Etiket: yoksulluk

  • Ender İmrek: Bu bütçe açlık ve yoksulluğu derinleştirir!-VİDEO

    Ender İmrek: Bu bütçe açlık ve yoksulluğu derinleştirir!-VİDEO

    PİRHA – Hükümetin 2026 yılı bütçesini “Emekçinin boğazına basan, daha da fazla sefalete sürükleyen” bir bütçe olarak değerlendiren yazar Ender İmrek, bütçeyi Saray’da hazırlayan sistemin değişmesi gerektiğini söyledi. “Vergiler, cezalar, harçlar gibi alanlarda emekçiden koparılan, ümüğüne basılarak elde edilmiş olan paralar bir biçimde silah ve savunmaya aktarılıyor” diyen İmrek, savaş bütçesindeki yüzde 41’lik artışın da bunun açık göstergesi olduğunu vurguladı.

    Pirha’ya konuşan Yazar Ender İmrek,  2026 bütçesinin önceki yıllarda yapılan bütçelerden farklı olmadığını belirterek, “Bu bütçe bir kez daha, 23 yıllık AKP iktidarının sermayenin partisi olarak, sermayenin iktidarı olarak onlara taahhüt ettiği dünyayı sürdürdüğünün tescili anlamına geliyor. Bu bütçenin bir önceki yıldaki bütçe ile büyük bir farkı yok. Sadece vergilerin tabana yaygınlaştırılması adına daha çok küçük esnafa, işçilere, emekçilere, emeklilere ve halka daha çok vergi, daha çok cezalar, daha çok harçlar biçiminde dönebilecek bir bütçeden söz etmek mümkün” dedi.

    İmrek, bütçenin emekçi kesim için yıkım anlamına geldiğini vurgulayarak, “Önümüzdeki yıl işçiler, emekçiler, ezilenler bakımından daha çok yıkım, daha çok sefaletle boğuşulan, ücretlerin düşürüldüğü ama sermayeye ve silahlanmaya daha çok kaynak aktarılacağı bir bütçe ile karşı karşıyayız” dedi.

    “RANT GELİRLERİNE DOKUNULMUYOR EMEKÇİNİN SIRTINA YÜKLENİLİYOR”

    İmrek, bütçede rant ve servet gelirlerinin dokunulmaz kılındığını belirtti:

    “ÖTV’den 2,5 trilyon, KDV’den 3,5 trilyon lira gelir hedefleniyor. Bu gelirler halktan, işçilerden, emeklilerden elde edilecek gelirlerdir. Gelirler servet vergisi ya da rant vergisi üzerinden şekillenmiyor. İnşaat sektörünü, binlerce konutu elinde bulunduran kapitalist işletmeleri düşünün; buralara dokunulmuyor. Yine rant gelirleri diye tabir edilen alanlara dokunulmuyor.”

    İmrek, bütçenin “Halkçı değil, yandaş sermaye için düzenlenmiş bir bütçe” olduğunu şu örnekle anlattı:

    “Zafer Havaalanı gibi her yıl hedefin yüzde 1’inin bile tutturulamadığı projeler işçi ve emekçilerin sırtından kapitalistlere, yandaş firmalara aktarımın yapıldığını gösteriyor. Dakikada 60 milyonu bulan saray harcaması söz konusu. Saray harcamaları Meclis bütçesinden daha yüksek.”

    “BU İKTİDAR YOKSULLUĞU DERİNLEŞTİRİYOR”

    İmrek, bütçenin yoksulluğa çare olmadığını, tam tersine derinleştirdiğini söyledi:

    “Sanayide, tarımda ciddi gerileme var. ‘Savunma sanayii’ adı altında savaş yatırımları pompalanıyor. Bu sistem yoksulluğa çözüm üretemez, çünkü kendisi yoksulluğu derinleştiriyor. AKP’nin 2026 bütçesi, zenginleri daha da zenginleştiren bir düzene hizmet ediyor.”

    İmrek’e göre, Meclis işlevsiz bırakılmış durumda ve bütçenin tümü Saray’da şekilleniyor:

    “Bütçe, Meclis’e Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından sunuluyor. Çoğunluk kendi ellerinde olduğu için Cumhur İttifakı onaylıyor. Meclis göstermelik konuma düşürüldü. Esas işler Saray’dan yönetiliyor. Böyle bir düzende emekten, halktan yana bir bütçe olamaz.”

    “NE KADAR ÖRGÜTLÜYSENİZ O KADAR DEĞİŞİM MÜMKÜNDÜR”

    İmrek, bütçeye karşı toplumsal tepkinin ancak örgütlülükle büyüyebileceğini vurguladı:

    “Ne kadar örgütlüyseniz, ne kadar sesinizi çıkarabiliyorsanız o kadar değişim mümkündür. Ancak Türk-İş ve Hak-İş gibi merkezler susturulmuş durumda. DİSK, KESK ve TÜMTİS gibi birkaç sendika dışında gerçek bir itiraz sesi çıkmıyor. Yer yer 10 milyona çıktığı söylenen sosyal yardımlar aslında karın tokluğu düzeyinde ve parti örgütleri üzerinden dağıtılıyor. Bu sosyal devlet yaklaşımı değil, parti devleti uygulamasıdır. Emekçilere verilen yardımlar onların kendi vergileridir; kırıntılardır.”

    İmrek, sosyal devletin çöküşüne işaret ederek deprem örneğini hatırlattı:

    “İletişim Bakanlığı’na 7,6 milyar lira ayrılmışken, AFAD’a 378 milyar lira ayrılıyor. Türkiye deprem bölgesi ama hâlâ konteynerde yanan çocuklar var. Bu bütçe sosyal devleti değil, iktidarın yandaş ağını büyütüyor. Bir öğün okul yemeği veremeyen 40 yıl çalışmış emekliye 16 bin lira maaş veren bir iktidardan söz ediyoruz. Ama tarikatlara, cemaatlere büyük kaynaklar aktarılıyor. Yoksulluk büyürken, vergi muafiyetleriyle yandaşlar zenginleşiyor.”

    “SAVAŞ BÜTÇESİYLE BARIŞ KURULMAZ”

    Savunma harcamalarındaki artışa dikkat çeken İmrek, “Bu iktidarın günahı iki kat daha fazla” diyerek şöyle konuştu:

    “40 yıllık savaşta en düşük hesapla 2,5 trilyon lira kayboldu. Şimdi barış süreci konuşulurken, sınır ötesi 3 yıllık tezkere hazırlanıyor. Bu barışla bağdaşır bir durum değil. Halkların lehine bir bütçe yerine, savaş sanayisini besleyen bir hesap yapılıyor.”

    İmrek, sözlerini çarpıcı bir uyarıyla tamamladı:

    “Vergiler, cezalar, harçlar ve benzeri alanlarda emekçiden, yoksuldan koparılan, ümüğüne basılarak elde edilmiş olan paralar bir biçimde silah ve savunma adı altında aktarılmış oluyor. Bu hem halkların güvenliği açısından tehdit hem de açlık ve yoksulluğu derinleştiren bir tablo demektir.”

    Ersin ÖZGÜL/İSTANBUL 

  • CHP’li kadınlar Mersin’de boş tencerelerle yürüdü- VİDEO

    CHP’li kadınlar Mersin’de boş tencerelerle yürüdü- VİDEO

    PİRHA- CHP Mersin Kadın Kolları, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde boş tencerelerle sokaklara çıkarak ekonomik krize dikkat çekti. Kadınlar, yoksulluğun en ağır yükünü omuzlayanların yine kendileri olduğunu haykırdı.

    CHP Mersin Kadın Kolları, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü kapsamında yoksulluk ve eşitsizliğe karşı farkındalık oluşturmak amacıyla yürüyüş düzenledi. Yürüyüş, CHP İl binası önünden başlayarak Özgür Çocuk Parkı’na kadar sürdü. Yürüyüşe katılan kadınlar, boş tencereleriyle yoksulluğa dikkat çekerek “Kadın, yaşam, özgürlük”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “Sarayda lüks sofrada yokluk var” ve “Erdoğan istifa” sloganları attı.

    “YOKSULLUĞU BİTİREN BİR TÜRKİYE YARATACAĞIZ”

    Özgür Çocuk Parkında yapılan basın açıklamasında CHP Mersin Kadın Kolları Başkanı Gülşah Yıldırım Genç, AKP’nin ekonomik politikalarını eleştirdi. Genç, AKP’nin ekonomik yoksulluğun yükünü yine kadınlara yüklediğini vurgulayarak, “Bu ülkede yoksulluğun bile cinsiyeti var. Kadınlar hem evde hem işte görünmeyen emekle sömürülüyor. Kreş yokluğunda işinden oluyor. Güvencesizliğe mahkum ediliyor. AKP 2025 yılını aile yılı ilan etti. Oysa kadınlar geçim derdiyle boğuşuyor. Şiddetle baş başa bırakılıyor. Ancak bizler, sadece yoksullukla değil, bu yoksulluğu dayatan zihniyetle de mücadele ediyoruz. Boş vaatlerle değil adaletle, refahla, eşitlikle geliyoruz. Yoksulluğu yöneten değil, yoksulluğu bir bitiren bir Türkiye yaratacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

  • KESK, Çalışma Bakanlığı önünde TİS mücadele programını açıkladı -VİDEO

    KESK, Çalışma Bakanlığı önünde TİS mücadele programını açıkladı -VİDEO

    PİRHA- KESK, 8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerine dair Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamada, “İşçisi, kamu emekçisi, emeklisi, asgari ücretlisi ile hepimizi sefalette, yoksullukta eşitlemeye dönük saldırılara karşı tek çare emeğin birleşik mücadelesini örmekten geçmektedir” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 1 Ağustos’ta başlayacak olan, 2026-2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem TİS mücadele programını açıklamak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz okudu.

