hase ve Mustafa Adıbelli’nin gün içerisinde köye gelen asker ve korucular tarafından kelepçelenerek hakkında yıkım kararı bulunan evlerinden zorla dışarı çıkarılmasının ardından aileye destek ziyaretinde bulundu.

    Jinnews’te yer alan habere göre Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı Köyü’nde yaşayan 75 yaşındaki alzheimer hastası Hase Adıbelli ile 85 yaşındaki Mustafa Adıbelli yaşadıkları ve yıkım kararı olan evlerinden kelepçelenerek çıkarıldı. Evin, 2019 yılında Bingöl’de gerçekleşen depremin ardından hasar gördüğü ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yeniden yapılmak üzere yıkıldığı belirtildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ile HDP Bingöl İl Örgütü, İl Genel Meclis üyeleri İmdat Morsümbül, Şahabettin Kartal ve Abdullah Erdem evi yıkılan Adıbelli ailesine bugün ziyarette bulundu.

    NE OLMUŞTU?

    Gün içerisinde köye gelen asker ve korucular, Hase ve Mustafa Adıbelli’nin ellerini kelepçeleyerek hakkında yıkım kararı bulunan evlerinden zorla dışarı çıkardı. Duruma tepki gösteren ve çekim yapan köylülerin de telefonlarına askerlerce el konuldu. Ekipler evin yarısını yıktıktan sonra Adıbelli çifti serbest bırakıldı.

    SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK

    Hase ve Mustafa Adıbelli’nin oğlu Miryekta Adıbelli, anne ve babasının olaydan etkilendiğini belirterek, “2019 yılında evlerimiz hasar gördüğünde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı geldiler. Evlerimizi yeniden yapacaklarını söylediler. Ancak söylediklerini yapmadılar. Konuya dair suç duyurusunda bulunacağız. Annemlerin evinin bir tarafını yıkmışlar. Benim annem Alzheimer hastasıdır. Ev ona göre dizayn edilmişti. Ancak devlet eliyle evleri yıkıldı” dedi. Bu arada, Hase ve Mustafa Adıbelli, evleri yıkıldığı için köyde bulunan bir komşularının evinde kalıyor.

    PİRHA / BİNGÖL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Asker ve korucular 75 yaşındaki Alzheimer hastasına kelepçe takıp evini yıktı

  • Asker ve korucular 75 yaşındaki Alzheimer hastasına kelepçe takıp evini yıktı

    Asker ve korucular 75 yaşındaki Alzheimer hastasına kelepçe takıp evini yıktı

    Bingöl’ün Yedisu ilçesinde bulunan Elmalı köyünde asker ve korucular, 75 yaşındaki Alzheimer hastası Hase Adıbelli ve 85 yaşındaki eşi Mustafa Adıbelli’nin ellerini kelepçeleyerek evlerinden zorla dışarı çıkardı, ardından ise evlerini yıktı. 

    Jinnews’in haberine göre, Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı köyünde yıkım ekiplerinin, asker ve korucular eşliğinde 75 yaşındaki Alzheimer hastası Hase Adıbelli ve 85 yaşındaki eşi Mustafa Adıbelli’nin evini bastığı öğrenildi. Asker ve korucular Adıbelli çiftinin ellerini kelepçeleyerek dışarı çıkarırken, ekipler ise evi yıktı.

    KÖYLÜLERİNİN EVLERİNİ ONARDI

    Elmalı köyünde bulunan evlerin 2019 yılında Bingöl’de gerçekleşen depremin ardından hasar gördüğü ve bu evlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yeniden yapılmak üzere yıkıldığı belirtildi. Ancak evlerin yapılmaması üzerine köylülerin kendi imkanları ile evlerini onardığı ve yeniden inşa ettiği öğrenildi.

    TELEFONLARINA EL KONULDU

    Gün içerisinde köye gelen asker ve korucular, Hase ve Mustafa Adıbelli’nin ellerini kelepçeleyerek hakkında yıkım kararı bulunan evlerinden zorla dışarı çıkardı. Duruma tepki gösteren ve çekim yapan köylülerin de telefonlarına askerlerce el konuldu. Ekipler evin yarısını yıktıktan sonra Adıbelli çifti serbest bırakıldı.

    SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK

    Hase ve Mustafa Adıbelli’nin oğlu Miryekta Adıbelli, anne ve babasının olaydan etkilendiğini belirterek, “2019 yılında evlerimiz hasar gördüğünde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı geldiler. Evlerimizi yeniden yapacaklarını söylediler. Ancak söylediklerini yapmadılar. Konuya dair suç duyurusunda bulunacağız. Annemlerin evinin bir tarafını yıkmışlar. Benim annem Alzheimer hastasıdır. Ev ona göre dizayn edilmişti. Ancak devlet eliyle evleri yıkıldı” dedi.

    Bu arada, Hase ve Mustafa Adıbelli, evleri yıkıldığı için köyde bulunan bir komşularının evinde kalıyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Bingöllü depremzedeler 1 yıldır çadırda yaşıyor: Vaatler yerine getirilmedi-VİDEO

    Bingöllü depremzedeler 1 yıldır çadırda yaşıyor: Vaatler yerine getirilmedi-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’de meydana gelen depremin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen halen çadırlarda ve konteynırlarda kalan depremzedeler, verilen vaatlerin yerine getirilmediğini belirterek mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi çağrısında bulundu.

    14 Haziran 2020 tarihinde başta Bingöl’ü etkisi altına alan, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremde birçok ev yıkılmış ve hasar görmüştü. Karlıova, Yedisu ve Adaklı ilçelerini ve köylerini etkileyen depremde 108 yerleşim yerinde toplam 31 bin 487 yurttaş etkilenmişti. Karlıova ile birlikte Yedisu ve Çat ilçelerini de etkileyen deprem sonucu 22 yapı yıkıldı, 214’ü aşkın yapı da ağır hasar gördü.

    Depremden en çok etkilenen Karlıova ve Yedisu ilçelerine bağlı Kaynarpınar (Licik), Ilıpınar (Çerme), Elmalı (Almalı), Güzgülü (Arnes) köylüleri, yıkılan ya da hasar gören ev ve ahırlarının onarılması beklentisinde.

    GEÇEN 1 SENEYE RAĞMEN KONTEYNERLERDE YAŞAM MÜCADELESİ VERİYORLAR

    Yurttaşlar boş araziye kurulan konteyner ve kamp çadırlarında kalıyor. Kendilerine yeni bir ev yapılmadan var olan evlerinin yıkıldığını belirten yurttaşlar konteyner ve kamp çadırlarda yaşamının imkansız hale geldiğini işaret ederek ne banyo ne de lavabo ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri imkanlara sahip. Depremin birinci yılı geçerken yurttaşlar ise halen çadır ve konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor.

    KONTEYNERLER KIŞIN SOĞUK, YAZIN İSE ÇOK SICAK

    Depremin birinci yılı üzerinden kısa bir hala yaralarının sarılmadığını anlatan depremzedeler, acil ihtiyaçlarının ev ve ahır olduğunu belirtti. Kışın eksi 20 derece soğukta ve yazın 40 derecede sıcakta konteynerlerde yaşamlarını sürdüren depremzedeler, kendilerine verilen çadırları da hayvanları için kullanıyor. Yıkılan birçok konutun enkazı kaldırılırken, depremzedeler yıkılan evlerinden ve ahırlarından sağlam kalan briketleri ve keresteleri ayıklayarak, konteynırların çevresini kapatmış durumda.

    HAYVANLARI TELEF OLDU

    Hayvan damları yıkılan yurttaşların kendi imkanları ile kurdukları çadır ve brandalar içerisinde beslemek zorunda kaldıkları hayvanların bir çoğu sıcaktan telef olmuş durumda. Birçok hayvanın ise brandalar ile birlikte sıcağın etkisi yüzünden gözleri kör  olmuş durumda.

    HER AY ELEKTRİK FATURASI

    Son zamanlarda peş peşe meydana gelen depremler sonrasında deprem , yangın ve su baskını gibi afetler nedeniyle mağdur olan tüketicilerin ödemek zorunda kaldıkları elektrik ve doğal gaz faturalarının 1 yıl ertelenmesi kararına rağmen her ay kendilerine elektrik faturası gönderildiğini kaydeden yurttaşlar durumu ‘utanç’ olarak adlandırıyor.

    Meclis Plan Bütçe Komisyonu’na gelen 39 maddelik Torba Yasa’da yer alan ilgili ek maddeye göre; deprem , yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetler nedeniyle mağdur olan tüketicilerin ödemek zorunda kaldıkları elektrik ve doğal gaz faturalarının 1 yıl ertelenmişti. Bingöl’deki depremzedeler için bu durum ise tam tersine dönmüş durumda.

