Etiket: yeni müfredat

  • ‘Son müfredat dindar nesil yetiştime programı; bütün toplum laiklik mücadelesine katılmalı’-VİDEO

    ‘Son müfredat dindar nesil yetiştime programı; bütün toplum laiklik mücadelesine katılmalı’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı ve Eğitimci Cuma Erçe, son müfredatın, hedefledikleri dindar ve kindar neslin yetişmesini sağlayacak zemin hazırlayan bir program olduğunu vurgulayarak, “Bunun sonuçları ağır olacak” uyarısında bulundu. Toplumsal muhalefete birleşme çağrısında bulunan Erçe, “Toplumsal muhalefet kesimleri de sadece kendilerine dokunulduğunda değil toplumun tamamının sorunlarını kendi sorunları olarak gördüklerinde ancak başarıya ulaşabilirler” dedi.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.

    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.

    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.
    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı ve Eğitimci Cuma Erçe ile konuştuk.

    “SON MÜFREDAT, DİNDAR VE KİNDAR NESLİN YETİŞMESİNİ SAĞLAYACAK ZEMİNİ HAZIRLAYAN BİR PROGRAM”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla ile eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    CUMA ERÇE: Mevcut Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitim müfredatı uzunca bir zamandan beri karşı çıktığımız gericiliklerle dolu. Aslında bilimden oldukça uzak bir program. Sadece velilerin örgütlendiği kurumlar değil, eğitim sendikaları, demokratik kitle örgütleri mevcut programın yani önceki programın onlarca eksiğini bugüne kadar raporlaştırdık. Yani o programda bizim iddia ettiğimiz alabildiğine gerici bir içeriğe sahip olmanın dışında aynı zamanda ırkçı bulduğumuz bir programdı, cinsiyetçi bir programdı, insanların kendi ana dilleriyle eğitim yapmalarını engelleyen bir programdır. Çocukları bilmedikleri dünyalara götüren, onları hayal dünyalarında ya da inançsal anlamda onlara çok ciddi zararlar verecek nitelikte dinsel eğitimi zorunlu kılan bir programdı, dolayısıyla ayrımcıydı. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuklara cinsiyetçi bir yaşamı öğretiyordu. Geçmiş programın halkı düşmanlaştırıcı etkiye sahip, alabildiğine tarihi çarpıtan yanlarını defalarca rapor ettik. Sadece biz değil bu alandaki uzmanlar, eğitim sendikaları, akademisyenler raporlaştırdı. Kimi zaman düzenlemeler yapıldı, kimi zaman iyileştirmeler de oldu. Örneğin kitapların içerisinde cinsiyetçi bir takım söyleyemler kaldırılmıştı. Başka milliyetleri, başka milletleri düşmanlaştıran, onları hakir gören, aşağılayan ifadelere yönelik itirazlarımız olmuştu, bunlardan bir kısmı kabul edilmişti. Dolayısıyla toplumun şöyle anlaması bizi sıkıntıya sokar, üzer; mevcut Millî Eğitim Bakanlığı müfredatı çok doğru, çok çağdaş, çok ilerici, laiklikten yana bir program ve AKP hükümeti bu programı bu maarif modeliyle bozdu gibi bir yaklaşımımız yok. Böyle algılanmasını doğru bulmayız. Mevcut program gericiydi, mevcut program ırkçıydı, mevcut program cinsiyetçiydi, mevcut program kutuplaştırıcıydı ama Millî Eğitim Bakanlığı’nın son hazırladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli denilen program tam anlamıyla mevcut program içerisindeki kimi çağdaş ifadeleri, kimi çağdaş yaklaşımları da tümüyle ortadan kaldıran, laikliğe yapılan kimi vurguları da ortadan tamamen kaldıran ve aslında hedefledikleri dindar ve kindar neslin yetişmesini sağlayacak zemin hazırlayan bir programdır.

    “TOPLUMDAKİ ÇÜRÜME ZATEN BELLİ BİR NOKTAYA GELMİŞKEN ÇOK DAHA ARTARAK DEVAM EDECEK”

    Bu program Türkiye’nin yönünü çağdaşlığa, batıya değil daha geri, daha Orta Doğu ülkelerine çeviren, dinsel motifleri yaşamın her alanına sirayet etmiş bir yaşamı zorunlu kılan, kendileri gibi olmayanları, kendi gibi düşünmeyenleri, kendi gibi inanmayanları düşman gören, aşağılayan ve onların aslında yok edilmesi gereken insanlar olduğunu ifade etmeye çalışan, kadınları ikinci sınıf değil aslında neredeyse insan yerine dahi koymayacak bir anlayışı kimi gizli ifadelerle, kimi açık ifadelerle çocukların kafasına sokan, daha da kötüsü çocukların aslında elle tutamayacakları, gözle göremeyecekleri kavramlarla -öbür dünya kavramı, cennet cehennem kavramı, katran kazan kavramı, kıldan ince köprü kavramı, zebani kavramı, şeytan kavramı, melek kavramı, günah sevap kavramları gibi, ateşlerde yanmak kavramları gibi – çocukların soyut düşünemeyecekleri dönemlerde onları soyut düşüncelere iten, onlara kalıcı sağlık problemleri, kalıcı zihinsel problemlerin oluşmasına sebep olan, çocuklarda kekemelik, altına kaçırma, gece ağlamaları, korkuları oluşturan bir biçimi ortaya koyuyor. Aslında mevcut iktidarın tam arzu ettiği, tam istediği aylarca, yıllarca üzerinde çalıştığı ve profesyonelce tam da bahsettikleri biçimiyle dindar, kindar ve itaatkâr bir toplum yaratmayı hedefledikleri bir program hazırladılar. Bu müfredatın içerisinde bilim yok, bu müfredatın içerisinde sanat yok, edebiyat yok, kültür yok. Bunun sonuçları ağır olacak. Bu programda yetişen çocuklar bir süre sonra kendileri gibi inanmayanları öteki, kendileri gibi yaşamayanı öteki olarak görecekler, kendi gibi konuşmayanı öteki olarak görecekler, kendi cinsiyetleri dışındakileri öteki olarak görecekler ve toplumdaki çürüme zaten belli bir noktaya gelmişken çok daha artarak devam edecek ve bu çürüme ülkeyi ne yazık ki bir süre sonra kendi topraklarını bile savunamayan, onun bunun uşağı olmuş, bir toprak parçasına dönüştürecek. Bugün Afganistan’da olduğu gibi, ne yazık ki Lübnan’da olduğu gibi, ne yazık ki Pakistan’da olduğu gibi, Suudi Arabistan’da, Yemen’de olduğu gibi emperyalist ülkelerin oyuncağı haline gelmiş bir toprak parçasına dönüşecek. Böyle bir tehlike içeriyor.

    “EĞİTİM SİSTEMİNİZ DİNSEL ÖGELERLE DOLDURULMUŞ İSE BİLİME MERAK SAĞLAMANIZ MÜMKÜN DEĞİL”

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu ülkenin bilimden uzaklaşması aslında ülkenin tümden emperyalist ülkelerin boyunduruğu altına girmesiyle eşdeğer bir şey. Siz bilimden uzaklaştığınızda, bilimi rehber edinen ülkelerin boyunduruğu altına girersiniz. Onların teknolojilerine muhtaç olursunuz, onların ürettiklerine muhtaç olursunuz. Çok çarpıcı bir örnek vereyim size; Lübnan’da İsrail’in son yapmış olduğu saldırılardan bir tanesi neydi? Çağrı cihazlarının telsizlerin patlatılmasıydı. Siz kendi çağrı cihazımızı kendi telsizinizi kendiniz üretemezseniz, kendi uçağınızı, kendi televizyonunuzu, kendi aracınızı, kendi makinanızı, kendi bilgisayarınızı kendiniz üretemezseniz başkalarına bağlı olursunuz. Şu kullanmış olduğunuz kamerayı kendinizin üretebilmesi için, kullandığınız telefonu kendinizin üretebilmesi için bilime değer vermelisiniz. Bilime değer vermenin yolu da eğitimi tümüyle laik kılmaktan geçer. Eğer eğitim sisteminiz laik değilse, dinsel ögelerle doldurulmuş ise sizin bilime merak sağlamanız mümkün değildir. Bilimde ilerlemeniz mümkün değildir, çağdaşlaşamazsınız.

    “OKULLARIMIZ CEMAATLERE VE TARİKATLARA TESLİM EDİLMİŞ DURUMDA”

    Bugün okullarda siz çocukları oluşturduğunuz Kâbe maketlerinin etrafında dolandırmaya başlarsanız, çocuklara okullarda birtakım kıyafetler giydirip onlara haydi namaz zamanı, haydi camiye gidiyoruz derseniz bu çocukların bilimle yakından uzaktan ilgileri olmaz. Bilimden uzaklaşan çocuklar dünyaya ayak uyduramazlar, teknolojiye ayak uyduramazlar ve bilime dayalı olan her şeyden mahrum kalırlar. Ama siz bilimin nimetlerinden yararlanmak zorundasınız. Hepimiz hastalandığımızda hastaneye gidiyoruz. Hastanedeki bütün araç gereçler, ameliyat malzemeleri, bütün röntgenler, MR’lar, akıllı tomografiler, aklınıza ne geliyorsa hepsi bilimin bize nimeti, bilimin sunduğu hizmetler. Onların hiçbirini din sunmaz size. Din insanla inandığı şey arasındaki bir ilişkidir. Ama siz okullarda çocukları sadece bu alana hapsederseniz, o alandan çıkamayan çocuklar birtakım hurafelerle, birtakım çağ dışı, birtakım bilim dışı, akıl dışı meselelerle kafa yorarlar. Ülkemizde her geçen gün ana sınıflarına kadar, kreşlere kadar indirgenen çağ dışı, dinsel eğitim, bilimden uzak, akıldan uzak eğitim maalesef kendini daha da geliştiriyor. Ve okullarımız cemaatlere ve tarikatlara teslim edilmiş durumda.

    “HİÇBİR BİREY KENDİ ANA DİLİNDEN MAHRUM EDİLMEMELİDİR”

    -Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?

