PİRHA – PSAKD Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri Gülsev Kaya, ‘Eşit yurttaşlık’ tarifinin sadece Alevilere dair bir talep olmadığını ifade ederek yeni sürece dair görüşlerini paylaştı. Kaya, demokratikleşmeye dönük “derinlikli tartışmaya ihtiyaç olduğunu” da sözlerine ekledi.
27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından Türkiye’de yeni bir sürece girildi.
Toplumun büyük kesiminde olumlu karşılanan sürece dair bir açıklamada Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Örgütlenme Sekreteri Gülsev Kaya’dan geldi.
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın Alevi toplumu nezdinde nasıl karşılandığını değerlendiren Kaya, Alevi toplumunun daima demokrasiyi talep eden bir yerde durduğunu belirtti.
“ALEVİLERE DE DÜŞEN YANLAR VAR”
Aynı zamanda PSAKD Ataşehir Şube Yönetim Kurulu Üyesi olan Gülsev Kaya, Aleviliğin her zaman haksızlık karşısında mücadele eden bir inanç olduğunun altını çizdi. “Bu ülkede ezilen, yok sayılan bir inancın temsilcileriyiz” diyen Kaya, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eşit yurttaşlık talebi dediğimiz tarifleme, aslında bu ülkede yaşayan bütün azınlıklar için, bütün ötekilerin birlikte yaşamanın ortak talebi olarak görürüz. Yani sadece Alevilerin değil. Bu anlamda hani bunu birlikte örgütlemeye ihtiyaç var.
Trump, 2. başkanlık dönemine ‘Bir güvercin olduk’ diyerek gelmişti. ‘Barışı inşa edeceğiz’ derken bugün dünyanın her yerinde İsrail, ABD’nin jandarmalığını yapmakta. Aslında dünyanın her yerinde savaşın bu kadar boyutlandığı bir süreçte tartışmaların derinlikli olmasına ihtiyaç var. Bence bu tartışmaların içerisinde elbette Alevilere de düşen yanlar var. Alevilerin de bu dünyanın savaşından diğer bütün azınlıklar gibi etkilenir. Bu eksende daha derinlikli tartışmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ama bu konuda derin bir tartışmamızın olduğunu söyleyemem. Hani genel, daha günlük, daha ihtiyaç üzerinden bir tartışma var ama tabii ki derinleşmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.”
“2 TEMMUZ İLE YÜZLEŞİLMEDEN”
Gülsev Kaya, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından gündeme gelen yeni anayasa çalışmalarına dair de görüş belirtti. “Alevi kurumları, bu süreçte nasıl yol almalı?” sorusuna Kaya, şu cevabı verdi:
“Anayasanın yeniliği ya da genel çerçeveyi, ülkenin mevcut konumu ve mevcut yapısıyla birleştirilerek tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Mevcut anayasada kişilerin kendi düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanma hakkı, sendikalı olma hakkı, bir derneğe üye olma, seçme ve seçilme hakkı var. Bu hakların düzen içerisinde kullanılıp kullanılamadığı, hatta bu hakları kullanan herkesin bugün hapishanelerde olduğu, binlerce siyasi tutsağın olduğu bir ülkede anayasa tarifinin ülkenin daha demokratik hak mücadelesi noktasında tartışılmaya ihtiyacı var. Evet Aleviler de bu ülkede anayasal mevcut sistem içerisinde kendi varlıklarını ifade etmek; yani eşit yurttaşlık taleplerinin karşılandığı, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi, bir inanç olarak Alevilerin varlığının orada tarif edilmesi, reddedilecek tartışmalar olmayacaktır. Ama bu mevcut yapı içerisinde bunun nasıl olacağı meselesi daha teknik bir soru. Mesela biz bunu kimden talep ediyoruz? Mesela bu tartışmayı demokratik her türlü hak gaspının olduğu bir ülkede kiminle tartışacağız? Meselesinin çok daha derinlikli olmasına ihtiyaç var.
Bu mevcut sistem içerisinde bir demokrasi tartışmasının güdük kaldığını tarif etmeye ihtiyaç var. Yani her yanından çürümüş olan, bugün muhalefet üzerinde yürütmüş olduğu baskı politikasından bile görebiliriz. Kendinden olmayan her türlü şeyi bu kadar baskıladığı bir dönemde bir demokrasi havariliği yapmak, faşizmi demokrasi sosuna bulandırmak mı diye tarif etmeliyiz?