    “VERİLEN SÖZLER TUTULSUN”

    Depremde evi hasar gören ve ahırı yıkılan Kaynarpınar (Çerme) Köyü’nde yaşayan depremzedelerden Bülent Çamak, bir yıl geçmesine rağmen devletin verdiği sözü tutmadığını ifade etti. Köylerinde 14 ağır hasarlı hayvan damı olduğunu söyleyen Çamak, “Kendi imkanlarım ile hayvan damı yaptı ve AFET Müdürlüğü bu masrafımı karşılamadım. TOKİ ödeneğini dahi vermediler. Kışın komşularımız mağdur oldu. Çadırda, branda da kalan hayvanlarımız telef oldu. 50-60 hayvanımız kör oldu. TOKİ’ye ne kadar borçluyuz bilmiyoruz. Boş bir kağıda imza attık. Sorularımız cevapsız kalıyor. Köylülerin evlerini kendilerinin yapmasına izin vermiyorlar. Hayvan damı olmadan kimsenin hayvancılık yapma şansı yok. Böyle giderse insanlar Karakoçan’a göçecek. Herkes verdiği sözü tutsun” diye konuştu.

    “KOCA KIŞ GEÇTİ TEK BİR HİZMET YOK”

    Kaynarpınar (Licik) köyünden 71 yaşındaki Çelebi Kahraman ise söz konusu geçici konteynerlerin yazın sıcak, kışın da soğuk olmasından şikayetçi. Küçük konteynerlere sığmak zorunda bırakıldıklarına değinen Kahraman, “Tam 1 yıldır bu konterneyde sürünüyoruz. Kendimde hastayım. Hiçbir hizmet yok. Geceleri çok soğuk, gündüz ise çok sıcak. Küçük bir konteynere sığmaya çalışıyoruz. Bakan gelip evimizi yapacağına söz verdi. Köyde kalan evlerimizi yıktılar. Onlar bile kalmadı. Kış ortasında hayvanlarımızı çadırlarda besledik. Koca bir kış geçti devletin tek bir hizmeti yok. Şimdi kış tekrardan geldi; ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bugüne kadar elektriğimi, suyumu, deprem vergimi ödedim. Bugün ise devlet bize sahip çıkmıyor. Mağduruz, perişanız” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

    “TOKİ’YE ÖDEME YAPACAĞIMIZ KISIM AÇIK, BORCUMUZU BİLMİYORUZ”

    Bir diğer Kaynarpınar (Licik) köyünden yurttaş Mehmet Sait Akçıra, TOKİ’nin inşa edeceği konutlar için imzaladıklarını mukaveledeki ödeme kısmının açık olduğunu sözlerine ekleyerek ne kadar borçlandırılacaklarını bilmediklerini kaydetti. Akçıra şöyle konuştu:

    “Konterneyerin arkasında çadır kurdum ve eşyalarımın yarısı orada. Önce ev yapılıp sonra hasarlı evimiz yıkılacaktı. Şimdi tam tersi ev yapılmadan evimiz yıkıldı. Köyde bahçemiz vardı. Şimdi ise burada hiçbir üretim yapamıyoruz. Kendi köyümüzde muhacir olduk. Ellerimiz bağlı bugün, yarın gelecekler diye bekliyoruz. Elimizde imkan olmadığı için evimizi kendimizde yapamıyoruz.

    Mukavameleye imza attık. Ama oradaki ödenme kısmı açıktır, rakam belli değil. Yetkililer bize sağlıklı bilgi vermediler. Sanki belli bir fiyata TOKİ ile anlaşmışız gibi bir durum var. TOKİ dışında kimsenin ev yapmaya imkanı yok. TOKİ yapılan evleri kabul da etmiyor, masrafları da iade etmiyor. İnsanlar hayvanlarını satıyor. Kış gelmeden bir an önce evlerimizi bize teslim etsinler.”

    “KONTERNEYDE KALMAMIZA RAĞMEN HER AY ELEKTRİK FATURASI GELİYOR”

    Naciye Kahraman ise depremin ardından kadınların yüklerinin arttığını belirtti. Konteynerlerde yaşamalarına rağmen kendilerine her ay elektrik faturası yollandığının altını çizen Kahraman, “İzmir’de çocuklarımızı evlendirerek köyümüze geri döndük. Geçen seneki depremde evlerimiz yıkıldığından beri çok zor durumdayız. Konteynerler çok sıcak. Bostanlarımıza gidemiyoruz. Konteynerde kalmama rağmen her elektrik faturası geliyor. 2 yıldan beri bugün, yarın ev yapacağız diyerek bizi kandırıyorlar. Bu konteynerler çok küçük, eşyalarım dahi sığmıyor. İçişleri Bakanı Soylu geldi evimizin, hayvan damlarımızın yapılacağına dair söz verdi. Ortada bir şey yok, zor durumdayız. Eşim rahatsız, çalışamıyor. Bizim bu mağduriyetimizi görsünler. Kış geldi halimizin ne olacağı belli değil” dedi.

