Etiket: yezit

  • Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    PİRHA – Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay, yazım dünyasında nasıl yer aldıklarını PİRHA’ya anlattı. Atalay, ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim ve yola çıktım” diyerek 53 yıllık mücadelesini aktardı.

    Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay ile Alevi yayıncılığının dününü ve bugününü konuştuk. Fatih ilçesindeki tarihi Milas Han içerisinde yer alan Can Yayınları da bir çok yayınevi gibi dar bir mekanda, binlerce kitaba ev sahipliğini yapıyor.

    1972 yılında kurulan Can Yayınları, özellikle Aleviliğe dair yayınları ile yazım dünyasında öne çıkıyor.

    Ali Adil Atalay, yayıncılık alanında imza attığı birçok başarıya ek olarak Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin yapıldığı 16 Ağustos 2024’te Yaşayan İnsan Hazinesi Hizmet Ödülüne de layık görüldü. Şiir ve tarih içerikli elliden fazla kitap kaleme alan ‘Vaktidolu’ mahlası ile bilinen Ali Adil Atalay ile mütevazi ofisinde bir araya geldik.

    Çalışma masasının başında asılı duran paslı ve bir hayli eski olan makası işaret ederek hayat hikayesini anlatmaya başlayan Atalay, “1934 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Bizmişen köyünde, bir ahırda doğdum. Annem göbek bağımı ne ile keseceğini şaşırmış olmalı ki orada bulduğu hayvanların yelesini kırptıkları paslı makasla göbeğimi kesti. 2 yaşında da yetim kaldım. 91 yıldır bu makas da benim elimde” diyerek hayata geliş hikayesini özetledi.

    “ALEVİLER, ALEVİ OLDUKLARINI SAKLIYORDU”

    Ali Adil Atalay, yetim kaldıktan sonra dedesinin yanında büyüdüğünü belirtti. “Cemlerde dedemin dizinde oturdum hep. 1955 yılına kadar da köyümde kaldım” diyen Atalay, Yaşamının sonraki dönemine dair şöyle devam etti:

    “7 yaşında aşık olmuştum. Elim kalem tutar tutmaz şiir yazmaya başladım. İlk yazdığım şiirlerden birisini bir köylüme okumuştum ve sonrasında beni aforoz etti; kara sevdaya düştüğümü söylemişti. Neyse eşimle evlendiğim vakit o şiirleri yaktık.

    Gençken çok kitap okurdum. Çocukken adeta kendimi bir deryanın içerisinde bulmuştum. Divriği’de yaşayan ablamın yanına gitmiştim. O zamanlar eniştemde Fuzuli’nin ‘Saadete ermişlerin bahçesi’ adlı kitabını gördüm ve ‘bana satacaksın’ dedim. Kitabın Kazım Çavuş’a ait olduğunu söyledi. Koşarak hemen onun yanına gittim. 12 kuruşa satın aldım o kitabı ve gelip enişteme gösterdim. ‘Satacağını bilsem öküzün tekini verirdim’ demişti. Bu eniştem zaman oldu İstanbul’a gelip para kazandı fakat gidip de bir yayınevinden ‘Bektaşiliğin iç yüzü var mı?’ diye soramadı. Aleviler, Alevi olduklarını saklıyordu.”

    CAN YAYINLARI’NA EVRİLEN SÜREÇ!

    Dede ve babasının dedelik yapmadığını, ancak kendisinin 1985 yılına kadar hizmet yürüttüğünü söyleyen Ali Adil Atalay “Fakat hiç ‘dedeyim” demedim” diye de ekledi. Ağuiçen Ocağına mensup olduğunu söyleyen Atalay, İstanbul’da ilk olarak nakliyecilik yaptığını, aynı yıllarda ‘Gerçekler’ adlı gazetede köşe yazarlığı yürüttüğünü de anlattı. Atalay, yayınevi açma sürecine dair şunları aktardı:

    “1970 yılında gazetede ‘Canlar’ köşesini yazıyordum. Bu münasebetle Can Yayınları’nı 1972’de kurdum. Yayınevini kurmadan kısa bir süre önce Kemaliye’ye gittim. Ezanın Türkçe okunduğu dönemlerdi. Tanıdığım birisini gittiğim bir ortamda sordum. Yaşlıca birisi ‘Kafir Kızılbaş, bugün günlerden nedir?’ diye sordu. ‘Cuma’ dedim. O da ‘Aradığın kişi camidedir’ dedi. Biraz büyük olsaydım ‘Evet ben Kızılbaşım, sen de Yezit’sin. Peki sen neden camide değilsin?’ diyebilirdim. Bu olay çok ağrıma gitmişti, 3 saatlik yol boyunca ağlamıştım.

    Bu yaşıma kadar zalimlere bile beddua etmedim. ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. Ben o yıllarda ‘Mum Söndü’ piyesine de gitmiştim. Eğer ben para için bu işe başlamış olsaydım ‘Biz mum söndürürüz’ diye bir kitap yazardım ve binlerce satardım. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim!

    Gazete köşesinde Ehlibeyt’i, Kerbela şiirlerini yazdığım için Gümüşhacı Köyü’nden her gün mektup alıyordum. Ayrıca 1968 yılında Karaca Ahmet Sultan Derneği’ni kurdum. 1985 yılına kadar da oranın yönetiminde yer aldım. Sonrasında ise Alevi-Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı kuruculuğu ve başkanlığını yaptım. Dedem ‘Çalışmak en büyük ibadettir’ demişti, bende halen çalışıyorum. Ankara’da Gençlik Parkı’nda güvercinin ağzından bir şans kağıdı çekmiştim. Tevfik Fikret’in ‘Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara / Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş atıl bağır / Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır’ şiirini muska gibi cebime koydum.”

    “MUM NASIL SÖNÜYOR ÖĞRENECEKLERDİ!”

    Ali Adil Atalay, 1997 yılına kadar Can Yayınları’na çok büyük bir ilginin olduğunu söyledi. Okur oranının o dönem daha yoğun olduğuna işaret eden Atalay, şöyle devam etti:

    “Adeta kitap yetiştiremiyordum. 25 kitabı bir set yaparak satıyordum. Eşim ve oğlum, bir günde 300 set hazırlamaya yetişemiyordu. İzmit’ten 3 tır kağıt getirtiyordum. Ancak gün geldi bir günde 750 set, 17800 kitap dolandırıldım. Ancak hiç üzülmedim. ‘O kitaplar okunacak, mum nasıl sönüyor, selam neden verilmiyor, kestiği neden yenilmiyor bunları öğrenecekler’ dedim.

