PİRHA-Fikri Sönmnez Vakfı, Mersin’de “Yerel yönetim politikaları ve deneyimleri” konulu panel düzenleyecek.
13 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılacak panele CHP Milletvekili Gökhan Günaydın, DEM Parti Milletveikili RÜştü Tiryaki, Yeşil Sol Parti Genel Eş Sözcüsü Ahmet Asena, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Ağrı Belediye Eş Başkanı Hazal Aras katılacak.
PİRHA- Emekçi Hareket Partisi (EHP), yerel yönetimlerde atacakları ilk adımları açıkladı. EHP, belediyelerin halk meclisleri ile yönetileceğini söyledi.
Emekçi Hareket Partisi, yerel yönetimlerde atacakları ilk adımları açıkladı. Belediyenin halk meclisleri ile yönetileceği söylenen açıklamada halkın gıda ihtiyacını karşılamak için her mahalleye Halk Market açılacağı belirtildi. Ayrıca otopark sorununun çözümü için yeraltı otoparklarına dönüşümün gerçekleştirileceği ve kazanılan alanların yeşil alana çevrileceği açıklandı.
EHP, İstanbul Bahçelievler’de Feyzanur Yılmaz’ı, Kağıthane’de Sibel Uzun’u, Sultangazi’de Onur Keşt’i, Ankara Yenimahalle’de Sanem Deniz Kura’ıl ve İzmir Çiğli’de Hilal Susuz’u bağımsız adayları olarak gösterdi.
“TEK BAŞKAN DEĞİL HALK MECLİSİ YÖNETECEK”
EHP, yaptığı açıklamada yerel yönetim projelerini şu şekilde belirtti:
Halk, belediyeye taleplerini ileten konumda değil, kararlarıyla doğrudan etkileyen konumda olacak. Kent konseyleri, halk meclislerinin koordinasyonu olarak aktif olacak. Söz, yetki, karar gerçek anlamda halkın olacak.
“HALKIMIZ GIDA TEKELİNDEN KURTULACAK”
Belediye temel ihtiyaçların üretimine yönelik yatırımlar yapacak. Her mahalleye Halk Market, Halk Süt, Halk Et, Halk Lokantası girecek. Halkımız gıda tekellerinden kurtulacak, ucuz gıda ve yiyeceğe ulaşacak.
“TÜM OTOPARKLAR YER ALTINA TAŞINACAK”
Tüm otoparklar yer altına taşınacak. Yer üstünde tek bir otopark kalmayacak. Yer üstünde artık kaos değil huzur olacak. Yer üstünde, çocukların özgürce koşacağı, oksijene doyacağı yeşil alanlar olacak.
“ORTAK ALANLARDA BULUŞACAĞIZ”
Yaşam alanımız olan her binayı, her sokağı ortak alanlarla dolduracağız. Kolektif alanlarımızda tartışma kültürünü yeniden canlandıracağız. Buluşmak, vakit geçirmek için özel şirket yapılarına, AVM’lere mahkum olmayacağız.
“BİNALAR YEŞİL ALANA KAVUŞACAK”
Binaların çatılarını yeşil alanla ve güneş panelleriyle dolduracağız. Binalarda yeşil alana kavuşacak, enerji üretimine katkı sağlayacağız. Sürdürülebilir enerji ile hem ucuzluk sağlanacak, hem iklim kriziyle mücadele edeceğiz.
“SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ KULLANIMINI İLÇEYE YAYACAĞIZ”
Sürdürülebilir enerji kaynaklarınının kullanımını ilçeye yayacağız. Her yeni bina yağmur suyu toplayacak. Yağmur suyu hasadıyla şehirlerimizdeki gelecek su kıtlığına ve kuraklığa önlem geliştireceğiz.
PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu yerel yönetimlerden istek ve taleplerini deklare eden bir basın açıklaması yaparak, emekten ve halktan yana bir yerel yönetim istediklerinin altını çizdi.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, yerel seçimlere ilişkin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda platform bileşenleri katıldı. Basın metnini platform adına DİSK/ Genel-İş Sendikası Şube Başkanı Kemal Göksoy okudu.
YEREL YÖNETİMLERE ÇAĞRI: ‘GÜVENİLİR KENTLER İSTİYORUZ’
Kemal Göksoy, kentte yaşanan birçok soruna değindi ve yerel yönetimlerin bu sorunları gidermekteki görevini hatırlattı. Ulaşım, ekolojik tahribat, güvensizleşen kentlerde kadınların yaşadıkları problemler, kültür sanat faaliyetlerine erişim gibi sorunları belediyelerin çözmesi gerektiğine işaret eden Göksoy, “Güvenilir, yaşanır kentler istiyoruz” dedi.
Göksoy, yerel seçimlerin birleşik bir güç olarak davranmanın da aracı olacağına dikkat çekerek, “Bu güç kentleri ranta ve talana açan politikalara karşı hem bir cephe hem de kayyumlar ve kayyum düzenine karşı bir halk savunması olacaktır” diye konuştu.
TALEPLER SIRALANDI
Şeffaf, eşitlikçi, emekten ve halktan yana bir yerel yönetim istediklerini belirten Kemal Göksoy, taleplerini şöyle sıraladı:
“- Şeffaf yönetim, şeffaf bütçe ve harcamalar halka açık olmalı. Tüm bunlarda halkın katılımı, denetimi ve kararı olmalıdır. Yerel demokrasiyi geliştirmek, belediye yönetiminde halkın söz ve karar sahibi olmasını garantiye almanın bir aracı olarak mahalle ve sokak, emek meslek örgütleri, yöre dernekleri, çevre örgütleri, Kültür sanat ve spor kuruluşları, gençlik ve kadınların temsilcilerinden Halk Meclisleri kurulmalıdır.
-Halk meclislerinin kararları, belediye meclislerince öncelikle gündeme alınıp karara bağlanmalıdır. Halk kendi geleceğine kendisi karar vermelidir.
-Belediyeler şirket değildir; yerel kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi, taşeronlaştırılması ve ticarileştirilmesi kabul edilemez. Kâr getirmediği için, belediyelerin sağlık, eğitim, ulaşım, beslenme, ısınma, konut, sosyal yardım ve kültür harcamaları kısıtlanmamalıdır. Belediyeler, bu hizmetlerin halka nitelikli ve eşit bir şekilde ulaştırılması ve erişimi garantiye alınmalıdır.
-Üretici ve tüketici kooperatifleri teşvik edilmelidir. Üreticilerin ürünlerinin karşılığını alması, tüketicilerin ise ihtiyaçlarını en ucuz ve kolay şekilde karşılaması, tüccar/rant belediyeciliğinin karşıtı olarak halkçı belediyecilik hayata geçirilmelidir.
-Eğitim, sağlık, beslenme, ulaşım, kreş, gündüz bakım evi, yaşlı bakım evi gibi kamusal hizmetler belediyelerin başlıca faaliyet alanı olmalıdır.
– “Kentsel dönüşüm” adı altında yandaş müteahhitlerin talan alanına çevrilen halkın barınma sorunu, –merkezi hükümetin yanı sıra– sosyal konut üreterek yerel yönetimler tarafından çözülmelidir.
-Halkçı belediyecilik; çeşitli milliyetlerden halka hizmet ulaştırırken ana dilinden kaynaklı mağduriyet yaşanmasının önüne geçecek önlemler almalıdır.
-Göçmenlerin barınma, istihdam, sağlık, eğitim, beslenme gibi sorunlarının çözümünde belediyeler de sorumluluk üstlenmelidir.
-Kadının tam hak eşitliğinin sağlanması için yerel yönetimlerde söz ve yetki sahibi olması, tüm karar alma ve denetleme mekanizmalarında varlığı garanti altına alınmalıdır.
-Cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri tanınarak toplumsal dışlamaya ve şiddete karşı gerekli önlemler alınmalıdır. LGBTİ+’ların kentin üretimine katılması için istihdam hakkı ve eşitlik birimleri burulmalıdır.
-Gençlerin sosyal, eğitsel, kültürel gelişmesinde ve sosyal alanda temsiliyeti için gençlik merkezleri kurmalı işsizlik, uyuşturucu bağımlılığı ve mafya çetelerinin cenderesinde olan gençlerimize meslek edindirme kursları, spor ve sağlık merkezleri, kültürel ve sanatsal gelişim olanakları sağlanmalıdır.
-Öğrencilerin tarikat ve cemaatlerin eline bırakılmaması için; üniversite gençliğinin barınma sorunlarının ortadan kaldırılması için yurtlar açılmalıdır. Üniversite ve Liseye geçiş sınavları için hazırlık ve kurs merkezleri açılmalı ve sayıları arttırılmalıdır.
-Taşeron ve güvencesiz işçi çalıştırmamalı, işçi sağlığı ve iş güvencesine önem vermelidir.”
Göksoy, platform olarak yerel yönetimlerin çalışmalarının bu program çerçevesinde yapılıp yapılmadığını 6 aylık periyodlarla değerlendirerek raporunu da kamuoyuyla paylaşacağını duyurarak sözlerini noktaladı.
PİRHA- DEM Parti Kadın Meclisi, yerel yönetimlerde kadın iradesini güçlü kılmak adına Mersin’deki kadın örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda kadın kentleri inşasında gözetilecek yol ve yöntemler konuşuldu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, yerel seçimlere doğru giderken kadın örgütleriyle bir araya geldi. Yerel yönetimlerde kadın bakış açısını güçlendirmek, kadınların görüş ve önerilerini almak adına düzenlenen toplantıya DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, DEM Parti Akdeniz Belediye Eş Başkan adayı Nuriye Arslan, Barış Anneleri ve çok sayıda kadın örgütü temsilcisi katıldı.
“SEÇİM BEYANNAMEMİZ VAATTEN ÇOK ÖTE”
Kadınlara yönelik sorunların ve çözümlerin kadınlarla birlikte konuşulmasını parti olarak bir gelenek haline getirdiklerini belirten Halide Türkoğlu, seçim beyannamesini kadınlarla görüşerek oluşturduklarını söyledi. Bu beyannameye vaat olarak bakmadıklarını vurgulayan Türkoğlu, “Bizler seçim beyannamemizi kadınlar ile birlikte hazırlıyoruz. Buradaki arkadaşlarımız kadınların yaşamına dokunan yerlerde çalışma yapıyorlar. Biz beyannamemizi bir vaat olarak görmüyoruz. Biz kadınlar nasıl bir kentte yaşamak istiyoruz, kentteki sorunlar neler, belediyeler bunları nasıl çözebiliriz perspektifle yaklaşıyoruz. Partiler sorunlara çözüm politikaları üretirken yerelden başlamalı. Seçim beyannameleri sorunlara dair bir belgeyse, o belgenin de sorunun muhataplarına dokunarak hazırlanması lazım” dedi.
“KADIN KENTLERİ YARATMAYI HEDEFLİYORUZ”
Kürt kadın hareketinin erkek iradesine ve ataerkil sisteme karşı uzun yıllardır müdahalelerde bulunduğunu vurgulayan Türkoğlu, iktidarın buna karşı kayyum sistemini geliştirdiğine dikkat çekti. Kadınların sorunlarının mahallelerde, iş yerlerinde, evlerde kadınlara temas ederek çözülebileceğini dile getiren Türkoğlu, şunları kaydetti:
“Yerel demokrasiyi kadın iradesi olmadan ele alamıyoruz. Bizim nihai hedefimiz sadece Kürdistan’a kadın belediyecilik sistemini getirmek değil aynı zamanda batı illerinde de kentlerin kadın kenti olma ihtimalini değerlendirerek politikalar üretmektir. Bu nedenle seçim beyannamemizi de Türkiye’deki bütün kadın hareketinin bileşenlerinin içerisinde olduğu önerilerle hazırlamak istiyoruz.”
PİRHA-DEDEF, Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği ile Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği, ‘Dersim’in sorunları ve çözümleri’ konulu panel düzenledi. Kültürel ve kimliksel konularda Dersim’deki merkez ve ilçe belediyelerini çok başarısız bulduğunu dile getiren Prof. Dr. Şükrü Aslan, “Dersim’in öyle bir kentsel hafızası var ki, hepimizin aile hikâyelerinde zorunlu göç, köylerin yakılması ve öldürülen binlerce insan var. Biz bu hafızayı çocuklarımıza, Türkiye’ye ve dünyaya nasıl anlatacağız” dedi.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği ile Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği, ‘Dersim’in sorunları ve çözümleri’ konulu panel düzenledi. Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Ali Rıza Karataş, Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Arslan ve Prof. Dr. Şükrü Aslan panele konuşmacı olarak katıldı.
“AKP, BÜTÜN İLÇELERDE SEÇMEN DEVŞİRMESİ YAPTI”
Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Ali Rıza Karataş, şunları dile getirdi:
“Yerel yönetimleri ilgilendiren özerklik kavramı Anayasa ve yasalarla belirlenen kamu hizmetinin önemli bir kısmını halkın yararına olacak şekilde yerel yönetimlerin sorumluluğu altında gerçekleştirme yetkisi veriyor ancak Türkiye’de bu hiçbir zaman uygulanmadı.”
2019 yılında yerel seçimlerde çoklu aday politikasından dolayı Mazgirt’te belediyeyi AKP’ye kaybettiklerini ifade eden Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Arslan, “AKP, Dersim’in bütün ilçelerinde seçmen devşirmesi yaptı. Tehlikenin farkında olmamız lazım. Seçimlere çoklu adaylarla girersek yine kaybederiz” dedi.
“DERSİM’DEKİ BELEDİYELER BAŞARISIZ”
Kültürel ve kimliksel konularda Dersim’deki merkez ve ilçe belediyelerini çok başarısız bulduğunu dile getiren Prof. Dr. Şükrü Aslan, “Dersim’in öyle bir kentsel hafızası var ki, hepimizin aile hikâyelerinde zorunlu göç, köylerin yakılması ve öldürülen binlerce insan var. Biz bu hafızayı çocuklarımıza, Türkiye’ye ve dünyaya nasıl anlatacağız? Burada asıl görev belediyelere düşüyor. Dersim’e baktığımda Edibe Şahin’in Dersim merkezde yaptığı Seyit Rıza heykeli ya da Hasan Saltık’ın Dersim merkezde ve Hozat’ta yerleştirdiği Dersim Katliamı fotoğraflarını saymazsak, şehrimizde 1938 Katliamı’nı anlatan neredeyse hiçbir şey yok. Sinop’un Gerze ilçesiyle, Dersim’in Mazgirt ilçesinin arasında hiçbir fark yok. Oysa dünyanın her yerinde hafıza merkezleri belediyeler tarafından kuruluyor” diye konuştu.
