Etiket: yk üyesi

  • Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği aşure lokmasında birlik ve dayanışma mesajları verildi. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, tüm faaliyetlerini üyelerin katkılarıyla sürdürdüklerini belirterek, “Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz” dedi.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesindeki ASSİM İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen aşure lokması etkinliği, Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Şehriban Mutluer’in okuduğu gülbenkle başladı. Program, Hüseyin Abdal Ocağı evladı Kulcan İlyas Şimşek’in seslendirdiği deyişlerle devam etti.

    “250’YE YAKIN ÜYEMİZLE FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, derneğin 2004 yılında kurulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizi 2004 yılında kurduk. Bugün yaklaşık 250 üyemiz bulunuyor. Kurulduğumuz günden bu yana aktif şekilde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kahvaltı buluşmaları, aşure etkinlikleri düzenliyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs desteği sağlıyor, yaklaşık 300 ilköğretim öğrencisine yönelik yöresel yemek etkinlikleri gerçekleştiriyoruz.”

    “ANTALYA’DA BİNE YAKIN AMASYALI YAŞIYOR”

    Antalya’da yaklaşık üç bine yakın Amasyalı nın yaşadığını ifade eden Tezcan, Kayadüzü köyünden ise yaklaşık 350 hanenin kentte bulunduğunu söyledi.

    “Düğünümüzde, nişanımızda, cenazemizde ya da herhangi bir etkinlikte birlik ve beraberlik içinde bir araya geliyoruz. Haberleşmemizi WhatsApp ve Facebook gruplarımız üzerinden sağlıyoruz.”

    “LOKMALARIMIZI KENDİ İMKANLARIMIZLA HAZIRLIYORUZ”

    Derneğin faaliyetlerini üyelerin aidatları ve gönül dostlarının katkılarıyla sürdürdüğünü dile getiren Tezcan, herhangi bir kurum ya da belediyeden maddi destek almadıklarını vurguladı.

    “Lokmalarımızı tamamen kendi imkânlarımızla hazırlıyoruz. Herhangi bir kurumdan ya da belediyeden katkı almıyoruz. Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz.”

    Kayadüzü köyünde cemevlerinin bulunduğunu ve her yıl Muharrem orucunun tutulup aşure lokmalarının pay edildiğini hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dernekçilik karşılık beklemeden yapılan bir gönül işidir. Biz kimseden maddi bir beklenti içinde değiliz. Tek isteğimiz, insanlar etkinliklerimizde bizleri yalnız bırakmasın, yanımızda olduklarını hissettirsin. Önemli olan birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktır.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Aksoy: Veliler MEB’in vakıf ve ocaklarla yaptığı projelere karşı hukuksal süreç başlatmalı-VİDEO

    Aksoy: Veliler MEB’in vakıf ve ocaklarla yaptığı projelere karşı hukuksal süreç başlatmalı-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Antalya Şube yöneticisi Hatice Demir Aksoy, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Her öğrencinin laik, bilimsel ve anadilinde eğitim alma hakkı olduğunu belirten Aksoy, “Bu anayasal ve devredilemez bir haktır. Velilerin geç kalmadan biran önce hukuksal sürecin başlatması gerekir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    PSAKD Antalya Şube yöneticisi Hatice Demir, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “EĞİTİMİN BU NOKTAYA GELMESİ 4+4+4 İLE BAŞLADI”

    Eğitimde yaşanan bu gelişmelerin 4+4+4 ile başladığını belirten PSAKD Antalya Şube YK üyesi Hatice Demir Aksoy, “Bütün bunların yavaş yavaş geliştiği ve 4+4+4 eğitim sisteminden sonra iyice hedeflerinin belli olduğu ortaya çıktı” dedi.

    İktidarın özellikle 4+ 4+4 sisteminden sonra dindar ve kindar nesil yetiştirmek istediğini ifade eden Aksoy,  “Milliyetçi, sorgulamayan bilimsellikten uzak nesiller yetiştirmek hedeflenmişti ve bunların adımları attırmaya başlamıştı ve her geçen gün bunlar hızlanmaya başlandı” diye belirtti.