    “15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNDE HAYATINI KAYBEDENLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Ahmet Karagöz, “55. Yıldönümü. 15-16 Haziran direnişini gerçekleştirenlerin, bu şanlı direnişte, emeğin hak ve özgürlükler mücadelesinde hayatını kaybedenleri saygıyla, şükranla anıyoruz” diyerek 15-16 Haziran direnişini selamladı.

    “KRİZLERİN FATURASI HEP EMEKÇİLERE KESİLİYOR”

    Ülkenin ekonomik, siyasal, sosyal fay hatlarının daha da kırılgan hale geldiğini belirten Ahmet Karagöz, “Vahşi kapitalist sistemin hayat bulduğu her ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu bunalımların, krizlerin faturası hep emeğe, emekçilere kesiliyor. Ülkeyi yönetenler yıllardır sözde farklı farklı ekonomi programlarını hayata geçiriyorlar. Derviş Programı, Nebati Programı, Nas Programı… Şimdi en son Şimşek Programı…

    Adları değişse de bu programların tamamı sermayenin, patronların çıkarlarını temel alan programlardır. Dolayısıyla bize göre yıllardır bu ülkeyi yönetenlerin tek bir programı vardır. O da emeği ile geçinenlere dayatılan köleliğe ve yoksulluğa uyum programıdır.

    Yıllardır hayata geçirilen orta vadeli programlar, bütçeler ve ne yazık ki TİS’ler emeği ile geçinenlere dayatılan köleliğe ve yoksulluğa uyum programının araçları haline getirilmiştir” diye konuştu.

    “ORTADA GERÇEK ANLAMDA BİR TİS MASASI YOK”

    2026-2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinin temmuz ayı ortası itibari ile başlayacağını, 1 Ağustos’ta toplu sözleşme masasının kurulacağını hatırlatan Karagöz, şunları kaydetti:

    “14 senedir  ‘toplu sözleşme’ adı ile sürdürülen bu sistemde kaybeden taraf her zaman hangi sendikanın üyesi olursa olsun tüm kamu emekçileri ve emeklileri olmuştur. Çünkü ortada gerçek anlamda bir TİS masası yoktur.

    Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Mevcut sistemin sadece adı ‘toplu sözleşmedir’. Bu garabet sistemde masada tüm yetki iktidara, uyuşmazlıkta ise iktidarın gölgesi olan Hakem Kuruluna devredilmiştir.

    İktidarın ‘sendikamız’ dediği bir yapının ‘kraldan çok kralcı’ yöneticileri ise 7 milyona yakın kamu emekçisi ve emekli adına masaya tek ‘yetkili’ olarak oturtulmuştur.

    Ülkemizin taraf olduğu ILO sözleşmeleri başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerle tanınan grev hakkımız yıllardır yok sayılmaktadır. Bu sözleşmelerin iç hukukun üzerinde olduğunu yazan Anayasa düzenlemesi ihlal edilmektedir.

    Öz olarak ifade edecek olursak; 7 milyonluk bir kitle İktidar-Hakem-Yandaş yapıdan oluşan Bermuda Şeytan Üçgenin içine hapsedilmiş, üstelik haklarını koruyacak en önemli silahtan yani grev hakkından mahrum bırakılmıştır.”

    “EMEKÇİNİN ALIN TERİ HİÇE SAYILMAK İSTENMEKTE”

    Kamu emekçilerinin yüzlerce sorunu olduğunun altını çizen Karagöz, “Tüm bunlara rağmen yıllardır olduğu gibi bu kez de iktidarın himayesinde, halktan, emekten, hakikatten kopmuş yandaş sendikalarla kapalı kapılar ardında sürdürülen göstermelik ‘müzakerelerle’ milyonlarca kamu emekçisinin alın teri hiçe sayılmak istenmektedir. Ancak bilinmelidir ki bu düzene artık geçit yok” dedi.

    “TÜM YURTTA TOPLU SÖZLEŞME MASALARI KURACAĞIZ”

    “Sefalet sözleşmelerini tanımıyoruz, tanımayacağız!” diyen Ahmet Karagöz şunları ekledi:

    “Kamu emekçileriyle birlikte, sokakta, işyerinde, meydanlarda, gerçek ve onurlu bir toplu sözleşme mücadelesi öreceğiz. Bunun için ilk adım olarak bu haftadan itibaren tüm işkollarımız üyelerinin çalıştığı bakanlıklar önünde grev hakkı ile tamamlanmış gerçek toplu sözleşme taleplerini, işkolu taleplerini açıklayacak. Tüm yurtta merkezi işyerlerinde toplu sözleşme masaları kuracağız. Hem bu masalarda hem de web sayfamızdan paylaşacağımız anketimizle kamu emekçilerinin taleplerini toplayacağız. İşyerlerinden topladığımız talepleri, Temmuz ayının ortasına doğru KESK TİS talepleri olarak kamuoyu ile paylaşacağız.

    Yine TİS görüşmelerinde kadın talepleri ayrı bir başlıkta ve gündemle ele alınmalı, mutabakat metninde de aynı şekilde tek başlık altında toplanmalıdır talebi doğrultusunda kadın TİS taleplerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Hem KESK Yürütme Kurulu hem de üye sendikalarımızın MYK üyeleri olarak yurdun dört bir yanında topladığımız taleplerimizi buraya taşıyacağız.

    “MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İşçisi, kamu emekçisi, emeklisi, asgari ücretlisi ile hepimizi sefalette, yoksullukta eşitlemeye dönük saldırılara karşı tek çare emeğin birleşik mücadelesini örmekten geçmektedir.

    Şimdi, çalışanları, emekçileri karşı karşıya getirmeye dönük böl-parçala-yönet oyunlarını boşa çıkarma, Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz diyerek omuz omuza verme vaktidir. Bunun için sefalette değil, refahta birleşinceye kadar bir paçası olduğumuz işçi sınıfının, açlık sınırının altına itilen asgari ücretlilerin, emeklilerin, gençlerin yanı başında olmaya, emeğin birleşik mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor!’

    ‘Her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor!’

    PİRHA – Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), basın emekçilerinin ücret ve çalışma koşullarını raporlaştırdı. Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’nın sonuçları doğrultusunda, 65 farklı medya kuruluşunda çalışan 125 basın emekçisinin katılımıyla, sektördeki ağır çalışma koşullarını ve düşük ücret politikaları kamuoyu ile paylaşıldı.

     Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’nın sonuçlarına göre basın çalışanlarının yalnızca %5’i yoksulluk sınırının üzerinde ücret alıyor. 2025 yılı için hesaplanan yoksulluk sınırı 75.973 TL iken, her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor.

    5 yıl deneyimi olan basın emekçileri bile 33.526 TL ortalama maaş ile büyük kentlerde barınma maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor.

    Sektörde ortalama bir iş yerinde çalışma süresi yalnızca 2,7 yıl olup, çalışanların %88’i aynı işyerinde 5 yıldan az süreyle çalışıyor. 10 yıl ve üzeri çalışanların oranı ise yalnızca %6’da kalıyor.

    2025 YILINDA MAAŞ ARTIŞLARI YETERSİZ KALDI

    Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’ndan öne çıkanlar şu şekilde:

    Sektörde ortalama zam oranı %28’de kaldı ve bu oran, yükselen enflasyon karşısında çalışanların alım gücünü korumaktan oldukça uzak.

    Her 4 basın emekçisinden 3’ü, asgari ücretin yalnızca 2 katından daha düşük ücret alıyor.

    Katılımcıların ortalama maaş beklentisi 58.334 TL olup, bu beklenti mevcut ortalamadan %47 daha yüksek. Ancak bu rakam dahi yoksulluk sınırının oldukça altında.

    29 basın emekçisi ise yılın ilk çeyreğinde henüz herhangi bir zam almadığını belirtiyor.

    DİSK BASIN-İŞ’İN TALEPLERİ!

    Taban ücret uygulaması: Asgari ücret yerine, mesleğe yeni başlayan bir basın emekçisinin maaşı asgari ücretin en az iki katı olmalı.

    Deneyime göre ücret artışı: Her basın emekçisi, her yıl asgari ücret artışı kadar zam almalı. Ayrıca, her yıl için %3 deneyim farkı ve aynı iş yerinde geçirilen her yıl için %5 kıdem zammı uygulanmalı.

    Toplu taşıma ücretsiz olmalı: Basın emekçilerinin kurum kartlarına, tüm şehirlerde toplu taşıma araçlarında ücretsiz geçiş hakkı tanınmalı.

    Saha harcırahı: Sahada çalışan gazetecilere günlük en az 750 TL saha harcırahı ödenmeli.

    Büyükşehirlerde ek destek: Büyükşehirlerde çalışan basın emekçilerine, yaşam maliyetlerindeki artış göz önüne alınarak %25 büyükşehir tazminatı eklenmeli.