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, belediye seçimleri için adaylık başvurularının devam ettiğini vurguladı. Hatimoğulları, bütün kadınların adaylık başvurusu yapması için çağrıda bulunarak “Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız. Kadınların iradesini gasp ederek belediyelerin etrafını o dev duvarları örenlere diyoruz; bizler o dev duvarları tek tek yıkacağız ve belediyelerin bahçelerine demokrasi ve insanlık ekeceğiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, Ankara’da toplandı. Dem Parti Kadın Meclisi’nin gündeminde, siyasi gelişmeler, seçim çalışmaları ve planlama oluşturmak gibi başlıkların olduğu bilgisi verildi.
Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Genel Merkez binasındaki toplantının açılışında konuşma yaptı. “Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız” diyen Hatimoğulları, şunları söyledi:
“İmralı’da devam eden tecridin kırılması ve aynı zamanda Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için hapishanelerde şu anda açlık grevleri devam ediyor. Dışarıda ise kadınlar, anneler, barış talep edenler, Kürt kadınlar adalet nöbetinde. Buradan onların başlatmış olduğu nöbeti selamlıyorum. Bir kez daha diyoruz ki; tecrit bir insanlık suçudur ve derhal ortadan kaldırılmalıdır.
Yine sözlerime başlarken, Alevi Kadınlar Birliğinin Almanya’da gerçekleştirmiş olduğu kongresini buradan bir kez daha selamlıyorum. Elbette kadınlar olarak mesajımızı kendilerine gönderdik. Buradan bir kez daha başarılar diliyoruz. Avrupa’daki kadınların bu örgütlenmesine de Türkiye’ye yansımaları itibariyle çok değer verdiğimizi belirtmek isterim.
“YA BİR YOL BULACAĞIZ YA DA BİR YOL AÇACAĞIZ”
Öte yandan başta partimiz olmak üzere Türkiye’deki bütün devrimci, demokrat, sosyalist, yurtsever güçlere boyun eğdirmeyi hedefleyen Kobani Kumpas Davası devam ediyor. Sevgili Sebahat Tuncel savunmasında neler söylemiş bakalım: “Dünya deneyimleri bize göstermiştir ki örgütlü kadın gücü kapitalizmin değişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye’deki zihniyeti de korkutmaktadır. Devlet tarafından Kürt kadınlara dönük saldırılar ve kadın örgütlerinin kriminalize edilmesi bu korkunun yansımasıdır. Kadın siyasetçilere ve aktivistlere dönük baskı politikaları yeni değil ama kız kardeşlerimiz gibi zulme karşı direnmek de bize miras kalmıştır. Ya bir yol açacağız ya bir yol bulacağız”. Evet yaşanan bu haksızlıklara karşı, bu siyasi kumpas davalarına karşı biz kadınlar tıpkı Sevgili Sebahat’in söylediği gibi ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.
“2024 BÜTÇESİ ERKEK BÜTÇESİDİR, SAVAŞ BÜTÇESİDİR”
Parlamentoda görüşülen bütçe erkek bütçesidir, savaş bütçesidir, toplumsal cinsiyet rollerinin bu toplumda derinleşmesini sağlayan bir bütçedir dedik. Bütçe tek başına sadece kuru rakamlardan ibaret değildir, aynı zamanda iktidarın politikasıdır dedik. Politik tercihlere dayanan bir bütçe yapma süreci işliyor. Politik tercihini de kadınlardan değil erkek egemen sistem ve otoritleşmeden yana yaptığını iyi biliyoruz bu iktidarın. 2024 bütçesi aslında Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk bütçesidir. Ve ilk bütçe ne yazık ki yüzyıllık geleneğin yolunda olmaya devam eden bir bütçe olarak karşımıza çıktı.
“KADIN BAKANLIĞINI KESİNLİKLE KURACAĞIZ”
Kadınların güvencesiz çalıştırılmasına karşı, işsizliğe karşı bu bütçede bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğini savunduk. Yine bu bütçede Kadın Bakanlığını kuracağımızı ifade ettik. Kadın Bakanlığını kesinlikle kuracağız. Kadın Bakanlığı tıpkı diğer bakanlıklar gibi kendi bütçesini görüşen bir bakanlık olacak. Bu sözümüzü bütün kadınların huzurunda bir kez daha veriyoruz. Bizler işimize, ekmeğimize, emeğimize sahip çıkacağız. Bizler Agrobay işçisi kadınlarla dayanışmamızı sürdüreceğiz. Bizler Urfa’da her gün kolluk kuvveti tarafından darp edilen Özak işçileriyle, Özaklı kadınlarla dayanışmamızı sürdüreceğiz.”
“ELİMİZİN HAMURUNU YEREL YÖNETİMLERİN HER ALANINA BULAŞTIRACAĞIZ”
Yerelden ve yerinden demokratik bir yönetimin inşa edilmesi konusunda başta kadınlar olarak partilerinin emek vereceğinin vurgulayan Hatimoğulları, “Belediyemizin bütçesini toplumsal cinsiyete duyarlı yapmak konusundaki kararlılığımızı aslında geçmiş dönemde yönettiğimiz belediyelerde göstermiştik. Bir kez daha belediyelerimizi kayyımlardan tek tek alacağımızın ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçeyle, bir anlayışla yöneteceğimizin altını çizmek isteriz. Yerel yönetimleri belediyelerden ibaret görenlere, kadınların iradesini gasp ederek belediyelerin etrafını o dev duvarları örenlere diyoruz; bizler o dev duvarları tek tek yıkacağız ve belediyelerin bahçelerine demokrasi ve insanlık ekeceğiz” diye belirtti.
DEM Parti Kadın Meclisi olarak çağrılarını yinleyen Hatimoğulları, “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisinden aday olalım. Söz ve karar mekanizmalarının tamamını kadınlarla birlikte oluşturalım. Kadına yönelik şiddetle mücadele merkezlerimizi sizlerle birlikte yeniden hep beraber kuralım. Üretim alanlarımızı yeniden oluşturalım. Kooperatiflerimizi, danışma merkezlerimizi, kültür sanat birimlerimizi kadınlar olarak gelin hep birlikte oluşturalım. Gelin kendimizi ve kentimizi hep birlikte örgütleyelim. Adaylık başvurularımız hali hazırda devam ediyor. Türkiye’nin her yerinden bütün kadınların adaylık başvurusu yapması için çağrımızı yineliyorum” ifalerine yer verdi.
PİRHA-Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmadığını söyleyen kayyımla görevinden alınan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, “Yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerekiyor. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor” dedi.
Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.
Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.
Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor.
Yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünde Dersim’de sürdürülen kooperatifçiliğe ilişkin konuştuk.
“DERSİM’DE ÜRETİM VE KALKINMA KOOPERATİFLERİNE İHTİYAÇ VAR”
Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmış bir çalışma olmadığını söyleyen Orhan Çelebi, “Kooperatifçi demek birlikte üretmek ve birlikte en sağlıklı şekilde topluma kazandırmaktır. Mevcut sistemde rant ve kâr hırsı daha fazla ön plana çıkmakta ve devletin kooperatifçiliğe yaklaşımı çok daha farklı. Ama biz biliyoruz ki geçmişte kooperatifçilik hemen hemen her bölge açısından vazgeçilmez bir araçtı. Çünkü üreticiler ürünlerini kooperatifler aracılığıyla direkt tüketiciye ulaştırıyordu. Tüketiciler hem daha sağlıklı hem de daha ucuz ürüne sahip oluyordu. Kooperatifçiliğin farklı biçimleri var. Üretim, tüketim ve kalkınma kooperatifleri var. Ama bizim Dersim’de ihtiyacımız olan üretim kooperatifleridir. Tarım ve hayvancılık güçlü olduğu için hem üretim hem de kalkınma kooperatiflerine ihtiyacımız var. Birçok ilçemizde aslında bunlar var ama bunlar tamamen kooperatif üyelerinin birlikte üretip birlikte tüketicilere ulaştığı bir sistem haline dönüşmüş değil, zaman zaman ranta dönen yanları da var” diye belirtti.
Kooperatifçilik alanında kendi deneyimlerini anlatan Orhan Çelebi, “Akpazar Peri’de Elmalı Kooperatifi’ne baktığımızda orada da biz tamamen üyeler üzerinden sorunları çözüp, üyelerin ürettiği ürünleri kooperatif bünyesine alıp tüketiciye ulaştırma gibi bir politikamız vardı. Bunu birkaç yıl devam ettirdik ama daha sonra kayyımın atanmasıyla birlikte çalışmamız yarıda kaldı. Çünkü belediye ile kooperatif birlikte işbirliği yaparak o çalışmayı başlatmıştık. Ama kayyımın atanmasıyla birlikte kooperatifin belediye ile olan ilişkisi de kesilmiş oldu. Kooperatif mevcut kendi yönetimiyle birkaç yıl bir şeyler yapmaya çalıştı ve üreticilerimizin ürünlerini direkt tüketiciye ulaştırdık. Aracıları ortadan kaldırarak daha ekonomik tüketimi sağlamak bakımından çalışma yürüttük” dedi.
“KOOPERATİFÇİLİK GERÇEK ANLAMDA İŞLETİLİRSE BÖLGE AÇISINDAN KALKINMA OLUR”
İnsanların daha fazla kâr elde etmek için ürünlerini kooperatife vermediklerini belirten Çelebi, şunları ifade etti:
“Kooperatifçilikte devlet hiçbir destek vermiyor, daha çok kooperatif üyelerinin verdikleri katkılarla yürüyor işler. Kooperatifçilik gerçek anlamda işletilmiş olsa o bölge açısından kalkınmanın da vesilesi olacaktır. İnsanlar en azından ürettiğinin güvence altına alındığının farkına varacaklar. Tüccar veya aracı aramaya ihtiyaç duymayacaklardır, ürününün parasını ne zaman alacağının kaygısını yaşamayacaklardır. Bu kaygıları ortadan kaldırmak için daha önce de bizim tartışma konusu yaptığımız tüm ilçelerde mevcut kooperatiflerin bir araya gelerek yerel yönetimler birlikte daha güçlü bir çalışma başlatması gerektiğini söylemiştik. Ama bu çalışmada birkaç toplantıyla birlikte sönümlenmiş oldu. Hem belediyelerin yaklaşımındaki, hem de üreticilerdeki bazı eksiklikler nedeniyle bu çalışmanın güçlü bir hale dönüşmesini engellemiş oldu.”
“YEREL YÖNETİMLER KOOPERATİFÇİLİK KONUSUNA DAHA FAZLA EL ATMASI LAZIM”
Orhan Çelebi, yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerektiğini vurgulayarak, “Sadece belediye bünyesinde kurulan kooperatifler değil aynı zamanda o bölgede bulunan bütün kooperatiflerin kalkınmasını sağlamak için hem çiftçilerle hem de kooperatif yönetimleriyle daha iç içe çalışma yürütmeleri gerekiyor. Ortak üretim alanlarının oluşturulması gerekiyor, çünkü coğrafyamız tarıma elverişli bir coğrafya o yüzden ortak üretim alanları oluşturulduğunda çiftçiye maliyeti daha düşük olacaktır, hem de çiftçi ürettiği ürünü tüketiciye daha ekonomik ulaşmasını sağlayacak. Yeni dönemde bu tartışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor ve siyasi partilerimizin bu konuda daha etkin bir şekilde rol alması gerekiyor. İnsanlar örgütsüz olduğu zaman bu tarz sorunlar karşısında büyük bir duyarsızlık gösteriyorlar. Her alanda güçlü örgütlülükler yaratabilirsek coğrafyamız da kendi gerçekliğine kavuşmuş olacaktır. Toplumumuz da yeniden doğasına, kültürüne, inancına, diline ve siyasetine sahip çıkacaktır” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’in ilçe ve köyleriyle çığ gibi büyüyen ve çözümsüz kalan sorunlarını Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le konuştuk. “Dersim’de kabul gören fikir; doğaya, çevreye, toprağa, oranın iklimine, klimasına uygun, tarımsal kalkınma temelli bir yaklaşımdır” diyen Halis, kentte kooperatifçiliğin geliştirilmesini öneriyor.
Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.
DERSİM: DÖRT DAĞIN İÇİNDE YALNIZ BİR KENT
Karayolları dışında ulaşım olanağı olmayan Dersim’e, sadece Elâzığ ve Erzincan üzerinden kurulabilen mevcut yol bağlantıları hem dışarıya açılma olanaklarını kısıtlıyor hem de ulaşım ve nakliye maliyetlerini çoğaltıyor. Örneğin kentin doğru dürüst tek sanayi yatırımı olan Munzur Su’yun toplam giderlerinin yaklaşık yüzde 35’ini sadece nakliye giderleri oluşturuyor ve bu durum kentte üretilen tüm ürünlerin girdi maliyetlerini yükselttiği için kent dışındaki pazarlarda fiyat rekabetine olumsuz yansıyor. Elazığ’da yaşanan teknik bir sorun birkaç saatte çözülebiliyorken, Dersim’de bu süre birkaç haftayı bulabiliyor.
Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.
Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor.
YERLİ NÜFUS GÖÇ EDİYOR, YABANCILAR GELİYOR
Tüm bu nedenlerle Dersim, son yıllarda dışarıya çok göç veriyor ama aynı oranda bir nüfus da kente yerleşiyor ve bunların çoğu Dersimli değil. Halkın elinden alınan köy meraları ve hazine arazileri, Kovancılar gibi yakın mesafelerden gelen sermayeye satılıyor. Bu durum kentte, haklı olarak demografi değişimi endişesi de uyandırıyor.
Dersim’in kendi olanakları ve kendi toplumuyla, sadece kendi gücüne güvenerek, yeni bir bakış açısı ve yeni önermelerle ayağa kalkması gerekiyor ama nasıl?