    Bunların hepsi aslında bir başlık altında toplanabilecek şeyler, o da bilimsel eğitim. Bilimsel eğitim zaten laik olmak zorundadır. Ama Türkiye toplumuna bunları anlatmak o kadar zordur ki. Bilimselliğin yanına laikliği de koymak zorunda kalırsın. Halbuki bilimsel eğitim; çağdaş olmak, laik olmak, parasız olmak durumundadır. Ve bilimsel eğitim aynı zamanda her haliyle zaten akılcılığı ifade eden bir kavram. Bilimsel eğitim cinsiyetçiliği reddeder, tekçiliği reddeder, inkârı reddeder. Aklın rehberliğini kabul eder. Aslında laiklik gerçek anlamıyla, gerçek kavramıyla ki zaten bir tane kavramı vardır. Türkiye’de bu da çok doğru anlaşılmamaktadır. Laiklik aslında bilimin ta kendisidir, laiklik özgürlüktür. Yaşamın her alanında, din de dahil olmak üzere her şeyin kendini özgürce ifade edebildiği, kendini geliştirebildiği fırsatlar sunar. Bizim açımızdan bu ülke eğer sanatta, bilimde, kültürde, sporda, resimde, sinemada aklınıza gelen ne varsa şiirde, edebiyatta, resimde gelişmesi için, birincil koşullar laikliktir. Laik eğitimi bilimsel eğitimin en önemli ayağı olarak görürüz. Eşit yurttaşlığı da esas alan bir eğitim modeline ihtiyaç var. Bu ülkede yaşayan herkesin dili, dini, ırkı, mezhebi, cinsiyeti, memleketi, dünya görüşü ne olursa olsun herkesin eşit birer yurttaş olduğu bilincini geliştirecek bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Bu eğitim sistemi zaten laik olmak durumundadır, bilimsel olmak durumundadır. Pedagojik olarak çocukların her şeyi doğru anlayabilmeleri, olduğu gibi anlayabilmeleri için artık dünyanın her yerinde evrensel bir kuraldır bu kendi anladıkları, kendi analarının diliyle bunu yapabilmeleridir. Çünkü bütün çocuklar ana dilleriyle rüyalarını görürler. Bütün çocuklar ana dilleriyle düşünürler. Hiçbir birey kendi ana dilinden mahrum edilmemelidir. Ülkemizde bilmediğimiz onlarca dili öğretmeye çalışan ama bunu bile başaramayan bir eğitim sistemimiz var -İngilizce, Fransızca, Almanca vesaire- ama bu ülke topraklarında konuşulan onlarca dil, kayboldu. Karadeniz’de konuşulan dillerin çoğu artık konuşulamıyor. Eğitim ana dilinde olmalıdır, tüm çocuklar için ana dilinde olmalıdır. Kürt çocukları için de, Rum çocukları için de, Almanya’da yaşayan Türkiyeli çocuklar için de, Amerika’da yaşayan Afrikalı çocuklar için de eğitim tüm dünyada ana dilinde verilmelidir ama laik ve bilimsel normda gerçekleşmelidir.

    “OKULLARDA YAŞANAN SORUNLARI TOPLUMUMUZ, VELİLERİMİZ ÇOK NET GÖRMÜYOR”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Bizim son dönemlerde en çok uğraştığımız, çabaladığımız alan şu; bu ülkenin yoksul, emekçi halkları yaşadıkları problemleri ne yazık ki çok fark edemiyor. Birebir yaşıyor ama bu problemlerin ana kaynağının ne olduğunu algılamada çok zorluk çekiyor. Yaşadığı yoksulluğu neredeyse önemli bir kısmı Allah’ın bir hikmeti olarak görüyor. Bunların karşılığında bir başka dünyada, öbür dünyada onların deyimiyle söylüyorum öbür dünyada mükafatlarını alacaklarını düşünüyorlar hatta kimi din insanları, kimi din adamları yoksulluğu Allah’ın vermiş olduğu bir ödül gibi değerlendiriyorlar. Toplumun yaşadığı problemlerin farkına varamamasıyla ilgili çok ciddi bir problem yaşadığımızı görüyoruz. Pazar yerlerinin atıklarını toplayan 70 yaşındaki teyze, onu toplamak zorunda bırakılmasının gerçek sebebini anlayamıyor, bilemiyor. Bugün eğitim kurumlarında yaşanan sorunlar da bu şekilde. Eğitim kurumlarında yaşanan sorunlardan kimi velilerimiz, kimi anne babalar maddi durumlarını zorlayarak çocuklarını bir başka mahallenin okullarına götürerek kurtarmaya çalışıyor. Kimi anne, babalar çocuklarını çok zorlanarak, borçlanarak özel okullara yazdırarak bu sorunlardan kurtulmaya çalışıyor. Aslında sorundan kaçıyor. Bir kısmı sorunun farkında ama önemli bir kısmı için de şöyle bir durum söz konusu; zengine fen dersi fakire din dersi reva gibi algılandığı için okullarda yaşanan sorunları toplumumuz, velilerimiz çok net görmüyor.

    “ÇOCUKLARIMIZ CİDDİ BİR GELİŞME PROBLEMİYLE KARŞI KARŞIYA”

    Bugün çocuklarımız ne yazık ki çok ciddi bir gelişme problemiyle karşı karşıya. Bugün çocuklarımız dünyadaki olması gereken ortalamaların çok altında bir kemik gelişimine sahipler. Sebebi, yeteri kadar süt içemiyorlar, yeteri kadar kalsiyum alamıyorlar, yeteri kadar vitaminlerden nasiplenemiyorlar, meyveyi yiyemiyorlar. Çocuklarımızın zihinsel gelişimleri açısından çok tehlikeli günler bekliyor bizi. Bodurluk başladı. Yani birilerimizin anlayamadığı, uğrayamadığı bir şekliyle, yoksul çocuklar bodurlaşıyorlar, kısalıyorlar, cücelik başladı. Hem zihinsel gerilik, hem bedensel gerilik, hem kemiksel anlamda gerilik ne yazık ki korkunç noktalara geldi.

    “OKULLARDA KORKUNÇ BİR HİJYEN PROBLEMİ VAR, ÇOCUKLARIMIZ  TEMİZ SUYA ULAŞAMIYORLAR”

    Okullarımızda korkunç bir hijyen problemi söz konusu, okulları pislik götürüyor, okullar yaşanamaz hale geldi, okullar temizlenmez hale geldi. Diğer bir taraftan çocuklarımız günlük ihtiyaçları olan temiz suya ulaşamıyorlar. Bir çocuk günde sadece yarım litre su içebilmesi için minimum on beş lira para vermesi gerekiyor. Çocuklar beslenemiyorlar, çocuklar kuru ekmekle okula gitmek zorunda kalıyorlar. Bir eğitimci olarak söylüyorum, okullar arasında fırsat eşitsizliği çok derin. Kimi okullar çok gelişmiş teknolojik araçlarla donatılmışken, kimi okullar depreme dahi dayanıklı değil. Kim okullarda akıllı tahtalar, kimi okullarda kara tahtalar. Kimi okullarda bilgisayar düzenekleri, kimi okullarda defteri bulamayan çocuklar. Kimi okullarda on beş kişilik sınıflar, kimi okullarda altmış kişilik sınıflar. Kimi okullarda öğretmensiz geçen sınıflar, kimi okullarda özel öğretmenler. Dolayısıyla okullarda yaşadığımız problemler had safhada bunu toplumun bütün kesimlerine doğru anlatabilmek gerekiyor.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI VERDİĞİMİZ MÜCADELEDE HAKLI OLDUĞUMUZU BİR KERE DAHA ORTAYA ÇIKTI”

    -Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Ülkede ne yazık ki yaşamın her alanına sirayet etmiş bir hile söz konusu. Ne yazık ki yüzyıllardır bir devlet geleneğine sahip olduğunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çağdaş, “daha medeni ülkelerin” iktidarlarını, hükümetlerini ya da hatta imza attıkları uluslararası anlaşmalarla kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni dahi kandırabiliyorlar. Yani onlar da kandırılmaya çok müsaitler ya da bilerek kanıyorlar, bilmiyoruz. Ya da danışıklı dövüş var aralarında, bilmiyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızdan kaynaklı verilen kararların önemli bir kısmını Türkiye sanki ilerleme kaydetmişçesine birtakım hilelerle, hileli adımlarla sanki Türkiye’de ilerleme varmış gibi algılatabiliyorlar. Belki de Avrupa bunları bilerek danışıklı dövüşlü bir şekilde yapıyor. Ahmak olması mümkün değil bu kadar, görmemesi mümkün değil. Örneğin mahkemelerin, davaların önemli bir kısmında, Türkiye yaptığı savunmalarda, ‘Alevilerin yok sayıldığı iddiaları doğru değildir. Bakın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurduk’ diyebiliyor ve o “medeni devletler” de buna inanıyorlar. Halbuki kurdukları başkanlık Aleviliğin tümden ortadan kaldırılması için gayret gösteren, çaba harcayan bir kurum. Ya da ‘zorunlu din dersleriyle ilgili yapılan itirazlarda Aleviler haklıydı. Biz de din dersleri, kitaplarını Alevilik koyduk’ diyorlar. Din kitaplarına koydukları bir iki sayfa Alevilikle ilgili yalan bilgileri, doğruyu yansıtmayan bilgileri Alevilik olarak yutturup o yine tırnak içinde medeni ülke dediğimiz ülkeler de ‘evet bak koymuşsunuz’ diyerek bunlara kanıyor, bilerek ya da bilmeyerek. Yıllardır zorunlu din dersleri noktasında verdiğimiz mücadele ve bütün bunlara dair kazanımlarımızın hala uygulanamaması bu ülkede başka adaletsizlikleri de önünü açtı.

    “SADECE ALEVİLERİN LAİKLİK MÜCADELESİ VERMESİYLE BU ÜLKE DÜZLÜĞE ÇIKMAZ”

    Alevilerin mahkemelerden çıkarttıkları kararların dahi tanınmamasının geldiğimiz aşamadaki bir karşılığını söyleyeyim; bu ülkenin en tepe noktasındaki mahkeme Anayasa Mahkemesi’dir. Anayasa Mahkemesi seçilmiş bir milletvekilinin mecliste olması gerektiğini söylüyor ve bu yapılan uygulamanın yanlışlığını söylüyor ama Anayasa Mahkemesi bu devlet tarafından, hükümet tarafından tanınmıyor. Farkı ne? Bu devletin imzaladığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karar altına aldığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği zorunlu din dersleriyle ilgili karar uygulanmadığı gibi bugün de Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı da uygulamayan hale geliyor. Demek ki neymiş? Adalet sadece bizim için lazım değilmiş. Zorunlu din derslerine karşı verdiğimiz mücadelede de, Diyanet’e karşı verdiğimiz mücadelede de, laiklikle ilgili verdiğimiz mücadelede de ne kadar haklı olduğumuz ortaya bir kere daha çıktı. Mücadelemiz devam edecek. Sadece Alevilerin laiklik mücadelesi vermesiyle bu ülke düzlüğe çıkmaz, başarı elde edilemez. Bütün toplumun, pazar yerinden atık domatesleri toplamak zorunda olan ama bunun sebebini kavrayamayan insanlar bu mücadeleye katıldıklarında amacımıza ulaşırız.