    Sendikal haklar güçlendirilmeli: Basın sektöründe örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı, basın emekçilerinin sendikal hakları korunmalı ve genişletilmeli.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi örgütlerinden asgari ücret tepkisi: emekçileri açlığa mahkum eden iktidar istifa etmelidir

    Alevi örgütlerinden asgari ücret tepkisi: emekçileri açlığa mahkum eden iktidar istifa etmelidir

    PİRHA -Açlık sınırının altında kalan asgari ücretle emekçilerin yoksulluğa itildiğini söyleyen Alevi örgütleri, “İşçinin emekçinin sesine kulağını kapatmış, açlığı ve yoksulluğu görmeyen sarayda 1.5 dakikada harcadığı parayı revan gören anlayış yıkılmaya mahkumdur. İşçi ve emekçileri açlığa mahkum eden bu iktidar bir an evvel istifa etmelidir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), iktidar tarafından açıklanan 22 bin 104 TL’lik asgari ücrete tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamalarda Alevi Bektaşi Federasyonu, açlığı ve onursuzca bir yaşamı dayatan bozuk düzenin çarkını hep birlikte kıralım mesajı verirken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ise işçi ve emekçileri açlığa mahkum eden iktidar bir an evvel istifa etmesi çağrısında bulundu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin açıklamaları şöyle:

    ABF: AÇLIĞI VE ONURSUZCA YAŞAMI DAYATAN BOZUK DÜZENİ KIRALIM

    “Adalet, insanca yaşam ve hak için sesleniyoruz! Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Sizin “açlık sınırı” dediğiniz bizim onurlu yaşam sınırımızdır. Yüzyıllardır adaletin, paylaşımın ve emeğin kutsallığını savunan biz Aleviler, insan onurunu ayaklar altına alan her türlü zulmün karşısında durmayı inancımıza karşı duyduğumuz sorumluluk biliriz. Bugün alın teri ile geçinmeye çalışan milyonlarca insan karşılığını alamadan, hayatın en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadan, açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyor.

    Artık ülkemizde Asgari ücret demek, insan onuruna yakışmayan bir hayatın dayatılması demektir ve yaşam sadece rakamların soğuk yüzünden ibaret de değildir. Gerçekliğimiz, annelerin çocuğuna sağlıklı bir öğün yediremeyişinin, bir emekçinin evine ekmek götüremeyişinin ve bir gencin geleceğe dair hayallerinin yok edilmesidir.

    Biz Aleviler, “Emek zay olmadan sızlar mı yürek” diye yüzyıllar öncesinden seslenen Pir Sultan Abdalın düsturuyla yaşattığımız inancımızın ışığı ile her dönemde ve koşulda ezilenden yana olduk. Bu gün de emeğin ve insan onurunun bu denli hiçe sayılmasına sessiz kalmayacağız. Çünkü yolumuz, Hakk’ın ve halkın rızalığı, açlığın ve yoksulluğun pençesinde kıvranan milyonların sesi olmaktan geçer.

    Hak için, adalet için, insan onuruna yaraşır bir yaşam için bu düzenin ötekileştirdiği milyonlarca emekçinin yanında olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.  Açlığı ve onursuzca bir yaşamı dayatan bozuk düzenin çarkını hep birlikte kıralım.”

    PSAKD: EMEKÇİLERİ AÇLIĞA MAHKUM EDEB İKTİDAR İSTİFA ETMELİDİR

    “Yoksulun sırtından doyan doyana, doyan doyana/Bunu gören yürek nasıl dayana, nasıl dayana/Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/Bilmem söylesem mi söylemesem mi”

    İşçinin emekçinin açlığa ve yoksulluğa itildiği, savaşların ve patronlara teşviklerin arttığı bu yağma düzenini kabul etmiyoruz.

    Asgari ücret tespit komisyonunu bile beklemeden saraydan yapılan açıklama ülkemizin demokratik kurumlarının tasfiyesinin en açık göstergesidir. İşçinin emekçinin sesine kulağını kapatmış, açlığı ve yoksulluğu görmeyen sarayda 1.5 dakikada harcadığı parayı revan gören anlayış yıkılmaya mahkumdur.

    İşçi ve emekçileri açlığa mahkum eden bu iktidar bir an evvel istifa etmelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayfer Koçak’tan KESK mitingine çağrı: Yoksullukta değil, mücadelede birleşelim- VİDEO

    Ayfer Koçak’tan KESK mitingine çağrı: Yoksullukta değil, mücadelede birleşelim- VİDEO

    PİRHA- KESK’in 30 Kasım’da Ankara Tandoğan’da yapacağı mitinge çağrıda bulunan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Bu iktidar bizi yoksullukta eşitledi. Ancak bizler yoksullukta değil, geleceğin aydınlığında buluşmak istiyoruz. Bu nedenle bütün emekçileri mitingimize, birlikte mücadele etmeye çağırıyorum” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 30 Kasım’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadeleye çağırıyoruz” şiarıyla miting düzenleyecek.

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak; toplumsal cinsiyete dayalı bütçelendirme, istihdamın artması, gelirde adalet, emekli maaşlarının arttırılması, toplumsal refah düzeyini arttıracak adımlar atılması talepleriyle Tandoğan Meydanında olacaklarını belirtti.

    “GELİR DÜZEYİ AZALDIKÇA GİDERLERİMİZ ARTIYOR”

    Türkiye halklarının ciddi bir ekonomik dar boğazdan geçtiğine vurgu yapan Ayfer Koçak, özellikle son 3 senede yoksulluğun tavan yaptığını söyleyerek, “30 Kasım’a giderek son iki üç yıldır yaşamış olduğumuz ekonomik krizin çok ağır bir şekilde sonuçlarını yaşamaya başladık. Geldiğimiz nokta artık yoksulluk sınırını geçti. Bir tarafıyla gelirimiz ciddi bir düşüş yaşadı, alım gücümüz düşmüş durumda ama bir başka tarafıyla gider kalemlerimiz artmış durumda. Kamu emekçileri açısından baktığımızda da yoksulluk sınırının yarısının dahi altına düşmüş ortalama maaşlarla geçindiklerini görüyoruz. Bu maaşlarla geçinmeye çalışırken bunun bir kısmıyla da birikim yapmaya çalışıyoruz çünkü geleceğimiz tamamen karanlık. Ekonomik anlamda ciddi bir dar boğaz çekiyoruz” diye konuştu.

    “ADALETE İNANÇ KALMADI”

    Ekonomik krizin halk kanadında tepkiler yarattığını, bu tepkileri dile getirenlerin tutuklandığını da dile getiren Koçak, “Bu krizler döneminde oluşan tepkiler ülkemizde demokrasinin en ufak nüveleri dahi ortadan kaldırıldığı için bu tepkileri vermek ve bunun örgütlülüğünü yürütmek bir bedel gerektiriyor. İnsanların adalete olan inançları kalmamış durumda” dedi. Koçak, insanların gelecekten kayan umutlarının kalmadığını ifade ederek, “Bu kentte bir hastanede 43 hemşire sadece bir ay içerisinde yurtdışına göç etmiş. İnsanlar bu ülkede geleceklerini göremiyorlarsa ortada çok ciddi bir sorun var demektir” sözlerini kullandı.

    TALEPLER

    Başta güçlü bir bütçelendirme istediklerini belirten Koçak, taleplerine dair şunları söyledi:

    “Bütçenin yüzde 90’ını oluşturan bordrolu emekçilerin hakkını almalarını istiyoruz. Vergide adalet istiyoruz, yoksulluk sınırının üstüne kadarki vergi oranının birinci dilimde yüzde 10’da sabitlenmesini talep ediyoruz. Belli bir servet düzeyindeki insanlardan servet vergisi alınmasını istiyoruz. Kamusal alanda hizmet üretiyoruz, bu hizmeti yoksul emekçi halka veriyoruz. Dolayısıyla bu hizmetin nitelikli olması için kamusal alanda bir yatırımlar süreci oluşmasının ve bütçenin yoğunluklu olarak buralara yatırılmasını talep ediyoruz. Yıllardır kreş talebinde bulunuyoruz, bu isteğin ne kadar elzem olduğunu defalarca pratikte yaşadık. Emeğimizin karşılığını almak, seyyanen yapılmış zamların emekliye yansımasını talep ediyoruz.”

    MİTİNGE ÇAĞRI

    30 Kasım’daki mitingde karşı karşıya değil yan yana mücadele edeceklerinin altını çizen KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Alanlarda tüm kesimlerle bir araya gelmek istiyoruz. Bu iktidar bizi tek bir alanda buluşturuyor o da yoksulluk. Biz yoksullukta değil, geleceğimizin aydınlığında buluşmak istiyoruz. Bunun için de mücadeleye davet ediyoruz tüm kesimleri. Ülkenin dört bir yanında ciddi bir tepki var, bu tepkiyi örgütlemek hepimize düşüyoruz. Gelecek zor, buradan kurtarmak kolay değil ama imkansız da değil. Bunu başarabiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • AKP’li yıllarda Dünya Çocuk Hakları Günü: 3 bin 532 çocuk cezaevinde!

    AKP’li yıllarda Dünya Çocuk Hakları Günü: 3 bin 532 çocuk cezaevinde!

    Bugün 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Ancak dünya ve Türkiye’de tablo, çocuklar için daha da kötüye gidiyor. Çocuklar eğitim haklarından mahrum bırakılıp anadilleri ve inançlarına uygun eğitim görmüyor, ucuz iş gücü olarak kullanılıp iş cinayetlerinde yaşamını yitirp, cinsel istismara maruz bırakılıyor, çeşitli patlamalarda yaşamlarını yitiriyor. Çocuk Hakları Gününü cezaevinde geçiren çocukların sayısı 3 bin 532 çocuk bulmuş durumda.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde çocuklarla ilgili veriler ürkütücü boyutlarda. Dünya üzerinde binlerce çocuk, yaşam, barınma, sağlık, eğitim gibi en temel haklarından mahrum kalırken, Türkiye’de ise çocuklara yönelik cinsel istismardan ‘iş cinayetleri’ne kadar yoğun bir hak ihlali yaşanıyor.

