Etiket: yerel demokrasi konferansı

  • Yerel Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesi: Kamusal yarar gözetilmeli

    Yerel Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesi: Kamusal yarar gözetilmeli

    PİRHA-İstanbul’da gerçekleştirilen “Yerel Demokrasi Konferansı”nın paylaşılan sonuç bildirgesinde, halkın egemen olduğu yeni bir yönetim sistemi inşa etmeye yönelik öneriler sıralanıp, demokrasi güçlerinin ortak bir mücadele hattı oluşturmasının önemine dikkat çekildi.

    31 Mart yerel seçimleri öncesi halkçı, toplumcu, eşitlikçi, barışçı, çoğulcu ve ekolojik bir yerel yönetimin temel ilkeleriyle bütün demokrasi güçlerini ortaklaştıracak bir zemin yaratmak amacıyla 11 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirilen “Yerel Demokrasi Konferansı”nın sonuç bildirgesi açıklandı.

    MÜCADELE VURGUSU

    Yine Kobane Davası ve benzeri hukuksuzluklarla tutuklanmış, demokratik yerel yönetimi hayatı geçirmek istedikleri cezalandırılmış bütün belediye başkanı ve eş başkanlarının selamlandığı bildirgede, “Özgür bırakılmalarını talep etmekle yetinmeyip, bu konuda mücadeleye devam edeceğiz. Bu konferansı gerçekleştirenler gücünü ve umudunu Fatsa’da Fikri Sönmez, Batman’da Edip Solmaz öncülüğünde gerçekleşen özyönetim deneyimlerinden, Gezi direnişinden, Gültepe ve Dikili deneyimlerinden, Akbelen’den Dikmece’ye ülkenin dört bir yanında devlet şiddetine rağmen engellenemeyen yaşam alanı savunmalarından aldı. Konferansımızın bütün çalışmalarına toplumsal cinsiyet eşitliğinin yol gösterdi. Eşit yurttaşlık ve eşit temsil bağlamında eş başkanlık uygulamasına dikkat çekiyoruz” ifadelerine yer verildi.

    BÜTÇE SAVAŞA HARCANIYOR

    Halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasına ayrılması gereken bütçenin savaş ve yıkım için harcanmasına itiraz edilen bildirgenin devamında şunlar kaydedildi:

    “Yerel yönetimlerin bir işlevinin de, planlamadan, kentte ve kırda yaşayanların barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamasını sağlayacak politikalar geliştirmesi olduğunu vurguluyor. Konferansımızı yoksulluk, güvencesizlik, zorbalık ve şiddetin yayıldığı; yargının iktidarın sopası haline geldiği, bütün demokratik hak ve özgürlüklerin gasp edildiği, faşizmin kurumsallaşma ve toplumsallaşmasının büyük adımlarla ilerlediği, laikliğin aşındırıldığı, sermayenin genel ve yerel yönetim süreçlerinde bire bir etkili olarak ülkeyi yıkıma uğrattığı koşullarda gerçekleştirdik.

    AŞIRI MERKEZİYETÇİ YÖNETİM TARZI

    İktidar, bütün toplumsal itirazları bastırarak, arta kalan hukuki ve anayasal engelleri de yok ederek talan, yağma, rant ve savaş ekonomisini sürdürmek, kentleri, doğayı, tarım alanlarını yok etmek halkın kendi yaşam alanları ve geleceği hakkında söz ve karar sahibi olmadığı bir sistemi zorla dayatmak istiyor. Elliye yakın kayyım atanmış yerel yönetim bunun en açık göstergesi.

    Yaşam alanlarımız kamu hizmetlerinin piyasalaştırıldığı, kimsenin kendini ait ve güvende hissetmediği, bir arada yaşamayı değil gettolaşmayı yaratan, kimsenin eşit hizmet alamadığı, her gün yeni bir kent hakkı ihlali ve kent suçuyla yıkıma uğrayan, dev tüketim ve atık yaratım merkezlerine, deprem ve diğer afetlerin kader haline geldiği plansız, denetimsiz yerleşimlere dönüştü. Her alanda seçilmişlerin yerine atanmışları geçiren aşırı merkeziyetçi yönetim tarzı bu tablonun ayrılmaz bir parçası.