    “DÜŞMANIMIZ ORTAKTIR, ULAŞMAK İSTEDİĞİMİZ YERDE HEPİMİZ AÇISINDAN ORTAKTIR”

    -Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde mağdurların, mazlumların, ötekilerin güçlerini birleştirememesinin, egemenler açısından çok büyük nimet olduğunu düşünüyorum. Sadece Türkiye topraklarında değil, dünyanın her yerinde ezilenler, sömürülenler, yok sayılanlar, öteki duruma getirilenler güçlerini birleştiremedikleri için ne yazık ki emperyal ülkelerin bütün o kirli politikalarının kurbanını oluşmuş durumdalar. Bizim ilimizin toprağı kadar dahi olmayan İsrail bugün koskoca Orta Doğu’ya kök söktürüyor. Bunun ana sebebi, Orta Doğu’daki mazlumların birbirlerini boğazlamaktan, birbirlerinin boğazını kesmekten zaman bulup İsrail yayılmacılığını, Siyonizm’i ve arkasındaki ABD emperyalizminin gücünü görememelerinden kaynaklıdır. Bizim ülkemizde de yoksul haklar birbirlerine düşmanlık yapmakta ki düşmanlaştırıldılar, kutuplaştırıldılar, özellikle bu yapıldı ve bu nimetlerini topluyorlar. Yoksullar, emekçiler, emekliler, çiftçiler, köylüler, kadınlar, çevreciler, hayvanseverler, aklınıza gelen bütün mağdurlar, bütün ötekiler, birbirleriyle uğraşmaktan, güçlerini birleştirmemekten kaynaklı, yaşadığımız bütün bu kötülüklerin ne yazık ki sonuçlarına katlanıyor. Dolayısıyla esas olarak toplumsal muhalefet kesimlerinin kendilerine rehber edinmeleri gereken şey; bütün ötekilerin birlik içerisinde mücadele etmesidir, düşmanımız ortaktır. Aslında ulaşmak istediğimiz yerde hepimiz açısından ortaktır. Bugün emekliler ayrı yerlerde, maden işçileri ayrı yerlerde, çevreciler ayrı yerlerde, kadınlar ayrı yerlerde mücadele ettikleri sürece bu köhne, bu ceberut yapı devam edecektir. Toplumsal muhalefet kesimleri de sadece kendilerine dokunulduğunda değil toplumun tamamının sorunlarını kendi sorunları olarak gördüklerinde ancak başarıya ulaşabilirler.

    “SERMAYE İÇİN İTİBARDAN TASARRUF EDİLMEZ FAKAT ÇOCUKLARIN GELECEĞİNDEN TASARRUF EDİLİR”

    -Okullarda tasarruf adı altında temizlik görevlisi çalıştırılmamasını nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu bir zulüm. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geldiği noktayı gösteren bir durum. Çok yoğun tepkiler sayesinde 30 bin civarında bir temizlik elemanının görevlendirildiği bilgisi geldi. Bunların çalışma yöntemlerini bilmiyoruz, bunlar tam zamanlı mıdır? Ne kadarı maaşlıdır? Geçici işçi midir? Bunları bilmiyoruz ama bu çok vahim bir durum. Ülkenin büyük kesiminde, bu tasarruf tedbirlerinden kaynaklı çok daha büyük problemler ile karşı karşıyayız. Okullar açıldığında bu biraz görünür olduğu için gün yüzüne çıktı. Aslında birçok alanda bu sıkıntıları görmek mümkün. İzmir Adliyesi’ne yazın çok sıcağında gittiğimde koridorların hamam gibi olduğunu ama odaların serin gibi olduğunu görmüştüm. Oradaki görevliye sordum ‘klimalar mı bozuk?’ diye. ‘Hayır, tasarruf tedbirlerinden dolayı’ dendi. Halbuki kapısı penceresi açık idarecilerin, yöneticilerin, savcıların, hakimlerin odaları püfür püfür esiyordu ama koridorlar yanıyordu. Böyle bir ülkeye geldik. Hala o şatafatlı masalar, hala o büyük konvoylar, hala o devlet törenleri, karşılama törenleri devam ediyor, sermaye vergiden muaf tutuluyor, sermaye neredeyse hiçbir uçağın inip kalkmadığı havaalanlarından kaynaklı para alıyor, köprülerden para alıyor, otoyollardan para alıyor. Sermaye için tasarruf yok hatta itibardan tasarruf edilmez fakat okullardan edilir. Çocukların geleceğinden tasarruf edilir, çocukların su ihtiyacından, çocukların süt ihtiyacından, çocukların et ihtiyacından tasarruf edilir ama itibardan tasarruf edilmez. Saraylarımızın ışıkları sabahlara kadar yanmalı ama bunun karşılığında çocuklarımız susuz da kalabilir, etsiz de kalabilir, meyvesiz de kalabilir, vitaminsiz de kalabilir. Çünkü biz büyük milletiz, büyük ülkeyiz, büyük devletiz!

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

    -‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

  • Mevlüt Akbal: Eğitimi dinselleştiren müfredata karşı sokakta mücadele vermeliyiz-VİDEO

    Mevlüt Akbal: Eğitimi dinselleştiren müfredata karşı sokakta mücadele vermeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Örgütlenme Sekreteri, Eğe Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, AKP tarafından uygulamaya konulan ve eğitim sistemini dincileştiren “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne tepki gösterdi. Akbal, eğitimin bir bütün olarak gericileştirilerek  çocukların dine yönlendirildiğini belirterek, bu müfredatın iptali için sokakta mücadele verilmesi gerektiğini söyledi. 

    AKP hükümetinin hazırladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredat, 9 Eylül’den itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla din derslerin saatleri arttırıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel örgütlenme Sekreteri Mevlüt Akbal, AKP hükümetinin uyguladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “EĞİTİM BİR BÜTÜN ABLUKA ALTINA ALINMIŞ DURUMDA

    Eğitimin, ÇEDES’le başlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla uygulanan yeni müfredatla devam eden bir abluka altında olduğunu belirten Akbal, “ÇEDES’le ilgili Alevi kurumları eğitim kurumlarıyla, sendikalarla, laikliği kendine dert edinen sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ortak bir dizi çalışma yaptı. ÇEDES’e ve 2 saatlik zorunlu seçmeli din dersine karşıyken daha farklı uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Biz bunlara karşı yakınırken ve mücadele ederken karşımızdaki yapı durmuyor. Bunlar bu sefer tüm eğitim modelini dinselleştiren bir yerden yeni bir model önümüze koydular. Bu model ortaya çıkarılmış biçimi ile içeriğiyle,  uygulamasıyla laik, çağdaş eğitimle, pedagoji ile bilimle ilgisi yok” dedi.

    “EĞİTİM BİR BÜTÜN OLARAK İÇERİĞİ BOŞALTILARAK DİNSELLEŞTİRLDİ”

    ÇEDES projesi uygulanırken belli bir dirençle karşı karşıya kaldıklarını belirten Akbal, şunları kaydetti:

    “Veliler benim çocuğum okul dışında öğretmen vasfı olmayan birileri tarafından hazırlanan projelerde yer almasını istemiyorum diye dilekçeler verdi. Baktılar ki ÇEDES gibi projelerle yürümüyor, bu sefer de eğitimi bir bütün olarak gericileştirme çalışmaları başlattılar. Eğitimin bir bütün olarak içeriği boşaltıldı. 4 yıllık bir ortaokulda, lise eğitiminde fen saati 80 iken din dersleri 320 saate çıkarıldı. Burada dini referanslar kullanılıyor.
    Bu uygulamalara karşı Alevi kurumları eğitim kurumları ile birlikte  platform oluşturdu. Laik eğitim platformu çalışmalarını sürdürdü. Hem sendikal düzeyde hem de Alevi kurumları düzeyinde. Sene başında çeşitli basın açıklamaları yapıldı. Ama veli ayağı istediğimiz gibi değil. O karşı çıkışların ilk etabı olan okul boykotu gerçekleşmedi.

    Yeni eğitim maarif modeli gelecekte çok büyük sorunlara neden olacak. Laiklik biz biliyoruz ki Türkiye’nin en önemli birleştiricisi. İnsanların dini farklılıklarını istediği gibi yaşayıp aynı ülkenin vatandaşı olarak kalabilmesinin temel şartlarından biri olmasıdır. Eğer siz bu laikliği böyle erozyona uğratırsanız, yok ederseniz bu ülkenin birliğine, beraberliğine kardeşliğine vuracağınız en büyük darbedir.”

    “HACI BEKTAŞTA OLDUĞU GİBİ ALANA DÖNÜK MÜCADELE ŞART”

    PSAKD Genel örgütlenme Sekreteri Mevlüt Akbal, uygulamaya konulan müfredata karşı okullara dilekçeler verildiğini belirterek, okullardaki dinselleşmeye karşı sokakta mücadele edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    PİRHA- 9 Eylül’de açılması planlanan okullar, ‘zorunlu din dersi’ ve ‘ana dilde eğitim’ tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Milyonlarca öğrenci ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din derslerin tabi bir şekilde yeni eğitim ve öğretim yılını karşılıyor.

    Yeni eğitim ve öğretim yılı 9 Eylül’de başlayacak. Farklı halklardan milyonlarca çocuk, bu yıl da yeni eğitim ve öğretim yılını ana dilde eğitim alamadan karşılıyor. Yine sayısı arttırılan ve haftada 16 saate çıkarılan zorunlu din dersleri çocuklar için zulüm aracı olurken, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olan ÇEDES projesi ile  toplumun siyasal İslam ideolojisi doğrultusunda dönüştürülmesi hamlesinin bu eğitim yılında da hız kesmeden devam edeceği belirtiliyor.

    Türkiye’deki eğitim ve öğretimin niteliği AKP ve MHP iktidarı bloğunun iz düşümü olarak varlığını koruyor. Siyasi, idari ve toplumsal anlamda çürümüşlüğün belki de kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında Türkiye’deki eğitim politikaları geliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendisini tekçi, mezhepçi ve cinsiyetçi kodlarla inşa eden ancak evrensel değerlerle büyümeye ve yoluna devam etmesi gereken eğitim politikaları AKP ve MHP iktidarı döneminde daha fazla gericileşmiş, bilimsellikten uzak, demokratik temayüllerden uzak ve daha fazla eril bir tarzda bütün toplumsal sorunların merkezini oluşturuyor.

    EĞİTİM SİSTEMİNİN KENDİSİ BİR ASİMİLASYON SİSTEMİ

    Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkedeki eğitim sistemi Türk/Müslüman olmayan bütün halkların asimilasyonu ve o halkların çocuklarının kendilerine dönük yabancılaşma sürecinin bir sonucu olarak geldi. Eğitim sistemini güçlendirmek için hazırlanan müfredatlar ya da AKP döneminde uygulanan 4+4+4 sistemi gibi bütün uygulamalar asimilasyon, Türklük/Müslümanlık dışında kalmış bütün halkların asimile edildiği yabancılaştığı bir sürece hizmet eden kurumsallaşmalar olarak bugüne kadar kendisini getirdi. Bireyin ve çocuğun kendi özüyle ilgili bütün hakikat olgusunun dışında yabancılaşmasını dayatan bu tekçi ve asimilasyoncu süreç toplumun bütününü mağdur eden bir süreç olarak varlığını koruyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİ

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da veliler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    DİN DERSLERİNDE İKTİDARIN AİLE MODELİ ÖĞRETİLİYOR!

    Okullardaki din eğitimi için hazırlanan kitaplar ise tartışmaların önemli bir kısmını oluşturuyor. Diğer inançları öteleyen, kadını aşağılayan anlatım ve görsellerin yer aldığı kitaplardaki aile yapısı da AKP’nin istediği ‘aile modeli’ olarak yorumlanıyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİNE DÖNÜK MAHKEME KARARLARI!

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret dili ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    ANA DİLDE EĞİTİM TALEBİ

    Özelikle Kürtçe ana dilde eğitim önündeki engeller ülkedeki milyonlarca Kürt’ün temel meselesi. Kürtçe’nin lehçeleri “Yaşayan Dil ve Lehçeler” adı altında ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulsa da bu konuda öğrencilere sınırlamalar getiriliyor ya da derslerin verilmesi engelleniyor.