    ÇOCUKLAR EĞİTİM HAKLARINDAN MAHRUM

    Türkiye’de eğitim sistemi özellikle son dönemde yap-boz tahtasına dönüştürüldü. Bir taraftan özel okullar devlet tarafından teşvik edilirken, devlet okullarında ödenek yetersiz denilerek, kısıtlamalara gidiliyor. Eğitim hakkından yararlanamayan, MEB verilerine göre 935 bin 832’si kız, bir milyon 38 bin 42’si erkek, toplam bir milyon 937 bin 874 çocuk bulunmakta.  okullarda verilen eğitimde ise dünya sıralamalarında en altlarda yer alıyor.

    Eğitim de en önemli hak ihlallerinin başında ise anadil ve inanç yönüyle yaşanmakta. Türkiye’ye yaşayan ve anadili Türkçe olmayan bütün çocuklar ayrımsız, zorunlu dil dersine tabi tutuluyor.

    Alevi çocukları ise zorunlu din dersi ile asimilasyona tabi tutulmakta. Yargı kararlarının uygulanmadığı eğitim sisteminde Alevi çocuklara, İslam dini temelli eğitim verilmekte.

    8 AYDA EN AZ 516 ÇOCUK YAŞAMINI YİTİRDİ

    Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) Çocuk Hakları Merkezi’nin medya izleme yoluyla edindiği verilere göre; 2024’ün ilk 8 ayında 516 çocuk yaşamını yitirdi. En fazla çocuk ölümleri Temmuz ayında kaydedildiği rapora göre; 20 çocuk şüpheli, 40 çocuk intihar, 15 çocuk toplumsal cinsiyet temelli, 40 çocuk ise çocuk işçi ölümü olarak geçti.

    ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİ VE MESEM

    Çocukların yaşam haklarının ihlal edilmesinin başında ise “çocuk işçiliği” geliyor. İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) verilerine göre; son 11 yılda en az 695 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Çocuk haklarını korumakla sorumlu iktidarın 2016’da hayata geçirdiği Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) çocuk yaşam hakkının ihlallerindeki oranın yüksekliği dikkat çekiyor. CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, geçtiğimiz günlerde bütçe görüşmelerinde son bir yılda 15-17 yaş arasında en az 44 çocuğun MESEM’lerde yaşamını yitirdiğini açıkladı.

    3 BİN 532 ÇOCUK CEZAEVİNDE

    CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün cezaevlerindeki çocuk sayısına yönelik önergesinde 14 Ağustos’ta yanıt veren Adalet Bakanlığı’na verilerine göre, 3 bin 532 çocuk ‘suça sürüklenen çocuk’ kapsamında cezaevlerinde. Bunların bin 48’i hükümlü, 2 bin 484’ü ise tutuklu. 0-6 yaş grubunda cezaevlerinde anneleriyle kalan çocukların sayısı ise 759.

    612 BİN 814 ÇOCUK EĞİTİM DIŞINDA

    Eğitim Reformu Girişimi (ERG) 2024 yılı Eğitim İzleme Raporuna göre; zorunlu eğitim çağında olan yaklaşık 612 bin 814 çocuk eğitim dışında. Bu çocukların yüzde 53,6’sı oğlan yüzde 46,4’ü kız olduğu belirtilen raporda,  söz konusu oran önceki yıla göre yüzde 38,4 arttı. Eğitim dışında kalmanın 15 yaşından sonra artış gösterdiği vurgulana raporda, toplam 242 bin 360 mülteci ve göçmen çocuğun eğitim dışında kaldığı belirtiliyor.

    2 MİLYON ÇOCUK DERİN YOKSULLUK İÇİNDE 

    Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV),  tarafından yapılan araştırmada, 0-17 yaş grubu arasındaki 7,03 milyon çocuğun yoksulluk içinde yaşadığı kaydedildi. Araştırmada, bunların 2 milyonunun ise derin yoksulluk içine olduğu vurgulandı. Araştırmalara göre; 2017 yılında bebeklerde yoksulluk oranı yüzde 36,8 iken 2022 yılında ise bu oran 41,4’e çıktığı ifade edilirken aynı dönemde çocukların yoksulluk oranı yüzde 40,8’den yüzde 43,8’e çıktı.

    ÇOCUK İSTİSMARI

    Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre 2023 yılında kolluk kuvvetlerine giden veya götürülen “mağdur” 242 bin 875 çocuğun yüzde 12’ye yakını cinsel istismar nedeniyle şikayette bulundu. Bu, yaklaşık 29 bin çocuğa denk geliyor. Uluslararası Çocuk Merkezi, verilerine göre ise bu soruşturmaların 3’te 1’inden fazlasına ise dava bile açılmıyor. Bu verilere göre; 2023’te Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde karara bağlanan çocuk istismarına ilişkin dosyaların yüzde 34’ünde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. 2013’te bu oran yüzde 21’di.

    60 MİLYON ÇOCUK ÇEŞİTLİ NEDENLERLE YAŞAMINI YİTİRECEK 

    Kuruluşlar Arası Çocuk Ölümleri Tahmin Grubu IGME tarafından hazırlanan rapora göre de, bugünkü yaşam koşullarına göre dünyada 2017 ile 2030 yılları arasında 60 milyon çocuk beş yaşına gelmeden göç, savaş, şiddet ve kıtlık gibi nedenlerden dolayı yaşamını yitirecek ve bu ölümlerin ise çoğunluğunu yeni doğan çocuklar oluşturacak. Yine savaş nedeniyle Ortadoğu’da yaşayan çocuklar da aileleriyle birlikte göç etmek zorunda bırakılırken, binlerce çocuk göç esnasında yaşamını yitirdi veya yaralandı. Bununla birlikte çocuklar başta yaşam hakkı olmak üzere barınma, eğitim, sağlık gibi haklardan mahrum bırakıldı. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocukların yüzde 40’ının okula gitmediğini belirtirken, çocukların ayrımcılığa uğradığına dikkat çekti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Türkiye’de çocuk nüfusunun yüzde 25’i yoksulluk içinde

    Türkiye’de çocuk nüfusunun yüzde 25’i yoksulluk içinde

    PİRHA- Çocuklara yönelik sosyal yardım verilerine göre yoksul hanelerde yaşayan toplam 5,4 milyon çocuk için ailelere ödeme yapıldı. Veriler, Türkiye’deki çocuk nüfusunun yüzde 25’inin yoksulluk içinde olduğunu ortaya koydu.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Türkiye Aile Desteği Programı, Haziran 2022’de uygulamaya konuldu. Program kapsamında yoksul hanelere gelirlerine göre 850 TL ile bin 250 TL arasında destek verileceği kaydedildi. Programın uygulamaya konulduğu Haziran 2022’de, 2,5 milyon hanenin desteklerden yararlandığı belirtildi.

    İktidar eliyle yaratılan ve önlenemez hale gelen ekonomik kriz, program kapsamına alınan hane sayısında da artışa yol açtı. Haziran 2022’de 2,5 milyon olan programdan yararlanan hane sayısı, Mayıs 2024 itibarıyla 3 milyon 479 bin 832 ile ifade edildi.

    YOKSULLUĞU GİZLEME PROGRAMI

    Derin yoksulluğu yardımlarla kamufle eden iktidar, Türkiye Aile Destek Programı’nın kapsamını genişletti. Bu kapsamda programa, ‘’Çocuk Desteği Bileşeni” eklendi. Çocuk Desteği Bileşeni yardım programı ile hak sahibi hanelerde bulunan çocuk sayısına göre, aylık 350 TL ile 650 TL arasında ek ödeme yapıldığı açıklandı.

    Bakanlığın, ‘’Çocuklara Yönelik Sosyal Yardımlar” başlığı altında paylaştığı veriler ise Türkiye’de milyonlarca çocuğun yoksulluğun pençesinde olduğunu gözler önüne serdi. Yoksul olduğu tespit edilen 2,2 milyon hanedeki toplam çocuk sayısının ise 5,4 milyon olduğu belirlendi.
    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ‘’Çocuk Desteği Bileşeni” kapsamında 2,2 milyon hanedeki 5,4 milyon çocuk için 900 milyon TL’lik ödeme yapıldığını açıkladı.

    “ÇOCUKLARIMIZ ÇOCUK YAŞTA YETİŞKİN OLMAK ZORUNDA BIRAKILDI”

    CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, hayat pahalılığı nedeniyle çocukların da mağdur olduğunu belirtip, “Çocuklarımız çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda bırakıldı. Sokaklarda çocuklar ekonomi konuşuyor” dedi.

    Oyuncak fiyatlarının artışına dair açıklama yapan İlgezdi, şunları kaydetti:

    “Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde Rize’de çocuklara bir araba oyuncağı dağıttı. Merak ettim oyuncağın fiyatına baktım. Bu oyuncağın 6 ay önceki fiyatı 315 liraymış. Şu an bu oyuncak yüzde 106 zamlanarak 650 olmuş durumda. Asgari ücret alan anne babanın maaşına temmuzda zam gelmedi. Ama oyuncaklar iki kattan fazla arttı. Bu anne baba çocuklarına nasıl oyuncak alacak.
    Çocuklarımız çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda bırakıldı. Sokaklarda çocuklar ekonomi konuşuyor, gelen zamların ailelerine etkilerini konuşuyor. Koca bir nesle çocukluk, gençlik borçlusunuz! Oyun oynaması gereken çocuk, bugün bozuk düzeninizin kurbanı oluyor, elektrik akımına kapılıp hayatını kaybediyorsa orada insanlık adına bir şey kalmamıştır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    PİRHA-KESK Adıyaman Şubeler Platformu, iktidarın halkı yoksullukla yüz yüze bıraktığını dile getirerek, “İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” çağrısında bulundu. Platform Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adıyaman Şubeler Platformu, hükümetin uyguladığı ekonomik politikalara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İktidarın yanlış ekonomi politikalarından dolayı ülkenin yoksullaştırıldığını, iktidar ve çevresinin buna yönelik bir adım atmadığını söyleyen KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden biri açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.

