Etiket: yeni eğitim müfredatı

  • ‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

    ‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Attila Taş. Taş, Alevi örgütlerinin 30 yıla yakındır kurumsallaşmasını tamamlayamadığını ifade ederek, “Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar. Cemevlerinde kuran okutulması da bu asimilasyonun çabalarından biri ama sadece tek parça değil erkanın başından sonuna kadar asimilasyon işaretleri var, eylemleri var. Bunların önüne geçmediğiniz sürece bu tür şeylerden şikayet etmenin çok da bir anlamı yok” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Gazeteci Attila Taş, PİRHA için yanıtladı.

    “BU BAŞKANLIK ALEVİLERİN HAYRINA DEĞİLDİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ATTİLA TAŞ: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevilerin en ihtiyacı olan maddi desteği vererek kendi yönüne çekmeye çalışıyor ama Alevilerin maddi değil manevi talepleri ağırlıkta. En önemlisi mesela dile getirdikleri cemevlerinin ibadethane olarak sayılması ve bunun anayasal güvence altına alınması. İkincisi hem manevi hem maddi bir talep olan zorunlu din derslerinden Alevi çocukların muaf tutulup gerçek anlamda seçmeli ders haline getirilmesi. Bunlara benzer aslında Alevilerin manevi taleplerini tanımlayacak bir başkanlık olması yerine insanların yoksulluğunu kullanarak bir rüşvet gibi görünüyor bu. Bu kurum aslında nasıl bir misyonu olduğunu bize bunlarla gösteriyor. Cemevlerine gidip ‘dedenizin parasını verelim, elektriğini ödeyelim’ diyorlar ama sorun bu değil. Bu iş cemevinin binasının devamlılığını sağlayabilir ama Aleviliğin devamlılığını sağlayamaz. Tam tersine Aleviliği sonlandırmak, noktalamak için atılan bir adımdır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLİĞİN İÇERİĞİNE MÜDAHALE EDİYOR”

    Aleviler cemevinin varlığından değil Aleviliğin varlığından yana bir tutum beklemektedirler. Gerçekten örgütlenmiş Alevi kurumlarının bu ilişkilerin dışında daha çok ötekileştirilerek ‘Ali’siz Aleviler bunlar, şuradan fonlanıyorlar’ gibi bir takım karalamalarla aslında Alevi toplumunun içinde olmadığını da gösteren bir kurum aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı. Hem Alevi kurumları arasında bir ikilik yaratarak Aleviliği kendi düzleminden çıkarmak istiyorlar hem de Aleviliğin içeriğine müdahale etme durumları var. Tam anlamıyla Aleviliğin süreğini değiştirme, asimile etme ile yüzyıllarca devam eden devlet aklıyla Aleviliği devletin istediği bir çizgiye getirmek gibi bir izlenim veriyor. Attıkları adımlar da devlet aklının pratikte çok yanlış işlediğini de gösteriyor bize. Bu saatten sonra kör topal ilerler. Bir süre sonra da şu ortaya çıkar: Alevi kurumları aslında bu noktada bu başkanlığı tanımıyorlar ama Kültür Bakanlığı içerisindeki çalışmalara destek veriyorlar bu da ayrı bir sorun. Alevi kurumlarının kendi içerisindeki çelişkiyi öne çıkaran bir durum ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çok sakat doğmuştur ve ilerlemesi bu noktada mümkün değildir. Aslında ilerlemesi de Alevilerin hayrına değildir.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI BAŞTAN SAKAT DOĞDU”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu kurum bir çözüm kurumu olmaktan uzaklaştı. Çünkü siz bir çözüm niyetindeyseniz öncelikli olarak bu sorunu muhataplarıyla çözmelisiniz. Alevi Çalıştayı’nı sorunları çözmek için bir çalıştay olarak değerlendirdiler. Buraya imam çağırdılar, Diyanet’ten çağırdılar, eski Maraş Katliamı sanığı aynı zamanda eski milletvekili Ökkeş Şendiller’i dahi Alevileri katletmiş bir adamı dahi davet ettiler. Gerici sendika başkanları dahi katıldı. Konudan bağımsız tamamen ideolojik yaklaşan, toplumsal yapıyı temsil eden insanları dahil davet ettiler. Aleviler neredeyse hariç. Biz burada aslında devletin sorun çözme mantığını buradan anlıyoruz. Bütün Alevi kurumları o çalıştayda 6-7 maddelik talepleri dile getirdiler. Bunlar içerisinde zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in kaldırılması, laikliğin savunulması, beraberinde Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması, cemevlerinin ibadethane sayılması gibi bütün Alevi kurumlarının ortaklaştığı bir şey var. Devlet ‘bir araya gelin ki biz sizin sorununuza çözüm bulalım’ dedi, bir araya geldiler hiçbir şey olmadı. Bu noktada iktidarın Aleviliğe yaklaşımı rengini belli etti. Kürtler olmadan Kürt sorununu, kadın olmadan kadın sorununu tartışırsanız orada zaten bir çözümsüzlük noktasında ısrar ettiğiniz anlaşılır. Burada da bu olmuştur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevileri muhatap almadan Alevilikle ilgili sorunları çözmeye çalışıyor. Yani Alevilerin içerisinde olmadığı Alevilikle alakalı bir sorunu çözmeye çalışıyor. Baştan sakat doğmuş bir başkanlık bu. Ben bunun açıkçası uzun süre devam edeceğini düşünmüyorum. Bu kurum belki bir süre sonra tasfiye edilir ama iktidarın, devletin bu mantığı yeni kurumlarla, projelerle devam eder diye düşünüyorum.

