Etiket: yeşil sol parti

  • Sol partilerden Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’a Kılıçdaroğlu tepkisi!

    Sol partilerden Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’a Kılıçdaroğlu tepkisi!

    PİRHA- Devrimci Parti, SYKP, TÖP ve Yeşil Sol Parti Mersin İl örgütleri Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamasına tepki göstererek, “Bizler, Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ı şiddetle kınıyor, bundan sonraki icraatlarının sıkı takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz” dedi.

    CHP hakkında verilen ‘mutlak Butlan’ kararı sonrası genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklayan Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın bu tutumu tepkilere yol açtı.

    Devrimci Parti, SYKP, TÖP ve Yeşil Sol Parti Mersin İl örgütleri Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın tutumuna dair açıklama yaptı.

    Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan açıklamaya siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi. Siyasi partiler adına açıklamayı Yeşil Sol Parti’den Metin Süt okudu.

    “ÖZÜR DİLİYORUZ”

    Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın tavrının, sosyalist geçmişi, seçilirken geniş bir seçmen kitlesinin desteğini almış olması sebebiyle sol kamuoyunda öfke ile karşılandığını belirten Süt, şunları dile getirdi:

    “Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının ve tüm sosyalistlerin sahadaki emekleri ve fedakârlıklarıyla elde edilen siyasal imkanları, kişisel kariyer basamağına dönüştüren anlayışlar ne yeni ne de şaşırtıcıdır. Seçildikten sonraki bir yıllık süre içerisinde kendisini adaylaştıran ve sonrasında da seçen siyasal çevre ve örgütlerle bağlantısını kesmek için elinden geleni yapmıştır. İçinden çıkıp geldiği Yeşil Sol Parti ile ilişkisini kesmiş, yakın çevresinde bulunan başkan yardımcılarının işine son vermiş ve belediyeyi tek adam rejimiyle, bugün Kemal Kılıçdaroğlu MYK’sında yer aldığı açıklanan Yıldırım Kaya’nın eski ekibiyle yönetmekte, kararlı bir tutum içerisinde olmuştur.

    Seçim çalışmaları sürecinde demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinin diliyle siyaset yapanların, bugün o mücadeleyi görünmez kılması, mücadele arkadaşlarını yok sayması bir savrulmadır. Bu savrulma yalnızca bireysel değil politik ve ideolojiktir.

    Bu değerlendirmelerimiz kendisiyle defalarca paylaşılmış, ancak kendisini ittifakla destekleyen güçler tarafından yanlıştan dönebileceği umuduyla, kamuoyuna gerekli açıklama yapılmamış veya yapılamamıştır. Ancak bugün gelinen nokta tüm beklentilerin boşa çıktığı, bir ihanet noktasıdır. Çünkü CHP’ye dönük mutlak butlan hamlesi yalnızca bir partiye yönelik hukuki bir müdahale değil; seçme ve seçilme hakkına, demokratik siyaset zeminine, toplumsal muhalefetin birikimine ve Türkiye halklarının ortak geleceğine yönelmiş açık bir saldırıdır. Kayyum rejimiyle Kürt halkının iradesini gasp eden, üniversitelere, belediyelere, emek örgütlerine, kadın ve gençlik mücadelelerine baskı uygulayan iktidar, bugün tasfiye siyasetini muhalefetin bütününe yaymaktadır.

    Abdurrahman Yıldız’ın müesses nizamın mutlak butlan hamlesinin ne anlama geldiğini bilememesi veya okuyamaması mümkün değildir. Tüm değerlerini yitirmiş birisinin, sanki CHP’liymiş gibi, CHP içerisinde bir mücadele varmış ve o da tavrını ortaya koymuş gibi bir davranışın gerçek olmadığı hepimizce malumdur. Kendisini destekleyen sol, sosyalist güçlere ve Kürt halkına zaten sırtını dönmüş olan A. YILDIZ, mutlak butlan destekçiliği ile ihanet noktasına gelmiştir.

    Bizler kim olursa olsun, halkın ortak emeğiyle elde edilen meşruiyeti, halktan ve mücadeleden koparak tüketen, her siyasi pratiğin karşısında olmaya devam edeceğiz. Bizler, Toroslar Belediye başkanı Abdurrahman Yıldız’ı şiddetle kınıyor, bundan sonraki icraatlarının sıkı takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz. Ayrıca Yeşil Sol Parti olarak da; adaylık sürecinden, seçilmesine kadar geçen sürede gösterdiğimiz çaba ile Abdurrahman Yıldız’ın seçilmesine imkân verdiğimiz için Toroslar halkından özür diliyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • Mersin’de “Yerel yönetim politikaları ve deneyimleri” konulu panel düzenlenecek

    Mersin’de “Yerel yönetim politikaları ve deneyimleri” konulu panel düzenlenecek

    PİRHA-Fikri Sönmnez Vakfı, Mersin’de “Yerel yönetim politikaları ve deneyimleri” konulu panel düzenleyecek.

    13 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılacak panele CHP Milletvekili Gökhan Günaydın, DEM Parti Milletveikili RÜştü Tiryaki, Yeşil Sol Parti Genel Eş Sözcüsü Ahmet Asena, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Ağrı Belediye Eş Başkanı Hazal Aras katılacak.

    PİRHA/MERSİN

  • Çevreciler protesto etti, jandarma müdahale etti: Doğa şirketlere peşkeş çekiliyor-VİDEO

    Çevreciler protesto etti, jandarma müdahale etti: Doğa şirketlere peşkeş çekiliyor-VİDEO

    PİRHA- Mersin’in Arslanköy Mahallesi’nde yapılması planlanan maden ocağına karşı çıkan Mersin Çevre Platformu üyeleri, ÇED toplantısında jandarmanın müdahalesiyle salondan çıkarıldı ve darp edildi. Platform bileşenleri Veyis Yiğit ve Kenan Semen, toplantıdaki müdahale için “Halkın sesini duymak yerine, jandarmanın müdahalesiyle sesimizi kısmaya çalıştılar. Tüm bunlar doğanın şirketlere peşkeş çekilmesi için yapıldı” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy Mahallesi’nde, Berus Maden İşletmeleri A.Ş. tarafından boksit ocağı kapasite artışı ve kırma-eleme tesisi kurulması için yapılan ÇED toplantısında söz almak isteyen Mersin Çevre Platformu üyeleri, jandarma tarafından salondan çıkarıldı. Platform üyeleri, kendilerine fiziki müdahalede bulunulduğunu ifade etti.

    ÇED toplantısında darp edilen Mersin Çevre Platformu bileşenlerinden Yeşil Sol Parti Mersin İl Sekreteri Veyis Yiğit ve Yeşil Sol Parti Toroslar İlçe Eş Sözcüsü Kenan Semen yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “HALKIN BİLGİLENDİRİLME HAKKI JANDARMAYLA ENGELLENDİ”

    Veyis Yiğit, ÇED toplantısında yaşananları şöyle aktardı:

    “Arslanköy’de yapılmak istenen maden ocağının bilgilendirme toplantısına Mersin Çevre Platformu olarak TEMA Vakfı ile birlikte katıldık. Orada maden alanının genişletilmesini istemediğimizi ifade ettik. Bilgilendirme için maden şirketi salona geldiğinde, onları alkışlarımızla, düdüklerimizle ve sloganlarımızla protesto ettik. Protestomuz bir süre devam etti ve toplantı yaklaşık 45 dakika boyunca başlatılamayınca jandarma kuvvetleri çağrıldı. Jandarma tarafından itilip kakılarak toplantı salonundan dışarı çıkarıldık. Arslanköy muhtarı şirket temsilcileriyle daha önce konuşulmuş ve uzlaşılmış gibi ‘Bu maden Arslanköy’e kaç kilometre uzaklıkta?’ şeklinde bir ‘çanak soru’ sordu. Hemen ardından 25 kilometre yanıtı verilerek, “Uzak, ses, gürültü, patlama duyulmayacak” denildi. Muhtarların tutumu nedeniyle dışarı atılmamız ve jandarmanın müdahalesi, bunun meşru ve yasal bir ÇED toplantısı olmadığını; halkın bilgilendirilme hakkının jandarma eliyle engellendiğini söyleyerek toplantıyı protesto edip salonu terk ettik.

    Doğanın uluslararası sermaye eliyle şirketlere peşkeş çekildiğini dile getiren Yiğit, “Daha dün İliç’te yaşanan olaya “doğa felaketi” denildi ama o bir doğa felaketi değildi; insan eliyle yapılan bir faciaydı. Sivas’ın Kangal ilçesinde Alacahan’da altın bulunmuş, köylüler seviniyor köyümüzde altın çıkacak, zengin olacağız diye… Oysa gerçekte durum böyle değil. Orada çıkarılan altından devletin aldığı pay sadece yüzde 2 halka ise siyanür gölleri ve kimyasal atıklar kalacak. Uluslararası yabancı şirketler, yerli işbirlikçileriyle bizim yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi sömürerek bunu yurt dışına taşıyacak. Biz bu doğayı ve çevreyi çocuklarımıza en az hasarla devretmekle yükümlüyüz” şeklinde konuştu.”

    “ANAYASAL HAKKIMIZ İHLAL EDİLDİ”

    Kenan Semen ise ÇED toplantısında Arslanköylülerden bazılarının kendilerine “Ne için buradasınız? Gidin kendi yerleşkenizi koruyun, burayı niye koruyorsunuz?” diye tepki gösterdiğini belirterek, “Biz arkadaşlara şunu anlattık; bu maden ocakları yalnızca Arslanköy özelinde bir mesele değil. Çok yakın bir tarihte İliç maden faciası yaşandı. Orada ölümlü bir kaza oldu ve daha vahimi, siyanürün nehre aktığı bilindiği halde toplumun büyük bir kısmı bu tür olaylardan habersiz bir şekilde yaşamaya devam etti. Bizim, canlı yaşamının sürdüğü her yerdeki olumsuzluklara karşı tepki göstermemiz ve bunlara ilişkin cevap vermemiz kaçınılmaz bir zorunluluktur” dedi.

    ÇED toplantısında yaşananların Anayasa’ya aykırı olduğunu vurgulayan Semen, “Anayasa’nın 56. maddesi de bize bu hakkı ve yetkiyi tanır. Anayasa hiçe sayılarak bu müdahaleler gerçekleştiriliyor. Halkla birlikte biz bu sermaye sınıfına karşı mutlaka cevabımızı vereceğiz. Bu ülkenin sahibi sermaye sınıfları değildir. Bu ülkenin gerçek sahipleri üretenlerdir” ifadelerini kullandı.
    Semen, mücadeleyi sürdüreceklerinin altını çizerek, “Bu ülkenin gerçek sahipleri, üretenlerin kendisinin yönettiği bir dünyayı tasarlayanlardır. Bu nedenle bizler ses yükseltmeye devam edeceğiz. Her türlü olumsuz koşul içinde de varlığımızı sürdürmeyi sürdüreceğiz” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • SOLDEP, SYKP, YSP: İnsanca bir yaşam için 1 Mayıs’ta alanlara- VİDEO

    SOLDEP, SYKP, YSP: İnsanca bir yaşam için 1 Mayıs’ta alanlara- VİDEO

    PİRHA- SYKP, SOLDEP ve Yeşil Sol Parti Mersin İl Örgütleri “İnsanca bir yaşamı, eşitliği, özgürlüğü ve barışı kazanmak için 1 Mayıs’ta alanlardayız” diyerek tüm emekçilere 1 Mayıs çağrısı yaptılar.

    Sosyalistler Partisi (SOLDEP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Yeşil Sol Parti (YSP) Mersin’de yaptığı ortak basın toplantısıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı’na çağrı yaptı.

    Yeşil Sol Parti binasında yapılan ortak çağrının basın metnini SOLDEP Merkezi Koordinasyon Kurulu Üyesi Naz Dere okudu.