    “ÇARKLAR BİR AVUÇ ZENGİNİ ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”

    Yıllardır halkın iktidarların eliyle planlı, programlı, bilinçli, kasıtlı bir şekilde yoksullaştırıldığına dikkat çeken Polat, “Üstelik iktidar da artık bunu saklama gereği duymuyor. Hatırlayalım. Döviz kuru, enflasyon rekor üstüne rekor kırmaya başlarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti: Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor.
    Bu sözler mevcut sistemde kimlerin baş tacı edildiğini, kimlerin ise yok sayıldığının açık bir itirafı olarak tarihe geçmiştir. Evet, çarklar yıllardır dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor” diye belirtti.

    “HER 4 KİŞİDEN BİRİ İŞSİZ”

    Polat, açıklamaya şöyle devam etti:

    “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden birisi ise açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor. Dört kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yoksulluk tüm toplumu sarmış durumda. Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor. Her 3 emekliden birisi ise açlık sınırının yarısını bulmayan bir aylıkla, sadece 10 bin TL ile yaşam mücadelesi veriyor”

    “Avrupa ülkelerinin en düşük emekli maaşı ortalaması 1294 Euro ile Türkiye’nin 5 katını aşıyor. Türkiye’nin emeklileri barınma, gıda, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamazken Avrupa’nın emeklileri ise aldıkları maaşlarla dünya turuna çıkıyor. Buna rağmen altı aylık TÜİK enflasyon oranı %24,73 olarak açıklandığı için bugün kök aylığı 8 bin TL’nin altında olan 2 milyon emekli, yani her beş emekliden birinin maaşına bir kuruş dahi artış yapılmadı”

    “TÜİK’İN RAKAMLARI GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    “Tüm bunlara rağmen takla attırılan TÜİK enflasyon rakamlarını daha da aşağı çekmek için yıllardır başvurulan hilelere her gün bir yenisini ekliyorlar. Bugün ev kiralarının ülkenin en ücra kasabasında dahi 10 bin TL’yi, metropol illerde ise ortalama 20 bin TL’yi aştığını bilmeyen kalmadı. Ama TÜİK’in enflasyon sepetinde ev kirası sadece 5 bin 845 TL tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidar kendi yarattığı ekonomik krizin yükünü yine bizlere yıkan yeni paketler açmaya devam ediyor”

    “SOSYAL HİZMETLER ‘TASSARUF’ DENİLEREK KESİLİYOR”

    “Her zaman olduğu gibi karlarını dörde, beşe katlayanlara “siz de biraz tasarruf edin” demek akıllarının ucundan bile geçmiyor.  Muafiyet ve istisnalarla çalıştırdığı asgari ücretli kadar bile vergi vermeyen firmaların, şirketlerin, faizden, ranttan, dövize endeksli hazine garantilerinden beslenen asalak takımının sırtını sıvazlarken tüm yükü bize yıkmaya devam ediyorlar. Bunun için “tasarruf” adı altında önce okul öncesi öğrencilerin bir öğün ücretsiz yemeğini, ardından 250 bin KİT çalışanının giyecek yardımını gasp ettiler. Bugün ise kamu emekçilerinin servis hakkına, kamu lojman ve sosyal tesislerine göz koyuyorlar. “Maliyeti yüksek” diyerek kamu kreşlerini bile kapatmaya, kamunun elindeki iş makinalarını satmaya tasarruf’ diyorlar”

    “EMEKLİ HESAPLAMASI 2008 ÖNCESİNE GÖRE YAPILSIN”

    Polat, iktidarın politikalarını değiştirmesini isteyerek şu taleplerde bulundu:

    “Öncelikle bugün tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz. Söz konusu ilave ek ödeneğin tüm emeklilerin kök aylıklarına yansıtmasını, emekli aylıklarından sağlık payı kesilmesine son verilmesini istiyoruz. Emekli aylıklarında yaşanan buharlaşmanın önüne geçilmesi, özellikle 2008 sonrası işe başlayanların yaşadığı, yaşayacağı kayıpların önüne geçilmesi için emekli maaş bağlanma hesaplamasında 2008 öncesine dönülmesini istiyoruz”

    “İKTİDARIN DEĞİL KAMU EMEÇİLERİNİN ÇIKARDIĞI YASALARIN UYGULANMASINI İSTİYORUZ”

    “İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz. Yandaş konfederasyonlarla yapılan ve yoksulluğumuzu derinleştiren “toplu satış sözleşmeleri” değil, emeklilerin de sendikaları aracılığı ile temsil edildiği grevli gerçek bir toplu sözleşme istiyoruz. Seçim öncesi verilen 3600 ek gösterge ve mülakatın kaldırılması sözlerinin tutulmasını istiyoruz. Tüm kamu emekçilerini, emeklileri yıllardır hepimize kaybettiren bu yoksulluk ve sefalet düzenine karşı insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek mücadelesinde omuz omuza vermeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • CHP’li Bulut: İktidar vekilleri ıstakoz, vatandaş ise borç ödeme derdinde

    CHP’li Bulut: İktidar vekilleri ıstakoz, vatandaş ise borç ödeme derdinde

    PİRHA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, vatandaşın bankalara olan borcunun bu yılın ilk çeyreğinde 341 milyar lira artarak yaklaşık 3,1 trilyon liraya yükseldiğini söyledi. Bulut, “İktidar vekili ıstakoz, vatandaş borçlarını ödeme derdine düştü. Yoksulluğun derinleştiği bu dönemde vatandaş inim inim inlerken, iktidar mensupları lüks restoranlarda ıstakoz, Maldivler’de tatil peşinde” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, süren ekonomik krize ilişkin açıklama yaptı. Bulut, yüksek faiz oranlarına rağmen borcu borçla kapatmaya çalışan vatandaşların tek çaresinin bankalar olduğuna dikkat çekti.

    Burhanettin Bulut, vatandaşın, bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle bankalara olan borçlarının mart ayının son haftasında 66,1 milyar lira artarak 3,1 trilyon liraya yaklaştığını kaydetti.

    BATIK KREDİ 197.5 MİLYAR TL!

    Aynı haftada tüketici kredilerinin bakiyesinde 11,6 milyar liralık, kredi kartı borç bakiyesinde ise 54,6 milyar liralık artış yaşandığını belirten Bulut, bireysel kredi borçlarının 1 trilyon 671 milyar liraya, kredi kartı borçlarının ise 1 trilyon 398 milyar liraya yükseldiğini ifade etti.

    Tüketicilerin bankalara olan borçlarının 2024 yılının ilk çeyreğinde 341 milyar lira arttığını kaydeden Bulut, bankaların vadesinde tahsil edemediği için icra takibine aldığı batık kredilerin 197,5 milyar liraya ulaştığını söyledi.

    “ISTAKOZ DEVRİ”

    CHP’li Bulut, yazılı yaptığı açıklamasında icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısının 21 milyon 703 bine yükseldiğini kaydederek şöyle devam etti:

    “Yoksulluğun derinleştiği bu dönemde vatandaş et kuyruklarında, halk ekmek kuyruklarında inim inim inlerken, marketlerden ucuz diye çürük sebze meyveyi olgun diye alırken, İstanbul’da yaşayan çocuklar ücretsiz toplu taşıma ile Boğaz’ı ilk kez görebilirken, iktidar mensupları lüks restoranlarda ıstakoz, Maldivler’de tatil peşinde. 3Y ile mücadele edeceğim iddiasıyla iktidar olan, sarayda ejder meyveli smoothie, starex eşliğinde aloevera, liçi meyvesi eşliğinde efulili lüks ziyafetler düzenleyen AKP, ‘Istakoz Devri’ ile hatırlanacak. Bunlar buzdağının sadece görünen yüzü. İnsan 10 bin lira sefalet ücretine mahkum ettiği emekliden, ay sonunu getiremeyen, borçlarını ödeyemeyen emekçiden utanır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Emeklilerden 5 bin TL tepkisi: Sadaka değil hakkımızı istiyoruz!-VİDEO

    Emeklilerden 5 bin TL tepkisi: Sadaka değil hakkımızı istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Kasım ayı itibariyle çalışmayan emeklilere yatırılacak 5 bin TL’ye dair PİRHA mikrofonuna konuşan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sadaka’ olduğunu söyleyerek, insanca yaşanacak bir maaş istediklerini ifade ettiler.

    Türkiye’de ekonomik krizin etkileri her geçen gün artıyor. Konut ve işyeri kira fiyatlarının 4 katına çıktığı, temel ihtiyaçlara yapılan zamlarla alınamaz hale geldiği, milyonlarca çocuğun yatağa aç girdiği bir tablo ortadayken, iktidar ve ekonominin başında bulunan isimler bir başka baharı işaret ederek ‘sabır’ diyor.

    Asgari ücretin 11 bin lira, yoksulluk sınırının 44 bin, açlık sınırının 13 bin TL olduğu Türkiye’de milyonlarca emekli 7 bin 500 lira ile geçinmek zorunda kalıyor.