    “ALEVİ KURUMLARI KENDİ GÜNDEMLERİNE SADIK KALMALILAR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevi kurumları ne yazık ki gündem belirleyemiyor. Devletin attığı adımlara karşı kendileri bir çözüm bulmaya çalışıyorlar. Bu yanlış bir şey yani gündemi belirleyip o gündem etrafında bir kamuoyu oluşturmaktan ziyade AKP’nin attığı adımlara bir itiraz siyaseti güdüyorlar. Bu yanlış bir durum. Ve buna maalesef bir çözüm de bulamıyor Alevi kurumları. İtiraz ediyorlar fakat sonrasında ne olacağının cevabı yok. Şu an Alevi kurumları, gündem oluşturabilecek bir siyaset, bir vizyon, bir sağlıklı proje üretemiyor. Alevi Ansiklopedisini 30 yıllık Alevi kurumları hiç düşünemedi mi? Almanya’da Rıza Akademisi bir Alevi Ansiklopedisi çalışması başlattı. Alevi toplumunun kendi yapması gereken çalışmaları Alevi kurumları yapmadığı için devletin attığı maksadı belli adımları da bu sefer devletin bir noktada elini güçlendiriyor. Alevi kurumlarının da bu noktada vizyon anlamında bir güç olmadığını da maalesef görüyoruz. Alevi kurumlarının eylemlilikte bir devamlılık eksiği var. Eylemlilikleri 365 güne yayamıyorlar ve o eylemliliklerin sonuna kadar gitmeleri lazım. Eylem 3-5 ay sürüyor. Sonra iktidar, başka bir gündem belirliyor. Hemen o gündeme kayıyoruz. O yüzden kendi gündemlerine sadık kalmalılar. Burada da aslında Alevi kurumlarının devletin attığı adımlara göre siyaset ürettiğini, kendi siyasetlerini ortaya çıkaramadıklarını da söylemek mümkün.

    “DEVAMSIZLIK HALİ ALEVİ TOLUMUNUN KURUMLARLA OLAN İLİŞKİSİNİ ZEDELİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bundan birkaç yıl önce Alevi çocuklarını okula göndermeyeceğiz, dedik bir de propaganda yaptık. Şimdi kimse onunla ilgili bir veri açıklamak istemiyor, çünkü buna dair bir veri yok. Kurum temsilcilerinden birkaç kişi göndermediğini açıkladı ama bunu tabana yayamadık. Yaptığımız eylemlerin devamı gelmiyor. Yaptık o sene, 1 yıl sonra çocuklar hiçbir şey olmadan tıpış tıpış okula gitti. Burada özellikle topluma liderlik edenlerin bu işi kendi davaları olarak benimsedikleri bu işi, öncelikle kendileri hayata sokmalılar. Böyle bir şeye tanık olmadık maalesef. Bu devamsızlık Alevi toplumunun kurumlarla olan arasındaki ilişkiyi de biraz zedeliyor. Alevi kurumlarının bu noktada atamadığı o güvence adımlarını karşısında görmeyen toplum da bu noktada bu eylemlere müdahil olamıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Anadolu’da bu kadar büyümesinin tek nedeni gerçek anlamda tabandan bir örgütlenme olmadığıdır.

    “DEVLETİN ISRARLA YAPMADIĞI ŞEYLERİ SİZİN YAPMANIZ GEREKİR”

    Bir federasyon nerede bir cemevi varsa orada örgütlenecek, nerede bir Alevi köyü varsa orada örgütlenmesi gerekiyor ama böyle bir durum yok. Haberlerde hep ‘Alevi köyüne yol, su gitmiyor’ diye duyuyoruz. Şimdi orada bir örgütlenme olsa, Alevi kurumları oraya el atmış olsa böyle bir sorunla karşılaşabilir miyiz? Ses yükseltilir, kamuoyuna yayılır böyle bir şey yok. Sen orada örgütlüysen Türkiye’deki insanları harekete geçirerek sen o köye kendi yolunu, suyunu götürebilirsin. Devlet ısrarla görmek istemiyorsa bile. Örgütlenme böyle olur. Sizin gidip festivale katılmanız bir örgütlenme değil, sorun yaşandığı zaman oradaki sorunlara müdahale edip gelmek bir örgütlenme değil. İnsanların yaşamdaki sıkıntılarına müdahale etmektir örgütlenme. Suyu yoksa su getirmektir, okulu yoksa okulu yapmaktır. Devletin ısrarla yapmadığı şeyleri sizin yapmanız gerekir.