    FAŞİZMİN KURUMSALLAŞMASINA ZEMİN YARATILDI

    Demokratik bir yerel yönetim sistemini inşa edebilmek için, yasalarda köklü bir reforma ihtiyaç var. Bu reform yeni bir anayasa gerektirmekle birlikte içinde bulunduğumuz koşullarda bir anayasa tartışması yapmayı reddediyoruz.

    Yaşam alanlarımızın, sermayenin saldırısı kadar, onunla eşgüdümlü çalışan tarikat-mafya-çete, uyuşturucu kıskacında, metalaşmış, parçalanmış, güvensiz yerlere dönüşmesi, faşizmin kurumsallaşması ve toplumsallaşmasına da zemin yaratıyor. Yerel demokrasi mücadelesinin aynı zamanda faşizme karşı mücadele olduğunu vurguluyoruz.”

    KENTSEL DÖNÜŞÜM YASASI İPTAL EDİLMELİ

    Bu saptamalar ışığında ise bildirgede şu önerilerde bulunuldu:

    “* Kayyım uygulamasına son verilmeli, yerel yönetimlerin idari ve mali yetkileri merkezle yetki paylaşımı yapılarak genişletilmeli, kamu yönetimi ademi merkeziyet esasına göre yeniden yapılandırılmalı,  Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceler kaldırılmalı ve katılım hakkını düzenleyen ek protokole taraf olunmalıdır.

    * Yerel yönetimlerin idari ve mali yetkilerini sınırlayan valilik bünyesindeki Yatırım izleme Koordinasyonları, halkı mülksüzleştirme amacını taşıyan Kentsel Dönüşüm Yasası, Rezerv Alan Yasası ve TOKİ derhal iptal edilmelidir.

    * Belediyelerde Kadın-Erkek Eşitliği ya da Toplumsal Cinsiyet Eşitliği birimleri kurmayı engelleyen, bu alanda ancak ‘Aile’, ‘Kadın’ vb. birimlerin kurulmasını öngören İçişleri Bakanlığı genelgesi iptal edilmelidir.

    KAMUSAL YARAR GÖZETİLMELİ

    * Büyükşehirlerde köy muhtarlıklarının kaldırılması, köylerin mahalle olarak kabul edilmesi, köy tüzel kişiliklerinin kısıtlı da ekonomik ve idari konulardaki yerel karar alma yetkilerini tamamen yok etti. 6360 sayılı Bütünşehir-Büyükşehir yasası iptal edilmeli, kırsal kesimin temsili yeniden düzenlenmeli, belde ve köylerin gasp edilen ortak malları ve alanları iade edilmelidir.

    Kent hizmetleri, belediye şirketleri ya da taşeron şirketlerle değil, güvenceli-örgütlü ve yerel yönetimde de söz ve karar sahibi olan çalışanlarla yürütülmeli, temel ilkesi tüm hizmetlerin piyasalaşması olan, müteahhitlere ve özel şirketlere bağımlı kılan GATS-Hizmetler Anlaşması’ndan çıkılmalıdır.

    Kent hakkı, kentte yaşayan tüm canlıların ayrımcılık gözetmeksizin toplumsal adalet çerçevesinde sağlıklı, güvenli ve adil bir çevrede yaşama hakkı ve bu çevreleri şekillendirme hakkıdır. Aynı zamanda, demokratik katılıma, güvenli konutlara, temiz suya, sağlıklı gıdaya, temel hizmetlere, kentsel altyapıya, ulaşım sistemlerine ve yeşil alanlara eşit erişim hakkını içerir. Bütün hizmetlerden kentte yaşayanların enerji, gıda, bilişim tekellerinin dayatmalarına tabii olmadan erişilebilir bedeller karşılında ya da ücretsiz olarak yararlanması haktır. Yerel yönetimlerin sosyal yardım politikaları da hak temelli olmalıdır. Yoksulluk ve işsizlikle mücadelenin kamusal görev olarak kabul edilmelidir.