2 Temmuz ile yüzleşilmeden, Madımak Utanç Müzesi haline getirilmeden, yeni Madımaklar her gün yaşanırken bu meselenin biraz derinleştirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Aleviler dün de vardı, bugün de var. Hani bir anayasanın kalıpları içerisine sığdırılamayacak bir konu bu. Aleviler de Ezidiler, Kürtler gibi bütün farklı inançların tamamı gibi var olmaya devam edecek diye düşünüyorum.”
PİRHA- Barış süreci karşıtlarına, “İkballeriniz için barışı umudunu baltalamayın. Bu topraklara artık korku ve paronaya ekmeyi bırakın lütfen” diye seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku aynı zamanda bizim geleceğimizin anahtarlarıdır. Bu sözleşme, basit bir belge değil, toplumsal bir taahhüttür” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) üyeleri, güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı.
Partinin genel merkezinde yapılan toplantıya, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları başkanlık ediyor. Bakırhan, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu.
“ORTADOĞU SAVAŞLA DİZAYN EDİLİYOR”
Ortadoğu’daki gelişmelere dikkati çeken Bakırhan, bölgede “yakıcı” gelişmelerin yaşandığını söyledi. Bakırhan, “Yeni bir dünya, yeni bir Ortadoğu kuruluyor. 2025’in ortasına yaklaşırken; hem küresel siyaset hem Ortadoğu kendine yeni rota arıyor. Ukrayna savaştan yanıyor; Gazze, İsrail saldırılarıyla kanıyor. Irak belirsiz, Suriye paramparça. Yine İsrail saldırıları ve güvenlik politikalarıyla birlikte çoklu gerilimler ortasında İran’ın olduğu bir Ortadoğu’da yaşıyoruz. Hepimizi ilgilendiren çok büyük olaylar ve gelişmeler yaşanıyor. Ortadoğu, Körfez ülkelerinin öncülüğünde savaşla dizayn ediliyor” dedi.
“YA KRİZ VE KAOS DEVAM EDECEK, YADA TÜRKİYE BARIŞINI SAĞLAYACAĞIZ”
“Eski ittifaklar birer birer çöküyor, yeni ittifaklar kuruluyor. Yeni diplomasi ve yeni güvenlik arayışları devam ediyor. Bu yeni dönemin tabi ki merkezinde enerji koridorları ve güç dengeleri var. Ortadoğu’da dönüşmeyen artık ayakta kalmayacak gibi bir tablo var. Katı olan her şey de buharlaşacak gibi duruyor. Bu gerçekliği iyi görmek gerekiyor. PKK’nin tarihi dönüşüm kararı, aslında bu küresel rüzgarı okumanın bir ürünüdür. Hem Türkiye, hem Ortadoğu, hem de dünyada yaşanan jeopolitik fırtınalarda kendisine yeni bir yol yeni bir rota çizmeye çalışıyor. Tam bu noktada önümüzde iki yol var; ya kriz- kaos devam edecek ya da selamet yolu içerisinde Türkiye barışını sağlayarak doğru bir rotada yol alacağız. İşte tam da böylesi bir kritik eşikte bulunuyoruz.
22 Ekim’de Sayın Bahçeli’nin çıkışı, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu tarihi çağrı, Sayın Erdoğan’ın ortaya koyduğu irade, yine PKK’nin 12 Mayıs’ta ilan ettiği kongre kararları çok önemlidir. Bu adımlar yarım asırlık düğümü çözdü. Pusulayı savaştan barışa çevirdi. Artık felaket değil selamet yolunu seçtik. Çok fazla zaman kaybetmeden barışı menzile ulaştırmak gibi her birimizin büyük sorumluluğu var.
Bu menzile her geç varış aynı zamanda bir o kadar can ve mal kaybı riskini devam ettiriyor. Tarihsel bir seçimle karşı karşıyayız. Ya Kürt ve Türk ilişkilerini demokratik temelde yeniden kuracağız ya da Ortadoğu’nun felaket senaryosu içinde biz de tükenip gideceğiz.”