    İlimdir başımızın tacı. Bir uçağı yapıp gökyüzünde uçurmak, Aya gitmek de benim nazarımda bir keramettir. ‘Benim dedem uçtu’ diyenlerden değilim. Alevilik için çok uğraştım. Sokaklarda dahi Aleviliğe dair konuşurdum, bana ‘Kafir Kızılbaş’ derlerdi, ben de onlara ‘Yezit oğlu Yezit’ derdim. 1985 yılına kadar İstanbul’daki evimin üstünde cem yaptım. Dış kapıyı dahi kapatmazdık. Mikrofana da hacet yoktu ama sonrasında ceme gitmedim. Çünkü cem yoktu, olanlar da gösteri cemiydi.”

    “ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ KARARINI TASVİP ETMİYORUM”

    Ali Adil Atalay, devlet eliyle hazırlanan Alevi Ansiklopedisi konusunda da görüşlerini aktardı. “Nerede çarpık bir söz varsa orada kalabalık toplanır” diyen Atalay, eleştirisini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu durum en güzel asimilasyondur! Paranın olduğu yerde Allah olmaz. O sebeple bu yapılanları tasvip etmiyorum. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı başkanıydım, İzzettin Doğan adeta sil baştan yaptı. Başkanlığı kendi rızamla bırakmıştım, İzzettin Doğan ise bana ‘Başkanlığı neden bıraktın?’ dedi. Ben de ‘Yönetim de burada, ne dışlandım ne de oy kaybettim. Kendi rızamla ayrıldım ki koltuğun değişmesini sizlere öğretmek için’ dedim. Kişiler, sırf ‘Başkanım’ kelimesi için başkanlık yapar, o da yoksa maaş için başkanlık yapar, onlar da yoksa tehdit yürütebilmek için başkanlık yapar. Ağaç, baş yukarı, insan ise baş aşağı büyür. Tevazuya inen yücelmiştir, benlikte olan şeytanlaşmıştır.”

    “VİCDANIM MÜSTERİH İSE CENNETTEYİM”

    Ali Adil Atalay, son olarak Can Yayınları’nın bugününe dair de değerlendirme yaptı. Atalay şunları söyledi:

    “Ağaç hakkında bir şiirim var. Demişim ki; ‘Bin yıl yaşasam dikerdim ilmek / Kağıt, kalem, ağaç.’ Kalem ağaçtan oluyor mu? Oluyor. Kağıt ağaçtan oluyor mu? Oluyor. İlim ise kağıt ve kalemin üzerinde mi? Evet. Ben de ‘Bin yıl yaşasam okurdum’ demişim ve okuyorum. Zaman buldum kitap bulamadım, kitap buldum zaman bulamadım. 1990’lı yıllar benim için altın yıllarıydı ama paraya önem vermedim. Dolandırıldığım para ile burası satın alınırdı, kirada oturmazdım. Ama mutluyum. Vicdanım müsterih ise cennetteyim.

    İsmim Adil Ali hem Vaktidolu

    Dinim insan, mezhebim vicdan yolu

    Bu dünyada her fikre saygım var

    Aşksız geçen bir an bile bana dar.

    Bu dörtlük bana yetiyor, benim hayatım bu. Başta insanım. Gerçekler isimli gazeteyi çıkardığımız dönemde yazar bulamıyorduk. Komünistlik Evrensel Beyannamesine imza atanlar Alevi yazarları oldular. ‘Alevilik benle başlayıp benle bitti’ diyenler oldu. Bunların hepsini boşa dinledim. Bugün 650. kitap baskıya veriliyor. Bunların hiçbirisinde kırmızı çizgimin dışına çıkan kitap bulamazsınız. Bir ferdin, bir dinin ya da mezhebin aleyhinde kitap bulamazsınız. Ben sadece gerçekleri, tasavvufun özünü yazarım. Güruh-u Naci’den bugüne kadar Aleviliği anlatırım. Çünkü bunları dedemden aldım!”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

    ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

    PİRHA- Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, Alevilerin öncelikle haklarının iade edilmesi gerektiğinin altını çizerek, dedelere maaş bağlanmasına karşı olduklarını ifade etti. Arıkovan, “Cemde elimize bir not verecekler. Bizler Yezid’e Yezid deriz, lanet okuruz. Bunlar verecekleri kağıtta bizlere Hz. Yezid dedirtecekler. Biz bunlara karşıyız” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkilerini yükseltiyor.

    Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEDELERE MAAŞ BAĞLANMASINA KESİNLİKLE KARŞIYIZ

    Arıkovan, Alevilerin öncelikle haklarının iade edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Dedelere maaş bağlanmasını biz kesinlikle istemiyoruz. Karşıyız. Sonuna kadar karşıyız. Karşıyız, çünkü biz inanıyoruz ki bu kul hakkına geçer. Yani bir canın gönül rızasıyla verilmemiş bir para, bir yere bağış olarak yapılmayan bir para kul hakkına geçer. Biz bunu helal etmiyoruz. Diyanet işlerine kesilen parayı helal etmiyoruz. O yüzdendir ki biz dedelere maaş bağlanmasına kesinlikle karşıyız” dedi.

    Devlet tarafından dedelere bağlanacak bir maaşın devletin memuru anlamına geldiğini vurgulayan Arıkovan, “Cemde elimize bir not verecekler. Diyecekler ki bunları okuyun. Biz İmam Hüseyin’e, Yezit’in karşısındaki İmam Hüseyin’e biat ederiz. Bizler Yezid’e Yezid deriz, lanet okuruz. Bunlar verecekleri kağıtta bizlere Hz. Yezid dedirtecekler. Biz bunlara karşıyız” şeklinde konuştu.

    “İNANCI VE DİRENCİ İMAM HÜSEYİN’DEN, PİR SULTAN’DAN, ŞEYH BEDRETTİN’LERDEN ALDIK

    Alevilerin öncelikli taleplerinin olduğunu ifade eden Arıkovan, şunları söyledi:

    “Öncelikle bizim taleplerimiz Sivas’taki Madımak Oteli’nin müze olması. Eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıdır. Biz kesinlikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bizlere vereceği parayı kabul etmiyoruz.