    * Kentlerin ve kırın, planlamadan alt yapı donanımlarına, elektrik, su, enerji üretim ve dağıtım sistemlerine, kentsel mekânların oluşumundan, ulaşım politikalarına, bilişim ve iletişim sistemlerine kadar bütün faaliyetlerinde sermayenin ihtiyaçları, neoliberal dönüşümünün gerekleri değil, kamusal yarar gözetilmelidir. Harcamalar, ihaleler, kadro ve istihdam konusunda şeffaflık, saydamlık, hesap verebilirlik ve geri çağrılma ilkeleri devreye sokulmalıdır.

    HAK ODAKLI PERSPEKTİF GELİŞTİRİLMELİ

    * Kent çoğuldur. Gençler, yaş almış olanlar, LGBTİ+’lar, farklı etnik kökene ya da inanca sahip topluluklar, Aleviler, Kürtler Romanlar, Pomaklar, Çerkesler, Lazlar, Ermeniler Rumlar, Yahudiler, mülteciler, kadınlar, engelliler, emekliler, işçiler, çocuklar ve sokak hayvanlarıdır. Kentin her bir bileşenini o yerelin eşit birer parçası olarak gören, bu zenginliği ve çoğulluğu, hemşerilik bilinci yaratmak için koruyan ve geliştiren, hak odaklı bir perspektif geliştirilmelidir. Yerel yönetimler eşitlikçi anlayış gereği her türlü ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle, ırkçılıkla, türcülükle ve nefret suçlarıyla mücadele etmelidir.

    TÜM İNANÇLARA EŞİT OLANAKLAR SUNULMALI

    * Yerel yönetimler tüm inançlara eşit olanaklar sunmalı, Cemevleri Alevilerin ibadethanesi olarak tüm yerel yönetimler tarafından tanınmalı, Alevilerin yönetim kadrolarında ayrımcılığa uğramadan yer almasını sağlayarak Alevi örgütleriyle işbirliği yapmalı.

    * Kentin planlaması engelsiz kentler anlayışıyla yapılmalı, sağlamcılık anlayışına karşı mücadele edilmeli, engellilerin bütün kent hizmetlerine eşit biçimde şiddet ve ayrımcılığa uğramadan erişimi sağlanmalı, engelli istihdamı konusunda belediyeler sorumluluk almalı, engellilerin evlerinde kapanması yerine açık ve kapalı kamusal mekânlarda, sokakta, kent yönetimine etkin bir biçimde katılarak yaşaması sağlanmalıdır.

    * Mültecilik Türkiye’nin de imzacısı olduğu tüm sözleşmelerde hak olarak kabul edilmiştir. Mültecilere yönelik ırkçı, nefret söylemlerine karşı mücadele edilmeli, yerel yönetimler karşılıklı entegrasyon anlayışıyla birlikte yaşamın koşullarını sağlamalıdır.

    TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ SAĞLANMALI

    * Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalı ve kimseye cinsiyeti, cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılık yapılmamalıdır. Yerel yönetimler kadına ve LGBTİ+lara yönelik şiddetin engellenmesinde aktif sorumluluk almalıdır.

    * Tüm karar organlarında eşit temsil ve eşitlikçi yerel eşitlik mekanizmaları oluşturulmalıdır. Kadınların seçilme hakkının önündeki engellerin(bakım yükümlülüğü, siyasal şiddet, ekonomik, toplumsal ve kültürel) kaldırılmalıdır.

    * Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat gereği merkezi ve yerel yönetimler toplumsal cinsiyet perspektifi ile kurumsal yapılarını değiştirmeli ve dönüştürmelidir. İstanbul Sözleşmesine geri dönülmelidir.

    * Yaş almış bireylere yönelik kent politikaları yalnızca bakım ve rehabilitasyonla sınırlanmamalı, kent yönetiminde temsilini ve katılımını sağlayacak mekanizmalar inşa edilmeli, hareketliliğini artıran sosyalleşmeyi güçlendiren hizmetler yaşama geçirilmelidir.