    “BOZUK DÜZENİ EMEĞİMİZLE DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    Ekolojik yıkımın, ekonomik yoksulluğun, erkek-devlet şiddetinin giderek derinleştiği bir ortamda 1 Mayıs’ı karşıladıklarını belirten Naz Dere, şunları ekledi:

    “Kapitalizmin çoklu krizi giderek derinleşiyor; emperyalist merkezler ve işbirlikçi iktidarlar, faşizmi tek ayakta kalma aracı olarak normalleştiriyor, şiddeti toplumsal hayatın her alanına yaymaya çalışıyorlar. AKP-MHP iktidarı ve onunla el ele yürüyen sermaye sınıfı, bu ülkeyi yıllardır derin bir kriz sarmalına sürükledi. Uygulanan halk düşmanı politikalarla milyonlarca emekçi açlık sınırının altında yaşarken, patronlar servetlerini katlamaya devam ediyor. Ormanlarımızın, su kaynaklarımızın, atmosferimizin kirletilmesi ve talan edilmesi her gün artarak devam ediyorken iktidar Kanal İstanbul projesi için hala net hamleler yapmakta ısrarcı oluyor. Halk her gün yoksulluğa, işçiler iş cinayetlerine, kadınlar ve LGBTİ+’lar erkek şiddetine, gençler ise geleceksizliğe mahkum ediliyor. Yargı sopası, kayyum zorbalığı ve kolluk şiddetiyle halkın iradesi gasp ediliyor.”

    Naz Dere, ortak mücadele vurgusu yaparak, “Emeğimizden aldığımız güçle, dayanışmamızla, örgütlü mücadelemizle bu düzeni hep birlikte değiştireceğiz. İnsanca bir yaşamı, eşitliği, özgürlüğü ve barışı kazanmak için 1 Mayıs’ta alanlardayız. Yoksulluğa, sömürüye, kayyuma, baskıya, erkek-devlet şiddetine, savaşa ve geleceksizliğe karşı eşitlik, ekmek, adalet, barış ve özgürlük için hep birlikte alanlara” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

  • 2023 yılı Türkiye ve Dünya için savaşın, yoksullaşmanın yılı oldu

    2023 yılı Türkiye ve Dünya için savaşın, yoksullaşmanın yılı oldu

    PİRHA- 2023 yılı Türkiye Orta Doğu ve dünyada savaşların, yoksulluğun ve göçün gölgesinde geçti.

    2023 yılı Türkiye, Orta Doğu ve dünyada savaşların, yoksulluğun ve göçün gölgesinde geçti. Türkiye Cumhuriyeti 100’üncü yılını geride bırakırken, temel sorunları ikinci yüzyıla taşındı. Aleviler, Kürtler ‘Demokratik Cumhuriyet’e dair mücadelesini 2024’e taşırken, yurttaşlar, ekonomik krizin derinleştiği ülked eher geçen gün daha da fakirleşti.

    CUMHURİYETİN 100. YILI VE DEĞİŞMEYENLER…

    24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı, Ankara Antlaşması’nda çizilen sınırlar olarak kabul edildi. Lozan’ın ardından 23 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    Özelde Aleviler için ise koca bir yüzyıl inkar, katliam ve asimilasyon politikalarına maruz kalarak geçerken, toplumsal talepleri sürekli kriminalize edilmek istendi.

    Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler, ikinci yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak istendi.

    6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE ONBİNLERCE İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ

    6 Şubat sabaha karşı Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 9 saat arayla 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde iki korkunç deprem meydana geldi.

    Deprem, Adıyaman, Diyarbakır, Antep, Hatay, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Urfa olmak üzere 10 kenti etkiledi. 13,5 milyon insanın yaşadığı Macaristan topraklarından daha büyük bir alanı etkileyen depremde yüzbinler evsiz kaldı.

    6 Şubat depremlerinden 10 şehir etkilendi. Ancak yıkımların büyük kısmı Maraş, Malatya, Adıyaman ve Hatay’da yaşandı. Deprem bölgelerine kurtarma çalışmaları geç gittiği için onbinlerce insan eksi derecedeki soğuklarda enkaz altında donarak can verdi. Yıkılan binaların altında yardım isteyen insan çığlıkları bir ülkenin tarihine kara leke olarak geçti.

    Oldukça geniş bir coğrafyayı etkileyen depremlerde resmi açıklamalara göre 50 bin 783 kişinin hayatını kaybettiği, 107.204 kişinin ise yaralı olduğu belirtildi. Fakat rakamların şeffaf olayarak paylaşılmadığı, can kayıplarının yüzbinlerce olduğu yorumları da yapıldı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan felaketler sonrasında yaptığı, herşeyi kadere havale etme açıklamalarını bu depremde de sürdürdü.

    Bartın’ın Amasra ilçesindeki maden faciası için söylediği “kader planı” ifadesini bu kez Maraş depreminde tekrar etti. Maraş’ta ailesini, komşularını, evini kaybeden depremzedeleri ziyaret eden Erdoğan, “Bunlar kader planının içerisinde olan şeyler” dedi. Bu açıklaması büyük tepki çekti.

    Kurtarma çalışmalarında organize olamayan iktidar, yardım çalışmalarında da benzer politikalar izledi. Çoğu bölgeye 3-4 gün sonra ulaşan devlet görevlileri, bölgeye yardım götürmek isteyen siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve Alevi örgütlerini engellemeye çalıştı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum AFAD harici koordinasyona müsaade edilmeyeceğini açıkladı.

    Pazarcık’ta HDP ve yöre dernekleri tarafından bir dayanışma alanına dönüştürülen Hasankoca Cemevi’ne kayyum atandı.

    Yine deprem kentlerinde yardımların organizesi sırasında özellikle Alevi mahallelerine ayrımcılık yapıldığı da gündeme geldi. Birçok Alevi köyü ve mahallesine yardımlar gitmedi.

    Maraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından kayıp çocuklar da gündeme gelmişti. Depremde refakatsiz kalan çocukların bazılarının tarikatlarin ellerine düştüğü, tarikatlere bağlı Kur‘an kurslarına götürüldüğü ortaya çıktı. Depremin ardından deprem bölgelerinden büyük bir göç yaşandı. Özellikle Alevilerin yaşadığı bölgelerin bilinçli olarak boşaltıldığı belirtildi.

    Gönüllüler topraklarının yeniden inşası için çağrılar yaptı. Maraş’ta 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından sorunlar çözülmedi. Ağır yıkım yaşanan 11 ilde depremzedelerin barınma, beslenme, sağlık gibi temel ihtiyaçları hala karşılanmış değil. Depremzedelerin çadır ve konteynerleri her sağanağın ardından sular altında kalıyor, ısınma sorunu da hala çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mart ayında verdiği “650 bin yeni konut yaparak depremzedelere teslim edeceğiz” sözlerine karşın herhangi bir adım atılmadı.

    Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yasallaşması da tepkileri artırdı.

    Kanuna göre; her yer rezerv yapı alanı ilan edilebilecek. Dönüşüm kapsamında borcunu ödeyemeyenler mülkiyet hakkını kaybedecek.

    Evlerine kavuşmak için adeta gün sayan yurttaşlar, bu kanun ve kararnameyle şimdi de ‘rezerv alan’ denilerek rant uğruna mülkiyet hakkı kaybı yaşama riskiyle de karşı karşıya.

    Diğer taraftan kentlerin inşası için iktidara yakın şirketlerle imzalanan protokoller de gündeme geldi. Deprem bölgelerinin inşası iktidar yanlılarına teslim edildi.

    Yine deprem alanlarında enkazlar, tüm uyarılara rağmen kontrolsüzce tarım ve yaşam alanlarına döküldü ve  oluşan absest ciddi sağlık sorunlarına neden oldu. Maraş depremlerinden etkilenen illerde sorunlar altı aydır çözülmeyi beklerken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve bağlı il müdürlükleri, bölgenin doğasını tehdit eden maden şirketleri için onay vermeye devam ediyor.

    Bakanlık depremden bu yana bölgede toplamda 350 projeyi onayladı. Ormanları, meraları ve binlerce insanın geçimini sağladığı tarım alanlarını tehdit eden 112 maden projesine ÇED onayı verildi.

    14-28 MAYIS SEÇİMLERİ

    14 ve 28 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden biri oldu.

    Seçimlere giderken AKP-MHP iktidarının cumhurbaşkanı adayı Recep Tayip Erdoğan iken, 6’lı masa olarak seçimlere giren bloğun aday belirleme süreci tartışmalı ve uzun sürdü.

    6’lı masada Cumhurbaşkanı adayı krizi İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in masadan kalkmasıyla derinleşirken, sancılı bir sürecin ardından 14 Mayıs seçimlerinde 6’lı masanın adayı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

    Aday göstermeyen ve destek açıklamaları yapmaktan kaçınan HDP ise isim vermeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini açıkladı.

    14 Mayıs’ta sonuçlanmayan Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. 28 mayıs’ta yapılan ikinci turda ise seçimleri AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kazandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan her zamanki gibi Beştepe’de yaptığı balkon konuşmasında nefret dili kullanmaya devam etti, Selahattin Demirtaş’ı hedef aldı.

    Seçimlerin ardından Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile imzalanan protokol tartışma konusu oldu. Özdağ, Kılıçdaroğlu ile ikinci tur öncesi yaptığı gizli protokolün belgelerini paylaştı. “Hükümetin Oluşturulması ve Görev Bölümü” başlıklı kısımda; İçişleri Bakanlığı ve iki bakanlığın daha Zafer Partisi’ne verilmesi, güvenlik, adalet ve ekonomi bürokrasisi öncelikli olmak üzere bazı bakan yardımcılıklarının Zafer Partisi’ne tahsis edilmesi konusunda anlaşıldığı görüldü.

    Parlamento seçimlerinde ise Yeşil Sol Parti Alevi kimliğini temsilen adaylara yer verdi. Yeşil Sol Parti İstanbul 3. Bölge’den milletvekili adayı olan Celal Fırat meclise girmeyi başardı. Dersim’de ise Ayten Kordu seçildi. 25 ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili olan Ali Kenanoğlu ise Yeşil Sol Parti’den Adıyaman’da seçimlere girdi ancak seçilmedi. Yeşil Sol Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili adayı Turgut Öker de meclise giremeyen bir başka isim oldu.

    PSAKD Eski Genel Başkanı Gani Kaplan da Yeşil Sol Parti listesinde Sivas’tan aday gösterilmişti. Kaplan da Meclis’e giremedi.

    CUMARTESİ ANNELERİ’NİN EYLEMİNE POLİS MÜDAHALE ETTİ, ANNELER DİRENDİ

    Türkiye’nin en uzun süredir devam eden sivil itaatsizlik eylemi olarak kabul edilen ve 27 Mayıs 1995’ten beri cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’nda düzenlenen Cumartesi Anneleri eylemine yönelik yasaklamalar bu yıl da devam etti.

    Cumartesi Anneleri’nin, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen Galatasaray Meydanı’na çıkışına polis yine haftalarca izin vermedi. Birçok eylemde ters kelepçe ile gözaltılar yaşandı.

    Cumartesi Anneleri‘nin direnişi sonuç verdi. 8 Nisan’dan itibaren 30 hafta boyunca gözaltına alınan ve meydana karanfil bırakmaları engellenen Cumartesi Anneleri/ İnsanları eylemlerinin 972. haftasında abluka altında tutulmaya devam edilen Galatasaray Meydanı’na karanfillerini bıraktı. Eylem yalnızca 10 kişinin katılmasına izin verilirken, Cumartesi Anneleri adına konuşma yapan İkbal Eren, “Kayıplarımızı aramaktan, kaybedenlerin yargılanmasını talep etmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    CAN ATALAY KARARI

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı Davası’nda, Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen 18’er yıl hapis cezalarını onadı.

    Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkında verilen 18’er yıl hapis cezaları ise Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozuldu.

    Dairenin kararında, bu sanıkların eylemlerinin, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” kapsamında olmadığına işaret edildi. Daire, mahkumiyet hükümlerini bozduğu sanıklar Yapıcı ile Altınay’ın adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesini kararlaştırdı. Bunun yanında Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay’a “hak ihlali” kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunarak yargıda bir skandala imza attı.

    AYM’nin “hak ihlali” kararını görüşen yargıtay, kararın uyulmamasına hükmetti. Yargıtay , Atalay’ın milletvekilliğinin de düşürülmesi için Meclis’e bildirimde bulundu.

