Etiket: yenimahalle

  • Bingöl’de yurttaşlar, su kesintisine karşı eylemde-VİDEO

    Bingöl’de yurttaşlar, su kesintisine karşı eylemde-VİDEO

    PİRHA-Bingöl Yeni Mahalle’de 4 gündür devam eden su kesintisini yurttaşlar protesto etti.

    Bingöl’ün Merkez ilçesinde yer alan Yeni Mahalle’de 4 gündür devam su kesintisini yurttaşlar ateş yakarak protesto etti.

    AKP’li Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan yurttaşların protestosunu ‘Ateş yakın size su yok’ derken, yurttaşlar hem belediye başkanını istifaya çağırdı hem de  ‘Mahalle burada, muhtar nerede’ sloganlarını attı.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Ankara’da Pir Sultan Abdal Cemevi 17 Şubat’ta açılıyor!

    Ankara’da Pir Sultan Abdal Cemevi 17 Şubat’ta açılıyor!

    PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube binası inşasında sona gelindi. 2 yıllık sürenin ardından içerisinde cemevinin de olduğu bina 17 Şubat’ta hizmete açılacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube binası tamamlandı. Yenimahalle Belediyesi tarafından yapılan bina içerisinde cemevinin yanı sıra cenaze hizmetleri de yürütülecek.

    PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, şube binasının 17 Şubat’ta hizmete sokulacağını belirterek “Açılış için belediye ile görüştük. 17 Şubat’ta Erdal Erzincan konseriyle açılış yapılacak. Açılış yapıldıktan sonra 29 yıllığına bu binanın hakkı bizde olacak. Büyük bir şube binası oluştu. İçerisinde cemevi, yemekhane, misafir salonu, kütüphane, derslik, toplantı salonu ve cenaze hizmetlerinin verileceği alanlar var. Birçok ihtiyacımıza cevap verecek bir bina oldu diyebiliriz” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Tek çocuklarını öldüren sürücünün ailesi, Ozan İrfani’yi dahi kullanmış-VİDEO

    Tek çocuklarını öldüren sürücünün ailesi, Ozan İrfani’yi dahi kullanmış-VİDEO

    PİRHA – Hürcan Bulur’un ölümüne sebep olan sürücü Özer Sağlamyürek, yüzde yüz kusurlu bulunmasına rağmen 15 Aralık’ta tahliye edildi. Karara tepki gösteren Bulur ailesi, karşı tarafın hükümetle olan ilişkisine vurgu yaptı. Baba Veysel Bulur, “Hakim, avukatlarımızı tersleyip tüm talepleri reddetti. Tanığımız dahi dinlenmedi. Telaşlı bir şekilde dava karara bağlayıp salon hızlıca boşaltıldı” dedi.

    Hürcan Bulur, Ankara Batıkent Bulvarındaki yaya geçidinden karşıya geçerken Özer Sağlamyürek kontrolündeki aracın çarpması sonucu 24 Ağustos 2023’te yaşamını yitirdi. Sağlamyürek’in, aracı ile 50 km hızla gitmesi gereken yolda 140 km hızla kazaya sebebiyet sağladığı bilirkişi raporlarına da yansıdı.

    Yüzde yüz kusurlu bulunan Özer Sağlamyürek, 15 Aralık’ta görülen dava sonrasında tahliye edildi. Bulur ailesi, karar karşısında bir kez daha yıkılırken, yaşadıkları mağduriyetin detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    TRAFİK IŞIĞI KONULMASI İÇİN DEFALARCA KEZ TALEP İLETİLMİŞ!

    Baba Veysel Bulur ile kazanın yaşandığı yaya geçidinde bir araya geldik. Bulvardaki hız limitinin 50 km olduğunu belirten baba Bulur, “Ancak hiçbir araç bu kurala uymuyor. Bu cadde üzerinde sürekli kazalar oluyordu. Hatta Hürcan’ın kazasının olduğu gün ve sonraki günde de burada kazalar olmuştu. Özellikle mahalle muhtarımız bu konuya dair çokça girişimde bulunmuştu ama bu yolun hastane ve okula yakın olmamasından kaynaklı herhangi bir kasis, engelleyici, ışık konulamayacağı söylenmiş. Dolayısıyla herhangi bir tedbir alınmadı. Hatta şu anda mevcut olan trafik ışıkları ve kasisler de yeni konuldu” dedi.

    “BU YOLDAN GEÇMEK İSTEMİYORUM”

    Baba Veysel Bulur, yaşadıkları evin önündeki yoldan her geçtiğinde olay gününe gittiğini ifade ederek “Hürcan’ın kazasından sonra bu yoldan hiç geçmek istemiyorum. Geçtiğim anda Hürcan’ın o anki durumunu düşünüyorum. Çarpma anını, Hürcan’ın 40 metre kadar sürüklenmiş olmasından dolayı tüm vücudundaki kemiklerin kırılmış olması, iç organlarının parçalanmış olması… Yani o an Hürcan’ın çektiği acıları düşünüyorum” diye belirtti.

    TÜM AYRINTILAR BİLİRKİŞİ RAPORLARINA DA YANSIDI!

    Veysel Bulur, yaşanan kazadan ötürü çocuklarında hiçbir kusurun olmadığının altını çizdi. Durumun, hem kaza tespit tutanağında hem de adli tıp raporlarında belirtildiğini söyleyen Bulur, şöyle devam etti:

    “Buna rağmen ‘cezalı’ biz olduk. Özellikle bilirkişi raporu ve Tesla’dan alınan kayıt sisteminden saniye saniye aracın tüm hareketleri görünüyor. Sanığın kendisi de mahkemede ifade verirken çarpma anına kadar hiç frene basmadığını itiraf etti. 141 km hızla çarptığı ve hızını %75 arttırarak ki muhtemelen kaçmayı düşündü ancak Hürcan’ı sürüklediği için kaçamayacağını anlayınca frene basıyor. 29 metre fren izi var. Çarpıp durduğu mesafe ise yaklaşık 40 metre.”

    “TAZMİNATIN İKİ KATI PARA VERELİM, DOSYA KAPANSIN!”

    Veysel Bulur, sanığın ailesinin iktidar ilişkisine de işaret etti. Baba Bulur, defalarca kez para teklifi aldıklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Onlara bu işin bir pazarlık konusu olamayacağını, eğer vicdanlarını rahatlatmak istiyorlarsa yapacakları tek şeyin mahkeme sürecine müdahil olmayıp oğlunun alacağı cezaya razı olmaları gerektiğini söyledim. Onlar da ‘bu işin hem vicdani hem de ilahi adalet kısmı var, kesinlikle müdahil olmayacağız. Oğlumuz ne ceza alacaksa alsın’ diye söz vermişti. Ancak daha sonra tavırları değişti. ‘Oğlumun bir suçu yok. Tek suçu yaya geçidinde vurmuş olmasıdır. Oğlumu kurtarmak için her türlü yolu kullanırım. Bu imkanım da var’ gibi laflar söylemeye başladı. Karar duruşmasından bir hafta kadar önce yeğenimle bir haber yollayıp ‘Biz tazminat hesabını yaptırdık, 800 bin lira tutuyor. Bunun 2 katını verelim ve bu işi kapatalım’ gibi teklifte bulundular.

    OZAN İRFANİ KOZU!

    Kendisiyle görüşmeyi hiç kabul etmedik ancak çokça ısrarları üzerine oturduğumuz sitenin yönetim odasında görüştük. O görüşmede katilin babası ile halk ozanı İrfani Yıldırım vardı. Kesinlikle kimliğimizle ilgili bir araştırma yapmışlardı. Ozan İrfani’yi getirmeleri bizim Alevi olmamız nedeniyleydi. Bizi etkileme amaçları vardı. Özellikle İrfani’ye ‘Hiçbir şekilde bu iş pazarlık konusu olamaz’ demiştim. O gün İrfani, üzgün pozlar takınarak ‘Ya bu işte bir kazadır. Ne gerekiyorsa yapalım. Benim özellikle Tunceli’lilerle aram çok iyi. Tanıdığımız profesörler var, Hürcan ile ilgili kitaplar yazdıralım. Hürcan’ın adını bir yerlere verelim’ dedi. İrfani en son utanmadan şöyle bir teklifte bulundu; ‘Kırk yemeğini nasıl yapacaksınız? 40 yemeğinde imkanı olanlar dana keser imkanı olmayanlar lahmacun falan yaparlar, sizde ne istiyorsanız biz onu yapalım’ dedi. Biz bunların hiçbirini kabul etmedik. Katilin babası bu insanların önünde ‘kesinlikle davaya müdahil olmayacağım, ne ceza alacaksa alsın’ demişti ama sonradan tavrı değişti.”

    “TEK SERVETİMİZ HÜRCAN’DI”

    Veysel Bulur, davanın hiçbir şekilde peşini bırakmayacağını belirterek, İstinaf sürecini yürüteceklerini belirtti. Baba Bulur, benzer kazalara maruz kalan ailelerle bir araya gelip örgütlenmeyi de düşündüğünü aktararak şunları söyledi:

    “Bekir Sağlamyürek, hem siyasi hem de ekonomik imkanlarını kullanabileceğini zaten dile getiriyordu. Kaza 24 Ağustos’ta oldu ancak mahkeme süreci 30 Ekim’de başladı. Ve ne hikmetse davaların iki üç yıl sürdüğü bu ülkede bizim davamız 15 Aralık’ta sonuçlandı. İki duruşma yapıldı ve karara bağlandı. Hakim, özellikle bilirkişi raporunu hiçbir şekilde dikkate almadı. Avukatlarımızın olay yerinde keşif yapılması yönünde talepleri vardı. Kişinin ağır cezada yargılanması isteniyordu. Ama ne hikmetse hakim, önceden kararını vermiş gibi hızlı bir şekilde; duruşma süresince avukatları da tersleyip talepleri reddetti. Hatta tanığımızı dinleme gereği dahi duymadı. Telaşlı bir şekilde davayı karara bağlayıp salonu hızlıca boşalttı. Bu da bizlerde bir takım şüpheler uyandırmakta!

    Artık işimi gücümü bırakacağım. Çünkü bizim tek bir çocuğumuz vardı. Tek servetimiz oydu. Artık benim miras bırakacak bir çocuğum da yok. Dolayısıyla ömrüm olduğu sürece bu olayı takip edeceğim. Bunu sadece Hürcan için değil, bu tür davalarda başka Hürcanlar ölmesin diye elimden ne geliyorsa yapacağım.”

    “PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Anne Süreyya Bulur da mahkeme kararına dair “26 yaşındaki bir gencin hayattan kopartılması ve buna sebep olan kişinin kısa süre cezaevinde yatmasını hiç mantığım almadı. Kararı duyduğumda mahkeme salonunda isyan ettim. Bir daha oğlumu hiç göremeyeceğim, ‘anne’ dediğini duyamayacağım. Çocuğumu çok özlüyorum. Yaşanan bir kaza değil, adeta trafik cinayeti. Biz evimizdeki karıncalara dahi kıyamayan insanlarız. Ama bizim canımızın değeri kimliğimizden dolayı da yok sayılıyor. Bu yaşadıklarımız yüzyıllardır maruz kaldığımız durumlar. Nefesimiz yetene kadar bu işin peşini bırakmayacağız” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER: 

    -Yaya geçidinde Hürcan Bulur’un ölümüne neden olan sürücüye tahliye!

    -Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

  • Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

    Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

    PİRHA-Yaya geçidini kullanırken Hürcan Bulur’a otomobiliyle çarpıp, ölümüne neden olan Özer Sağlamyürek’in tahliye kararına Ankara’dan tepki gösterildi. Yurttaşlar, “Bu dava burada bitmez” diye belirtti. Baba Veysel Bulur ise “Katilin babası, para teklif edip davayı kapatmak istedi. ‘Gerekirse siyasi bağlantılarımı kullanırım’ dedi” aktarımında bulundu.

    Ankara’nın Yenimahalle ilçesine bağlı Batıkent Bulvarı’nda 24 Ağustos’ta, Özer Sağlamyürek yönetimindeki otomobil, yaya geçidinden yolun karşısına geçmek isteyen ressam Hürcan Bulur’a çarptı.