    Son olarak emeklilerin yaşadıklarının sıkıntılarını gidereceklerini vadeden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’emeklilere müjde’ diye bir seferliğine mahsus olarak çalışmayan emekliğe 5 bin lira ikramiye vereceğini açıkladı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması emeklilerin tepkisiyle karşılaştı. Kasım ayı itibariyle çalışmayan emeklilere yatırılacak 5 bin TL’ye dair PİRHA mikrofonuna konuşan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sadaka’ olduğunu söyleyerek, insanca yaşanacak bir maaş istediklerini ifade ettiler.

    “EMEKLİLER AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA

    Türkiye’de 15 milyon emekliden 8 milyonunun da 7500 TL ile geçinmek zorunda kaldığını anlatan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sus payı’ olduğunu aktararak, “Emeklileri niye kandırıyorsunuz? Emekliler açlıkla karşı karşıya. Zamları geri çekin. Bu parayı kabul etmek mümkün değil. Vaatlerin, sözlerin ne oldu? Milleti kandırmayın. Krizin sorumlusu emekliler değildir. Kök aylıklara zam yapılmalı. Emeklilerin çoğu geçinemediği için çalışmak zorunda kalıyor. Emekliler direne direne hakkı olanı eninde sonunda alacaktır” dediler.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

  • Mersin’de emeklilerden dava öncesi açıklama: Sadakanızı kabul etmiyoruz-VİDEO

    Mersin’de emeklilerden dava öncesi açıklama: Sadakanızı kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Tüm Emeklilerin Sendikası 2017, yarın görülecek kapatma davası öncesi açıklama yaptı. Erdoğan tarafından açıklanan 5000 TL’nin emekliye sadaka vermek olduğunu ifade eden emekliler, “Hem adaletsizdir, hem de emeklilerin yoksulluğuna çare olması mümkün değildir. Bu pervasız uygulama emeklilerin yeterince örgütlenememiş olmasınında bir sonucudur” diyerek, emeklileri örgütlenmeye çağırdı.

    Tüm Emeklilerin Sendikası 2017 Mersin Şubesi, sendikalarının yarın görülecek kapatma davasına ilişkin açıklama yaptı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcilerinin yanı sıra Tüm Emeklilerin Sendikası 2021 Mersin Şubesi de destek verdi.

    Açıklamada, “Sendikal haklarımız engellenemez, sendika haktır kapatılmaz ve kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya da hiçbirimiz” sloganları atılırken, İsrail’in Filistin’e dönük saldırılarına tepki gösterilerek, “Filistin halkının yanındayız” denildi.

    “ÖRGÜTLENME HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ”

    Açıklamayı Tüm Emeklilerin Sendikası 2017 Mersin Şubesi adına Basın Yayın Sekreteri Kadir Yüksel okudu. Yüksel, emeklilerin örgütlenme hakkının engellenmeye çalışıldığına dikkat çekerek, “Emekli ve yaşlı vatandaşlarımızın mağdur olmamaları ve ülkemizin demokratikleşmesi için mücadele ettik. Emekli vatandaşlarımızın açlığa mahkum edilmesine karşı çıktık. Hak ve hukukun tesisini istedik. Yokluğa, yoksulluğa karşı çıktık. Emeklilerimizin sosyo-kültürel aktivitelere katılmalarının sağlanmasını istedik. Gerentoloji hizmetlerinden yararlanmasını istedik. Bil cümle emekli vatandaşlarımıza kaliteli yaşlanmanın sağlanmasını istedik” dedi.

    “EMEKLİLERLE OYNAMAYIN!

    Erdoğan’ın emeklilerin bir bölümüne, çalışan emeklileri dışında tutarak, Kasım ayı içinde  bir defaya mahsus olarak  5000 lira vereceğini açıklamasına tepki gösteren Yüksel, “Hem adaletsizdir, hem de emeklilerin yoksulluğuna çare olması mümkün değildir. Bu pervasız uygulama emeklilerin yeterince örgütlenememiş olmasının da bir sonucudur. Oysa yeterince örgütlü emekli topluluğu olsaydık, emeklilerin bu şekilde onuruyla oynanılamazdı. Bir tür sadaka verilmeye kalkılamazdı. İktidarı bir kez daha uyarıyoruz! Emeklilerle oynamayın. Seçimlere endekslenmiş sadakalarla emeklileri yönetememe bedbahlığından vazgeçin” şeklinde konuştu.

    “ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Yarın görülecek duruşma öncesi yargıçlara seslenen Yüksel, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine uyma çağrısında bulunarak, şunları ifade etti:

    “Bizi kapatmak anayasaya aykırıdır. Kapatırsanız itirazlarımızı yapacağız. İtirazlarımız, iç hukukta karşılık bulmazsa, Anayasa Mahkemesi’ne, o da olmazsa AHİM’e kadar gideceğiz. Yine olmazsa sendikamızı yeniden kuracağız. Biliyoruz ki; vazgeçildiğinde kaybedilir. Biz asla vazgeçmeyeceğiz. Her şeye rağmen Ankara’da hakimler var demek istiyoruz. 17 Ekim’de yargının sendikamız lehine karar vererek kapatma davasını red etmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • KESK Genel Meclis Üyesi Yıldırım: Devlet, okullarda çocuklara yemek vermek zorunda- VİDEO

    KESK Genel Meclis Üyesi Yıldırım: Devlet, okullarda çocuklara yemek vermek zorunda- VİDEO

    PİRHA – KESK Genel Meclis Üyesi Ebru Yıldırım, son yıllarda yaşanan ekonomik krizle birlikte eğitimdeki sorunların çok daha fazla karşılarına çıktığını söyledi. Yıldırım, okullara imam atanmasının ve din derslerinin sorun olduğunu belirterek, sendikaların buna karşı çıkması gerektiğini söyledi. Yıldırım ayrıca, devletin okullarda çocuklara yemek vermek zorunda olduğunun da altını çizdi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2023-2024 Eğitim ve Öğretim Yılı Çalışma Takvimi sonrasında okulların açılacağı tarih belli oldu. Buna göre okullar 11 Eylül tarihinde açılacak, ve yeni eğitim öğretim yılı başlayacak.

    KESK Genel Meclis Üyesi Ebru Yıldırım, yeni dönemde okullardaki sorunlar üzerine PİRHA‘ya konuştu.

    Yıldırım, yoksul öğrenciler açısından eğitim içerisinde yaşadıkları sorunların her zamankinden fazla olduğunu dile getirerek, “Zaten medyadan da takip edenler biliyordur ki karşımızda bambaşka sorunlarla çocukların yaşadıklarını ifade etmek mümkün” dedi.

    Eğitimi sınıfsal boyutuyla da ele alan Yıldırım, “Son 2-3 yıldır sınıfsal ayrışmanın çok derinleştiğini söyleyebiliriz. Bu hem özel okul ve devlet okulu ayrımının görünümünü arttırıyor ama aynı zamanda okullar içerisinde öğrenciler arasındaki sınıfsal farklılığı görmek çok mümkün” diye konuştu.

    “İMAM ATANMASI VE DİN DERSLERİ BAŞLI BAŞINA BİR SORUN”

    İmamların yerinin okullar olmadığını söyleyen Yıldırım, “Bir kere herhangi bir dinin başat kabul edilerek devlet okullarında yer alıyor olması başlı başına bir sorun. İmam atanmasından önce din derslerinin okullarda yer alıyor olması başlı başına bir sorun idi. Benim de bağlı olduğum Eğitim-Sen yıllardır bunun mücadelesini gerek eylemlerde gerek belagat itibarıyla veren bir sendika” dedi.

    İmam atanmaları meselesinin sınıfsal bir tarafı olduğunu da düşündüğünü söyleyen Yıldırım, “Mesela imam atamaları sadece devlet okulları için geçerli. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın ifade ettiği biçimiyle baktığımızda bu imam atamalarının özel okullar için geçerli olmadığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “SENDİKALAR KARŞI ÇIKMALI”

    Yıldırım, okullara imam atamasıyla alakalı olarak da eğitimcilerin bireysel olarak yapabileceği şeylerin sınırlı olduğunu, sendikaların bu meseleyi ele alırken bir program dahilinde karşı çıkmaları gerektiğini de ekledi.

    “DEVLET ÇOCUKLARA YEMEK VERMEK ZORUNDA”

    Devletin okullarda çocuklara yemek vermesi gerektiğini belirten Yıldırım, şunları konuştu:

    “Toplumun açlıkla karşı karşıya kaldığı böyle bir süreçte okullarında bu çocuklara en az bir kez yemek sağlaması devletin asli görevlerinden bir tanesi. Yoksa çocuklara sadece nasıl besleneceklerini söyleyerek bu işin altından ne onlar kalkabilir ne de öğretmenler kalkabilir. Evet nasıl besleneceklerini söylememiz bizim görevimiz olabilir ama olmayan bir paranın varlığından haberdarken bunu ifade etmenin hiçbir anlamı yok. Devlet görevini yapmak zorunda, bu çocuklara yemek vermek zorunda.”

    “DEVLET, ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN İNSANLIK DIŞI OLDUĞUNU KABUL ETMELİ”

    Çocuk işçiliği ve pedofili üzerine de konuşan Yıldırım, çocuk işçiliği ve pedofili hakkında yapılması gerekenleri de anlattı.