    “ÖĞRENCİLER CAMİLERE GÖTÜRÜLMESİ GERİCİ PROJELERİN BİRER PARÇASI”

    Özellikle ÇEDES projesinden sonra okullara imamlar atandığını vurgulayan Aksoy,  “İmamların atanması ile beraber ailelerin isteği olmasa bile çocukların camilere götürülmesi özellikle ibadethanelere kendi Sünni anlayışlarına göre ibadethanelere götürülmesi tek tip bir insan yetiştirmeye çalışılmasıdır. Bugüne kadar ÇEDES projesi olsun imamların ataması olsun kitapların içerisindeki bilimsel ve biyolojik açıdan anlatımları içeren teorilerin kaldırarak ve tamamen bilimsellik dışında bir kitap içeriğini geliştirdiler. Şimdi ise bunun kalan kısmını tamamlıyorlar. Özellikle hem dinci hem milliyetçi dediğimizde bilimsel çalışmaları düşünmeden bilimsellikten uzak nesilleri geliştirmek ve yetiştirmek için bu vakıflarla derneklerle ve ocaklarla anlaşmalar yapılıyor” diye konuştu.

    “EĞİTİMDE GERİCİLEŞMEYE KARŞI ÇIKMAK SADECE ALEVİLERİN DEĞİL HERKESİN GÖREVİ

    Türkiye’de gerici ve sorgulayan gençlik olmaktan uzak tutulmasına karşı çıkmak sadece Aleviler değil herkesin görevi olduğunun altını çizen Aksoy, ”Bu ülkedeki laik ve bilimsel eğitime inanan özgürlükten yana, çocukların geleceği ile ilgili dünya insanı olmasından yana bütün insanların yapması gereken bu tür çalışmalara karşı tepki göstermesi gerekir” dedi.

    “GEÇ KALINMADAN AİLELER TARAFINDAN HUKUKSAL SÜREÇ BAŞLATILMALI

    Özellikle velilerin kendi iradeleri dışında okullarda dini eğitimler ve dini vakıflarla yapılan projelere karşı çıkmaları gerektiğini söyleyen Aksoy, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Aileler tarafından bunun hukuksal süreci başlatılması gerekiyor. Bu bir anayasal hak. Her öğrencinin laik, bilimsel, anadilinde eğitim alma hakkı var. Bu vazgeçilmez devredilemez temel bir haktır. Bunun üzerinden her öğrenciye bilimsel, laik, temel eğitim hakkını verilmesi için davalar açılmalı, hukuksal süreçler başlatılmalı ve bunun mücadelesi bir an önce yapılmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sultan Sezer: Okullara imam atanmasına karşı Aleviler olarak mücadele edeceğiz-VİDEO

    Sultan Sezer: Okullara imam atanmasına karşı Aleviler olarak mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sultan Sezer, okullara imam atanmasının korkunç olduğunu belirterek, Aleviler olarak bu tür uygulamalara karşı mücadele edeceklerini kaydetti. 

    Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Söz konusu uygulamaya karşı çıkanların başını eğitimciler çekse de Alevi kurumları da bu konuda tepkilerini yüksek sesle dile getiriyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sultan Sezer, “Alevi çocuklarına ve bizlere dini enjekte etmelerine ne gerek var. Bizler Alevi toplumu olarak istemiyor ve hiçbir zaman istemeyeceğiz “dedi.

    “DİN ÖĞRETMENLERİ VARKEN İMAM ATANMASI DOĞRU DEĞİL”

    Sezer, Alevi kitleler için dini enjekte etmelerine ne gerek var. Din öğretmenleri varken hoca, hafız adı altında okullara imam atayarak insanları Sünnileştirmek korkunç.

    “ÜLKEYİ İRANA, AFGANİSTANA ÇEVİRMEK İSTİYORLAR”

    AKP’nin ülkeyi İranlaştırmak, Afganistan rejimini ülkeye getirmek istediklerinin altını çizen Sezer, “Bunun için mücadelemizi her yönde vereceğiz. Biz Pir Sultan Abdal dernekleri olarak zaten şimdiden başladık birtakım eylemlere. Onlara tamamen karşıyız. Ülkeyi İranlaştırmak veya Afganistan’daki rejimi getirmek için bunları bize enjekte etmeye çalışıyorlar. Pir Sultan Abdal gibi başımız dik bir şekilde onların önüne çıkmaya ve eylemlerimizi yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Koldakoç: Kimliklerin yok sayılması insan hakları ihlalidir-VİDEO