    “20’DEN FAZLA KOYUNUM SICAKTAN TELEF OLDU”

    Yedisu’ya bağlı Elmalı (Almalı) köyünden Ekrem Aydıncı hayvan damı olmamasından kaynaklı çadırda kalan 20’den fazla hayvanının telef olduğunu dile getirerek, “Bize verilen sözler yerine getirilmedi. Evlerin, hayvan damlarının yapılacağını söylediler ama hiçbiri yapılmadı. Keşke o çadırları da vermeselerdi. Yağmur yağdığı zaman bütün yağmur içeriye giriyor. 20’den fazla hayvanım telef oldu. Söz verenler şimdi ortada. Hala konteynerlerde kalan insanlar var. Kalabalık aile 2 kişilik yere nasıl sığsın? Arada bir yetkililer gelip evlerin yapılacağı söyleyip gidiyorlar. Köyümüzün hali belli. Önümüzde kış var. Bir an önce evlerimiz, hayvan damlarımız yapılmalı” diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi.

    “KADERİMİZLE BAŞ BAŞA BIRAKILDIK”

    “Burası görmemezlikten gelinmemeli. Biz insanca yaşamak istiyoruz” diyen Yedisu’ya bağlı Elmalı (Almalı) köyünden bir diğer yurttaş Hakkı Adıbelli ise, “Depremden sonra yaralarımızı kendimiz sarmaya başladık. İçişleri Bakanı o dönem iki defa gelerek belli sözler taahhüt etti. İnsanlar kendi canından çok hayvanlarını düşündü. Halen hayvan damları ve evler yapılmadı.  Bizlerde bu ülkenin vatandaşıyız. Burayı kendi kaderine terk edemeyiz, burada bir yaşam var. TOKİ’ye yüksek maliyetle burası devredilir ise kimse bu parayı ödeyemez. İnsanlar kendi arazilerinde ev yapmak istiyor. Başka bir yere nakledilmek istemiyor. Geçen sene birçok hayvan verilen çadırlarda telef oldu. İnsanlar imece usulü kendi emekleriyle hayvan damlarını yaptı. Biz bu ülkeye elektrik, su, çevre temizlik vergisi ödüyoruz. Devlet de bu anlamda bize sahip çıkmalı. Burası görmemezlikten gelinmemeli. Biz insanca yaşamak istiyoruz. Günde en az 2-3 defa elektriklerimiz kesiliyor. Şu şebekelerimiz arızalı, yollarımız stabilize yol. Birçok eksik var. Halk kendi kaderiyle baş başa bırakılmış durumda” şeklinde konuştu.

    “MAHKEME KARARI BEKLENMEDEN EVİMİZİ YIKTILAR”

    60 haneden 20’si yıkılmış durumda bulunan Yine Yedisu ilçesine bağlı Güzgülü (Arnes) köyünden Hüseyin Arıca evlerindeki sıva çatlakları için ağır hasar kaydı tutulduğunu ve evinden zorla çıkarıldığına vurguda bulundu. Arıca, “Evimde çatlaklar olmasına rağmen ağır hasar kaydı verildi. Sıva çatlakları ağır hasır sayıldı. Ahır ve samanlığa ise ağır hasar kaydı verilmedi. Biz ev, ahır ve samanlığın birlikte yapılması dile getirdik. Hayvanlarım sırf bu yüzden telef oldu. Yer tespiti, borçlandırma yapılmasına dair hiçbir bilgi verilmedi. Bu durumu mahkemeye verdim. Mahkeme sonucu beklemeden evimi yıktılar. Zorla çıkarmakla tehdit ettiler. Eşyalarım hep dışarda kaldı, ıslandı. Kimi kendi imkanı ile evlerini ve ahırlarını yaptı. Ama TOKİ yapılan ev ve ahırlar için belli bir ödeneği vermek istemiyor. Ciddi anlamda sorunlarımız, eksiklerimiz var. Birileri sesimizi duysun artık” diyerek isyan etti.