    “ASİMİLASYONLA MÜCADELE İLK OLARAK DEVLETLE DEĞİL CEMEVLERİNDE BAŞLAR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Bu sorun aslında çok da önemli bir sorun değil. Bir zincirin halkası aslında bu. Alevi kurumlarına, cemevlerine bakarsak tek sorun bu değil, bundan daha kötü sorunlar var. Bazı cemevleri, cumada cuma namazı kıldırmaya başlamış, cemevlerinde kadınlar erkekler ayrı oturtulup kadınlara zorla başörtüsü dağıtıyorlar, Arapça’dan geçilmiyor, Ramazan’da neredeyse cemevlerini kapatıp yemek vermiyorlar, ‘Ramazan cemi’ diye bir şey uydurulmuş, bunda tabi hepsinin suçu var. Hakk’a uğurlama erkanlarının da camiden, imamdan farkı yok. Bunlara bakınca gerçekten Alevileri devlet mi asimile ediyor sorusu aklımıza geliyor. Tam tersi Alevileri Alevi kurumları, cemevleri asimile ediyor. Ondan sonra dedeleri sıraya koyabilirsiniz, sonra belki devlet gelir. Yönetim nasıl istiyorsa ben öyle cem yürüteyim diyen dedelerle karşılaştım. Böyle cem yapan dedelerin olduğu bir yerde asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Bu noktada buna müsaade eden Alevi kurumlarının yöneticileri olduğu sürece siz bu asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar. Cemevlerinde kuran okutulması da bu asimilasyonun çabalarından biri ama dediğim gibi sadece tek parça değil erkanın başından sonuna kadar asimilasyon işaretleri var, eylemleri var. Bunların önüne geçmediğiniz sürece bu tür şeylerden şikayet etmenin çok da bir anlamı yok.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ HER KONUDA KENDİNİ GÜNCELLEMELİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi toplumu aslında çok şey bekliyor biraz beklentilerini düşük tutsunlar. Beklenti ne kadar yüksek olursa hayal kırıklığı da o kadar derin oluyor. Alevi kurumlarının ciddi anlamda bir kurumsallaşma sorunu var. Aleviler bir örgüt ama bir kurum değiller. Kurumsal değiller, yani bir yönetim gittiği zaman gelen bir yönetim kaldığı yerden devam edemiyor. 30 yıldır var olan ama bir kurumsallaşmayı tamamlayamamış bir yapı var. Komisyonları olmayan, alt komisyonları, basın komisyonları, hukuk komisyonları, çevre komisyonu, kadın haklarıyla ilgili komisyonu olmayan bir yapı var. Bizler her şeyi biliyoruz bu ülkeyi yönetenlerin 300-500 tane danışmanı var. Ama Alevi kurumlarının bir danışmanı yok. Bu komisyonların gerçek anlamda özgür çalışması lazım. Bu komisyonlar yok Alevi kurumlarında. En önemli şey ‘kalkınma planları’ yok. 1 yıl sonra 5 yıl sonra ne yapmayı planladıklarına dair bir açıklama görmedim. Bizim bir kere örgütleme uygulamamız güncel değil. Bunu güncellememiz lazım. 30-40 yıl önceki pratiklerle siz örgütlenmeye gidemezsiniz. Şu an Alevi kurumları apolitik durumda çünkü kendini güncelleyemiyorlar. Açıklamalarında ‘soracağız, edeceğiz’den öteye geçmeyen içinde bir empati duygusu oluşturmayan, okuyanların ‘ya ne güzel bir açıklama yapmışlar’ diyemediğimiz açıklamalardan yola çıkıyoruz. Toplumun diğer katmanlarında farkındalık oluşturabileceği bir dil oluşturmamız lazım öncelikle. En önemlisi de Alevi kurumlarının yöneticilerinin birer hizmet eri olduklarını unutmamaları lazım. Alevi örgütlülüğü kendini diliyle, tavrıyla her konuda güncellemesi lazım.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

  • ‘Pozitif bilimi ne kadar köreltirseniz, gerici, dar zihniyeti o kadar güçlendirirsiniz’-VİDEO

    ‘Pozitif bilimi ne kadar köreltirseniz, gerici, dar zihniyeti o kadar güçlendirirsiniz’-VİDEO

     PİRHA- Kayabelen Folklor ve Araştırma Derneği Başkanı/Eğitimci Özgür Oğuz, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatını eleştirdi. Pozitif bilimin yeni eğitim müfredatından tamamen çıkartıldığını belirten Oğuz, “Bu müfredatı bilim insanları hazırlamadı. Kabul edilebilecek bir tarafı yoktur” dedi.

    Kayabelen Folklor ve Araştırma Derneği Başkanı/Eğitimci Özgür Oğuz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “POZİTİF BİLİM MÜFREDATTAN ÇIKARILDI”

    Pozitif bilimin müfredattan çıkartıldığını belirten Kayabelen Folklor ve Araştırmalar Derneği Başkanı/Eğitimci Özgür Oğuz, Matematik dersini müfredattan çıkarıyorsunuz. Pozitif bilimi ne kadar köreltirseniz, gerici dar kalıpçı yobaz zihniyeti o kadar güçlendirirsiniz” dedi.

    “Pozitif bilimlerden uzaklaşan hiçbir müfredat kabul edilecek bir müfredat değildir” diyen Özgür Oğuz şöyle devam etti:

    “Bizim bilim insanlarımız, eğitimcilerimiz var. Bilim insanları hazırlanan bir müfredatta neler olmalı, neler olmamalı şeklinde fikirlerini belirtmeliler. Bilim insanlarının fikirleri üzerinden tartışma açılması lazım ki bizler de fikirlerimizi buradan belirtelim. Bir-iki kişiyle hazırlanan müfredat müfredat değildir.”

    Cebrail ARSLAN/AFYON

  • Aksoy: Yeni müfredat dine yönelik bir çalışma, geri çekilmesini dayatmalıyız- VİDEO

    Aksoy: Yeni müfredat dine yönelik bir çalışma, geri çekilmesini dayatmalıyız- VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatını eleştirerek, “Müfredatın içeriğine bakıldığında her alanın dine yönlendirildiğini görüyoruz” dedi. “Bu müfredatın geri çekilmesini dayatmalıyız” diyen Aksoy ekledi: Bunu başarabilirsek çocuklarımızın geleceği aydınlık olacaktır.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Müfredat değişikliğinin 2024 yılında gündeme geldiğini belirten Pir Sultan Abdal Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “Bunun geçmişine baktığımızda AKP iktidarının 2002 yılında Milli Eğitimi ve tüm ülkeyi yönetme girişimlerinden sonra 2005 yılında asıl ilk değişiklikleri yaptı” dedi.