    Maaş almayı düşünen veya alan dedeleri bir an önce gittikleri yoldan geri dönmelerini istiyoruz. Yoksa düşkün ilan edileceksiniz. Biz ki kalu beladan beri, bu inancı hiçbir devletin yardımı olmadan sürdürmüşüz. Bugüne kadar getirmişiz ve bugünden sonra da böyle gitmek zorundadır. Biz bu inancı ve direnci İmam Hüseyin’den, Pir Sultan’dan, Şeyh Bedrettin’lerden aldık. Bunların yüzü suyu hürmetine aşıkların, sadıkların yüzü suyu hürmetine ters gelen bir şeyi biz de kabul etmiyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO

  • Ozan Leşgeri: Alevilere yapılan katliamlar Kerbela’dakinden çok daha derin-VİDEO

    Ozan Leşgeri: Alevilere yapılan katliamlar Kerbela’dakinden çok daha derin-VİDEO

    PİRHA- Ozan Leşgeri, Anadolu’da Alevilere yapılan katliamların Kerbela’da yapılanlardan çok daha derin olduğunu vurgulayarak, “Günümüzün Yezidleri bize öyle Yezidlik yapıyor ki bırakın geçmiştekileri, biz günümüzdeki Yezid’e bakalım” yorumunda bulundu. Leşgeri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’nın önemine de dikkat çekti. 

    Kocaleşger Ocağı evlatlarından Dede Ozan Leşgeri (Hüsnü İyidoğan) Maraş Katliamı’nın üzerinden 44 yıl geçtiğini belirterek, “Ömrümüz boyu unutulmaması gereken bir katliam Maraş” dedi.

    Ozan Leşgeri, 19 Aralık 1978 yılında yapılan Maraş Katliamı’nda yakın köylüsü Öğretmen Süleyman Metin’in, eşi ve iki kızı ile birlikte yakılarak katledildiğini belirterek, “Alevi toplumu 1474 yıldır Kerbela’da Hüseyin için gözyaşı döküyor. Bütün cemlerimizde ‘Hüseyin’ adı artık bayraklaşmış durumda. Her Hüseyin adı anıldığında Aleviler ağlamaklı oluyor. Oysa Anadolu’da Alevilere yapılan katliamlar Kerbela’yı da geçer” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN İŞİ BU MUDUR?”

    Aynı zamanda dedelik hizmeti de yürüten Ozan Leşgeri, Maraş Katliamı’nın aydınlatılması gerektiğini vurgulayarak, “Zamanın Yezid’inin, devlet eliyle Maraş’ta başlatmış olduğu o hunharca katliamda gebe kadınların karınlarına bıçak sokularak ceninlerin ortaya saçıldığı bir katliamdan bahsediyoruz. Maraş’ta yüzlerce canımız öldü ve halen bugüne kadar aydınlatılamadı, aydınlatmıyorlar. Oysa devletin işi bu mudur?” diye sordu.

    Devletin her dine, inanca eşit mesafede olması gerektiğine işaret eden Leşgeri, günümüz asimilasyonunu ise şöyle özetledi:

    “Osmanlı, Sünni inancı devletin resmi dini yaptı, bugün Türkiye Cumhuriyeti’ndeki resmi din de Sünni inanışa göre yapılmış durumda. Ve 1950’den sonra Sünni erk, çok büyük bir güç kazandığı için tekrar Türkmenlere, Alevilere, Alevi Kürtlere baskılara devam etmiş.
    Selçuklu asmış, kesmiş, yüzmüş ama Aleviliği, Kızılbaşlığı bitirememiş bir türlü. Sürekli ayaklanmalar olmuş. Devletin kendi koymuş olduğu anayasal düzene ‘Yok efendim bu yanlış’ dediğin zaman düşman oluyorsun. Dolayısıyla Aleviler de yanlışı kabul etmedikleri için kendilerine bir Yol kurmuşlar. Buna da bizler ‘Alevi Yol’u’ diyoruz. Bu Yol’a ikrar verdin mi dönmek de olmaz. Alevi Yol kurucuları öylesine bir Yol kurmuşlar ki ‘ben Aleviyim’ demekle Alevi olunmuyor. İçtiğin o ahta, verdiğin söze sadık kalacaksın.
    Asimilasyonun en büyük ayağı ise Abdülhamit Hamidiye Alaylarını kurduğu gibi İstanbul’da aşiret okulları kuruyor. Buraya da Sünni imamları koyuyorlar. Bunların hedefi ‘asıp kesmekle olmaz’ deyip bütün Alevi köylerine devlet görevlilerini gönderelim ve Alevi fakir çocuklarını toplayalım yönünde oluyor. Ailelere ‘Çocuğunuzu İstanbul’da okutacağız ve dolayısıyla yetişkin, münevver adam olacak bunlar’ diyorlar. Aleviler de buna seviniyor ancak kurulan tuzaktan haberleri yok.

    “BİRÇOK ALEVİ KÖYÜ SÜNNİLEŞTİ”

    Bugün Anadolu’da birçok köy Alevi iken böylelikle Sünni olmuştur. Örneğin yanı başımızda Yakup Abdal ve yanındaki Tekke Köyü Alevi köyleriymiş ancak bu dediğim şekilde asimile edilip sünnileştirilmiş. Bunun en büyük örneği de Pir Sultan’dadır.
    Hafik’in Sofular köyünde Pir Sultan’ın talipleri vardır. Devlet yetkilileri bu köye giderek Pir Sultan’ın talibinin oğlunu almak istiyor. O fukara da bilmiyor ne olacağını ve gelip talibinden himmet istiyor. Pir Sultan’a ‘Ben İstanbul’a gideceğim, okuyacağım’ diyor. Pir Sultan da öngörüsü yüksek bir insan olduğu için işi anlıyor ve diyor ki ‘Tamam ben himmet veririm, sen de gider İstanbul’da okursun. Ama gelir ilk beni asarsın’ diyor. Ve ilerleyen yıllarda o çocuk köyüne dönüyor ve Pir Sultan’ı asıyor.”

    “GÜNÜMÜZÜN YEZİTLERİ BİZE ÖYLE BİR YEZİTLİK YAPIYOR Kİ”

    Ozan Leşgeri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’nın önemine de değindi. Leşgeri, Alevi dedelerinin, devlet tarafından maaşa bağlanması konusunu sert dille eleştirdi.