PİRHA olarak, uzun yıllarını sendikal hareket ve sivil toplum örgütlerinde geçirmiş, son yıllarda Dersim’de kooperatif ve tarımsal kalkınma çalışmalarına katılmış, 1951 Mazgirt Kurkurik (Aktarla) köyü doğumlu, Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le bu konuları görüştük.
Doğan Halis, Mazgirt’ten başlayarak yaşadığı deneyimleri, Dersim’in sorunlarını ve bunlara dair önerilerini anlattı.
“MAZGİRT ÜRETİMSİZ BİR KENT, ÇOK YOĞUN GÖÇ VERMİŞ”
Mazgirt’in yaşadığı sorunları çok kişinin bildiğini ama bu sorunlara kimsenin derinlemesine nüfuz edemediği bir süreç yaşandığını belirten Halis, “Üretimsiz bir kent. Çok yoğun göç vermiş. 1962-65 arasında ilçelerle beraber 26.500 nüfusu varken, bugün o nüfus 7.800 dolayına gerilemiştir. İlçe merkezi nüfusu o zaman 7.600 dolayında iken şimdi 1.300 civarı rakamlar telaffuz ediliyor. Sadece 1992-2002 yılları arasında 10 binin üzerinde göç vermiş bir ilçe. Bu tabii Dersim için kimsenin yabancı olmadığı bir süreç. İnsansızlaşmış, üretimden kopmuş, her şeyin ilçeden köylere taşındığı bir süreç yaşanıyordu. Bu, halen devam ediyor. Ekmek, yumurta, yoğurt gibi temel gıda ürünleri, sebze üretenler de pek yaygın değil” dedi.
Tüm bu nedenlerle ilçenin tekrar ayağa kalkabilmesinin yolunun, üretime dayalı yeni bir yapılanma olduğunu ifade eden Halis, bu amaçla biri Çarsancak (Akpazar), dördü ilçe merkezi olmak üzere, tarımsal kalkınma amaçlı kooperatifçilik konusunda paneller düzenlediklerini, bu panellere alanında uzman, tarımı, gıdayı, kooperatifçiliği bilen kişi ve kurumları kattıklarını, bu konularda üniversite, Ziraat Mühendisleri Odası ve Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’yla birlikte çalıştıklarını belirtti.
“KOOPERATİF KURARSANIZ SİZE İNEK VERECEĞİZ”
Tekin Türkel’in belediye başkanlığı zamanında bazı adımların atıldığını, Mazgirt merkezde çiftlik üreticilerini desteklemek amaçlı bir pazaryeri kurulduğunu ama pek başarı sağlanamadığını ve üretimin de kayda değer bir sonuca ulaşamadığını belirten Halis, “2000’li yılların başında kurulmuş bir kooperatif vardı, sonradan ismi Elmalı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olmuştu. Mazgirt Merkez ile 18 mahalle ve köyü kapsayan, 118 ortaklı bir kooperatifti. Oraya çok emek verdik” dedi ve kooperatifin hikayesini şöyle anlattı:
“Bu önemliydi ama kooperatif bilgisi ve kooperatifçilik konusunda altyapısı olmayan insanlara, AKP’nin Dersim’de ilişkilerini geliştirmek, yumuşatmak için daha önce Fetullahçıların yürüttüğü, köylere buzdolabı vermenin bir yansıması gibi, ilçe merkezinde ‘eğer bir kooperatif kurarsanız size inek vereceğiz’ demişler. Sonuçta inekleri de dağıtmışlar. Ama bir üreticiliği olan insanlar var, bir de yeşil kartlı olanlar var. Yeşil kartlıların çoğu inekleri iç etmiş. Öbürleri bir üretim yapmış, emek vermiş, ürün almışlar.”
“DOĞAYA, İKLİME UYGUN TARIMSAL KALKINMA”
Sonuçta dayanışmanın neredeyse sıfırlandığı ve hiçbir altyapısı olmadığı için kooperatif fikrinin ne olduğunu bilmeyen bir toplumda, köydeki kalkınmanın ilçeye yansımasının nasıl olacağının da bilinmediğini anlatan Halis, “Gündemimizdeki esas konu kooperatiftir ama kooperatifi Mazgirt’in yeni dönemiyle birlikte değerlendiriyoruz” dedi ve Mazgirt’in yeni dönemine ilişkin önerilerini ise şöyle ifade etti:
“Hem Mazgirt hem de Dersim’in bütününe ilişkin aynı görüşteyiz. Dersim’de kabul gören fikir; doğaya, çevreye, toprağa, oranın iklimine, klimasına uygun, tarımsal kalkınma temelli bir yaklaşımdır. Bunun için dağlık bölgelerde hayvancılık, düz, susuz alanlarda tarım, daha sulu alanlarda ise sulu tarıma uygun bir çaba gerekir. Bütün bunlardan katma değerli ürün elde etmek için bu ürünlerin işleneceği küçük tesisler lazım. Örneğin süt ve et ürünleri ile sebze meyve kurutmak için tesisler. Nohut, mercimek gibi bakliyat ürünlerinin paketlenebileceği birimler gibi. Böyle bir süreç izlenirse ve ihtiyaçtan fazla ürünler toplanır artarsa kooperatif yoluyla bunları satmak, pazarlamak ve köylere gelir sağlamak mümkün olur.
“ÇİFTÇİLER SORUNLARIYLA BAŞ BAŞA”
Yine merkezde, merkez ve yakın köyleri daha çok kadın emeği üzerinden üretime dahil eden bir çalışma yürütülebilir. Bir de dağ köyleri dediğimiz eskiden beldemiz olan Muxundu (Darıkent) ve Xıran köyleri var. Buralarda da keçi tarımı, keçi hayvancılığı yapılabilir ve süt işletmeleri kurulabilir. Çünkü mevcut kooperatifimizin içinde 320 metrekarelik bir alanı var. Altı buçuk tona yakın bir süt soğutma tesisi var, kapalı alanı var. 14 dönüm de açık alanı var. Fakat bugüne kadar kimse elinden tutmamış. İlçe Tarım Müdürlüğü dahi sürece ilgisiz, sadece evrak doldurmakla yetiniyorlar. Çiftçiler sorunlarıyla baş başa. Muhtarlara bir maaş ödendiği için çoğu maaşın baskısıyla, sorumluluklarının bilincinde olsalar bile hareket edemiyorlar. Bu da bizi çok üzüyor. Çünkü köylerde bir hareket olması için, orada yerel önderlerimizin olması lazım.”
“BELEDİYEYİ TEKRAR AKP’YE VERMEMEK İÇİN GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRMELİYİZ”
Üç sol partinin (CHP, HDP, DHF) ayrı adaylarla girmesinden dolayı AKP’nin aradan sıyrılarak belediye başkanlığını kazandığı 2019 seçimlerini hatırlatan Halis, “Benzerinin tekrar edilmemesi için, arada yaşanan olumsuzlukları bir tarafa bırakıp tek aday üzerinde birleşmek, tek belediye başkanlığını gündeme getirmek lazım ama sadece bu yetmez. Ortak program, ortak meclis üyelikleri ve bütün siyasi güçlerin birleşerek ilçenin dokusuna nüfuz ettiği bir ortaklık gerekiyor. Böylece köylerdeki kalkınmayı sağlamak, onların ürünlerini merkezlere taşımak ve ihtiyaç fazlası olanları da mevzuata uygun şekilde diğer yerlere, dost tüketicilere iletmek mümkün olur” dedi.
Ancak bütün bunların tek başına Mazgirt’teki yapıyla sağlamanın kolay olmayacağının altını çizen Halis, “Biz bunu Dersim’in tümüne öneriyoruz. Daha doğrusu Dersim için bizim düşündüğümüz bir Dersim Dayanışma Kurulu, ittifakı, ne derseniz, olması lazım. Bu beklenilen veyahut temenni edilen bir önerinin ötesinde, benzeri öneriler geçmişte yaşanmış. Ama bugün gerçekten yüzünü birbirine daha fazla dönen, merkezdeki enerjiyi de ilçelere dağıtan bir ittifak lazım” dedi.
“GİDİN YAPIN DEĞİL BERABER YAPALIM DEMEK LAZIM”
İşçiler için işçi sınıfının sendikal hareketi neyse küçük çiftçiler için de örgütlenmelerinin aracı olan kooperatifin de o olduğunu dile getiren Halis, “Eğer büyük sermayeniz varsa zaten ticari şirket kurmuş olanlar için sorun yok. Şirketini kurar, ürün alır, programını yapar, satar ama küçük çiftçi, üretici olsa bile pazarlamaya ulaşamıyor. Eğitim verilmediği için mevzuat bilmiyor. Kaymakamlığın, Tarım Müdürlüğü’nün, İl Özel İdaresi’nin karşısında hep negatif konumda kalıyor. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Öz güveni problemse o zaman bizim yapacağımız, her aşamada eğitim ile desteklenmiş bir kooperatif hareketini ilçelerimizde yaygınlaştırmak ve eğitimi her aşamada verip yanlarında olmak. Gidin yapın değil ‘beraber yapalım’ demek lazım” dedi.
Aşağıdan, köylerden gelen bir hareketle ilçe merkezlerinin üretim temelli olarak güçlendirilmesi gerektiğini belirten Halis, “Mazgirt’te mevcut güçlerimiz birleştikleri takdirde belediye yönetimini bir biçimde alabilirler ama almak yetmiyor. Geçmişte de yönetimlerimiz vardı. Farklı partilerden, sol sosyalist partilerden aday olundu ama ilçede beklenen hareket yaratılamadı. Çünkü seçilen başkanın kişiliğiyle anılan, başkan ve meclis üyeleri gibi yönetimler oluştu. Hayır, o dönem kapanmıştır” dedi.
Artık her aşamada konuyla ilgilenmek gerektiğini, çünkü enerji ve kaynak sorunu olduğunu belirten Halis, yerel yönetimlerle ilgili olarak, “Siz İller Bankası’ndan gelecek sınırlı bir kaynağa avuç açmakla o ilçeyi ayağa kaldıramazsınız. Personel maaşlarını bile ödeyemezsiniz” dedi.
Halis, Mazgirt Belediyesi’ni AKP’nin kazanmasını ise şöyle anlattı:
“AKP’den seçilen başkan, daha önceden oraya dispanser görevlisi olarak gelmiş biri. Üç adayın yarıştığını görünce, oradaki idari makamlar birleşerek ‘Ya biz burayı zaten idare ediyoruz idari olarak, bir de belediyeyi alalım. Yerel yönetimi de alalım’ demişler. Dolayısıyla belediyeyi alarak halkın sahasına da geçmiş oldular.”
“OCAK MERKEZİMİZİN TEPESİNDE BEŞ VAKİT EZAN OKUNUYOR”
“Biz dernek yöneticileri olarak, her aşamada söylediğimiz programın içinde olmak istiyoruz. Kırsal kalkınma ve köye dönüş meselelerimiz var. Barışçı bir toplum yaratma sorunumuz var. Kültürel değerlerimizin tümü erozyona uğramış. Alevi toplumun yaşadığı eski ocak merkezimiz olan Muxundu, yeni ismiyle Darıkent’in tepesinde beş vakit ezan elektronik olarak köylere de bölgeye de sunulmaktadır. Bu, oradaki güvenlik kuvvetlerinin namaz kılmasıyla ilgili değil, yine namaz kılabilirler. Açar radyosunu oradan dinleyebilir, veyahut da hoparlörü kendi alanına verebilir.
Biz çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıyayız. Dersim’i tarif et derseniz, Dersim küçük ama özgül ağırlığı büyük bir şehirdir, küçük ama sorunları büyük bir şehirdir. Çok yönlü saldırılar mevcuttur.”
PİRHA-Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının neredeyse tümünün Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, “CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir.
Hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz” diye konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ordu Milletvekili Seyit Torun, Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının büyük çoğunluğunun Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını öne sürdü. CHP’li hiçbir belediye başkanının TBB toplantılarına katılmayacağını belirten Torun, “Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” dedi.
CHP Genel Merkezi’nde konuya ilişkin basın açıklaması düzenleyen Torun, “Birlik yönetimindeki partizanlık artık ayyuka çıkmıştır. Türkiye Belediyeler Birliği artık “Cumhur İttifakı Birliği” haline gelmiştir. Encümen üyelerimiz, bugün Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin başta olmak üzere Birlik yöneticileri hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunacaktır. CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir. Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“MUHALEFET BELEDİYELERİNE KARŞI AÇIK BİR AYRIMCILIK YAPILMAKTADIR”
“Ülkemiz, siyasi iktidarın yanlış politikalarının neden olduğu çok zor bir sürecin içinden geçiyor” diyen Torun, iktidar tarafından CHP’li belediyelerin önünün kesildiğini söyledi. Vatandaşa hizmet edecek projelerin engellendiğini kaydeden Torun, şöyle konuştu:
“Belediyelerimizin yetki ve gelirleri ellerinden alınıyor, belediye başkanlarımız hakkında haksız soruşturmalar başlatılıyor, vatandaşa hizmet edecek projelere engeller çıkarılıyor. Bunlar da yetmiyor, belediyelerimizin hakkı olan kaynaklar dahi tamamen partizan politikalarla ellerinden alınıyor. Bu sorunlu anlayışın son örneğini Türkiye Belediyeler Birliği’nde yaşıyoruz.
Türkiye Belediyeler Birliği, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin tüm belediyelerin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla kanunla kurulmuştur. Ülkemizdeki her belediye, birliğin doğal ve zorunlu üyesidir. Birliğin bütçesi, genel bütçeden belediyelere aktarılan paylardan kesilerek oluşturulmaktadır. 2019 yerel seçimlerinden bu yana, Birlik bütçesinin yüzde 50’den fazlası sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden kesilen paylarla sağlanmaktadır. Sadece 2020 yılında, belediyelerimizden 86 milyon liralık kaynak kesintisi yapılarak Birliğin bütçesine aktarılmıştır. Ancak üzülerek ifade ediyoruz ki Birlik yönetimi, bu bütçeyi adaletsiz ve partizanca kullanmaktadır. Birliğin kaynaklarının neredeyse tamamı Cumhur İttifakı belediyelerine aktarılmakta, muhalefet belediyelerine karşı açık bir ayrımcılık yapılmaktadır. Birlik yönetimi, kaynakları adil olmayan keyfi politikalarla harcarken hesap verme ilkesini de rafa kaldırmıştır.”