    Müfredat değişiklikleri ile ilgili 2017 yılında geniş çaplı değişiklikler yapıldığını belirten Aksoy, “Aslında 2017 yılında yapılan değişiklikler o dönem çok tartışıldı. Atatürk’ün tamamen müfredattan silinmesi benzeri şekilde yorumlandı. Hatta o dönem evrim teorisi de biyoloji derslerinden kaldırıldı. O dönemde Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı ‘bunun liselerde görülmesine gerek yoktur. Çocuklar büyüdüklerinde lisans eğitimlerine başladıklarında evrim teorisini öğrenirler’ gibi açıklama yapmıştı” diye belirtti.

    “DOGMATİZMİ EĞİTİMİN İÇİNE SOKMAK İSTİYORLAR”

    Yapılan değişikliklerin hepsinin aslında birbiriyle bağlantılı süreçler olduğuna dikkat çeken Aksoy, “2024 müfredat taslağı aslında geçmiştekinin devamı niteliğinde. Yani yeni çıkmış bir şey değil. Yeni müfredatın felsefesinde bilimsel bilgi ile inanç arasında bir fark yok, bilimsel bilgi ve inanç birbirine eşittir. Dogmatizmi de ister istemez eğitimin içerisine sokmuş olacaklar. Bilimsel bilgi ile inancı eşdeğerde tutmak fen bilimlerinin yok edilmesi anlamına gelir. Özellikle fizik, kimya, biyoloji ve matematik alanlarının bir anda yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bilimsel bilgi ölçülebilir, kanıtlanabilirdir. Bunu fen bilimlerinde yapmak çok kolaydır. İnsanların inançlarına karşı değiliz bu şekilde anlaşılmasın. İnsanların inançlarını özgür bir şekilde yaşamasından yanayız. Ama inançların eğitim sistemine hâkim olmasına karşıyız” sözlerini kullandı.

    “MÜFREDAT TAMAMEN DİNE YÖNELİK BİR ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ”

    Müfredatın içeriğine bakıldığında her alanın değerler eğitimi altında bir şekilde dine yönlendirildiğini söyleyen Aksoy, “Oysa ki insan hakları, kadın hakları, hayvan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, barış gibi bu gibi kavramlar ve evrensel değerler hiçbir şekilde bu değerler içerisinde yer almıyor. Müfredatta Sünni İslam’a yönelik örnekler var. Felsefesi zaten baştan sakat olan bir şeyin felsefi anlamda içeriğine ne koyarsan koy aslında yama yapmaktan öteye geçmeyecektir” dedi.

    Aksoy, müfredatın felsefesinin bilim dışı olması nedeniyle karşı çıkılması gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

    “Ben buna yönelik bir mücadelenin büyüyeceğine dair inancım var. Geçmişi düşündüğüm ve geçmişi gözlemlediğinde bunu görüyorum. Okullar direniş alanlarıdır. Her ne kadar kurumları insanlarımızı eleştirsek de okulların direniş yeri olduğuna tanık olduk. Nerede tanık olduk? Ortaokullar imam hatip okullarına dönüşürken direnen öğrenci ve velileri gördük, ‘ben derste cihatı anlatmayacağım, evrim teorisini anlatacağım’ diyen öğretmen direnişinde gördük biz bunu. Zorunlu din derslerine karşı mücadele eden velilerde gördük bu direnişi. Bu direniş yeniden canlanacaktır diye umut ediyorum.

    “HERKESE GÖREV DÜŞÜYOR”

    Laik, bilimsel, demokratik eğitimden yana olan sendika, dernek, parti bir arada tek hedef olarak bu müfredatın çekilmesini önüne koyarsa bunu başarabileceğimize inanıyorum. Senelerce eleştirdik ve her zaman gündeme getirdiğimiz gibi zorunlu din dersleri AKP’den önce de vardı. Gerçekten laik, bilimsel bir eğitim nasıl olmalıdır? Bizler çalışmalar yapmalıyız ve bunu da iktidara sunmalıyız. Müfredatın geri çekilmesini, yaklaşımımızı iktidara dayatmalıyız. Bunu başarabilirsek çocuklarımızın geleceği aydınlık olacaktır. Yasanın geri çekilmesi şart.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Mehmet Aydoğdu: Eğitim bir yıkıma doğru gidiyor, İran’da bu kadar din dersi yok!-VİDEO

    Mehmet Aydoğdu: Eğitim bir yıkıma doğru gidiyor, İran’da bu kadar din dersi yok!-VİDEO

    PİRHA- Ankara Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu, MEB’in açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatına tepki gösterdi. Aydoğdu, “Yeni müfredat; laikliği ve bilimi yok etmek, bilimsel eğitim sürecini tırpanlamak amacıyla konulmuş. Bilimsel eğitim ve laik bir eğitim istiyoruz” dedi.

    Hükümetin eğitim sistemi üzerindeki gerici projeleri hız kesmeden devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) Projesi kapsamında, okullarda yapılan dini içerikli etkinlikler tepkiyle karşılanıyor. Bunun yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla müfredat taslağını da gündeme getirdi. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimelerinin kullanıldı.

    Ankara Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan müfredata ilişkin PİRHA’ya değerlendirme yaptı.