BİR PAZARLIK SÜRECİ DEĞİL, VAROLUŞ MESELESİDİR
22 Ekim’de başlayan, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısı ile zirveye ulaşan süreçle selamet yolunun kapısı açıldı. Bu kapıdan geçebilirsek Ortadoğu ve bölgede rahat bir nefes alacaktır. Diyarbakır’dan Edirne’ye, Batman’dan İzmir’e kadar uzanan bu topraklarda ortak bir geleceği inşa etme fırsatı ortaya çıktı. Eğer bu ortak geleceği inşa etme fırsatını değerlendirebilirsek sadece Türkiye değil, Ortadoğu ve dünyaya büyük bir demokratik model yaratmış olacağız. Bugün bazıları Barış ve Demokratik Toplum sürecini bir pazarlık sanıyor. Oysa bu bir pazarlık değil, bir varoluş meselesidir.
Bu ciddiyetle anlamak, algılamak ve buna uygun davranılması gerektiğinin özellikle altını çiziyorum. Küresel ve bölgesel dinamiklerin tamamen değiştiği bir dönemde, sadece Kürt meselesini çözmüyoruz. Türkiye ve bölgeyi gelecek yüzyıla hazırlıyoruz. Biz böyle büyük düşünürken, bazıları yine küçük hesaplar peşinde koşmaya devam ediyor. Süreç karşıtlarına bir kez daha sesleniyorum; ikballeriniz için barışı umudunu baltalamayın. Bu topraklara artık korku ve paronaya ekmeyi bırakın lütfen. Ayrıştırma politikalarının hasadı Kars’tan Edirne’ye kadar yalnızca ve yalnızca acı ve gözyaşı getirir. Birlikte yaşamayı öğrenemezsek, birlikte bir felaketin içerisine sürüklenebiliriz. Bakın Sayın Öcalan son yaptığı görüşmelerde buna benzer çok önemli bir belirlemede bulunmuştu. Sayın Öcalan aynı zamanda çok kritik bir çağrı da yapıyor. Sayın Öcalan şöyle söylüyor; ‘Kürtlerin en insani hakları tartışıldığında, olumlu bir hava estiğinde kıyamet koparanlar var. Bunlar ortak yaşamın önündeki en büyük engellerdir’ diyor. Biz de katılıyoruz. 86 milyon insanımızın dikkatini de bu noktaya çekmek istiyorum.
“SÜRECİN YASLANDIĞI TEK TEMEL VAR, ODA DEMOKRASİDİR”
Değerli arkadaşlar 12 Mayıs’ta PKK’nin açıkladığı karar var. Sadece bir örgütün değil, bir coğrafyanın kaderini değiştirecek tarihi önemdedir. Bu karar ‘silahlar sussun, siyaset konuşsun’ çağrısıdır. Ne güzel. Yıllarca ‘silahlar sussun, siyaset konuşsun’ diyorduk. Bugün bu umuda daha yakın bir noktada duruyoruz. Bu karar karşısında büyük bir heyecan duymamız gerekiyor. Barışa sonsuz destek vermemiz gerekiyor. Bu karar Kürt-Türk ilişkilerini ortak vatan perspektifiyle yeniden düzenlenmesi ve barışçıl bir çözüm arayışıdır aynı zamanda. Şayet bu kararlara gerçekçi yaklaşılır, fırsat doğru değerlendirilirse artık hepimiz için için yeni bir Türkiye, yeni bir siyaset ve yeni bir yaşamın da kapıları açılmış olacak.
Yeni sürecin yaslandığı tek temel var o da demokrasidir. Demokratik bir toplumda silahlara yer yoktur. Silahlar konuşuyorsa demokrasi susar. Demokrasi konuşursa da silahlar susar. Bu gerçekliği en çok yaşayan ülkelerden birisi biziz. Barış demokrasiyi büyütür, demokrasi de Türk-Kürt kardeşliğinin en önemli birlikte yaşama teminatı olur.
“YENİ BİR SÖZLEŞME TOPLUMSAL TAAHHÜTTÜR”
Sayın Öcalan’ın yine son mesajında yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku belirlemeleri vardı. Bunlar aynı zamanda bizim geleceğimizin anahtarlarıdır. Bu sözleşme, basit bir belge değil, toplumsal bir taahhüttür. Türkiye’nin demokratik geleceği ancak böyle bir toplumsal sözleşme ile mümkündür. Sayın Öcalan, geleneksel kardeşlik kavramını hep yetersiz buldu. Sık sık kullandığımız ama gereğini yapmadığımız bir kavramdı. Daha güvenceli ve eşitlikçi bir sözleşme biçimini savundu. ‘Biri değersiz olmaz’ derken aslında ortak kaderimize işaret ediyordu. Öcalan’ın bahsettiği kardeşlik, eşitlik hukukudur. Demokratik ve ortak yaşamın teminatıdır.