“PARTİZAN POLİTİKALAR SADECE TBB İLE SINIRLI DEĞİLDİR”
Torun, belediyelerin yasal olarak TBB’den ayrılmalarının mümkün olmadığını kaydetti. “İktidarın partizan politikaları sadece Türkiye Belediyeler Birliği ile sınırlı değildir” diye konuşan Torun, son olarak şunları söyledi:
“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere pek çok kurumun belediyelerimizin hakkı olan kaynakları nasıl kendi çevresine aktardığını anlatmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımıza da sesleniyoruz: Bu iktidar, sizin vergilerinizden oluşan kaynakları sadece kendi çıkarları için kullanmakta ve size yapılacak hizmetleri açıkça engellemeye çalışmaktadır. Ancak gururla söylüyorum ki bizim belediyelerimiz, iktidarın veremediği hizmetleri vatandaşlarımıza ulaştırmakta ve iktidarın yapamadığını yapmaktadır.
İşte iktidarın korkusunun nedeni budur. Bizim belediyelerimiz, tüm baskılara rağmen vatandaşlarımızın yanında olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Belediye başkanlarımız, seçim sonuçlarını içine sindiremeyen iktidarın çıkardığı tüm engelleri halkımızla aşmıştır ve aşmaya da devam edecektir. Bizim belediyelerimizin yeri, halkımızın yanıdır. Herkes bilmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz.”
PİRHA- Yerel yönetimlerin cemevlerinin mülkiyeti üzerinden Alevilere kendi bağlamaya çalışarak özgürleşmesinin önünü kestiğine vurgu yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Aleviler sürekli potansiyel bir oy kapısı olarak görülüyor. Ellerinde sürekli bu kozu tutuyorlar. Bu, cemevleri üzerinden Alevileri kendini bağlama taktiğidir. Çünkü; cemevleri Alevilere devredilir ve Aleviler o özgürlüğe de kavuşurlar ise bu siyaset alanı yok olacaktır. Siyaseten bunun üzerinden bir beklenti var ve cemevleri Alevilere devredilmek istenmiyor” diye konuştu.
Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.
Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.
1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.
Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.
Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?
Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.
İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.
PİRHA: Cemevlerinin yapılması fikri hangi ihtiyaçlar temelinde doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?
MEHMET BOZKURT: Köy yaşamında herkes kendi evinde toplanır, pirleri gelir ve cemler yapılırdı. Görkemli salonlar yoktu. Şehirleşme ile birlikte bunlar imkansız hale gelince cemevlerine ihtiyaç duyuldu. Orjini bozuldu, şatafatlı hale geldi. Kendi halimizde, mütevazi yaşam biçimimiz ile öbürünün halini anlayan yerdeydik. Cemevleri zaruri ihtiyaç oldu ama dergah ve ocak işleyişinden de koptuk. En büyük handikap ise cemevlerinin belediyelerin mülkü olması ve idarenin belediye tarafından yapılmasıdır. Sosyal tesis, kültür merkezi adları altında. Yasal güvencemiz olmadığı için dernekler adı altında faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Belediyenin mülkü olan cemevlerinin anahtarı belediye personelinin elinde. İbadet yapılacak ise de kültür müdürlüğünün izni ile yapılıyor. 15 gün önceden bir talep yazısı ile kültür müdürlüğü onayı ile cem yapabiliyorsun. Böyle bir ibare var. Halen de yaşanıyor. Alevi kurumlarına büyük görev düşüyor. Çok acil olarak kültür merkezi adı altında hizmet veren cemevlerini bu statüden çıkartmalıdırlar.
Cemevi yöneticisi aynı zamanda belediye çalışanı. Belediye çalışanın, belediyeye tavır koyması mümkün müdür? Hem belediyede çalışıyor hem de o cemevinde yöneticilik veya başkanlık yapıyor. İnancında farklı anlayışları dayatana karşı koyamaz. Görmezden gelmek istiyor ve asimilasyon da tamda buradan başlıyor. Oysaki ekonomik özgürlüğü olan ve hiçbir yere bağımlı olmayan hakikatli kişilerin buna dur deme şansı oluyor. Ama biz cemevi olarak buna dur diyebiliyoruz. İzmir’de hiçbir kurum kesintisiz olarak Hakk’a yürüme erkanı yapmaz iken biz yaptık. Hakarete hatta fiziki müdahaleye dahi uğradığımız oldu. Mücadele etmeseydik Türkçe veya anadilde Hakk’a uğurlama erkanı yapılmasının önü açılmazdı.
“ALEVİLER ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞUR İSE CEMEVLERİNDEKİ SİYASET ALANI YOK OLACAKTIR”
Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevilerinin (sosyal tesis, kültür merkezi vs) büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması yönünden nasıl okuyorsunuz?
Aleviler sürekli potansiyel bir oy kapısı olarak görülüyor. Ellerinde sürekli bu kozu tutuyorlar. Bu, cemevleri üzerinden Alevilere kendini bağlama taktiğidir. Çünkü; cemevleri Alevilere devredilir ve Aleviler o özgürlüğe de kavuşurlar ise bu siyaset alanı yok olacaktır. Siyaseten bunun üzerinden bir beklenti var ve cemevleri Alevilere devredilmek istenmiyor.
Kültür merkezleri adı altındaki cemevlerinin Alevi kurumlarına devredilmesi için iki yol var. Biri vakıf, diğeri ise valilik üzerinden bu cemevlerinin mülkünün Alevi kurumlarına verilmesi seçeneği vardı. Valilik üzerinden bu cemevlerinin Alevilere verilmesinin doğru olamayacağını belirttik. Cemevlerinin vakfa devredilerek mevcut yönetimlerin önünü açması en doğru olandı. Alevi kurumları da bu temelde belediye ile görüştü. Alevi kurumlarının bazıları bu karardan dönerek mevcut cemevlerinin mülkiyetinin valilik üzerinden kendilerine devredilmesini talep etti. Böyle olunca da Alevi kurumları tek söylem ve eylemde buluşamadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer inisiyatif alarak cemevlerini vakıf üzerinden Alevi kurumlarını devredeceğini kararlılığını gösteririm demişti. Umarım farklı davranmaz ve bu gerçekleşir.
Alevi kurum başkanları ve yöneticileri sırf iş bulabilmek için bu kurumları kullanmasın. İlla ki belediyelerde işe girecekseniz de gidip başka alanlarda çalışın. Kendi kendimizi yok etmekten vazgeçelim. Bir olacağız, iri olacağız diyoruz. 30 yıldır bunu başaramamışız. Dönüp bir kendimize bakalım. Aleviler kendi içerisindeki sorunları çözmeden diğer soruları asla çözemez.
Yerel yönetimler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında bile sorunlar çıkıyor. Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı? Yerel yönetimlerin dışında Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı?
6 yıldır bu kurumu yönetiyoruz. Bu kurumun 3 bin üyesi ve çalışan bir düğün salonu vardı. Bu salonu yıkarak elimizden aldılar. Tüm giderlerimiz canlarımızın lokması ile karşılanıyor. Aleviler, yürekleri sevgi dolu insanlardır. Paylaşmasını da iyi bilirler. Yeter ki doğru zeminde, doğru zamanda doğru kişilerle yürüyebilmeyi başar. Hak, hakikat ve yolda buluşur isek başaramayacağımız bir şey yok. Çok sayıda cemevlerine ihtiyacımız yok. Yerel yönetimler ve ile bu bağımlılık ilişkisi koparılmalı, ilkeli bir ilişkilenme biçimimiz olmalıdır.
Eğer bugün Alevilik özünü bulamıyor, hakikat gerçekliğine ulaşmıyor ise sorun yöneticilerde, söz sahibi olan idarecilerde.
Son dönem yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Isparta Cemevin’de görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler ve merkezi hükümet üzerinden yola getirilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyelerle hangi sorunları yaşıyor?
Yerel yönetimler cemevimize katkı yapıyor evet. Ama hiçbir zaman yerel yönetimlerin kendisi cemevimizde var etmesine izin vermedik. Bu alanı asla bulamadılar. Bizlerinde katkı sunduğu, vergi verdiği bütçeden bizlere de ayrılıyor. Bunun reklamının yapma şansı verilmemelidir. Hakikatimizi menfaate heba etmiş bir toplum olmadık. Alevilerin bu konuda sorumluluk ile hareket etmesi lazım.
Cemevimizin bir düğün salonu vardır ve kimseye bağımlı almadan her şeyimizi karşılıyorduk. Bayraklı Belediyesi geçmiş dönem başkanı Hasan Karabağ, cemevimizin kongresine dahil olmaya çalıştı. Desteklediği ekip seçilmeyince aklınca elimizdeki bu ekonomik döngüyü almak istedi. Düğün salonumuzu yıktı. Bu inancı kendisine siyaseten kullandıracak kişileri bu cemevinin başına getirmek istedi. Buradaki Aleviler bu hakikati görünce hepsi cemevini sahiplendi. Onlar bu sonucu göremedi. Aleviler açısından iyi bir ders oldu. Yamanlar Cemevinin bu mücadelesi başka yerlerde bu yanlışlara düşmemenin yolunu da kesti.
Yerel yönetimlerin Yamanlar Cemevi üzerinden yapmaya çalıştığı bu müdahale bir çok yerde var.
“YEMEK SEFASI VE KÜRSÜ MERAKI KUTSALLARIMIZA GÖLGE DÜŞÜRÜYOR”
Hızır Orucu, Aşure gibi Aleviler için önemli sayılan günler belediyeler ve resmi devlet kurumları eli ile tören haline getiriliyor. Yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen protokolle resmi tören şeklinde açılışının yapılmasını nasıl yorumlamak gerekir?
Alevilerin kutsal günlerinin istismar edilmesi yakışı değil. Bugüne kadar lokmalarımız ile gelmişiz. Yola her şeyi vermekten kaçınmayan bir toplum gerçekliği var. Bu kutsal günlerin içi boşaltılıyor. Birilerini yemek sefasını ve kürsü merakını öne çıkararak bu günlere gölge düşürüyorlar. Lokmamız üzerinden siyasi rantları izin vermemek lazım.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı. Ozan, “Özellikle yerel yönetimler üzerinden Aleviler ile bir bağımlılık ilişkisi yaratmak ve Alevileri kontrol altında tutmak üzerinden bir politika izlendi. Alevilik, bu hakikatini yeterince idrak edememiş ve buluşma şansı olmayan Aleviler eliyle ortadan kaldırılması yönünde bir tutum ortaya çıkmıştır. Alevilerin kendi yolunun aklından bilmek, bakmak, söylemek ve eylemek durumundadır” diye konuştu.
Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.
Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.
1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.
Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.
Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?
Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.
PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?
HÜSEYİN OZAN: İnsanlarımız kendi tarihsel yaşam alanlarında iken cemevleri gibi bir problem söz konusu değildi. Cenaze erkanlarını kendi köylerinde, evlerinde yürütülebiliyordu. Yine ibadetler kutsal mekanlarda, evlerde pirin talibi ile buluşması sonrası yürütülebiliyordu. Doğal ve doğru olan; tarihsel geleneğimize uygun olan buydu. İnsanlarımız büyük kentlere göç ettirildikten sonra ortaya bir takım sorunlar çıkmaya başladı. Hem ocaklar sisteminin işleyişi sekteye uğradı, hem de pir-talip ilişkisi oldukça zayıfladı. Cenaze erkanlarının, cemlerin yürütülmesi, toplumun birbiri ile buluşması güncel problem olarak gündeme geldi. Alevilerde bir arayış başladı. Bu arayış sonucu cemevleri gündeme geldi. İlk cemevleri insanlarımızın dayanışmasıyla, Alevilerin kendi lokmalarıyla yapılmaya çalışıldı. Birçok cemevi bu şekilde inşa edildi. Bir ihtiyaca bir ölçüde cevap oldu. Sonrasında hızlı bir müdahale ile karşı karşıya kalındı. Özellikle yerel yönetimler üzerinden Aleviler ile bir bağımlılık ilişkisi yaratmak, kontrol altında tutmak üzerinden bir politika izlendi.
VAROLAN BAĞIMLILIK İLİŞKİLERİ OLDUKÇA TEHLİKELİDİR
İnanç boyutunda her toplumun hizmetini kendisinin yürütmesi, ihtiyaçlarını kendisinin karşılaması gerekir. Bu bin yıllardır Alevilerde böyleydi. Bu konuda herhangi bir bağımlılık ilişkisine girmeden, herhangi bir yerden destek beklemeden evlerinde, kutsal mekanlarında veya dergahlarında bu hizmetlerini yürütmektelerdi. Aleviler talip-pir ilişkisi üzerine oturtulmuş bir yapıya sahiptirler. Cemevleri, aradaki bu kopukluğu gidermeye hizmet eden bir noktada olamadı. Toplum olarak bunu yaratamadık. Nasıl ki bir camide imam, kilisede bir papaz var ise adeta bizlerde cemevinde bir ocak evladı, piri hizmet yürütür duruma getirdik. Bu yola, erkana uygun değildir. Çünkü her talibin yola bağlı olduğu ocağı, piri, rayberi ve mürşidi vardır. Önemli olan bu ilişkinin yürütülmesidir. Bu gerçeklik aynı zamanda toplumsal bir yapı inşa etmenin yolu ve yöntemidir. Bu konuyu da Aleviler olarak tartışmamız gerekiyor. Var olan bağımlılık ilişkileri oldukça tehlikelidir. Alevileri modernist sistemin içine çekme, toplumsal tabanı duruma düşürme amacı taşımaktadır. Bu bir ölçüde gerçekleşmiştir.
“ÖRNEKLEŞMİŞ BİR MİMARİMİZ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
-Açılan ve varolan cemevlerinin yapım aşamasında mimari yapısına dair bir süreç yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Cemevlerinin mimari yapısı nasıl olmalıdır?