    * Çocuklar kentin aktif birer öznesi olarak görülmelidir.

    * Eğitim ve sağlık hizmetlerinde, yerel yönetimlerin rolü artırılmalı, bu hizmetler ücretsiz, nitelikli ve anadilinde verilmelidir.

    İKLİM ACİL EYLEM PLANI HAZIRLANMALI

    * Kentler ve tüm yaşam alanları afetlere karşı dirençli hale getirilmelidir. Kentlerde afet birimleri kurulmalı ve toplumsal cinsiyete ve ekosisteme duyarlı afet acil eylem planı hazırlanmalıdır. Afetlere karşı acil toplanma merkezleri, müdahale birimleri, acil müdahale ekipleri ve ekipmanları oluşturmalıdır.

    * İklim değişikliğine karşı mücadelenin bir aracı olarak, toplumsal cinsiyet duyarlı, uzmanlar ve ekoloji örgütleri ile birlikte “İklim acil eylem planı” hazırlanmalı,  planın uygulanmasını ve belediyenin imar planlarının hazırlanması, altyapı, ulaşım hizmetleri gibi tüm faaliyetlerini iklim değişikliği açısından izlemesini yapan “iklim izleme birimi” kurulmalıdır.

    * Metalaştırmanın yarattığı ekosistem tahribi ve kirlenme insan ve insan olmayan var oluş için büyük bir tehdit unsurudur. Kent ve onun çeperindeki kırsal ve doğal varlıklar aynı ekosistemin farklı parçalarıdır. Kentler, kırı, tarımsal ve yerel ekonomiyi tahrip eden tüketim merkezleri olmaktan çıkarılmalı, yerel yönetimlerin bütün faaliyetlerinde ekolojiyi, tarihi ve kültürel mirası, doğal dokuyu korumak esas alınmalıdır.

    * Köyü kente katarak yok etmek yerine, kırsal yerleşimlerde özyönetimi doğrudan demokrasiyi esas alan politikalarla güncellenmeli, özgür belediyecilik ve diyalektik doğa anlayışı buluşturulmalı. Doğayla koparılmış ilişkiler yeniden kurulmalıdır. Kent çeperlerinin, kırsalın ve yaban hayatın madencilik, enerji projeleri, yapılaşma ile yıkıma uğratılması olgusu karşısında kırsal yaşamı, üretici köylülere gelir sağlayan, kaynakların israf edilmediği, toprakların zehirlenmediği küçük ölçekli, geleneksel, doğayla uyumlu tarımsal üretim teşvik edilmelidir.

    * Tarım arazilerini ve su havzalarını tahrip etmek yerine koruyacak, yağmur suyu hasadı, suyun geri dönüştürülmesini sağlayacak yasal düzenlemeler ve birlikte çözüm üretebilme mekanizmaları yaratılmalıdır. Dayanışma ağları, üretim ve tüketim kooperatifleri yoluyla yerel ekonomi canlandırılmalı,

    * Spor pahalı bir hobi değil, erişilebilir mesafede ücretsiz olarak sunulması gereken bir toplumsal ihtiyaçtır. Açık ve kapalı alanlarda düzenli ve kamusal spor altyapısı kurulmalıdır.

    SANATÇILARA ÖZGÜR ÜRETİM YAPMALARI İÇİN OLANAKLAR SAĞLANMALI

    * Sanatçıların bağımsız, devlet ve kamu baskısından korunarak özgür üretim yapmaları için olanaklar sağlanmalı, belediye, sanatçıların yaşamlarını ve üretim süreçlerini, özerk sanat kurumu gibi sanatçı örgütlenmelerini desteklemeli. Sanat, ücretsiz etkinliklerle kentin açık- kapalı bütün kamusal alan ve mekânlarında yaşama dâhil olmalıdır.

    * Dışarıya kapalı, cemaat eksenli, barınmadan sosyal etkinliklere kadar parçalanmış mekânlar yerine kentin, ortak alanları, meydanları ortak ve birlikte yaşamı güçlendirecek, gettolaşmayı engelleyecek biçimde planlanmalı, kentli olmak, hemşeri olmak bilincini geliştirecek, kentin çeperlerinde yaşayanları tarikat eksenli sosyalleşmeye mahkûm etmeyecek seküler, sokağı canlandıracak açık ve kapalı kamusal mekânlar oluşturulmalıdır.