    Yargıtay, Atalay hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanması ile hükümlü sıfatını kazandığını, anayasaya göre milletvekilliğinin düşmesi sebeplerinden biri olarak, “kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinin” düzenlenmiş olduğunu, Anayasa’nın 76. maddesinde sayılan milletvekilliği ile bağdaşmayan suçlardan kurulan mahkumiyet hükmünün milletvekilliğini düşüreceğini belirtti. Yargıtay, ayrıca AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu karar hukukçular tarafından “yargı darbesi” olarak değerlendirildi. AYM başvuru üzerine tekrardan hak ihlali kararı verirken, yerel mahkeme AYM’nin kararını tekrardan Yargıtay’a yolladı.

    Yerel mahkemenin kararına karşı başta İstanbul olmak üzere birçok kentte oturma eylemi başlatıldı.

    TTB’YE KAYYUM ATANMASINA KARAR VERİLDİ

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması talebiyle açılan davanın 7’nci duruşması 30 Kasım’da Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, TTB’nin Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ile Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına karar verdi. Buna göre mahkeme, yeni merkez konseyi seçimlerini tamamlamak üzere beş kişilik bir heyet görevlendirdi.

    Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin TTB Yönetim Kurulu’nu görevden alma kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kayyum kararlarıyla özdeştirildi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yıllardır TTB yöneticilerini hedef gösteriyordu.

    TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, kimyasal silahların çatışmalarda kullanıldığına dair uzman görüşlerini ve gözlemlerini aktarınca iktidar medyası tarafından hedef alınmış, Ankara Başsavcılığı da Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı.

    CHP KONGRESİNDE ‘DEĞİŞİM’ ÇIKTI, ÖZEL CHP GENEL BAŞKANI OLDU

    Seçimlerin ardından değişim sloganları ile yapılan CHP 38. Olağan Kurultayı’nda genel başkanlık seçimini Özgür Özel kazandı. Böylece CHP’de 13 yıllık Kemal Kılıçdaroğlu dönemi sonra erdi.

    Kılıçdaroğlu’nun kurultayda yaptığı, “Sırtımdaki hançerlerle seçime girmek zorunda kaldım. Beni asıl üzen, sırtımdaki yük değildi, sırtımdaki hançerlerdi” sözleri büyük tartışma yarattı.

    Kurultay‘ın ilk tur oylamasında Özel 682 oy, Kılıçdaroğlu ise 664 oy aldı. Çekilir mi, çekilmez mi tartışmaları sürerken, Kılıçdaroğlu ikinci tura da katıldı.

    Kılıçdaroğlu oy kullandıktan hemen sonra kurultay salonundan ayrılarak CHP Genel Merkezi’ne geçti. Oylamanın sonucuna göre Özel, delegelerden 812 oy alırken, Kılıçdaroğlu ise 536 oy aldı. Böylece Özgür Özel CHP’nin 8. Genel Başkanı oldu.

    HEDEP YARGITAY’A TAKILDI, DEM OLDU

    İktidar tarafından hedef alınan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi’ndeki davası sürüyor.

    Anayasa Mahkemesi, HDP’nin “kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması” başvurusunu reddetmiş, HDP ise 14 mayıs seçimlerini riske atmamak için seçimlere Yeşil Sol Parti ile girme kararı almıştı.

    Seçimlerin ardından Yeşil Sol Parti kısa adı HEDEP olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak yoluna devam etti. “Özgürlük için yeniden” sloganıyla düzenlenen 4. Olağan Kongre’de eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları oldu.

    HEDEP ismi 13 Mart 2003 tarihinde AYM tarafından kapatılan HADEP’e benzerliği nedeniyle Yargıtay tarafından değiştirilmesi yönünde tebliğde bulunulan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, kısa adını DEM Parti olarak değiştirdi.

    VARTİNİS KATLİAMI ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI

    Muş’un Korkut ilçesine bağlı Vartinis beldesinde 3 Ekim 1993 tarihinde aynı aileden 9 kişinin evleri ateşe verilerek katledilmesiyle ilgili dava zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü.

    Vartinis kırsalında 2 Ekim 1993’te yaşanan çatışmada bir astsubay yaşamını yitirmişti. Çatışmadan sonra astsubayın cenazesini almaya gelen askerler, Vartinis’ten geçerken havaya ateş açmış ve, “Bu gece gelip köyünüzü yakacağız” diyerek bölgeden ayrılmıştı. Olaydan bir gün sonra, 3 Ekim’de beldeye gelen askerler “örgüte yardım ettikleri” iddiasıyla köyü ateşe vermişti.

    Evlerinin ateşe verilmesi sonucu Nasır ve Eşref Öğüt çifti, en büyüğü 12, en küçüğü ise henüz 3 yaşında olan 7 çocukları ile birlikte can vermişti. Evden sağ kurtulan tek kişi olan Aysel Öğüt ise daha sonra olaya ilişkin suç duyurunda bulunmuştu.

    HİRANUR VAKFI DAVASI

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G. babasının kendisini altı yaşındayken, o dönem 29 yaşında olan Kadir İstekli ile imam nikahıyla ‘evlendirdiğini’ ve çocukluğu boyunca cinsel istismara uğradığını anlatarak şikâyetçi olması üzerine skandal ortaya çıktı.

    İddianame 30 Ekim 2022’de İstanbul Anadolu Başsavcılığı tarafından tamamlandı. İddianamede H.K.G.’nin ifadeleri de yer aldı. H.K.G. imam nikahı kıyıldıktan bir gün sonra, Kadir İstekli’nin cinsel istismarına maruz kaldığını anlatarak 13 yaşındayken nişan, 14 yaşına geldiğinde ise düğün yapıldığını ve düğünden sonra Kadir İstekli ile aynı evde yaşamak zorunda kaldığını belirtti. İddianamede Kadir İstekli, tarikat lideri baba Yusuf Ziya Gümüşel ile anne Fatma Gümüşel’in zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediklerini belirtildi.

    Davanın görülen ilk duruşmasında mahkeme heyeti, gizlilik kararı alarak yayın yasağı getirdi. Davanın 7’nci duruşmasında mahkeme heyeti, “zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan Kadir İstekli’ye 30 yıl, Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, Fatıma Gümüşel’e ise 16 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, tutuklama kararıyla birlikte tutuksuz yargılanan Fatıma Gümüşel hakkında yakalama kararı çıkardı.

    İSRAİL-FİLİSTİN SAVAŞI

    2023 yılına, ulus devlet sisteminin yarattığı bir kriz olan İsrail-Filistin arasındaki savaş hali damga vurdu. “İslami Direniş Hareketi” olarak adlandırılan Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı ssaldırılarla İsrail-Filistin arasındaki savaş yeniden patlak verdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu saldırıya karşı 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan bu yana ilk kez savaş durumu ilan etti ve yaklaşık 300.000 yedek askeri askerlik hizmetine çağırdı. Ekim 2023’ün sonunda İsrail Savunma Kuvvetleri Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kara saldırısı başlattı. Birleşmiş Milletler’e göre, çatışmalar başladığından bu yana Gazze nüfusunun %70’ten fazlası yerinden edildi.

    Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’na göre savaşın başlangıcından bu yana yaklaşık üçte ikisi kadın ve çocuk olmak üzere en az 19 bin 453 Filistinli hayatını kaybetti, 52 bin 286 kişi yaralandı. İsrail’in uyguladığı topyekûn kuşatma ve yoğun hava saldırıları nedeniyle Gazze’de su, elektrik, gıda ve ilaç sıkıntısı yaşanıyor. Abluka altındaki Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den bu yana süren yoğun bombardıman, dünyada büyük tartışmalar ve kitlesel yüzlerce protestoya neden oldu. İsrail’e dönük tepkiler artarak devam ederken, saldırıların başladığı dönem İsrail’e destek veren Avrupa ve ABD yönetimleri, gerek kendi ülkeleri gerekse dünyadan gelen eleştiriler karşısında insani söylemi artırmaya başladı.

    UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI

    24 Şubat 2022’de başlayan savaşta Rus ordusu ocak ayında 300 bin yedek askerle takviye edilen güçleriyle Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesinde yeniden saldırıya geçti.

    Moskova, mayıs ayındaki işgalinden bu yana en uzun ve en kanlı savaşta Bahmut’un ele geçirildiğini duyurdu. Kiev, Moskova’nın işgal ettiği toprakları geri almak amacıyla haziran ayında karşı saldırı başlattı; ancak sadece güney ve doğudaki birkaç köyü geri almayı başardı. 24 Haziran’da Wagner grubundan isyancı savaşçılar Moskova’ya doğru yürüyüşe geçti. Geri adım atan grubun lideri Yevgeny Prigozhin, iki ay sonra uçak kazasında öldü. Kiev, kasım ayı ortasında Rus ordusunu güneydeki Herson bölgesinde birkaç kilometre geri püskürttüğünü iddia etti. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi Ukrayna’da savaşın başlangıcından bu yana 9 bin 900 sivilin öldürüldüğünü açıkladı. ABD istihbarat raporuna göre, Ukrayna’daki savaşta 315 bin Rus askeri öldü ya da yaralandı.

    Savaştan sonraki beş hafta içinde Rusya, 1917 Ekim Devrimi’nden  bu yana en büyük göçünü verdi. Savaş ayrıca küresel çapta gıda kıtlığına neden oldu.

    Ayrıca Rusya’da 15-17 Mart 2024 tarihleri arasında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde, Ukrayna’da işgal edilen bölgelerde de sandık kurulacağı açıklandı. Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düzenlenecek devlet başkanı seçiminde aday olacağını Merkez Seçim Komisyonu’na bildirdi.

    Elif SONZAMANCI-Diren KESER/PİRHA

     

  • Akkuyu’da iş cinayeti: Atanamayan öğretmen yaşamını yitirdi

    Akkuyu’da iş cinayeti: Atanamayan öğretmen yaşamını yitirdi

    PİRHA- İlyas Bul atanamayan öğretmendi. Akkuyu Nükleer Santrali’nde çalışırken düşerek beyin kanaması geçiren Bul, bugün Mersin Şehir Hastanesi’nde verdiği yaşam mücadelesini kaybetti. Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, “Bu bir cinayettir. Vebali de gençleri geleceksizleştiren AKP iktidarınındır” dedi.

    Atanamadığı için Akkuyu Nükleer Santrali’nde çalışmaya başlayan 26 yaşındaki İngilizce Öğretmeni İlyas Bul, iş sahasında düşerek geçirdiği beyin kanamasından dolayı Mersin Şehir Hastanesi’nde yaşam mücadelesi veriyordu. Bul, bugün sabah saatlerinde yaşam mücadelesine yenik düşerek yaşamını yitirdi.

    ALİ BOZAN: SORUMLU AKP İKTİDARIDIR

    Atanamadığı için çareyi başka alanlarda çalışmakta bulan İngilizce öğretmeni İlyas Bul’un, Akkuyu Nükleer Santrali’nde çalışırken düşerek beyin kanaması geçirmesini ‘kaza’ değil, AKP iktidarının gençlerin geleceği ile oynaması olarak yorumlayan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, şunları kaydetti:

    “Akkuyu, ilk günden beri skandalların santrali oldu. Birçok işçinin kölelik şartlarında çalıştırıldığı Akkuyu’da daha önümüzdeki günlerde tüm kamuoyuna yansıyan bir zehirlenme vakası yaşandı. Şimdi de atanamayan 26 yaşındaki bir İngilizce öğretmeni, Akkuyu iş sahasında düşerek beyin kanaması geçirdi. Adı İlyas Bul. Mersin Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyordu. Atanamadığı için çareyi Akkuyu’da çalışmakta bulmuş. Bu, ülkedeki gençlerin yaşadığı gerçekliğin resmidir. Gençler geleceksizleştirildi. Bakın atanamayan öğretmen diyoruz. Okulda öğrencilerle birlikte olması gereken bir öğretmenin, Akkuyu Santrali cehenneminde son bulan yaşam mücadelesini konuşuyoruz. Gencecik bir öğretmenin Akkuyu cehenneminde yaşamını yitirmesinin sorumlusu AKP iktidarıdır. Bu gencimizin ve geleceksizleştirilmiş daha milyonlarca gencimizin yaşadıklarının vebali AKP iktidarının boynunadır. Derhal skandallar ve acı olaylarla gündemden düşmeyen Akkuyu cehennemine el atılmalıdır.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Yeşil Sol Parti Milletvekili Heval Bozdağ hakkında fezleke

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Heval Bozdağ hakkında fezleke

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ hakkında hazırlanan fezleke Adalet Bakanlığı’na gönderildi

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeşil Sol Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ hakkında hazırlanan fezlekenin Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini duyurdu.

    Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “PKK/KCK silahlı terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen iki şahsın Ankara’dan Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesine götürülmesi eylemine ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında, 28. Dönem Milletvekili Heval Bozdağ hakkında ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçu yönünden tanzim olunan fezleke Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.”

    “İÇİŞLERİ BAKANI’NIN AÇIKLAMASI YARGIYA MÜDAHALEDİR”

    Yeşil Sol Parti, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın gerçekleri saptırarak algı operasyonu yaptığını vurguladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “İçişleri Bakanı gerçekleri saptırarak algı operasyonu yapıyor. Gözaltına alınanlar Gençlik Meclisimizin (Ronahi Tunç) ve Parti Meclisimizin (Hazal Karabey) üyesidir. Kongre çalışmalarımız için Heval Bozdağ vekilimizle birlikte Ankara’dan Ağrı’ya gitmişlerdir. Gözaltına alındıklarında arkadaşlarımız bu durumu açıklamışlardır. Adliyedeki ifadelerinden sonra önce serbest bırakılmışlar, ancak ısrarla Adliyede tutulmuşlardır. Daha sonra da itiraz üzerine ve beyanlarına rağmen haksız yere tutuklanmışlardır. İçişleri Bakanı’nın açıklaması yargıya müdahaledir ve algı operasyonudur. Bu hukuksuzluğu kınıyoruz”

    (HABER MERKEZİ)

  • HEDEP Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan oldu-VİDEO

    HEDEP Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan oldu-VİDEO

    PİRHA- HEDEP Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan kongrede yaptığı konuşmada Orta Doğu’da süren savaşa dikkat çekerek, “Barışın yolu Kürt ve Filistin Sorununun çözümünden geçer. Gelin bir yüzyıl daha kaybetmeyelim, cumhuriyeti demokratikleştirelim” dedi.

    Halkların Eşit ve Demokratik Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan kongrede konuşma yaptı.

    Yeşil Sol Parti 4.Büyük Kongresi’nde alınan kararlar üzerine isim ve yönetim değişikliğine gidildi. Yeni isim Halkların Eşit Demokratik Partisi olurken Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan oldu.

    “BU TARİHSEL HATAYI BİR DAHA YAPMAMAK İÇİN MUHALEFETE ÇAĞRI YAPIYORUZ”

    Halkların Eşit ve Demokratik Partisi Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları Oruç tüm ezilen halkları selamlayarak başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bu salon yoğun baskılara rağmen yüreği eşitlik, kardeşlik, demokrasi, barış ve özgürlük için atanlarla doluysa, bu Güneşin yoldaşları olan sizlerin onurlu mücadelesi ve direnişi sayesindedir. Kapitalist uygarlığın krizi dünyanın her köşesinde insanlık ve doğa için alarm veriyor. Dünyanın bir avuç zengini karlarına kar katabilsinler diye, milyarlarca insan ve doğa topyekün yok oluşa sürükleniyor. Kapitalist modernite ekonomik ve siyasi kriziyle baş edebilmek için küresel çapta ırkçı, ataerkil, aşırı sağcı ve faşizan siyasal güçleri iktidara taşıyor.  Türkiye’deki Erdoğan iktidarı ve otoriter rejim de bu küresel sağ faşist dalganın üzerinde yükseliyor.

    SABIR TAŞIMIZ ÇATLADI ARTIK

    Son seçimlerde küresel ve yerli sermaye güçlerinin büyük bir bölümünün Erdoğan’ın arkasında durmasının sebebi budur. Giderek derinleşen ekonomik krizde sermaye arsızca zenginleşirken; işçilerin, emekçilerin, yoksulların payına daha çok açlık, yoksulluk, sefalet düşüyor. Artan hayat pahalılığına, düşen ücretlere karşı Erdoğan iktidarının tek söylediği ‘Dişinizi sıkın, lokmalarınızı küçültün.’ Bu tuzu kuruların haberi yok. Halkta ne sıkacak diş ne küçültecek lokma kaldı. Sabır taşımız çatladı artık. Hz. Muhammed’in ‘Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir’ kelamını hatırlatıyoruz: Karun gibi zenginleştiniz. Bizden değilsiniz.

    Türkiye’nin dört bir yanında işçiler direniyor. Selam olsun Argobay işçilerine, Trendyol çalışanlarına, Vera Kâğıt ve Korning direnişlerine, Devrimci Yapı İşçilerine selam olsun. Havamıza, suyumuza, toprağımıza göz diken sermaye düzenine ve iktidara karşı bıkmadan usanmadan direnenlere selam olsun. Selam olsun Akbelen, Cilo, Dikmece, Cudi, Kazdağları, Yırca direnişlerine…

    BU İKTİDAR BİR FELAKET İKTİDARIDIR

    Yüzyılların en yıkıcı depremini yaşadık. Adeta kentler yok oldu. Afeti felakete çevirdiler. On binlerce insan enkaz altında yardım beklerken can verdi. Depremde yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum. Devletin ilk günlerde kurtarma çalışmalarında yoktu, şimdi de yok. Kış geliyor. Depremzedelerin sayısız sorunu var. Yaşam mücadelesi veren depremzede kardeşlerimizin, ‘buradayız, gitmiyoruz’ diyenlerin sesi/soluğu olmaya devam edeceğiz. Bu iktidar bir felaket iktidarıdır.

    Türkiye ve Kürdistan açık cezaevine dönüştürüldü. İktidar yargısı kumpas ve siyasi soykırım davalarıyla adaletsizlik üreten bir mekanizmaya dönüştü. Kobani kumpas davası Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri gibi. Haksız ve hukuksuz yere cezaevlerinde tutulan Gültan Kışanak’a, Sebahat Tuncel’e, Ayla Akat’a, Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Selahattin Demirtaş’a ve onların şahsında siyasi rehine yoldaşlara; sürgündeki yoldaşlara selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyorum.

    DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR

    İşsizlik, yoksulluk, barınma sorunu, mutsuzluk, umutsuzluk, geleceksizlik kader değildir. Seçeneksiz de değilsiniz. Biz buradayız, yanınızdayız. Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihi devrimci, sosyalist ve yurtsever gençlik hareketinin öncülük ettiği sayfalarla dolu. Faşist rejime karşı demokratik ve özgür yarınlar için 21. Yüzyılın sosyalizmine, devrimci-yurtsever ruhuna uygun bir mücadeleyi büyütmenin tam zamanı.

    Mayıs seçimlerinden sonra iktidar yeniden insanların inançlarına, yaşam tarzlarına açıktan saldırıyor. Buradan mütedeyyin kardeşlerime sesleniyorum: Dini istismar eden, İslam’ı siyasallaştıran her anlayışa karşı durma zamanı. Sizlerin sözleri, duruşları yaklaşımı 72 milletin bir arada yaşaması için o kadar kıymetli ki.  Değerli Alevi canlar! Alevi toplumunu ötekileştiren, inanç olarak kabul etmeyen tekçi, mezhepçi zihniyete karşı “Eşit yurttaşlık hakkı temelinde” mücadelenizin ve duruşunuzun bugüne kadar olduğu gibi yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ülkede inanan, inanmayan herkesin inancını, ibadetini özgürce yaşayabileceği, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur.

    HER BİR KADININ HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    AKP iktidarı kadınların lehine olan en ufak bir kazanıma dahi tahammül etmiyor. Bu kazanımları yok etmek için canla başla çalışıyor. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemimizin hedef alınmasını, kadın kurumlarının kapatılmasını, kayyımlar eliyle işlevsizleştirilmesini İstanbul Sözleşmesinin bir gece yarısı gasp edilmesini, Nafaka hakkımızın gasp edilmesini asla kabul etmiyoruz. Kadın düşmanlığına, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret siyasetine karşı direnerek ve birleşerek mücadele etmeye devam edeceğiz. Erkekler tarafından katledilen, şüpheli biçimde kaybedilen her bir kadının hesabını sormaya devam edeceğiz.

    İktidar güdümündeki cemaat ve tarikat yurtlarında gerçekleşen çocuk istismarlarına, çocuk ölümlerine, çocukların intihara itilmelerine seyirci kalmayacağız. Yoksulluk, işsizlik ve her türlü emek sömürüsüne karşı örgütlülüğümüzü, dayanışmamızı büyüteceğiz. Mülteci kadınların, engelli kadınların iki kez, katmerli ayrımcılığa maruz bırakılmasını asla kabul etmeyeceğiz.

    JİNA MAHSA EMÎNÎ’NİN YOLDAŞLARIYIZ

    Kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren, erkek devlet şiddeti ile katledilen, susmadığı ve biat etmediği için cezaevlerinde rehin tutulan yoldaşlarımıza sözümüz var. Bedenimize, emeğimize, kimliğimize saldıran erkek egemen zihniyete karşı Kadın İttifakı ve dayanışmasıyla kazanan biz kadınlar olacağız. Bizler Roza Lüksemburg’un, Clara Zetkin’in, Şirin Tekeli’in, Sakine’nin, Seve’nin, Kader’in, Eylem’in, Hevrin Xelef’in ve Nagehan’ın yoldaşlarıyız. İran’dan Ortadoğu sokaklarından bütün dünyaya ‘jin, jiyan, azadî’ şiarının yayılmasına vesile olan Jina Mahsa Emînî’nin yoldaşlarıyız.

    BARIŞIN YOLU KÜRT VE FİLİSTİN SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİNDEN GEÇER

    Ortadoğu ateş çemberi içinde. Emperyalizmin yüzyıllardır sömürü cenderesi altında yaşayan halklar büyük acılar içinde. Uğrunda mücadele edilen petrol kadar insan kanı döküldü bu coğrafyada. Bu coğrafya aynı zamanda görkemli direnişlerin yurdudur. Kürt halkının Rojava’da Arap halkı ve bölge halklarıyla birlikte IŞİD’e karşı verdiği mücadele çok anlamlı. AKP’nin Kürt düşmanlığı, Rojava’da ve Başur’da askeri varlıktaki ısrarı bölgeyi kan gölüne çeviriyor. Sivillerin yaşam alanlarını bombalayarak savaş suçu işliyor. Derhal bundan vazgeçilmelidir. Onbinlerin huzurunda Arap dünyasına çağrımızdır; Ortadoğu’da huzur ve barışın yolu Kürt ve Filistin sorununun çözülmesinden geçer. Bu sorunların çözümü için herkesi tarihi sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz!

    KÜRT SORUNU TÜRK’ÜN DE ARAP’IN DA SORUNUDUR

    Kürt sorunu sadece Kürtlerin sorunu değil. Türk’ün de Arap’ın da yani hepimizin sorunudur. Tanka, topa, mermiye, özel harbe ayrılan bütçe bütün yurttaşların ekmeğini küçültüyor. Ekonomik kriz derinleşmiş, insanlar bir kuru ekmeğe muhtaç. İşçi, emekçi, çiftçi, esnaf, emekli sefalet içinde yaşıyor. Bunun sebebi sermaye düzeni olduğu kadar, Kürt’e en temel haklarını vermemek için yıllardır sürdürülen bu savaştır. Hangi halktan olursak olalım açlığımız, yoksulluğumuz aynı. Ekmeğimizi, kardeşliğimizi büyütmek için barışı, insanca, eşitçe, kardeşçe bir arada yaşayabilme koşullarını inşa edelim.

    Barışı inşa etmek için İmralı tecrit rejimini ortadan kaldıralım. Kürt sorunun çözümü önündeki en büyük engel Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecrittir. 32 aydır kendisinden hiçbir şekilde haber alınamıyor. Tecrit derhal kalkmalı, biran önce Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır.