    Ersin ÖZGÜL/BİNGÖL

     

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız, Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneğinde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde stand açan Yıldız “Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde kitap-dergi standı açan Yıldız PİRHA’ya konuştu.

    Yıldız “Kürt Böreği’nin isim hakkını almak ve burada biraraya gelmek önemli. Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    İki yıl önce KHK ile ihraç edilen Tarih öğretmeni Rıfat Yıldız, şimdi İstanbul’da Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor.

    İstanbul’a gelmeden önce Muş Kurdi-Der’de dil dersleri vermiş. Aynı dönemde Muş Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünde öğrencilik yapan Yıldız, mastır eğitimine de aynı üniversitede devam ediyor.

    Yıldız “Şimdi KAYYDER’de özel dersler veriyorum. Hafta sonları da toplu derslere giriyorum” diyor.

    Bu derslerin hangi aralıklarla verildiğini ve ilginin nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Kursiyerlere göre değişiyor. Kursiyer vardır her gün ders alıyor. Kursiyer vardır haftada bir gün alıyor. Kursiyer vardır haftada bir saat alıyor” cevabını veriyor.

    “KÜTLERİN DIŞINDAKİ KESİMLERİN İLGİSİ DAHA YOĞUN”

    İlgi konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Doğrusunu söylemek gerekirse bir alaka var. Fakat bu yeni siyasal atmosfer içinde biraz korku da var. Bu korkuya rağmen yine de alaka var. Bu ilgi sadece Kürtlerden gelen bir ilgi değil. Kürtlerin dışındaki kesimlerin de ilgisi yoğun.

    Bu sene çoğunlukla öğrencilerim Türklerden oluşuyor. İki de yabancı vardı, bunlardan biri İngiliz, diğeri ise Amerikalıydı. Öğrencilerim arasında akademisyen var, sinemacı var, tiyatrocu var.”

    “DİL DİSİPLİN VE SABIR İSTİYOR”

    Dil kursuna gelenler öğreniyorlar mı peki diye soruyoruz? Mamoste Yıldız şöyle cevaplıyor:

    “Öğreniyorlar elbette. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nden bir kadın geldi. Neredeyse benim kadar Kürt dilini ve gramerini gayet iyi öğrendi. Sonra geldi masallar üzerine çalıştık. Şöyle bir şey, dil konusunda öğrenmenin sınırı yoktur. Biraz sabır ve disiplin istiyor. Bu disiplin biz Ortadoğu halklarında fazla yoktur. Ama Avrupa terbiyesini almış insanlarda var. Bir de bilinen isimlerden Profesör Mesut Yeğen var öğrencilerim arasında. 7 aydır o da geliyor. Bir hayli ilerleme sağladı. Böyle isimler var yani. Biraz disiplin ve sabır istiyor. Yani ben ders veriyorum ama öğrencilerimden öğrendiğim çok şey de oluyor. Bu şekilde devam ediyor.”

    “26 YILDIR ÇIKAN BİR DERGİ: KAYY-DER”

    Mamoste Rıfat Yıldız, 3. Kürt Böreği Festivali’ne üzerinde dergi ve kitapların olduğu bir stand ile katılmış. Kitap ve dergi almaya gelenlere ekstra güzel sohbetini ve güler yüzlü duruşunu da ekleyerek sunuyor.

    “Burada bir stand açmışız, kitap satıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı kitabı ile yine cezaevinde olan İdris Baluken’in romanı Üç Kırık Dal adlı kitabını satıyoruz. İki tane de KAYY-DER bünyesinde çıkan dergimiz var” dedikten sonra dergiye ilişkin şu detayları veriyor:

    “Son sayısı yani 51. Sayı ile bir önceki sayısı var standımızda. KAYY-DER’in dergisi 1992’den bu yana çıkan bir dergidir. Bu dergi Türkçe ve Kürtçe olmak üzere iki dilli olarak çıkıyor. Bu dergi üzerine de bir çalışmam oldu. Yani bu dergide kimler yazmış, nasıl bir yol izlemiş, kültürel çalışmalara, bölgenin folkloruna dair izler nasıl yer almış. Siyasi konulara mı yoksa folklora mı ağırlık verilmiş vb. konularda bir çalışma yürüttüm.

    Tabi bir kitabın, derginin çıkarılması, yayınlanması günümüz koşullarında biraz zordur. Uğraş istiyor, emek istiyor. 28 yıldır bu kurum var dergi ise 26 yıldır çıkıyor. Bu 26 yıl içinde toplam 3 defa çıkmamış, bunun nedenlerine bakınca da ekonomik sorunların olduğunu görüyorsun.”