    “BİR ÇOCUK MEZUN OLMAK İÇİN 32 TANE DİN DERSİ ALMAK ZORUNDA”

    Mehmet Aydoğdu, yeni müfredat ile bütün eşitsizliklerin üzerini örtmek için “milli ve manevi” değerler vurgusu yapıldığının altını çizdi.

    Aydoğdu, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ isminin dahi tartışmalı bir konu olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “‘Türkiye Yüzyılı’ bir partinin sloganı, ‘Maarif’ ise Türkçe bir kelime değil. ‘Dilimizin zenginlikleri’ diyerek de bütün derslere bunu yediriyorlar. Arapça ve Farsça kelimeleri çeşitli derslere yedirip çeşitli kulüp etkinlikleri ile bu çalışmaları yürütüyorlar zaten. ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile yapılan müfredat değişikliği aslında karşımıza ilk defa çıkan bir şey değil. 4+4+4’den sonra bütün ders kitaplarının içeriği, niteliği değiştirilmiş, sınırlandırmalar olmuş. Şu an ilkokula başlayan bir çocuk liseden mezun olurken toplam 32 tane din dersi almak zorunda.

    Müfredat değişikliğinde yüzde 35 sadeleştirmeden bahsediyorlar. Bu sadeleştirmeye baktığımızda aslında felsefenin, müziğin, beden eğitiminin, resim derslerinin kaldırılıp yerine din derslerinin konulduğu, ana sınıflarında ve kreşlerde değerler eğitimi adı altında tek din, tek mezhep anlayışı verildiğini görüyoruz. Bu aslında 12 Eylül modelidir, 12 Eylül’ün bugün tam olarak eğitim alanında kendini ifade etmesidir. Adım adım, zorunlu din dersleri neticesinde buraya kadar getirdiler. Bir eğitim, toplumun beklentilerine, gelecek inşasına göre yapılması gerekirken, tam olarak bir yıkıma doğru gidiyor. Biyoloji dersinden daha önce evrim kuramını çıkarmışlardı şimdi de yaradılış kuramını koymuşlar. Evrim kuramı olmazsa aşı olmaz, antibiyotik olmaz. Ya da matematikten integral kaldırılıyor, integralin kaldırılması mühendislik alanının yok edilmesi demektir. Nitelikli bir mühendisliğin önü kesilmiş oluyor.”

     “YENİ MÜFREDAT LAİKLİĞİ, BİLİMİ YOK ETMEK İÇİN KONULMUŞ”

    Yeni müfredat ile eğitimin daha da gericileştirildiğini belirten Aydoğdu, ÇEDES’in yarattığı nitelik kaybına da vurgu yaptı: Aydoğdu, gelişmelere dair şunları söyledi:

    “Tarikatlar, cemaatler birbirleriyle yarışıyor. Çocukları cami temizletmeye götürüyorlar! Bütün bunlar pedagojik eğitim almayan imam ve vaizler tarafından yapılıyor. Bu sene çıkartmış oldukları ‘Manevi rehberlik’ de aslında bu müfredatla birleşince ortaya başka bir şey çıkıyor. Suudi Arabistan’da, İran’da bu kadar din, şeriat dersi yok. Demek ki burada başka şeyler var. Vakıflara aktarılan milyarlarca para var. Bu yeni müfredat, laikliği, bilimi yok etmek, bilimsel eğitim sürecini tırpanlamak amacıyla konulmuş. Bu durum öğretmenlere sorulmuyor. Birtakım cemaat ve tarikatlar ile iş birliği yapılarak, alelacele, ne olduğu bilinmeden, daha bir eleştiriye tabi tutulmadan beş günlük bir süreçle açıp önümüze koydular. Okuldaki öğretmenlerin, zümre başkanlarının, velilerin haberi yok!”

    “HASAN ALİ YÜCEL’DEN GELDİĞİMİZ YER YUSUF TEKİN!”

    Mehmet Aydoğdu, toplumun her kesimiyle yan yana gelerek eğitimdeki gerici politikalara karşı duracaklarını belirtti. Aydoğdu, Milli Eğitim Bakanı Tekin’in görüşme taleplerine cevap vermediğini, bunun yerine yerel seçimlerde AKP adayları ile okulları gezdiğini de söyledi.

    Aydoğdu, şöyle devam etti:

    “Her kesimin bu modele karşı bir şey söylemesi, itirazlarda bulunması gerekir. Bizim de Eğitim Sen 1 No’lu Şube olarak Mamak Eğitim Platformu’muzla beraber, içerisinde sadece Eğitim Sen’in olmadığı, okul aile birliklerinin, muhtarların, köy derneklerinin olduğu, demokratik kitle örgütlerinden partilere kadar, yan yana geleceğiz. Toplumun tüm kesimleriyle yan yana geleceğiz.

    Bilimsel eğitim olmadan bir ülke nasıl gelişebilir? Eğitim bilimsel olmadan, bilimsel içerikler yok edilerek nasıl gelecek kurulabilir? Bakanın bize karşı gözü kör, kulağı duymaz halde. Eğitim Sen Genel Başkanımız, Bakan Tekin’den defalarca randevu istedi. Bakan ise o sırada yerel belediye başkan adaylarıyla okul okul gezdi. Özellikle Mamak’taki okulları Asım Balcı’yla gezdi. ‘Çocukları kullanamazsınız, orada burada mitinglere götüremezsiniz!’ derken onlar bu işlerle meşguldü.