    Koldakoç: Kimliklerin yok sayılması insan hakları ihlalidir-VİDEO

    PİRHA- Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayınladığı Alevi başlıklı videoya ilişkin konuşan PSKAD Alanya Şube YK üyesi Kemal Koldakoç, “Ülkemiz olağanüstü bir dönemden geçiyor. Toplumun bütün kesimlerinin savrulduğu taleplerinin dikkate alınmadığı, mevcut hak ve özgürlüklerin, yaşam biçimlerinin tamamen altüst olduğu bir dönem yaşıyoruz” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD) Alanya Şube YK üyesi Kemal Koldakoç, Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayınladığı “Alevi” başlıklı video hakkında konuştu.

    Seçim sürecinde kendi gerçeklikleri ile yüzleşme fırsatı da bulduklarını ifade eden Koldakoç, “Bir değişim dönüşüm sürecinde başlatmış olduğu yüzleşme aynı zamanda siyasi partilerin şu andaki davranış biçimleri, politik yaklaşımlarının tümüne baktığımızda sanki bu sorunlar daha önceden yokmuş, bugün var olmuş gibi birtakım yaklaşımlar ve çözüm önerileri üzerinden değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz” dedi.

    “DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZI ORTAK YAŞAMDIR”

    Eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğünün ülke içerisindeki kısıtlılığına dikkat çeken Koldakoç, şunları dile getirdi:

    “Aslında var olanı yok sayma bir insan hakları ihlalidir. Demokrasinin olmazsa olmazı farklı inançların, kültürlerin, dillerin ortak yaşamıdır. Bu ülkede bütün insanlar eşit yurttaşlık hakkı üzerinden demokrasinin tüm kurumlarıyla bütün yurttaşlarına eşit davranması gerekirken bir cumhurbaşkanı adayının bile baskı sonucunda kendi etnik yapısını açıklamak zorunda bırakılmış bir ülkede yaşıyoruz maalesef bunu üzülerek söylüyorum. Biz haklar ve özgürlükler açısından baktığımızda insanların kendi doğuştan getirdiği niteliklerinin tartışma konusu olmasından dolayı ve bunu açıklama ihtiyacı duymasından dolayı üzüntülüyüz. Ama böylesine bir argümanın kullanılması da çoğaltmak için siyasetin elindeki birtakım kozların alınması kullanım alanı olarak ortaya çıkarılmasını engelleyen bir durum olarak da değerlendirmek gerekir.”

    Koldakoç, son olarak, “21 yıllık bir iktidarın toplumun bütün kesimlerinde yarattığı hasarı derleyip toparlayabilmek için şu andaki mevcut iktidara alternatif olarak bir ittifakın, bir birlikteliğin oluştuğu önemli bir süreci de yaşıyoruz. Umarım bu ülkede tüm söylediğim şeylerin diğer boyutlarının artık tartışılmayacağı yeni bir dönemin başlangıcı olacak diye de düşünüyorum. Bu seçim sürecini ve ittifakların aslında bir aday üzerinde yoğunlaşmış olması geçmişten gelen deneyimlerimizin birikimlerimizin sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Bir an önce bu dönemi kapatıp yeni bir dönemin kapısını aralamak yol açmak gerekir” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    PİRHA-Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine dair konuşan PSAKD Alanya Şubesi YK üyesi Kemal Koldakoç, “Ülkemizde insan hakları sorunu var. Bursa’daki olay bir sonuç aslında. Zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır” dedi. Koldakoç, söz konusu öğretmene bir yaptırım uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Koldakoç, geçtiğimiz aylarda Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ÜLKEDE İNSAN HAKLARI SORUNU VAR”

    Sözlerine “Ülkemizde aslında temel sorun insan hakları sorunu” diyerek başlayan Koldakoç, eğitim sistemini eleştirdi.