    İFADE VE GÖSTERİ YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI

    * İfade ve örgütlenme, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü önündeki anayasaya aykırı engeller kaldırılmalıdır. Kentin manzarası özgürlük, mutluluk huzur ve güvendir. Kentte güvenlik sorunu haline gelen TOMA, zırhlı araç ve diğer şiddet biçimlerine meydan kapatmalara, ablukalara son verilmelidir.

    * Yerel yönetimler sınırlar çizmekten, kentte ve kırda yaşayanları sabitlenmiş kültürel ve siyasal anlamlara hapsetmekten çok yaşamın içinde özneleşen insanların çözüm üretmesine olanak sağlamalıdır. Yaşam alanlarıyla ilgili bütün politikalarda kentlilerin ve kırda yaşayanların yeni yollar bularak geleneksel yöntemleri devreye sokarak, dayanışma kültürleri yaratarak kentle birlikte kendilerini de dönüştürmesinin yolunu açacak bir politika izlenmelidir.

    HALK MECLİSLERİ KURULMALI

    * Bu çerçevede, yerelde halkın kendisiyle ilgili kararları alacağı kanalların açılmasını, halkın kendi önceliklerini saptamasını, kendi bütçesini yapma hakkına sahip olmasını, aktif siyasi özneler olarak bütün yönetim ve denetim mekanizmalarına katılmasını öneriyoruz.

    Halkın siyasi özneler olarak yer alacağı, yaratıcılığını devreye sokabileceği, kapasitesini artıracağı, kendisini ve hayatı dönüştüreceği mekanizmalardan biri de halk meclisleridir. Kenttin tüm toplumsal dinamiklerini, kurum ve örgütlerini kapsayan halk meclislerinin talepleri yerel yönetimlerce esas alınmalıdır.”

    HALKÇI BELEDİYELERİN SAYISININ ARTMASI DEMOKRASİ KAZANIMIDIR

    Konferans bileşenlerinin topluma dayatılan verili durumu temel almak, ufuklarını bu verili durumla sınırlamak yerine halkın kendini yönettiği yeni sisteminin mümkün olduğu inancı ve kararlılığıyla yola çıktığının altı çizilen bildirgede. “Yerel demokrasinin hayata geçirilmesi, Türkiye’de yeni bir siyaset anlayışının inşasıyla birlikte iktidarın tek bir kişiden halka devredilmesi, piramidin tersine çevrilmesi, yerelden yükselen demokrasi talebinin merkezi kuşatması anlamına gelecek” denildi.

    Gerçekleştirilen konferansın bu anlamda bir başlangıç olduğu belirtilerek, şu çağrıda bulunuldu: “Yerel demokrasi konusunda denetleyici, ortaklaştırıcı, bilgilendirici ve kolektif düşünme ve tartışma süreçlerinde ve ortak mücadelede etkili olacak bir yerel demokrasi inisiyatifi-halk inisiyatifi oluşturmayı orta vadede önümüze koyduk. Kısa vadede bir “Kent Sözleşmesi’nin” oluşturulmasını, OHAL’i olağanlaştıran, tahakkümcü yönetim tarzını tahkim eden yasal düzenlemelerin ilgası için çalışma yapılmasını, yerel seçimlerden sonra konferans sonuçlarını hayata geçirecek bir modelleme çalışmasının yapılmasını öngörüyoruz.