    Türkiye Orta Çağ’a sürükleniyor. Köy enstitülerini kuran Hasan Ali Yücel’den geldiğimiz yer Yusuf Tekin! ‘Devrim’ diye bahsediyorlar. Neyin devrimi? Bitirmişsiniz, tüketmişsiniz, yok etmişsiniz. Öğrencilerin ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl olduğunu sorgulatmıyorsunuz. Evet, ezberci bir eğitim vardı. Ezberci eğitim diye tartışamıyoruz artık.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Doğan: Türkiye’de biat kültürünü esas alan bir eğitim anlayışıyla karşı karşıyayız-VİDEO

    Doğan: Türkiye’de biat kültürünü esas alan bir eğitim anlayışıyla karşı karşıyayız-VİDEO

    PİRHA-MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “AKP iktidarı ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturdu. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP’nin yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “AKP İKTİDARI, İHTİYAÇ DUYDUĞU İNSAN TİPİNE GÖRE EĞİTİM PROGRAMI OLUŞTURDU”

    AKP iktidarının ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturduğunu belirten Kadriye Doğan, “Türkiye’de sistemin devamlılığını sürdürecek insan tipi yaratmayı hedefleniyor. Matematik, fizik, biyoloji gibi derslerin saatlerinin azaltılıp, Kur’an-ı Kerim eğitimi, Hz. Muhammed’in yaşamı, din ve ahlak bilgisi gibi derslerinin sayısının son derece fazla olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız. Bundan sonraki süreçte özgür bir gelecek arayışında olan tüm toplumsal kesimlerin biraz daha hassasiyet gösterip iktidarın oluşturmak istediği eğitim sistemine karşı çıkması gerekiyor. Aksi halde gerçekten eğitim aracılığıyla on yıl sonra çok daha farklı  insan tipleriyle karşılayacağız” dedi.

    “AKP İKTİDARI ŞERİATIN TAŞLARINI DÖŞEYECEK”

    Türkiye’de biat kültürünü esas alan bir eğitim anlayışıyla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:

    “Bütün toplumsal kesimlerin örgütlülüğünü sağlaması ve buna çok ciddi karşı koyması gerekiyor. İnsanların özgürlük, demokrasi arayışı Türkiye’deki iktidarlar tarafından hep  bir terör olarak görülüyor. Kendilerince tarif edip toplum nezdinde küçük düşürüp imha edilmesi, yok edilmesi gereken düşünce ve yaşam biçimi olarak tanımlayıp yok etmeyle karşı karşıya bırakıyor. 12 Eylül’ün, demokrasi arayışında olanların üzerinden buldozer gibi geçişi AKP iktidarının zeminini hazırladı. Eğer önlem alınmazsa AKP iktidarı da şeriatın taşlarını döşeyecek. O yüzden AKP iktidarının dinci eğitim modeline karşı ciddi bir şekilde örgütlenerek bu gidişata dur demenin elzem olduğu günlerden geçiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Avcılar Eş Başkanı Değerli: Çocuklarımız için 17 Eylül’de alanlarda olalım-VİDEO

    DAD Avcılar Eş Başkanı Değerli: Çocuklarımız için 17 Eylül’de alanlarda olalım-VİDEO

    PİRHA – Yeni eğitim müfredatının açıklanmasından sonra birçok ailenin tedirginlikleri giderek artıyor. Alevi Kadın ve DAD Avcılar Şubesi Eş Başkanı olan Şebnem Değerli, eğitim müfredatından duyduğu tedirginliği PİRHA’ya değerlendirerek, 17 Eylül’de yapılacak mitin için çağrıda bulundu. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Avcılar Şubesi Eş Başkanı Şebnem Değerli PİRHA’ya konuştu. Alevi olan Şebnem Değerli, 17 Eylül’de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile aldıkları karar doğrultusunda alanlarda olacaklarını duyurdu.

    “BİR ANNE OLARAK KAYGILIYIM”

    Şebnem Değerli, yeni eğitim müfredatıyla eğitimden duyduğu tedirginliğin giderek arttığını belirterek, neden alanlarda olacağını şöyle anlattı:

    “Her şeyden önce Alevi kimliğimi bir kenara bırakıp iki çocuk annesi olarak eğitimden dolayı kaygılarım giderek arttı. Gelinen son süreçte görüyoruz ki çocuklarımızın okulda aldığı eğitim vahim durumda, zorunlu din dersleri çocuklara kötü bir şekilde dayatılmakta. Zorunlu din dersi diyoruz ama gerçekten yaşadığımız örneklerde de görüyoruz. 12 yaşındaki oğlum her gün okuldan bunun örnekleriyle geliyor. Çocuklara zorla namaz kıldırmaktan tutun da sofraya otururken bile bana ‘dua edilmeden, besmele çekilmeden yemek yenilmez’ diyerek anne çok korkuyorum ‘işte biz bunları yapmazsak ölecekmişiz’ gibi örneklerini ben kendi çocuğumdan duyuyorum. Ben anne olarak çok kaygılanıyorum.”

    “ÇOCUKLARIMI KENDİ İNANCIMLA BÜYÜTMEK İSTİYORUM”

    Aleviler olarak inançlarını yaşayamadıklarını belirten Şebnem Değerli, Alevilik inancını çocuklarına öğretemediklerinden yakınarak, “Alevilik okul kitaplarında yok” dedi.

    “Alevilik inancının İslamlaştırılması, devlet Aleviliğinin dayatılması, bir anne ve Alevi biri olarak bunları istemiyorum” diyen Değerli, Çocuklarını bu kaygılarla büyütmek istemediğini ekleyerek, “Alevi inancını çocuğuma yaşatmak istiyorum. Kendi inancımla çocuğumun büyümesini istiyorum” ifadelerini kullandı.