    Ana dilde eğitim-öğretimden yoksun bırakılan halklar, bugüne kadar bu taleplerinden hiç vazgeçmedi. Ulus devletlerin “resmi” dil dayatması ile dünyada 6 bine yakın dilin yok olduğu belirtiliyor. Türkiye’de bu dayatmayla 3 dil yok oldu; 15 dilin de yok olmayla yüz yüze kaldığı biliniyor. Ana dilde eğitim talebini en güçlü Kürtler dile getiriyor; bununla birlikte farklı etnik gruplar da ana dilde eğitim istiyor. Ancak devlet yasak kararında ısrarlı.

    ÇEDES PROJESİ YENİ EĞİTİM YILINDA DA İLK GÜNDEM

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında birçok kentte, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    Türkiye’nin dört bir yanında ilkokul ve ortaokul öğrencileri bir yandan ÇEDES kapsamında sabah namazına camilere götürülürken, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar ve pansiyonlarda öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber ettiği kamuoyuna yansıdı.

    ÇEDES projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrenciler camilere götürülmeye, imamlar okullarda ‘konferans’ vermeye devam etmektedir. Çocukları ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerinin bu 2024-2025 eğitim öğretim yılında da katmerleşerek artacağı öngörülüyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • Veli-Der Ankara Şubesi: 2023-2024 eğitim öğretim yılında sorunlarımız çığ gibi büyüdü-VİDEO

    Veli-Der Ankara Şubesi: 2023-2024 eğitim öğretim yılında sorunlarımız çığ gibi büyüdü-VİDEO

    PİRHA- Veli-der Ankara Şubesi, “2023-2024 eğitim öğretim yılında sorunlarımız çığ gibi büyüdü” diyerek açıklama yaptı. Açıklamada, “Herkesi Öğrenci Veli Derneği’nin kurulması yönünde büyük çaba gösterdiği, Türkiye Okul Yemeği Koalisyonumuzun sesine ses olmaya çağırıyoruz” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) Ankara Şubesi, 2023-2024 eğitim öğretim yılında öğrencilerin yaşadığı sorunları dile getirdi. 2023-2024 eğitim öğretim yılında da sorunların çığ gibi büyüdüğünü belirten Veli-Der Ankara Şube, laik, kamusal eğitim hakkı için müfredat geri çekilmesi gerektiğini söyledi.

    “EĞİTİM TÜM ÇOCUKLAR İÇİN EŞİT, LAİK VE KAMUSAL OLMALIDIR”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Öğretim programı hazırlanması, bilim alanı olmasına rağmen yapılması gereken en temel basamaklar dahi izlenmeden müfredat hazırlanmıştır. Gerekçesi belirtilmemiş, pilot bölge uygulamaları yapılmamış, alanın özneleri öğretmenler, akademisyenler ve biz veliler yok sayılarak, kapalı kapılar ardında hazırlanmıştır. Müfredatta eğitim yerine maarif kelimesinin kullanılması siyasi, ideolojik bir tercihtir. Tüm derslerin bir değerle o değerlerin de dini kavramlarla eşleştirildiği, fiziksel, matematiğe, bütün derslerin din derslerine dönüştürüldüğü bir öğretim programı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Okul öncesi kuran kursları ile dini eğitim 4 yaşa düşürüldü. Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için ücretsiz, eşit, laik, kamusal olmalıdır. Eğitim, okul öncesi tüm çocuklarımız için ücretsiz, laik, kamusal olmalı, okul öncesini desteklemek için ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs verilmelidir”

    “MESEM’LERLE ÇOCUKLAR OKULLARDAN KOPARILDI”

    2 milyonu aşkın çocuğun işçileştirildiğinin altına çizen açıklamada “MESEM’lerle bir buçuk milyonu aşkın öğrenci okullardan koparıldı, işçileştirildi. Son bir yılda sadece MESEM’lerde dokuz çocuk iş cinayetinde yaşamını kaybetti. MESEM’ler dışında da 2 milyonu aşkın çocuk, çocuk işçi haline getirildi. Yoksul aile çocukları okuldan koparıldı. Emekçilerin çocukları, sermaye için bedava iş gücü haline getirildi” denildi.

    “ÖĞRETMENLERİN TALEPLERİ YOK SAYILDI”

    Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenlerin taleplerinin yok sayıldığının söylediği açıklamada, “Üçüncü adım ise yeni rejimin hedefleriyle uyumlu öğretmenlerin kamu hizmeti veren ve kamu emekçisi kimliğini hedef alan, öğretmenleri halkın değil iktidarın öğretmeni haline getirmeyi amaçlayan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılmasıydı. 3 Şubat 2022’de yasallaştı. Öğretmenlerin yoksulluk sınırının üstünde eşit işte eşit ücret, eşit haklar, kadrolu, güvenceli istihdam talepleri yok sayıldı” diye eklendi.

    “HERKESİ TÜRKİYE OKUL YEMEĞİ KOALİSYONUNUN SESİNE SES OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Ülke tarihinde görülmemiş boyutta kitlesel okul terki yaşadığını belirten Veli-Der, “MEB’in açıkladığı 2020-2021 istatistiklerine göre salgında artan eşitsizliklerin, yoksulluğun artışı ile daha da derinleşmesi sonucunda bir milyon iki bin sekiz yüz doksan iki çocuğun örgün eğitim dışına çıktığı açıklandı. Okul kaydı olup gitmeyenler ve devamsızlıklarla ilgili veriler ise paylaşılmadı. Yetersiz beslenme çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul yemeğidir. Başta kız çocukları, özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitime katılımını sağlayan temel araçta okul yemeğidir. Herkesi Öğrenci Veli Derneği’nin kurulması yönünde büyük çaba gösterdiği, Türkiye Okul Yemeği Koalisyonumuzun sesine ses olmaya çağırıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Müfredatı Geri Çekin Platformu, yeni müfredatın iptali için Danıştay’a başvurdu

    Müfredatı Geri Çekin Platformu, yeni müfredatın iptali için Danıştay’a başvurdu

    PİRHA- Müfredatı Geri Çekin Platformu, hükümetin “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatının iptali için Danıştay’a başvurdu.

    Müfredatı Geri Çekin Platformu, 28 Mayıs’ta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatının iptal edilmesi istemiyle Danıştay’a başvurdu.

    Başvuru öncesi Danıştay binası önünde açıklama yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Bakanı Kemal Irmak, laikliğe aykırı olması nedeniyle toplumun büyük bir kesiminin yeni müfredata karşı olduğunu belirtti.

    Irmak, “Bu talep nedeniyle 24 kurum bir araya gelerek, karşı bir platform oluşturdu. Bu platform Türkiye’nin hemen hemen her yerinde bu müfredatın niçin geri çekilmesi gerektiğine yönelik madde madde açıkladı, bakanlığı uyardı ancak buna bir yanıt verilmiş değil” ifadelerini kullandı.

    “TEK TİP MÜFREDAT”

    Irmak, cemaat, bu cemaatlere ait vakıf ve iktidara yakın laik olmayan eğitim kurumlarında verilen eğitim ve buralarda kamuoyuna yansıyan şiddet, taciz, tecavüz ile ölüm olaylarını hatırlatarak, yeni müfredatın bu durumları taçlandırdığını kaydetti.

    Düz liselerin ve çok özellikli liselerin kapatıldığını hatırlatan Irmak, geri kalan liselerin ise imam hatip liseleri olduğunu söyledi.

    Irmak, “Buradaki müfredat ile imam hatip müfredatı birleştirilerek tek tip müfredat haline getirecekler. Bu hem geleceğimiz için hem gelecek kuşaklar açısından hem dünya ile yarışabilmek açısından önemlidir. Bu müfredat ile belirli bir kesim yok sayılıyor. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın ardından, platform üyeleri ve avukatlar, Danıştay’a geçerek, “tek tip” olarak nitelendirdikleri müfredatın iptali için başvuruda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘2023-2024 eğitim yılında bilim ve laiklik karşıtı uygulamalar artarak sürdü’-VİDEO

    ‘2023-2024 eğitim yılında bilim ve laiklik karşıtı uygulamalar artarak sürdü’-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen Dersim Şubesi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılı sonunda eğitimin durumuna ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine uygun olarak alınan bilim ve laiklik karşıtı karar ve uygulamalar artarak sürmüştür” denildi.

    Eğitim-Sen Dersim Şubesi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılı sonunda eğitimin durumuna ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner okudu.

    Dünyanın her yerinde eğitim sisteminin, toplumların temel değerlerinin çocuklara ve gençlere aktarılması üzerine kurulduğunu belirten İlhan Öner, “Bu haliyle de eğitim sistemi ve okullar, aynı zamanda toplumsal ve kültürel değerlerin yeniden üretim yerleridir. Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız değildir. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik-bilimsel eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen başta çocuk hakları olmak üzere temel haklar, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinden ayrı değildir. Herkese eşit ve parasız eğitim hakkı hayata geçirilmeden, bunun için ülke çapında kamusal eğitim uygulamaları için somut adımlar atılmadan, ekonomik krizle satın alım gücü ciddi anlamda azalan, çocuklarını okula aç göndermek zorunda bırakılan halkının cebinden yaptığı eğitim harcamalarındaki artışı durdurabilmek mümkün değildir. Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları, başta müfredat değişiklikleri olmak üzere, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine uygun olarak alınan bilim ve laiklik karşıtı karar ve uygulamalar artarak sürmüştür” dedi.

    “LAİK, BİLİMSEL VE ANA DİLİNDE EĞİTİMİ SAVUNMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

    Öner, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, her adımın paralı hale geldiği bir eğitim düzeninde velinin de öğrenicinin de eğitimcinin de kendi haklarını elde etmesini tek yolu, hiç kimseyi dışlamayacak, herkes için gerçek anlamda eşit bir eğitim düzenin kurulmasıdır. Bunun için tüm eğitim masraflarının devlet tarafından üstlenildiği, zenginle fakirin aynı eğitimi aldığı koşulların oluşturulması gerekmektedir. Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da çocuk ve gençlerin nasıl bir eğitim alması, nasıl bir toplumda yaşaması isteniyorsa, onun için mücadele edilecektir. Sendikamız iktidarın ‘piyasa ve din merkezli’ politikalarına karşı kamusal, demokratik, laik, bilimsel ve ana dilinde eğitimi savunmayı sürdürecektir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Veli-Der ve ÇYDD’den açıklama: Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitimden elinizi çekin-VİDEO

    Veli-Der ve ÇYDD’den açıklama: Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitimden elinizi çekin-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin Kartal Meydanı’nda yaptığı ortak açıklamada, laik eğitim hakkı için mücadeleye devam edileceği vurgulandı. Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz hükümete seslenerek, “Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin” dedi. 

    Öğrenci Veli Derneği(Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) “Çocuklarımız için bilimsel, laik, kamusal ve parasız eğitim istiyoruz!” diyerek Kartal Meydanı’nda ortak basın açıklaması yaptı.