    Ağır yaralanan Bulur, kaldırıldığı hastanede kazadan 12 saat sonra hayatını kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan Özer Sağlamyürek, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

    Sonrasında Sağlamyürek hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

    50 KM İLE GİDİLMESİ GEREKEN YOLDA 140 KM HIZ!

    15 Aralık’ta görülen davada tutuklu sanık Özer Sağlamyürek’in, azami hız sınırının saatte 50 kilometre olduğu yolda, 140,96 kilometre hızla kazaya sebep olduğu vurgulanmıştı. Kararını açıklayan mahkeme, sanık Özer Sağlamyürek’e ‘bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

    Sanığın hükümle birlikte tahliyesine karar verilmesi üzerine kamuoyunda ciddi tepki oluştu.

    “ADALET BİR KEZ DAHA AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Ankara’da yurttaşlar, “Zengin çocuklarına cinayet serbest!” diyerek Batıkent Meydan’da bir araya geldi. ‘Hürcan için ayağa kalkıyoruz’ pankartı açan yurttaşlar, “Hürcan’ın hesabı sorulacak. Kaza değil cinayet, Hürcan için adalet” sloganlarını attı.

    Batıkent Halkı adına okunan açıklamada, mahkemenin tahliye kararı eleştirilerek şunlar söylendi:

    “Şehir içinde yüksek hızla araç kullanarak trafik güvenliğini hiçe sayan ve Hürcan’ın ölümüne sebep olan Dora Makina sahibinin oğlu Özer Sağlamyürek’in sanık olarak yargılandığı Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, 2023/608 Esas sayılı dosyasının daha ikinci celsesinde karar verildi ve sanık tahliye edildi.

    Dosya kapsamında yapılan incelemede sanığın Hürcan’a 140 km hızla çarparak cinayeti işlediği anlaşıldı. Alenen işlenen bu cinayete rağmen Hürcan’ın katiline ceza dahi vermediler.

    Adalet sadece zenginler ve şımarık zengin çocukları için varken, emekçilerin ve emekçi çocuklarının bir güvencesi yok. Verilen bu karar ile adalet bir kez daha ayaklar altına alındı.

    Biliyoruz, bu düzen onların düzeni, bu düzen cinayet işleyen zengin çocuklarına serbestlik sağlayanların düzeni ama bilsinler ki bu düzeni er ya da geç onların başına yıkmak için mücadelemiz büyüyerek devam edecek.

    Yaşanan kaza değil, cinayettir. Parası olanın aklandığı bir düzende benzer bir aklanma davası örneğiyle karşı karşıyayız. Ama biz sadece mahkeme koridorlarına değil, bu ülkenin dört bir yanında gerekirse Hürcan’ın adını yazacak, hesabını soracağız.

    Daha 2 yıl önce yine Batıkent’te alkollü bir sürücünün çarpması sonucu yitirdiğimiz Umut Gündüz’ü unutmadık. Umut’un davasında sanığa iyi hal indirimi uygulanmıştı. İki gün önce de Hürcan’ı hayatının baharında ailesinden ve sevdiklerinden koparan sanık hakkında iyi hal indirimi uygulandı.

    Bizler, Hürcan’ın ailesi, dostları ve yoldaşları olarak bu haksızlığa karşı sessiz kalmadık, kalmayacağız. Hürcan için adalet istiyoruz. Sesimizi her geçen gün daha da büyüteceğiz. Bu dava burada bitmeyecek.”

    PARA TEKLİF EDİP DAVAYI KAPATMAK İSTEDİLER

    Yapılan basın açıklaması ardından Hürcan Bulur’un babası Veysel Bulur söz aldı. Sanık Özer Sağlamyürek’in babasının, kendileriyle ısrarla görüşmek için talepte bulunduğunu belirten Veysel Bulur, şunları söyledi:

    “Katilin babası Bekir Sağlamyürek, olay sonrası defalarca kez bizimle görüşmek istedi. Her seferinde reddettik. 29 Ağustos 2023 tarihinde görüşme talebi mesajına, oğlumla birlikte gülerken çekilmiş fotoğrafımızı gönderdim. ‘Hürcan’ımın bu gülüşünü ve mutluluğumuzu geri verebilecekseniz görüşelim, yoksa avukatlarımızın numarasını gönderiyorum’ diye cevap vermiştim.

    Katilin babası, ısrarla görüşmek istediği için en sonunda eve kabul etmeden oturduğumuz sitenin yönetim salonunda görüştük. Bu görüşmede kendisi, abisi, iş ortağı ve halk ozanı İrfani de vardı. Ki bu halk ozanı İrfani’yi sırf Alevi olduğu için, sırf bizi etkilemek için getirmişlerdi. İrfani’yi de buradan yol düşkünü ilan ediyorum. Bize ‘ne gerekiyorsa yapalım’ dediler. Özellikle İrfani denen bu yol düşkünü, ‘Hürcan için gerekirse profesörler bulalım, kitaplar yazdıralım, adını bir yerlere verelim’ gibi abuk sabuk tekliflerde bulundu. Ben ise bu işin bir pazarlık konusu olamayacağını, Hürcan’ın asla bedelinin parayla ölçülemeyeceğini, dolayısıyla da ‘eğer vicdanınızı rahatlatmak istiyorsanız bu davaya müdahil olmayın ve oğlunuz gerekli cezayı alsın’ dedim. Kendileri ‘biz kesinlikle müdahil olmayacağız’ sözünü verdiler ama ne hikmetse daha sonra bu düşüncelerinden tamamen vazgeçip çocuklarını kurtarmak için her yolu denemeye başladılar. Hatta davadan birkaç gün önce yolladıkları bir haberde, Hürcan’a 800 bin lira değer biçmişlerdi ve bunun iki katını verip ‘bu davayı kapatalım’ dediler.

    “SİYASİ BAĞLANTILARIM VAR!”

    Katilin babası Bekir Sağlamyürek, bir takım söylemlerinde siyasi bağlantılarını halen kullanmadığını ama gerekirse kullanabileceği bağlantıları olduğunu belirtiyordu. Dava açıldıktan 45 gün sonra ve daha ikinci duruşmada karar verildi. Bekir Sağlamyürek’in siyasi ve ekonomik gücünü gayet iyi kullandığını düşünmemek elde değil. Tüm hukuki yollar tıkanana kadar Hürcan için adaletimiz devam edecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, hükümetin veya devletin artık daha incelikli asimilasyon politikaları uyguladığını ifade ederek “Hacıbektaş Gençlik Kampı” projesini eleştirdi. Şahin, “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak” dedi. 

    AKP hükümetinin, 19-23 Ağustos arasında yapmayı planladığı ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na ilişkin çabaları sürüyor. Alevi toplumu ise gençlik kampının bir tür asimilasyon projesi olduğunu ifade edip, iktidarın bu baskısını sert dille eleştiriyor.

    “İNCELİKLİ ASİMİLASYON PROJELERİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, devletin son yıllarda asimilasyon projesinde baskıdan daha çok rızaya öncelik verdiğinin altını çizdi. Şahin, devletin daha incelikli asimilasyon projeleri uyguladığını ifade ederek gençlere yönelik projeye dair şunları söyledi:

    “Eskiden olduğu gibi şimdi baskı ya da katliamdan ziyade bu tür projeler geliştirmek, kendine yandaş kazanmak, işbirlikçi örgütler, inanç önderleri kazanabilmek gibi çaba gösteriyorlar. Tabii buna karşı bizim örgütlü duruşumuz çok önemli. Gençlerin, Hacıbektaş’a, inanç önderlerimizin ise Kerbela’ya götürülmesi projeleri de devletin bu incelikli asimilasyon projeleri ile bağlantılıdır. Devlet her zaman kendisine benzetmek ister. Her zaman yok edemediğini kendisine benzetmek istemiştir. Alevileri de aynı şekilde yok edemeyip, asimile edemediyse kendi belirlediği çizgide hareket etmelerini, inanmalarını, düşünmelerini sağlamaya çalışıyor. Yani bu projelerle bağlantılı devletin, Alevilere dönük politikalarının geneline baktığınız zaman böyle bir durum ortada.”

    “DEVLET, HER TOPLULUĞA BİR GÖMLEK BİÇMEYE ÇALIŞIYOR”

    Onur Şahin, siyasal iktidarın yürüttüğü projelere karşı “örgütlü bir duruş geliştirmek” durumunda olduklarını vurguladı. Özellikle Alevi kurumlarının bu konuda kamuoyunu aydınlatıcı, güçlü çıkışlar yapması gerektiğini söyleyen Şahin, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kurumlarda bugüne kadar düzgün çalışmalar yapıldı. Bunların devamı da gerekiyor. Tabii sadece Alevi örgütlerinin değil, bu konudaki kanaat önderlerinin, yazarların, aydınların da duyarlılık göstermeleri gerekiyor. Bunun dışında devlet, her zaman her topluluğa bir gömlek biçmeye çalışıyor. Alevilere, Kürtlere tüm ezilen kesimlere bir gömlek biçmeye çalışıyor. Devlet, Aleviler konusunda çok hassas ise Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçsin. Devlet zorunlu din derslerine, eğitimde dinselleşmeye son versin. Eğer samimiler ise Aleviliği tanısın. Ama bu konularda hiçbir çalışma göstermeyip halen köylere cami yapıp, Alevilerin kutsal mekanlarına el koyuyorsunuz. Halen Alevileri asimile etme çabasındasınız ve sonra da böyle projeler geliştiriyorsunuz. Bunların hiçbiri samimi değil. Bunlar asimilasyon projeleridir. Devlet şu an görevini yapıyor ancak bizim de örgütlülük seviyemizi daha üste çıkarmamız gerekiyor. Şimdi örgütlü gücümüzle bunları püskürtebiliyor, teşhir edebiliyoruz ancak örgütlülüğümüz eğer zayıflarsa biz bu konuda zorluk çekmeye başlayabiliriz. Ona karşılık birliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”

    “DEVLET, ALEVİLİĞE DÖNÜK TANIM GETİRMEMELİ”

    Yapılması planlanan ‘Gençlik Kampı’nın içeriğine de değinen Onur Şahin “Devletin, Alevilere dönük olumsuz bakışını ya da Alevilere biçtiği rolü onlara dayatacaklardır” dedi.

    Alevi dergahlarındaki “işgal” durumuna dikkat çeken Şahin şunları kaydetti:

    “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Oranın Aleviler tarafından idare ediliyor olması lazım. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak. Dolayısıyla da bu tarz ideolojiler angaje edilmeye çalışılacak, ileride bu gençler kazanılmaya, belli yerlerde görevlendirilmeye çalışılacaktır. Devlet bugüne kadar bu şekilde çalışmıştır. Hatırlıyoruz, 12 Eylül döneminde birçok Alevi, Kur’an kurslarına gönderildi, dini eğitimlerden geçirildi, sonra memleketlerine gönderildi ve orada asimilasyon politikalarına katkı sunuldu. Şiacılar da aynı şekilde oldu. İran’a gidenler, orada eğitim alıp memleketine dönenler oldu ve ardından bunu aşılayıp dernekleşmeler oluştu. Bunların büyütülmesi şimdi söz konusu. Kısacası iyi niyetli bir proje değil. Asimilasyona hizmet eden bir proje. Devlet artık Alevilerin inancını nasıl yaşayacaklarına karışmamalı. Devlet, Aleviliğe dönük tanım getirmemeli. Tabii ki son dönemdeki şehirleşmeden kaynaklı olarak çoklu tanımlar ortaya çıkabilir. İnsanlar, Aleviliği farklı şekillerde yaşayabilir. Devletin görevi ise ‘Sen inancını bu şekilde yaşayacaksın, Alevilik budur’ demek değildir. Vatandaşın tercih edip inandığı şekilde yaşayabilmesini sağlamaktır. Ama devlet buna saygı duymuyor. ‘Siz benim belirlediğim sınırlar içerisinde inanıp, düşüneceksiniz’ diyor. Bu kabul edilebilir bir anlayış değil. Demokratik bir devlet anlayışına da uymamaktadır.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!
    >Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!
    >Bülbül’den, AKP’nin Alevilere yönelik etkinliklerine tepki: Oyunlardan vazgeçin!
    >Doğan’dan hükümetin Alevi gençlik kampı ve Kerbela planına tepki: Böyle bir önceliğimiz yok!
    >ADFE Başkanı Fırat: Devletin 300 dedeyi Kerbela’ya yollaması kotalı asimilasyondur
    >AKD Genel Başkanı Kurt: İçişleri Bakanlığı’nın inancımıza yön vermesi doğru değil
    > 7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

     

  • Gülsen Elif Toprak, önce oğlu Cihan’ı müziğe yönlendirdi ardından kendisi de korist oldu!-VİDEO

    Gülsen Elif Toprak, önce oğlu Cihan’ı müziğe yönlendirdi ardından kendisi de korist oldu!-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da PSAKD Yenimahalle Şube’sinin müzik korosunda yer alan Gülsen Elif Toprak, müziğe olan tutkusunu anlattı. Toprak, “Sivas’ta ozanların içinde büyüdüm. Müziğe ilgim vardı ancak kendimi geliştirecek koşullar yoktu. Şimdi ise oğlumla birlikte, büyük bir istekle koro çalışmasında yer alıyorum” dedi.