    Halkçı belediyelerin ve muhtarlıkların sayısının artması demokrasi mücadelesi açısından bir kazanımdır. İktidarın antidemokratik, hukuksuz uygulamalarına, kayyım girişimlerine karşı bütün demokrasi güçlerini ortak bir mücadele hattı oluşturmalıdır. Yaşamı, doğayı, kentleri ve kırları savunmak için bütün demokrasi güçlerini yerelden yükselen itirazla merkezi kuşatmak, halkın egemen olduğu yeni bir yönetim sistemi inşa etmek, ormanın, denizin. Nehrin dağın, kuşun, geyiğin tilkinin, mevsimlerin, yağmurun hakkını savunmak için ortak mücadele zorunluluktur. Rıza Türmen’le birlikte konferansın açılış konuşmasını yapan Mücella Yapıcı’nın vurguladığı gibi; “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber hiçbirimiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Deniz: Adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerekiyor – VİDEO

    Deniz: Adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerektiğini belirterek, halk meclislerinin önemine vurgu yaptı. Deniz, Aleviler ve Alevi Bektaşi Federasyonu olarak demokrasi güçleriyle mücadeleyi ortaklaştırmak ve sorunlara müdahale etmek için her platformda yan yana gelmek zorunda olduklarını kaydetti.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Yerel Demokrasi Konferansı’nın Aleviler açısından önemi, Alevilerin yerel yönetimlerden temel talepleri ve Alevilere yönelik asimilasyonun sürdürülmesine karşı seçimlere giderken Alevilerin nasıl bir tavır alması gerektiğine dair PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİN YEREL YÖNETİMLERE MÜDAHİL OLMA ŞANSLARI OLACAK”

    Yerel Demokrasi Konferansı’nın Aleviler açısından önemini belirten Aydın Deniz, Alevilerin yerel yönetimlere bu konferans yoluyla müdahil olma şanslarının olacağını söyledi.

    Deniz, “Aleviler bu ülkede hala yok sayılıyor. Yasal olarak inançları yok sayılıyor, ibadethaneleri yok sayılıyor. Dolayısıyla yerellerde biten yasaların getirdiği haklarla beraber Aleviler de kendi haklarına kavuşmuş olacak. Aynı zamanda yerel yönetimlere müdahil olma şansları olacak. Birçok yaşam kentimiz var sırf Alevilerin yaşadığı kentler de var ama o kentlerde ne Alevilerin sözü var ne de Alevilere yönelik bir girişim var. Dolayısıyla alternatif bir yerel yönetimin nasıl olması gerektiği konusunda burada toplumun çeşitli dinamikleri yan yana geldi. Biz de Alevi Bektaşi Federasyonu adına Aleviler adına Alevilerin yerel yönetimlerden talepleri nelerdir ve nasıl olmalı konusunda görüşlerimizi bildirdik.”

    “ADAYLARA VE PARTİLERE SIKIŞTIRILMIŞ YEREL SEÇİMLERİN SORGULANMASI GEREKİYOR”

    Alevilerin inançsal olarak da hem merkezi hükümet hem de yerel yönetimler tarafından tanınması gerektiğine dikkat çeken Deniz, Alevilerin yerel yönetimlerden temel taleplerini ve sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini şöyle anlattı:

    “Yerel yönetimlerde Alevilerin ibadethanesinin merkezi olarak imar planlarında cemevleri için yer ayrılması gerekiyor. Biz bir yandan kamu hizmeti olarak cenaze hizmetleri veriyoruz. Mesela bu cenaze hizmetlerinde bazı büyükşehirlerde şu an destek alınıyor ama özellikle kırsal kesimlerde bu kamu hizmetini biz kendi imkanlarımızla yürütüyoruz. Kamusal bir hizmet veriyorsanız halkın vergileriyle onun karşılanması gerekir. Yerele yönelik bu yönde önerilerimiz oldu. Yerellerde bulunan özellikle kendi değerlerimiz olan dergahlarımız gibi konulara da değindik. Bunun da şöyle bir önemi var. Ya merkezi olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ya da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı şekilde işgal edilmiş dergahlarımız, kendi özgünlüğünden uzaklaştırılarak asimilasyona hizmet ediyor. Dergahlarımızın içine cami yapılıyor, mescit yapılıyor, kuran kursları veriliyor. Bu bizim kabul etmediğimiz bir durum. Merkezi hükümetlerin dışında yerel yönetimler de bu asimilasyona hizmet ediyor. Bundan vazgeçmesi konusunda önerilerimiz var. Yine Alevilerin taleplerinden bir tanesi Madımak’ın utanç müzesi olmasıydı. Biz Madımak Oteli’nin bir hafıza merkezine dönüştürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla hem yüzleşme hem hatırlatma anlamında bir durum talep ediyoruz.”