Bu yeni sözleşmenin mutfağı tabii ki Meclis’tir. Biz de bunu defalarca söyledik. Aslında bugüne kadar görüştüğümüz siyasi parti ve toplumsal kesimler de aynı şeyi söylediler. Kardeşlik hukukunun adresi Meclis’tir. Barış ve demokratik dönüşüm ancak Meclis çatısı altında gerçek anlamını bulur.
MECLİS SÜRECİN GÜVENCESİDİR
Meclis aynı zamanda sürecin denetleyicisi ve şeffaflığın da güvencesidir. 2013-15 yıllarındaki süreci hatırlarsınız; en büyük eksiklerden biri ve belki özeleştiri vereceğimiz noktalardan biri 2013 ve 2015 yıllarında Meclis yeterince sürece dahil edilmedi. Şimdi bu eksikliği tekrarlamayalım. Sayın Bahçeli’nin Meclis’te komisyon kurulması önerisi önemlidir. Biz de bu çerçevede siyasi partilerle bir görüşme trafiği içerisindeyiz. Sizlerin de olduğu bu salonda kurullarımızı da toplayacağız.
SİYASİ PARTİLERDEN DESTEK
Herkes Meclis’in tarihi rolüne inanıyor. Ziyaret ettiğimiz siyasi partilerin tamamı Meclis zeminini işaret ediyor. Öyleyse; herkes çözüm önerilerini de artık sunmalıdır. Mevcut gidişatı sadece eleştirmek yetmiyor, yerine herkes kendi önerilerini de koymalı ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Kamuoyu bu tarihsel önemli süreçte kimin ne düşündüğünü bilmelidir. Artık vakit kaybetmeye lüksümüz yok. Ayrıntılarda boğulma, ayrıntıları tartışma, gerçekleri ters yüz etme noktasında değiliz. Bu süreçte dilde, davranışta ve bakışta bir samimiyet şarttır. Hepimiz sürece katkı sunacak bir dil kullanmalıyız, Biz öyle yapmaya çalışıyoruz. Dünya denklemi ve Ortadoğu dinamikleri bu süreçle değişecek. Herkes bu süreci dikkatle izliyor. Pusuda bekleyen karanlık odaklar yok değil, provokasyonlara da dikkat etmemiz gerekiyor. Karanlık odaklara, sürece düşmanlarına, ikballeri uğruna bu süreç karşısında duranlara artık Türkiye toplumu geçit vermemelidir.
KÖPRÜLERİ KURMAK GÖREVİMİZ
27 Şubat çağrısı ve PKK’nin 12 dönem kararları yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu yeni dönemde siyasetin en fazla da bizim PM üyelerimizin omuzlarına büyük bir yük düştü. Büyük sorumluluk düştü ve yükümüz ağırlaştı. Her PM üyemizi büyük bir sorunluluk bilinciyle çalışmalı. İllerimizde sadece genel merkezden gelen planlamaları beklemeden örgütlenme çalışmalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Bu süreci anlatmalı ve kavratmalıyız. Bu sürecin her yere ulaşması için de büyük bir çaba içerisinde olmalıyız. Bu süreçte demokratik toplum ve barış çalışması sadece bize yakın ya da örgütlü olduğumuz kentlerde ve tabanımıza götürmek değil, toplumun her kesimine, Türkiye’nin her iline ve ilçesine elimizden geldiğince her rengine ve mozaiğine götürme gibi bir sorumluluğumuz var. Kaygıları gidermek PM’mizin, kurullarımızın işidir. Toplumu ikna etmek, bizim en temel vazifemizdir. Köprüleri kurmak da bizim temel sorumluluğumuzdur. Bunun için doğru bir dile kapsayıcı bir örgütlenme tarzına ihtiyacımız var.
SÜRECİN BAŞARI ÖRGÜTLEME BECERİMİZE BAĞLIDIR
Yeni bir dönem ve siyaset derken aslında biraz burayı işaret ediyoruz. Polemik değil, paylaşım dili kullanmalıyız. Dışlama değil, içerme dili ile hareket etmeliyiz. Kutuplaştırma değil, kucaklama dilini kullanacağımız yeni bir döneme girdik. Barışın kazanımlarını, demokratik bir toplumu Kars’tan Edirne’ye kadar 86 milyon tarafından nasıl anlaşılması gerektiğini çok iyi izah etmemiz gerekiyor. Ortak geleceğimizin nasıl şekilleneceğini de sade ve samimi bir şekilde toplumla paylaşmak gibi bir görevimiz olduğunu belirtmek istiyorum.