    Gülsen Elif Toprak, Sivas’ın Divriği ilçesinin ozanları ile meşhur Çamşıhı bölgesinde dünyaya geldi. Toprak, yaptığı evliliğin ardından ise Balova köyünde yaşamını devam ettirdi.

    ‘Çamşıhı’ bölgesinin sekiz köyü kapsadığını belirten Toprak, kendi köyünün ise ‘Şahin Köyü’ olduğunu aktardı. Zengin bir kültüre sahip olan Çamşıhı’dan 20 sene önce ayrılıp Ankara’ya geldiklerini anlatan Toprak, birçok ozan ile birlikte büyüdüğünü söyledi.

    Gülsen Elif Toprak, Çamşıhı’nın kültür-sanatı ile bilindiğini söyleyerek şunları söyledi:

    “Büyük ozanlarımız vardır. Aşık Ali Metin, Feyzullah Çınar, Mahmut Erdal, Mehmet Ali Karababa gibi ozanların içerisinde büyüdük. Bunların hepsi benim amcam olur. Tabi o dönem erkek ozanlar çoktu ve kadın isimler pek yoktu.
    Öğretmenim sürekli sınıfta bana türkü söyletirdi. ‘Türkü söylersen derslerini 5 yapacağım’ derdi. Söylememden ötürü ailemin tepkisi ise hep olumluydu. Çünkü aydın bir ailem vardı. Örneğin Aşık Ali Metin amcam, küçük yaşta beni götürmek istedi. ‘Götürüp yetiştirmek istiyorum’ demişti. ‘Ancak hiçbir şeyine karışmayacaksınız’ diye de belirtmiş. Fakat annem, dayanamayacağını söyleyip beni bırakmamış. Belki o zaman gitseydim şu an müzik anlamında çok iyi yerlerde olabilirdim. Yine de mutluyum. Ailemle birlikte çok güzel bir hayatım var ama sanat anlamında daha farklı bir hayatım da olabilirdi.”

    “DEYİŞLERİMİZ BİZLERİ DAHA ÇOK DERİNE GÖTÜRÜYOR”

    Gülsen Elif Toprak, kendisi için müziğin ne anlam ifade ettiğine de açıklık getirerek şöyle devam etti:

    “Benim için müzik çok güzel bir uğraş. Bizlerin söyleyemeyip, konuşamadıklarımızı yani içimizdekini dışa ancak türkülerimizle yansıtabiliyoruz. Türkü söylemeyen, dinlemeyen insan mutlu olamaz. Ben de türkü söylediğim zamanlarda çok mutlu oluyorum. Hele ki deyişlerimiz bizleri daha çok derine götürüyor. Deyişlerle birlikte inancımızı yürütüyoruz ama o deyişler bizi daha çok inancımıza bağlıyor.”

    Gülsen Elif Toprak, kendince yöre ezgilerini seslendirmenin ötesinde ilk müzik çalışmalarına nasıl başladığını da anlattı. Oğlu Cihan Toprak’ı bağlama kursuna yönlendirdikten sonra solistliğe daha çok heves duyduğunu belirterek şunları dile getirdi:

    “Kendimce ara ara söylerdim. Sonrasında oğlumu bağlama kursuna yönlendirdim. Oğlum da saz çalışını benim söylememle birlikte geliştirdi. Oğlumla birlikte daha iyi düzeye geldik. Oğlumu yönlendirdikten sonra ben de cemevi bünyesindeki müzik çalışmalarına dahil oldum. Bazen kimi etkinliklerde de çağıran olduğunda söylüyorum. Örneğin köyümüzün şenlikleri olduğunda, dernek gecelerinde çıkıp söylüyorum. Sahnede müzik yapmak ise ayrı bir mutluluk veriyor.”

    “MÜZİK, CEMEVİNDE DAHA ÇOK BİRLEŞTİRİCİ OLUYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube’deki müzik çalışmalarına da değinen Gülsen Elif Toprak, müzik uğraşının, insanda büyük bir memnuniyet yarattığını belirtip “Müzik eğitmenimiz Türkan Akbıyık, bizleri çok iyi yetiştiriyor. Bizler de seve seve haftada bir gidiyoruz. Tabii o bir gün dahi çok büyük mutlulukla gitmemize sebep oluyor” ifadelerini kullandı. Elif Toprak, cemevindeki faaliyetlerinden ötürü çok mutlu olduklarını da dile getirerek şöyle devam etti:

    “Cemevinde müzik aracılığıyla kurduğunuz ilişkilerim belki aile-akraba ilişkilerinden daha güzel. Oradaki insanları gördüğüm zaman kendi kardeşlerimi görür gibi oluyorum. En çok sevdiğim insanların orada olduğunu hissediyorum. Yani ailemin içerisine girmiş gibi oluyorum. Cemevi bizlere huzur, mutluluk veriyor. Müzik, cemevinde daha çok birleştirici oluyor.”

    “MÜZİK ALANINDA DAHA İYİ YERDE OLABİLİRDİM…”

    Gülsen Elif Toprak, aynı zamanda bir iş hayatının olduğuna da işaret etti. 15 Yıldır özel bir firmada aşçılık yaptığını aktaran Toprak, “Belki de bu iş hayatına girmeyip belediyelerin korosuna gitseydim daha iyi yerlerde olabilirdim. Örneğin bir konservatuardan çağrı almıştım. Oranın eğitmeni, ‘Gel birlikte çalışalım’ demişti ama bir iş sahibi olduğum için bir türlü dahil olamadım. Hayat şartları beni bu işe bağladı ama daha iyi yerlerde de olabilirdim” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Hacı Bektaş Veli Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü’ne aday olarak Kamil Ateşoğulları önerildi 

    Hacı Bektaş Veli Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü’ne aday olarak Kamil Ateşoğulları önerildi 

    PİRHA – Alevi Aktivist Zafer Şanlı Kökver, Hukukçu Kâmil Ateşoğulları’nın 2022 Hacı Bektaş Veli Uluslararası Dostluk ve Barış ödülüne layık bir isim olduğunu belirterek, “Ateşoğulları, biz dostlarının artık adayıdır. Kısa zamanda bir dilekçeye de atılacak imzalar ile Hacıbektaş Belediyesi Ödül Kurulu’na ulaştırma kararı aldık” dedi.

    Alevi Aktivist Zafer Şanlı Kökver, Alevi toplumunun önemli isimlerinden, 18. Dönem Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları’na dair yazı kaleme aldı. “Kâmil insan” başlıklı yazısında Ateşoğulları’nın, Alevi-Bektaşi örgütlemesindeki emeklerine vurgu yapan Zafer Şanlı Kökver, bu yılki Hacı Bektaş Veli Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü için isim önerisinde bulundu.

    “Kamil Ateşoğulları biz dostlarının artık adayıdır” diyen Zafer Şanlı Kökver’in ilgili yazısı şöyle:

    “Düşünür, bilge insan Muhyiddin Şekur der ki:

    “İnsan ancak dostları kadar büyür, dostları kadar gelişir.

    Bu nedenle de İnsanın çapı da, dostlarının çapı kadardır.

    Hayatta yerimizi kimliğimizi bizi tamlayan özelliklerden biride kuşkusuz dostlarımızdır.

    Dost bazen bir sığınma, bazen de bir nefes alanı bazen bir güçlü duvardır. Dost bazen de bir deniz feneridir yolumuzu aydınlatan.

    Dostluk aynı zamanda bir güven meselesidir, bugünlerde az rastlansa da.

    Dostlar!

    Size bir büyüğüm abim, dostum sevgili Kâmil Abiden; Kâmil Ateşoğulları’ndan  bahsetmek ve sizleri onunla tanıştırmak istiyorum.

    Biliyorum ki aslında aramızda onu benden çok önceleri tanıyanların da hep çoğunlukta olduğunu.

    Ama yine de bir de benim gözüm ve kalemimden tanıyın istedim.

    Kâmil Abi 1944 Göksun (Maraş) doğumlu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Türkiye Orta Asya Amme Enstitüsü’nde yükseköğrenimini sürdürdü. Daha sonrada sendikacılık, dernek yöneticiliği ve serbest avukatlık yaptı.

    Bir dönem de SHP Ankara Milletvekili seçildi. Kâmil abi çeşitli dergi ve gazetelerde çalışma yaşamına ve insan haklarına ilişkin birçok makaleler yazdı, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Türkiye adlı bir de kitap ile DİSK ve İHD yayınları arasında 15-16 Haziran ve Çalışma Yaşamı temalı broşürleri yayınlandı.

    Onu ben hep bir dönem beraber çalıştığımız Hünkâr Vakfın günlerinde o titizlikle el yazısı ile hazırlayıp masaya getirdiği, hep dostluk, barış, örgütlenme ve çağdaşlık öğeli önerileri ile hatırlarım.

    Dostluklar hep bir sınav bir sınamadan geçer. Eşyanın tabiatı gereği hep de böyle olmuştur. Kamil abi bu sınavı, sınanmayı özellikle Alevi Bektaşi toplumuna yıllar içinde defalarca verdi, defalarca bu sınamadan geçti.

    Onu hep kah mücadele alanlarında kah cem meydanında diz çökmüş, özünü dara koyan feyzullah misali darda gördüm, izledim.

    Hayatın Kâmil Abi için hiç kolay olmadığına eminim. Daha kısa zaman önce eşini kaybetti. Dünya tatlısı bir oğlu var, Batıkent’te herkes tanır, hiç büyümeyecek çocuksu kişiliği ile herkesin sevgilisi, hatır ve gönül bilir. Umut’dur adı gibi, Kamil abinin Umut’u.

    Şimdilerde Kâmil Abi ile oğlu Umut’la, baba oğul hayata tutunmaya, direnmeye çalışıyor hala.

    “BİLGELİĞİ, YOLA SAYGISI VE ERDEMLİ KİŞİLİĞİYLE HEP BİZDEN 10 ADIM ÖNDE OLMUŞTUR”

    Kâmil Abi, Alevi Bektaşi örgütlemesinde başından beri hep içinde kurucu yol gösterici, bir kanaat önderi vakurluğu ile hep yer almış, bir kişidir. Bilgeliği, yola saygısı ve erdemli kişiliği, toplumsal saygınlığı, tanınırlığı ile hep bizden 10 adım önde olmuştur.

    Öyle ki nerede bir eylem var Umut’u da yanında Kâmil abiyi hep önde, saflarda görürüsünüz. O Alevi örgütlerin ‘Kâmil Abisi’ sıfatı ile koca koca genel kurullarının güvenilir divan başkanıdır hep.

    Hele o inci gibi el yazısı ile kaleme aldığı divan tutanakları hiç mi hiç aklımdan gitmez.

    Kâmil Abi bu günlerde artık biraz yavaşladı, eşini kaybetmek ve oğlu Umut ile ilgilenmek onu yoruyor, gözlerinde görüyorum bu yorgunluğu.

    Dün onunla konuşurken birden aklıma geldi. Hacıbektaş Belediyesi tarafında her sene verilen Dostluk ve Barış Ödülü’ne en yakışacak insanlardan biriydi Kâmil Abi.

    Bunca yıldır toplumsal barışın ve dostluğun gelişim bakımından onlarca çalışmaya imza atmış birisi olarak Kâmil Abi mutlaka bu ödül için adaylığa önerilmeliydi.

    Bu tamda benim için dostları, sevenleri için bir vefa günü, birlikteliği göstermemiz için vesileydi, tam vakti, tam zamanıydı, artık vakti gelmişti.

    Hemen dostlarım ile STK yöneticileri ile görüştüm.

    Evet Kâmil ATEŞOĞULLARI bu sene 2022 yılında açıklanacak olan Hacı Bektaş Veli Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü‘ne biz dostlarının artık adayıdır.