    Yıldırım, “Devlet bir kere çocuk işçiliğinin yasak olduğunu, çocuk işçiliğinin 2023 gibi bir yılda olamayacağını, çocuk işçiliğinin en basit deyimle insanlık dışı olduğunu kabul etmek zorunda. Çocuk işçiliğini önleyecek formüller geliştirmek zorunda. Çocuk işçiliğini meşrulaştıracak MESEM gibi projeleri bırakmak zorunda. Bununla birlikte kız çocuklarına pozitif ayrımcılık yapmak zorunda. Kız çocuklarının okuyabilmeleri için önlerinin açılmasında pek çok proje geliştirilebilir. Bununla birlikte İstanbul Sözleşmesi’nin okullarda müfredata alınması gerekir. Bir bütün olarak müfredatın kendisi Sünni, Türk, erkek ve heteroseksüel. Bunu da söylemek gerekiyor.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ABF’den, Diyanetin o çağrısına yanıt: Ali Erbaş, aslında şeriat çağrısı yapmaktadır!

    ABF’den, Diyanetin o çağrısına yanıt: Ali Erbaş, aslında şeriat çağrısı yapmaktadır!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, okul ve çalışma saatlerinin cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönündeki açıklamasını eleştirdi. Yapılan açıklamada “Diyanet, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır” denildi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4 Ağustos tarihli cuma hutbesinde yer alan “İşyerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” ifadelerine bir tepkide ABF’den geldi.

    “ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

    ABF tarafından yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş amacından uzaklaşmış siyasal İslamcıların hedeflerini gerçekleştirmek için en büyük araç olmuş, Alevileri asimile etmenin merkezi olmuş, şeriatçı odakların en önemli destekçisi olmuş, Hanifi yaşam biçimini dayatan ve kadro sayısı ile devasa bir kuruma dönüştürülmüştür. Halka sınav veriyorsunuz diye fakirliği öven, cennet vaadinde bulunanlar, milyonlarca liralık Mercedes’lerinden taviz vermeyenlerdir” ifadeleri kullanıldı.

    “ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

    Açıklamanın devamında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkilerini aşarak Anayasa’ya aykırı eylemelerde bulunduğu vurgusu yapıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, şeriat çağrısı yaptığı ifade edilerek, açıklamada şu cümlelere yer verildi:

    “Anayasanın demokratik, laik, sosyal hukuk devleti maddesini, laiklik acısından toplumsal yaşamın dini kurallara göre düzenlenemeyeceği gerçeğine aykırı hareket eden DİB, Anayasanın 136. Maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkileri belirtilmiş olmasına rağmen son yıllarda anayasa karşıtı bir kurum haline geldiği görülmektedir.

    Milyonlarca insanı açlığa mahkum eden sistem hakkında tek kelime etmeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, okulların ve çalışma saatlerinin Cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönünde yaptığı açıklama ülkede çağdaş, modern ve laik yaşamak isteyenleri, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır. Ülkemizde gerek kamu, gerek ise özel sektörde çalışanların Cuma namazına gitmek istediğinde engellenmediğini biliyoruz. İnsanların inançlarını sömürü çarkının merkezine koyarak milyonları açlığa mahkum edenleri, Ortadoğu ülkelerinden biliyoruz. AKP, sömürü sistemini artık devletleştirmek istiyor. Çünkü şeriat demek, alttakine din iman, üsttekine han hamam demektir. Kadına şiddet, çocuk evlilikleri, açlığa mahkum edilen milyonlar demektir.

    Alevi Bektaşi Federasyonu olarak laik ve demokratik cumhuriyetin inşası için mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede gerçek demokrasiden yana olanlar ile yoldaş, cumhuriyetin kuruluş ayarları ile oynamaya çalışanlara karşı duruş olacağız.

    Her kesimin ciddi rahatsızlık duyduğu Diyanet İşleri Başkanlığının artık kaldırılması ve ülkenin aydınlık geleceğinin önü açılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Türkdoğan: Kazanmanın yolu hak siyasetinde, mutlaka ev ziyaretleri yapılmalı-VİDEO

    Türkdoğan: Kazanmanın yolu hak siyasetinde, mutlaka ev ziyaretleri yapılmalı-VİDEO

    PİRHA – Av. Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik ve adil bir ortamda gerçekleşmediğini söyledi. Türkdoğan MHP’nin oy oranının sandıklara müdahale edildiğini gösteriyor dedi. Kazanmanın yolunun hak siyaseti olduğunu belirten Türkdoğan “Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı” diye belirtti.

    14 Mayıs’ta yapılan Milletvekili Genel Seçimleri ve 28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerin tamamlanmasının ardından gözler, parti içi eleştirilere çevrildi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2 Haziran’da yapılacak milletvekili yemin töreninin ardından yeni kabinesini de açıklaması bekleniyor. Ancak, “Yeni Türkiye” modelinin ise nasıl işletileceği de toplumun yarısı tarafından tedirginlikle bekleniyor. “Seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığı” söylemi, endişelerin asıl kaynağını oluşturuyor.

    Bundan sonrası için, demokratik siyaset yöntemlerinin doğru işleyip işlemeyeceği yorumları üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) Önceki Dönem Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan’ın görüşlerine başvurduk.

    “CUMHURBAŞKANININ YÖNLENDİRMESİYLE OLUŞTURULMUŞ SEÇİM İDARESİ”

    Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik, adil bir ortamda yapılmadığını belirterek, “Türkiye’de şu anda seçim idaresine yönelik bir güvensizlik var. Çünkü siyasi iktidar, seçim idaresini tamamen kendine bağlayacak yasal düzenlemeleri yaptı. 2022 yılında en son yapılan seçim kanunlarındaki değişiklik adeta 2018’in devamı niteliğindeydi. Dolayısıyla burada yapısal sorunlar var. Bunların başında Türkiye’nin seçmen kütükleri ile ilgili şaibeli bir durum var. 2008 yılında Türkiye’deki sistem değişti. YSK’ya bağlı olan seçmen kütükleri YSK’nın elinden adeta alındı ve İçişleri Bakanlığı Nüfus Vatandaşlık Genel Müdürlüğü üzerinden yeni bir sistem kuruldu. Daha sonra 2010 yılı referandumunda bir milyondan fazla ani bir seçmen artışı olduğunu gördük. Biz uzun yıllar bunun üzerine durduk. Türkiye’de öncelikle seçmen kütükler ile ilgili sorunun giderilmesi lazım. Bunun da yolu çok basit. Türkiye’nin yeniden gerçek anlamda bir nüfus sayımı yapması gerekir. Bence nüfusumuzun gerçekten ne olduğunu bilemiyoruz” dedi.

    Türkdoğan şöyle devam etti:

    “Tek kişi yönetimine dayalı bu anayasal modelde zaten cumhurbaşkanının adeta yönlendirmesiyle oluşturulmuş bir seçim idaresinden bahsediyoruz. Yani burada bir güvensizlik var. Muhalefet de bütün bunları bilerek, hesaplayarak seçim sürecine hazırlanması gerekirdi. Propaganda serbestliği ve eşit propaganda imkanı var mı yok mu? Böyle bir şey görmedik. Neredeyse basının %90’nın Sayın Erdoğan lehine yayın yaptığı bir süreç yaşadık. Siyasetin finansmanında çok ciddi olarak bir belirsizlik var. Hazine yardımı da biliyorsunuz ki HDP kapatma baskısı olduğundan seçime Yeşil Sol Parti ismiyle girmek zorunda kaldı. Bu da aslında ciddi manada HDP seçmeninde kafa karışıklığına sebep oldu. Hem Yeşil Sol Parti yeterli mali imkanları elde edemedi hem de seçime bir buçuk ay kala ismi açıklanmış bir parti ile seçime girmenin dezavantajını yaşadık.

    YARGI ELİYLE MUHALEFETE MÜDAHALE İDDİASI!

    Bir aydan daha az bir sürede HDP’nin seçmen kitlesine müşahitlerine avukatlarına siyasetçilerine yönelik kesintisiz bir gözaltı ve tutuklama operasyonu yapıldı. Şimdi böyle bir baskı ortamında siz seçimleri dürüstlük ilkesine uygun yapıldığını nasıl iddia edebilirsiniz? Dolayısıyla bağımsız gözlemcilik meselesi de güvence altına alınmış değil. En son 2. tur seçimlerinde İçişleri Bakanı, bugüne kadar hiç eleştirmediği Oy ve Ötesi’ni bile eleştirerek onların sandık başına gidememesi noktasında tedbir alacağını açıkladı. Açıkçası çok ciddi bir anti demokratik ortam olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki ifade özgürlüğü alanında çok ciddi bir yasaklama ve cezalandırma pratiği var ki en tipik örneği Sayın İmamoğlu ile ilgili. Eğer o ceza verilmemiş olsaydı belki muhalefetin adayı İmamoğlu olacaktı. İktidar, yargıyı kullanarak, baskı mekanizmasını kullanarak muhalefete müdahale ediyor. Yani muhalefetin aday çıkarmasının dahi önüne geçiyor. Örneğin Canan Kaftancıoğlu siyasi yasaklı pozisyona getirildi. Bütün bunlar 14 Mayıs 2023’teki seçimlere müdahale niteliğindeki baskı uygulamalarıdır.”

    “MHP’NİN OY ORANI SANDIKLARA MÜDAHALENİN KANITI”

    Öztürk Türkdoğan, sandıklardaki hileye de dikkat çekerek, “Muhalefet, bütün bunların olacağını bilerek hareket etmeliydi” dedi. Türkdoğan, “Bütün anketlerde % 4-5’in üzerinde gözükmeyen MHP’nin %10 oy almasını Türkiye’de hiç kimse, bize izah edemez. Bu bile tek başına bu seçimlere ne kadar ciddi manada müdahale edildiğini gösteriyor. O nedenle herkesin oturup bu sistemi yeni baştan ele alması gerekiyor. Bunun da birinci yolu seçmen kütüklerinin, gerçek nüfusumuzun ne olduğunu öğrenip ona göre yeniden düzenlenmesinden geçiyor. Ayrıca seçmen kütüklerinin yeniden Yüksek Seçim Kurulu’nun denetimine verilip İçişleri Bakanlığı’ndan mutlaka ve mutlaka ayrılması gerekiyor. Bunu yapmadığımız takdirde iktidarda olan her zaman 4-5 puan seçime önde girecek demektir.”