Unutmayalım, sürecin başarısı bizim örgütleme becerimize, toplumu ikna etme gücümüze bağlıdır. Eğer iyi örgütleyebilirsek, toplumu ikna edebilirsek sürecin en önemli engellerinden birisini kendimiz aşmış olacağız. Her kapıyı çalan elimiz ve her kalbi kazanan sözümüz; barışın, kardeşliğin örgütleyicisi olacaktır.”
PİRHA- Kürt sorununda yeni süreç tartışmalarını değerlendiren DAD İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen, Kürt sorununun bugün eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, zorunlu din dersi gibi tüm sorunları kapsayan bir yerde olduğunun altını çizerek, “Biz Alevilerde bu sürecin takipçisi ve öznesi olmalıyız” dedi.
Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dair yapılan tartışmaları değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eş Başkanı Fırat Dikmen, Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak demokratik ve hukuki bir zeminde çözümünün tüm toplumsal kesimlere kazandıracağını kaydetti.
Dikmen, Kürt sorununun çözümünün kendisiyle birlikte Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin de çözüme kavuşturacağını kaydederek, Alevilerin bu süreçte özne olması gerektiğini söyledi.
“SÜRECE GEÇİLMEDEN ÖNCE DEMOKRASİ GÜÇLERİ ZAYIFLATILMAK İSTENİYOR”
Kürt sorunun çözümünde Alevilerin özne olması gerektiğini ifade eden Dikmen, “Öncelikle tecridin delinmesi, görüşmelerin bir şekilde başlaması sevindiricidir. Türkiye AKP-MHP işbirliğiyle parlamenter sistemi yıkıp başkanlık sistemine geçtiğinden beri dünyayla çelişir durumda. Yeni ticaret yollarıyla da jeopolitik konumun zayıflaması, Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesi AKP-MHP hükümetini bu görüşmeleri yapmaya mecbur etti. Süreç ise daha başlamış değil. Bir yandan görüşmeler bir yandan kayyımlar ve tutuklamalar sürecin hala başlamadığını gösteriyor. Görünen o ki diyalog sürecine geçilmeden ne kadar eksiltsem, zarar versem kârdır mantığıyla her gün farklı bir zulüm ile halkın üstüne gidiliyor. Devletin içindeki farklı anlayışlar henüz birbiriyle uzlaşmış değil, ve olası süreci bozmak için çaba harcayan bir kesim var. Süreç bıçak sırtı gidiyor. Biz Aleviler, Kürtler tüm ezilen ve özgürlük arayışı olanların demokratik çözüm için sürece katılması ve özneleşmesi lazım. Bu süreç tersine dönerse AKP-MHP hükümeti zulüm konusunda daha da sertleşerek, gaddarlaşacaktır” diye konuştu.
“EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ DE ÇÖZÜME KAVUŞACAK”
Kürt sorununun çözümünün ülkedeki çoklu krizler ile birlikte eşit yurttaşlık mücadelesinin çözümü için başlangıç olacağını kaydeden Dikmen, “Kürt sorunu bugün katmerleşmiş içinde bir çok sorunu barındıran bir hale gelmiştir. Türkiye’de en ufak bir muhalif söylem dahi Kürt karşıtlığını kullanarak kriminalize edilmeye çalışılıyor. Kürt sorunu bugün bir özgürlük sorununa da dönüşmüştür. Ve Kürt siyasi hareketi ve dostları sorunun çözümünün beraberinde kadın, ekoloji, ekonomi sorununa da çözüm olacağını izah ediyor. Bir tuğlayı çekince duvar nasıl yıkılırsa, Kürt sorununun çözümü de bu duvarı yıkacaktır ve bütün sorunların çözümü için başlangıç olacaktır. Kürt sorunu bugün eşit yurttaşlık talebini, ana dilde eğitimi, zorunlu din dersi gibi tüm sorunları kapsayan bir yerde” diye belirtti.