    Koldakoç, “Nereden bakarsanız bakın eğer bu ülkede demokratik, laik, bilimsel bir eğitim verilemiyorsa; siz neresinden bakarsanız bakın toplumsal ayrıştırmaya uygun bir pozisyon yaratmış olursunuz. Temelde Alevilik sorunu olarak baktığımız müddetçe bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak bu sorunun çözülebilme olanakları neredeyse sıfır. Aslında insan olarak bakmalı, Sünnilik, Alevilik boyutlarıyla tartışmak yerine, yurttaşlık hakkı olarak ve laiklik anlayışı bünyesi içerisinde tartışmak gerekiyor. Onu talep etmek ve hayata geçirebilmenin koşullarını yaratmak gerekiyor” dedi.

    “BURSA’DAKİ NEFRET SÖYLEMİ BİR SONUÇTUR”

    Koldakoç, öğretmenlik mesleğinin de zaman içerisinde olumsuz yönde ilerlediğini belirterek, “Genelde öğretmenlik mesleği açısından baktığımızda da öğretmenlik mesleğinin statüsünü ortadan kaldıran, öğretmeni objektif ve somut bilimsel anlayıştan uzaklaştıran, tamamen manevi alanlara doğru yönelten ve biat kültürünü yaratmaya çalışan bir anlayış var. Bursa’daki olay aslında sonuçtur. Yıllarca yapılan öğretmenlik mesleğinin statüsünden kopartılmasının sonucudur zaten. Bir öğretmen eğer bir ayrımcı, inkârcı, aşağılayıcı, yok sayıcı bir yaklaşım içerisinde bulunuyorsa bunun bir yaptırımı mutlaka olmalıydı. Ama kim yaptırım uygulayacak? Karşılıksız kalan bir nevi de ödüllendirilen bir öğretmenlik mesleği ile de karşı karşıyayız. Katıldığımız toplantılarda demokrasiye, barışa ve kardeşliğe ihtiyacımızın olduğunu her zaman vurguluyoruz. Mücadele boyutumuz aslında bu boyutta olmalı. Demokrasi, insan hakları, laiklik ilkesinin mutlaka bu ülkede egemen kılınabileceği bir mücadele hattı yaratmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ BİR BASKI ARACIDIR”

    Zorunlu din derslerinin bir baskı aracı olduğunu söyleyen Koldakoç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buna sadece bir Alevilik sorunu olarak bakmamak gerekiyor. Zaten demokrasi ve laiklik uygulandığı zaman bütün inanç grupları, etnik yapılar kendilerini ifade edebilecek, eşit yurttaşlık statüsünü kazanmış olacak. Aleviler olarak aslında bir şeyi unutmamak gerekiyor. Bizi istedikleri gibi yönlendirecekleri, istedikleri statüye, asimilasyoncu bir anlayışın potasına sokabilecekleri pozisyona düşmemek gerekiyor. Yani talep eden değil, mücadele eden boyuta taşımak gerekiyor. Mücadele edilmeden bir hakkın elde edilebilmesi ve onun gereklerini yerine getirebilme olanakları neredeyse yok denilecek gibidir. Mesela zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır aynı zamanda. Din derslerinin mutlaka seçmeli olması gerekiyor. İnsanların tercihlerine bırakılmalıdır. Bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede bulunabilecek bir durumu yaratmak gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

  • Durali Yılmaz: Dedeler, camideki hocalar gibi kadrolu elemanlar değil, maaş almamalı-VİDEO

    Durali Yılmaz: Dedeler, camideki hocalar gibi kadrolu elemanlar değil, maaş almamalı-VİDEO

    PİRHA- Meclis’ten geçirilen torba yasaya, dedelere maaş verilmek istenmesine ilişkin konuşan HBVAKV Köyceğiz Yönetim Kurulu Üyesi Durali Yılmaz, “Alevilik hem inanç hem de içerisinde bir kültürü barındırır. Bunu kabul etmek zorundalar” dedi. Yılmaz ayrıca ekledi: Dedeler hiçbir zaman ücret almaz, camideki hocalar gibi kadrolu elemanlar değildir. Maaşı kabul eden dedeler, iş birlikçilerdir.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Durali Yılmaz Meclis’ten geçirilen torba yasaya, dedelere maaş verilmesi konusuna ve Aleviliğin kültür mü inanç mı olduğu meselesine ilişkin konuştu.