    Leşgeri, Yenikapı’da yapılacak kurultaya dair şunları söyledi:

    “Eğer Alevi örgütleri böyle bir karara talip olmasalardı bir Alevi dedesi olarak tepkimi gösterirdim. Hocalar, üretmeden, kamuya hiçbir faydası olmadan 20 bin lira maaş alıyor. Emek harcamadan maaş almak ne demektir? Bu tezgah geçmişte de birkaç kez denendi ama olmadı. Şimdi AKP hükümeti tarafından tekrar sahneleniyor. Alevi toplumu Kültür Bakanlığı’na bağlı bir daire başkanlığı ile yönetilemez. İkincisi, bıraksınlar Aleviler kendi kendilerini yönetebilir, kendi ibadetlerini, kendi cenaze ve cem erkanlarını yapabilir. Bıraksınlar Aleviler kendi kendilerini yönetsinler. Bizim imam dedeye ihtiyacımız yok. Devletten maaş alacak dedeye ihtiyacımız yok. Öncelikle dede dediğin emek verecek. Alevi dedesi kendini halkına adaması lazım. Hangi Alevi dedesi gider devletten maaş alırsa zıkkım haram yemiş olur. Haram olsun o dedeye. Dede Alevi toplumunun ruhani önderidir. Alevi toplumunda ‘Dede’ demek yüce, münevver insan demektir. Günümüzün Yezidleri bize öyle bir Yezidlik yapıyor ki bırakın geçmiştekileri, biz günümüzdeki Yezid’e bakalım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Bu süreçte kim ayrımcılığı körüklüyor ise o Yezid’in ekmeğine yağ sürüyor’-VİDEO

    ‘Bu süreçte kim ayrımcılığı körüklüyor ise o Yezid’in ekmeğine yağ sürüyor’-VİDEO

    PİRHA-“Aleviler Ne İstiyor?” başlıklı panelde konuşan AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, ayrım yapılmadan tüm toplumsal kesimler ile bir araya gelinmesi gerektiğini belirtti. Öker, “Bu süreçte kim ayrımcılığı körüklüyor ise o Yezid’in ekmeğine yağ sürüyor. Yezid’in bütün derdi iktidarını devam ettirmek. Tarihteki bütün Alevi önderleri baskı karşısında insanlık için yoksul insanların sesi, isyanı olmuştur” dedi.

     

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) NRW Bölge Temsilciliği bileşeni 22 Alevi Kültür Merkezi tarafından “Aleviler Ne İstiyor” paneli düzenlendi. Panele Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, AABF NRW Bölge Başkanı Selahattin Göktürk ve Duisburg–Hamborn AKM Onursal Başkanı Cemal Şen konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise Mesut Kabakçı yaptı.

    Alevilerin yüzyıllardır talepleri olduğunu belirten Kabakçı, “Yüzyıllardır baskı altındalar. Son süreçte AKP ve MHP faşizmiyle birlikte baskılar tavan yapmış durumda. Aleviler taleplerini daha yüksek sesle haykırıyor” dedi.

    “AYRIM YAPMADAN TÜM TOPLUMSAL KESİMLER İLE BİR ARADA OLMALIYIZ”

    Her toplum kesimiyle ayrım yapmadan bir araya gelinmesi gerektiğini kaydeden Turgut Öker ise şunları söyledi:

    “Devrimciler, sosyalistler kendilerini korur ama metropollerde biz öyle bir örgütsüzüz ki, Alevilerin Türkiye’de hiçbir şekilde kendilerini koruma durumu yok. İnsanlık dışı iktidarı alaşağı etmek için her toplumsal kesim ile bir arada olmamız gerekir. Bu süreçte kim ayrımcılığı körüklüyor ise o Yezid’in ekmeğine yağ sürüyor. Yezid’in bütün derdi iktidarını devam ettirmek. Tarihteki bütün Alevi önderleri baskı karşısında insanlık için yoksul insanların sesi, isyanı olmuştur.”

    “DEVLETİN HER İNANÇ VE KİMLİK KARŞISINDA EŞİT OLMASI GEREKİYOR”

    AABF NRW Bölge Başkanı Selahattin Göktürk de, devletin her inanç ve kimlik karşısında eşit olması gerektiğini vurgularken, “Türkiye’deki siyasi yapının yaptığı tek bir şey var. Hiçbir sorunu çözmemek için bir sürü çözümsüzlük üretmek. Devlet inançlar karşısında kör olması gerekirken, bir inancı ve kimliği kendi resmi inancı ve kimliği olarak ilan etmiş; onların yaşayabilmesi için elinden gelen her hileye başvuruyor. Devletin böyle bir görevi olmamalı. Bütün inanç ve kimlikler karşısında eşit olmalı. Dergahlarımız gasp edilmiş. Pirlerimiz katledilmiş hala mezar yerleri belli değil. Devlet geleneğini Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldı. Bizim inanç önderlerimiz tarihte aslında siyasi önderlerimizdir de” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER ÇOK ŞEY DEĞİL GASP EDİLEN HAKLARINI İSTİYOR”

    Duisburg–Hamborn AKM Onursal Başkanı Cemal Şen ise şunları kaydetti:

    “Aleviler çok şey istemiyor. Gasp edilen haklarını istiyor. Eşit yurttaşlık hakkı istiyor. Aleviler yüzyıllardır asimilasyona uğradı. Yok edildi. Katliama uğradı. Aleviler, katliamı yapanlardan hesap sorulmasını istiyor. Demokratik kitle örgütleriyle güç birliği yapmamız gerekiyor. Çember giderek daralıyor. Alevilerin hakları yalnızca mevcut iktidar döneminde gasp edilmedi.”

    PİRHA / ALMANYA

     

  • Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    PİRHA- Pir Haydar Buga, bazı cemevlerinin “minaresiz cami”ye dönüştüğünü ifade ederek “Kur’an Alevilerin ise o zaman Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmeleri gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz’ diyorsunuz. İkiyüzlü davranmanın anlamı yok. Maalesef asimilasyoncu zihniyet, Yezitliğini yapmaya devam ediyor” dedi. Buga, görkemli cemevleri yaptırılarak bir yere varılamayacağını da sözlerine ekledi. 

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, cemevlerinin İslami dayatma altında olduğuna işaret etti. Buga, Alevi toplumunun özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarında büyük bir ayrışma içerisinde olduğunu söyleyerek, Cem Vakfı’na bağlı cemevlerinde “yozlaşmanın” sürdüğünü savundu.

    Belçika’da yaşam süren Pir Haydar Buga, KALAN Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın Cem Vakfı’na bağlı Kartal Cemevindeki uğurlama törenini işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bizlerin Hakk’a uğurlama erkanları ile Kartal Cemevinde yapılanlar çok farklı. Her erkanda şu konulara dikkat çekiyoruz; Hristiyanların, Müslümanlarının, Yahudilerin ya da Hinduların nasıl ibadet ettiklerini, ibadet şekillerine uygun bir biçimde Hakk’a uğurlandıklarını, Alevilerin de cem yapıp, çerağ uyandırdıkarını, gülbeng ve duvaz ile Hakk’a ibadet ettiklerini, dolayısı ile inanç ritüeline uygun Hakk’a uğurlanmaları gerektiğini sık sık anlatıyoruz. Ama yetersiziz.”