“SÜRECİN BARIŞTAN YANA EVRİLMESİNİ ARZU EDİYORUZ”
Dikmen, Alevi örgütlerinin sürece dair buluşmalarını da hatırlatarak, “Alevi örgütleri ise “Aleviler Barışı konuşuyor” adlı İstanbul’da bir araya geldi. Sürece ithafen beklentilerini ve temennilerini belirtti. Benzeri buluşmaların ise devam edeceği gözüküyor. Biz sürecin barıştan yana evrilmesine önem arz ediyoruz. Alevilik felsefesi hiçbir zaman savaştan yana olmamıştır. Bu süreçte demokrasi güçlerinin yanında, Kürt sorununun çözümünü için çaba göstermeliyiz” vurgusunda bulundu.
“BARIŞIN TESİSİ İÇİN ALEVİLER OLARAK SÜRECİN ÖZNESİ OLMALIYIZ”
Anayasal zeminde gerçekleşecek her demokratik adım ve tanımlamanın hukuksal ve siyasal başlangıcın önünü açacağının altını çizen Dikmen, “Çözümün demokratik düzene inmesi, varlığımızın tanınması demek, ibadethanelerimizin kabulü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, anadilde eğitim gibi bir çok şeyi mümkün kılabilir. Ve 100 yıllık bir katliam ve asimilasyon politikalarıyla yüzleşme Türkiye ve Ortadoğu’da barışın tesisi için büyük bir fırsattır. Sürecin Kürt-Türk sorunun sadece olmadığının demokrasi ve özgürlüklerin herkesi kapsadığı için biz Alevilerde sürecin takipçisi ve öznesi olarak ezilenlerin birliğini sağlamalı kutuplaştırılan kesimlerin farklılıkların zenginlik olduğunu gösterebiliriz. Ve ola ki tekrar bir müzakere masası kurulursa ve kurulması için emek ve özgürlükten yana tavır takınmalıyız” şeklinde konuştu.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kürt sorununun müzakere yöntemiyle çözülebileceğine dair açıklamaların samimi ve somut bir sürece dönüştürülmesi beklentisi içinde olduklarını açıkladı. DAD, “Ortak vatanda, ortak yaşam için temel gerekliliktir. Ve bu barış, halklarımız, kadınlar, emekçiler ve tüm ötekileştirilenler açısından sadece muktedirlere bırakılamayacak kadar yaşamsaldır. Bu manada barış mücadelesini yükseltmek, barışın sesi olmak kolektif geleceğimize sahip çıkmaktır” dedi.
Kürt sorununun çözümüne dair yapılan “yeni süreç” tartışmalarına ilişkin Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaptı.
Ortadoğu’da yoğunlaşan üçüncü dünya savaşının halklar açısından daha büyük yıkımlar taşıdığına değinen DAD, ülke genelinde ise kolektif bir ihtiyaç olan toplumsal barışın demokratik cumhuriyet ile mümkün olacağına işaret etti.
DAD, iktidar kanadından gelen ve Kürt meselesinde diyalog kapılarının aralanabileceğine, toplumsal barış yolunda temel bir sorunun müzakere yöntemiyle çözülebileceğine dair açıklamaların samimi ve somut bir sürece dönüştürülmesi beklentisi içinde olduklarını kaydederek, muhalefet partilerinin bu süreçte sorumluluk alarak sürecin başlamasına, samimi ve sonuç alıcı biçimde yürütülerek toplumsal barışın sağlanmasına katkı sunması çağrısında bulundu.
“KOLEKTİF BİR İHTİYAÇ OLAN BARIŞ DEMOKRATİK CUMHURİYETLE MÜMKÜNDÜR”
Demokratik Alevi Dernekleri‘nin ‘yeni süreç’ ve ‘Kürt sorununda somut çözüm/toplumsal barış’ tartışmalarına dair açıklaması şöyle:
“Bilindiği üzere Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu kadim zamanlardan beri pek çok halkın ortak vatanı olmuş ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış coğrafyalardır. Bu durum dün olduğu gibi bugün de yaşanmakta olan somut bir gerçekliktir.
Halklar bahçesi olarak tanımlanan ve insanlığın pek çok kazanımına öncülük eden bu topraklar, emperyalist merkezler ve bölgesel gerici rejimler tarafından süreklilik arz eden savaşlar ve vahşi bir talanla kan revan içinde bırakılmaktadır.
Üçüncü dünya savaşı somut olarak Ortadoğu’da yoğunlaştırılmış ve halklar bu savaşlar sarmalında tüketilmekte olduğu gibi daha yaygın ve yoğun bir çatışmanın zemini de gittikçe güçlenmektedir. Bu durum ise halklarımız açısından daha büyük tehlikeler, daha büyük yıkım ve acılar anlamına gelmektedir.