    “BU DERGİ KENDİ BAŞINA BİR ARŞİV NİTELİĞİNDE”

    Yıldız şöyle devam ediyor:

    “Bu dergi kendi başına bir arşiv niteliği taşıyor. İsmail Beşikçi de dahil birçok kişi bu dergide yazmış. Peri vadisinde yaşayan ilçe ve köyleri yani o bölgeyi düşündüğümüzde oraya dair bu dergide derin folklorik izler görüyoruz. Şiirler, deyişler, türküler, atasözleri, deyimler ve masallar var.

    Ayrıca Türkiye’nin siyasi atmosferi de bu dergilerde 26 yıl boyunca kendisini göstermiş. Bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    KÜRT BÖREĞİ PATENTİ NEDEN ÖNEMLİ

    Mamoste Rıfat Yıldız’a, “Dil üzerine çalışan birisiniz, özellikle Kürt Böreği’ndeki Kürt kelimesi üzerine tartışmalar yürütüldü. “Küt Börek” dendi, “Sade Börek” dendi, “Hamal Böreği” dendi ama bir türlü Kürt Böreği demeye diller varmadı. Nitekim KAYY-DER yönetimi uzun uğraşlardan sonra “Kürt Böreği” adı altında patent aldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz. Yıldız söyle bir örnekle giriyor bu konuya:

    “Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Genel anlamda dikkatinizi devletli sistemlere ve onun sömürgeci aklına verdiğinizde bu tür sistemlerin hepsinde bu yaklaşım var. Mesela Fransa gidiyor Cezayir’i işgal ediyor. Orada sadece seni öldürmüyor, sadece kurşun sıkmıyor. Önce kurşunu senin ruhuna ve beynine sıkıyor. Neden yapıyor bunu? Unutman için, kendi kültürünü, tarihini, müziğini, folklorunu, sanatını vb. unutman için.”

    “AMAÇ TARİHSEL HAFIZANIN BİTİRİLMESİ”

    Devam ederek “Aynı şeyler burada da sürdürülüyor. Bakıyorsun önce ne yapmışlar, önce Kürt kendisinden utansın diye politikalar üretmişler. Yani dilinden, kültüründen, kimliğinden, tarihinden utansın istemişler. Şimdi tarihsel hafızanın bitirilmesi olarak da değerlendirmek lazım bunu. Bu politikaya karşı duruş önemlidir. “Kürt Böreği ismi burada semboliktir. Ama anlamı büyüktür. Burada insanların bu isim altında bir araya gelmesi önemlidir. Amaç börek yemek değildir. Başka bir şey vardır. Toplumun gönlünde aslında burada bir araya gelişin başka bir anlamı var. Bu aslında kendi topraklarına olan özlemi anlatıyor. Bu kent ortamında bir araya gelmenin koşulları kalmadığı için böylesi bir ortam oluştuğunda bir araya geliyor ve kendi kültürünü yaşatıyor. Özlemini gideriyor.

     “RENGİNİ KORUMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR”

    Burada bir korkusuzluk da var. Bir direniş de var. Bu bazen bir festival ile olur. Bazen siyasetle olur. Bazen bir dilin kelimesini kullanmakla olur. Bazen bir şiir okumakla olur. Bu bazen bir dengbêjin sesini açmakla olur. Bazen bir kadının başındaki yazmayla, giydiği fistanla, erkeğin giydiği şalvarla olur. Biz kendi rengimizi koruyalım ve yansıtalım yeter ki. Ya rengimizi ve bize ait ruhu koruyacağız ya da bize dayatılan yaşama entegre olacağız.

    Öncelikli olan ruhumuzdur bize ait olandır ve bizim bunu korumamız lazım. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” ifadeleriyle değerlendiriyor.

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    PİRHA – KAYY-DER her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yılın ilk pazarında yeni yılı karşılamak amacıyla geleneksel zereveti yemeğini verdi. Dayanışma ile gerçekleşen yemeğe bu yıl yazar ve şairlerin katılımı da ayrıca renk kattı.

    1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla her zaman dikkat çeken Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel Zereveti (zılfet-zerfet) yemeği verildi.

    Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl o coğrafyanın bağrından çıkmış Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairlerin katılımcılarla yaptığı söyleşi ve kitaplarını imzalaması oldu.