    Kısa zamanda bir dilekçeye de atılacak imzalar ile Hacıbektaş Belediyesi Ödül Kurulu’na ulaştırma kararı aldık.

    Ayrıca bu önerime destek olacak tüm dostlara, STK’larına şimdiden teşekkür ederim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Koro çalışması yürüten kadınlar: Cemevinde özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk-VİDEO

    Koro çalışması yürüten kadınlar: Cemevinde özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Yenimahalle Şube üyeleri, pandemi sebebiyle ara verilen müzik çalışmalarına yeniden başladı. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu koroda deyişler ve halk ezgileri seslendiriliyor. Koro üyesi kadınlar, cemevleri bünyesindeki kültürel aktivitelerin artması gerektiğini belirterek, kadınların daha aktif olmaları için çağrıda bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube, 2020 yılında başlattığı koro çalışmasına pandemi sebebiyle bir yıl ara vermişti. Yoğun istek üzerine yeniden bir araya gelen müzisyenler, büyük bir özveriyle deyiş ve halk ezgilerini seslendiriyor.

    Koro şefi olan Zakir Türkan Akbıyık, çalışmanın ilk başlangıç döneminde 45 kişi ile yola koyulduklarını ancak salgından sonra sayının düştüğüne dikkat çekiyor. Mevcut sayının 35 civarında olduğunu söyleyen Türkan Akbıyık, pandemi sebebiyle çalışmaların bir hayli zorlu olduğunu da belirtiyor.

    “AMACIMIZ GÖNÜLLERİMİZİ BİRLEMEK OLDU”

    PSAKD Yenimahalle Şubesi’nde bir yandan da inşaat sürüyor. Koro üyeleri, yeni cemevinin yapılıyor olması nedeniyle müzik çalışmalarını yemekhanede yürütüyor. Mevcut koşullar nedeniyle bir yıl çalışma yapamadıklarını anlatan Türkan Akbıyık, yeni döneme dair PİRHA’ya şu açıklamayı yaptı:

    “Korodaki arkadaşlarımız o kadar azimliler ki ‘Ne zaman başlayacağız diye?’ soruyorlardı. Pandemi sebebiyle çalışmalara devam etmek konusunda ben de çok istekli değildim çünkü canlarımız belirli bir yaş üzerinde. Ama o kadar istek sonrasında kursumuzu tekrardan açtık. Bağlama çalanlar ve koroda olan arkadaşların hepsi buranın üyeleri. Örneğin bağlama çalanın annesi ayrıca türkü söylüyor. Kardeş ya da anne-kız gelenler var. Kapımız herkese açık. Her yaştan katılımcımız var ancak erkek sayımız her kültürel etkinliklerde olduğu gibi bizde de az. Ama kadınlarımız sağolsunlar işten çıkıp, evlerinin işini bırakıp koşarak buraya geliyorlar. Burada hem güzel zaman geçiriyorlar hem kültürlerini, deyişlerini öğreniyorlar.
    Koroya katılanların hiçbirisini sınav yaparak almadık. Ben de dahil hiçbirimiz profesyonel değiliz. Amacımız burada bir birliktelik olsun, hep beraber cemevinde buluşup güzel zaman geçirelim istedik. Amacımız burada gönüllerimizi birlemek oldu.

    Gelecek dönemde de sahne performanslarımız olacak. Batıkent’te mutlaka bir kadın etkinliği olacak ve biz orada türkülerimizi insanlara dinletmek istiyoruz.”

    “ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE KAVUŞMUŞ GİBİ OLDUK”

    Gülsen Elif Toprak, sesiyle öne çıkan koro üyelerinden birisi. Bir yemek firmasında aşçı olarak çalışan Toprak, koro çalışmasında yer almaktan ötürü memnuniyet duyduğunu belirterek diğer kadınların da benzer aktivitelerde yer alması için şu çağrıyı yaptı:

    “İşten sonra buraya gelip güzel aktivitelere yöneliyoruz. Müziğe ilgimden ötürü bazı ortamlarda söylediğim oluyordu ancak buradaki ilk müzik çalışmam oldu. Müzik bizim için her şey demek. Anlatamadıklarımızı, dilimize dökemediklerimizi müzikle döküyoruz. Türkülerin sözleri bize yetiyor.”
    Cemevlerinde faaliyet yürütmenin kendilerinde güzel hissiyat oluşturduğuna da dikkat çeken Elif Toprak, “Burada özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk” diyerek şöyle devam etti:

    “Bizler cemevlerinde şu ana kadar konuşamadıklarımızı dile getirdik. Bizler sanki daha yeni yeni aydınlanıyor, dışarı çıkıyoruz gibi. Buralarda olmak çok güzel bir duygu. Kadınlar susmasınlar, özgür ve aydın olsunlar. En önemlisi de türkü söylesinler. Konuşmak istediklerini içlerine kapatmasınlar. Sokaklarda, cemevlerinde, derneklerde her yerde kadınlar susmasın.”

    “KONUŞACAKLARIMIZI BURADA ÖZGÜRCE DİLE GETİREBİLİYORUZ”

    Fikriye Bektaş da bir diğer kadın korist. Ev işçisi olarak çalışan Bektaş, Çarşamba akşamları ise müzik çalışmasına dahil oluyor. Cemevindeki müzik çalışmasında olmaktan ötürü mutlu ve huzurlu hissettiğini söyleyen Bektaş, duygularını şu sözlerle anlatıyor:

    “Burada kafamızı rahatlatıyor, inancımızı yükseltiyoruz. Aleviler olarak buralarda yolumuzu devam ettiriyoruz. Bizler aydın insanlarız, konuşacaklarımızı burada özgürce, baskı altında olmadan dile getirebiliyoruz. O nedenle kadınların buraya gelmesini öneriyorum.”

    “KADINLAR EVE KAPANIP ‘TEMİZLİK YAPACAĞIM’ DEMESİNLER”

    Birsen Güller de koroda yer alan kadınlardan bir diğeri. Cemevinde kültürel bir faaliyet yürütmekten ötürü memnuniyetini dile getiren Güller de kadınlara çağrıda bulunup şu konuşmayı yaptı:

    “Burada olmak heyecan veriyor. Bunun için de türkü okurken heyecandan söyleyemiyorum. Ama insanın kendisini geliştirmek, yetiştirmek için burası motive ediyor. Bir işim var ve iş çıkışında mümkün olduğunca buraya gelip çalışmalara katılıyorum. Haftanın 5 günü çalışıyorum. Koro çalışmamız sadece bir gün oluyor. O nedenle bu günü heyecanla bekliyorum. Gündüz işteyken zaten mutfakta provamı da yapıyorum. Arkadaşlarım ‘Bizim aşçı ablamız yine söylemeye başlamış’ diyorlar.
    Kadınlar özgür olsun ve eve kapanmasınlar. Erkeklerin baskılarına karşı dursunlar. En önemlisi kendilerine güvenleri olsun. Eve kapanıp çocuk yapıp, el işi yapıp, ‘Ev temizleyeceğim’ demesinler. Ben çalışıyorum aynı zamanda emekliyim ve haftanın bir günü yaptığımız bu çalışmayı iple çekiyorum.
    Bizler bu mevcut cemevini çok zor şartlar altında sahiplendik. Burada yatıp sabah işe gittiğimiz günler oldu. Bu tür faaliyet gösteren cemevlerimiz her yerde olsun. Ama devlet bize bu imkanları vermiyor. Biz Alevilerin önünü açmıyor. Daha çok güzel faaliyetlerimiz olabilir ancak önümüze hep engeller konuyor. Mesela şu an devlet cemevlerini konut statüsünde görüyor yani ibadethane olarak buraları görmüyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Cemevine ‘Konut’ statüsünü kabul etmiyoruz; bizi tanıyacaklar, bunun kaçarı yok’-VİDEO

    ‘Cemevine ‘Konut’ statüsünü kabul etmiyoruz; bizi tanıyacaklar, bunun kaçarı yok’-VİDEO

    PİRHA- Hükümet tarafından cemevlerinin “Ticarethane” statüsünden “Konut” statüsüne dönüştürülmesi sonrası Ankara’daki Alevi yurttaşlar “Cemevleri ibadethanemizdir. Devlet bizi tanımalı” diyerek tepki gösterdiler. Aleviler, eşit yurttaşlık talebini hatırlattılar. 

    Alevi toplumu, cemevlerinin ‘Ticarethane’ statüsünde görülmesi ve yüksek oranda faturalarla karşılaşılması sonrası itirazlarını dile getirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise cemevlerinin artık “Konut” statüsünde görülüp faturalandırılacağını açıkladı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Yenimahalle Şube üyeleri, yeni alınan kararın Alevi toplumu nezdinde kabul edilemeyeceğini söyledi.

    “Cemevlerimizin elektriğini devletin karşılaması lazım” diyen bir yurttaş, “Cami, kilise, havra giderlerini nasıl ki devlet karşılıyorsa cemevlerinin de karşılamalı. Cemevlerimiz ticarethane değil. Biz kendi imkanlarımızla buraları döndürüyoruz. Devletten de zaten bir şey talep etmiyoruz” diyerek tepkisini dile getirdi.

    “BİZİ TANIYACAKLAR, BUNUN KAÇARI YOK”

    Yenimahalle Belediye Meclis Üyesi Sinan Daştan da cemevlerinin “Konut” tarifesinde görülmesi kararını kınadı. Daştan, “Devlet, benden de vergi alıyorsa buraların da hakkını, hukukunu sonuna kadar koruması lazım” diyerek şu eleştirilerde bulundu:

    “İktidarın, bizi ticarethane ya da konut olarak görmesi bizim için aslında çok da fazla bir şey ifade etmiyor. Cemevleri bizim ibadethanemizdir, bunun başka şekilde tarif edilmesi bizim için çok da anlam teşkil etmiyor. Her zaman olduğu gibi Aleviler, elektrik zammına da itiraz etti, toplumun ezilmesine isyanını gösterdi. Dün ticarethaneydik bugün konuta döndürdüler. Bakalım yarın bu işin sonunu nereye çevirecekler! Adına ne derseniz deyin 1400 yıldır cemevleri var ve 1400 yıldır cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Buraları kimselerin tanımlamasına, bir don biçmesine, sınıflandırmasına gerek yok. Zaten hükümet de bizim için yok hükmündedir. Ama bizi de tanıyacaklar, bunun kaçarı yok. Nasıl ki Sünni vatandaşlar camilerde ibadetlerini yapıyor, elektriklerini, doğalgazlarını devlet ödüyor; ödesin. Ama benden de vergi alıyorsa buraların da hakkını, hukukunu sonuna kadar koruması lazım. Bizler sadece eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunu bugün olmazsa yarın verecekler çünkü bizim bu duruşumuzdan bir adım geri atma lüksümüz yok.
    Toplumsal tepkiler bir hukuk devletinde karşılık bulur ama bu ülkede 20 yıldır tek adama konuşuyoruz. Ha duvara konuşmuşsun ha bunlara konuşmuşsun. İnsanlarımız artık korkudan dışarı çıkamıyor, elektrik zamlarını protesto edemiyor. Vatandaşa mikrofon uzattığınızda ‘Çocuğum şurada çalışıyor, o yüzden tedirginim. Gece yarısı evden alınırım’ gibi endişe içerisinde. Bu iş yine Alevilere kaldı. Biz elektrikte olduğu gibi her türlü toplumsal zulmün karşısında olmaya devam edeceğiz. Bu memlekette 20 milyon civarında Alevi olduğu söyleniyor. Yani bu Alevi toplumunun bir Cübbeli Ahmet Hoca kadar değeri yok mu? Cübbeli Ahmet hocanın dergahlarına her türlü imkanı veriyorlar biz ise kendimizi ifade edebileceğimiz bir televizyon kanalı bile bulamıyoruz.”

    “CEMEVLERİNİN DE İBADETHANE OLARAK GÖRÜLMESİNİ İSTİYORUZ”

    PSAKD Yenimahalle Şube üyesi bir diğer yurttaş ise Alevi toplumundan alınan vergilerin sadece İslam dinine hizmette kullanıldığını ifade edip “Cemevleri ibadethane yeridir. Sünniler nasıl ki ibadetlerini camilerde yapıyorlarsa bizler de ibadetimizi cemevlerinde yapıyoruz. Cemevlerinin de diğer ibadethaneler gibi görülmesini istiyoruz. Bizden aldıkları vergilerle camilerin bütün giderlerini, hocaların aldıkları maaşı ödüyorlarsa bizim cemevlerinin de aynı şekilde ibadethane olarak görülmesini istiyoruz” dedi.