    Yeni eğitim müfredatına karşı 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak mitinge çağrıda bulunan Alevi kadın ve DAD Avcılar Şubesi Eş Başkanı Şebnem Değerli, “Bu süreçten kaygı duyan her Alevinin, yurttaşın, adaletten ve vicdandan yana olan herkesin 17 Eylül’de alanlarda olmasını istiyorum. Çünkü bizler bu süreçte elimizi taşın altına koymazsak yarınlar için çok geç olacak.”  dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Okmeydanı Cemevi Başkanı Şahin: Cihat eğitimiyle çocuklar gittikçe militanlaşır-VİDEO

    Okmeydanı Cemevi Başkanı Şahin: Cihat eğitimiyle çocuklar gittikçe militanlaşır-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı 2017-2018 Eğitim -Öğretim müfredatını tepki toplamaya devam ediyor. Yıllardır zorunlu din derslerine karşı mücadele yürüten Alevi kurum temsilcileri açıklanan yeni müfredata tepki gösterdi. “Yeni eğitim sistemiyle çocuklar gittikçe militanlaşıyor” diyen Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, birlikte mücadele çağrısı yaptı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde açıkladığı yeni eğitim müfredatına tepkiler gelmeye devam ediyor. İstanbul Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin PİRHA’ya konuşarak tepki gösterdi.

    Türkiye’de her geçen gün eğitim müfredatının içeriğinin gittikçe ağırlaştırıldığına dikkat çeken Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, yıllar önce de bazı din derslerinde Alevileri uzaklaştırıp tamamen sünni müfredata geçtiklerini vurguladı.

    Daha ağır şartlarda cihattan bahsederek, küçük yaşlarda okullarda mescitler yapılmaya başlandığını ve namaz kılmayı, abdest almayı öğretmeye başladıklarını söyleyen Şahin, bütün bunların AKP hükümeti döneminde ağırlaştırılmaya başlandığını vurgulayarak bunların okullarda hatta ana okullarda da uygulanmaya başlandığına dikkat çekti.

    “ÇOCUKLAR GİTTİKÇE MİLİTANLAŞIYOR”

    “Çocuklar gittikçe militanlaşıyor” diyen Şahin, bugün cihat çağrısı yapıyorlar, cihat kavramının tehlikeli bir sözcük olduğu söyleyerek şunları ifade etti:

    “Bugün cihat çağrısı yapıyorlar ki cihat çok tehlikeli bir sözcük. Çünkü görüyoruz ki İŞİD’lilerin, aşırı dincilerin kullandığı bir cümledir. Yani demek ki Türkiye’de artık müslüman, dindar, dinine bağlı gençler yetiştirilmeyecek militan gençler yetiştirmek için mücadele ediliyor.”

    “ALEVİLER BUNLARA SESSİZ KALMAZ”

    Alevilerin bunlara sessiz kalmayacağını, Alevi inancında hiçbir ayrımın olmadığını kaydeden Zeynel Şahin, “Bütün herkesin dinine, inancına, ibadetine, kilisesine saygı duyarız. Bizim için kutsaldırlar. Onlar da bizim cemevimizi böyle görmeleri gerekir ama maalesef görmüyorlar” dedi.

    Şahin, Alevi çocuklarının yıllardır zorunlu din derslerine maruz kaldığını, bunu da tamamen sünni geleneğinin ibadetlerini öğrenmek için zorlandığını ve bu yüzden çocukların okullarda başarısız olduğunu o derslere zorla girdiklerini ifade etti.

    “Ama ne yazık ki şimdi daha büyük adımlar atarak ‘Şemsiyenin direği olmadan olmaz’, ‘direksiz çadır olmaz’ gibi benzetmeler yaparak cihat çalışmaları yapıyorlar” diyen Şahin, bunlara karşı mümkün olduğu kadarıyla Alevi kurumları olarak mücadele edeceklerini aktardı.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN HERKES MÜCADELE ETMELİ”

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları var ama Türkiye’de uygulanmıyor. Zorunlu din dersiyle ilgili kazandığımız birçok kararlar var. Avrupa bu kararları uyguluyor ama Türkiye uygulamıyor” diyen Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Bizim için önemli olan Türkiye’de bu kararlara uyulup, uygulanmasıdır” dedi.

    “SADECE ALEVİLERİN MESELESİ DEĞİL, GENÇLERİN GELECEĞİ KÖTÜYE GİDİYOR”

    Bunların sadece Alevilerin meselesi olmadığını, Türkiye’de yaşayan herkesin mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Şahin, “Alevi ailelerin çocukları evlerde ve cemevlerinde bir şekilde yetişiyor. Ama ne yazık ki ülkede gençlerin geleceği kötüye gidiyor. Ülkedeki sünni inancına sahip gençler de kendi inancını tam öğrenmeden militanca yetiştirilmeye çalışılıyor. Bu bütün inançlara zarar verir” dedi.

    Yeni eğitim müfredatını kabul etmediklerini dile getiren Zeynel Şahin, Bu sadece Alevilerin mücadelesi olmamalı, aydın, demokrat, bütün inançlara sahip insanların ortak mücadele etmesi gerekir” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Pir Eren Yıldırım: Zorunlu din dersi işkencesine son verilsin

    Pir Eren Yıldırım: Zorunlu din dersi işkencesine son verilsin

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanı tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan 2017-2018 eğitim müfredatına Alevi kurumlarından ve pirlerinden tepkiler gelmeye devam ediyor. İstanbul Okmeydanı Cemevi Dedesi Pir Eren Yıldırım açıklanan yeni eğitim müfredatına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Pir Yıldırım, “Din dersleri içerik olarak halen Sünnilik kuralları ve anlayışı üzerinden yazılmaktadır. Sünnilik üzerinden tarif edilerek yazılmış Aleviliğin müfredata eklenmesi bir asimilasyondur. Devlet eliyle üretilmiş bir Alevilik, Alevilik değildir. Asimilasyon belgesidir” ifadelerini kullandı. 