    Her yılın ilk Pazar günü dayanışma ile verilen Zerevet yemeğinde özellikle kadınların emeği dikkat çekiyor.

    “DERNEK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN VAR”

    Dernek çalışmalarında emek harcayan Nimet Çelebi Erdoğan Aslında kültürümüzde böyle bir şey var, ama şehirlere göç ettiğimiz için birbirimizden uzak düştüğümüz için bu kültürümüzü çok uzun zaman düzenli olarak sürdüremedik. Dernek bu manada önemli rol oynadı. Dernek yapmadığı zaman bu kültür yok olup gidecekti diyor.

    Erdoğan derneğimiz kurulduğundan beri her yıl yılbaşından sonraki ilk Pazar günü insanlarımızı çağırıyor, buraya toplanılıyor ve zırfet etkinliği yapılıyor derken amacını da şöyle belirtiyor. Burada amaç hem kendi kültürümüzün ürünü olan yemeği birlikte yemek hem de bir araya gelip birbirimizden haberdar olmak. Farklı paylaşımlarda bulunmak.

    Genelde kadınların bu yemeği hazırlamada rol oynadığını belirtiyor Erdoğan.

    “YENİ YILI KARŞILAMAK İÇİN YAPIYORUZ”

    Hazırlanan Zereveti yemeğinin bıçakla kesilmesi, içinin doğranması, sarmısaklı ayran ve tereyağının dökülmesinden tutalım estetik görüntü kazanmasındaki tüm aşamalar kadınlar tarafından gerçekleşiyor.

    Emek harcayan kadınlar hazırlık aşamasının kendileri açısından sosyal bir aktivite olduğunu ve bundan zevk aldıklarını da ekliyorlar.

    Her yıl bu etkinliğe katılan Şükran Negiz’de geleneklerimize, örf adetlerimize sahip çıkıyoruz, bu kültürü çocuklarımızın da yaşamasını istiyorum. Çok güzel bir etkinlik diye değerlendiriyor.

    Behice Kuloğlu ise eskiden özel günlerde, yılbaşılarda yapılan özel bir yemekti bu. Yöresel yemeğimizdir. Yılbaşını karşılamak için bir araya gelip bu yemeği yapıyoruz.

    ZIRAVÊ TÜRKÜSÜ EŞLİĞİNDE ZEREVETİ HAZIRLANIYOR

    Zereveti yemeğinin hazırlanmasında emek harcayan kadınlardan biri de Güneş Taş. Güzel sesiyle de bilinen Güneş Taş geçmiş yıllarda KAYY-DER bünyesinde kurulan Koma Dengê Biratî Grubunda yer almış. Güneş Taş 1990’lı yıllardan beri KAYY-DER bünyesinde Gaxan yani köyde kutladıkları gibi yılbaşı geleneğini İstanbul’da da sürdürdüklerini söylüyor. Gaxan’ın dayanışmacı yanlarını bize anlatıyor.

    Güneş Taş çalışırken aynı zamanda Zıravê türküsünü söylüyor. Orada bulunan tüm kadınlar da ona eşlik ediyor.

    Geleneksel Zereveti yemeği yenildikten sonra Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairler kitaplarını tanıtı, katılımcılarla söyleşi yaparak kitaplarını imzaladı.

    Turabi KİŞİN/İSTANBUL

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    PİRHA – Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapıldı.

    Haberin Videosu

    Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapılırken “KAYY-DER’in geçmişten günümüze bu konudaki çabaları görmezden gelinemez” vurgusu öne çıktı.

    Sunuculuğunu tiyatro ve sanat hayatına KAYY-DER bünyesinde başlayan ve günümüzde oyuncu ve yönetmen olarak çalışmalarını yürüten Kiğı’li Kemal Ulusoy’un yaptığı gecede demokrasi ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.

    Arkasından KAYY-DER’i ve çalışmalarını tanıtan bir slayt gösterimi yapıldı.

    Yine KAYY-DER bünyesinde yetişmiş tiyatroculardan Hasan Cansu müzik eşliğinde etkileyici bir pandomim gösterisi yaptı.

    Yaz aylarında KAYY-DER bünyesinde yapılan futbol turnuvasında ödül kazanan takımlara katılımlarından ötürü teşekkür edilerek ödülleri verildi.