Aleviler olarak biz kutsalın tezahürünü doğal mekanlarda görmüşüz. Orası bir erenin, pirimizin, anamızın mekanıdır; oralara gideriz. Oralarda bir araya gelir lokmalarımızı pay ederiz. Dolayısıyla geriye dönüp baktığımızda Alevilere özgün bir mimari yapıdan bahsetmek mümkün değildir. Hacı Bektaş Veli Dergahı tarih içerisinde canlarımızca yapılan bir mimaridir. Örnekleşmiş bir mimarimiz söz konusu değildir. Daha çok belediyelerin kültür merkezleri vardır. Normal bir şekilde inşa edilmiş; bir kısmı sosyal tesis bir kısmı ise cemevi diye ayrılmıştır. Bu teknik bir konudur ama öğretimiz ile de bağlantılıdır. Öğretimize vakıf mimarların bir araya gelerek, öğretimizin ruhuna uygun mimari projeler ile halkımızın karşısına çıkması lazım.
-Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?
Alevilik vardır ve bir gerçekliktir. Aleviler, Aleviliği yaşarken kimseye sormamış, izin almamışlardır. Hakikat bilgisine bağlı bir inanç biçimi vardır. Her türlü saldırı, katliam asimilasyon karşısında Aleviler kendi hakikatleri ile yaşamışlardır. Günümüzde modernist sistem her tarafa hakim olmuştur. Katı bir merkeziyetçi devlet sistemi inşa edilmiştir. Egemenlerin, hükmedenlerin hukuk anlayışı bu topluma dayatılmıştır. Cemevlerinin hukuki statüsü gibi bir problem de gündemdedir. Yasal statü demek aynı zamanda toplumsal kimliğimizin kabulü, anayasal güvence altına alınması anlamına gelir. Fakat ülkemizde tek tip iktidar alanına koşullu merkezi devlet sistemi Alevilere ve hiçbir farklılığa izin vermemekte, araçsallaştırılmış bir ideolojiye düşürülmüş Türk-İslam sentezi ile topluma hükmediyorlar.
BÜTÜNLÜKLÜ BİR MÜCADELE VERİRSEK YASAL STATÜ GELECEKTİR
Bu anlayışın dışında kalan her toplumsal kesimi eritmek için sistematik bir çaba içerisindeler. Bundan en çok etkilenen kimliklerden birisi de Aleviler. Aleviler yasal statünün mücadelesini vermektedir. Yetersizliklerimizle birlikte ufkumuzda problem var. Yeterince güçlü bir örgütlülüğümüz yok. Hakikat bilgimizi temel alan sıkı sıkıya bir duruş, bakış açısı ve perspektif kurumlarımızda hakim değildir. İdeolojik sızmalar da halkımızın ufkunu daraltmıştır. Sorun kendimizdedir. Hakikate bağlı kalır, yolumuz üzerinden bir duruş kazanır, bütünlüklü bir mücadele verirsek yasal statü gelecektir. Bu ülkenin demokratikleşmesi ile ilgilide bir problemdir. Mevcut tekçi sistem değişmediği, bu ülkede demokratik bir zihniyet hakim olmadığı sürece Alevilere yasal statü verilmeyecek, cemevleri de kabul edilmeyecektir. Kendi öngördükleri kalıba sıkıştırılacak bu yolu, kurumlarını yok etmeyi sürdürecektir.
“ALEVİLERDE PERSPEKTİF KAYBI VE ÖZGÜCÜNE DAYANMAMA VAR”
-Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında iken bile sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı?
Şüphesiz ki Alevi örgütlülüğü yeterli bir düzeyde olursa kendi cemevlerini inşa etme olanakları vardır. Ciddi bir kitledir. Temel problem bir perspektif kaybı ve kendi öz gücüne dayanmama vardır. Aleviler, herhangi bir yerel yönetim ve merkezi hükümetten destek talep etmeden cemevlerini inşa edebilirler. Alevilikte yöneten ve yönetilen ilişkisi yoktur. Toplumsal rızalaşma ile ortaya çıkan irade yaşamın her alanında esastır. Günlük ve toplumsal yaşamımızda bu böyle olmak zorundadır. Çünkü Alevilik düşünsel, toplumsal bir sistemdir. A’dan Z’ye yaşamın her alanına dair önermeleri vardır. Temelinde razı etmek, razı olmak vardır. Yani hak talep edeceğiz, haksızlığa meydan vermeyeceğiz. Birilerinin bize bina ihsan etmesi, oraya bir memur koyması doğru değildir. Bütün bunlar Alevilerin lokmaları ile gerçekleştirilmek zorundadır. Isparta Belediye Başkanı, ‘Bu cemevini ben yaptım’ diyor. Hükmedenin zihniyetini yansıtıyor. Bu yolda tahakküm ilişkilerine, rızasız lokmaya yer yoktur. Bu bağımlılık ilişkilerinden kopmalıyız.
“ALEVİLİK MÜTHİŞ BİR KUŞATMA YAŞIYOR, ALEVİLER İLE ORTADAN KALDIRILMAK İSTENİYOR”
– Isparta Cemevinde görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden yola getirilmek isteniyor. Son dönemde yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır?
Bu bağımlılık ilişkisi son derece sistemli ve bilinçli bir politikanın sonucudur. Farklı toplumsal gerçeklikler, inanç kimlikleri bir bağımlılık ilişkisi ile tahakküm altına alınır, kendi toplumsal tabanı durumuna düşürülür. Öğretimizin topluma aktarılması kesintiye uğramıştır. Temel toplumsal kurumlarımız olan ocaklar sistemi işlemez hale gelmiş, dergah kontrol altına alınarak müze ilan edilmiştir. Talip-pir ilişkileri içerisinde aktarılan bilgi artık aktarılamaz hale gelmiştir. Boş kalan beyinler resmi ideoloji tarafından istila edilmiştir. Yöneten-yönetilen ilişkilerine açık hale getirilmiştir. Halkımız iktisadi olarak da korkunç bir kuşatmayı yaşamaktadır. Büyük oranda yoksullaştırılmış, işsiz bırakılmış ve topraktan koparılmıştır. Modernitenin tahakküm alanları olan metropollere çekilmiştir. Alevilik, Alevi hakikatini yeterince idrak edememiş ve buluşma şansı olmayan Aleviler eliyle ortadan kaldırılması yönünde bir tutum ortaya çıkmıştır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Alevilerin kendi yolunun aklından bilmek, bakmak, söylemek ve eylemek durumundadır.
– Hızır Orucu, Aşure gibi Aleviler için önemli sayılan günler belediyeler ve resmi devlet kurumları eli ile tören haline getiriliyor. Yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen, cemevlerinin resmi ‘dede”leri tarafından duası verilen, belediye başkanları ve protokolle eril bir zihniyetle resmi tören şeklinde açılışı yapılması Aleviliğe müdahale etmek değil midir?
Kutsal günlerimiz, ritüellerimiz adeta resmi törenlere dönüştürülüyor. Bu bizim hakikatimize uymaz. Aleviler ritüellerini aşkla, gönüllük ile yerine getirir. Tahakküm edenler yani nefsani yönetimler her şeyi kontrol altına alarak kendi şekilsel ritüellerini geliştirerek inançları gerçekliğinden koparma yoluna giderler. Toplumu da bu yöntemle kontrol altına almaya çalışırlar. Bu kutsallarımızın resmi törenlere dönüştürülmesi yolumuz açısından utanç vericidir. Bundan medet umanlar iradesini teslim etmiş demektir. Bizlerde iftar açılışı diye bir şey yoktur. Herkes orucunu tutar ve mütevazi sofrasında orucunu açar. Aleviler yerel yönetimler ve merkezi hükümet ile ilişkilenebilir; ama duruşlarını koruyarak, hakikatlerine dokundurtmayarak. Alevilere dayatılan iradelerinin teslim edilmesidir. Şu kurum başkanı veya şu ocak sahibi buna alet oluyor ise bu çok acı vericidir. Hakikat, yolumuz ve inancımız korunmalıdır.
PİRHA- PSAKD Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, Almanya’da Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Aleviliği bir inanç toplumu olarak en üst seviyede tanımasının sevindirici olduğunu söyledi. Tekten, ayrıca kamu hizmeti alamayan Alevi kurumlarının yerel yönetimlerle ilişkilenme biçiminin yola zarar verdiği eleştirisini yöneltti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, Alevilerin Almanya’daki kamu tüzel kişiliği kazanımını, bu sürecin ülkemize yansımaları ve Alevi kurumlarının kamu hizmeti ile ilgili yerel yönetimler ile olan ilişkisini PİRHA’ya değerlendirdi.
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Alevilerin bir inanç topluluğu olarak kabulü kararının değerli olduğunu kaydeden Tekten, Türkiye’de hala tanınmamakta diretilen Alevi inancının diğer kamu hizmetlerinden de faydalanamadığının altını çizdi. Tekten, ayrıca Alevi kurumlarının kamu hizmeti ve destek amaçlı yerel yönetimlerle olan siyaset ilişkilerinin yola zarar verdiği eleştirisinde bulundu.
“DOĞRU OLAN ALEVİLİĞİN ÖZGÜN BİR İNANÇ OLARAK KABULÜDÜR”
Alevilerin Almanya’daki kamu tüzel kişiliği kazanmasına dair, “Bu konuda hassas bir dengede durmak gerekiyor” diyen Tekten, gerekli olanın Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanımlanması ve resmiyette bunun onaylanması olduğuna vurgu yaptı.
Tekten, “Alevilik ayrı bir dinmiş gibi kabul edilerek literatüre bu şekilde geçiyor ise şayet gelecek açısından iyi bir hal değil. Alevilik budur, şudur gibi tanımlamalar ile resmi kayıtlarda tescillenir ise bunu zaman içerisinde doğru yola oturtmak miskin bir haldir. Doğru olan Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak kabulü ve o inancın gerektirdiği şekilde resmi makamlarca onaylanmasıdır. Hindistan’daki Sihistlerin, Avustralya’daki Aborjinlerin, Kolombiya’daki Mayaların kabulü gibi ayrı bir inanç ve kendine özgü halleri, ritüelleri vardır gibi bir kabul doğru olandır. Aleviliği din düzleminde bir perspektif ile tartışmaya açar isek, orada İslam’ın karşısında yaşadığınız bazı zorlukları diğer komşu inançlara karşı da yaşamaya devam ederiz. Temel doğru atılıp bina öyle çıkılmalı” diye konuştu.
“KARARIN TÜRKİYE’DE UYGULANMASI ÜTOPYA”
Tekten, Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Aleviliği bir inanç toplumu olarak en üst seviyede tanımasının sevindirici olduğunu söyledi.
Bu kararın Türkiye’de uygulanmasının bu hali ile bir ütopya olduğunu ifade eden Tekten, “Diğer yandan bu kabul ile birlikte Aleviler diğer inanç sistemlerine göre bir yere yükselmiştir. Türkiye’de bunu düşünmek ise ütopya. İnancımız, ibadetimiz ve cemevlerimizin kabulü ile kamu imkanlarından faydalanma elbette önemlidir. Avrupa’da kiliselerin bakımı yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların finansörlüğünde oluyor. Devlet ayrıca bir bütçe ayırmıyor. Bu imkanlardan diğer inançlar gibi faydalanmak olması gerekendir aslında” diye belirtti.
Alevilerin de vergileri oluşan kamu kurumlarından Alevilerin hiçbir şekilde pay alamadığına işaret eden Tekten, ayrıca yerel yönetimlerin Alevilere kazan-kazan mantığı ile yaklaştığının çizdi.
Kamu hizmeti alamayan Alevi kurumlarının destek amaçlı yerel yönetimlerle olan siyaset ilişkilerinin yola zarar verdiği eleştirisinde bulunan Tekten, şunları kaydetti:
“Türkiye’de yaşayan Alevilerin vergileri ile oluşturulmuş Diyanet’ten veya diğer resmi kurumlardan Aleviler herhangi bir şekilde pay alamamaktadır. Yerel yönetimler ise kazan-kazan mantığı ile bizlere yaklaşmaktadır. Yani sosyal demokrat belediyeler bizlere destek olmaya yakınlar ama onun karşılığında ise ‘Aleviler biz size arsa verip cemevleri yapalım, siz de seçimde bizi görün’ diyen bir hal ile karşılaşılıyor. Türkiye’deki cemevlerinin mürşit kapısı belediyeler olmuştur. Sıkıştıklarında belediyelere gidip sorunları çözmeye çalışıyorlar. Geçmişte olduğu talibin verdiği lokma ve gönüllü destek ile ayakta durmak yerini, bu tür yaklaşımlar aldı. İnsanlar cemevlerini gördüklerinde mutlu oluyor. Sayısı giderek artan devasa cemevi silsileleri ve bunun işletme handikabı ister istemez dernekleri ve yönetimlerini bu yola mecbur kılıyor.”
“İLK HEDEF CEMEVİNİ AYAKTA TUTMAK VE GENÇLERİ EĞİTMEK”
Vedat Tekten, Alevi kurumlarının kendini yürütebilmesinin ancak öz gücü ile oluşacak yol ve yöntemlerle var olabileceğine vurgu yaparak, “Keşke mümkün olsa geçmişte olduğu bizler ibadetimizi belli yerlerde yaptığımız cemevlerinde toplanarak yapsak, diğer yerlerde Hakk’a yürüme, lokma gibi hizmetleri yapacak küçük üniteler ile bu işleri yapabilsek daha iyi bir yol, yöntem olur. Maalesef açılmış olan bu yolu da döndürmenin imkanı yok. Bütün derneklerin önüne koyduğu ilk hedef bir cemevi yapmak ve onu ayakta tutmak olmalı. Biz elbette ibadetimizi boşlamayacağız. Eğitime, gençlerimize önem vereceğiz. Ama maalesef bunlar hep ikinci plana atılmış oluyorlar” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Dersim Belediyesi, Halk Meclisi toplantısı düzenledi. Toplantıda, kentteki sorunlar ve çözümlerine dair aktarımlarda bulunuldu.
Dersim Belediyesi, 1.Halk Meclisi Toplantısı gerçekleştirdi. Belediye konferans salonunda düzenlenen toplantıya siyasi parti ve kurum temsilcileri, sivil toplum örgütleri, yerine kayyım atanan Peri Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi, belediye meclis üyeleri ve meclis sözcüleri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Toplantıda, halk meclislerinin kurum aşaması için bilgi alışverişi yapıldı.
Belediye yetkililerinin faaliyet raporlarını okumasından sonra yurttaşlar kendi mahallelerindeki sorunları aktardı.