    KURTLA YİYİP KUZUYLA AĞLAYARAK FİLİSTİN HALKININ YANINDA OLUNMAZ

    Filistin ve İsrail arasında devam eden çatışmalarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Yaşanan son çatışmalarda sivillerin de hedef alınıyor olmasından oldukça üzgünüz, öfkeliyiz. Herkesin başı sağ olsun. Çatışmaların bir an önce durdurulması çağrımızı yineliyoruz. Kudüs’e, Mescidi Aksa’ya ve Gazze’ye dönük saldırılarda siviller katlediliyor. İsrail’in yüz yılı aşkındır Filistin toprakları üzerinde devam eden işgal politikasını ret ediyoruz. Savaş ve çatışma alanlarında kadın bedeninin hedef alınması, teşhir edilmesi savaş suçudur, insanlık suçudur. Bunu asla kabul etmiyoruz. Mazlum Filistin halkıyla dayanışmak, mücadele deneyimlerinden öğrenmek için Deniz Gezmiş, Kürdistan devrimci hareketinden Abdullah Kumral mücadele verdi. Bizler bugün de Filistin halkının haklı mücadelesinin yanındayız. İktidar ise Filistin için yine dini istismar ederek timsah gözyaşı döküyor. Ve öyle kurtla yiyip kuzuyla ağlayarak Filistin halkının yanında olunmaz, ey Erdoğan bunu bilesin.

    KÜRT SORUNU VE FİLİSTİN SORUNU

    Ortadoğu’nun kanayan iki yara var; Kürt sorunu ve Filistin sorunu. Yüzyıllardır emperyalistler ve yerli iş birlikçileriyle beraber kışkırttıkları din, mezhep ve halklar savaşına sahne olan Ortadoğu’da tek çözüm demokratik konfederalizmdir. Evet, bu çerçevede büyük Ortadoğu barışını inşa etmek için bütün halkları ortak enternasyonalist mücadeleye davet ediyoruz. Çözüm, Sayın Öcalan’ın geliştirmiş olduğu Demokratik Konfederalizmdir.

    GENİŞ TOPLUMSAL VE DEMOKRATİK İTTİFAKI KURACAĞIZ

    Bir seçimi geride bıraktık. Yaz boyunca hem Mayıs seçimlerini değerlendirmek hem de yeni dönem mücadele hattımızı belirlemek için yüzlerce toplantı yaptık, onbinlerle bir araya geldik. Hatalarımızdan dersler çıkardık. Yeniden yapılanmayı yerelden merkeze, merkezden yerele doğru yeniden yapılanma süreci içindeyiz. Güçlendirilmiş yerel yönetim anlayışını hâkim kılmak için mücadelemiz var gücüyle devam edecek.

    Egemen bloklara karşı ezilen ve sömürülenlerin hak, adalet, özgürlük, barış, demokrasi mücadelesinin tarihsel ittifakıyız. Faşist-otoriter rejim kendini tahkim ederken mücadeleyi seçimlere, sandıklara hapsetmek isteyen ana muhalefete de bir çift sözümüz var; mücadele alanlarda, fabrikalarda, sokaklarda, köylerde, mahallelerde halkın arasında olur. Bizler ittifak politikalarımızı yeniden gözden geçirdik. Yeni dönemde bileşen ve ittifaklarımızla beraber en geniş toplumsal ve demokratik ittifakı kuracağız.

    Buradan bir çağrı yapmak istiyorum; her aydın, yazar, gazeteci, sosyal demokrat, feminist, yurtsever, herkes elini taşın altına koyması gerekiyor. Gelin bu ittifakı inşa edelim.

    3. Yol ince, engebeli, uzun meşakkatli bir yoldur. Bizler bu yolu hep beraber kararlı adımlarla yürüyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılında; işçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, gençlerin, cinsel yönelimlerinden dolayı dışlananların, doğa ve insan hakları savunucularının, Kürtlerin, Alevilerin, bütün halkların ve inançların özgür, eşit, adil, barışçıl koşullarda yaşayabileceği Demokratik Cumhuriyeti, ikinci yüzyılda hep birlikte kuracağız. Gelin bir yüzyıl daha kaybetmeyelim. Bu ülkenin karayan yarası olan Kürt sorununu, Alevilerin sorununu, emekçilerin kadınların sorunları hep birlikte çözelim.

    “Ey her şey bitti diyenler/ korkunun sofrasında yılgınlık yiyenlere” diyoruz ki: ne kırlarda direnen çiçekler/ ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler/bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek/yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

    “DÜZENİN MUHALEFETİ ÇÖZÜM DEĞİLDİR”

    Hakların Eşit ve Demokratik Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, şunları ifade etti:

    “Dünyanın dört bir yanından değişim sesleri geliyor. Orta Doğu dönüşümlerin hassas terazisi olmaya devam ediyor. Sömürgeci ve işgalci her tutuma karşı tavrımız nettir. Türkiye tarafından bombalanan ve yok sayılan bir Rojava var. Herkes bilmelidir ki Rojava’da yaşananlara tüm dünya tanıktır. Bugün Ortadoğu’daki sorunların temel nedeni Saray rejimidir. Bu insanlık suçlarına geçit vermeyeceğiz. Erdoğan barışın kaybedeni olmaz diyor. Bu bir iki yüzlülüktür. Kürt sorunu, siyaset hakkının engellenmesidir, Kürtlerin mezarsız bırakılmasıdır. Bunun bir çözümü var çözüm sayın Öcalan’dır. İmralıda bir tecrit vardır. Bu tecritin nedeni İmralı’nın Kürt sorunu ile ilgili çözümünde ısrarcı olmasıdır. Tecrite karşı durmak demokrasinin yanında durmaktır. Tecrit ile Türkiye’nin barış hakkı gasp edilmektedir. Erdoğan yeni bir anayasa gündeme getirdi. Bu yasa demokratik bir siyaset anlayışı için değildir elbette. Biz de yeni bir anayasa istiyoruz. Ancak biz ülkenin ezilenleri olarak gerçekten demokratik, gerçekten sivil bir anayasa istiyoruz.

    Zorlu bir sürece girdik bunun farkındayız. Kayyumlar ile gasp edilen belediyelerimizi geri alacağız. Bu dönemim stratejini belirlemek için aylardır toplantı yapıp yol haritamızı belirlemeye çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde bu yol harikasını sizlerle paylaşacağız. Yüreği değişim ve özgürlük ile atanlar sayesinde buradayız. Pusulamız “Jin Jiyan Azade”dir. Düzenin muhalefeti çare değildir. Çözüm bizdedir.”

    Tüzük değişikliğine giden Yeşil Sol Parti, yoluna Halkların Eşit ve Demokratik Partisi ismi ile devam etme kararı aldı. Partide, yönetim kurulunda da değişikliğe gidilirken kongre, raporların okunması ile devam etti.

    Kongrede faaliyet raporu, kadın meclisi faaliyet raporu, gençlik meclisi faaliyet raporu, mali komisyon raporu, konferans kararları ile önergeler okunarak oylandı ve oybirliği ile kabul edildi.

    Yeni yönetim kurulu da delegelere sunularak oylandı ve kabul edildi. HEDEP Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan oldu.

    Partinin yönetimi de belirlendi.

     

    HEDEP’in 80 kişiden oluşan PM üyeleri şöyle:

    Aysel Batyar Önsel, Bahattin Karaman, Hülya Kavuk, Öztürk Türkdoğan, Berdan Öztürk, İbrahim Akın, Perihan Pakize Sinemillioğlu, Berkat Kar, İdil Uğurlu, Recep Demirci, Beybün Aslan, İlknur Birol, Sami Evren, Beyza Zeyno Bayramoğlu, Kemal Bülbül, Selçuk Odabaşı, Burcugül Çubuk, Kerem Fırtına, Selda İlgöz Kocayiğit, Bülent Uyguner, Livan Orman, Sema Koç, Cabbar Leygara, Lütfü Kaya, Semiha Şahin, Canan Çalağan, Mahfuz Güleryüz, Semra Kıratlı, Canan Kebenç Özkan, Mediha Yüksel, Senem Eriş, Cemile Turhallı Balsak, Mehmed Ali Yavuz, Serhat Eren, Derya Arslan, Mehmet Bozgeyik, Servin Kararkoç, Diyadin Fırat, Mehmet Rüştü Tiryaki, Several Ballıkaya Çelik, Ebrü Günay, Mehmet Saltoğlu, Sevtap Akdağ Karahalı, Edanur İbrahimoğlu, Melis Emine Tantan, Sezai Temelli, Elif Bulut, Metin Kılıç, Sinem Seven, Emirali Türkmen, Muhammed Ayten, Şakire Şeyda Ataş, Ender İmrek, Murat Gökdağ, Tayip Temel, Evgil Türker, Murad Mıhçı, Tülay Korkutan, Fatma Çelik, Musa Piroğlu, Umut Vedat Açar, Fatma Koçyiğit Öner, Naciye İskender, Ümit Küçükbayatlılı, Funda Buyruk, Nevroz Şanlı, Ünal Yusufoğlu, Haci Erdemir, Nuray Özdoğan, Vedat Çınar Altan, Halime Bayram, Onur Hamzaoğlu, Vezir Coşkun Parlak, Hatice Betül Çelebi, Ömer Görünmek, Yüksel Mutlu, Hatice Doğan, Hülya Ateş, Özlem Gündüz, Özcan Teker.

    Merkez Disiplin Kurulu Asil üyeleri şöyle: Cumhur Ege, Garip Kandemir,  Zeynep Nilgün Salmaner, Emine Akyazılı, Hüseyin Gözen, Eylem Arzu Kayaoğlu, Tülay Kılınç.

    Uzlaşma Kurulu Asil üyeleri ise şöyle: Aylin Hacaloğlu, Ayşe Erdem, Nevzat Onuk, Ayşe Elif Ela Hasanoğlu, Mehmet Salih Yıldız.

     

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti kongresi devam ediyor-VİDEO

    Yeşil Sol Parti kongresi devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- “Özgürlük İçin Yeniden / Ji bo Azadiyê” şiarıyla yaptığı 4. Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcü İbrahim Akın, “Özgürlük bütün halklar için vazgeçilmez bir şey. Barış ve kardeşlik için bu kongreden mesaj var, mücadelemizi bu saatten sonra daha yükselteceğiz. Birlikte değiştireceğiz” dedi.

    Ankara Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştiren kongrede ‘Özgürlük için yeniden’ yazılı pankartların olduğu dikkat çekti. Kongre’ye siyasi tutuklular anılırkenü, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm adına yitirilenler adına 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    Kongrede ilk olarak divan üyeleri seçildi. Divan başkanlığına seçilen Meral Danış Beştaş, “Muğla’dan Amed’e kadar Amed’den Erzurum’a kadar hepiniz hoş geldiniz. Zorlu bir yoldan geldiğiniz, hepiniz hoş geldiniz. Düşmanlar, özgürlük mücadelemizi yok etmek istiyorlar. Ama hiç kimse bunu başaramaz, kimse özgürlük yürüyüşümüz nefessiz bırakamaz. Biz hiçbir zaman zulme boyun eğmedik, eğmeyeceği. Bu kongremiz özgürlük içindir” dedi.

    Divan başkanlığına seçilen Murat Çepni ise, “Özgürlük için, demokrasi için yeniden bir aradayız. Hepimize kolay gelsin. Kazanacağız, mutlaka kazanacağız” dedi.

    “BİRLİKTE DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    Kongrede konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, şunları ifade etti:

    “Özgürlük için eşitlik için bu salonları dolduran ve buraya gelmeyen herkesi sevgi ile selamlıyorum. Bu kongreyi çok zor şartlar altında gerçekleştirdik. Sevgili dostlar bu süreç içerinde özellikle son 15 gündür yapılanlar artık kabul edilemez hale gelmiştir. Arkadaşlarımızı gözaltına alabilirsiniz ama bizi engelleyemezsiniz. Tutuklu arkadaşlarımızı yürekten selamlıyorum. Yeni bir dönem için devir teslim kongresi aslında bu kongre. Yeşil Sol Parti seçim sürecinde tarihsel bir sorumluluk üstlenmiştir. Bugün tarihi bir kongre yaşıyoruz. Dünya’da ve Türkiye’de biz özgürlük dedikçe onlar otoriter rejimlerini kurmak istiyorlar. İsrail ve Filistin arasındaki savaş ülkemizi de etkilemeye başlanmıştır. Erdoğan’ın iki yüzlülüğünü ortaya koymak istiyoruz. Bu savaş çığırtkanlığının durdurulmasını istiyoruz. Suriye’de yaptığınız katliamın hesabını verin. Yolumuza yeni bir yol ile devam ediyor. Yeşil Sol Parti yeni ismi ile yoluna devam edecek. Bu kongrenin şiarı ‘özgürlük için yeniden’. Özgürlük bütün halklar için vazgeçilmez bir şey. Barış ve kardeşlik için bu kongreden mesaj var, mücadelemizi bu saatten sonra daha yükselteceğiz. Birlikte değiştireceğiz.”