    Aydın Deniz, adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerektiğinin de altını çizerek, “Yerelde kimler yer alıyorsa o dinamiklerin muhakkak muhatap alınması ve temsiliyette yer alması gerekiyor. Bu yasal statü içerisinde bir temsiliyet değil ama bir önerimiz halk meclisi var. Bu halk meclisinde çeşitli dinamiklerin temsilcileriyle oluşan halkın taleplerinin orada derlenip toplandığı görüşlerin belediye meclisleri tarafından dikkate alınıp uygulanması konusunda önerilerimiz var” diye konuştu.

    “AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORUZ”

    Camiye, sinagoga, kiliseye temizlik veya başka hizmetler verilirken cemevlerine bunların hiçbir şekilde verilmediğini ve cemevlerinde tamamen Alevi halkının kendi emekleriyle bu işleri yürüttüğünü ifade eden Deniz, şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla burada bir ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Bu ayrımcılıkların ortadan kalkması konusunda da kendi taleplerimizi halk meclisinde dillendirip bunun belediye meclisleri tarafından dikkate alınması ve uygulanması konusunda bir öneri yaratılması ve bu mekanizmanın oluşturulması Türkiye halkları için çok elzem ve geç kalınmış bir konu aslında.
    Burada kendi özerkliği tamamen ortadan kalkmış oluyor yerel yönetimin. Herkesin kendi açısında talepleri var ve bu taleplerin ortaklaşması ve ortak bir akılla halk meclislerinde hayat bulup belediye meclislerinde, yerel yönetimlerde karşılık bulması gerekiyor. Ancak bu şekilde bir kentteki yaşam hakkının uygulanması hem de mutluluk ve huzurun yakalanması anlamında değerli ve önemli. Bunu hayata geçirmek tabii ki kolay değil. Özellikle baskıcı, faşist, siyasal İslam’a doğru giden bir rejimde bunu yapmak elbette ki zor ama bu konferans bir başlangıç ve öneri konferansı. Bu başlangıcı sürdürme ve bu konuda kararlı hareket etme tamamen buradaki dinamiklere bağlı. En azından bir alternatifimizin olduğunu insanlara gösterebilmemiz açısından bu konferans çok değerli.”

    “MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Aydın Deniz, “Aleviler olarak özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu olarak demokrasi güçleriyle mücadeleyi ortaklaştırmak ve geliştirmek adına sorunlara müdahale etmek anlamında her platformda yan yana geliyoruz, gelmek zorundayız. Çünkü Alevilerin de özellikle hükümetin müdahalesi sonrası kendi içinde kutuplaşmasına neden olan asimilasyona hizmet eden adımları son 2 yıldır çok fazla oldu. Buna karşı hem demokrasi güçleriyle demokrasi mücadelesi vermek, hem de Alevi hak taleplerinin karşılık bulması anlamında da mücadeleyi ortaklaştırmak değerli oluyor. Başka platformlarda da yer almaya çalışıyoruz. Mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz.”

    Devrim FINDIK-Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • Türmen: Demokrasi Ankara’da oynanan bir oyun değildir-VİDEO

    Türmen: Demokrasi Ankara’da oynanan bir oyun değildir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da çağrısıyla İstanbul’da Yerel Demokrasi Konferansı düzenlendi. Konferansta halkın söz sahibi olduğu bir yönetim biçiminin mümkün olduğu vurgusu yapıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevilerin Sesi Dergisi’nin de yer aldığı kurumlar ve demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla Taksim Hill Otel’de Yerel Demokrasi Konferansı düzenlendi. “Halkın söz ve karar sahibi olduğu başka bir yönetim biçimi mümkün” diyerek bir araya gelinen konferans 6 Şubat’ta yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ve belgesel gösterimiyle başladı. Depremin 1’inci yılında ‘Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz’ vurgusu yapıldı.