    “ALEVİLİK HEM İNANÇ HEM DE İÇERİSİNDE BİR KÜLTÜRÜ BARINDIRIR”

    Bu tür politikaların asimilasyon amaçlı olduğunu kaydeden Yılmaz, bu sürecin Osmanlı’dan bugüne geldiğini belirtti. Devletin kendiyle çeliştiğini de kaydeden Yılmaz, şunları belirtti:

    “Alevilerin Müslüman olmadıklarını söylüyorlar, doğrudur. O zaman Aleviler Müslüman değilse Alevilik ayrı bir inanç demektir. Alevilik bir inanıştır, sadece bir kültür değildir. Dolayısıyla bunlar bunu bildikleri için Aleviliği sadece kültüre sığdırmak istiyorlar. Diğer taraftan da Aleviler Müslüman değil diye kendi kendilerine çelişkiye düşüyorlar. Biz Müslüman değiliz bizim inancımız Alevi inancı. Dolayısıyla Alevilik hem inanç hem de içerisinde aynı zamanda bir kültürü barındırır. Bunu kabul etmek zorundalar. Biz bunu Osmanlı’da da Osmanlıdan sonra da, Türkiye Cumhuriyeti’nde de ifade ettik. Her zaman baskıyla, zulümle bizi sürekli sindirmeye çalıştılar. Dağda, bayırda, köylerimizde, obalarda biz bu inancımızı her daim sürdürdük, sürdüreceğiz de.”

    “ALEVİLİĞİ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLAYARAK İNANCIMIZI YOK SAYIYORLAR”

    Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunu vurgulayarak sözlerine devam eden Yılmaz, “İbadetlerimizle birlikte kültürümüzü de sürdürüyoruz. Devletin bakış açısını biliyoruz. Bu bakış açısı değişmiyor, değişmeyecek de. Şu anki mevcut hükümet bizim inancımızı yine aynı şekilde yok sayıyor. Bizi Kültür Bakanlığı’na bağlayarak Aleviliği bir kültüre sığdırmak istiyor. Biz devlete vergimizi veriyoruz. Bu ülkede bulunan en az diğer inançlar ve Sünniler kadar biz de devletin hak ve hukukundan yararlanmak zorundayız. Alevilerin belirleyeceği dedelerimizi, babalarımızı da bu işin içine katarak inancımızı karşılıklı görüşerek bunu bir yasa olarak getirselerdi biz bunu daha farklı bir şekilde değerlendirip belki de evet diyecektik. Bu torba yasada inancımızı sadece kültüre indirgeyerek, oldu bittiye getirip bizi asimile ederek, birilerinin yanına sıkıştırmasını kabul etmiyoruz. Bundan dolayı da kesinlikle çıkan torba yasaya karşıyız” diye konuştu.

    “İBADET İNSANIN KENDİ İÇSEL SORUNUDUR”

    Aleviler olarak seslerini daha çok çıkaracaklarını ve her alanda inançlarını savunacaklarını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Dedelere maaş konusu zaten projenin bir parçası. Kendi kontrolü altına aldıkları dedelerimizi işbirlikçi etmek istiyorlar. Çünkü dedelerin bu inancın dışında kendi bireysel çıkarlarını göz önüne aldıklarında bizlerin sırtına basarak kendilerini bir yerlere getirip, birtakım şeylerden nemalanacaklarını düşünüyorlar. Bizler bir taraftan Diyanet kalksın diyoruz. Türkiye’nin en büyük bütçesi Diyanet’e ayrılıyor. Hiçbir ekonomik artı değer yaratmayan imamlara aktarılmasını kabul etmiyoruz. İbadet tamamen insanın kendi içsel sorunudur ve biz Alevilerde de yıllarca bu böyle sürmüştür. Dedeler hiçbir zaman ücret almaz, camideki hocalar gibi kadrolu elemanlar değildir. Gönüllü ve rıza ile yapılan bir ibadet ve emektir. Bizi asimile ederek kendilerine katacaklarını zannediyorlar ama çok büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaklar. Bunları kabul eden dedeler, iş birlikçilerdir ve biz bunları düşkün olarak kabul ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • ‘Dersim’in doğası ve kutsalları tehdit altında, Dersim’e sahip çıkalım’-VİDEO

    ‘Dersim’in doğası ve kutsalları tehdit altında, Dersim’e sahip çıkalım’-VİDEO

    PİRHA- Dersim Der Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Tekin Araç, Dersim’in doğasının ve kutsallarının proje adı altında tehdit edildiğine dikkat çekerek, “Türkiye’nin çeşitli coğrafyasına, şehirlerine yayılmış Dersimlilerin de bu işte duyarlı olması lazım. Dersim sevenler, Dersim dostları,  Alevi inanç örgütleri de coğrafyamıza ve kutsallarımıza sahip çıkmalıyız” dedi.