    Eş Sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, “Bir miras devraldık, bu yolu Yeşil Sol Parti yolarak devam ettik. Yeni ismimiz yeni yönetimiziz ile yola çıktık. İktidar nereden saldırdıysa o olanda mücadele etmeyi başardık.Bütün yeni seçilecek arkadaşlara başarılar diliyorum. Birlikte başlayacağız” diye konuştu.

    Kongre sinevizyon gösterisi ile devam etti.

    Ardından Yeşil Sol Parti kongresine mesaj gönderen tutuklu siyasetçilerin mesajları okundu.

    Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, kongreyi selamlayarak, “Sevgili halkımız, kadınlar, gençler, yoldaşlar merhaba! Kongre divanını, partili arkadaşlarımı, tüm delege ve katılımcıları, kıymetli konuklarımızı saygıyla selamlıyoruz. Bizleri yenileyen mücadele sürekliliğidir. Duruma teslim olmamaktır. Demokratik özgürlükçü kadın çizgimize ağır saldırılar düzenleyenler, bin bir komplo, hileyle güçten düşürmeye çalışanlar, bir kez daha yenilenme enerjimiz karşısında bozguna uğrayacaklar. Hapishanedeki siyasi rehineler, devrimci tutsaklar olarak daima yanınızda olacağız. Filistin’den Rojava’ya mazlum halklar varlık mücadelesini, işçinin ekmek, kadının yaşam mücadelesini ve hepimiz için özgürlük, adalet davasını her koşulda savunacağız. Kongremizin büyük insanlığa, Türkiye Kürdistan halklarına, hak ve özgürlük talep edenlere güç taşımasını diliyor, sizleri saygıyla, sevgiyle, özlemle selamlıyoruz” mesajını paylaştı.

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sebahat Tuncel, Ayla Akat Ata, Zeynep Karaman ile Özgür Kadın Hareketi (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökhan, Kobanê Davası kapsamında yargılanan tutuklu kadınlar adına mesaj gönderdi. Kongrenin selamlandığı mesajda, “Karanlığı yırtarak aydınlık yarınlar için direnen halkımızı, kadınları, yoldaşlarımızı, kongre delegasyonunu ve kongremize dayanışma için katılan dostlarımızı özgürlük mücadelemizin coşkusuyla, direnişi ile selamlıyoruz. Kurdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da onurlu bir barışı geliştirmek için yola çıkanlar olarak; halklarımıza dayatılan savaşlara, işgale, sömürüye, tecride ‘hayır’ diyor, mazlum halklarla dayanışma içinde olduğumuzun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik ve amansız devlet şiddetine karşı değiştirecek gücümüz, mücadele azmimiz var. Bu zorlu ve onurlu yolda yürüyenlere selam olsun. Kongremizde seçilecek eş başkanlarımıza, parti meclisi üyelerimize başarılar diliyor, bugüne kadar mücadelemizde emeği geçen tüm yoldaşlarımıza da şükranlarımızı sunuyoruz. Başta Kurdistanlı ve Türkiyeli kadınlar ile tüm dünya kadınlarının özgürlük mücadelesinden aldığımız dirençle kongreyi selamlarız. Jin jiyan Azadî” denildi.

    Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve yerine kayyım atanan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, şu mesajı gönderdi: “Kongremizin başarılı olması dileğiyle tüm katılımcıları, delegeleri, dostlarımız ve kongreye gelemeyen halkımızı yürek dolusu hasretle selamlıyor, özgür yarınlarda görüşebilmeyi ümit ediyoruz. Serkeftin.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti 4.Büyük kongresi başladı-VİDEO

    Yeşil Sol Parti 4.Büyük kongresi başladı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da yapılacak Yeşil Sol Parti’nin 4’üncü Büyük Kongresi’ne Türkiye’nin bir çok kentinde partililerin gelişi başladı.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti), “Özgürlük İçin Yeniden / Ji bo Azadiyê” şiarıyla yapacağı 4. Olağan Büyük Kongresi’ne sabahın ilk saatlerinden itibaren gelişler başladı.

    Ankara Atatürk Spor Salonu’nda yapılacak kongrede salona giren yurttaşlar, zafer işaretleri yaparken, kadınların yöresel kıyafetlerle kongreye katıldığı görüldü. Yoğun ilgi gören kongreye siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri katıldı.

    Yeşil Sol Parti Eş Başkanlığı için Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın ismi konuşuluyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti’nin kongresi için gelen enternasyonalist gençlere ters kelepçeli gözaltı

    Yeşil Sol Parti’nin kongresi için gelen enternasyonalist gençlere ters kelepçeli gözaltı

    PİRHA-Urfa’da gözaltına alınan enternasyonalist gençler, Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildi.

    Yeşil Sol Parti’nin 15 Ekim’de Ankara’da yapılacak kongresine katılmak için gelen enternasyonalist 15 genç, HDP, DBP ve Yeşil Sol Parti ile Suriye’de başlatılan operasyonları kınamak için basın açıklaması yapmak istedi. 15’i Avrupalı gençlerden oluşan 40 kişi gözaltına alındı.

    Gençler, ilk olarak Emin Çavuş Polis Merkezi Karakolu’na götürüldü. 3 saat ters kelepçe ile polis aracında bekletilen gençlerin, slogan atmaları üzerine darp edildiği öğrenildi.
    Gençler, verdikleri ifadelerinde kendilerine şiddet uygulayan polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “ENTERNASYONİST GENÇLER GGM’YE GÖNDERİLDİ”

    Gençler, karakoldaki işlemlerin ardından İl Güvenlik Şubesi’ne götürüldü. Suçlamaları ret eden gençler, karakolda verdikleri ifadeyi tekrarlayarak polislerden şikayetçi oldu. 15 genç, ifadelerinin ardından İl Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) gönderildi.

    GGM’ye gönderilen gençlerin isimleri şöyle:

    Ariel Castagnieri, Frederico Pastoris, Francesca Fabozzi, Luigi Botta, Lucia Troiani, Caroline Förster, Marin Nathan Gutierrez, Friederike Gilhaus, Kim Aileen Utsch, Thao My Nguyen, Fridolin Wagner, Laura Schölzel, Sarah Marisa Baecker, Marvin Brinkmann ve Taraneh Sanaei Parvar.

    (MA)

    İLGİLİ HABERLER:

    Sınır ötesi operasyonlarını protesto eden 40 kişiye gözaltı

     

     

  • Yeşil Sol Parti’nin kongresi 15 Ekim’de yapılacak

    Yeşil Sol Parti’nin kongresi 15 Ekim’de yapılacak

    PİRHA- Yeşil Sol Parti, 4’üncü Büyük Olağan Kongresi’ni “Özgürlük İçin Yeniden” sloganıyla 15 Ekim pazar günü Ankara’da gerçekleştirecek. Kongre, Atatürk Spor Salonu’nda yapılacak.

    Yeşil Sol Parti 15 Ekim’de Ankara’da 4’üncü Büyük Olağan Kongresi’ni gerçekleştirecek. Siyasi partilerin ve dünyadaki sol, sosyalist partilerin temsilcilerinin davet edildiği kongre için 100’e yakın gazeteci akredite oldu.

    800 delegenin oy kullanacağı kongrede tüzük değişikliği  yapılacak. Tüzükteki değişiklikler halk toplantılarında gelen öneriler ve konferanslarda alınan kararlarla paralel olacak. Tüzük değişikliklerinden biri partinin ismine yönelik olacak.

    Kongrede parti yönetimi de yüzde 80-90 oranında değişecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sınır ötesi operasyonlarını protesto eden 40 kişiye gözaltı

    Sınır ötesi operasyonlarını protesto eden 40 kişiye gözaltı

    PİRHA- Şanlıurfa’da, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını protesto etmek isteyen 40 kişi gözaltına alındı.

    Şanlıurfa Valiliği, sabah saatlerinde kentte her türlü eylem, basın açıklaması ve yürüyüşe ilişkin bir günlük yasak kararı aldı. HDP, DBP ve Yeşil Sol Parti üyeleri öğle Ahmet Bahçıvan İş Merkezi önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye’de başlattığı operasyonları kınamak için basın açıklaması yapmak istedi.

    Avrupa’nın farklı ülkelerinden Yeşil Sol Partinin 15 Ekim’de yapacağı kongreye katılmak için gelen 15 genç de açıklamaya katılmak istedi. Polisler, “Valilik yasağı” gerekçesiyle engel oldu. Partililer engellemeye tepki göstererek, yasağın hukuka aykırı olduğunu vurguladı.

    Polisin müdahalesiyle 13’ü Avrupa’dan gelen gençler olmak üzere 40 kişi gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yeşil Sol Parti heyetinden Alevi kurumlarına ziyaret-VİDEO

    Yeşil Sol Parti heyetinden Alevi kurumlarına ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Milletvekilleri düzenleyecekleri 4. Büyük Kongre öncesinde Ankara’da Alevi kurumlarını ziyaret etti. Görüşmeden sonra konuşan Yeşil Sol Parti Sözcüsü İbrahim Akın, görüşmenin olumlu geçtiğini, sürece dair görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti. 

    14 Ekim’de 4. Büyük Kongresini yapacak olan Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Tülay Hatimoğulları, İbrahim Akın, Celal Fırat ve HDP MYK Üyesi Mahfuz Güleryüz, Alevi kurumlarının yöneticileriyle görüştü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezinde yapılan görüşmeye; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Alevi Dernekleri Federasyonu Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Alevi Dernekleri yönetim kurulu üyesi Özgül Ateş, Pir Sultan Abdal Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz ve Cem Vakfı Başkan Vekili Hasan Sezgin katıldı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK KONUSUNDA BİRLİKTE MÜCADELE ETMENİN ALTINI ÇİZDİK” 

    Görüşmeden sonra konuşan Yeşil Sol Parti Sözcüsü İbrahim Akın toplantıya ilişkin şunları söyledi:

    “Alevi kurumlarımızı ziyaret ettik, aynı zamanda 15 Ekim’de yapacağımız kongremizin bilgilendirmesini yapmak, kendilerini davet etmek ve Türkiye’de yaşanan süreçler, savaş politikaları karşısında barışı, ortak yaşamın temin edilmesinin, eşit yurttaşlık konusunda birlikte mücadele etmemiz gerektiğinin tekrar altını çizerek bir görüşme yapmış olduk. Verimli bir görüşme oldu bizim açımızdan, önümüzdeki dönem Türkiye’nin kaderi bakımından, özellikle Ortadoğu’daki gelişmeler bakımından, bu gelişmelerin karşısında bütün yurttaşların duyarlı olması bakımından karşılıklı fikir alışverişi yapmış olduk.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de HDP’lilerden açıklama: Rojava’ya yapılan saldırı hepimize yapılmıştır- VİDEO

    Mersin’de HDP’lilerden açıklama: Rojava’ya yapılan saldırı hepimize yapılmıştır- VİDEO

    PİRHA- Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda sivillerin yaşamını yitirmesine ilişkin Mersin’de açıklama yapmak isteyen HDP’lileri polis engelledi. Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, parti binasını ablukaya alan polisin suç işlediğini belirtti. Rojava halkına yapılan saldırıları da kınayan Bozan, “Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Rojava halkının yanındayız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşil Sol Parti, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Tevgera Jinen Azad (Özgür Kadın Hareketi) Mersin İl Örgütleri, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etmek için Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yapmak istedi.

    Parti binasını ablukaya alan polisler, açıklama yapılmasına müsade etmedi. Kitle, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Rojava halkı yalnız değildir” sloganları attı.

    “POLİS AÇIKÇA SUÇ İŞLİYOR”

    HDP İl Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, polisin parti binasının içine kadar yolu kapatmasına tepki gösterdi. Sarıyıldız, bu uygulamanın suç olduğunu belirterek, “Kürt halkı ve demokrasi güçleri maruz kaldığı zulme karşı hiçbir zaman geri adım atmadılar. Bizler de bu uygulamanın suç olduğunu ve bu baskıları kabul etmediğimizin altını çiziyoruz” dedi.

    GAZZE VE ROJAVA İÇİN BARIŞ TALEBİ

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise, Filistin ve Rojava’daki saldırılarda sivillerin katledildiğine vurgu yaptı.

    Bozan, şöyle devam etti:

    Ortadoğu’da Filistin ve İsrail arasında çatışmalar var. Ve bu savaşta siviller katlediliyor. Savaşlarda sivillerin katledilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Gazze için insan hakları diyorsa Rojava için de insan hakları demeli. Rojava halkı bizim kardeşlerimiz, akrabalarımızdır. Bu nedenle Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da Kürt sorunun çözümü için müzakare yollarının açık olması gerekiyor. Gazze için ne talep ediliyorsa Rojava için de aynısını talep ediyoruz. Kürdistan’ın herhangi bir parçasına yapılan saldırı Kürdistan’ın tamamına yapılmıştır, bize yapılmıştır. Rojava halkı yalnız değildir” diye konuştu.

    Milletvekilinin konuşmasının ardından kitle, sloganlar eşliğinde oturma eylemi yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Fırat’tan hükümete: Gar Katliamı ile ilgili gerçekler neden kamuoyuna açıklanmamaktadır?

    Fırat’tan hükümete: Gar Katliamı ile ilgili gerçekler neden kamuoyuna açıklanmamaktadır?

    PİRHA – Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Ankara Katliamı’na dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması üzerine meclise soru önergesi verdi. Fırat, ilgili bakanlara “Katliamla ilgili tüm gerçekler neden kamuoyuna açıklanmamaktadır? Katliamı organize eden en önemli failler neden canlı ele geçirilmemiştir?” sorularını yöneltti. 

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı Meclis’e taşıdı.

    Fırat, “104 insanımızın yaşamını yitirdiği, resmi kaynaklara göre 391 insanımızın yaralandığı Ankara Gar katliamında ihmali ve sorumluluğu bulunan en alt düzeyden en üst yetkililere kadar bütün kamu görevlileri ile birlikte bu eylemi planlayan ve yardım edenlerin yargı önüne çıkartılması yaşanan acıları bir nebze hafifletebilecektir” diyerek Ankara Katliamı’na dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması üzerine soru önergesi verdi.

    “BUGÜNE KADAR DAVA AÇILMADI”

    Fırat, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen aydınlatılmayı bekleyen hala pek çok karanlık noktanın bulunduğunu vurgulayarak “Katliamla ilgili İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen ön raporda bir kısım Ankara Emniyet Müdürlüğü amirleri hakkında katliamdan önce gelen istihbaratları gizlemeleri ve dikkate almamaları sebebiyle soruşturma açılması gerektiği belirtilmiştir. Ancak bu rapora rağmen hiçbir polis amiri hakkında soruşturma yapılmamıştır”dedi.
    Fırat, aynı zamanda 32 IŞİD’li hakkında bugüne kadar dava açılmadığını da belirterek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması üzerine şu soruları yöneltti:

    “KATLİAMLA İLGİLİ TÜM GERÇEKLER NEDEN KAMUOYUNA AÇIKLANMAMAKTADIR?”

    “Tüm bunlara göre;

    Adalet Bakanlığı’na verdiğimiz sorularımız:

    1- Katliamın ardından soruşturma savcıları neden ilk iş olarak dosyaya kısıtlılık uygulanmasını istemiştir?
    2- Katliama dair mülkiye müfettişleri raporunun bazı bölümleri neden mahkeme dosyasında ısrarla saklanmaktadır? Raporda gizlenen hangi gerçekler vardır?
    3- Sanıklara ait dijital deliller ve sanıklar hakkındaki istihbarat raporları neden dosyaya gönderilmemiştir?
    4- Bu katliamın failleri bugüne kadar neden yargılanmamaktadır?
    5- Katliam faillerinden bazılarının gerçek kimlikleri neden hala neden tespit edilmemiştir? Faillerinin bir kısmı hakkında neden dava bile açılmamıştır?
    6- Katliamla ilgili tüm gerçekler neden kamuoyuna açıklanmamaktadır?
    7- Katliamın talimatını verdiği anlaşılan Ebu Zeyneb kod adlı IŞİD emirinin gerçek kimliği neden tespit edilmemiş ve hakkında neden dava açılmamıştır?

    “RAPORDA GİZLENEN HANGİ GERÇEKLER VAR?”

    İçişleri Bakanlığı’na verdiğimiz sorular;

    1- Katliamı organize eden en önemli failler neden canlı ele geçirilmemiştir?
    2- Katliama dair mülkiye müfettişleri raporunun bazı bölümleri neden ısrarla saklanmaktadır? Raporda gizlenen hangi gerçekler vardır?
    3- Katliamdan önce gelen istihbaratları gizlemeleri ve dikkate almamaları sebebiyle soruşturma açılması gerektiği mülkiye müfettişleri raporunda belirtilmesine rağmen hiçbir polis amiri hakkında neden soruşturma yapılmamıştır?
    4- Katliamdan 10 gün önce bomba malzemesi alırken ihbar edilen katliam failleri neden katliamdan önce yakalanmamışlardır?
    5- Katliamdan önce haklarında ihbar olmasına ve teknik takipte olmalarına rağmen Gaziantep emniyetinin bu katliam faillerini neden yakalamadığı ve katliamı soruşturan Ankara emniyeti ve Ankara savcılığı bu ihbarla ilgili evrakı neden gizlemektedir?
    6- Katliamdan önce adım adım izlendikleri anlaşılan katliam faillerinin ve canlı bombaların sınırdan geçmelerine kimler neden göz yummuştur?
    7- İlhami Balı, yıllar boyunca tüm faaliyetleri emniyet ve jandarma tarafından sıkı takipte olmasına ve hakkında çok sayıda soruşturma bulunmasına rağmen neden yakalanmamıştır?
    8- IŞİD militanlarının sınır geçişlerine göz yuman kamu görevlileri hakkında neden hiçbir işlem yapılmamıştır? Sınırlardaki IŞİD faaliyetleri bilinmesine rağmen binlerce militanın sınırdan geçişine kim nasıl izin vermiştir?
    9- Sanıklara ait dijital deliller ve sanıklar hakkındaki istihbarat raporları neden dosyaya gönderilmemiştir?
    10- Katliam faillerinden bazılarının gerçek kimlikleri neden hala neden tespit edilmemiştir?
    11- Katliamla ilgili tüm gerçekler neden kamuoyuna açıklanmamaktadır?
    12- Katliamın talimatını verdiği anlaşılan Ebu Zeyneb kod adlı IŞİD emirinin gerçek kimliği neden tespit edilmemiş ve hakkında neden dava açılmamıştır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bozan, tutukluların Kürtçe savunma isteğinin reddedilmesini Meclis’e taşıdı

    Bozan, tutukluların Kürtçe savunma isteğinin reddedilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Ali Bozan, Diyarbakır’da tutukluların engellenen Kürtçe savunma hakkını Meclis gündemine taşıdı. Bozan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a, “Mahkemelerin anadilde savunmayı engelleme hakları var mıdır?” diye sordu.

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, Diyarbakır’da Kürtçe savunma talebinde bulunan tutuklunun talebinin hakim tarafından engellenmesini Meclis gündemine taşıdı.

    Diyarbakır Barosu Avukat Hakları Merkezi, Kürtçe savunma talebinde bulunan bir tutuklunun talebinin hakim tarafından engellenmesini Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayet etmişti. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Ali Bozan, tutukluların hukuki hakkı olan anadilde savunma hakkını Meclis gündemine taşıdı. Bozan, yanıtlaması üzerine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Milletvekili Bozan, verdiği soru önergesinin gerekçesinde şu ifadeleri kullandı:

    “Diyarbakır Barosu Avukat Hakları Merkezi tarafından Kürtçe savunma yapmak isteyen tutuklulara izin vermeyen ve Kürtçe savunmadan dolayı avukatı suçlayarak duruşmayı sonlandıran hakim hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) şikayette bulunulduğu kamuoyuna yansımıştır.

    Diyarbakır Barosu Avukat Hakları Merkezi’nin paylaştığı şikayet dilekçesinden söz konusu olayın 4 Ekim’deki bir duruşmada yaşandığı belirtilmiştir. Ayrıca dilekçede, yapılan duruşmada bir tercüman avukat olmak üzere iki avukatın bulunduğu da vurgulanmıştır. Duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden alınan kişinin kimlik bilgileri sorulması üzerine “Tercüman istiyorum” ifadeleri kullanmasıyla hâkimin, “Bir sakin ol, ideolojik tartışmaya gerek yok. Kimlik bilgilerini istiyoruz” hitabıyla, yargılanan kişinin zorla beyan vermeye zorlandığı ifade edilmiştir. Kişinin, “Tercüman yok ise beyan vermek istemiyorum” demesi üzerine ifade işleminin sonlandırıldığı kaydedilen dilekçede, hâkimin avukata “Siz geldikten sonra bu gerginlik oldu, ben sabahtan itibaren ifadeleri alabiliyordum” şeklinde ithamda bulunduğu ve avukatın konuşmasına izin verilmediği bilgileri de basında yer almıştır. Tutukluluğu süren kişinin en doğal hakkı olan Kürtçe savunma talebinin hakim tarafından duruşmayı sonlandırma sebebine dönüştürülmesi kamuoyunda ciddi tepkilere neden olmuştur.

    “ANADİLDE SAVUNMAYI ENGELLEME HAKLARI VAR MIDIR?”

    Milletvekili Bozan, yanıtlaması için Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a şu soruları yöneltti:

    “*Yukarıdaki iddialar hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır?

    *Yukarıdaki iddialar hakkında Bakanlığınızın bilgisi varsa herhangi bir işlem başlatılmış mıdır?

    *Olayda adı geçen hakim hakkında bir soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmış ise ne aşamadadır?

    *Somut olaydaki gibi mahkemelerin anadilde savunmayı engelleme hakları var mıdır?

    *Anadilde savunma hakkının engellenmesinin yasal dayanağı var mıdır?

    *Anadilde savunma hakkını kullanmak isteyen kişilere baskı kurmak, adil yargılanma hakkını etkilemiyor mudur?

    *Anadilde savunma hakkının kullanımının kolaylaşması için herhangi bir çalışma yürütmekte misiniz?

    *Yargı mensupları tarafından anadilde savunma hakkının zorlaştırılmasına ilişkin eğitim vb. bir çalışma başlatmayı düşünüyor musunuz?

    *CMK 202’nin Türkçeden başka bir dille konuşma hakkını “kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dille” bağlamış olmasının, yargıçlara mahkeme önündeki kişilerin Türkçe bilgisini ölçme ve anadilde savunma yapma hakkından keyfi olarak mahrum bırakma yetkisi vermesini göz önünde bulundurarak gerekli yasal düzenlemenin yapılması için adım atacak mısınız?

    *Kürtçe bilmeyen, akademik yeterliliği olmayan polis, memur, zabıt katipleri, mübaşirlerin de tercümanlık yaptığından haberdar mısınız? Bu durum hakkın kullanımını göstermelik bir kullanıma dönüştürmemekte midir?

    *Adliyelerde anadilde savunma hakkının sorunsuz kullanımı için yeterli sayıda tercüman istihdam edilmekte midir?

    *Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu illerde yeterli sayıda Kürtçe tercüman istihdam edilmiş midir? Türkiye genelinde kaç tane Kürtçe tercüman istihdam edilmiştir?

    *Hakkın kullanımının maddi külfetinin yargılanan kişiye yüklenmesinin bu hakkın kullanımını etkilemesi göz önünde bulundurulup hakkın kullanımının tamamen ücretsiz olması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacak mıdır?

    *Son beş yılda kaç kişi anadilde savunma hakkından faydalanmıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de 10 Ekim anması: Katilleri tanıyoruz, unutturmayacağız! – VİDEO

    Mersin’de 10 Ekim anması: Katilleri tanıyoruz, unutturmayacağız! – VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Katliamının sekizinci yıl dönümünde anma etkinliği düzenledi. Anmada yapılan basın açıklamasında “Biz, bu bombaları patlatan katliamcıları da koruyup kollayanları da tanıyoruz. Bu katliamı yapanlardan hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecek” denildi.

    10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda IŞİD tarafından yapılan katliamda yaşamını yitiren 104 kişi Mersin’de anıldı. Mersin Emek ve DemokrasiPlatformu tarafından Özgür Çocuk Parkında yapılan anmaya Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütleri katıldı.

    “Unutmadık, affetmiyoruz” yazılı pankartın açıldığı anmada, yaşamını yitirenlerin fotoğraflarına karanfiller bırakıldı.

    “SALDIRI NEDEN ÖNLENMEDİ?”

    Anmada yapılan basın açıklamasını Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Mustafa Özbay okudu. Özbay, aradan geçen 8 yıla rağmen acı ve öfkenin her gün büyüdüğünü söyledi.

    Özbay, katliamın göz göre göre yapıldığını belirterek, “10 Ekim’den 22 gün önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazışmalarında Ankara’da canlı bomba eylemi yapılacağına dair bilgiler olmasına rağmen niye önlem alınmadı? Mitingin izinli olması ve 3 kere miting tertip komitesiyle toplantılar yapılmasına rağmen niye tertip komitesiyle saldırı olacağı paylaşılmadı? Herhangi bir güvenlik zafiyeti yoktur derken, bu katliam nasıl gerçekleşti?  Güvenlik zafiyeti yoksa emniyet müdürü niye görevden alındı?  Ankara katliamında adı geçenlerin Suruç katliamıyla bağlantılarının kesin olmasına rağmen niye en ufak bir önlem alınmadı?” sorularını sordu.

    Katliamı her ne pahasına olursa olsun unutturmayacaklarının altını çizen Özbay, “10 Ekim Ankara katliamının üzerinin örtülmesine, Ankara’nın kirli karanlık dehlizlerine hapsedilmesine izin vermeyeceğiz.  Bedeli ne olursa olsun emek, barış ve demokrasi mücadelemizden asla ve asla geri adım atmayacağız. Her zaman faşizme karşı omuz omuza olacağız. Bu katliamı yapanlardan hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN HESABINI SORACAĞIZ”

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan, aradan geçen 8 yılda bir değişmediğinin altını çizerek, “Mahkeme tutanaklarına İŞİD olarak yazılsada katliamın arkasındaki güçler açığa çıkarılmadığı için katliam zihniyeti devam ediyor. İŞİD’e karşı mücadele edenler yargılanıyor. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin Ankara’da katledilen canlarımızın hesabını soracağız” dedi.

    Katliamda yaralılara ilk müdahaleyi yapan doktor Mehmet Antmen, polisin yaralılara ve sağlık çalışanlarına gaz sıktığını hatırlatarak, “Bu en az patlatılan bombalar kadar ağır ve acı vericiydi” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Yeşil Sol Parti : 10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur!

    Yeşil Sol Parti : 10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur!

    PİRHA-Yeşil Sol Parti, 10 Ekim Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Katliamın gerçek failleri, bağlantıları ve siyasi sorumlularının yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Ankara Tren Garı önünde Emek, Barış, Demokrasi Mitingi için toplanan kitleye düzenlenen canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti. IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Katliamın üzerinden 8 yıl geçti.

    Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “DAVA KARANLIKTA BIRAKILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR”

    Yeşil Sol Parti açıklamada, davanın karanlıkta bırakılmaya çalışıldığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “10 Ekim 2015 tarihinde çeşitli sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin çağrısı ve onlarca kurum ve kuruluşun katılımı ile Ankara Gar Meydanı’nda ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ düzenlenmiş, Türkiye’nin dört bir tarafından yüzbinlerce insan Ankara Gar Meydanı’nda toplanmıştır. Miting alanına yürüyen binlerce barış sevdalısının bulunduğu Tren Garı kavşağında IŞİD barbarları tarafından 3 saniye arayla 2 canlı bomba saldırısı gerçekleştirilmiş ve bu katliamda 104 insan yaşamını yitirmiş, yüzlerce insan da yaralanmıştır.

    Katliam anında, alanda ilk yardımla kurtarılabilecek insanlara kolluk kuvvetleri tarafından gaz ve su sıkılmış, etrafta onlarca hastane varken yüzlerce yaralının olduğu alana ambulanslar hızlı müdahale edememiştir. Miting günü, alanda on binlerce yurttaş toplanmışken, trafik uygun vakitte kesilmemiş, adım başı kimlik kontrolünün yapıldığı bir ülkede, arama noktaları devre dışı bırakılmıştır.

    Türkiye kamuoyu ve aileler katliamın gerçek sorumlularının yakalanmasını ve gerekli hukuki sürecin işletilmesini beklerken yetkililer “kokteyl örgüt” diyerek davadaki ilk karartmayı yapmışlardır. Aradan geçen süre içerisinde ortaya çıkan gerçekler ışığında; gerek İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin katliamdan önce bu konuda istihbarat olduğunu ancak bu istihbaratın dikkate alınmadığını gösteren raporu, gerek olay günü alanda yeterli sayıda kontrol ve denetim yapacak kolluk gücünün bulundurulmaması katliamın göz göre göre yapıldığını göstermiştir. Nitekim yakalanan IŞİD militanlarının ifadeleri de katliamda sorumluluğu bulunan kişi ve kurumları ortaya çıkarmıştır. Ancak tek bir kamu görevlisi dahi yargılanmamış, dava karanlıkta bırakılmaya çalışılmıştır.

    Türkiye tarihinde sivillere yönelik gerçekleştirilen en büyük katliamlardan biri olan Ankara Gar Katliamı, aradan geçen 8 yıla rağmen hala aydınlatılmamış, canlı bombaların Suriye sınırından Türkiye’ye hangi bağlantılarla girdiği, Türkiye’de nerelerde konakladığı, Türkiye’nin başkenti olan Ankara’ya kadar tüm yollardan denetimsiz şekilde nasıl geçtiği kamuoyuna açıklanmamıştır.”

    “KATLİAMI AZMETTİREN VE YARDIM EDEN KARANLIK GÜÇLERİ DE TANIYORUZ”

    10 Ekim Gar Katliamı sürecinde iktidarın kamu görevini yerine getirmediğini vurgulayan Yeşil Sol Parti  “Katliamın en önemli faillerinin davada söz kurmadan kolluk kuvvetleri tarafından şaibeli operasyonlarla öldürülmesi davanın karanlıkta bırakılmak istendiğini düşündürmektedir. Emniyet başta olmak üzere katliamda sorumluluğu bulunan yetkililere dair herhangi bir hukuki süreç işletilmemiştir.

    Hala devam eden mahkemede yargılanması gerekenlerin önemli bir kısmına ulaşılmamış, tüm deliller toplanmamış, toplanan delillerde de delil güvenliği sağlanmamıştır.

    İktidar kamu görevini yerine getirmek yerine yaşamını yitirenlerin yakınları ve adalet isteyenleri susturmaya çalışmaktadır. 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınlarının fişlenmesi ve gözaltına alınması, 10 Ekim mitingine veya yıldönümünde anmalara katılanların kamudan ihraç edilmesi, 10 Ekim’in yıl dönümlerinde anmaların yapılmasının engellenmesi, anma anıtının tahrip edilmesi ve etkili bir yargılamanın yürütülmemesi gibi uygulamalar, bu katliamın mağdurlarının ve onlarla dayanışma içinde olanların hedef alındığını göstermektedir.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı planlayanları da azmettiren ve yardım eden karanlık güçleri de tanıyoruz. Katliamın gerçek failleri, bağlantıları ve siyasi sorumlularının yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Uçar: Katliamlar bir an önce durdurulmalıdır-VİDEO

    Uçar: Katliamlar bir an önce durdurulmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Meclis’teki grup toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Filistin halkının direnişinin meşru olduğunu, sivillere yönelik katliamların bir an önce durdurulması gerektiğini belirterek, katliamların durdurulmasını istedi. 

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.

    Sözlerine Filistin’de yaşanan çatışmalarla başlayan Uçar, “7 Ekim tarihinden itibaren aslında günlerdir İsrail devletinin işgal ve şiddetinin sebep olduğu bir savaşa tanıklık ediyor bütün dünya. Eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın mümkün olduğuna inanan ve bunun mücadelesini veren bizler Filistin halkının yıllardır sürdürmüş olduğu eşit ve özgür yaşam mücadelesini ve direnişini sonuna kadar destekliyoruz. Bir halkın işgale karşı direnişi ne kadar meşru ve gerekli ise bununla ilgili yürütülecek mücadelenin yönteminin de önemli olduğunu ısrarla vurgulamak isteriz. Çünkü her mücadele özgürlük getirmiyor. Tarih bunun örnekleri ile doludur” dedi.

    “KATLİAMLAR BİR AN ÖNCE DURDURULMALIDIR”

    Filistin halkının direnişinin meşru olduğunu, sivillere yönelik katliamların bir an önce durdurulması gerektiğini belirten Uçar şunları kaydetti:

    “Bugün ortaya çıkan savaş İsrail’in savaş ve işgal politikalarından bağımsız değildir. Bu savaşta tekraren karşımıza çıkan esirlere ve özellikle kadınlara dönük uygulanan şiddeti kabul edilebilir bulmadığımızı ve direniş savunusu açısından da meşru görmediğimizi ifade etmek isteriz. Bugün yaşananlar elbette sadece bugüne ait değildir, bugün söyleyeceğimiz her sözün, bugün alacağımız her tutumun gelecek açısından onurlu, adil ve demokratik bir yaşama elbette ki hizmet etmesi gerekiyor. Gerçek olan şudur: Savaş hukukunu aşan ve direk sivilleri hedef alan bir savaş yürütülüyor. Sivillerin canice katledildiği bir durum var, yapılacak en acil şey bunun durdurulmasıdır çünkü ortada siviller ve onlar üzerinden yürütülen bir savaş var. Ortadoğu’da ulus devletçi siyasetin halkları düşmanlaştıran politikaları bir an önce son bulmalıdır. İsrail savaşı derinleştiren adımlarından vazgeçmeli, tüm yaşam alanlarını hedef haline getiren bombardımanı durdurmalı ve hepsinin temel gerekçesi olan işgal politikalarından vazgeçmelidir. İsrail ve Filistin ilişkisinde derinleşen bu savaş karşısında başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm halkları adil ve demokratik çözümün tarafı olmaya davet ediyoruz.”

    Uçar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’la ilgili de konuştu. Uçar, “Dün halkların umuduna, ortak yaşam iradesine karşı geliştirilen uluslararası komplonun yıldönümüydü. 9 Ekim komplosunun 25’inci yıldönümündeyiz. 9 Ekim 1998 yılından başlatılan uluslararası komplo halkların hakkı olan eşit, özgür ve bir arada yaşamın yolunu tıkamak için Sayın Öcalan şahsında gerçekleştirilen ve başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının geleceğine dönük yapılan bir müdahaledir, bir komplodur. Bu komplo bitti mi, elbette hayır. Komplo büyük oranda boşa çıkarılmış olmasına rağmen bir yandan da devam ediyor. Bu bağlamda komplonun nasıl devam ettiği ve hangi krizlerle kendini sürdürdüğü ve karakterinin anlaşılması demokratik siyasetin en acil görevlerinden biridir” dedi.

    “İNSAN HAKLARI YOK EDİLMEK İSTENMEKTEDİR”

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt sorunun demokratik yollarla çözümünün engellendiğini ifade ederek, “Sadece Kürtleri Türkiye halklarını değil esasen tüm Ortadoğu halklarını dizayn etme hevesiyle bölgesel ölçekteki istikrarı, güvenlik ve insan hakları yok edilmek istenmektedir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)