Kadın, Gençlik ve Öğrenci meclisleri ile kent estetik komisyonu bilgilendirmeler yaptı.
“MECLİSLER YEREL YÖNETİMİN HALKLA BÜTÜNLEŞMESİDİR”
Toplantıda konuşan yerine kayyım atanan Peri Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi, görevden alınmalarına rağmen halkın temsilcileri olarak görevlerini yapmaya devam ettiklerini belirterek “Halk belediyeciliği adına oluşturulan bu çalışma halkın direkt kendi sorunlarını belediyeye dile getirmesi önemli bir yerde duruyor. Halkçı belediyecilik anlamında yerel yönetimlerin halkla bütünleşmesi bakımından biridir halk meclisleri” dedi.
Halkın taleplerini dikkate alarak belediyecilik yapmanın önemine değinen Çelebi, Dersim Belediyesi’ne önerilerde bulundu.
“HALK MECLİSLERİ, HALKIN ÖRGÜTLENME ALANIDIR”
Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, “Öneriler ve katkılar bizim için çok önemli. Söylenen her sözü dikkate alıyoruz, uygulamak için çaba harcıyoruz” dedi.
Maçoğlu, “Halk meclisleri, yaşamı örgütleyendir, halkın örgütlenme alanıdır. Bu meclislerde söylenen her söz değer olarak algılanmalı. Eleştiriler dikkate alınmalı. Birçok coğrafyanın, birçok özgürlük hareketinin buna dönük çalışmaları var. Alınan kararlar, kentte yaşayan halk ile birlikte uygulanması gerekir. Yıllardan beri devrimciler, sosyalistler, yurtseverler bu konuda araştırmalar yaptılar. Buna dönük kararların da olduğunu biliyoruz” diye konuştu.
Toplantı, halkın sorunlarını aktarması ve soru cevaplarla tamamlandı.
AKP’nin büyükşehirlerde olan bazı yetkileri ilçe belediyelerine vermeye yönelik çalışmalar yaptığı iddia edilirken, merkezin görev alanında olan bazı işlerin yerel yönetime geçeceği belirtiliyor.
AKP’nin büyükşehirlerde olan bazı yetkileri ilçe belediyelerine vermeye yönelik çalışmalar yaptığı iddia edildi. AKP’nin yeni çalışmasında İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde ilçe belediyelerinin yetkisinin arttırılması planlanıyor. Merkezin görev alanında olan bazı işlerin yerel yönetime geçeceği belirtiliyor.
Hürriyet’ten Gizem Karakış’ın haberine göre, AKP kurmayları geçen hafta belediye başkanları ile AKP Genel Merkezi’nde yaptığı toplantıda yeni dönemde yerel yönetimlerin daha verimli çalışması için yapılması gerekenleri değerlendirdi.
Toplantıda ilçe belediyelerinin daha verimli çalışabilmesi için büyükşehirlerdeki bazı yetkilerin ilçelere devredilmesi yönündeki görüşler dile getirildi.
Parti yönetiminde de bu konuda çalışma yapıldı. Belli bir aşamaya gelen çalışmayla ilgili ilerleyen günlerde sivil toplum örgütleri ve yerel yönetim uzmanlarının da görüşleri alınacak. Çalışmanın son hali Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayından geçtikten sonra yapılması düşünülen değişiklikler Meclis gündemine taşınacak.
EKİBİYLE GELEN EKİBİYLE GİDECEK
Yerel yönetimlerin öz gelirlerinin de arttırılacağı çalışma ile belediye çalışmalarının daha verimli ve etkin hale getirilmesinin hedeflendiği iddia edildi.
Çalışma ile belediyelerin icraya yönelik gücünün arttırılacağı belirtilirken, bu amaçla yerel yönetimlere yeni yetki ve görevler verilecek. Merkezin görev alanında olan bazı işler, büyükşehir belediye başkanlıkları yerine ilçe belediyelerine devredilecek.
Öncelikle ilçe belediyeler ve yeni kazanılan illerin mali kaynakları güçlendirilecek. Çalışma ile belediye üst yönetimlerinin belediye başkanıyla birlikte göreve gelmesi ve görevden ayrılması sağlanacak.
“YEREL KALKINMA YÜKSEK OLUR”
Parti kaynakları çalışmayla ilgili şunları söyledi:
Yerel yönetimlerle ilgili çalışma önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek. Belediyelerin, yerel yönetimlerin daha güçlü olması önemli. İlçelerimizin de büyük şehirlerin de mutlaka güçlü olması, yetkileriyle birlikte kaynaklarının da artması ve halkımıza en yakın birimler olarak çok daha güçlü hale gelmesi lazım. Yerel yönetimler ne kadar iyi işlerse, yerel kalkınma da yerel refah artışı da o kadar yüksek oluyor.
PİRHA-Yazar Turan Eser, “Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır” dedi.
Yazar Turan Eser, belediyelerin cemevleri üzerinde oluşturduğu baskıyı anlatan bir yazı kaleme aldı.
Yazısında cemevlerinin Alevi toplumundaki yerine değinen Eser, “Cemevleri ve Alevi inancı üzerinde; söz, yetki ve kullanım hakkı siyasi erklerin değildir. Laiklik ile inanç özgürlüğü, insana dilediği inancı seçme ve yaşama hakkı tanır. Aleviler bu hakkı kullanarak, hiçbir kamu kurumundan icazet almadan, kendi rızalıklarıyla, cemevlerinde cem olurlar. Cem birliktir: Aklın, yolun ve gönüllerin rızalıkla birlendiği, İnsan-i Kamil olma yolundaki muhabbetlerin ve ritüellerin meydanıdır. Aleviler burada cemleriyle, nefesleriyle, gülbanglarıyla, deyişleriyle, bağlamalarıyla, semahlarıyla; toplumsal cinsiyet ayrımı gözetmeden, varlıklı-varlıksız, unvanlı unvansız, genç yaşlı ayrımı yapmaksızın, herkesi “can” bilerek hak ile hakikatin yolunu öğrenir, yaşarlar. Cemevi; Alevilerin akıl, insan ve doğa merkezli hakikat yolu okuludur.” dedi.
Alevilerin kendileri için özel ayrıcalık değil sadece laiklik, insan hakları ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ilkelerine uyulmasını istediklerini vurgulayan Eser, yazısının devamında şunlara yer veri:
“CEMEVLERİ KAMU KURUMU OLAMAZ”
“Aleviler kendileri için özel ayrıcalık istemiyor: İstedikleri sadece laikliğin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ile ilkelerine uyulmasıdır. Bu nedenle de devletin/yerel yönetimlerin Alevilerin ayrımcılık ve eşit yurttaşlık eksenli sorunlarını görmezden gelmesinden; bu sorunları asimilasyon, istismar ve popülist politikalarla ele almasından rahatsızlar! İnançları tümüyle yok sayılan Alevi toplumunun istismar edilen, görmezden gelinen tüm haklı ve meşru talepleri; hukuksal, demokratik ve siyasi zeminde laikliğin evrensel tanımı doğrultusunda çözülmelidir.
Alevi kitlesini ‘siyasi ıslah’ etmek için, inanç hizmetinin izne tabii tutularak tekelleştirilmesi, 21. yüzyıl dünyasında Türkiye’deki belediyecilik anlayışının ayıbı ve utancıdır. Cemevleri ‘kamu kurumu’ olamaz. Cemevlerini belediye mülkiyetinde olması sorunu daha da büyütür, devletin ve siyasi iktidarın asimilasyon politikasına hizmet etmiş olur. Belediyeler ile TBMM; laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu uygulamanın ortadan kaldırmakla sorumludur. Cemevleri yönetimine el koymak yerine; halkçı, katılımcı, demokratik ve sosyal belediyeciliğin olmazsa olmazı olan, kentin tüm toplumsal dinamiklerinin temsil edildiği ‘kent konseyleri’ aktif ve işlevsel hale getirilmelidir. İnanç gruplarının, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, kadınların, gençlerin, meslek odalarının ve halkın tüm kesimlerinin, yerel yönetimlere aktif yurttaşlık hakkı üzerinden demokratik katılım kanallarını ve zeminlerini açmak ve temsiliyetini önemsemek en doğru tutumdur.
“CEMEVLERİ PAZARLIK KONUSU OLMAKTAN ÇIKARILMALI”
Belediyelerin inançlar üzerindeki mülkiyetçi yaklaşımı ile belediyelerde inanç kurulları kurmak, yanlış bir politikadır. Alevilerin meşru ve haklı talepleri için belediyeler ile TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler, laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü kapsamında çözüm bulmak için çaba göstermek zorundadır.
Türkiye’de hiçbir camiinin, kilisenin, sinagogun mülkiyeti ile anahtarı ve yönetimi belediyelerde değil. Ancak birçok cemevindeki mülkiyetçi ve ideolojik yaklaşım, ayrımcılık ile eşitlik ilkesinin ihlalidir.
Bu anlayışla cemevlerinin mülkiyetini ve yönetimi elinde bulunduran belediyeler, zaman kaybetmeden; cemevlerinin mülkiyetini, anahtarını, yönetim ve karar haklarını Alevi kurumlarına devretmelidir.
Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır.
Cemevleri, Alevilerin gerçeğidir; Alevilerin inanç, kültür, eğitim ve sosyal hizmet mekanlarıdır. Bu hak olduğu gibi kabullenmelidir.
Cemevlerine yönelik hukuksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık son bulunmalıdır. AİHM’nin cemevleri hakkında verdiği karar uygulanmalıdır.
Doğru olan siyasal, hukuksal, vicdani ve ahlaki tutum budur.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Gezi direnişinin yarattığı dinamizmden ilham alarak yaşadığı mahallede muhtar adayı olan Özge Erdoğan Yeşilırmak, muhtarlık koltuğunu yalnızca bir simge olarak görüyor. “Kendin seç kendin yönet” sloganıyla mahallesinde adaylık çalışması yürüten Yeşilırmak’ın kadınlara, çevreye, hayvanlara, yaşadığı mahallenin sorunlarına dair söyleyecek çok sözü var.
İstanbul Küçükçekmece Atakent Mahallesi’nde yaşayan Özge Erdoğan Yeşilırmak, 31 Mart’da yapılacak yerel seçimlerde mahallesinden muhtar adayı. 1987 yılında İstanbul Fatih’de doğan Yeşilırmak, Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun. 17 yıldır Atakent Mahallesi’nde yaşayan Yeşilırmak’ın tüm kadınlar gibi mahallesine dair söyleyecek çok sözü var.
Atakent Mahallesi’nde yaşayan kadınlar Gezi direnişinin yarattığı dinamizmle mahallelerinin yönetiminde söz sahibi olmuşlar. Yeşilırmak da bu dinamizmle önümüzdeki yerel seçimlerde muhtarlığa adaylığını koydu. Tek kişinin mahallenin tüm sorunlarına yetişemeyeceğini söyleyen Yeşilırmak, bu sorunu mahalle meclisleriyle aşmayı hedefliyor. “Kendin seç kendin yönet” sloganıyla çalışmalarını sürdüren Yeşilırmak, birebir insanlara temas ederek onların sorunlarını, taleplerini dinliyor.
Bir yandan muhtarlık çalışmalarıyla ilgili bir gününü takip ettiğimiz Yeşilırmak ile çalışmalarını, nasıl bir yerel yönetim hedeflediğini, kadınlara dönük neler yapabileceğini konuştuk.
GEZİ DİNAMİZMİ İLHAM VERDİ
Aday olmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında önceki dönemden beri buna dair fikrim vardı. Çünkü burada iki dönem önce muhtarlık yapan eski muhtarımızdan sonra daha genç bir açılım olmuştu, bir kadın aday çıkmıştı ve kendisi de Gezi döneminde mahallemizde muhtar olarak seçildi. Oradaki dinamizmi bana da ilham vermişti. Böyle bir çıkışla ‘Ben de yapabilirim. Mahalleme dair sorunları ben de biliyorum. Ben de bunlara dair bir şeyler yapabilirim’ diyerek özellikle kadınların bu alanlarda var olmasının önemini de göz önünde bulundurarak aday oldum. 17 senedir burada yaşıyorum, sorunları da eksikleri de fazlaları da çevreme duyarlı bir insan olduğum için biliyorum.
Çalışmalarınız nasıl gidiyor? Neler yapıyorsunuz?
Aslında çalışmaları uzun süredir devam ettirmiyorum. Muhtarlığı çok uzun süredir düşünüyor olmakla birlikte adaylığa karar vereli 2-3 ay kadar oldu. Bu süre içinde de uzun süredir mahallede yaşamamdan kaynaklı bir çevrem vardı elbette ki ama bu çevreyi bu çemberi insanların desteğiyle genişletmeye çalıştım. Öncelikle tanımadığım komşularıma bu 2 aylık süreçte ulaştım. Bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum çünkü gerçekten çevremdeki insanlar da bu fikri benim kadar benimsediler ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ben kimseye ‘koşulsuz bir şekilde bana oy verin’ diyerek gitmiyorum. Oturup sohbet etmek, onların hayatlarına dokunabilmeyi amaçlıyorum önce. Mahalledeki nüfusumuz 100 bin, seçmen sayımız da 7 bin kadar. Böyle bir mahallede herkesi birebir görmek elbette zor. Ama ben mümkün olduğunca çok çevreye ulaşmaya çalışıyorum. Sosyal medya ve medyanın desteğini almaya çalışıyorum. Eski bir medya mensubu olduğumdan arkadaşlarım da destek vermeye çalışıyorlar sağ olsunlar.
Bu dönemde siyasi parti adayları dışındakiler yani muhtarlıklar için pankart ve afiş yasakları söz konusu. Bu durumda nasıl propaganda yapıyorsunuz?
Aslında böyle olunca görünürlüğümüzün önü kapanmış oluyor. Sosyal medyaya önem vermeye çalışıyorum. Bunun dışında etkinliklere, toplu alanlara sık sık girmeye çalışıyorum. Bu muhtar adaylığımdan önce de böyleydi aslında. Yani burada yaşadığımdan beri buradaki aktif kitlenin içinde her zaman bulunmaya çalıştım, şimdi de öyle yürütüyorum kampanyayı. Zorlanıyor muyum zorlanıyorum. Pek çok açıdan insanı zorlayan tarafları var tabi ki. Ama bu yola girerken bunları da tahmin ediyorduk her alanda olduğu gibi. Zorluklarının da üstesinden geleceğimi düşüyorum.