    BENGÜ BOZKURT: NE OLURSA OLSUN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

    Açıklama öncesi İsmail Terman Ortaokulu velilerinden Bengü Bozkurt Doğan söz alarak, “8 yıl önce bizim okulumuzu bir gecede kendi aldıkları kararla İmam Hatip’e çevirdiler. 8 yıldır davalar açtık bu okulun normal ortaokula dönüştürülmesi için. 4 tane mahkeme kararımız var. Fakat hala okulumuz İmam Hatip olarak eğitime devam ediyor. Biz 8 yıldır veliler olarak okulumuzun önünde her türlü mücadelemize devam ediyoruz. Aslında bütun eğitimi ‘İmam Hatipleştiriyoruz’ diyorlar. Bundan kendileri de çok pişman olacaklar. Şuan ki İmam Hatiplerin başarı durumu vb. Hepsi ortada. Bunu tepeden gelme bir kararla inatla yapıyorlar. Biz ne olursa olsun mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü eğitimle alakalı her sorun bütün Türkiye’nin sorunudur” diye konuştu.

    Ortak basın metnini Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu.

    Her eğitim öğretim yılında sorunlarının katlanarak arttığını, müfredat değişikliklerinden sınav sistemlerinde yapılan değişikliğe, eğitimin kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılıp metaya dönüştürülmesine, yasa yönetmelik değişikliklerinden protokollere, işbirliklerine eşit, laik, parasız, kamusal eğitimin kalan son kırıntılarının da yok edildiğini vurgulayan Yılmaz, “Bizim ülkemiz biz velilerin çocuklarının eğitim hakkı için mücadele etmek zorunda bırakılan veliler ülkesi haline getirildi” diye belirtti.

    “EĞİTİM YERİNE MAARİF KELİMESİNİN KULLANILMASI İDEOLOJİK BİR TERCİH”

    Müfredatta eğitim yerine maarif kelimesinin kullanılmasının siyasi, ideolojik bir tercih olduğuna değinen Yılmaz, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Tüm derslerin bir değerle o değerlerin de dini kavramlarla eşleştirildiği fizikten matematiğe bütün derslerin din derslerine dönüştürüldüğü bir öğretim programı gerçeği ile karşı karşıyayız.

    Maarif kelimesinde olduğu gibi müfredatın isminde Türkiye Yüzyılı kelimelerinin kullanılması da siyasi bir tercihtir. Bir partinin sloganı müfredata isim olarak verilmiştir. Hem içerik hem müfredatın ismiyle bu program çocukların üstün yararını esas alan bir öğretim programı değil bir partinin yararını, çıkarını esas alan bir parti programıdır.

    “SORUŞTURMA SÜRECİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Mezuniyet törenleri yıl sonu etkinlikleri çocuklarımızın yaşamı boyunca unutamayacakları en özel günleri iken okul idaresi nedeniyle kıyafetleri gerekçe gösterilerek Gebze’de Alaettin Kurt Anadolu Lisesi’nde öğrenciler okula, mezuniyet törenlerine alınmadı.

    Valilik tarafından sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığı açıklandı. Bugüne kadar karma eğitim karşıtı uygulamalar başta olmak üzere kamuoyunun tepkisi sonucu soruşturma başlatmak zorunda kalanlar bu soruşturmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmadı. Hatta soruşturma geçiren kişiler sonrasında ödüllendirildi. Soruşturma sürecinin takipçisi olacağız.

    Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin.”

    “MESEMLER KAPATILMALIDIR”

    Halkın vergileri, emeği, alın teri ile emekçilerin çocuklarının sermaye için bedava iş gücü haline getirildiğine dikkat çeken Yılmaz, MESEM’lerin kapatılması gerektiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “MESEM’lerde 9.10.11 sınıfta çocuklara verilen ve patronlardan değil kamu kaynaklarınca, vergilerimizden karşılanan asgari ücretin üçte biri, 12. Sınıfta asgari ücretin yarısı olarak verilen ücret öğrencilere burs olarak verilmeli, çocukların okullara dönüşü sağlanmalı, MESEM’ler kapatılmalıdır.”

    “ÇEDES BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM PROTOKOL VE İŞBİRLİKLERE SON VERİLMELİ”

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Öğrenci Veli Derneği olarak herkesi Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’na ses vermeye çağırdıklarını da ifade eden Yılmaz, devamında şunları dile getirdi:

    “Tek bir çocuğumuzun dahi okula aç gitmek zorunda kalmadığı bir ülke için ücretsiz okul yemeği uygulaması okul öncesinden itibaren tüm çocuklar için hayata geçirilmelidir.

    MEB’in sermaye gruplarına ne isterseniz vereceğiz diyerek açıkladığı kaynak aktarımları ve protokollerle de çocuklarımız ucuz hatta bedava iş gücü haline getirilmekte, okullarla bağı koparılmakta bu durum da okul terkine neden olmakta, çocuklarımızın kamusal eğitim hakkı ihlal edilmektedir.

    ÇEDES başta olmak üzere tüm protokol ve iş birliklerine son verilmelidir.

    Bu yıl da bize veliler için çocuklarımızın eğitim hakkı mücadelesi ile geçen bir yıl oldu. Çığ gibi büyüyen sorunlarımıza rağmen tüm çocuklarımızın hayalleri, umutları gerçek olsun diye çocuklarımızın laik, kamusal eğitim hakkı için mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: Laik eğitim ve laik yaşam mücadelemiz sürecek-VİDEO

    Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: Laik eğitim ve laik yaşam mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” hakkında hazırlanan raporu açıkladı. Raporda, “İktidar destekli kişi ve kurumların son dönemde laik eğitim ve laik yaşama yönelik tahammülsüzlüğünün sözlü ve fiziki saldırı boyutuna taşınmış olması endişe vericidir. İktidardan güç ve destek alan gerici güçlerin tüm tehdit ve provokasyon girişimlerine rağmen laik eğitim ve laik yaşam mücadelemiz kesintisiz sürecektir” denildi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve yönetim kurulu, 2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporunu açıkladı. Rapor, Eğitim Sen Genel Merkezinde yapılan basın açıklaması ile kamuoyuna sunuldu. Raporu, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “ÇEDES VE MESEM PROJELERİNİ EĞİTİMİN SİYAM İKİZLERİ OLARAK TANIMLAMAK MÜMKÜNDÜR”

    Kemal Irmak eğitimde yaşanan sorunların artmaya devam ettiğinin altını çizerek, “Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ÇEDES benzeri proje ve protokoller, başta öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemiş, özellikle okullarda ve okul dışında yürütülen dini içerikli ÇEDES faaliyetleri (cami ziyaretleri, mezarlık temizliği, sınıfların içinde Kâbe ve mezar maketleri ile yapılan dini ritüeller) belirgin şekilde artmıştır. MESEM projesi ile öğrenciler ‘stajyer emeği’ ve ‘beceri eğitimi’ adı altında patronlara ucuz işgücü olarak pazarlanmaktadır. ÇEDES ve MESEM projelerini eğitimin siyam ikizleri olarak tanımlamak mümkündür” dedi.

    “442 BİN 643 ÖĞRENCİ SİSTEMİN DIŞINDADIR”

    Irmak şunları ifade etti:

    “Resmi verilere göre Türkiye’de resmi ve özel okullarda zorunlu örgün eğitim sisteminde kayıtlı 17 milyon 558 bin 25 öğrenciden, 442 bin 643’ü sistemin dışındadır. Eğitimin bütün kademelerinde, özellikle ortaöğretimde okullaşma oranında bölgesel farklılıklar bulunmaktadır. Kız çocuklarının okullaşma oranında görece artış olmasına rağmen, bu artışın mezuniyet oranlarına birer bir yansıdığını söylemek mümkün değildir. MEB’in açıkladığı veriler, okul terki ve devamsızlık konusunda en sıkıntılı kurumların ortaöğretim kurumları olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra okullarda kayıt parası istenmesi, beslenme ve servis sorunları, kırtasiye, üniforma fiyatlarının iki üç kat artması okul devamsızlığı arttırıcı rol oynamaktadır.”

    “ÇOCUKLAR VE HAKLARINA YÖNELİK TEHDİTLER SÜRÜYOR, BESLENME SORUNU ACİL ÇÖZÜM BEKLİYOR “

    “Çocuklar sağlıklı gıdaya, suya, eğitime erişememekte, çocuk yaşta evlendirilmekte, istismara uğramakta ve tutuklanmaktadır” diyen Irmak, “Son yıllarda çocukların eğitime erişim hakkı başta olmak üzere, en temel haklardan faydalanması ciddi oranda azalmıştır. Türkiye’de son 22 yılda 17 yaşın altında doğum yapan çocuk sayısı 577 bin 49; 15 yaşın altında doğum yapan çocuk sayısı ise 21 bindir. 2023’24 eğitim öğretim yılında öne çıkan sorunlardan birisi de öğrencilerin beslenme sorununa ilişkin olmuştur. Türkiye’de çok sayıda öğrenci okula kahvaltı yapmadan gitmekte, yine birçok öğrencinin okulda yemek yemeden günü tamamladığı ve eve döndüğü görülmektedir. Türkiye’de bugün her 5 çocuktan biri derin yoksulluk sorunları ile yüzleşmekte, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşamamaktadır” diye belirtti.

    “İKTİDARIN SİYASAL HEDEFLERİNE GÖRE HAZIRLANAN YENİ MÜFREDATI REDDEDİYORUZ”

    AKP iktidarını yeni müfredat düzenlemesini reddettiklerini ve bunun için mücadeleye devam edeceklerini belirten Kemal Irmak, şöyle devam etti:

    “Müfredat değişiklikleri okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Müfredat değişikliklerinde laik ve bilimsel eğitim geri plana itilirken, bütün ders kitaplarında ‘milli ve manevi değerler ’in merkeze alındığı görülmektedir. MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Müfredat değişikliklerini sadece pedagojik açıdan eleştirerek, ders kitaplarında yapılan değişiklikleri eğitim biliminin temel ilkeleri üzerinden ele alarak değerlendirme yapmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır

    Laik eğitimde müfredat/öğretim programları, dini kural ve referanslara göre değil, bilimsel bilgiler üzerine kurulmak zorundadır.  Laik bir ülkede devlet, bütün dinler, inançlar ve inançsızlar karşısında tarafsız olmak, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak zorundadır.”

    “ANADİLİNDE EĞİTİM SORUNU HALA ÇÖZÜM BEKLİYOR”

    Kemal Irmak, ana dilde eğitimin temel bir insan hakkı olduğunun dünya çapında kabul gördüğünü hatırlatarak, “Anadilinde eğitim, çocukların zihinsel gelişimlerinin, öğrenme yeteneklerinin ve sağlıklı bir kimlik edinmelerinin olmazsa olmaz koşullarındandır ve eğitim biliminin en temel ilkesidir. Bireylerin kendi anadillerini eğitim ve öğretimde kullanmalarının ve diğer kültürlerin özgürce gelişmesi için gerekli ortamın bir an önce yaratılması gerekmektedir” diye ekledi.