    İstanbul Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım “MÜJDE” gibi sunuyorlar ve “Alevilik din dersi müfredatına daha da fazla ekleniyormuş!” başlıklı yazı kaleme aldı.

    Türkiye’de eğitim sorununun önemli bir parçası olan din dersleri hala çözümlenmeyi bekleyen bir sorun olarak ortada durmakta olduğuna dikkat çeken Pir Yıldırım, tarihsel, sosyal ve siyasal çeşitli nedenlerle dinsel alanda sürdürülmek istenen resmi ve dolayısıyla himaye gören Din/ Mezhep anlayışı, bunun dışındaki yorumları yok saymaya, tarafgir bir anlayışı sürdürmeye devam etmekte olduğunu belirtti.

    Yıldırım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), zorunlu Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleri dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine karar verdiğini vurguladı.

    “DEVLET ELİYLE ÜRETİLMİŞ BİR ALEVİLİK ALEVİLİK DEĞİLDİR”

    AKP hükümetinin, AİHM kararlarını, gerekçelerini tanımadığını kaydeden Pir Yıldırım, yeni din dersi müfredatının göz boyama ve asimilasyon belgesi olduğunu belirtti.

    Din derslerinin içerik olarak halen Sünnilik kuralları ve anlayışı üzerinden yazılmakta olduğunu ifade eden Yıldırım, “Sünnilik üzerinden tarif edilerek yazılmış Aleviliğin müfredata eklenmesi bir asimilasyondur. Devlet eliyle üretilmiş bir Alevilik, Alevilik değildir. Asimilasyon belgesidir” dedi.

    “BİLİMSEL EĞİTİM TALEPLERİMİZİ HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Var olan din eğitiminin endoktrinasyona (beyin yıkama) dayalı olduğunu belirten Pir Yıldırım’ın yazısının devamı şöyle:

    “Türkiye’de teknik anlamda bir din eğitimi yerine müfredat da dahil tüm aşamaları devlet memur- ları/görevlileri tarafından belirlenen propaganda amaçlı, endoktrinasyona dayalı bir eğitim sistemi vardır. Devlet görevlileri, devletin ideolojik hassasiyetlerine uygun, ayıklanmış, dizayn edilmiş ve resmi ideoloji perspektifiyle ılımlaştırılmış müfredatlar hazırlamaktadır. Örneğin hükümet, din dersi müfredatına Alevilikle ilgili konuların girmesini istemekte ve ne oranda isterse o oranda bu konular müfredata dahil edilmektedir. Din dersi müfredatı da dahil olmak üzere tüm müfredat büyük oranda pedagojik değil ideolojik gerekçelerle hazırlanmaktadır.

    AİHM kararlarından sonra hükümetin izleyebileceği yollardan biri, inançsızlık da dahil olmak üzere farklı mezhep, din ve inançların birlikte karşılıklı anlayış ve saygı temelinde yaşamasına katkıda bulunabilecek bir dersin okullarda sunulmasıdır. Ancak, böyle bir dersin dahi anayasal zorunluluk olmaktan çıkarılması gerekir.

    Hükümetin izleyebileceği diğer bir yol, sadece Musevilere ve Hristiyanlara tanınan muafiyet hakkının herkese tanınması ve muafiyetin kişinin inancını açıklamayı gerektirmemesidir. Ayrıca, dersten muaf olan öğrencilerin isteklerine uygun, inanç özgürlüğünü ihlal etmeyecek başka bir derse yönlendirilmesi beklenir. Ayrımcılık doğurmayan bir muafiyet mekanizmasının yaşama geçirilmesi, oldukça hızlı bir biçimde atılabilecek ve elzem bir adımdır.

    Din ve eğitim alanındaki çoğu tartışmanın devlet ve ebeveyn hakları ekseninde gelişmesi, bu süreçte çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerinin dikkate alınması haklarına ya da din ve vicdan özgürlüğü haklarına hiçbir atıfta bulunulmaması temel bir eksikliktir. Hükümetin din ve eğitim alanında bundan böyle atacağı adımlar, çocuk hakları temelli bir bakışın da eşlik etmesi gerekir.

    Farklı kültür ve inançlardan öğrencilerin birbirleriyle ilişki içinde olduğu kamu okullarında, öğrencileri zorla bir dini kimlik üzerinden şekillendirmek ve din dayatmak kabul edilemez. AİHM kararları, laiklik ilkesi gereği, Türkiye devletine, tüm inananlar ve inanmayanlar karşısında tarafsız kalmasını emretmiştir.
    Bu ilkeye göre laik, demokratik, sosyal ve hukuk devletinin bir dini ve dayattığı din eğitimi olamaz.

    Biz, AİHM kararları, laiklik ve bilimsellik ekseninde taleplerimizi haykırmaya ve hakkımızı savunmaya devam edeceğiz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardan olmayacağız.

    Uygulaması zorunlu olan bu AİHM kararı üzerine, Alevi toplumu olarak hükümetten, inancımıza saygı göstermesini bir kez daha talep ediyoruz.”

    HABER MERKEZİ