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Ankara’da ‘Hızır Cemi’ yürütüldü-VİDEO

    Ankara’da ‘Hızır Cemi’ yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde Alevi yurttaşların yoğun katılımıyla ‘Hızır Cemi’ yürütüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şubesi, Yenimahalle ilçesinde ‘Hızır Cemi’ yürütüldü. Batıkent Cemevi’ndeki inşaat sebebiyle yemekhanede yapılan ceme ilgi bir hayli yoğun oldu.
    Dede Bahri Doğanay’ın yürüttüğü cem erkanında Özcan Özdemir de zakirlik hizmeti gördü. Dede Doğanay, okuduğu gülbenglerle birlikte Hızır ayının önemine dikkat çekerek “Çoğu yerde Hızır orucu üç gündür. Kendim Tokatlı olduğum için, bizim oralarda ve Sivas’ın bazı yerlerinde Hızır orucunun yedi gün olduğunu söyleyebilirim. Hubyar Baba Sultan, yedi gün oruç tuttururdu” dedi.

    Dede Bahri Doğanay, okuduğu gülbenglerle birlikte tüm katılanlar için iyi dileklerde bulunarak “Biz didara aşığız. Evdeki huzur, güzellik, sağlık hepinizin cenneti olsun. Bizim cennetimiz evimizdir, başka yerde cennet aramayız” ifadelerini kullandı.

    Yapılan sohbetler ardından hizmetler görüldü, okunan deyişlerle birlikte semah dönüldü.

    Yürütülen cemin ardından lokmalar paylaştırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Batıkentli Kadınlar: Ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz!-VİDEO

    Batıkentli Kadınlar: Ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Batıkentli Kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında basın açıklaması yaptı. “Yoksulluğa, şiddete ve savaşa karşı bir aradayız” diyen kadınlar, şiddetsiz bir yaşam için mücadele çağrısında bulundu.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken Batıkentli Kadınlar, Murat Karayalçın Parkı’nda bir araya geldi. “Savaşa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı birlikte mücadeleye!” pankartı taşıyan kadınlar, “Kadın cinayetleri politiktir. Erkek vuruyor devlet koruyor. Zam, zulüm, işkence; işte AKP. Jin, jiyan, azadî” sloganları attı.

    Batıkentli Kadınlar adına basın açıklamasını Türkan Akbıyık okudu. Akbıyık, Türkiye’de 2021’in ilk 10 ayında en az 326 kadının, erkekler tarafından katledildiğine işaret ederek “Sadece geçtiğimiz ekim ayında bilinen 22 kadın cinayeti yaşandı. 53 kadın şiddete uğradığı için şikâyette bulundu. 9 kadın tecavüze uğradığını, 280 kadın ise taciz edildiğini resmi makamlara bildirdi” dedi.

    “NE HAKLARIMIZDAN NE DE HAYATLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ!”

    Türkan Akbıyık, iktidarın, kadınların haklarına yönelik saldırılarının yoğunlaştığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Kadına yönelik şiddetin böylesi arttığı bir  dönemde, iktidar, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alarak kadınların şiddete karşı korunmasının hukuki zeminini sağlayan, Türkiye’nin de ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ni kendisine tehdit görerek tek taraflı feshetti.

    Kadına yönelik şiddetin münferit değil politik olduğunu biliyoruz! Şiddetin önlenmesi için iktidarların alması gereken sorumluluğun farkındayız! Biz kadınlar her gün daha fazla tehdit altında, her gün daha tedirgin yaşamaya çalışırken bizleri koruyan mekanizmalara göz dikenlerin amacını biliyoruz! Kadınlar şiddet karşısında yalnızlaşmayacak, boyun eğip ‘kader’ diyerek şiddeti kabullenmeyecek, kendine dayatılan hayatla yetinmeyecek!

    Biz kadınlar ne İstanbul Sözleşmesi’nden, ne haklarımızdan ne de hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz! Ve yine biliyoruz ki eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam ancak kadınların dayanışması ve örgütlü mücadelesiyle mümkün!

    Kovid 19 salgını, emekçiler açısından sömürünün giderek arttığı, hukuksuz işten çıkarmaların yasal hale getirildiği, mobbingin katlandığı, yoksulluğun daha da derinleştiği bir dönem olarak ilerliyor. Yurttaşlar ülkenin dört bir yanında yapılan eylemlerde ‘geçinemiyoruz’ diyor. Artan sömürü, şiddet ve yoksulluk ise en çok biz kadınları etkiliyor. Pandemi döneminde erkeklere oranla işini kaybeden kadınların oranı %32 daha fazlayken, ev içi iş yükü artışı ise %65 daha fazla. Evlerin içi kadınlar ve kız çocukları için daha çok yükün, daha çok şiddetin ve daha çok baskının alanı haline geldi, geliyor.

    Artan hayat pahalılığı, neredeyse her kadını birer ev ekonomistine çeviriyor. Evin nasıl döndürüleceği, akşam ne pişirileceği, hangi marketten-hangi pazardan elimizdeki parayla ne kadar alışveriş yapılabileceği her birimizin aklında. Katlanan faturalar karşısında yerinde sayan ücretlerimizle en temel ihtiyaçlarımızdan bile kısmaya çalışıyor, ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz.

    Halkın ekmeği küçülürken 2022 yılı için planlanan bütçede ‘savunma ve güvenlik’ başlığına ayrılan pay tam % 30 arttı. Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon ve asker bulundurmayı da kapsayan tezkere iki sene daha uzatıldı. Savaşın etkisiyle yeni göçler, yeni yoksulluklar kapıda. Her savaş döneminde kadınlara daha çok şiddet ve yoksulluk olarak dönen savaş politikaları karşısında yerli ve göçmen kız kardeşlerimizle beraber barış istemeyi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz!

    Tüm bu saldırılar karşısında kadınlar olarak mücadeleden vazgeçmiyoruz! İktidarın kadın katillerini koruyup kollarken mücadele eden, hayatlarına sahip çıkan kadınları cezalandırma yoluna gittiğini de biliyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Ankara’da kadınların birçok eylemine kolluk kuvvetleri saldırmış, siyasetçi kadınlara onlarca yıllık cezalar verilmiş, kadınlara cezaevlerinde çıplak arama dayatılmıştır. Kendisine sistematik şiddet uygulayan kocasını ölmemek için öldüren Çilem Doğan’a Yargıtay kararı sonrası hapis cezası verilmiştir. Başak Cengiz, cezasızlık politikalarının ve katilleri koruyan kararların bir sonucu olarak samuray kılıcı ile sokak ortasında katledilmiştir.

    Tüm bu saldırılar karşısında biz kadınlar eşitlik, özgürlük mücadelemizden, haklarımızdan, kazanımlarımızdan ve hayatlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz!

    İşşizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, gericiliğe, tacize, tecavüze, şiddete, katliamlara ve savaşlara karşı birlikte mücadele edeceğiz!”

    “ŞİDDETSİZ BİR YAŞAM İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ”

    Yapılan basın açıklamasında, son dönemde Batıkent civarında yaşanan kadınlara yönelik şiddet ve taciz olaylarına da dikkat çekildi. Konuya ilişkin şu açıklama yapıldı:

    “Tacize karşı birlikte ses çıkaracağımızı, parklarımızı meydanlarımızı terk etmeyeceğimizi ve mahallelerimize sahip çıkacağımızı da buradan duyuruyoruz. Batıkent, kadınlar ve çocuklar için güvenli hale gelene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. İki kız çocuğuna yönelik tacizi engellemeye çalışırken katledilen Batıkentli komşumuz Haydarcan Kılıçdoğan’ı da burada anıyoruz. Meydanları, sokakları terk etmiyoruz! Güvenli mahalleler, güvenceli işler ve şiddetsiz bir yaşam için mücadeleyi büyütüyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir!’-VİDEO

    ‘Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir!’-VİDEO

    PİRHA- Batıkentli yurttaşlar, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde iki kadını taciz edenlere müdahalesi sonucu öldürülen Haydarcan Kılıçdoğan için basın açıklaması yaptı. “Semtimizi ne uyuşturucu satanlara ne de çetelere bırakmayacağız” denilen açıklamada birlikte mücadele vurgusu yapıldı.

    Haydarcan Kılıçdoğan, Batıkent Meydan’da 29 Ekim Pazar akşamı kadınları taciz eden iki kişiye müdahale etmesi sonucunda altı yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi’nde yapılan cenaze erkanı ardından yurttaşlar, Haydarcan’ın katledildiği yerde “Batıkent’te çetelere ve uyuşturucuya izin vermeyeceğiz” pankartı ile basın açıklaması yaptı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada “Çetelere geçit vermeyeceğiz. Katiller, halka hesap verecek. Kurtuluş yok, tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.

    ARTIK YETER DİYORUZ”

    Batıkent halkı adına basın açıklamasını Batı Sitesi Mahalle Muhtarı Ali Fidan okudu. Fidan, “Bugün burada bir canımızı kaybetmenin üzüntüsü ve öfkesi ile bir aradayız” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Haydarcan Kılıçdoğan, semtimizin sakin, mütevazi ve ilerici gençlerinden bir tanesiydi. Çevresinde olanlara ve toplumsal sorunlara duyarlıydı. Tacize uğrayan iki genç kıza, canı pahasına sahip çıktı. Haydarcan bugün aramızda, kalbimizde. Burada yüzlerce Haydarcan var.

    Haydarcan burada kaybettiğimiz ilk gencimiz, ilk arkadaşımız değil. Daha önce de arkadaşlarımızı benzer nedenlerle burada kaybettik. Uyuşturucu maddelerinin sarmaladığı, giderek yozlaşan, insanlık değerlerinden çıkan gençlerin neden olduğu bu kaçıncı vaka!

    Bizler Batıkentliler olarak artık yeter diyoruz.

    Gerici, mezhepçi, kadın düşmanı, türcü, her türlü politikanın sonuçları giderek yozlaşan, birbirine düşmanlaşan azılı katiller doğuruyor. Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir.

    Bizler Batıkent’te sahip çıkacağız, bir can daha vermeyeceğiz. Uyuşturucu satanları da çeteleri de yozlaşan, kimliksizleşen kişileri de Batıkent’te barındırmayacağız.

    Bizler, gençlerimizin şarkılar söyleyebildikleri, danslar edebildikleri, kadınlarımızın sokaklarında 24 saat rahatça korkusuzca gezebildikleri, büyüklerimizin huzurla yaşayabildikleri bir Batıkent hayalini kuranlarız. Bu hayalimizin yaşama geçmesi için çaba harcıyoruz, çaba harcamaya devam edeceğiz.

    Bir hayalimiz var; özgür, demokratik ve laik yaşam alanlarında kardeşçe yaşamak. Kardeşliğimize, değerlerimize gölge düşürenlere karşı da mücadele edeceğimizi buradan tekrar ilan ediyoruz.

    Haydarcan kalbimizdesin.

    Kadına yönelik şiddet uygulayanlara, tacizde bulunanlara izin vermeyeceğiz. Semtimizi ne uyuşturucu satanlara ne de çetelere bırakmayacağız.”

    “SEMTİMİZE, ÇOCUKLARIMIZA BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM” 

    Haydarcan Kılıçdoğan’ın kuzeni Eren Öztaş ise “Ciğerimiz yandı. Artık başka insanlar da bunları yaşamasın” diyerek şu açıklamada bulundu:

    “Kimse çocuklarına benzer durumlar olduğunda ‘arkanı dön git’ demesin. Bizler semtimizi korumalıyız. Haydarcan, doğru olanı yaptı. Keşke sonu böyle olmasaydı ama bedeli ağır olsa da bunun çözümünü istiyoruz. Halkımızla birlikte Haydarcan gibi duyarlı olalım. Bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkür ediyorum. Bizler bir bütünüz ve semtimize, çocuklarımıza birlikte sahip çıkalım. Katillerin, gelip çocuklarımızı öldürmesine izin vermeyelim. Canımız daha fazla yanmasın.”

    Yapılan basın açıklamasının ardından yurttaşlar, Haydarcan Kılıçdoğan’ın katledildiği yere mumlar yakarak karanfil bıraktı.