    Irmak, laik eğitim ve laik yaşam mücadelelerinin kesintisiz süreceğinin altını çizerek şu ifadeler ile açıklamayı sonlandırdı:

    “İktidar destekli kişi ve kurumların son dönemde laik eğitim ve laik yaşama yönelik tahammülsüzlüğünün sözlü ve fiziki saldırı boyutuna taşınmış olması endişe vericidir. İktidardan güç ve destek alan gerici güçlerin tüm tehdit ve provokasyon girişimlerine rağmen laik eğitim ve laik yaşam mücadelemiz kesintisiz sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • CANLI / İstanbul’da Yeni Müfredata Tepki 

    CANLI / İstanbul’da Yeni Müfredata Tepki 

    İstanbul Müfredatı Geri Çekin Platformu, Kadıköy Rıhtım’da “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne ilişkin kitlesel açıklama yapıyor.

  • CANLI / Ankara’da Yeni Müfredata Tepki 

    CANLI / Ankara’da Yeni Müfredata Tepki 

    Yeni müfredata tepki gösteren #MüfredatıGeriÇekPlatformu, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) önünde açıklama yapıyor

     

  • PSAKD Ataşehir Şubesi’de yeni müfredata ilişkin panel yapılacak

    PSAKD Ataşehir Şubesi’de yeni müfredata ilişkin panel yapılacak

    PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi “Eğitim müfredatı ile hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” konulu panel yapacak. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi 12 Haziran saat 18.00’de yeni “Eğitim müfredatıyla hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” başlığıyla bir panel düzenleyecek. Panelde Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM) Partisi İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu konuşmacı olarak yer alacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Gençlik Sözcüsü Koçer: Yeni müfredat ile Alevi çocukların problemleri artacak-VİDEO

    PSAKD Gençlik Sözcüsü Koçer: Yeni müfredat ile Alevi çocukların problemleri artacak-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın tartışmalara neden olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli onaylandı. Yeni müfredata tepkiler gelmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gençlik Sözcüsü Arif Can Koçer, “Laik, bilimsel eğitimden uzaklaşıp; dini, yerli, milli tabirleriyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Yeni müfredat ile Alevi çocuklarının problemlerinin daha fazla artacağını düşünüyorum” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın kabul sürecinden geçen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni onayladı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında Ortaöğretim Genel Müdürlüğünce 9 dersin öğretim programı ile ortak metni, Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce 10 dersin öğretim programı, Din Öğretimi Genel Müdürlüğünce 7 dersin öğretim programı 26 Nisan’da kamuoyunun görüş ve önerisine sunuldu. 10 Mayıs’a kadar askıda kalan taslağa bu sürede 67 bin 284 görüş ve öneri iletildi.

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” için iletilen görüş ve önerilerin öğretim programlarına yansıtılması için ilgili komisyonlar gerekli tasnif ve değerlendirmeleri yaptıktan sonra yeni müfredat Talim ve Terbiye Kurulu’nun onayına sunuldu.

    Yeni müfredat taslağına öğretmenlerden 38 bin 865 görüş ve öneri gelirken müfredat taslağına katkı sunmak isteyen sivil toplum kuruluşları, eğitim platformları ile eğitimin diğer paydaşları ise 28 bin 419 görüş bildirdi.

    Müfredat için görüş ve önerilerin yüzde 58’i öğretmenlerden, yüzde 42’si ise diğer paydaşlardan geldi.

    Yeni müfredat, gelecek eğitim-öğretim döneminden itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gençlik Sözcüsü Arif Can Koçer, AKP hükümetinin yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi. Koçer, Alevi çocuklarının eğitim sistemi içerisinde yaşadıkları sorunlara dikkat çekti.

    “OKULLARI MEDERESEYE ÇEVİRMEK İSTİYORLAR”

    İktidarın yıllardır yaptığı faaliyetler ile eğitimi bilimsellikten uzaklaştırarak, dini temelli bir eğitim modeli oluşturmak istediğine vurgu yapan Arif Can Koçer şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır Türkiye Cumhuriyeti’nin güttüğü bir eğitim programı varken, AKP’nin güttüğü bir eğitim programı da var şu an. Geçen sene karşılaştığımız ÇEDES ya da yıllardır mücadele ettiğimiz din derslerinin devamı da bu eğitim programının ne olduğunu gösteriyor. AKP’nin yıllar önce söylediği bir cümle var, o zaman ki Başbakan ‘dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz’ demişti. Bunun devamı olan bir müfredat değişikliği ile karşı karşıyayız. Laik, bilimsel eğitimden uzaklaşıp; dini, yerli, milli tabirleriyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar.

    Yıllardır değişim sürekli devam ediyor; 4+4+4’ün getirilmesi daha sonra bu eğitim sistemi içerisinde din derslerinin çok daha erken bir yaşa çekilmesi, tarih dersindeki oynamalar, dini ögeler ile tarihi öğelerin birleştirilerek aktarılması, evrim teorisinin derslerden çıkarılması, bugün bunun yerine yaratılış modelinin eklenmesi gibi ilerleyen bir süreç. Zaten külliye kurma hayalleri var. Üniversitelerden külliye diye bahsediyorlar. Bunu yapan bir iktidar doğal olarak bu sürecin devamında da daha da gerici, medreseleşmiş okullara, dini eğitimlerin olduğu yerlere çevirmek isteyeceklerdir.”

    “ALEVİ ÇOCUKLARI ÇOK FAZLA PROBLEM YAŞIYOR”

    Koçer, Alevi çocuklarının çok fazla problem yaşadığını altını çizerek, “Öncelikle bir kendi inancı var ve okulda duyduğu, kendiisne dayatılan bir inanç var. Bununla mücadele ediyoruz. Daha önce çok fazla örneklerini gördük. Okullarda öğrencilere; zorla dua öğretilmek, zorla namaz kıldırılmak istendi. Çocukların okuldan eve döndüklerinde bir ikilemde kaldığı çok açık ortada.  Çocukların kafasında ‘Biz namaz kılmıyoruz, biz Müslüman değil miyiz? Biz Aleviyiz, peki biz neyiz? Biz kötü müyüz?’ gibi soru işaretleri oluşuyor. ÇEDES projesi ile birlikte okullarda dini eğitimi, manevi danışmanlar altında imamları getirmeye çalışıyorlar. Yeni müfredat ile Alevi çocuklarının problemlerinin daha fazla artacağını düşünüyorum” dedi.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Kurumlardan hükümete yeni müfredat tepkisi: Bu müfredatı derhal geri çekin!-VİDEO

    Kurumlardan hükümete yeni müfredat tepkisi: Bu müfredatı derhal geri çekin!-VİDEO

    PİRHA- “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı tepkiler gelmeye devam ediyor. Sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri konuya ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi” dedi. Irmak, bu müfredatın bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığını, laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığını kaydetti.

    video eklenecek…

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı, sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte yürütülecek ortak mücadele programı hakkında, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlendi.

    Eğitim Sen, Halkevleri, KESK ve bağlı sendikalar, Laiklik Meclisi, Öğretmen Sendikası, EĞİT-DER, CHP, Alevi Kültür Dernekleri, DEM Parti, Alevi Bektaşi Federasyonu, Sol Parti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, EMEP, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, SYKP, VELİ-DER, İHD, ÖV–DER’in imzacısı olduğu açıklamayı, kurumlar adına Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “HAZIRLIK SÜRESİNİN  10 YIL OLDUĞU AÇLANAN MÜFREDATA GÜN İÇİNDE GÖRÜŞ VE ÖNERİ İSTENDİ”

    26 Nisan 2024 tarihinde “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismiyle kamuoyuna açıklanan müfredatın, dün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından imzalandığını hatırlatan Kemal Irmak, “Bakanlık; kamuoyuna açıkladıkları müfredatla ilgili bir hafta süre vererek öneri, görüş ve eleştiriye açtığını ifade etmişti. Sürenin az olduğu eleştirilerine, ‘Süreyi %50 daha artırıyoruz’ diyerek (dalga geçer gibi) on güne çıkardığını açıkladı. Hazırlık süresinin 10 yıl olduğunu açıkladığı müfredata 10 gün içinde görüş ve öneri istiyordu.

    Öncesinde 1000 kişiyle hazırlandığı, onlarca çalıştay yapıldığı ifade edilmiş, ancak bu kişilerin kimler olduğu, bu çalıştayların kimlerle ve nerede yapıldığı soruları hep yanıtsız bırakılmış, bu soruları yönelten kurumlar ‘Size tek tek açıklamak zorunda mıyım?’ diyerek savuşturulmuştur. Bakan Tekin ardından 67 bin 284 öneri ve görüş geldiğini ifade etti, ancak bu açıklamadan kısa bir süre sonra, müfredat Talim ve Terbiye Kurulu’undan geçerek Bakanlığın onayına sunuldu ve hemen ardından da imzalandı. Bu kadar çok öneri ve görüşü bu kadar kısa sürede nasıl değerlendirdikleri, bu görüş ve önerilerin neler olduğuna dair bütün sorular havada kaldı” dedi.

    “BİR ORTA OYUNU OYNADIKLARINI BU SÜREÇTE NET BİR ŞEKİLDE GÖRDÜK”

    Yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilendiğine vurgu yapan Irmak, “Her şeyin ne kadar kurgu olduğunu, yaptıkları bu tür faaliyetlerin ne kadar ciddiyetsiz ve formalite olduğunu, bir orta oyunu oynadıklarını bu süreçte net bir şekilde gördük. Oysa ülkenin eğitim müfredatı hazırlanıyor. Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in çok büyük bir ciddiyetle ve samimiyetle konuyu ele alması ve eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi.
    Diğer yandan, değişim gerekçeleri, ihtiyaç analizleri, eğitim programı hazırlama teknikleri, vb. adımların hiç biri yapılmamıştır. Daha da önemlisi pilot uygulamaya gerek kalmadan müfredatın hemen önümüzdeki eğitim-öğretim yılı içinde uygulamaya başlanacağı açıklanmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyoruz, yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilmiştir” diye ekledi.

    “LAİK, DEMOKRATİK YAŞAMA TOPYEKÛN BİR MEYDAN OKUMA HEDEFLENMİŞTİR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bu sürecin bu kadar hızlı işletilmesinin sebepleri, aşağıda sıraladığımız müfredatın içine sindirilen sebeplerdir” diyerek şunları sıraladı:

    Bu müfredat:
    1. Bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığı için,
    2. Laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığı için,
    3. Cumhuriyetin aydınlanmacı değerlerini ortadan kaldırdığı için,
    4. Cinsiyetçi olup, toplumsal cinsiyet eşitliğine yer vermediği için,
    5. Toplumsal, kültürel çeşitliği yok saydığı için,
    6. Eğitimi piyasaya açmak, kamusal eğitimi ortadan kaldırmaya yönelik hazırlandığı için,
    7. Öğrencileri belirsizliğe, umutsuzluğa ve geleceksizliğe sürüklediği için,
    8. Sınav odaklı eğitim sistemine devam ederek, öğrenci yeteneklerini beceriler üzerinden değil değerler üzerinden gerici bir yöntemle ölçmek için,
    9. Eğitimi bir bütün olarak dincileştirme ve bütün okulları imam hatip müfredatları ile eşleştirmek için,
    10. Birleştirici, bütünleştirici ortak yurttaş bilinci yerine, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olduğu için.