    ALEVİLERİ ERİTME POLİTİKASI: KUR’AN

    Pir Haydar Buga, iktidara yakın cemevlerinin birer İslami mekana dönüştürüldüğünü ifade ederek cemevlerinde Kur’an kursu verilmesini de eleştirdi. Buga, Kartal Cemevinde Kur’an kursu verilmesi sebebiyle “minaresiz cami” yakıştırması yaparak şöyle devam etti:

    “Böylesi yerler ‘cemevi’ olarak anılmamalı. Bizlerin, sadece bize ait olana sahip çıkma, bize ait olmayana da saygı duymak gibi yükümlülüğümüz var. Kur’an, Alevilerin ise o zaman Kur’an-ı eline alıp ya da Kur’an kursu veren kişilerin Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmesi gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz. Asıl Müslümanlık bizimki. Bu Kur’an değiştirilmiş’ diyeceksiniz ve yine o Kur’an’a sarılıp çocuklarınıza ders vereceksiniz… İkiyüzlü davranmanın hiçbir anlamı yok. Aleviler ya oldukları gibi görünmeliler ya da göründükleri gibi olmalıdırlar. Bu, sistemin kirli şartları içerisinde Alevileri eritme politikasıdır. Ve maalesef o Yezit, asimilasyoncu zihniyet Yezitliğini yapmaya devam ediyor. Ama asıl olan şu; biz Aleviler olarak bunun karşısında ne yapıyoruz? Evet karşınızda devlet, Diyanet var. Onun eli çok güçlü ama bizler de binlerce yıldır bu baskıcı sistemlere direnen topluluk olarak bugün ne yapabiliriz? Maalesef birçok konuda sisteme teslim olunmuş durumda.”

    HAKK’A UĞURLAMA ERKANI MI YOKSA CENAZE NAMAZI MI?

    Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı ile cenaze töreni’ arasındaki farkın iyi bilinmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kartal Cemevinden geçmişte bir bacımız ile muhabbet etmiştim. Orada cenaze yıkıyormuş. ‘Bir can Hakk’a yürüdüğünde onun cansız bedenine abdest aldırıyor musunuz?’ diye sormuştum. ‘Tabi ki de aldırıyoruz dedem. İslam’ın şartıdır’ demişti.

    ‘Peki siz yaşarken, kendi özgür iradeniz ile abdest alıyor musunuz? Yetmiyormuş gibi bir de cenaze namazı kıldırıyorsunuz! Yaşamı boyunca bir kere bile namaz kılmamış insana namaz kıldırıyorsunuz’ demiştim.

    Bizim bu konuda altyapımız, yeterli bilgilendirmemiz yok. Bizler yeterli bilgilendirmeyi yapamadığımız için maalesef bu tür durumlarla karşılaşıyoruz. Alevilerin tüm kurumları, bunu gerçekten ele alıp erkanlar ile cenaze namazlarını birbirinden ayırt etmeleri gerekiyor.

    Siz, erkana eli Kur’an’lı bir dedeyi çağırırsanız o elbette ki canı, İslam inancına göre kaldıracaktır. O anne ve babanın ya da kardeşlerinin bunu bilmesi gerekiyordu. Bu konuda onların herhangi bir ilgileri yok muydu? Yani tamamen tesadüf mü oldu bunlar?”

    “DEVLET ŞU ANDA MİNARESİZ CAMİ PEŞİNDE”

    Pir Haydar Buga’nın üzerinde durduğu bir diğer konu ise devlet eliyle Alevi köylerine yapılmak istenen cemevleri oldu. Devlet asimilasyon tekniğinin değiştiğine işaret eden Buga, konuyla ilgili şunları kaydetti:

    “Devlet, şu anda minaresiz cami peşinde. Alevilerin geçmişte cemevi diye bir problemi yoktu. Bugün de kırsalda Alevilerin cemevi diye bir problemi olmamalı. Evet metropollere göçten sonra böyle bir ihtiyaç oldu. Birçok ilden metropollere göç olduktan sonra özellikle Hakk’a yürüme erkanları konusunda çok sıkıntılar yaşandı. Bizler defalarca kez canlarımızı cami avlusuna bırakır, dışarıda beklerdik ki imam, cenaze namazı kıldırsın ki alıp götürüp toprağa verelim. O zaman sıralamak da yoktu. Bunlardan dolayı cemevi oluşturulmaya başlandı ama bu cemevlerinin oluşumunda bile devletin sinsi bir yaklaşımı var. Sistem, tanımadığı bir inancın ibadet yerlerini kurmalarına müsaade etti ama o müsaadeyi verirken de kendi eğittiği ‘gri dedeleri’ oralara gönderdi. Bunlar, o kurumların içerisinde tamir edilemeyecek büyüklükte maalesef harabeler, kırgınlıklar yaratıp yaralar açtı.”

    “ALEVİLERİ KENDİ KAZDIKLARI ÇUKURA DÜŞÜRMEK AMAÇLANIYOR”

    Pir Haydar Buga, Alevi asimilasyonu konusunda özellikle Cumhuriyet Eğitim Merkez Vakfı’nın rolüne işaret ederek şu sözlerle devam etti:

    “Bu vakfın kurulması ile birlikte her hafta kesintisiz Cem TV’de sürekli erkanlarımız yayınlanmaya başlandı. Yüzlerce kanalı olmasına rağmen bir gün olsun bir Cuma namazının bir televizyondan canlı verildiğini gördünüz mü? Ama o Vakfın kanalı aracılığıyla toplumsal bir görsellik oluşturuldu ve o görsellikle ‘Aleviler böyle ibadet ederler, Fatiha ile başlarlar, İhlas ile devam ederler, Nuh Suresi ile çerağ uyandırırlar, Yasin’le vesaire bitirirler’ algısı oluşturuldu. Ve hiç de küçümsenmeyecek kadar toplum üzerinde büyük bir asimilasyon yarattı. Bunu kırmak kolay değil işte.

    Şimdi valilerin, kaymakamların köylere gidip ‘cemevi yaptıralım’ mantığının altında Alevileri kendi elleri ile kazdıkları çukurlara düşürebilmek amaçlanıyor.

    Şayet cem birlenecek ise geçmişte atalarımız, ahırlarda cem birlediler. Mereklerde yani samanlıklarda cem birlediler. İhtiyaç duyulursa yine öyle yerlerde cem yapılır. Çünkü bizim için kutsal olan mekanlar, dört duvar değildir. Kutsal olan insandır; insanın kalbi olan Kabe’dir. Pirimizin, mürşidimizin gül cemali bizim Kabe’mizdir. Onlar nereye oturursa biz de oraya döner Hakk’ı zikreder, Hakk ile Hakk oluruz.”