    Dernekleşme konusunda köklü bir tarihi olan KAYY-DER tarihine yakışır bir derinlikle etkinliğin düzenlendiği salonun duvarlarına “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur. Diğer yarısını da kadınlar yetiştirir. Kadına saygılı ol.” “Manevi değerlerimize sahip çıkalım.” “Peri Vadisinin incisi KAYY-DER” pankartları asılmıştı. Sahnede ise Türkçe, Kurmanci ve Kirmancki dillerinde hoş geldiniz yazılı pankart vardı.

    KAYY-DER’in yetiştirdiği sanatçılardan Alican Bilgin söylediği parçalarla halaya duran kitleyi coşturdu.

    “DAYANIŞMA KIYMETLİDİR”

    Dayanışma gecesine katılan HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Kısa bir konuşma yapan Önder, iki şeyle amel edilmez, iki şeyle başarıya ulaşılmaz dedi. Bu iki şeyden birinin rüya diğerinin ise korku olduğunu belirtti. Her türlü hukuksuzluğun, her türlü ahlaki yozlaşmanın, her türlü zulmün yaşandığı bu iklimde direnmek, birlikte mücadele etmek, KAYY-DER’in yaptığı gibi dayanışma kültürünü öne çıkarmak kıymetli ve önemlidir. Günümüz iktidarı topluma korku salarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Korku imparatorluğu kurmuş, böyle başaracağını sanıyor. Korkuyla başarı elde edemezsiniz. Güzel bir sözümüz var “Korkunun ecele faydası yok” diye. Korku bu iktidarın kendi sonunu getirmekten başka bir işe yaramaz.

    Korktukları için insanların emeğiyle, ekmeğiyle, aşıyla, yaşamıyla oynuyorlar. Bu kötülüğe karşı omuz omuza durmak, göz hizasında bakmak ve direnmek değerlidir ifadelerini kullandı. Önder, bu anlamda KAYY-DER’in dayanışma kültürü, tanış olma, yan yana durma kültürü kıymetlidir. Dayanışma bu manada her şeydir.

    Cezaevinde olan Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken’in selamlarını da getirdiğini belirten Önder 7 Aralık tarihinde Selahattin Demirtaş’ın Ankara’da görülecek olan duruşmasına dikkat çekerek, duyarlılık çağrısında bulundu.

    “HIRSIZLARA VE HAKSIZLARA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Dayanışma gecesinde bir konuşma yapan KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe üç aralık dünya engelliler gününe dikkat çekerek engel elde, gözde, ayakta değil. Engel sevginin yetersizliğindendir ifadelerini kullandı.

    Dayanışma gecesine katılan ve destek veren herkese teşekkür eden Gökçe Haksız yere işinden, ekmeğinden edilen ve hapse atılanlara selam göndererek; 15 yıldır bu ülkeyi yönetenler hırsızları, katilleri koruyor. Ancak insan haklarını savunan, demokrasi mücadelesi verenleri kırıyor, hapse atıyor. Kültürlerin, inançların yok edildiği bir zeminden geçiyoruz. KAYY-DER olarak yıllardır bu haksız uygulamalara karşı mücadele ediyoruz. Bu mücadelemiz devam edecektir. Bu anlamda KAYY-DER’in kuruluşundan bu yana emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum dedi.

    Geceye yurtdışında olduğu için katılamayan HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un gönderdiği mesaj da okundu. Mesajda dayanışma kültürünün önemine değinilirken, KAYY-DER’in bu konudaki çabasının önemli olduğunun altı çizildi.

    Sanatçı Rojda’nın da sahne aldığı gecede Koma Jinên KAYY-DER’ê müzik Gurubu, KAYY-DER tiyatro grubu ve KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubu yöresel giysileriyle, yer aldıkları sahnede görsel şölen yaşatarak gecenin dikkat çeken grupları oldu. HABER MERKEZİ) 

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    PİRHA – Kiği – Karakoçan – Adaklı- Yayladere- Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık’da gerçekleşecek. 

    KAYY-DER’in düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık Pazar günü saat 18.00 ile 23.00 arası Ümraniye Salon Prıncess’de (Büyük salon) gerçekleşecek.

    Sunuculuğunu tiyatrocu Kemal Ulusoy’un yapacağı gecede sanatçı Rojda ve Alican Bilgin sahne alacak.

    Koma Jinê KAYY-DER’ê müzik Gurubu ile KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubunun da sahne alacağı gecede, 23. Geleneksel Futbol Turnuvası’nda dereceye girenler için Ödül Töreni de yapılacak. Geceye Sinan Boral ile Hasan Karakoç da davul zurnalarıyla renk katacak.