    Haberin videosu;

    Son dönemde Dersim’deki insan yoğunluğunun kutsalların ve doğanın tahribatına yol açmasına ve Munzur Gözelerine yapılmak istenen peyzaj projesine ilişkin Dersim Der Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Tekin Araç, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “MUNZUR, DÜZGÜN BABA VE ANA FATMA BİZİM KUTSALLARIMIZDIR”

    Araç, gelen insanların Munzur Gözelerine gerekli saygıyı göstermediğini belirterek, şunları ifade etti:

    “Bu son salgından dolayı ülkemizde pandeminin en az yaşanan coğrafyalardan birisi Dersim. Dışardan gelen arkadaşlarımız doğal olarak hastalık taşıyan bir arkadaşımız geldiğinde doğal olarak oradaki insanlarımıza bulaştırıyor.  Bu konuda da bir takım çekincelerimiz var. Dersim dışından gelen arkadaşlarımızın bu tür konulara dikkat etmeleri gerekir. Hem coğrafyamızı temiz tutması lazım. Munzur Baba, Düzgün Baba, Ana Fatma bunlar başta Dersimliler olmak üzere tüm Aleviler için kutsal yerlerdir. Orada gerçekten edep, erkâna uyan bir şekilde oturup kalkmak, gelişi güzel oturmamak, kirletmemek, çöp bırakmamak ve dikkat etmeleri lazım.”

    “MUNZURA YAPILMAK İSTENEN DÜZENLEMEYE RIZALIK VERMİYOR, DOĞAL HALİYLE KALMASINI İSTİYORUZ”

    Munzur Gözeleriyle ilgili peyzaj projesinden halkın ve kurumlarının rızalığı alınmadan yapılmak istendiğini ifade eden Araç, şunları dile getirdi:

    “BİR ÇİVİ DAHİ ÇAKILSA ORADA YAŞAYAN HALKIMIZDAN RIZALIK VERMESİ LAZIM”

    “Şöyle bir şey yapalım mı? Yapmayalım mı? diye rızalarını almaları lazım. Artı oranın seçilmiş yerel yöneticileri var,  merkezi iktidarın işi değil. Merkezi iktidar daha çok güvenlik, dış siyaset yapması lazım. Yerellerle ilgili bir tasarrufta bulunacaksa muhakkak yerellerin rızasını alması lazım, STÖ’nün rızasını almamışlar. Halkımızın rızasını almadan bunu kesinlikle kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz, bunu kabul etmiyor ve şiddetle de kınıyoruz. Üstelik burası milli park. Milli parka çivi çakmak dahi yasak deniliyor ama ne hikmetse Dersim’in o coğrafyasına öyle bir şey yapmaya çalışıyorlar.

    “38 KATLİAMININ DEVAMI YÜRÜTÜLÜYOR. TÜM DEVRİMCİ, DEMOKRAT, ALEVİLER OLARAK BU İŞE KARŞI ÇIKMAMIZ LAZIM”

    Araç, “Sürekli Dersim’de maden araması, barajlar, HES’ler gibi çalışmalar yaparak, coğrafyamızı hiçleştirmeye ve insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Şimdi yapılmak istenende bunun devamdır. Onun için biz bu yapılan işlemi kesinlikle kabul etmiyoruz, şiddetle karşı çıkıyoruz” diyerek, şu çağrıda bulundu:

    “Bununla ilgili her türlü yol denenmeli,  demokratik tepkimizi göstermeliyiz. Bunun üzerine biz set çekmeliyiz. Dersim halkı barajlar konusunda iyi bir mücadele vermiştir, direniş göstermiştir, bunun içinde direnmeliyiz. Yani biz istemediğimiz bir işi coğrafyamıza yapılamaz. Bunun için gerçekten tüm halkımız birlikte olması lazım. Türkiye’nin çeşitli coğrafyasına, şehirlerine yayılmış Dersimlilerin de bu işte duyarlı olması lazım. Diğer dostlarımız, Dersim sevenler, Dersim dostları,  Alevi inanç örgütleri bunların hepsi buraya sahip çıkması lazım gerçekten bu işi yaptırmamamız lazım. Biz oraya çivi çakılmasını istemiyoruz. Doğal haliyle kalması lazım. Orası bizim inanç yerimiz, bizim için kutsal bir yer.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Günay: Panik yapmayalım, önlemimizi alalım-VİDEO

    SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Günay: Panik yapmayalım, önlemimizi alalım-VİDEO

    PİRHA – SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Sabiha Akdeniz Günay, koronavirüs salgınında uygulanan sağlık politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Günay, “Toplumu korumaya ve toplumu bilinçlendirmeye yönelik adımlar atılıyor ama eksik atılıyor. Çok şey okuyoruz, analiz etmemiz bireyden bireye fark ediyor. Bunun yerine toplumu aydınlatacak spot bilgiler, afişler, broşürler dağıtılması gerekiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Sabiha Akdeniz Günay, koronavirüs salgınında uygulanan sağlık politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Koronavirüs salgınına karşı yapılması gerekenleri aktaran Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sabiha Akdeniz Günay, “Ben özellikle bu olayın hem toplumsal boyutu ve kurumsal boyutundan bahsetmek istiyorum. Mücadelede yapılan basamakların eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Evet bu bir acil eylemdir ve bu tüm sağlık kurumlarının bu acil eylem planlarını derhal hayata geçirmesi gerekiyor kurumsal boyutu bu. Toplumsal boyutuna baktığımızda ise yine bir takım basamakların eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Toplum çok okuyor, medyada çok ciddi bilgi kirliliği var RTÜK medyadaki konuşmacıları nasıl seçiyor bilmiyoruz ama toplumda bunun bir infiale neden olduğunu biz sağlık emekçileri olarak çok iyi bildiğimiz için söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    “PANİK YAPMAYIN ÖNLEMİNİZİ ALIN”

    Günay, “Ben bir sağlık kurumunda çalışıyorum. Toplumdaki bu panik sağlık kurumunda benim işimi yapmamı zorlaştırdığını üzerine basa basa söylemek istiyorum ve toplumda yaşayan bireylere şunu söylemek istiyorum; lütfen sakin olun, panik yapmayın ama panik yapmamanız önlem almayacağınız anlamına gelmemeli, lütfen önleminizi alın. Ama toplumumuzda manzaraya baktığımızda nedir diye soracak olursanız toplu taşıma araçlarına biniyorsunuz herkes eldivenli, herkes maskeli. Hastaneye gelen kişiler bir panikle bende de mi var, burnum akıyor, boğazım ağrıyor, belirtileriyle hemen hastaneye başvuruyor” diyerek panik halinde olunmaması gerektiğini belirtti.

    “EKİPMANLARI BİLİNÇLİ KULLANMAK GEREKİYOR”

    Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı rehberlere değinen Günay, “Halk rehberi okuyor, rehberde sağlık kurumunda ki sağlık hizmet sunucularının görev yetki ve sorumlulukları uyması gereken kurallarla, toplumda yaşayan sade bir birey olarak sade bir vatandaş olarak yapması ve uyması gereken kuralları birbirine karıştırıyor. Bugün siperli gözlükle gezen insanlar var. Siperli gözlükte bir sağlık kurumunda çalışan ben dahil kan veya bir sıvının sıçrama olasılığı olduğunda kullanabilirim. Sağlık çalışanı olarak kişisel koruyucu ekipman sağlık yöneticileri tarafından sağlandığında bu tür hastalara bakım vermeyi çok zor olmadığını söylemek istiyorum” diye konuştu.

    Günay, sağlık emekçilerinin girdiği risklerin de göz önünde bulundurulmasını istedi. Sağlık Bakanlığı’nın toplumu korumaya ve bilinçlendirmeye yönelik adımların atıldığını ancak eksik olduğunun altını çizen Günay, “Çok şey okuyoruz, analiz etmemiz bireyden bireye fark ediyor. Bunun yerine toplumu aydınlatacak spot bilgiler, afişler, broşürler dağıtılmasının çok doğru olacağını düşünüyorum”dedi.  Cebrail ARSLAN/ANKARA