    “GÖRKEMLİ BİNALAR YAPTIRIP BİR YERE VARAMAYIZ”

    Son olarak, cemevlerinin nitelik sorunu yaşadığını anlatan Pir Haydar Buga, şu sözlerle anlatımını bitirdi:

    “Geçmişte Hristiyanlar, her mahalleye kilise yaptılar. Bugün kiliseleri satıyorlar. Aleviler özellikle Avrupa’da o kiliseleri alıp cemevine çeviriyor. Müslümanlar, bugün her mahalleye cami yapıyor. Belki 50 yıl sonra o camileri satmak zorunda kalacaklar. Aleviler Bugün aynı hataya düşüyor. Görkemli binalar yaptırıp bir yere varamayız. Binaların içlerini doldurmak zorundayız. ‘Gençler, çocuklar, cemevlerine gelmiyor’ diye şikayet ediyoruz. Gelmezler tabi. Çünkü cemevleri onlar için cazibe merkezi değil. Oturup cem ibadetinde ‘Bir ayağı bu dağdaydı, bir ayağı öte dağda, bir kılıç salladı elli kelle uçurdu’ diye hurafeler anlatırsanız çocuk google’a bakar ve yalan olduğunu görür. Artık 8 yaşındaki çocuğu dahi bu hurafelerle kandıramazsınız.

    ‘İlimden gidilmeye yolun sonu karanlıktır’ deniyor ama ilime ne kadar değer veriliyor? Cemevinde, kültür-sanat, matematik, kimya var mı? Yok. Haftada bir gün oturup çerağ uyandırıyorsun. Onu yaparken de Alevi toplumunun hiç alakası olmadığı şeylerle muhabbet birliyorsun. Ve buna da ‘Cem olduk, muhabbet ettik’ diyorsun. Çağın problemleri ile ilgilenmiyorsan, çağdaş olmuyorsan, talibin gönlünü açıp ona bir çığır açamıyorsan bari o makamı hiç işgal etme.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • PSAKAD Keçiören Şubesinde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PSAKAD Keçiören Şubesinde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ankara Keçiören Şubesi Cem evinde Yas-ı Muharrem bitimi ile birlikte aşure lokması pay edildi. Keçiören AKD Şube Başkanı Muzaffer Başbağ, “Kerbela vakası Alevilere yaşatılmıştır. Bunun sonucunda Yezit denen o zat tarihin çöplüğüne çoktan gömülmüştür” dedi.

    PSAKD Ankara Keçiören Şubesi Cemevi’nde Yas-ı Muharrem bitimi ile birlikte aşure lokması pay edildi.

    Aşure lokmasına CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka, PSAKD Mamak Şube Başkanı ve YK üyeleri, CHP Ankara İl YK üyeleri, CHP Keçiören ilçe YK üyeleri, Keçiören CHP Meclis Üyeleri, Keçiören Halk Evleri, ÖDP Gençlik Örgütü, Keçiören bölgesine bağlı İncirli, 19 Mayıs, Çiçekli, Basın Evleri, Piyango tepe mahalle muhtarları, Ovacık Dernek Başkanı ve YK Üyeleri, Çorum Alaca Köy Derneği Başkanı ve yüzlerce can katıldı.

    Çorum Alaca Yöresinden Erzincan Bağıttaş Koca Leşker evlatlarından Dede Mehmet Yüce’nin gülbengi ile lokmalar gelen canlara pay edildi.

    “YEZİT TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLDÜ”

    Bir konuşma yapan Keçiören AKD Şube Başkanı Muzaffer Başbağ, “Muharrem ayı Aleviler için İslam âlemi için bir kırılma noktasıdır. Onun için kaynattığımız çorba matem çorbası Hz. Hüseyin’in, Muhammed’in Ehl-i beytinden tek bir kişi hayatta kalmıştır oda Zeynel Abidin’dir. Bu nedenle insanlar hüznün içinde birden sevinç yaşamışlardır. Onun için bu çorbalar mersiyeler, deyişler, gözyaşları, oruçlar Hz. Hüseyin için yad edilmektedir. Kerbela vakası Alevilere yaşatılmıştır. Bunun sonucunda Yezit denen o zat tarihin çöplüğüne çoktan gömülmüştür diyerek sözlerini tamamladı.

    “HİÇBİR GÜÇ BİZE DİZ ÇÖKTÜREMEZ”

    Daha sonra söz alan 19 Mayıs mahalle muhtarı Ali Gölpınar ilk ve son sözümüz şu olsun diyerek başladığı konuşmasında, “Eninde sonunda biz kazanacağız. Zalimlerin zulmünü yeneceğiz. Hiç bir güç bize diz çöktüremez. Yüz yıllardır kardeşçe yaşadığımız bu coğrafyada kardeşliğimizi hiçbir güç bozamaz. Kardeşliğimizi ve birarada durmamızı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

    Ardından PSAKD Mamak Şube’den canlar deyişler eşliğinde semah döndü. Daha sonra sanatçı Ali Mürşit Göktaş, Zakir Esra Yalçın ve Onur Kocamaz’ın duaz-ı imam deyişleri devam etti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Dede Sefa Öztürk: Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmalıyız-VİDEO

    Dede Sefa Öztürk: Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmalıyız-VİDEO

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı dedelerinde Sefa Öztürk, Alevilikte orucun aç kalma eylemi değil insanın kendini eğitme durumu olduğunu kaydederek lokmanın önemine vurgu yaptı. Öztürk, Muharrem orucu sonunda pişirilen aşure için ise “Asıl olan farklılığın aynı kazanda pişerek olgunlaşması, aynılaşması. Yani herkes farklı farklı gelir aynı kazana konulur farklılıkları orada gider ve farklılıklarına tahammül eder. Tam da bugün sorunumuz birlik ve dirlik sorunudur” dedi.  

    Kerbela’da İmam Hüseyin ile susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulan 12 İmamlar orucu (Muharrem) bugün tutulmaya başlandı. Üç gün süren Masum-u Paklar ve arkasından bir gün tutulan Ana Fatıma orucunun ardından başlayan Muharrem orucu 12 gün sürecek.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk ile Muharrem ayının önemine, Matem orucunun ardından pişirilen aşureye ve Muharremin günümüze yansımasına ilişkin sohbet ettik.