Hayatın içinde olan şeyleri insanlara göstermeye çalışıyorum. Ben bu yola çıkarken mahallelinin talepleri ve onların çözüm önerileriyle bu mahalleyi birlikte yöneteceğiz diye çıktım. Dolayısıyla onların sözlerinin benim sözlerim kadar duyulur olmasını sağlamaya çalışıyorum. Kadınların toplantılarına katılıyorum onların taleplerini not ediyorum. Ama bunları sadece dosyalar halinde kendimde bulundurmaktansa insanlarla paylaşmayı tercih ediyorum. Çocuklarla sohbet ediyorum. Bunların kimini kurgu diye düşünebilirsiniz ama değil. Gerçekten o çocukların kendi yarattıkları, ‘Hadi ne söylemek istersin’ dediğimde kendilerinin çıkardığı şeyler. Bunlara önem vermeye çalışıyorum. Yani yaratıcıktan ziyade gerçeği göstermeye çalışıyorum. Daha çok eksiğim var ama kafamda daha çok proje var. Onları da gerçekleştireceğim.
Mahallede kaç muhtar adayı var, bunların kaçı kadın?
Mahallede şu anda 4 tane muhtar adayımız var. 2 kadın, 2 erkek adayız şu anda. Var olan muhtarımızın bir adaylık açıklaması yok şu an için. Eğer kendisi de aday olursa minimum 5 aday olacağımızı biliyorum. Ama muhtarlıkta başvuru gibi bir koşul olmadığı için son güne kadar adaylar çıkabilir. 100 bin kişilik bir mahallede de 5’ten fazla aday olması çok şaşılacak bir durum olmayacaktır. Bekliyoruz, göreceğiz.
“EVİ DE SOKAĞI DA VAR EDENLER KADINLARDIR”
Türkiye geneline baktığımızda kadınları yerel yönetimlerde aday olarak görmeye sık rastlamıyoruz. Sizin mahallenizde bu durum yarı yarıya. Bu da kadını mutfağa sokan bir anlayışa karşı kadınların söyleyecek sözü olduğunu ortaya koyuyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yerel yönetimlerde aday olarak bile göremediğimiz kadınların Atakent özelinde çok ön planda olmasını ben sevinçle karşılıyorum. Ama bu da şaşılacak bir şey değil çünkü Atakent nüfusunun yüzde 51-52’si kadınlardan oluşuyor. Böyle olunca da zaten kadınlar azınlıktayken bile bir adım öne çıkmaya daha hazır bir kitle olduğu için Atakent’te daha önde durmaları kaçınılmaz bir sonuç oluyor. Var olan muhtarımızın kadın olması da bunun önünü açan bir sebep diye düşünüyorum. Burada kadınlar sosyal hayatın daha çok içinde. Elbette her yerde öyledir çarşıda, pazarda, evin içinde de dışında da evi var eden de sokağı var eden de aslında kadınlardır. O yüzden buradan da yerel yönetimlerin her kademesine bu eleştirimi de sunmuş olayım, özellikle siyasi partiler düzeyinde. Artık kadınların yolunun açılmasını ve bu yolun açılmasının koşulu da zannediyorum erkeklerin o yollardan çekilmeye başlaması olduğunu söylemek gerekir. Bizim mahallemiz açısından kadınların varlığı çok umut verici.
“İLK DEĞERLENDİRMELER KADINLARDAN GELİYOR”
Peki çalışmalarınızdaki izlenimlerinizde kadınların durumunu nasıl görüyorsunuz?
Ben adaylığımı açıkladığımdan beri paylaştığım her ortamda ilk değerlendirmeler kadınlardan geliyor. Kadın erkek karma bir ortamdaysak bile erkeklerin ya söyleyecek sözleri yok ya da ilgileri yok. Belki çalışma hayatları daha uzun sürdüğü için. Örneğin burası eski bir mahalle. Burada kadınların daha aktif olması zannediyorum emekli kadınların çokluğundan. Erkekler emekli olmayı kadınlar kadar öncelemiyorlar zannediyorum. Onlar çalışma yaşamında daha uzun yıllar bulunuyorlar. Öyle olunca yine kadınların mahalleye dair sözleri de çok birikmiş oluyor. Fikir verme, yol açma, yaratıcılığı geliştirme konusunda kesinlikle kadınlar daha etken. Erkek komşularımızın hiçbiri alınmasınlar ama kendilerini de davet ediyorum tabi fikirleriyle, önerileriyle bu sürece dahil olmaya. Ama kadınlar her yerde olduğu gibi burada da daha ön açıcı durumdalar.
“MUHTARLIĞA BİR RANT ALANI OLARAK BAKMIYORUM”
Muhtarlığın ranta açık olduğu yönünde söylentiler ve eleştiriler var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhtarlıklarla ilgili çok eşitli tartışmalar yürütülüyor. Bunun sebebi zannediyorum muhtarın ve muhtar adaylarının da mahalleye birebir dokunabilen, mahalle içinden insanlar olması. Yani bir belediye başkanı, bir milletvekili seçer gibi değerlendirmiyoruz muhtarları. Çünkü komşumuz, markette, sokakta karşılaştığımız gerçek insanlar olduğunu kanlı canlı görebileceğimiz bir alan. Böyle olunca da aslına olumlu eleştiriye de bir o kadar da olumsuz eleştiriye de yol açmış oluyor. Örneğin ticaretle uğraşanların muhtarlığı ekstra bir gelir kapısı olarak gördüğü tartışılıyor. Bunun sebepleri de tabi ki muhtarın mahallede diğerlerine göre sayıca daha çok insanla muhatap olması ve iş ilişkilerini de böyle kurabileceklerini düşünmelerinden. Örneğin boş arazilerin fazlaca olduğu, imar işlerinin devam ettiği mahallelerde bunlar çok tartışılıyor ama bizim mahallemiz artık yerleşmiş bir mahalle. O sebeple çok büyük bir rant alanı olabileceğini düşünmüyorum. Kendi adıma elbette muhtarlığa bir rant alanı olarak bakmıyorum ama bu eleştirileri yaparken de her birimiz için daha sağduyulu bir değerlendirme yapılmasını rica ediyorum. Muhtarlığın sabit maaşı asgari ücret. Asgari ücret de daha yeni 2 bin liranın biraz üzerine çıkabildi. Bunun dışında muhtarlık müessesesine ayrı bir ödenek ayıran belediyeler yok. Bizim ilçemiz için muhtarlığın yalnızca bir personelini karşıladığını biliyorum. Bunun dışında ısınma, gıda, orada harcanacak her şeyin bedelini muhtarın kendi maaşından ve oradaki evrak gelirinden karşılaması söz konusu. Evrak geliri diyoruz artık biliyorsunuz elektronik sistemde muhtarlıklardan alınabilecek pek çok evraka daha kolayca ulaşılabiliyor. Bunun dışında döner sermaye diye adlandırılan kapının da artık azaldığını görüyoruz. Çünkü dijital çağda yaşıyoruz. Öyle olunca muhtarlık kazanç arttıracak bir kapı olarak adlandırılmamalı artık diye düşünüyorum.
ULAŞIM VE SOSYALLEŞME SORUNU
Bulunduğunuz bölgenin belli başlı sorunları neler ve ne gibi çalışmalarınız olacak buna yönelik?
Atakent mahallesi için ulaşım sorunu kanayan yaramız. Bu sorun biz buraya taşındığımızda da vardı. Ama tabi bizden önce daha zor koşullarda yaşanılmış burada. Bu son yıllarda biraz daha düzene girmeye başladı. Sanırım nüfusun çoğalması ile birlikte bir nebze de olsa hizmet gelmeye başladı. Ama toplu taşıma ile ilgili pek çok sıkıntımız var. Bununla ilgili girişimlerimiz de oldu. Ama olumlu sonuç alamadık. Bu dönem için muhtar seçilirsem ilk çalışma alanım bu olacak. Çünkü mahallemizin taleplerinin en başında toplu ulaşım sorunu geliyor. Onun arkasında da sosyalleşme geliyor. Çok kalabalık binalar ve çok kalabalık bir yaşam içerisinde insanların birbirinden kopuk yaşaması söz konusu. Bunun için de sosyal alanların yaratılması aslında çok zor değil. Mahallelerin hizmeti elbet belediyelerle birebir ilişkilidir ama kendi imkanlarımızla da birebir yapacağımız şeyler vardır. Bunlardan bir tanesi de sosyalleşme alanları yaratmaktır. Dediğim gibi kadınların çok önde olduğu bir mahallede bunu da kadınlarla birlikte yapabiliriz. Akla gelen ilk örneklerden birisi gezi etkinlikleri, halk oyunları, çocuk oyunları için çeşitli atölyeler olabilir. Biz bunları çalışma ekipleri ve mahalle sakinleri ile dönem dönem yapabildik. Onları devam ettirmeyi hedefliyoruz. Bunun dışında da bütün fikirlere açık olacağız.
Muhtar seçilirseniz mahallede kadınlara yönelik herhangi bir çalışmanız olacak mı?
Birey olarak kadınlara bir çalışma alanı yaratmak için muhtar olmak gibi bir hedefim olmadı. Çünkü hayatım boyunca kadın çalışmalarının ve kadın mücadelesinin içinde olan bir kadın oldum. Bu da doğallığında olması gereken bir şey diye düşünüyorum. Ama tabi ki muhtar gibi bir temsiliyet ile çalışma alanlarının daha genişletebileceğini düşünüyorum. Bizim mahallemizde zaten benim de içinde olduğun oluşumlar var. Mahallemizde aktif çalışma yürüten bir kadın meclisi de var. Onların çalışmalarına da dahil olmaya çalışıyorum. Belki oralara muhtarlığın maddi gücü olmasa da manevi gücünü kullanarak daha çok insan katmaya ve daha verimli işler yapmaya çalışacağım.
İKİ MAHALLENİN KADINLARI MÜCADELEDE BİR ARADA
Aslında geriye dönüp baktığımızda burada yapılan kadın çalışmalarını biraz aktarmak gerekiyor. Kadın deyince hep akla sorun geliyor. Sorunların başında da hep şiddet, cinayet var. Mahallemizde 3 sene önce bir kadın öldürülmüştü. Bununla ilgili bir dava yürütülmüştü ve bu cinayet 2016 yılında yaşanmıştı. Bu davanın sürekli takipçisi olduk. Ben de bu sürecin içinde birebir bulundum. Geçen yıl tamamlanan dava sonucunda da katil iyi halden indirim aldı. Şu an cezaevinde. Ama ailenin itirazı söz konusu oldu. Bu davanın halen takipçisiyiz. Öldürülen arkadaşımızın ismi Nurcan Aslan’dı. Onun ölümünün yıl dönümünden iki gün sonra yani 1 Şubat’ta komşu mahallemiz olan Atatürk mahallesinde Sinem Metin diye bir kadın arkadaşımız öldürüldü. Onun öldürüldüğü gün de bütün kadınlar oradaydık. İkitelli ve Atakent’in kadınları olarak hep bir aradaydık. İkitelli ve Atakent bir caddenin böldüğü aslında çok yakın komşu iki mahalledir. Profil olarak birbirinden farklı gözüksek de o mahallenin de bu mahallenin de kadınları her zaman kadın mücadelesinde bir aradadır ve bunu güçlendirerek devam ettirmeyi hedefliyoruz.
ÇALIŞMALAR VE İLGİ YETERSİZ
Peki şu anki yerel yönetimlerin kadın çalışması açısından durumunu nasıl buluyorsunuz?
Kadınların yerel mecralarda yönetimde olamadığı için kadın çalışmasından söz etmenin pek mümkün olamayacağını söylemek gerekiyor. Muhtarlıklar yerel yönetimlerin en küçük birimi olduğundan belediyeleri ve parlamentoyu bizler iten güç misyonunda olabiliriz. Burada çok kadın muhtar adayı var ben hepsini de buna davet etmiş olayım. Umarım hepsi muhtar olarak seçilecektirler ve sonrasında da ilçelerdeki ve illerdeki kadın eksiliğini de giderebiliriz diye düşünüyorum. Şu anda elbette çalışmaları da ilgiyi de yerel yönetimler açısından yetersiz buluyorum.
“HEDEFİM ÇEPERİ GENİŞ TUTMAK”
Muhtar seçildiğinizde nasıl bir yönetim tarzınız olur?
Aslında mahalleye dair ben de bir mahalleli olarak pek çok fikrim ve isteğim olması ile birlikte daha çok kitleye ulaşıp herkesin isteklerini ve çözüm önerilerini değerlendirmeyi hedefliyorum. Hep söylediğim gibi çok kalabalık bir mahalle ve muhtar bir kişi. Bir kişi elbette bu mahalleye yetebilecek bir güçte olmayacaktır. Ama sekiz tane resmi olan azamız var. Yine 100 bin nüfusa baktığımızda 8 sayısı da temsiliyet için yeterli bir sayı değil. Benim baştaki hedefim bu çeperi geniş tutmak. Meclisler diye çıkmıştım yola, meclis, komisyon ve komite şeklindeki oluşumlarla bir arada olabilmek ve bir zincir kurabilmek hedefimiz. Böyle olmadığı taktirde gerçekten Atakent gibi bir mahallenin isteklerine ve beklentilerine karşılık veremeyeceğimizi düşünüyorum. Temel çıkış noktam da buydu. Buradan tüm komşularımı da tekrar davet etmiş olayım. Eğer bu göreve gelirsem birlikte yapmayı hedefliyorum. Atakentliler olmazsa bir adım daha öne gidemeyiz. Evet bu mahalle bir şekilde yönetilir ama bir adım ötesine gidemeyiz.
Sokak hayvanlarına yönelik bir çalışmanız olacak mı?