    Ayrıştırma, kutuplaştırma, yok sayma, gericileştirme vb. yaklaşımlar ön plana çıkarılmış ve bu müfredatla, yukarıda sıralanan sebepler üzerinden laik demokratik yaşama topyekûn bir meydan okuma hedeflenmiştir.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Talim ve Terbiye Kurulu, toplumun tepki gösterdiği ‘yeni müfredatı’ onayladı

    Talim ve Terbiye Kurulu, toplumun tepki gösterdiği ‘yeni müfredatı’ onayladı

    PİRHA- Talim ve Terbiye Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı yeni müfredatı toplumun tepkisine rağmen onayladı.

    Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cihad Demirli, eğitim sendikalarının, demokratik kitle örgütlerinin bilime ve laikliğe aykırı olduğunu belirttiği MEB’in yeni müfredat taslağının onaylandığını açıkladı. Tartışmalı müfredat, bakanlık onayına sunulacak.

    Prof. Dr. Cihad Demirli, “Yeni müfredat taslağı hakkında iletilen tüm görüş-öneriler, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızca özenle değerlendirildi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin askı sürecinde eğitim paydaşlarından gelen 67 bin 284 görüş ve öneri tek tek tasnif edildi” dedi.

    Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim döneminden itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak. Talim ve Terbiye Kurulu’nca onaylanan yeni öğretim programlarına, makam onayının ardından Bakanlığın internet sitesi üzerinden erişilebilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Bu müfredata karşı herkes iş bırakmalı-VİDEO

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Bu müfredata karşı herkes iş bırakmalı-VİDEO

    PİRHA- Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatını eleştirdi. Söz konusu müfredatta bilimsel derslerin azaltılıp, din derslerinin çoğaltıldığı belirten Öztürk, “Bu müfredatın geçmemesi için velilerin, çocuklarının geleceği için gerekiyorsa eylem yapıp sokağa çıkmalı” dedi.

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin “dar bir zamana sıkıştırılarak yapılmış bir çalışma” olduğunu belirten Kadir Öztürk, “Bu rapor ne zaman ve nasıl hazırlandı? Müfredatı hazırlarken kimler çağrıldı? Bu tür müfredat hazırlanırken bunun tarafları vardır; sendikalar, öğretmenler, veliler… Bunların hepsi olması gerekirken torbadan, kendilerinden bir yasa çıkardılar. Kimsenin haberi yok” dedi.

    “EĞİTİMİN DAHA DA DİBE VURMASI DEMEKTİR”

    Hazırlanan müfredatın 3 bin sayfadan oluştuğunun altını çizen Öztürk, “Müfredatın içeriğine bakıldığında bilimsel ve laiklikle ilgili derslerin azaltıldığı, din derslerinin çoğaltıldığı görülüyor. Gelinen süreçte bununla ilgili büyük bir tepkimiz var. Bu müfredat geçmemeli. Milli Eğitim zaten dipte, bu müfredatla daha da dibe vuracaktır. Bu müfredatla bütün okullar imam hatipleşecek, bilimsel eğitimden uzaklaşacak.” diye konuştu.

    “BÜTÜN DERTLERİ TARİKATLARA PARA AKTARMAK”

    Kadir Öztürk, din içerikli müfredat nedeniyle öğrencilerin nitelikli eğitim alamadıklarına işaret ederek şöyle devam etti:

    “Bu müfredat nedeniyle öğretmenlerin eli ayağı bağlanmış durumda. Bununla ilgili Eğitim Sen çok mücadele veriyor, milli eğitime uyarıda bulunup ‘yanlış yapıyorsunuz’ diyor ama MEB, ısrarla şeyhlere, tarikatlara, derneklere para aktarma yollarını düşünüyor. Milli eğitimdeki bu tür yapılanmaları geriletmek gerekir. Bunu geriletmediğimiz sürece gelecekte karanlık bir duruma düşeceğiz. Ortadoğu’daki savaşların tek sebebi bu gericiliktir. Bizim bilimi, insanlığı, barışı savunmamız gerekiyor. O yüzden de yeni oluşacak bir müfredatın başı da sonu da bilimi, insanı ve doğayı koruyan temellere dayanması gerekiyor. Ama baktığımızda ne insani temellere ne doğayı koruyan temellere ne savaşı reddeden temellere dayanmış.

    “HERKES İŞ BIRAKMALI”

    Aslında tam da ses çıkarma zamanı geldi. Halkın da velilerin de bu konuda örgütlenmesi gerekiyor. Velilere çok iş düşüyor. Gerekiyorsa eylem yapılmalı, sokağa çıkmalı, Okullarda oturma eylemi yapılmalıdır. Öğretmen, veli, herkes iş bırakmalı. Öğretmen iş bırakır, öğrenci derse girmez, veli de ‘ben çocuğumu bu derslere sokmam’ diyerek okullarda oturma eylemi yapılabilir. Bunun için velilerin örgütlenmesi, korkmaması gerekiyor. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Geleceğimize sahip çıkmak için bunu yapmak zorundayız”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Eğitim Sen Dersim Şubesi: Laiklik ve bilim karşıtı yeni müfredatı reddediyoruz-VİDEO

    Eğitim Sen Dersim Şubesi: Laiklik ve bilim karşıtı yeni müfredatı reddediyoruz-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen Dersim Şubesi, MEB’in yeni müfredatına tepki göstererek, basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Eğitim müfredatı olmaktan çok siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı yeni müfredatı reddediyoruz” denildi.

    Eğitim Sen Dersim Şubesi, MEB’in yeni müfredatına tepki göstererek, basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner okudu.

    “YENİ MÜFREDAT SORGULAMAYAN NESİLLER YETİŞTİRMEK AMACIYLA HAZIRLANDI”

    Yeni müfredatın düşünmeyen, sorgulamayan ve eleştirmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandığını belirten İlhan Öner, “Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni müfredata yönelik eleştiriler sadece pedagojik değil, aynı zamanda siyasal bir nitelik taşımak zorundadır. Çocuklarımızın eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliği kabul edilemez. Eğitim Sen olarak eğitim müfredatı olmaktan çok siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı yeni müfredatı reddediyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    PİRHA- 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki göstererek, “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmelidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.

    Bunun yanı sıra Alevilik inancı bir kültür ve tasavvufi yorum olarak ele alınıyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kurucularından, 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerini ve içerisinde yer alacak olan Alevilik konularını değerlendirdi.

    “ALEVİLİK TASAVVUFİ OLARAK ELE ALINIYOR”

    Yeni müfredatı AKP iktidarının kindar ve dindar bir nesil yetiştirme hayalinin bir ürünü olarak değerlendiren Ali Kenanoğlu, bu müfredatın devletin makbul vatandaşını yetiştirmede, tekçi anlayışını oturtmada önemli bir yer kapladığına işaret etti. Kenanoğlu, makbul vatandaş kimliğinin birincil olarak Sünni Müslümanlık, ikincil olarak Türklük üzerinden belirlendiğini ve bu konsepte uygun bir dizayn planlanarak, bir devlet dini oluşturmak istendiğinin altını çizdi.

    Yeni müfredatta Aleviliğin tasavvufi bir yorum altında ele alındığına dikkat çeken Kenanoğlu, “Kültürümüzde etkin olan yorumlardan Yesevilik, Kadirilik, Nakşibendlik, Rifailik, Mevlevilik, Alevi ve Bektaşilik konuları işleniyor. Alevileri diğerleri ile aynı kefeye koyup, bir tasavvufi yorum olarak değerlendiriyor” dedi.

    Aleviliğin İslamın bir alt yorumu olarak görüldüğünü belirten Kenanoğlu, sözlerini “Dolayısıyla ‘ibadethaneleri camidir, ibadetleri namazdır, cem ibadethaneleri de bir zikirdir, ibadethaneleri de bir tarikat mekanıdır’ diye bakarak Aleviliği hiçbir zaman inançsal yapı olarak görmediler” diyerek sürdürdü.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ BİR KÜLTÜR BİÇİMİ OLARAK GÖRÜYOR”

    İktidarın Aleviliğe her zaman için kültür biçimi olarak baktığını söyleyen Kenanoğlu, “Müfredattaki konularda da bu zihniyet devam ediyor. Aleviliğin önemli inançsal meseleleri bir kültürel aktivite ve gelenek gibi sunulmaya devam ediliyor. Bazı konularda ise İslam’a atıf devam ediyor. Örneğin musahipliğin kökeni Muhacir Ensar kardeşliği olarak yansıtılıyor oysa ki Alevilikteki musahipliğin bununla ilgisi yok” diye konuştu.

    Eğitimdeki laiklik vurgusunun zaten zayıf olduğunu, bu müfredatla birlikte tümüyle ortadan kaldırıldığını kaydeden Kenanoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmektedir. AKP iktidarının tekçi, inkarcı ve asimilasyoncu yaklaşımını bu müfredatta görüyoruz. Tabi ki Alevilerin bu müfredata karşı itirazları ve mücadeleleri sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Doç. Dr. Ali Bektaş: Semahı folklor olarak gösterenler bir kışkırtmanın peşindedir-VİDEO

    Doç. Dr. Ali Bektaş: Semahı folklor olarak gösterenler bir kışkırtmanın peşindedir-VİDEO

    PİRHA – Burdur Üniversitesi emekli öğretim görevlisi Doç. Dr. Ali Bektaş değişen eğitim müfredatında Alevi inancına yönelik yaklaşımları PİRHA’ya değerlendirdi. Bektaş “Diyanet İşleri Başkanlığı okullardaki müfredatta Alevileri incitecek, yok sayacak, Alevileri ve diğer grupları kışkırtacak eylemlere yönelmiştir” dedi. Bektaş, “Semahı folklor olarak gösterenler ahlaksızca, hayasızca bir kışkırtmanın peşindedir” ifadelerini kullandı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Burdur Üniversitesi emekli öğretim görevlisi Doç. Dr. Ali Bektaş, değişen eğitim müfredatını değerlendirdi. Müfredatta Alevilere yönelik incitici yaklaşımların yer aldığını söyleyen Bektaş, semahın ders kitaplarında folklor gibi gösterilmesine tepki göstererek, “Bizim cemevlerimiz ibadethanedir. Semahlarımız folklor değildir ibadetin bir parçasıdır. Bunu söyleyen zihniyet bilimsellikten uzak, teknolojiden nasibini almamış, ahlaksız ve hayasızca bir kışkırtmanın peşindedir” dedi.

    “MUHAFAZAKAR DİNCİ SİYASİ PARTİLER  ALEVİLİĞİ YOK SAYIYOR”

    “Biz bölünmüşlük istemiyoruz” diyen Bektaş, “Eskilerde olduğu gibi beraberlik, kardeşlik içinde kim olursa olsun bu kapıdan içeri girdiğinde bu cem de yerinin oluğunu söyledik. Hiçbir siyasi ve ideolojik gruba mensubiyet göstermeden herkesi eline, diline, beline sahip olsun felsefesi içerisinde ve yine Pir Sultan Abdal kültüründeki o barışçıl çözümle bekledik cemevlerimize” dedi.