    “DEMOKRASİ BİR DAVRANIŞ BİÇİMİDİR”

    Açılış konuşmasında söz alan Mücella Yapıcı, Gezi tutuklularını hatırlatarak konuşmasına başladı. 7 yıldır iddanamesi hazırlanmayan Gültan Kışanak’ın da mevcut durumunu hatırlatan Yapıcı, LGBT+ bireylerin cezaevlerinde yaşadıkları ayrımcılığa dikkat çekti.

    Yapıcı, “Hala tahliye edildiğim ilk günkü öfkem ve isyanım üzerimde. Ben mahpushanede kadın olmanın zor olduğunu biliyordum. Ama ben mahpushanede yaşlı bir kadın ne demek olduğunu öğrendim. Çiğdem, Mine ve ben iki buçuk ay örgütümüz olmadığı için hücrede tutulduk. Türkiye’de artık siyasi düşünce suçlusu yok sadece sağ ve sol teröristler var. Biz biliriz gerçek demokrasi ötekilerin, azınlıkların, yoksunların ve yoksulların sözlerini yönetime ulaştırabilen karşılıklı tartışmaya, haklara dayalıdır. Demokrasi bir uzlaşma ve müzakere rejimidir. Bana göre demokrasi bir yönetim biçimden çok daha fazlasıdır. Yaşam, düşünce ve davranış biçimidir”dedi.

    “UMUDUMU KAYBETMEDİM, KAYBETMEYECEĞİM”

    Gezi Direnişi deneyimlerini aktaran Yapıcı, konuşmasının devamında şunları vurguladı:

    “Demokratik bir ülke talebi ve hayaliyle yola çıkmıştık. Benim yaşadığım en olağanüstü yerel demokrasi deneyimiydi. Gezi’den dersi iktidar çıkardı. Demokrasi yerelden yükselir başka çaresi yoktur. Umudumu kaybetmedim, kaybetmeyeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

    “BURAYA BİR ÜTOPYA İNŞA ETMEYE GELDİK”

    Açılış konuşmasında konuşan bir diğer isim Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen oldu.

    Türmen, bir ütopya inşa etmeye geldiklerini ifade ederek, “Buraya ütopyanın yollarını bulmak için geldik. Tabandan yukarıya doğru yeni bir demokrasi inşası ve yönetimdeki karar mekanizmalarına katıldığı, ezilmişlerin, sesi duyulmayanların sesi olan yeni bir demokrasi için bir araya geldik. Demokrasi iktidarın yatay ve dikey biçimde paylaşılmasıdır. Türkiye’de böyle bir paylaşımdan söz etmekten mümkün değildir. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin bir ayağı demokrasinin merkezsizleştirilmesidir” diye belirtti.

    “DEMOKRASİ ANKARA’DA OYNANAN BİR OYUN DEĞİLDİR”

    Türmen, konuşmasının devamında şunları vurguladı:

    “Yönetim mekanizmalarının yerele ve tabana yayılması sağlanmalıdır. Mevcut rejimi reddetmek yeterli değildir. Bununla birlikte bir proje sunmak lazım. Katılımcı demokrasi yeni bir yurttaşlık bilinci yaratır. Aktif yurttaşlık, direniş ve demokrasiyi besleyen bir damardır. Katılımcı demokrasinin uygulandığı yerde ezilenler, yoksullar, azınlıklar halk meclislerine daha büyük ilgi gösteriyor. İnsanlar birbirine daha çok güveniyor, diyalog kuruyor. Burada bir katılımcı demokrasi projesini sunmamızın Türkiye’de yeni bir siyaset alanı açacağını umuyoruz. Demokrasi sadece Ankara’da oynan bir oyun değildir. Bugün çok yoksullaşmışsan, ezilmişsen bunun nedeni senin karar mekanizmalarının içinde olmayışındır”

    Konferans, raporların sunumu ve hazırlanan sonuç bildirgesinin basına ve kamuoyuna hitaben okunmasıyla son bulacak.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL