Etiket: yezid

  • Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere, özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirterek, “Dünya kamuoyu sessiz kaldıkça zulüm büyüyor. Zalimler bilsinki dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var” dedi.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirtti.

    “ALEVİ KADINLARI CARİYE PAZARLARINDA SATILIYOR”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu, öncelikle Suriye’deki Alevi kadınların yaşadığı zulüm, işkence ve  nitelikli cinsel şiddetin 2013 yılından itibaren sürdüğünü vurgulayarak, “HTŞ çeteleri Suriye rejimini ele geçirdiği andan itibaren Alevilere yönelik çok sistematik bir saldırı başladı. 2025 Mart ayından itibaren sürekli kadınları kaçırıp Selefi çetelerin cariyesi haline getiriyorlar ve İdlib’de bir cariye pazarında satıyorlar” dedi.

    “DÜNYADA YEZİDLER VARSA, ZEYNEPLER DE VAR” 

    Zulmü yükselten unsurun başta Türkiye olmak üzere tüm dünya halklarının sessiz kalışı olduğunu dile getiren Sevim Yalıncakoğlu, şunları ifade etti:

    “Eli kanlı bir katil olan Colani kravat taktıktan sonra neredeyse bir barış elçisi ilan edildi. Saldırılarda böylece arttı.Çünkü suçluların cezasız kalacağını düşünüyorlar. En son Betül’ün kaçırılmasında da gördüğümüz gibi ve işin daha acı bir tarafı bunun yani Betül’ün hem kaçırıyorlar hem de Betül kendi isteğiyle geldi diyorlar. Betül’ün kaçırıldığına, cari olarak tutulduğuna ve nitelikli cinsel saldırıya sistematik şekilde uğradığına çok eminim. Betül’ün de aslında bakışlarından biz bunu yakalıyoruz. Ne kadar büyük bir hüzünle ve korkuyla bakıyor.

    Şunu söyleyelim ki dünyada evet çok zalimler var ama çok ses çıkaranlar da var. Suriye’de katledilen, soykırıma uğrayan Alevi halkı asla yalnız değil. Biz Türkiye Alevileri olarak, Avrupa Alevileri olarak her zaman yanlarında olacağız ve onların sesine ses olacağız. Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var.”

    “SALDIRILARI DURDURUN”

    DAD İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise, Suriye’deki saldırılara karşı uluslararası güçleri ve insan hakları örgütlerini görevlerini yapmaya çağırdı.

    Mevhibe Akdeniz, Dersim Katliamı’nda yaşatılanlarla, Suriye’de kadınlara yaşatılanın aynı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Bugün Dersim’in kızları neyse, Koçgiri’nin kızları neyse, onlar nasıl kayıplarsa ve bizim yaramızsa bugün Suriye’de Alevi kadınlara aynısı yaşatılıyor. Suriye’deki kadınlar da aynı şekilde bizim yaramızdır. Bu saldırılar karşısında bir an önce insan hakları örgütlerinin harekete geçmesini ve gereğinin yapılmasını istiyoruz.

    Kültürümüzün, inancımızın ve bizlerin tanınmasını istiyoruz. Yani bizim kimliklerimiz, inançlarımız yüzyıllardır vardı. Var olmaya da devam edecek. Suriye’de ve ülkemizde yaşanan bu baskı ve zulme karşı herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, bütün Alevi halkının kültürüne sahip çıkılması ve tanınması yönünde kamuoyu oluşmasını istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Muharrem Orucu ile Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz’

    ‘Muharrem Orucu ile Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz’

    PİRHA- Bağcılar Alevi Toplumu/Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, Muharrem Orucu dolayısıyla bir yazı kaleme aldı. Yıldırım “Aleviler olarak Muharrem Orucu ile Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e, Ehlibeyt’te temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineliyoruz. Yezid’e ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz” dedi. 

    Bağcılar Alevi Toplumu/Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, Kerbela ve Muharrem Orucu’na ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “Kerbela, dava insanlık davası” başlıklı yazısında, Kerbela ve Muharrem Orucu’na ilişkin bilgiler veren Yıldırım, “Kerbela; zalimin dört günlük dünya saltanatı uğruna işlediği faciadır. Kerbela, hırsın, nefsin, ihtirasın ve doyumsuzluğun yol açtığı bir insanlık utancıdır. Kerbela, Yezid zulmüyle eyleme dönüşmüş bir vahşet örneğidir” dedi.

    Bağcılar Alevi Toplumu/Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım’ın yazısı şöyle:

    “Kerbela Hüseyin’in sahrasıdır
    Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır
    Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır
    Dava insanlık davasıdır.

    Kerbela;

    Irak’ın 100 km. güneybatısında, yaklaşık 300.000 civarında nüfusa sahip bir yerleşim merkezidir. Ancak Kerbela coğrafyasıyla değil kanlı bir insanlık faciası ile bilinir ve anılır.
    Kerbela denilince akla acı gelir, zulüm gelir, keder ve elem gelir. Kerbela denilince bir keder, bir hüzün alır götürür bizi.

    Geçmişi inkâr edebilirsiniz. Geçmişe karşı çıkabilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Eğer geçmişi yok ederseniz, geleceğinizi iyi kuramazsınız,
    Çünkü geçmiş geleceğin ibretidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle Kerbelayı anmak insanlığın gereği olmalıdır. Kerbela’da İmam Hüseyin bir insanlık abidesidir.
    İmam Hüseyin Kerbela’da ileri sosyal demokrasi öncüsü ve şehididir. Kerbela’yı anarken; İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumlar anılır, Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimler lanetlenir, kınanır.
    Kerbela; zalimin dört günlük dünya saltanatı uğruna işlediği faciadır. Kerbela, hırsın, nefsin, ihtirasın ve doyumsuzluğun yol açtığı bir insanlık utancıdır. Kerbela, Yezid zulmüyle eyleme dönüşmüş bir vahşet örneğidir.

    Muharrem orucu;

    Biz Aleviler için Adem peygamberden başlayarak bütün peygamberlerin yerine getirdikleri bir ibadettir. Bunun yanı sıra başta Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların şahadetlerinden dolayı aynı zamanda bir yastır. Bundan dolayıdır ki Muharrem Orucu’nun diğer bir adı da Yas-ı Matemdir.

    Muharrem Orucu, insanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını, doğrularını, eksilerini, artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesine davettir. Nefsini terbiyeye, Hacı Bektaş Veli’nin de buyurduğu gibi nefsini bilmeye vesiledir oruç.

    “YEZİD’DE SEMBOLLEŞEN BÜTÜN KÖTÜLÜKLERE LANET EDİYORUZ”

    Aleviler olarak Muharrem Orucu ile Hz. Adem’den günümüze gelen bir ibadeti yerine getirirken aynı zamanda Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e, Ehlibeyt’te temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineliyoruz. Yezid’e ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz.

    Mazlumların yad edildiği, zalime/zulüme boyun eğilmediği, haksızlıklara karşı haykırış ayı.

    “YOLUN TALİBİ OLMAK DIŞINDA BİR ŞANSIMIZ YOK”

    Bizler, Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çıkan bireyler olarak, çok net ve Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz. Yezid gibi açık düşmanlardan başka, Mervan gibi sinsi düşmanların ortalıkta cirit attığı, Hızır paşaların küçük çıkarları uğruna işbirliğine hazır beklediği, Yoluna sıtk-ı sadakatle bağlı yurttaşların sindirilmeye çalışıldığı, içeriden işbirlikçilerle manipüle edildiği bir dönem yaşıyoruz. Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi, semalarda kol geziyor. İşte tam bugünlerde, biz Ali’ye Selman olanlar; fikirlerimiz net, duruşumuz net olmalı. Hiçbir konuda şüpheye düşmeden, korkmadan; bu yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok.
    Bu yol ki; Kal-u Beladan beri bizim yaşam kanunumuzdur. ELİMİZİN, DİLİMİZİN, BELİMİZİN KİLİDİDİR. İçtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.

    “YOLA SAHİP ÇIKALIM”

    Bu yola sahip çıkalım canlar, çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin.

    Hz. Hüseyin gibi yiğit, Zeynep Ana gibi dik durup insanlık onuruna gururuna davasına sahip çıkmak için tüm canları Muharrem ayında 12 imamlar aşkına Kerbela’da şehit olan imamlar aşkına bu davaya sahip çıkmaya ve inancımızı hep birlikte yaşamaya davet ediyorum.”

    BAĞCILAR CEMEVİNDE AKŞAM MUHABBET VE LOKMA PAYLAŞIMI

    Eren Yıldırım Dede, 12 gün boyunca Bağcılar Cemevi yemekhanesinde; 19.30’da muhabbet, 20.00’de lokma paylaşımı olacağını belirterek, “Tutacağımız Muharrem Orucu, çektiğimiz Kerbela yası Hak katında kabul ola” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Turan Eser’den, Matem orucuna “haram” diyen ilahiyatçıya tepki

    Turan Eser’den, Matem orucuna “haram” diyen ilahiyatçıya tepki

    PİRHA-İlahiyatçı Osman Ünlü’nün Türkiye Gazetesi köşesinde Alevilere yönelik fetva vermesine tepki gösteren Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, Diyanet’in memur ulemasından, cemaatlerin, tarikatların şeyhlerine ve gazete köşesi tutmuşlarına kadar ortalığın fetvacı dolduğunu belirtti.

    Yazar Turan Eser, Birgün’deki köşesinde, ilahiyatçı Osman Ünlü’nün Türkiye Gazetesi’nde “Matem orucu da, müzik de haram” diye yazmasına tepki gösterdi.

    Eser, “Bu ülkede yaşayan Aleviler için Muharrem ayı önemlidir ve bu ay içinde Kerbela faciasında katledilenler için matem orucu tutarlar. Emevi zihniyetinin temsilcisi Muaviye’nin oğlu Yezit’e de lanet okurlar” dedi.

    Eser’in yazısının tamamı şöyle:

    “İlahiyatçı Osman Ünlü de kendisine gelen sorulara, Türkiye gazetesindeki köşesinde bu eksende fetvalar aktarıyor ve yorumluyor. Nelerin ‘helal’ ya da ‘haram’ olduğunu yazıyor.

    Özellikle de son yazılarında Alevileri yakından ilgilendiren konularda, Alevi ismini belirtmeden bazı göndermelerde bulunuyor.

    Muharrem ayı içinde aktardığı bir fetvasında; ‘Peygamber efendimiz matem tutmak yasaktır diyor’ ve ekliyor: ‘Müslümanların matem yapması ve başkalarına lanet etmeleri yasak edildiği için, matem yapmıyoruz’ diyor.

    “ALEVİLER İÇİN MUHARREM AYI ÖNEMLİDİR”

    Bu ülkede yaşayan Aleviler için Muharrem ayı önemlidir ve bu ay içinde Kerbela faciasında katledilenler için matem orucu tutarlar. Emevi zihniyetinin temsilcisi Muaviye’nin oğlu Yezit’e de lanet okurlar!

    Muharrem ayı, dini saltanata çeviren, taht ve devlet ideolojisi haline getiren zalimlerin lanetlendiği, aç ve susuz bırakılıp sonra da katledilen mazlumların anıldığı aydır.

    “ALEVİLER MATEM ORUCU HAKKINDA BİR SÜNNİ FETVA VEREMEZ”

    Alevilerin matem orucu hakkında fetva vermek ise bir Sünni ilahiyatçının görevi değildir. Matem orucu başka bir oruca benzemez. Alevilerde tutulan oruç bozulmaz. Çünkü matem orucu, Kerbela ve günümüze kadar yaşanan Kerbelalarda zalimce öldürülenler için, ‘bir daha Kerbelalar yaşanmasın’ diye, tutulmuş bir niyet ikrarı orucudur. Farz olduğundan, korkudan ya da cennete gitmek için tutulmaz. Bozulmayan ve bu yeryüzünde Kerbelasız bir yaşam için tutulan niyet orucudur. Bir ikrardır (sözdür). Kerbelasız bir dünya yaratılıncaya kadar tutulur.

    O yüzden Aleviler için ‘Her gün aşure, her ay Muharrem, her yer Kerbela’dır.’

    “ALEVİ İNANCININ MERKEZİNDE CEM İBADETİ VAR”

    Kerbela’larla yüzleşmekten kaçmanın tek yolunu fetvalara sığınarak unutturmak isteyenler, ‘Matem orucunu, Yezit gibi zalimlere lanet okumayı yasak’ buyururlar.

    ‘Şarkı Söylemek, Çalgı Çalmak da Haram!’

    İlahiyatçı Ünlü, bir fetvasında ise ‘Her türlü teganni, yani çalgı ile şarkı söylemek ve dinlemek haramdır’ diye buyurmuş. Devamında ise ‘..raks etmek, oynamak, dönmek haramdır’ diye devam etmiş ve bunu yapanları ise ‘fasıklar’ (sapkınlığa gidenler) diye damgalamış!

    Alevi inancının merkezinde cem ibadeti vardır. Bağlamasız (sazsız), deyişsiz, semahsız, muhabbetsiz ve kadın, erkek eşitliği, razılık ve rızalık ilkesi sağlanmadan cem olunmaz.

    Ünlü bu fetvalarını verirken, tabii ki sadece Alevilere seslenmiyor, ‘her türlü çalgı ile şarkı söyleyen ve dinleyen’ tüm Sünnileri de ‘fasık’ sayıyor!

    Ebussuud Efendi’ye göre de ‘çalgı, raks, şiir’ bir idam gerekçesi sayılıp, icra edenin katli vacip olmuştur. Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin ‘bir kişi çalgı çalsa ve Müslüman olmayana çalgı çalsa ona ne yapmak gerekir?’ sorusuna cevaben, ‘Çalgıyı kıran büyük sevap işlemiş olur, çalan şiddetle azarlanıp hapsedilmelidir’ fetvası vermiştir.

    Ebussuud Efendi, Yunus Emre’nin şiirlerini bile dine aykırı saymış, ‘Bu şiirleri okuyanların öldürülmesi gerekir’ diye fetvalar verilmiştir.

    Yani Yunus Emre’nin, ‘Cennet cennet dedikleri, bir ev ile birkaç huri / İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni’ diye başlayan şathiyesini okumak, idam edilmeyi göze almak demekti.

    Müzikli ibadet Osmanlı’da ‘ölüm’dü. Bu nedenle Pir Sultan Abdal gibi nice halk ozanları idam edilmiştir.

    Oysa müzik, şiir, çalgılar insani yaşamın ve ihtiyacın en doğal parçası, ruhsal ve kültürel zenginliğidir.

    Aleviler, bağlamasız, şiirsiz, nefessiz ve müzik eşliğinde dönülen semahsız cem ibadeti yapmadığı düşünüldüğünde, sanırım bu türden fetvalara karşı asırlar ‘fasıklar’ olmaya devam edeceklerdir.

    2019 yılında halen, 500 yıl öncesinin Şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi’nin şeriatçı fetvalarından beslenmeye devam edenler, nedense, her gün TV’lerde, radyolarda ve sokaklarda müzik dinleyerek ‘haram’ ile iç içe yaşamayı da bir başka çelişki olarak yaşamaya alışmış gibi görünüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ’Zamanın Yezitlerine karşı biraraya gelmek zorundayız’-VİDEO

    ’Zamanın Yezitlerine karşı biraraya gelmek zorundayız’-VİDEO

    PİRHA- Muharrem ayı ve Hüseyin’i duruşla ilgili değerlendirmelerde bulunan Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, Kerbela’nın günümüzde hala devam ettiğine dikkat çekti. 

    Haberin videosu

    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, Muharrem ayı, Kerbela ve Hüseyin’i duruşla ilgili değerlendirmelerde bulundu. “Kerbela denince bir hüzün alır götürür bizi başka başka diyarlara. Kerbela denince ben mesela Sivas’a giderim. Sivas’ta yanan canlarımızı, Maraş’ta kaybettiklerimizi yad ederim” diyen Yıldırım, Kerbela’nın günümüzde de devam ettiğine vurgu yaptı.

    Yıldırım, Kerbela’nın devam etmesine karşın günümüzdeki Hüseyin gibi dik duranların az olduğunu onların da aralarında birlik olmadığı sürece bir etkisinin olmayacağına dikkat çekti.

    “YEZİT ANLAYIŞI KURUMLAŞMIŞ”

    Yezit anlayışının kurumlaşmış olduğuna değinen Yıldırım, “Söylemlerde kimse ‘Yezit’in yolundayız’ demiyor ama eylemler Yezitçe yapılıyor” dedi. Yezit’in zulmü karşısında İmam Hüseyin’in de kurumsallaştığını evrensel bir dünya görüşü, bir duruş haline geldiğini belirten Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda kızının gözleri önünde öldürülen Emine Bulut’u hatırlatarak Emine Bulut’un kızının, “Anne ne olur ölme” feryadının İmam Hüseyin Kerbela’ya giderken kardeşi Zeynep Ana’nın “Hüseyin’im ne olur gitme” deyişinden hiçbir farkı olmadığını kaydetti.

    KERBELA DEVAM EDİYOR

    Kerbela’nın günümüzde devam ettiğine de vurgu yapan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kaz Dağları’nda yanan orman bir Kerbela faciasıdır, Dersim’de yapılmak istenen HES projeleri bir Kerbela vakasıdır, Soma’da yerin yedi kat altında ölen o madenciler birer imam Hüseyin’dir, birer Ali Ekber’dir birer Celal Abbas’tır.”

    “NE KADAR İMAM HÜSEYİN OLABİLİYORUZ?”

    Günümüzdeki Yezit anlayışının halkın özgür iradesiyle seçtiği belediye başkanlarını kayyım yoluyla görevden aldığını ifade eden Yıldırım, bunun kabul edilebilir bir şey olmadığını söyleyerek şunları belirtti:

    “Bu Yezit’in İmam Hüseyin’e ‘ya biat edeceksin ya da kelleni vereceksin’ demesinden farklı bir şey değil. Aynı anlayış aynı zihniyet zorluk, zorbalık, yozluk, yobazlık halen günümüzde de varlığını hissettiriyor. O yüzden insanlar kendi dinlerini kendi dillerini kendi inançlarını kendi kültürlerini korumak için mücadele ediyor. Bir nebze de İmam Hüseyin gibi mücadele etmek zorunda da kalıyor ama ne kadar İmam Hüseyin olabiliyoruz? İmam Hüseyin olabilmek için artık bir birlikteliği sağlamak gerekiyor. Kürt’ün sorunu bizim sorunumuz, Ermeni’nin sorunu bizim sorunumuz, nerede bir zalim varsa o zalimin karşısında mazlumdan yana taraf alan İmam Hüseyin’in yolunun yoldaşlarıyız biz. O yüzden bu mücadeleyi birlikte safları sıklaştırarak yapmak zorundayız. Örgütlülüğümüzü hangi inançtan hangi dinden hangi dilden olursa olsun tüm ezilenler, insan onuruna yaraşır bir şekilde bir yaşam mücadelesi vermek isteyen tüm katmanlar, zamanın Yezitlerine karşı bir araya gelmek, zalimin zulmüne karşı ses çıkarmak, tek ses olmak zorunda. Tek ses olmak zorunda ki İmam Hüseyin’in yoluna yoldaş olabilelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İmam Hüseyin’in zalime karşı direnişini örnek alalım’-VİDEO

    ‘İmam Hüseyin’in zalime karşı direnişini örnek alalım’-VİDEO

    PİRHA- DAD Eyüp Şubesi’nde gerçekleşen muhabbet ceminde konuşan ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, İmam Hüseyin için ağlamamak gerektiğini, onun zalimin zulmüne karşı direncini örnek almak gerektiğini kaydetti. 

    Haberin videosu

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eyüp şubesinde oruç açma lokmasına Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sedat Şenoğlu, Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat ile yurttaşlar katıldı. Kureyşan Ocağı dedelerinden Düzgün Dağ’ın Zazaca verdiği gulbeng ile oruçlar açıldı.

    “BUGÜNÜN YEZİT’LERİ VAR”

    Oruç açımından sonra kısa bir muhabbet cemi gerçekleştirildi. Muhabbet ceminde konuşan HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, zalimliğin bugün icat edilmiş bir şey olmadığını, tarihten günümüze kadar süregeldiğini kaydetti. Tarihten bu yana iktidar, varlık, servet, taht, şan, şöhret için ne kadar büyük kötülükler yapanlar varsa bir de insanlığa hizmet etmek için yeri geldiğinde başını vermekten imtina etmeyenler olduğuna vurgu yapan Koçyiğit, “Bu coğrafyada zulüm hiç bitmedi. Bugünün modern Yezit’leri var. Toplumun çeşitli kesimleri üzerinde zalimane davranışlar gösteriyorlar” dedi.

    “YASI YAŞARKEN DİRENİŞİ UNUTMAMAK LAZIM”

    Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine kayyım atandığını hatırlatan Koçyiğit, mazlumun yanında yer alanlar olarak dayanışmayı daha fazla büyütmek gerektiğine vurgu yaptı. Koçyiğit, Muharrem ayının yasını yaşarken direnişini de unutmamak gerektiğini ifade etti.

    “DAHA ÇOK KERBELALAR YAŞARIZ”

    ADFE Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı dedelerinden Celal Fırat, Kerbela’dan bugüne 1339 yıl geçtiğini ancak bir şeyin değişmediğini vurguladı. “Eğer biz Hızırı ararsak Mehdi’yi beklersek daha çok Kerbelalar yaşarız. Birbirimizin Hızırı, Mehdi’si olmamız lazım. Çevremizi bilinçlendirmemiz lazım” diyen Fırat, İmam Hüseyin için ağlamamak gerektiğini onun zalimin zulmüne karşı direncini örnek almak gerektiğini kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Celal Fırat: Hüseyni duruş Alevice yaşamaktır-VİDEO

    Pir Celal Fırat: Hüseyni duruş Alevice yaşamaktır-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin 12 gün boyunca Kerbela’da katledilenler için oruç tutup yas ilan ettikleri Yassı Muharrem ayındayız. Garip Dede Dergahı Başkanı,İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat, “Biz her gün Şah Hüseyin’e ağlıyoruz. Şah Hüseyin bu halimizi görse ‘Bana niye ağlıyorsunuz kendi halinize ağlayın’ derdi. Bu nedenle biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı duruşunu ve söylemlerini örnek almalıyız” dedi.

    Gelenek olarak Kurban Bayramı’ndan yirmi gün sonra tutulan Matem orucunun bugün 2. günü. Kerbela’da şehit edilen 72 kişi için tutulan matem orucu, gün batımında, gösterişsiz bir şekilde açılır. 13. gün ise Aşure verilir. Garip Dede Dergahı Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat, matem orucuna ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “Matem oruçlarında biz de birilerini taklit etme konumuna geldik” diyen Fırat, “Sünni ve Şii dostlarımız Ramazan ayı geldiğinde koltuklarının altına birer tane Kuranı Kerim alıyorlar ev ev dolanıyorlar. Aynısını biz yapmaya başladık. Mahallelerde cemevlerine 10-15 kadın birlikte gelerek koltuk altlarında birer Kuranı Kerim koyuyorlar aynı muhabbeti, aynı olguyu aynı versiyonu insanlara anlatmaya ve insanları aynı çerçeveye getirmeye gayret ediyorlar. Bu doğru bir şey değil” diye konuştu.

    “HZ. HÜSEYİN’İN DURUŞUNU ÖRNEK ALMALIYIZ”

    Fırat, “Biz Kızılbaş Alevileriz. Ancak  birilerine benzemeye çalışanlar Matem oruçlarını sadece ağlama ayı haline getirmeye çalışıyorlar. Böyle bir mantık bir zihniyet var ve bunları da cemevleri yarattı. Oysaki biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı vermiş olduğu o duruşu örnek almamız lazım” dedi.

    Kerbelalar günümüzde de etkin bir şekilde yer alıyor ve yaşatılıyor. Ancak biz halen Şah Hüseyin’in niçin başını verdiğini algılamamışız. Bu konu ile ilgili bence herkes özeleştirisini yapmalı. Hz. Hüseyin’in yaşamış olduğu o acıyı kimsenin yaşamamasını temenni ediyoruz. Ama halen her gün katliamlar yaşatılıyor insanlara” diyen Fırat şöyle devam etti:

    “Cemevlerinde her gece muhabbetler ediliyor. Ancak cemevlerinin şu olgudan çıkması lazım. Biz her gün Şah Hüseyin’e ağlıyoruz. Şah Hüseyin bu halimizi, görse ‘Bana niye ağlıyorsunuz kendi halinize ağlayın’ derdi. Bu nedenle biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı duruşunu ve söylemlerini örnek almalıyız. Hz. Hüseyin Yezid’e  ‘Onursuz bir şekilde yüz gün yaşayacağıma izzetli bir şekilde bir gün yaşarım. Ve aç kal alçalma’ diyor. Bu anlamda biz bu değerlerde bir şey almalıyız. Aleviler bu Yassı Muharrem ayında bir direnç göstermeli seslerini biraz çıkartmalıdırlar. Cemevlerine gelmelidirler ama başları dik bir şekilde gelmelidirler.”

    “ZALİMLERE VE FİRAVUNLARA KARŞI TEK VÜCUT OLMALIYIZ”

    İnsanların Kerbela’da yaşanan katliama yüreklerinin yandığını ve gözlerinin yaşardığını ifade eden Fırat “İnsani olarak düşündüğümüzde onlara yapılanları hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir katliam yaşanmıştır. Günümüzde de halen aynı Kerbelalar yaşanıyor ve yaşatılıyor. Bu nedenle bu bizi daha da yakınlaştırmalı yeryüzündeki bütün topluluklarla halklarla bu zalimlere, firavunlara karşı tek vücut olarak karşı durmamız kanısındayım” şeklinde konuştu.

    “HER ALANDA MÜCADELE ETMEK LAZIM”

    Hüseyin’i bir duruşun, gelenek ve göreneklerimizi yalın bir şekilde yaşamak, kimseye benzememek ve Alevice yaşamak olduğunu belirten Fırat, şunları kaydetti:

    “Cemevlerinde mersiyeler okunmasına ve saz çalınmasına yönelik Hz. Hüseyin saz mı çalıyor denilerek çocuklarımızın kafalarını bulandırmaya gayret ediyorlar. Net bir şekilde bunun cevabını vermek lazım. Biz ne Sünni’yiz ne de Şii’yiz biz Aleviyiz. Onlar kendi geleneklerini kendi gibi yaşamalı biz de kendimiz gibi olmalıyız. Ama bugün cemlerimiz fatihalar ile açılıyor ve fatihalar ile kapatılıyor. Değişik değişik emareler cemlere dahil edilmiş durumda. Bu nedenle Hüseyini duruş  hayatın her platformunda olmalıdır. İş hayatında, evimizde ve her alanda mücadele etmek lazım. Aleviliği öz olarak yaşamamız lazım. Kimseye benzemeden ben Aleviyim demek lazım.”

    “BİZ TAŞLARA VE AĞAÇLARA GİDİP DUA EDERDİK”

    Garip Dede Dergahı Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim köylerin çoğu yerinde ziyaretgâhlar vardı. Kimi yerde biz taşlara gidip duamızı verirdik ve kutsaldı bizim için. Aynı şekilde biz gidip bir ağaca dua verip önünde kurbanlar keserdik. Buralara bazen yalın ayak giderdik. Bu nedenle biz bir yere dua edip niyaz edeceksek birilerine benzeşmemize gerek yok. Bir insan bir yerde var ise orası değerlidir. Şu an Garip Dede Dergahındayız sizler bizler olmasak buranın bir içeriği bir anlamı olmaz. Biz inancımızın içini güzel insanlar ile donatmamız lazım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Çilem Küçükkeleş yazdı: Zeynep olunmadan Hüseyin olunur mu?

    Çilem Küçükkeleş yazdı: Zeynep olunmadan Hüseyin olunur mu?

    PİRHA-Peyik haber sitesinde yazan HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Muharrem orucunun olduğu bu dönemde Kerbela’ya ve Fatma ana ile ilgisine değindi. Küçükkeleş, “Aleviler tıpkı Hüseyin gibi devletsiz, ahlaklı ve politik toplum olarak Kerbela’yı hayatlarına taşıdılar. Ağlayarak değil manaya kavuşturarak yaşattılar. Yezid’e benzemeden yolu hakkıyla yürüyebilmek, yolun kadınlarını doğru anlamaktan geçer” ifadelerini kullandı. 

    HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş Muharrem orucunda Kerbala’ya ilişkin Peyik’te bir yazı kaleme aldı. Küçükkeleş, son yıllarda Aleviliği ve bu inancı anlatıp tarif etmeye çalıştıklarını belirterek, “Bize sorulan Alevilik nedir sorusunu cevaplamakta da epey zorlandık. Zorlanmamızın nedeni çok açık ki inancımızın derinliğiydi. Öyle birkaç cümle ile insanlığın derin tecrübesini ifade etmek, onun gibi bir gerçeği cümlelere sığdırmak zordu, neticede sığdıramadıkta” dedi.

    “KERBELA’DA MESELE SADECE YAS TUTMAK DEĞİL”

    Aleviliğe ilişkin kurulacak en önemli kelimenin ‘Gerçek’ olduğunu söyleyen Küçükkeleş, Kerbela olayının da bir gerçek olduğunu belirtti.

    Küçükkeleş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kerbela’yı doğru anlamak ve doğru yaşamak dünya üzerinde bir tek Alevi toplumu tarafından başarılabilmiştir. Takiyeden uzak, rant gerekçesi yapmadan, bireysel payını değil insanlığın payına düşeni alıp koruyabilmenin mücadelesini yürütmüştür Aleviler. Mesele sadece yas tutmak, lanet etmek değil Kerbela’nın manasını yaşama aktarmaktır.

    Kerbela hayatımızın her aşamasındadır, yaşam biçimimizdir, ayakta tutan bel kemiğimizdir. O nedenle mana derken sistem gibi her kelimeye tek bir anlam yüklemeyiz. Beline sahip olmak da bizim için sadece ahlaki bir sahiplik değildir. Beline sahip olmak binlerce anlamı gibi aynı zamanda Kerbela’nın manasına da sahip olmaktır.

    Hüseyin’in Küfe’ye doğru yola çıkışı bile toplumlara dayatılana karşı, üçüncü bir yolu çizebilmeyi anlatır. Dünya iki çizgi arasında sıkışırken üçüncü çizgiyi, yani kendi yolunu çizebilmektir Küfe’ye hareket. İktidara ve nimetlerine göz ucuyla bile bakmadan hakka yürümektir. Ve bu yürüyüş aslında Ortadoğu’nun o günden bugüne en büyük çıkış kapısıdır.

    Bugün Ortadoğu, kendi yolunu çizememenin, başkalarının çizdiği yolda yürümenin çok ağır bedellerini ödüyor. İki yola tenezzül etmeyen Hüseyin’in yolundan yürüyenler ise tarihe her gün önemli notlar düşüyor. İşte biz Aleviler iktidarların yolunda yürümeyerek yaşattık Hüseyin’i, doğru anladığımız için Kerbela’yı, temiz kaldık.”

    “KADINLARIN TAŞIDIĞI ERKEKLERİN ANLAYAMADIĞI ZEYNEP ANA”

    Kerbela’nın tanığı Zeynep Ana’ya da yazısında yer veren Küçükkeleş, Yezid’e benzemeden yolu hakkıyla yürüyebilmenin yolun kadınlarını doğru anlamaktan geçtiğini ifade etti.

    Küçükkeleş’in Zeynep Ana’ya ilişkin anlatımı ise şöyle:

    “Kerbela’dan bugüne kadınların taşıdığı ama erkeklerin anlayamadığı bir de Zeynep ana vardır. Zeynep ana Kerbela’nın tanığıdır ve bugüne gerçeği taşıyan çok değerli bir duruşun sahibidir. Vazgeçseydi, canının peşine düşseydi, başına bir örtü geçirip minnet etseydi, biz bugün ne yaşıyorduk bilemeyiz ama biliyoruz ki bugün manaya eriyorsak, Zeynep ana doğru durduğu içindir. Ve biz Alevi kadınları açısından ne kadar büyük bir zulümden geçsen de yaşamı yeniden inşa etmekten vazgeçmemektir, pes etmemektir, umut etmektir Zeynep ana.

    HER KATLİAM SONRASI YAŞAMI YENİDEN KURAN KADINLAR

    Tesadüf değildir Alevilerin yaşadığı her kırım ve katliam sonrası yaşamı yeniden kadınlarının elinden inşa etmesi. Ve gene tesadüf değildir Zeynep ana gibi ahlakı iki bacak arasında değil vicdanda araması. Aleviler tıpkı Hüseyin gibi devletsiz, ahlaklı ve politik toplum olarak Kerbela’yı hayatlarına taşıdılar. Ağlayarak değil manaya kavuşturarak yaşattılar İmam Hüseyin’i. Yezid’e benzemeden yolu hakkıyla yürüyebilmek, yolun kadınlarını doğru anlamaktan geçer. Her biri Zeynep ana olmaktan vazgeçmeyen kadınlarla yan yana durabilmek, yerine mücadele etmeye kalkışmak değil Zeyneplerin gücüne inanmaktan geçer. Eğer bunu başaramazsak belimiz bükülür ve en büyük düsturumuz yerle bir olur. Bizi bugüne taşıyan ve tüm diğer inançlardan farklı kılan cinsiyetler üstü yaklaşımımızdır.

    Toplumlar cins tartışmalarını son yüzyılda yaşarken biz binlerce yıldır cinsler üstü kurduğumuz felsefemizi bugüne de taşıyabilmeliyiz. Yoksa biz de çarkı pervazdan çıkıp sistemin çarkında yerle yeksan oluruz. Kerbela’nın yıldönümüne tekabül eden bugünlerde tüm Alevi erkeklerine soralım; Zeynep olunmadan Hüseyin olunur mu? Ana Fatma’yı görmeyenler aynaya baktıklarında “Ali göründü gözüme” diyebilirler mi?”

    Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

  • Pir Eren Yıldırım: Yezitliği ve zalimliği insanlık hayatından çıkartmak istiyoruz

    Pir Eren Yıldırım: Yezitliği ve zalimliği insanlık hayatından çıkartmak istiyoruz

    PİRHA- Okmeydanı Cemevi Dedesi, Baba Mansur Ocağı Piri Eren Yıldırım, gazete Peyik’te “Dava insanlık davasıdır” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, “Kerbela Hüseyinin sahrasıdır. Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır. Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır. Dava insanlık davasıdır. İşte bundandır ki; Hüseyin’in hali halimiz, yolu yolumuzdur” dedi. Pir Yıldırım, dünyada haksızlık, zalimlik bitinceye kadar Hüseyin’in yasını çekmeye devam edeceklerini de yazdı. 

    İstanbul Okmeydanı Cemevi Dedesi, Baba Mansur Ocağı Piri Eren Yıldırım, gazete Peyik’te “Dava insanlık davasıdır” başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Yıldırım, yazısında “Kerbelayı anmak insanlığın gereği olmalıdır. Kerbelada imam Hüseyin bir insanlık abidesidir. İmam Hüseyin Kerbela’da; ileri sosyal demokrasi öncüsü ve şehididir. Kerbela’yı anarken, İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumlar anılır, Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimler lahnetlenir, kınanır” dedi.

    Yıldırım, “Geçmişi inkâr edebilirsiniz. Geçmişe karşı çıkabilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Eğer geçmişi yok ederseniz, geleceğinizi iyi kuramazsınız, Çünkü geçmiş geleceğin ibretidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle Kerbela’yı anmak insanlığın gereği olmalıdır” ifadesini kullandı.

    “DAVA İNSANLIK DAVASIDIR”

    Pir Eren Yıldırım, “Kerbela Hüseyinin sahrasıdır. Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır. Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır. Dava insanlık davasıdır.
    İşte bundandır ki; Hüseyin’in hali halimiz, yolu yolumuzdur” diyerek şunları yazdı:

    “Hüseyin sadece Kerbela’da direnmedi, sadece Yezid’e ve onun kanlı- kirli saltanatına karşı gelmedi. Her çağın Yezitlerine karşı nasıl direnileceğini, nasıl mücadele edileceğini öğretti. Hırsı, kini, nefreti esas alanların, iktidar için her türlü kötülüğü yapanların nasıl alt edileceğini cümle insanlığa daimi olarak canıyla ve kanıyla gösterdi.
    Kerbela’da İmam Hüseyin; onurun, şerefin, gururun ve haysiyetin insanlık için ne denli vazgeçilmez bir yüce değer olduğunu, tüm yakınları ile birlikte hayatını orta yere koyarak kanıtladığı bir insani duruş ve direniştir.

    Kerbela, insanlığa mal olmuş bir ibret tablosudur.
    İnsanlık kerbela’da yiğidi ve merti görmüş aynı zamanda, kahpe ve namerdi de görmüş.

    Dört günlük dünya saltanatı ve nefis ihtirası uğruna insanların nasıl vahşileştiğini görmüş.

    Kerbelada insanlık , ihaneti , gafleti, namertliği görmüş. Aynı zamanda sadakati, fedakârlığı ve mertliği de görmüş.”

    “KERBELA İYİLİKLERİN VE KÖTÜLÜKLERİN ÇARPIŞMASIDIR”

    “Kerbela olayı ve İmam Hüseyin ile ailesinin bu olayda şehit edilmeleri, 14 asır önce yaşanmış ve dünya tarihinde sayısız kez yaşanmış olan ve halende yaşanan, sıradan bir olay değildir” diyen Pir Eren Yıldırım, “Kerbela bizler için, insanlığın adeta dönüm noktasıdır. Cümle kötülük ve iyiliklerin çarpışmasıdır Kerbela. Zalim ve haksız olanla mazlum ve hakkaniyetli olanın hesaplaşmasıdır Kerbela.
    Ve bizler işte bu “Matem- Yas” ile sadece Kerbela şehitlerine ağlamıyoruz, onun şahsında cümle mazlumlara ağlıyoruz. Lanetlediğimiz sadece Yezit değildir, her devrin zalim ve Yezitlerini lanetliyoruz. İyilerden olma isteğimizi dile getiriyor, kötülüğü lanetliyor ve karınca kararınca yezitlik ve zalimliği insanlık hayatından çıkartmak istiyoruz.” dedi.

    “DÜNYADA HAKSIZLIK VE ZALİMLİK BİTENE KADAR İMAM HÜSEYİN’İN YASINI ÇEKECEĞİZ”

    Pir Eren Yıldırım, İmam Hüseyin’in yasını çekmeye devam edeceklerini belirterek, “Dünyada haksızlık ve açlık bitene kadar, zalimlik ve kalleşlik son bulana kadar, savaşlar ve kıyımlar bir daha gelmeyecek şekilde insanlığın düşünce ve eyleminden çıkana kadar erenlerimizin yasını çekmeye devam edeceğiz” dedi.      (HABER MERKEZİ)

     

    http://www.peyik.com/dava-insanlik-davasidir-12904.html

     

     

  • Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’ndan 12 İmam Orucu açıklaması: Aleviliğin özüne uygun davranalım

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’ndan 12 İmam Orucu açıklaması: Aleviliğin özüne uygun davranalım

    PİRHA-  12 İmam Orucu başlıyor. 21 Eylül’de Aleviler Muharrem Ayı nedeniyle 12 İmam Orucu tutmaya başlayacak. ABF’ye bağlı Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül, “Alevilere göre oruç denildiğinde akla öncelikle Muharrem orucu gelir. Muharrem ayı dendiğinde ise, Kerbelâ ve yaşanan katliam akla gelir” açıklamasını yaptı.

    İstanbul Alibeyköy Cemevi Başkanı ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Kureyşan Ocağı Piri Hüseyin Güzelgül 12 İmamlar’da hangi tarihlerde, kimler için hangi gün ve kaç gün oruç tutulacağını şöyle ifade etti:

    “17-18-19 Eylül – Masum-u Paklar Orucu tutulur. Bu oruç küfede şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çocukları İbrahim ve Muhammet için tutuluyor. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem ayının 13. günü “Aşure” dağıtılacak. 20 Eylül Çarşamba günü Fatıma Ana Orucu, 21 Eylül Perşembe günü 12 İmamlar Orucuna başlanır. 02 Ekim, Pazartesi  12 İmamlar Orucu’nun son günüdür ve 03 Ekim Salı gününden itibarende Aşure yapılır ve dağıtılır.”

    “MUHARREM ORUCU DENİLDİĞİNDE KERBELA AKLA GELİYOR”

    “Alevilere göre oruç denildiğinde akla öncelikle Muharrem orucu gelir. Muharrem ayı dendiğinde ise, Kerbelâ ve yaşanan katliamın akla gelir” diyen  Pir Güzelgül, “İmam Hüseyin’in Yezid orduları tarafından Kerbelâ’da günlerce aç ve susuz bırakılıp daha sonra da başı kesilmek sureti ile şehit edilmesinden dolayı Muharrem ayının ilk 12 günü Alevilerin matem günüdür. 12 gün boyunca oruç ve yas tutarız. Böylece İmam Hüseyin’in Kerbelâ’daki direncini anarken; Yezid’in İmam Hüseyin’e ve ailesine yaptığı vahşeti lanetleriz” dedi.

    “12 İMAM ORUCU NEBİLERİN YERİNE GETİRDİĞİ BİR HİZMETTİR”

    Pir Güzelgül, “On iki İmamlar Orucu Aleviler için önemli bir ibadettir. On iki İmamlar Orucu, Adem’den bu yana cümle Nebilerin yerine getirdiği bir hizmettir. İnsanın kendi iç benliğine yönelmesi; yanlışlarını, doğrularını görmesi; kısaca özünü dara çekmesi sonucu doğruya, güzele, iyiye yönelmesine davet eder. Bununla birlikte başta İmam Hüseyin olmak üzere, insanlık değerlerine bağlılığı, zalime karşı olmanın, mazlumun yanında olmanın timsali olarak gördüğümüz On iki İmamların şehadetlerinden dolayı, aynı zamanda bir Matem’dir ” ifadelerini kullandı.

    “BU AYDA KURBAN DAHİ KESİLMEZ”

    Eğlence olmayan bu ayda, hiçbir canlıya kıyılmadığı için, kurban dahi kesilmez. Et yenmez, içinde canlı (embriyo) olduğu için yumurta da yenmez. Zevk ve sefa içerisinde bulunulmayacağını vurgulayan Pir Hüseyin Güzelgül,  “Yas günleri; oruç ve diğer ibadetlerin Aleviliğin özüne, değerlerine uygun olarak yerine getirilmesi; şekle düşülmemesi için itina göstermeliyiz” şeklinde konuştu.

    ORUÇ TUTARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

    Alibeyköy Cemevi ve ABF Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Kureşan Ocağı Piri Hüseyin Güzelgül, 12 İmamlar Orucunu tutarken dikkat edilmesi gereken hususları şöyle ifade etti:

    – Verilen örnekleri baz alırsak, yeme içmeden kesilmekle oruç olunmaz. Nefsini tığlamakla ve tüm azaları ile oruçlu olmak önemlidir. Bir başka yönüyle, Alevilerde sadece sınırlı günlerle değil, her günümüzle oruçlu olmak lazım. Bunu da eline, beline, diline, eşine, aşına, işine sahip olmakla elde etmiş oluruz.

    – Oruç süresince, düğün, nişan, sünnet, vb. eğlence yapılmaz.

    – Kerbela şehitlerinin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (İstisnalar hariç. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, ayran, vs. gibi sıvılardan karşılanır.).

    – Kan akıtılmaması adına kurban kesilmez, et yenilmez.

    – Alevilerde sahur yoktur. Gece 00:00 dan sonra bir sonraki günün başlangıcı olduğundan vücut mühürlenir. Güneş batınca oruç açılır.

    – İhtişamlı sofralardan uzak kalarak, mütevazı sofralar kurulur.

    – Muharrem ayında canlarla bir araya gelerek birlikte mersiyeler, şiirler, deyişler, Alevi önderlerinin kahramanlık öykülerini okunur, anlatılır.

    – Oruçlarımızın 12 gününden sonra on iki imamların ve bu yolda şehit olanlara atfen en az 12 nebattan (tam) oluşan aşure yapıp, İmam Zeynel-i Abidin’in hayatta kalması adına dağıtılır.

    Alibeyköy Cemevi Dedesi ve İnanç Kurulu Başkanı Kureşan Ocağı Piri Hüseyin Güzelgül açıklamasını bir dua ile bitirdi.

    “Bism-i Şâh, Allah Allah!

    Er Hak- Muhammed-Ali âşkına, İmâm Hüseyin Efendimiz’in susuzluk orucu niyetine, Kerbelâ’da şehid olanların tertemiz ruhlarına, Fâtıma-tüz Zehra’nın şefaatına, On iki İmamlar, On dört Masum-u Pakların şevkına!

    On yedi Kemerbestler’in hürmetine; hazır, gaip ve gerçek erenlerin himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola. Yuf münkire, lanet Yezid’e, rahmet mümine!

    Gerçek erenler demine, dost erenler hü!

    (HABER MERKEZİ)