    Bektaş, ancak bazı muhafazakar, dinci, siyasi partilerin Aleviliği yok sayarak bazı grupları kışkırtıp sonuçları katliama kadar giden eylemlere imza attıklarını söyledi.

    “Bizim için bütün insanlar kardeştir” diyen Bektaş, “7,5 milyar insan bizim için birdir tekdir, hatta yerdeki karınca bile bizim için önemlidir” diye konuştu.

    “ALEVİLERİ TANIMAYA ÇALIŞIN ONDAN SONRA KANAT GETİRİN”

    Bektaş, gelin Alevilerin yaşamına ortak olun çağrısında bulunarak, şunları belirtti:

    “Alevileri tanıdıktan sonra kanaat getirin. Camiiye de sinagoglara da saygı duyuyoruz. Her mezhep, inanç ve her  kültürdeki  etnisitedeki insanlara diyoruz ki gelin kardeş olalım. Dünyadaki savaşı durduracak, açık yoksulluk ve eşitsizliğe son verecek düşünce bizim geçmişimizde gizlidir. Bunu ne İslamla ne başka bir dinle ne de başka bir hayat ve yaşam tarzıyla karşılaştırmak ve mukayese etmek kimsenin haddi değildir, hakkı da değildir.”

    Dünyada eşi benzeri görülmemiş, despot, tekçiliğe dayanan  bir siyasi anlayış var olduğunu ifade eden Bektaş, “Bu siyasi anlayış içerisinde ben diyorum ki bir kızım var. Kızımın geleceğini düşünüyorum. Benim kızımın yanında kimsenin çocuğu değerli olamaz. Ben başkalarının çocukları için çocuğumu feda etmek istemiyorum. Buna karşı çıkmayan, buna ortaklık edenler çocuklarının geleceklerini başkasının çocuklarına feda ettikleri manasına gelir.  Kendi çocuğuna hassasiyet göstermeyen nasıl bir cana, nasıl bir yaşam tarzına hassasiyet göstermesini beklersiniz” dedi.

    “BİZİM KIBLEMİZ İNSANDIR”

    Siyasilere, Türkiye’deki insanlara seslenen Doç. Dr. Ali Bektaş, “Gelin kardeş olalım” diyerek, şunları kaydetti:

    “Savaşların ya etnik sebepleri ya da dini sebepleri vardır. Biz diyoruz ki bunların tutucularından arınalım, barış ve kardeşlik içerisinde yaşayalım. Hacı Bektaş Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın ve Anadolu kültürünü yansıtan Alevilerin, bilim adamlarının, şairlerin, ozanların, kültürel değerlerin, kültürel değerlerin, bir kulak asalım, bizim için kimse kurtarıcı olamaz. Ne tek bir adam kurtarabilir ne de onun arkasındaki çıkarcı grup. Bizim tek kurtarıcımız kalben insanı sevmektir. Bizim kıblemiz insandır, ibadetgâhımız insanlıktır. Ne olur peşin hükümlü olmadan gelin tanış olalım, gelin barış olalım, gelin kardeş olalım” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Sezgin Kartal cezaevinden yazdı: Zorunlu din derslerinden cihada “Alevi çocukları”

    Sezgin Kartal cezaevinden yazdı: Zorunlu din derslerinden cihada “Alevi çocukları”

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yeşilkent Derneği Kurucu Başkanı Sezgin Kartal, Silivri Kapalı Cezaevi’nden “Zorunlu din derslerinden cihada ‘Alevi çocukları’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Kartal, yazısında “Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkmasını isterken, önce 4+4+4, şimdi de bütün eğitim-öğretimin üniversiteler de dahil olmak üzere- İslam inancına göre düzenlenmesiyle yüz yüzeyiz. Bu basit bir inanç eğitimi değil. Ağırlık noktasını tek inanç sistemine dayalı cihadist bir eğitim sistemi oluşturuyor. Bu açıkça cihada hazırlıktır. Bununla birlikte Alevilerin sırtındaki zulmün sopası giderek şiddetleniyor” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yeşilkent Derneği Kurucu Başkanı Sezgin Kartal, Silivri Kapalı Cezaevi’nden bir yazı kaleme aldı. Kartal yazısında son dönemlerde açıklanan yeni eğitim müfredatını tepki göstererek, Alevi kurumlarının bu sisteme karşı mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. Kartal, “Alevilerin sırtındaki zulmün sopası giderek şiddetleniyor” dedi.

    Kartal Hacı Bektaşi Veli’nin “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”  sözleriyle başladığı yazısında, yeni müfredatla tek dertlerinin Alevi çocukları olmadığını ve Alevilerde ben’liğe yer olmadığını vurguladı.

    Kartal, “Darbe dönemlerinde iktidarda kalan, darbenin şiddetine ve sahibinin politik karakterine göre kendi sistemini inşa eder” diyen Kartal, “15 yıllık siyasal İslam elde ettiği iktidarı bir daha bırakmamacasına sıkı sıkıya sarılmaktadır. AKP-Saray en nihayetinde İslami motiflerle bezenmiş cemaat devleti tahayyül ediyor. Her ne kadar toplumun bütününde kabul görmese de darbe girişimiyle daha fazla devreye giren zor aygıtları sayesinde rejim değişikliğini gerçekleştiriyor. Çokça bahsettiğimiz gibi Kemalist-Ulusalcı Birinci Cumhuriyet’in ruhuna çoktan Fatiha okundu. Bunun temelleri salt AKP iktidarı ile başlamadı. Köklerini darbelerin derinliklerinde aramak gerekir. İslamcı normlara sahip İkinci Cumhuriyet’in sancılı geçen inşa süreci yirmi yılını doldurmadan kendi mezarını kazmaktadır. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Özellikle Ortadoğu’yu da içine alan siyasal İslam ciddi oranda yozlaştı ve çürüdü” dedi.

    Kartal, son bir yıl içinde devlete ait bütün kamusal alanlardan İslami tahayyüller dışında görülen binlerce kişi tasfiye edildiğine dikkat çekti.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ GÜNCELLİĞİNİ KORUYOR”

    “Alevilerin bu rejim değişikliğinden etkilenmemesi mümkün değildir” diyen Kartal, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli yere sahip olan Alevilerin eşit yurttaşlık talebi ne eski ne de yeni rejimde karşılık bulduğunu söyledi.

    Ret ve inkar devletin temel özelliği olarak kodlandığını ifade eden Sezgin Kaartal, “1989 yılında bir grup Alevi temsilcisinin yayımladığı Alevilik Bildirgesi’nde yer alan “din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, Sünnileştirme girişimlerinin durdurulması ve Diyanet İşleri hizmetlerinden pay alınması (sonraki -ve şimdi- yıllarda Diyanet’in ilgası istenmektedir)” talepleri aradan geçen uzun yıllara rağmen güncelliğini koruyor. O tarihin taleplerini içeren koşullar ortadan kalkmadığı için Alevi toplumunun yaşamına, varlığına ve bütün değerlerine bariz tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

    “AÇIK BİR ŞEKİLDE CİHADA HAZIRLIK YAPILIYOR”

    Kartal, AKP Hükümetinin cihadist bir eğitim sistemi oluşturmak istediğine dikkat çekerek yazısına şöyle devam etti:

    Alevilerin bunca zamandır yürüttüğü mücadelenin tamamen kazanımsız sonuçlandığını iddia etmek büyük haksızlık olur. Mesele temel taleplerin olduğu gibi duruyor olmasıdır. Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkmasını isterken, önce 4+4+4, şimdi de bütün eğitim-öğretimin (okulların imam hatipleştirilmesi, müfredatın dini normlara büründürülmesi vb) -üniversiteler de dahil olmak üzere- İslam inancına göre düzenlenmesiyle yüz yüzeyiz. Ayrıca AKP-Saray bu politikaları hayata geçirirken açıkça ifade edip savunuyor. Bu basit bir inanç eğitimi değil. Ağırlık noktasını tek inanç sistemine dayalı cihadist bir eğitim sistemi oluşturuyor. Bu açıkça cihada hazırlıktır.

    Aynı zamanda MEB’in tarikatlara devredilmesi (özellikle çocuklara taciz-tecavüz vakalarıyla gündeme gelen) ve bunlarla okullarda kurs, seminer, gezi vs gibi etkinlikler yapabilmesini sağlayacak protokollerin yapılması cihadist gruplara alan açmaktadır. Bu dehşet verici bir adımdır.

    Eğitimin şeriatçılığa dönüştürülmesine Türkiye’deki Alevi kurumlarının çatı örgütü ABF okullar açılmadan önce Ankara’da MEB’in önünde yapacakları yürüyüş ve basın açıklaması ile tepkilerini dile getireceklerini açıkladı. Böylesi faşizan dönüşüme tepki üretmek iyi ve doğru bir karar da, sonuç ne? Devamında programın var mı? Bir yürüyüş, basın açıklaması ya da mitingle hemen sonuç alınamayacağını biliyorum. Zaten bugüne değin sürekli yaptığımız protesto biçimleri! Gecikmeli de olsa sonuç alıcı farklı eylem biçimleri ortaya konulmalıdır.

    “ETKİLİ EYLEMLER YAPILMALI”

    Burada Alevilerin tek derdi eğitimin dinselleştirilmesi de değil. Hacı Bektaş Veli, ŞahKulu, Kadıncıkana, Karacaahmet gibi birçok kutsal mekanlara, dergahlara devlet el koymuştur. Neredeyse her köşe başına camii yapan devlet diğer inanç merkezlerine, kutsallıklara yaşam hakkı tanımıyor. Hatta daha ağırı bu mekanlara girişler izne ve ücrete tabi tutuluyor. Alevilerin sırtındaki zulmün sopası giderek şiddetleniyor. Bu zulmün önüne geçmenin yolu, aynı söylemleri tekrar etmek ya da salt basın açıklamalarıyla olamaz. Kaldı ki kimi basın açıklamaları yapılsa da Alevi çocukları bu okullara gidecekler. Alevileri temsil eden kurumlar ve kanaat önderleri her yanıyla asimilasyoncu eğitim sisteminden Alevi çocuklarını nasıl koruyacak? Daha doğrusu Alevi toplumunun bu saldırıya tepki üretmesi nasıl örgütlenecek ve iktidara geri adım attırılacak? Mesela etkili bir boykot örgütlenebilecek mi? Aynı şekilde dergahların, inanç merkezlerinin tanınması ve gerçek sahibi Alevilere iade edilmesi sadece talep ederek değil, ancak etkili eylem biçimleriyle sağlanabilir.

    Tabi Alevi örgütlerinin faşizm karşısında direnç gösterebilmesi örgütlü gücüne bağlı. Şu anki durumundan hareketle Alevi örgütlerinin mutlak bir dönüşüme ihtiyacı var. Alevi toplumunun haklı kaygıları artarken, kurumların ve temsilcilerin zaman kaybetmeden hızlı bir iç yapılanmayı ve örgütlenme seferberliğini önüne koyması gerekmektedir. Yıllardır tekrar edilen politikaları (ve sözünü de), mücadele biçimlerini yenilemek, Alevi toplumunun kılcal damarlarına kadar dokunup hareket etmek zamanın olmazsa olmaz ihtiyacıdır.

    Hızır yoldaşımız olsun.

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)