Muktedirlerin ayrıştırıp düşmanlaştıran, çatıştıran politikaları karşısında rızalaşma ve ikrarlaşma temelli bir barış talebinin sesi olmak ve mücadelesini yükseltmek mazlumlar açısından bir zorunluluktur. Kolektif bir ihtiyaç ve gereklilik olan toplumsal barış ise demokratikleşmeyle, demokratik Cumhuriyetle mümkün olabilecektir.
“DİYALOGUN SOMUT BİR SÜRECE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ BEKLENTİSİ İÇERİSİNDEYİZ”
Bu bağlamda, iktidar kanadından gelen ve Kürt meselesinde diyalog kapılarının aralanabileceğine, toplumsal barış yolunda temel bir sorunun müzakere yöntemiyle çözülebileceğine dair açıklamaların samimi ve somut bir sürece dönüştürülmesi beklentisi içindeyiz. Samimiyet ve iyi niyet göstergesi olarak çatışmaların durdurulması, daha fazla kan dökülmemesi çağrısında bulunuyoruz. Yine muhalefet partileri de bu süreçte sorumluluk almalı, sürecin başlamasına, samimi ve sonuç alıcı biçimde yürütülerek toplumsal barışın sağlanmasına katkı sunmalıdır. Kürdün toplumsal varlığını sorun olarak algılayıp bir soruna çeviren zihniyet ve politikalar iktisadi, toplumsal ve siyasal çöküşe ve çürümeye, derin yoksulluğa, kadın ve çocuk cinayetlerinde tırmanışa yol açmıştır. Çok kültürlü ve çok kimlikli toplum gerçekliğimizi esas alıp bu minvalde atılacak adımlar yaşamın tüm alanlarını kapsayacak şekilde genişleyecek, toplumsal sağalma ve barışla, demokratikleşmeyle sonuçlanacaktır.
“ALEVİLERE VE ALEVİ KURUMLARINA GÖREV DÜŞÜYOR”
En büyük tehlike dış tehdit değil, içte ki rızasızlık halidir. Hak teslimi, rızalaşma temelli bir barış öncelikle kolektif ihtiyacımızdır. Ortak vatanda, ortak yaşam için temel gerekliliktir. Ve bu barış, halklarımız, kadınlar, emekçiler ve tüm ötekileştirilenler açısından sadece muktedirlere bırakılamayacak kadar yaşamsaldır. Bu manada, barış mücadelesini yükseltmek, barışın sesi olmak kolektif geleceğimize sahip çıkmaktır.
Rıza Yolu’nun talipleri olan biz Alevi halklar, kendimizi bu sürecin öznesi olarak görüyor, toplumsal barışın gerek toplumsal özelimiz, gerekse kolektif geleceğimiz açısından önemini biliyoruz. Demokratik cumhuriyet için demokrasi mücadelesinin bir tarafı, demokrasi kervanının bir bileşeniyiz. Halklarımızın rızalı-ikrarlı birliği için tüm Alevilere ve Alevi kurumlarına görev düşmektedir. Barışı sahiplenemez, inşa edemezsek, tüm halklarımız daha koyu bir karanlık ve yıkımlar sarmalına çekilecektir. Barış mücadelesi ise rızalı-ikrarlı birliği ve yaşamı sahiplenmek anlamına gelecektir. Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”
PİRHA- Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Kürt sorununun ülkenin en köklü sorunlarından biri olduğunu belirterek, çözümün tüm toplumsal kesimlerin katkısıyla mümkün olduğunu ifade etti. ADFE, “Bizler, Kürt halkının tarihsel ve kültürel haklarını tanıyan, eşit yurttaşlık temelinde bir çözümün kaçınılmaz olduğunu savunuyoruz. Ancak bu çözüm, sadece devletin değil, tüm toplumsal kesimlerin katkısıyla mümkündür. Her kesimin bir araya geldiği, şeffaf ve samimi bir toplumsal diyalog süreci başlatılmalıdır” diye belirtti.
Kürt sorununun çözümüne dair yapılan “yeni süreç” tartışmalarına ilişkin açıklama yapan Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) yazılı açıklama yaptı. “Barış, tüm Türkiye’nin rızasıyla inşa edilecektir!” başlığıyla yapılan açıklamada, her kesimin bir araya geldiği, şeffaf ve samimi bir toplumsal diyalog süreci başlatılması çağrısında bulunarak, Kürt sorununun hak ve eşit yurttaşlık temelinde çözümüne işaret edildi.