Bu dünyada birlikte yaşadığımız tüm canlılar aslında hayatı var edenlerdir. Dolayısı ile insanlar, hayvanlar olarak elbette farklılıklarımız var. Ama yaşam hakkı açısından herkesin ve tüm hayvanların da eşit koşulda olmasını savunuyoruz. Temel insani görevlerimizden biri olduğunu düşünüyorum. Atakentliler de özellikle hayvanlar konusunda çok duyarlıdırlar. Ben kendimi de onların içine katabilirim. Bununla ilgili de komşularımızın aslında bireysel uğraşları söz konusu. Pek çok komşumuz bütün gününü sokak sokak dolaşıp yem dağıtmaya ayırıyor. Tabi ki de var olan muhtarlığın da buna yönelik çalışmaları var. Bununla ilgili insanlara fikirlerini sorarken birkaç talep gelmişti. Özellikle köpekler için sosyalleşme parklarından söz ediliyor. Ben bir yerde denk gelmedim ama üzerinde araştırma yaptım. Burada yeşil alan çok bu nedenle evcil hayvanlarımızı dolaştıracak yerler var. Ama hayvanların da birbiri ile tanışıp kaynaşmasını sağlayan o sosyal park sistemi bana çok makul ve mantıklı geldi. Burada da çok yeşil alan olduğu için kafamın bir köşesine bu çalışmayı monte etmiş durumdayım. Ve benzer pek çok şey yapılabilir elbette. Bunu da yine oluşturacağımız komisyonların bir tanesini özel olarak hayvanlar ve ekoloji için oluşturmak istiyorum. Pek çok iyi fikir çıkacağını düşünüyorum ve uygulamakta da güçlük çekeceğimizi zannetmiyorum. Çünkü dediğim gibi çok duyarlı bir mahalleden söz ediyoruz. Hayvanlarla huzur içinde yaşayacağımız bir mahalleyi hedefliyoruz.
“ENERJİMİ KULLANABİLECEĞİMİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURSUNLAR”
Bir kadın muhtar adayı olarak alanda ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Kadın aday olarak zorluk yaşadığıma dair çok çarpıcı örnekler veremem. Ama genelde ‘Neden Atakent’te kadınlar daha çok aday oluyor ve neden birden çok kadın aday oluyor?’ sorusu sıklıkla geliyor. Ancak iki tane de erkek adayımız var ama kimse onlar için ‘Neden iki erkek aday var ve erkekler birleşip tek aday olsa‘ gibi bir öneride bulunmuyorlar. Kadınlar elbette birleşmeli. Her alanda birlikte çalışabilir. Ama bu yerel yönetim adaylığı da bir süreçtir. Zaten iki kadın aday var diye bunlar birbirine karşı çıkmış gibi bir durum söz konusu değil. Başında da söylediğim gibi keşke daha çok kadın olsa. Keşke 5 tane kadın aday olsa da bunların içinden bir seçim yapma fırsatı verebilsek.
Bununla birlikte muhtarlığın insanların kafasına ağır oturaklı, takım elbiseli amcalar profili olarak yerleşmiş olmasından dolayı üstü kapalı tepkiler alıyorum. ‘Ama siz çok gençsiniz’ diyorlar. Sanki genç olmak eksiymiş gibi. Elbette yaşla birlikte insanların tecrübeleri artıyordur. Ama kimi insanlar da tecrübe edinmek için yaşlanmayı beklemiyordur. Ben kendimi onlardan biri olarak tarif edebilirim. Ancak ne yazık ki çok da genç değilim artık. Türkiye’nin bu koşullarında insan ömrü ileri gitmiyor geri gidiyor. Eskiden ‘yaş 35 yolun yarısı’ diyorduk. Şimdi ne yazık ki bu rakam da geriye düştü. Bu nedenle genç olarak niteleyenler enerjimi kullanabileceğimi göz önünde bulundursunlar diye tavsiye ediyorum. Zorlukla birebir karşılaşmıyorum.
“EŞİM VE AİLEM EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİM”
Eşiniz ve aileniz muhtar adaylığınız için ne düşünüyor?
Eşim ve ailem en büyük destekçilerim. Ama tabi ki bu ailelerinden olduğum için değil gerçekten bu görevi yapabileceğimi düşünerek destek veriyorlar. Onlara da teşekkür etmiş olayım. Çünkü en az benim kadar çalışıyorlar hatta kimi zaman beni iten onlar oluyor. Taktir edecek olursanız çok yorucu bir süreç. İnsan bazen bir durup dinlenmek istiyor. Ama sağ olsunlar beni hiç boş bırakmıyorlar. Seçim süreci benim için olumlu sonuçlandığında bu başarının arkasında eşim ve ailem yer alacak.
“KENDİN SEÇ KENDİN YÖNET”
Bir sloganınız var mı?
Aslında temel çıkış sloganım tanıtım broşürlerimde kullandığım sloganım ‘Kendin seç kendin yönet’ oldu. Bu da tariflediğim birlikte yönetim biçiminin özet haliydi. Ben muhtarlık koltuğunda yalnızca bir simge olmayı hedefliyorum. Dediğim gibi mahallelinin kendi sözünü açıkça ifade edebilecek kanalları yaratan bir muhtar olmayı hedefliyorum. Bu nedenle ‘Kendin seç kendin yönet’ sloganını seçtim.
PİRHA – KESK basın toplantısı düzenleyerek 31 Mart yerel seçimlerine ilişkin tutumunu açıkladı. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Bu seçimlerde sadece yerel yöneticiler seçilmeyecek aynı zamanda ‘yeni’ başkanlık sisteminin onaylanıp onaylanmadığının da referandumu olacaktır.” dedi.
KESK, 31 Mart yerel seçimlerine dair tutumunu Tüm Bel-Sen Genel Merkezi’nde yaptığı basın toplantısıyla açıkladı. Basın açıklamasını KESK adına KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik yaptı.
“YEREL SEÇİMLER GENEL SEÇİM HAVASINDA GEÇECEK”
Katılımcılığı ve şeffaflığı gözeten, taşeronlaşmaya karşı çıkan ve kamusal hizmetleri herkes tarafından ulaşılabilir, nitelikli, eşit, parasız ve anadilinde sunan adaylara oy verilmesini savunduklarını belirten Bozgeyik, “Yerel seçimler genel seçim havasında geçecek. Bu seçimlerde sadece yerel yöneticiler seçilmeyecek aynı zamanda ‘yeni’ başkanlık sisteminin onaylanıp onaylanmadığının da referandumu olacaktır.” dedi.
“KAYYIM POLİTİKASI İLE TOPLUMSAL MÜCADELE BASTIRILIYOR”
OHAL sürecinde ve sonrasında AKP’nin yerel yönetimlerin idari tasarruflarını tek merkezde topladığını söyleyen Bozgeyik, kayyım politikası ile toplumsal mücadelenin bastırılmaya çalışıldığını, halkın seçme ve seçilme hakkının elinden alındığını ifade etti. Bozgeyik, “Hazine garantileri verilerek yol ve tünel yapımını kamu hizmeti diye sunan AKP, yerel yönetimleri de ihaleler eliyle yandaşların zengin edildiği, kayırmacılık ve torpille akrabaların işe alındığı bir çeşit ‘arpalık’tan ibaret görmektedir.” dedi.
“ADİL, LAİK, EŞİTLİKÇİ YEREL YÖNETİM ANLAYIŞI HAKİM KILINMALI”
Yerel yönetimlerde karar alma süreçleri başta olmak üzere tüm süreçlerin halkla birlikte planlaması gerektiğini dile getiren Bozgeyik, adil, eşitlikçi, laik, demokratik, şeffaf ve katılımcı yerel yönetim anlayışının hâkim kılınması sonucunda makro sorunların çözüm zemininin güçleneceğini belirtti. Kadınların yerel yönetimlerde daha fazla söz sahibi olması ve toplumsal cinsiyet eşitliğini ilke edinen yerel yönetimlerin oluşması gerektiğine dikkat çeken Bozgeyik, “Yerel yönetimlerin ekolojik sorunlara karşı daha duyarlı olması ve çözümler üretmesi durumunda AKP’nin ‘kader’ diye sunduğu doğa felaketleri önlenebilecek, dünyamızın ve çocuklarımızın geleceği tehlikelerden kurtulacaktır.” dedi.
“TOPLUMSAL YARAR ESAS ALINMALI”
Bozgeyik, KESK olarak karar alma ve denetleme mekanizmalarında gerçek katılımcılığı ve şeffaflığı gözeterek, yönetimleri halkın katılımına açan ve ‘geri çağırma’ ilkesini kabul eden, toplumsal yararı esas alan, taşeronlaşmaya karşı çıkan, kamusal hizmetleri herkes tarafından ulaşılabilir, nitelikli, eşit, parasız ve anadilinde sunan ve ulaşım, temiz su, alt yapı, ısınma, çöp vb. hizmetlerin halka doğrudan, sürekli, nitelikli ve ücretsiz ulaştırılmasını birincil görevi olarak gören anlayış ve programların taşıyıcısı adaylara oy verilmesini savunduklarını söyledi.
PİRHA – İzmir Narlıdere Çamtepe Mahallesi’ne muhtar adayı olan Elvan Özdemir, artık değişim zamanı diyerek, kadınların daha verimli ve daha iyi hizmet edeceklerini belirtti.
31 Mart yerel seçimleri yaklaşırken, seçim çalışmaları heyecanla devam ediyor.
Siyasi partiler belediye başkanlarını açıklarken, yerel yönetimlerin en önemli kalesi olarak görülen muhtar adayları da seçim çalışmaları için koşturuyor. Muhtarlık yarışı içinde olan Elvan Özdemir ile adaylık sürecini ve projelerini konuştuk.
Gerek belediye başkanı adaylarında gerek muhtarlıklarda kadın sayısının düşük olması dikkat ekiyor. İzmir Narlıdere Çamtepe Mahhalesi’nde oturan 47 yaşındaki Elvan Özdemir, oturduğu mahalleye muhtar adayı.
25 yıldır Çamtepe Mahallesi’nde oturan Özdemir, Diyarbakır doğumlu ve Alevi bir kadın. Anaokul öğretmenliği de yapmış olan Özdemir, sivil toplum örgütlerinde görev almış 8 yıldır Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği’nde yöneticilik yapıyor.
Özdemir, konuşmasına, “Artık değişim zamanı…” diyerek başladı. Kadınların ellerinin değmesi gereken yerlerin olduğunu söyleyen muhtar adayı Elvan Özdemir, kadınların daha verimli ve daha güzel hizmetler yapacaklarına inandığını belirterek mahalle için elinden gelen her şeyi yapacaklarını söyledi.
“MAHALLE MECLİSİ KURACAĞIZ”
Özdemir, Çamtepe Mahallesi’nde bulunana kadınların talepleri ve desteğiyle kazanacağına inandığını kaydetti ve projelerini şöyle sıraladı:
“Öncelikle ev hanımlarından daha çok talep geliyor. Kendilerini evde ifade edemediklerini onlar için gidecek yeni yer, kurslar, kurs yerleriyle ilgili düzenlemeler yapacağım.
Sokak hayvanlarıyla ilgili istekler geliyor onlar için de çalışma yürüteceğim. Ayrıca çocuklarımızla ilgili maddi durumu iyi olmayan çocuklara burs ayarlamak gibi projelerimiz var.
Mahallede oturan hastalara, yaşlılara ve ihtiyaç sahiplerini tespit edip yardım etmek. Mahalle meclislerini kurup, mahalle meclislerindeki sokak temsilcilerimizle beraber işbirliği ile çalışmak istiyorum.”
Mahallede bulunan kadınların vereceği güçle kazanacağına inanan Elvan Özdemir, “Kadınlar el ele verirse başaramayacağı hiç bir şey yok. Çamtepe Mahallesi kadınlarını çok güçlü görüyorum” diye konuştu.
“KADINLAR TÜM HİZMETLERDE BULUNMALI”
Yerel yönetimlerde kadın sayısının az olduğunu eleştiren Özdemir, “Bir erkek diktatörlüğü var. ‘Kadınlar yapamaz, kadınlar evde oturmalı. Kadınlar işe gidemez’ dedikleri için, kadınlar ilerleyemedi” dedi.
“Kadınlar olarak ‘biz de varız’ diyoruz” diyen Özdemir, bu dönem sosyalleşerek tüm hizmetlerde bulunmak istediklerini kaydetti.
Yerel yönetimlerde kadınların yapamayacağından endişe ettiklerini veya korktuklarını belirten Özdemir, korkularının ise daha iyisini yapacaklarımızdan kaynaklı olduğunu vurguladı.
“HERKESTEN DESTEK BEKLİYORUM”
Kadınlardan oy isteyen Çamtepe Mahalle muhtar adayı Elvan Özdemir, şu çağrıda bulundu:
Tüm kadınlarımızı el ele birlik içinde yaşanabilir bir Türkiye için birliğe çağırıyorum. Mahallelinin desteği benim için çok önemli. Kadınlar destek veriyor umarım erkekler de bizi gördüklerinde, tanıdıklarında onlar da destek verecektir. Tüm seçmenlerime tabi ki destek bekliyorum.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Alibeyköy Şubesi’nde ‘Yerel yönetimlerde kolektif halkçı belediyecilik ve Alevilik’ paneli yapılacak.
31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi birçok yerde yerel yönetimler panelleri yapılmaya devam ediyor.
PSAKD Alibeyköy Şubesi Cemevi’nde ‘Yerel yönetimlerde kolektif halkçı belediyecilik ve Alevilik’ konulu panel gerçekleşecek.
1 Aralık Cumartesi günü saat 17.00’de yapılacak panele Dersim Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu katılacak. Sanatçı Hasan Ali Sezer de klamlarıyla yer olacak. PİRHA / İSTANBUL
PİRHA – İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Cemevi’nde 8 Aralık Cumartesi günü ‘Talansız bir yerel yönetim nasıl olmalı’ konulu panel düzenlenecek.
Yerel seçimlere aylar kala toplumun her kesiminde de çalışmalar başladı. İstanbul PSAKD Ataşehir Şube ve Cemevi’nde ‘Talansız bir yerel yönetim nasıl olmalı’ konulu panel düzenlenecek.
2019 Yerel seçimleri öncesi kent yaşamında yerel yönetimlerin önemi ve kentsel dönüşümün konuşulacağı panelde CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı İlknur Birol ve TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurululu Sekreteri Cevahir Efe Akçelik konuşmacı olarak katılacak.
8 Aralık Cumartesi saat 17.00’de yapılacak paneli PSAKD Ataşehir Cemevi düzenliyor.