    PİRHA/ANKARA

  • Daştan, yeni yapılan Batıkent Cemevi ile ilgili konuştu: Anahtarı PSAKD’de olacak-VİDEO

    Daştan, yeni yapılan Batıkent Cemevi ile ilgili konuştu: Anahtarı PSAKD’de olacak-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube Üst Kurul Delegesi Sinan Daştan, Yenimahalle Belediyesi tarafından yapımına başlanan Batıkent Cemevi hakkında bilgi verdi. Daştan, 2022 Ekim ayında yeni binanın hizmete açılacağını belirterek “Bu cemevinin anahtarı ve yönetimi tamamen Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nde olacak. İleride belediyenin ‘biz burada söz hakkına sahibiz’ deme şansı yok” ifadelerini kullandı.

    ABF Genel Başkan yardımcısı ve aynı zamanda Pir Sultan Abdal kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Üst Kurul Delegesi Sinan Daştan, yıkılıp yeniden inşa edilmeye başlanan Batıkent Cemevi hakkında PİRHA’ya bilgi verdi.

    Sinan Daştan, cemevi yapımının Yenimahalle Belediyesi tarafından yürütüldüğünü belirterek 2022 yılı Ekim ayında inşaatın son bulacağını söyledi. Daştan, PSAKD Yenimahalle Şube binasının yenilenme sebebini şu sözlerle açıkladı:

    “Bundan tam 10 sene önce Batıkent halkının imecesi ile mevcut cemevi inşa edildi. Ama mevcut fiziki şartlar cemevinin artık ömrünü doldurmuştu. Cemevimize artık Ankara’nın dışından ve yurt dışından gelen cenazeler çok büyük yoğunluk oluşturdu. Ankara’daki Alevi toplumunun cenaze ve sonrasında yemek hizmetlerinin artık yüzde seksenini burası karşılar hale gelmişti. Bu tür ihtiyaçlardan dolayı mevcut mekanımız yetersiz hale geldi.

    Alevi toplumu da artık burayı çok benimsedi. Özellikle Yenimahalle’de insanlar, önce buraya niyaz etmeden evlerine gitmez oldu. İnsanlarımız önceden bu tür imkanlar yokken cenazelerini camiye götürüyordu. Ama toplum artık bu tür yerler görünce cenazelerini artık cemevlerine getirmeye başladı. Yani artık Alevice yaşayıp Alevice ölmeye başladık.”

    YENİMAHALLE CEMEVİNDE TAM TEŞKİLATLI HİZMET! 

    CHP Ankara Büyükşehir ve Yenimahalle Belediye Meclis Üyeliği görevini de yürüten Sinan Daştan, yeni yapılan Batıkent Cemevinin yaklaşık 3500 metrekarelik bir alana inşa edileceğini söyledi. Daştan, cemevinin tek bir bina da toplanacağını belirterek şunları aktardı:

    “Bodrum, giriş kat ve üzerinde 2 kat olmak üzere toplamda 4 katlı bir cemevimiz olacak. En alt katta cenaze yıkama yerleri ve morg bulunuyor. Giriş katta ise büyük bir yemekhane, çay ocağı ve bekleme salonu olacak. Burası 600 metrekarelik bir alana karşılık gelecek.

    Üst katlarda ise derslik, yönetim odası, çok amaçlı salon bulunuyor. En üst katta da cem salonu olacak. En üst kattaki bu cem salonu yaklaşık 400 metrekare olacak. Ve bu salon 12 köşeden oluşmakta. 12 imamları temsilen mimarlar, o şekilde hazırladı. Bu 3500 metrekarelik arsamızın 800 metresini inşaat teşkil edecek, geriye kalan 2600 metre civarındaki alanı ise yeşil alana ayıracağız.”

    CEMEVİNDE YETİŞENLER GELECEKTE EĞİTİM VERECEK!

    Sinan Daştan, yeni yapılacak cemevinde kültürel eğitimlere daha çok özen gösterileceğinin de altını çizdi. Daştan, eğitimleri kimin ve nasıl verileceği konusunda da bilgi paylaşarak şöyle devam etti:

    “Burada kendi içimizde yetişen semah hocalarımız var. Yine burada yetişmiş çocuklarımız, saz kursu veriyorlar. Yani ‘dışarıdan eğitimci arayalım’ gibi ihtiyaçlarımız yok. Çünkü buradan yetişen gençlerimiz şimdi bu hizmetleri veriyorlar.”

    CEMEVİ İNŞASINI YEREL YÖNETİM ÜSTLENDİ!

    Sinan Daştan, cemevi binasının tamamen Yenimahalle Belediyesi tarafından yürütüldüğünün ise altını çizdi. “Belediye Başkanımız Fethi Yaşar’ın Alevi toplumuna sözü vardı” diyen Daştan’ın aktarımları şu şekilde oldu:

    “Ben, Alevilere yakışır bir cemevi yapacağım demişti. İç dekorasyonu ise kendi canlarımızın destekleriyle tamamlanacaktır. Ama burada işin ana yüklenicisi Yenimahalle Belediyesi’dir.

    Şu anda buradaki yönetimde olan arkadaşlarımız yaklaşık 6 yıldır hizmet etmekteler. İşin başı sağlam olursa devamı da gelir. Burada artık kurumsallaşmadan bazı durumları düzene sokma şansınız yok. Buradaki yönetim, birçok cemevimize örnek olacak şekilde kurumsallaştı. Kimin hangi görevde olduğu ve hangi hizmeti yapacağı artık burada belli.”

    ANADİLDE HİZMET VURGUSU! 

    Yeni cemeviyle birlikte tüm hizmetlerin anadilde yapılacağı vurgusu da yapan Sinan Daştan, “‘Yol bir sürek binbir’ derler ya, her Alevi toplumunda, her bölgenin kendine göre farklı uygulamaları var. Biz, burada özellikle anadilde ibadetlerin yapılması ile ilgili karar aldık” ifadelerini kullandı.

    Daştan, Arapça duaların artık cemevi içerisinde kullanılmayacağının da altını çizerek şöyle devam etti:

    “Buradaki cenaze törenlerimiz tamamen Türkçe olarak yapılıyor. Örneğin Kürt bölgelerinde olup Kürtçe konuşan vatandaşların, cemevinde yapılan erkanında Kürtçe olması gerekir. Çünkü insanların anlayacağı dilde ibadetlerini yapması gerek. O konuda Batıkent Cemevi birçok noktada birçok cemevine örnek olacak davranışlar sergiliyor. Burada bazı olmazsa olmazlarımız var. Mesela ibadetlerimizde Arapça dili kullanılmıyor. İnsanların anlamadığı dilde ibadetlerini yapmasını çok doğru bulmuyoruz.”

    “BELEDİYENİN ‘BİZ BURADA SÖZ HAKKINA SAHİBİZ’ DEME ŞANSI YOK”

    Sinan Daştan’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise Isparta Cemevi açılışında yaşananlar oldu. Daştan, AKP’li Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in, Gani Kaplan’a müdahalesini işaret ederek şu yorumda bulundu:

    “Belediye başkanımız Fethi Yaşar sağ olsun bu konuda insiyatif kullandı ve ‘Burası Alevi toplumuna yetmiyor, yakışmıyor’ diyerek bu işin altına imza attı. Devamında buranın anahtarı bizde olacak. Yani bu cemevinin yönetimi tamamen Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nde olacak. İleride belediyenin ‘biz burada söz hakkına sahibiz’ deme şansı yok. Başkanımız her zaman bizlere destek olmuştur.

    Biz sakıncalı bir inancın topluluğuyuz. Bizim kendi Alevi canlarımız bile gelip kendi inancına cemevlerine sahip çıkmıyor. Bize bir tokat atana öteki yanağımızı da uzatıyorduk ama artık bu bitti. Artık Aleviler tokat yemeyecek. Aleviler kendi haklarını sonuna kadar savunacak ve bu konuda hiç taviz vermeyeceğiz. Bu memleketin sahibi biziz. Biz bu devletin olmazsa olmazıyız. Onlar kim ki benim cemevimi tanıyacak? Onların tanıması ile mi ben inancımı yaşayacağım? Bizler 1400 yıldır bu konuda ser vermiş ama kendi inancımızdan taviz vermemişiz.

    Yenimahalle’de belki de 200 bin Alevi yaşıyor. Tahminimize göre bu cemevinin maliyeti 7 milyon lira olacak. Biz de bu devlete vergi veriyoruz. Biz, hakkımız olanı alıyoruz.”

    “AVM SÖYLENTİLERİNİ ART NİYETLİ ARKADAŞLARIMIZ YAPTI”

    Sinan Daştan, Yenilenen Batıkent Cemevi’nin AVM olarak inşa edileceği söylentilerine de şu yanıtı verdi:

    “Projenin detaylarını sorup, öğrenmeyip sosyal medyada ‘Yok AVM oluyor, yok ticarethane olacak’ gibi söylemler çok üzücü. Bunları konuşmak bizlere zul geliyor. Cemevimizin içerisinde inançsal ve ibadet mekanların haricinde yemekhane, derslikler ve konferans salonları olacak. Bu tür hizmetlerin yapılacağı mekanların haricinde bir şey yok. Söylentileri art niyetli arkadaşlarımız yaptı.”

    Sinan Daştan son olarak yeni cemevi inşasının bitimine kadar yemekhane ve Hakk’a uğurlama erkanı hizmetinin mevcut yerleşkede yapılacağını da kaydetti.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Muhasebeciliği bırakıp hayvan çiftliği kurdu; ‘Erkek yaparsa kadın da yapar’-VİDEO

    Muhasebeciliği bırakıp hayvan çiftliği kurdu; ‘Erkek yaparsa kadın da yapar’-VİDEO

    PİRHA-Muhasebecilik mesleğini bırakıp kırsalda hayvancılık yapmaya başlayan Deniz Demirtaşoğlu “Kadın olmamdan kaynaklı herkes, ‘Bu işi yapamazsın’ dedi. 2 yılın sonunda 3 inek ile başladığım yerde şimdi 12 sağılır ineğim ve buzağılarım oldu” dedi. Demirtaşoğlu, ayrıca kadınlara çağrıda bulunarak “Erkek yaparsa kadın da yapar. Yeter ki ‘Biz varız’ desinler” mesajını verdi.

    Deniz Demirtaşoğlu, 2019 yılında şehir yaşantısını sonlandırarak kırsal bölgeye yerleşme kararı aldı. Şehirde muhasebecilik ve kaza destek uzmanlığı yapan Demirtaşoğlu, şu sıralar çiftçilik yaparak ailesini idame ediyor. Demirtaşoğlu, apartman alışkanlığından çıkıp müstakil bir evde, kadın birey olarak hayvanların içerisinde kurduğu yaşamı tüm detayları ile anlattı.

    “HAYVANA NASIL DOKUNULACAĞINI BİLE BİLMİYORDUM”

    Deniz Demirtaşoğlu, iki yıl öncesinde yaptığı iş ve şehrin verdiği yorgunluk sebebiyle değişim kararı aldığını anlattı. “Gecem, gündüzüm olmuyordu. Her şeyden önce iş sebebiyle çocuklarımdan uzak kalıyordum. Onların uyuduklarını, nasıl ‘anne, baba” dediklerini dahi göremiyordum” diyen Demirtaşoğlu, şimdi Ankara’da, Yenimahalle ilçesinin dağlık kesimi olan Yakacık Mahallesin’de kurduğu çiftlikte yaşıyor.

    Henüz 38 yaşında olan Deniz Demirtaşoğlu, aileden hayvancılıkla ilgilenen kimsenin olmadığını da söyleyerek atıldığı maceranın detaylarını şu sözlerle anltıyor:

    “Küçük yaşlarda köye gittiğimde insanların hayvanlarla olan ilişkilerini görürdüm. Yani turist gibi hayvan görünce koşarak gidip sevenler gibiydim. Yani hayvana nasıl dokunulacağını bile bilmiyordum.

    Hayvancılık yapmaya karar verince etrafındaki insanları incelemeye başladım. Sadece bir yakınımız Çankırı Çerkeş’te bu işi yapıyordu ve ona sordum ‘bu işe girme’ dedi. Yapabileceğim bir iş olmadığını söylediler. Bunu hem kadın olduğum için hem de daha önceden hiç yapmamış olmamdan kaynaklı söylediler. Çünkü ben önceden inek gördüğümde dahi kaçardım. Çünkü boynuzları var ve benden iri bir hayvana nasıl yanaşılacağını bilmiyordum. O sebeple ailem ve kurduğum çiftliğin çevresindekiler de ‘Sen kadınsın, bir ineği nasıl zapt edeceksin? Hiç hayatında sağım yapmamışsın’ dediler. Evet bir ineği nasıl zapt edeceğimi bilmiyordum ama bu durum sevmekle alakalı diye düşünüyorum. Sevince ve sabredince her şey oluyor.”