“BARIŞ VE ADALET ARAYIŞININ EN ÖN SAFINDA YER ALIYORUZ”
Türkiye’nin tarihsel sürecinde, toplumsal barış ve kardeşlik arayışının köklü bir mesele olduğuna değinilen açıklamada, “Yüzyıllardır farklı kültürlerin, etnik grupların ve inançların bir arada yaşadığı bu topraklarda, eşitlik ve adaletin tesis edilmesi, barışın kalıcı hale gelmesi için öncelikli koşuldur. Türkiye Alevi Federasyonu olarak, inancımızın temellerinde yer alan “rızalık” ve “birlikte yaşama” felsefesi doğrultusunda, ülkenin derin sorunlarının çözümüne dair bakışımızı paylaşmak, toplumsal barışın sağlanmasına katkı sunmak istiyoruz. Türkiye’nin bugünkü sorunları, sadece güncel siyasi tartışmaların ürünü değil, aynı zamanda tarihsel süreçlerin ve sistematik eşitsizliklerin bir sonucudur. Ülkemizde etnik, mezhepsel, sosyal ve ekonomik farklılıklar üzerinden derin yaralar açılmıştır. Aleviler olarak, bu sorunların en fazla mağdur edilen kesimlerinden biri olmamız nedeniyle, barış ve adalet arayışının en ön saflarında yer alıyoruz” denildi.
“KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ KAÇINILMAZDIR”
Kürt sorununun çözümünün kaçınılmaz olduğu vurgusu yapılan ADFE açıklamasında, “Kürt meselesi ise, ülkenin en köklü sorunlarından biridir ve bu meselenin çözülmemesi tüm Türkiye’yi etkileyen bir huzursuzluk ve adaletsizlik yaratmaktadır. Bizler, Kürt halkının tarihsel ve kültürel haklarını tanıyan, eşit yurttaşlık temelinde bir çözümün kaçınılmaz olduğunu savunuyoruz. Ancak bu çözüm, sadece devletin değil, tüm toplumsal kesimlerin katkısıyla mümkündür. Aleviler olarak bu coğrafyada ayrımcılığa uğrayan tüm kesimlerin yanında duruyoruz. Alevi bakış açısında, adalet sadece bir devlet politikası değil, bir yaşam biçimidir. Aleviler, tarih boyunca haksızlığa karşı durmuş, zulme karşı mücadele etmiş bir inanç topluluğudur. Bugün de, Türkiye’nin her kesimi için adaletin sağlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle, Türkiye’nin demokratikleşmesi, tüm inanç gruplarının, etnik toplulukların ve sosyal sınıfların eşit haklara sahip olmasını talep ediyoruz. Devletin, vatandaşlarına eşit mesafede durması, kimsenin inancı, dili, etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramaması gerektiği düşüncesini savunuyoruz” diye belirtildi.
“ŞEFFAF VE SAMİMİ BİR TOPLUMSAL DİYALOG SÜRECİ BAŞLATILMALI”
ADFE, açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Tüm farklı grupların kimliklerinin anayasal güvence altına alınması elzemdir. Ayrımcılığa karşı güçlü yasalar çıkarılmalı, bu yasalar etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Her kesimin bir araya geldiği, şeffaf ve samimi bir toplumsal diyalog süreci başlatılmalıdır. Bu süreçte, geçmişte yaşanan mağduriyetler ve haksızlıklar kabul edilmeli, ortak bir gelecek inşa edilmelidir. Türkiye’nin barışa ulaşması, tüm kesimlerin haklarının tanınması ve toplumsal uzlaşının sağlanmasıyla mümkündür. Alevi inancının köklü rızalık anlayışı ve adalet arayışı, bu barış sürecinde yol gösterici olabilir. Türkiye Alevi Federasyonu olarak, her türlü ayrımcılığın son bulduğu, her bireyin kimliğiyle eşit ve özgür olduğu bir Türkiye için mücadele edeceğimizi, bu topraklarda barışın rıza temelinde inşa edileceğine olan inancımızı bir kez daha yineliyoruz. Çünkü bizler, barışın sadece bir sonuç değil, bir yaşam biçimi olduğunu biliyoruz.”