    “KERBELA DÜN DEĞİL BUGÜN”

    Muharrem ayının temel özelliklerinden bir tanesinin Kerbela’da İmam Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişi diğerinin de Muharrem sonunda pişirilen aşure olduğunu söyleyen Öztürk, günümüz dünyasında hala katliamların devam ettiğine vurgu yaptı. Öztürk, şunları kaydetti:

    “İnsanlık tarihi 680 yılında 10 Ekim’de yaşanan Kerbela olayından sonra birçok katliamlara tanık olmuştur. Günümüz dünyasında katliamlar devam ediyor. Fakat öyle bir toplum durumuna geldik ki Ali Asker’e, Ali Ekber’e gözyaşı dökenler (bir buçuk yaşında Ali Asker şehit edilmiştir) fakat günümüz dünyasında o kadar çocuk katlediliyor, o kadar çocuk annesiz ya da babasız bırakılıyor ki yüzlerce çocuk bugün cezaevinde. Kerbela bence dün değil bugün. Yani bugün ki kıyımları, bugün ki katliamları, bugün ki çocuklara yapılan zulümleri mutlaka görmek zorundayız. Eğer Kerbela’yı görüp de bugünü görmüyorsanız hiçbir anlamı, mantığı yok. Yani biz ‘Kerbela dün değil bugün devam ediyor’ demek durumuyla karşı karşıyayız.”

    “ASIL OLAN FARKLILIKLARIN AYNI KAZANDA PİŞEREK OLGUNLAŞMASI”

    Eskiden aşurenin 12 çeşit tahıldan yapıldığını söyleyen Öztürk, aşurenin önemine şöyle dikkat çekti:

    “Asıl olan farklılığın aynı kazanda pişerek olgunlaşması, aynılaşması. Yani herkes farklı farklı gelir aynı kazana konulur farklılıkları orada gider ve farklılıklarına tahammül eder. Tam da bugün sorunumuz birlik ve dirlik sorunudur. Aşure birliğin, beraberliğin, farklılıkların aynı zamanda pişerek, olgunlaşarak, kamil insan noktasına gelerek ortadan kaldırılması.”

    “ALEVİLİKTE ORUÇ AÇ KALMA EYLEMİ DEĞİLDİR”

    Günümüzün temel sorunlarından bir tanesinin lokmaya sahip çıkabilmek olduğunu belirten Öztürk, Alevilikte lokma paylaşımının insanların alın teriyle hilesiz ve hurdasız bir şekilde ürettiği kazançlarını dostlarına sunması olduğunu ekledi. Günümüzde bir iftar çılgınlığı olduğuna işaret eden Öztürk, Alevilikte sahur ve iftarın olmadığını da ifade etti. Alevilikte orucun aç kalma eylemi olmadığını söyleyen Öztürk, şöyle devam etti:

    “Oruç Alevilikte insanın kendisini eğitme durumudur. Yani elinize, gözünüze, kaşınıza, ayaklarınıza sahip olma, yediğiniz paylaştığınız lokmanın kıymetini bilme, emeğinize sahip çıkma, o emeğinizle ürettiğiniz lokmanın mademki helal lokma olacak, hilesiz ve hurdasız sofraya konma sürecidir. O anlamda bir başkasının lokmanızı talan etmesine, onu elinizden almasına ya da başkalarının elinden lokma almayı şiddetle reddederek alın terini savunmalısınız. Yani bir aşureden emek bilincini çıkarabiliriz. Bir emek bilincini, iki farklılıkların aynı cemde giderilmesi. Yani şöyle düşünmekte fayda var: Herkes kendisi olarak ceme gelir dışarı çıktığında kendisi olarak değil o toplumun bir üyesi olarak gider. Yani toplumsallaşır. Amaç aşurede bir lokmayı doğru anlamak, kavramak yani sadece bir seferde yutulan yiyecek değil üretim safhasından tüketim safhasına kadar nasıl soframıza konulduğunu anlamak bilmek, onun helal olmasını sağlayabilmek, ona hile ve hurda karıştırmamak ikincisi farklılıkların ortadan kaldırılması durumu.”

    “KADIN VE ÇOCUKLARIN İSMİYLE ORUÇ TUTTUĞU TEK İNANÇ BİÇİMİ”

    Öztürk, Muharrem öncesinde tutulan üç günlük Masum-u Paklar ve bir günlük Ana Fatıma orucuna ise şöyle dikkat çekti:

    “Bugün tam da dünya üzerinde temel sorunlarımız olan çocuk ve kadın sorunlarını buradan görmek mümkün. Alevilik kadınların, çocukların dünyada ismiyle oruç tuttuğu tek inanç biçimidir. Bunu böyle algılamakta fayda var.”

    “AH HÜSEYİN VAH HÜSEYİN, LANET OLSUN YEZİD’E DEMEKLE DÜNYA DEĞİŞMİYOR”

    Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmak gerektiğini kaydeden Öztürk, “Eğer günümüz Yezid’lerine karşı bir tavrınız varsa bir duruşunuz varsa ancak o zaman Kerbela’yı içselleştirmiş olursunuz, anlamış olursunuz. Yoksa ‘Ah Hüseyin vah Hüseyin, lanet olsun Yezid’e, lanet olsun Muaviye’ye’ demekle dünya değişmiyor. Mesele Hüseyin’in Yezid’e karşı vermiş olduğu mücadeleyi günümüz Yezidlerine karşı vermek. Çünkü günümüzde zulüm aynen olduğu gibi devam ediyor, hala kadınlar töre cinayetlerine kurban ediliyor, hala çocuklar istismarın parçası, hala emeğimize göz konulmakta, hala doğa yağmalanıyor. Günümüz zalimlerinin dünkü zalimlerden nitelik olarak hiç farkları yok. Eğer Yezid’e karşıysanız bugünkü duruşunuzla bunu ifade edeceksiniz. Bugünkü haksızlıklara, bugünkü zulme karşı gelmeyenlerin ‘Ben Yezid’i sevmiyorum lanet olsun Yezid’e’ sözü hiç inandırıcı ve gerçekçi değildir.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Adaylığı reddedilen Öker: Bizim derdimiz milletvekilliğinin şanı şöhreti değil-VİDEO

    Adaylığı reddedilen Öker: Bizim derdimiz milletvekilliğinin şanı şöhreti değil-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerinde İstanbul 3’ncü bölgede HDP’den 1’nci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen AABK Onursal Başkanı Turgut Öker adaylığının YSK tarafından kabul edilmemesine tepki gösterdi. Öker, “Bizim derdimiz sevdamız milletvekilliğinin şanı, şöhreti değil. Biz milletvekilliğini 30 yıldır bu topluma ettiğimiz hizmetin, mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz” dedi.