    “SATIŞ YAPMAK İÇİN DAHİ ŞEHRE GİTTİĞİMDE BUNALIYORUM”

    Demirtaşoğlu ailesi, iki yıldır kırsalda yaşıyor. “Çok mutluyuz ve alıştık” diyen Deniz Demirtaşoğlu, “Sonuçta apartman dairesinde değiliz. Daima sıcak suyumuz yok. Her odanın ısındığı bir ev de yok. Çocuklarım, annem, böyle bir evde yapabilirler mi diye çok düşündüm ama gerçekten onlar da cesaretli çıktılar ve burayı sevdiler” diye de ekledi.

    “Şu an satış yapmak için dahi şehre gittiğimde inanılmaz bunalıyorum” diyen Demirtaşoğlu, “İşim bitse de hemen evime gitsem diye düşünüyorum. Onun için artık şehre dönmek mümkün değil” diyerek kırsal yaşamın kendilerine huzur verdiğini belirtti.

    BUZAĞILARI KENDİ ELLERİYLE BESLİYOR!

    Deniz Demirtaşoğlu, sahip olduğu bütün buzağıları her gün biberonlarla tek tek besliyor. Güne bir hayli erken başlayan Demirtaşoğlu, gün içerisinde yaptığı işlerin detaylarını ise şöyle anlatıyor:

    “Güne ilk olarak hayvanları gözden geçirerek başlıyorum. Sabahları ilk olarak bütün hayvanlarımın kapısını açıyor ve onları gözlemliyorum. Tavukları dışarıya çıkartıyor ardından ise koyunları salıyorum. Sonrasında ise sağım işlemine başlıyorum. Bu arada hayvanların altlarını temizliyorum. O esnada sağım işlemi de bitmiş oluyor. Ve ardından sütlerimizi süzerek bidonluyoruz. Sonraki işimiz ise hayvanların yem işlemi oluyor.”

    “İNSANLAR BANA 3 AY ÖMÜR BİÇMİŞLERDİ”

    Deniz Demirtaşoğlu’nun şu an 23 büyükbaş, 75 de küçübaş hayvanı mevcut. Demirtaşoğlu, mevcut üretim sayısına ulaşması sebebiyle büyük mutluluk hissettiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Çevremde yıllarca hayvancılık yapmış insanlar bana 3 ay ömür biçmişlerdi. ‘3 ay sonra hayvanlarını satar ve gidersin’ demişlerdi. Şimdi hayranlıkla yanıma geliyorlar. Burada oturup çayımı içerken ‘nasıl beceriyorsun?’ diyorlar. Öyle olunca da bundan mutluluk duyuyorum.

    Çevremdeki kadın arkadaşlarım da ziyaretime geldiklerinde ‘Biz bu işi yapamayız’ diyorlar. ‘Hayvanların altına girip nasıl süt sağlıyor ya da tezeği nasıl atmayı beceriyorsun?’ gibi sözler duyuyorum.”

    HAYVAN YEMLERİNİ KENDİ ELLERİYLE HAZIRLIYOR!

    Deniz Demirtaşoğlu, hayvanları için her gün yem hazırlama işlemi de yapıyor. Henüz yem karma makinasına sahip olamadıklarını söyleyen Demirtaşoğlu, bütün işlemi el gücü ile yapıyor. Demirtaşoğlu, “Nişasta oranını tadıp test etmediğim hiçbir yemi hayvanlara vermiyorum. Küspe kesinlikle kullanmıyorum. Mısır sılacını her sabah saman ile harmanlayıp ıslatıyorum. Ardından ezilmiş arpamızı da o yem ile karıştırıp yediriyorum” diyerek hayvanlarına gösterdiği özeni anlattı.

    Demirtaşoğlu, kimi zaman paydos saatinin gece 23’ü bulduğunu da söyleyerek “Normalden daha fazla ilgilendiğim için işim biraz daha uzun bitiyor. Hayvanların yemek yiyişlerini tek tek kontrol ediyor, hangilerinin geviş getirip getirmediklerini izliyorum. Böyle olunca da sabah altıda başladığımız iş kimi zaman gece 11’de (23.00) sonlanıyor” dedi.

    “HAYVANA NE VERİRSENİZ ONU ALIRSINIZ”

    Bütün hayvanlarına isim taktığını da söyleyen Demirtaşoğlu, “Bütün inekler ve yavruları, benim çocuklarım. Her şey para kazanmak değil. Hayvana ne verirseniz onu alırsınız” diyor. Demirtaşoğlu ayrıca çiftçiliğe sadece para odaklı bakılamayacağını vurgulayarak “Eğer sadece kâra odaklanırsanız bu işte kaybedersiniz. Hayvan sonuçta bir canlı ve siz de bir canlı ile iş yapıyorsunuz; bir madde ile ticaret yapmıyorsunuz. Önce onu sevmeniz gerekiyor ki siz ona verdiğiniz de o da size verebilsin.”

    “ŞEHİRDE YAŞAYANLARDAN PEYNİR VE TEREYAĞI YAPMAYI ÖĞRENDİM”

    Deniz Demirtaşoğlu, günlük 250 litre civarında süt üretimi yaptıklarını belirtti. Süt satışını da kendisinin yaptığını anlatan Demirtaşoğlu, aktarımına şöyle devam etti:

    “Süt, peynir ve tereyağı siparişlerimin hepsini arabaya yerleştiriyor ve insanların kapılarına kadar götürüp teslim ediyorum. Tabii herkesin zihninde şu var; sütçüler erkek olur ve kapı kapı gezmez. İnsanlarda genelde ‘aşağı inilir ve ürün alınır’ mantığı var. Ama ben o mantığı yıktım. Süt ve diğer ürünleri ellerimle insanların evlerine kadar götürüyor ve ürünlerim hakkında bilgi veriyorum. Bu durumda kadınlar bana çok fazla destek verdi. Tabii başlarda herkes olumsuz baktığı için ‘Beni yadırgarlar mı?’ diye de çok düşündüm. Ama artık öyle düşünüyorum. Çünkü kadınlar, beni daha çok destekliyor. Bazen yorulduğumda o İnsanlar ‘2 dakika otur hele sana bir çay verelim’ diyorlar. Bazen muhabbet dahi ediyoruz. Bu sebeple de diğer sütçülere nazaran işimi çok geç getirmek durumunda kalıyorum.

    İş konusunda deneyimli olan teyzelerle de sohbetler yapıyoruz. Peyniri de tereyağını da yapmasını bilmezdim. Bunları da o sohbet yaptığım teyzelerden öğrendim. Böylelikle karşılıklı olarak hem müşterilerim hem de ben mutlu oluyoruz.”

    “GEÇMİŞTE DAHA ÇOK KAZANIYORDUM AMA …”

    Deniz Demirtaşoğlu, önceki meslek hayatında daha fazla maddi kazanım elde ettiğini de belirterek “Ama burada emek verip üretiyorsunuz. Önceki yaptığım iş benim için sıradan bir işti ama burada bir şeyler öğreniyorum. Ve bu konu maddiyattan daha da önce gelmeli” diye ekledi.

    Yaptığı işin zorluklarına da değinen Deniz Demirtaşoğlu, deneyimlerini de anlattı. Geçmişte 11 keçi satın aldıklarını söyleyen Demirtaşoğlu, şu detayları anlattı:

    “Keçiler inanılmaz inatçılarmış. Bir gün bulundukları ahırın kapısını kırıp dağa kaçtılar. O keçileri 10 gün boyunca dağdan aşağıya alamadık. 15-20 kişi toplanıp yakalamaya çalışıyorduk ancak yakalayamadık. Dağda kaldıkça da iyice yabanileştiler. Bir gün yine yakalamak için uğraşırken dağdan yuvarlanarak düştüm. Eşim de ayağını burktu. Neyse ki en sonunda hepsini yakaladık. Sonrasında tüm keçileri sattım.

    Ardından aldığım koyunlar da keçiler gibi inatçı çıktı. Çitleri esneterek sürekli kaçıyorlardı. Başımızdan geçenler için ‘zor’ diyoruz ancak çok da eğlenceli. Mesela defalarca kez ineklerin tepmesine maruz kaldım. Defalarca kez İnekler beni yemliğe atarak bacaklarımı morarttı.”

    ERKEK YAPIYORSA KADIN DA YAPAR!

    Deniz Demirtaşoğlu, atlattığı zorlu süreç sonrasında hayvanların dilinden anlamak için eğitim almaya başladığını da anlattı. Şu an veteriner teknikerliği bölümü son sınıf öğrencisi olan Demirtaşoğlu, sonraki dönemde ise veterinerlik eğitimi almak istediğini belirtti. Hayvanların tüm iğnelerini dahi kendisinin yaptığını söyleyen Demirtaşoğlu kadınlara da şu çağrıda bulundu:

    “Bir erkeğin yapabileceği her işi bir kadın da yapabilir. Yeter ki istesinler. Yeter ki içlerinde ki o inadı bırakmasınlar. Biz kadınlar aslında aileyi yönetiyoruz, çocuklarımızı büyütüyoruz. Büyütürken de neden bir erkeğin de yapabileceği bir işi yapamayalım ki? Açıkçası ben bunu düşünerek başladım. ‘Bir erkek 50 kiloluk yem çuvalını taşıyabiliyorsa kadın neden taşıyamaz?’ diye düşündüm. Ve gerçekten şu anda 50 kiloluk bir çuvalı sırtıma alıp yükleyip taşıyabiliyorsam bunu her kadın da yapabilir. ‘Ben bu işi yapmak istiyorum ama benim buna gücüm yok’ dedikleri her işi yapabilirler. Yeter ki ‘Biz varız’ desinler. Hayvancılık ve üretim çok güzel bir iş. Yapmayı düşünen kadın arkadaşlarıma destek veriyorum. Gözleri kapalı girsinler. Herkes onlara ‘Yapamazsın’ diyecektir ama inat etsinler. Ben iki yılın sonunda böyle bir hayatı aldım. Herkes bana ‘Bu işi kapatırsın’ dedi. 2 yılın sonunda 3 inek ile başladığım yerde 12 sağılır ineğim ve buzağılarım oldu.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dede Şahin: Evrendeki hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine muhtaç-VİDEO

    Dede Şahin: Evrendeki hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine muhtaç-VİDEO

    PİRHA- Koronavirüs salgını dolayısıyla 65 yaş üstü yurttaşların evde kalması devam ediyor. Bu süreci spor yaparak ve kitap okuyarak geçiren Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin, “Evrendeki hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine muhtaç. Bu dünyada bir canlı eksik olduğu zaman, bizim de bir tarafımız eksik kalır. O nedenle bütün canlılarla birlikte yaşayabilmemiz için hepimiz birbirimizi koruyacağız” dedi. 

    Koronavirüs salgını dolayısıyla kısıtlı evde kalma uygulaması devam ederken, 65 yaş üzeri yurttaşlara sadece pazar günleri 4 saat dışarı çıkma izni verildi.

    Korona virüsü nedeniyle ve 65 yaş üzeri olduğu için sokağa çıkamayanlardan PSAKD Yenimahalle Şube, Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin, yaklaşık 4 yıldır her sabah saat 07.30-08.00 arasında kalktığını ve spor yaptığını sonrasında ise eşiyle birlikte saat 09.00’a kadar kahvaltı yaptıklarını söyledi.

    “KİTAP OKUYORUM”

    Evde kaldığı süre içinde zamanı iyi değerlendirmeye çalıştığını vurgulayan Cemal Şahin Dede, şunları anlattı:

    “Benim hard diskim vardı, belirli bilgiler aktarıyordum. Bugünlerde bilgisayarda hard diske aktarmış olduğum bilgileri düzenlemeye çalışıyorum. Akşam saat 19.00’da haberlerle birlikte akşam yemeğini yiyoruz, televizyon izlemeye başlıyoruz. Bu 10 gün böyle devam etti.

    Çok takdir ettiğim, saygı duyduğum Prof. Ali Demirsoy’un daha önce yazılarını okuyordum, öğrencilerine anlattığı dersleri de bilgisayar ortamında dinliyordum. Daha sonra kitaplarını okumaya başladım. Prof. Ali Demirsoy’un ilk okuduğum kitap Evrim kitabı. Bu kitabı okuduktan sonra bundan notlar çıkardım, bunu bitirdikten sonra, “İlk Bir Saniye” kitabını okudum, bundan da notlar çıkardım. Yine “Ustaca Yaşam” kitabını okudum. Sırada yine Ali Demirsoy’a ait olan “Dua Peres” kitabı “Çocuklar için Evrim”  ve “Biyolojik Saat” kitabı var, bunları okuyacağım. Bu kitapları okuduğumda ne kadar bilgi eksikliğimin olduğunu gördüm, sizlere de öneririm.”

    “ARKADAŞALRLA İNTERNET ORTAMINDA BİLGİ ALIŞVERİŞİNDE BULUNUYORUZ”

    İki haftada bir arkadaş grubuyla bilgisayar ortamında bilgi alışverişinde bulunduklarını belirten Cemal Şahin, “Bir arkadaş bir konu üzerinde konuşuyor, daha sonra biz de o konu üzerinde tartışıyoruz” diyor.

    Kaymakamlıktan izin aldığını ve köye gideceğini söyleyen Şahin, “Köyde bir bahçemiz var, meyve ağaçlarımız var, meyve ağaçlarına bakacağız. Sebzelerimizi ekeceğiz, boş zamanlarımda yine kitap okumaya devam edeceğim ve çok sevdiğim dağlarda gezeceğim. Bugünleri böyle geçirmeye çalışıyorum” diye konuştu.

    “DÜNYADA BİR CANLI EKSİK OLDUĞU ZAMAN BİR TARAFIMIZ EKSİK KALIR”

    “Evrendeki hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine muhtaç” diyen Cemal Şahin Dede, şu mesajları verdi:

    “Benim sevgili canlardan dileğim şudur: Bütün canlara iyilik bilge ola, gönüllerini hakla bütün kıla, dünyayla dost ola, ama nefislerine kapılmaya, kurda, kuşa, ağaca, yerdeki karıncaya kadar bütün canların hakkını koruya. Çünkü sevgili canlar, bu evrende yaşayan sadece biz değiliz, bütün canlarla birlikte yaşıyoruz. Çünkü bu evrendeki hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine muhtaç. Bu dünyada bir canlı eksik olduğu zaman, bizim de bir tarafımız eksik kalır. O nedenle bütün canlarla birlikte yaşayabilmemiz için hepimiz birbirimizi koruyacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • 24. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali başlıyor!

    24. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali başlıyor!

    PİRHA – 24. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali 22 Kasım’da perdelerini açıyor.

    Bu yıl 24. yapılacak Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin programı netleşti. 22 Kasım’da başlayacak olan festival 2 Aralık 2019’a dek sürecek.

    Büyükşehir ve Çankaya Belediyesi’nin yanı sıra birçok vakıf ve meslek örgütünün desteğini e alan festivalin ilk programında Özgün Çakar Özdemir yönetmenliğinde “Metinden sahneye oyuncunun yolculuğu” adlı iki günlük atölye yapılacak.
    Festivalin açılış oyunu ise 23 Kasım Cumartesi Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde sahnelenecek “İlk randevu müzikali” adlı eser olacak.
    Festival programına http://www.ankaratiyatrofestivali.org/ adresinden ulaşabilirsiniz.

    PİRHA / ANKARA

  • Batıkent Cemevinde cemi Şenay Malkoç Ana yürüttü-VİDEO

    Batıkent Cemevinde cemi Şenay Malkoç Ana yürüttü-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Ankara Yenimahalle Şube Batıkent Cemevinde yapılan cemi Şenay Malkoç Ana yürüttü. 

    Yas-ı Muharrem oruçlarının bitmesinin ardından PSAKD Ankara Yenimahalle Şube Batıkent Cemevinde Şenay Malkoç Ana öncülüğünde cem erkanı düzenlendi.

    Çok sayıda yurttaşın katıldığı cemde, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, SHP’nin Eski Ankara Milletvekili Kamil Ateşoğulları, CHP Yenimahalle Belediyesi meclis üyeleri, kurum temsilcileri ve Hacıbektaş’ta bulunan Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon çalışmalarında görev alan Serpil Özen de yer aldı.

    Almanya’dan gelen Ana Şenay Malkoç’un Ankara’da ilk kez yürüttüğü cemde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Cemevinde rızalık alarak posta oturdu. Cemde önce çerağ yakıldı ardından 12 hizmet oluşturuldu. Zakir Türkan Akbıyık, Eylem Akbıyık ve Eylem Ulusoy’un deyişler okuduğu cem erkanı yaklaşık 2 saat sürdü. Okunan deyişlerle semahlar dönüldükten sonra ceme katılanlara lokmalar dağıtıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • PSAKD’nin yönetici ve kadro eğitim çalışması devam ediyor

    PSAKD’nin yönetici ve kadro eğitim çalışması devam ediyor

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel merkezi tarafından yönetici ve kadro eğitimine ilişkin konuşan PSAKD Genel Sekreteri  Onur Şahin, bu eğitimleri sürekli ve kalıcı kılmayı hedeflediklerini söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel merkezi tarafından şubelerde, ‘Çalışmaların Koordinasyonu, Örgütlenme Kapasitesini Artırma Ve Hedef Yönetimi Stratejilerini Geliştirme Eğitimi’ başlıklı 2 günlük eğitim çalışması devam ediyor. Çalışma,  Yazar Turan Eser’in eğitmenliğinde PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde başlatıldı.

    Eğitim çalışmasına ilişkin PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, 30 yıllık Alevi hareketi örgütlenmesinde önemli kazanımlar elde edildiğini, bu anlamda ciddi mesafeler alındığını vurguladı.

    Türkiye ve Avrupa’da kurulan Alevi Kültür Merkezleri, üyelerin desteği ve katkısıyla başarılı bir örgütlenme sağlandığını ifade eden Şahin, Alevi hareketi bünyesinden birçok dernek ve vakıfın kendi cemevine kavuştuğunu, ancak bu önemli kazanımların yanı sıra kadroların ve yöneticilerin eğitim sorunu olduğunu kaydetti.

    “EĞİTİMLERİ SÜREKLİ VE KALICI KILMAYI HEDEFLİYORUZ”

    Onur Şahin, PSAKD olarak, yöneticilerin, aktif komisyonların, kadrolarının ve üyelerinin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak, örgütlenme kapasitelerini yükseltmek için, sürekliliği olan eğitim programlarını önemli bir faaliyet olarak ele aldıklarını ve bu kapsamda ‘Yönetici, Gençlik, Kadın ve Üye eğitim programı çalışmasıyla, PSAKD şubelerinde eğitimleri sürekli ve kalıcı kılmayı hedeflediklerini belirtti.

    YÖNETİCİ KADROLARIN BİLGİ BİRİKİMİNİ ARTTIRMA

    PSAKD yöneticilerini ve üyelerinin ihtiyaçlarını iki zeminde karşılamayı hedeflediklerini belirten Şahin şunları dile getirdi:

    “Birinci eğitim zemininde, yönetici kadrolarının ve PSAKD’nin aktif kadrolarının “Yöneticilik ve örgütleme, kurumsallaşma becerilerini, kapasitelerini yükseltme derslerinin bireysel gelişimlerine katkı sunan konulara eğilirken, ikinci zemininde ise (bu ileri tarihlerde mümkün olabilir) daha çok ‘Alevilik ve genel teorik konuları içeren dersler’ kapsamında, PSAKD yönetici kadrolarının ve üyelerin, bilgi ve birikimlerini yükseltmek hedeflenecektir.”

    “Bu çerçevede başlatılacak olan eğitim çalışması birkaç modülden oluşuyor” diyen Şahin, “Yönetici Eğitimi kapsamında yürütmeye karar verdiğimiz ‘PSAKD Bölge ve Şubeler Yönetici Eğitimi’ projesinin 2018-2019 yıllarında 7 bölgemizde uygulamaya konulması ivedilikle önemli bulunmuştur. Yönetici Eğitiminde yer alan ekibimiz, gerekli çalışmaları başlatmıştır” dedi.

    Şahin, PSAKD bölge ve şube sekreterlikleri aracılığıyla yöneticilerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak, çalışmaların koordinasyon sistemleri ve örgütlenme kapasitelerini yükseltmek için gerekli planlamaların yerel ve merkezi eğitimler kapsamında ele alınacağını söyledi.

    Şahin, “PSAKD yönetimi bu eğitimleri, gerek PSAKD kadroları içinde, gerekse dışarıdan profesyonel eğitimcilerden oluşacak çalışma grubuyla, tüm PSAKD şubelerinin katılımına imkan sunacak şekilde, eğitimleri sürekli ve kalıcı kılmayı hedeflemektedir” dedi.

    “Bu çerçevede başlatılacak olan ilk eğitim çalışmamız, ‘Yöneticilik ve Kurumsallaşma Eğitimi’ adı altında, İç Anadolu Bölgesinde, PSAKD’ye bağlı şubelerde, ‘Çalışmaların Koordinasyonu, Örgütlenme Kapasitesini Artırma Ve Hedef Yönetimi Stratejilerini Geliştirme Eğitimi’ başlıklı çalışmaların yapılması uygun görülmüştür” diye belirten Şahin, bölge eğitimlerinde ele alınacak konu başlıklarına ilişkin şunları aktardı:

    l-Bölüm

    YÖNETİCİLİK EĞİTİMİ VE KURUMSALLAŞMA                                    

    Toplumsal Dava Örgütlenmelerinde Yönetici Olmak Nedir? Mücadelenin Yönetimi, Örgüt İçi ve Dışı İletişim Sorununu Aşmak

    ÖRGÜTLENME, KURUMSALLAŞMA VE YÖNETİCİLİK

    • Örgütlenme Stratejileri, Örgütleme İlkeleri
    • Kitleselleşme Ama Nasıl? Yeni Üye Kazanma ve Ev Gezilerinin Önemi
    • Planlama ve Örgütleme Arasındaki İlişki
    • Kurumsallaşma Nedir? Ne Değildir
    • Dernek, Bölge Yönetimi ve Federasyon arası ilişkilerde Program ve Tüzük çerçevesinde ortak Vizyon, strateji ve çalışma programı nasıl oluşturulur?
    • Tüzük, Program, Üye ve Yönetici Arasındaki İlişki
    • Yöneticilik Nedir? Dava Yöneticisi Kimdir?

    HEDEF YÖNETİMİ                                                                                                                                        

    • Derneklerde Hedef Yönetimi ve Felsefesi
    • Amaçlara Ulaştıracak Hedeflerin Belirlenmesi
    • Genel Merkez İle İlişkiler

    ll-Bölüm

    İLETİŞİM                                                                                                                           

    • İletişim Kültürü
    • İletişim Araçlarını Kullanma
    • Çatışmaları ve Krizleri Yönetmek

    YÖNETİM SORUNLARI, YÖNETİMİN HATALARI

    • Kurumsal sahiplenme mi yoksa kişisel mi
    • Yetki ve sorumluluğu devretme ve dağıtma sorunu
    • Plansız ve rast gele çalışmanın yarattığı sorunlar
    • Tecrübe ve bilgiye güvenmek
    • Karar alma süreçleri

    lll-Bölüm

    • Alevi Gençlik Örgütlenmesi Eğitimi, Alevi Gençlik Örgütlenmesi Neden Önemlidir?
    • Gençler Nasıl Kazanılır, Nasıl Örgütlenir?
    • Kuşaklar arası Çatışma, Gençlik, Eğitim ve Aile İlişkileri Sorunu
    • Alevilik Nedir? Alevilik Öğretisinin Temel İlkeleri
    • Cem Nedir? Cem Çeşitleri,
    • Cemevi Gerçeği
    • El Ele El Hakka, 4 Kapı 40 Makam, İnsani Kamil Olmak
    • Alevilikte ve Alevilerde Kadın, Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Yönetici Eğitimi
    • Din ve Devlet İlişkisinde Alevilerin Durumu
    • Laiklik ve Aleviler
    • Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dinin Finansmanı,
    • Zorunlu Din Dersi, Din Eğitimlerine Karşı Politika Oluşturmak, Aleviler Nasıl Bir Din Eğitimi mi Modeli Savunmalı?
    • Aleviler ve Siyaset ilişkisi

    Cebrail ARSLAN/ANKARA