    24 Haziran’da yapılacak seçimler için İstanbul 3’ncü bölgede HDP’den 1’nci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker’in adaylığı iki sene önce Maraş’ta söylediği “Tayyip Erdoğan, günümüzün yezidi” sözleri gerekçe gösterilerek YSK tarafından kabul edilmedi.

    Öker, 2 yıl önce Maraş’ta yaptığı konuşma nedeniyle YSK tarafından milletvekilliği adaylığının reddedilmesine ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    Öker, milletvekilliği adaylığının reddedilmesine neden olan konuşmasından dolayı 11 ay 20 gün hapis cezası aldığını hatırlatarak “Ben o konuşmada 30 yıldır Avrupa’da Türkiye’de gittiğim her platformda Aleviler’in temel sorunları ile ilgili ne söylediysem orada da aynı şeyi söyledim” dedi.

    “ECDADINIZ YEZİT İNSANLIK TARAFINDAN LANETLENİYOR”

    Maraş’ta yaptığı konuşmadan alıntılar yapan Öker, şunları ifade etti:

    “Orada ne söyledim? ‘Bir karanfil koymamıza bile müsaade etmeyenlere dedim ki sizin bu yaptığınız bir barbarlıktır. Siz aynı Yezit’in Hz. Hüseyin’in yolunu kestiği gibi bizim de Maraş’a girişimizde yollarımızı kesiyorsunuz. Ne elde ettiniz? Sizin ecdadınız yezit bugün insanlık tarafından lanetleniyor. Hz. Hüseyin ise tüm insanlığın yüreğinde yaşıyor. Sizin de bu yaptığınız zorbalık ve zulümdür. Aynen Yezit gibi lanetlenecektir’. Söylediğim söz bu. Bundan dolayı 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldım. Bunu gerekçe göstererek engellediler milletvekilliğimi. Benim umurumda değil milletvekilliği. Bizim derdimiz sevdamız milletvekilliğinin şanı, şöhreti değil. Biz milletvekilliğini 30 yıldır bu topluma ettiğimiz hizmetin, mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. Bu anlamda da milletvekili olup olmamak bizim açımızdan belirleyici değil. Biz her koşulda davamıza, yolumuza hizmet etmeye devam edeceğiz.”

    “BİZLERİ HUKUK DIŞI KURALLAR İLE DEVRE DIŞI BIRAKMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    HDP Adana Milletvekili adayı Demokratik Alevi Derneği Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete’nin, milletvilliği adaylığının YSK tarafından reddedilmesine de tepki gösteren Öker şunları kaydetti:

    “Cumhurbaşkanına hakaret deniliyor. Ama biz doğru söylüyoruz. Yezit bugün iktidarı elinde bulunduranların arkasından gidenlerdir. Biz Pir Sultan’ın arkasında gitmeyi kabul ederiz. Ben anlamakta zorlanıyorum Yezit olmaktan niye rahatsızlar? Çünkü bugüne kadar Yezit’e saygı göstermiş, onların arkasından gitmiş insanlardır. Genel anlamda Alevi hareketi ile mazlumların, sosyalistlerin, devrimcilerin, Kürtler’in, kadınların, emekçilerin birleşmesinden korktukları için bizleri özel olarak hukuk dışı kurallar ile devre dışında bırakmaya çalışıyorlar.”

    “SEÇİM ÇALIŞMALARIMI SÜRDÜRECEĞİM”

    Seçim çalışmalarında devam edeceğini belirten AABK Onursal Başkanı Öker son olarak şunları söyledi:

    “Ben normalde aday olduğumda ne planladıysam onu sonuna kadar sürdüreceğim. Hatta iki misli çalışma yürüteceğim. Önümüzdeki dönemde normalde planlamamızda olmayan şeyleri de yapmaya devam edeceğiz. Devam ettirmek zorundayız. Çünkü bu diktatörlük egemenliğini sürdürdüğü sürece en çok zulmü, baskıyı, katliamı Alevi toplumuna reva göreceğini adımız gibi biliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Piri Celal Fırat: İslam hukuku Kerbela’da kaldı, günümüzün Yezitlerine biat etmeyeceğiz-VİDEO

    Alevi Piri Celal Fırat: İslam hukuku Kerbela’da kaldı, günümüzün Yezitlerine biat etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da Garipdede Dergahı’nda gerçekleştirilen muharrem muhabbetinde konuşan İmam Rıza Ocağı piri Celal Fırat, muharrem ayında hükümetin Alevilere verdiği iftar yemeğine gidenlerin onların nazarında Kerbela’da İmam Hüseyin’e kılıç sallayanlarla eşdeğerde olduklarını kaydetti. 

    Haberin Videosu

    Muharremin 10. gününde İstanbul’da bulunan Garip Dede Dergahı’nda lokmalar yendikten sonra muharrem muhabbeti gerçekleştirildi. Muhabbet erkanını İmam Rıza Ocağı Pirleri Hüseyin Doğan ve Celal Fırat yürüttü. Pir Hüseyin Doğan, Kerbela katliamının nasıl başladığını, sonrasında neler yaşandığını anlatırken, Pir Celal Fırat ise Yezit zihniyetinin, Alevilere olan yaklaşımlarda bugün ile bağlantılarını kurdu.

    “GÜNÜMÜZÜN YEZİTLERİNE BİAT ETMEYECEĞİZ”

    Pir Celal Fırat, Alevilerin oruçlarının aç kalmak değil onurlu nefes almak olduğunu söyleyerek İslam hukuku, İslam adaleti vurgusu yaptı. İslam hukukunun Hz. Zeynep katledildiğinde o kanların altında kaldığını, İmam Hasan zehirlendiğinde peygamberden şefaat isteyenlerin İmam Hasan’ın cenaze erkanına katılmadıklarında orada kaldığını, Kerbela’da masum insanlar katledildiğinde İslam hukukunun orada kaldığını kaydetti. O gün bugündür olmayan adaletin şimdi de insanları ayrıştırdığını, ötekileştirdiğini belirten Pir Celal Fırat, Hüseyin’in o günün Yezit’ine biat etmediğini, günümüzün Yezit’lerine de biat etmeyeceklerini kaydetti.

    Hükümetin Alevilere Muharrem ayında iftar yemeği düzenlediğini ve bu yemeğe Alevileri davet ettiklerini söyleyen Pir Celal Fırat, o iftar yemeğine gidenlerin Kerbela’da Hüseyin’e kılıç sallayanlarla eşdeğerde olduklarını vurguladı.

    Mersiyelerin okunduğu muhabbette günümüzün Yezit’lerine de lanet edildi. (HABER MERKEZİ)