    “KAZANMANIN YOLU HAK SİYASETİNDE; EV ZİYARETLERİ YAPILMALI”

    Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge 4. Sıra Adayı olan Öztürk Türkdoğan, muhalefete de eleştirilerini sundu. Türkdoğan AK Parti hükümeti boyunca insanların, sosyal yardıma muhtaç hale getirildiklerini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “AK Parti iktidarı, vatandaşı hakkın öznesi olmaktan çıkardı. Dolayısıyla bizler diyoruz ki yeniden hakkın taşıyıcısı olmalıyız. Özgür ve eşit yurttaş bilincine ulaşmalıyız ve haklarımızı hak temelinde yeniden istemeliyiz. Artık maalesef sağ ve sol popülizm söylemleri ile halktan oy alamazsınız. Halkı sadece geçici olarak etkileyebilirsiniz. Kazanmanın yolu yeniden hak siyaseti yapmaktan geçer bunun altını çiziyorum. Türkiye’de bütçe rakamlarını incelediğinizde milyonlarca hanenin sosyal yardımlara muhtaç olarak yaşadığını göreceksiniz. Bu durumda yaşayan insanlar, her zaman iktidarın değişmesinin getireceği belirsizlikten kaygılanırlar. Yani muhalefet, vatandaşa bir iktidar değişikliğinde aldıkları sosyal yardımın aslında onların hakkı olduğunu, asla kesintiye gidilmeyeceğini, bunun daha da iyileştireceğini anlatacak yol ve yöntemler bulmalıydı. Bunun da yolu ev ziyaretleridir. Yani çalınmadık kapı bırakılmamalıydı.

    Örneğin sosyal medyadan bir video yayınlanıyor. Türkiye’deki seçmenlerin, tahminime göre en fazla beşte ikisi o videoyu izleme imkanına sahiptir. Medya zaten iktidarın tekelinde, sizin sözleriniz halka gitmiyor ki. O zaman parti örgütleriniz, halk içerisinde örgütlenecek, ev ev bu çalışmayı yapacak. Şimdi muhalefet bu çalışmayı yapmadan ‘Biz daha ne söyleyelim, ne vaat edelim? Halkımız bizi anlamadı’ dememelidir. Seçim sonuçları göstermiştir ki bazı yerlerde ev ev çalışma yapıldığında sonuç alındığı görülmüştür.

    “KADERCİLİK ANLAYIŞIYLA MÜCADELE EDİLMELİ”

    Temel problemin Türkiye’deki kadercilik anlayışı ile mücadele edilmesi gerektiğini özellikle belirtmek gerekiyor. Örneğin deprem bölgesine yönelik yapılan eleştirilere katılmıyorum. Tam tersine gidip orada gerçek anlamda bir çalışma yapılsaydı sonucun da değişebileceğini düşünüyorum. Bu vesileyle bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Deprem bölgesinin seçim sonuçları ne olursa olsun hepimiz oradaki insanlarımızla dayanışmayı sürdürmek zorundayız. Bu bizim her şeyden önce bir insanlık görevimizdir.”

    “BİR SEÇİM KAMPANYASI TERÖR SÖYLEMİNE HAPSEDİLEBİLİR Mİ?”

    Türkdoğan, ülkenin temel sorunlarının seçim çalışmalarında yeterince dile getirilmediğini de belirterek, “Türkiye’nin temel sorunlarını konuşmayıp bütün seçim kampanyasını ‘Teröre destek verdin, vermedin. Mülteci, sığınmacı göçmenleri tutacağım, tutmayacağım’ gibi çok dar, aslında nefret söylemi babında ele alacağımız klişeleşmiş cümlelere hapsederseniz olacağı budur” diye belirtti.

    “Bu ülke sağlıklı biçimde yolsuzluk meselesini konuşabildi mi?” diye soran Türkdoğan, “İsim isim, yer yer ifşa videoları yayınlandı, bunları yeterince konuşabildiniz mi? Konuşmadınız. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘418 milyar doları alacağım’ söylemi güzel. Fakat bunu nasıl alacaksınız? Bunları anlatacak yol ve yöntemler bulunmalıydı. Bir diğeri ise bu ülkenin en önemli sorunu Kürt sorunu. ‘Kürt sorununu çözeceğim’ diyor ama nasıl çözeceğini anlatmıyorsun. Halbuki Kürt sorununun, ekonomik krizlerin sebeplerinden birisi olduğunu, insani kayıpların en önemli sebeplerinden birisinin olduğunu anlatsalardı kesinlikle halktan destek alacaklardı. Biz bunu 2013 yılında kanıtladık. Sayın cumhurbaşkanı her ne kadar bizlere ‘Entel, dantel kanaat önderleri’ dese de bu ülkenin 62 kişisi, 2013 yılında barış ve çözüm sürecine desteği %30’lardan %80’lere çıkartmıştır. Ve Türkiye o yıllarda en iyi dönemini yaşamıştır. Dolayısıyla muhalefet buralardan hiç ders çıkartmamıştır. Bir seçim kampanyası terör söylemine hapsedilebilir mi?” şeklinde konuştu.

    “STRATEJİK HATALAR VAR”

    Öztürk Türkdoğan, büyük mitinglerin muhalefeti yanılttığına da dikkat çekti. “Devir artık bu devir değil. Devir, insanlara birebir dokunma devridir” diyen Türkdoğan, şunları söyledi:

    “Temeldeki stratejik hata da şudur; siz sağcı bir liderle sağ politikaları taklit ederek yarışamazsınız. Milliyetçilikte ya da terör söyleminde Sayın Erdoğan’la ne kadar yarışabilirsiniz?

    DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin birlikte seçime girmeleri gerekiyordu. Eğer böyle olsaydı bütün il ve ilçe örgütleriyle birlikte sahaya inip çalışma yapacaklardı ve o çalışmanın karşılığında oylar artacaktı. Ama CHP listelerinden girdikleri zaman bu etkiyi yaratamadılar.

    Emek ve Özgürlük İttifakı’nın da stratejik hataları oldu. Bu ittifakın hitap ettiği kitle belli. Dolayısıyla TİP’in, ittifak içerisinde ayrı girmesi stratejik hatadır. Bu hata çok ciddi sonuçlara sebep olmuştur. Emek ve Özgürlük İttifakının mutlaka bir cumhurbaşkanı adayı olması gerekirdi. Bunu halk toplantılarında her gittiğimiz yerde söylediler. Ve bu aday çıkarılmadığı için de milliyetçiler, meydanı kendilerine boş bulmuşlardır ve milliyetçi söylemle birlikte milliyetçi cephenin adeta alanı açılmıştır.”

    “KÜRTLERİN ÇOK SOMUT VE NET TALEPLERİ VAR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, iktidarın artık Kürt kentlerinden oy alamadığına da vurgu yaptı. Türkdoğan, “Öncesinde, seçimler açıklandıktan hemen sonra Kürlere teşekkürlerini sunuyordu. Bu defa öyle olmadı” diyerek şunları ifade etti:

    “Şimdi eğer Kürt kentlerinde oy alamayıp teşekkürlerinizi iletemiyorsanız o zaman oturup düşüneceksiniz. Biz hata yaptık diyeceksiniz. Sayın Erdoğan’ın şimdi Kürt meselesinde çözüm konusunu masasına yeniden alması gerekiyor çünkü Kürtlerin bu konuda çok somut ve net talepleri var. Kürt sorunu çözülmediği sürece şiddet yanlısı politika izleyen siyasilere destek olmayacağı açıkça ortaya çıktı. Bir diğer konu ise AKP büyük kentlerde oy kaybetti. Demek ki ekonomi alarm veriyor ve yoksulluk başlamış durumda. O halde ekonomik tedbirler alması lazım ama bütün bunların tamamı Türkiye’nin izlediği içeride ve dışarıdaki çatışmacı siyasetin sona ermesini gerektiriyor. Yani iktidarın, artık barıştan yana bir siyaset izlemesi gerekiyor. Bu mesajların çok ciddi olarak verildiği kanaatindeyim.

    “KESİNLİKLE KİMSE YILGINLIĞA KAPILMAMALI”

    Dolayısıyla halkın kesinlikle yılgınlığa kapılmaması gerekiyor. Çok ciddi orandaki bir taban değişimden yana tavrını ortaya koymuştur. Kaldı ki sandığa gitmeyenleri de düşündüğümüz zaman çoğunluk olarak biz değişimden yana tutumunuzu ortaya koymuş durumdayız. Burada siyaset kurumunun beceriksizliği yeteneksizliğinden kaynaklı bir durumla karşı karşıyayız. Bu sonuçlar aslında muazzam fırsatlar yaratmıştır. Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Ben kişisel olarak da umutluyum. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Veli-Der Başkanı Yılmaz: Okullarda çocuklar aç, su bile alamayıp tuvaletlerden içiyorlar

    Veli-Der Başkanı Yılmaz: Okullarda çocuklar aç, su bile alamayıp tuvaletlerden içiyorlar

    PİRHA- Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte Eylül ayında başlayan yeni eğitim yılında, beslenme sorunu yakıcılığını daha da hissettirdi. 2 yıldır okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek kampanyası yürüten Veli-Der’in Başkanı Ömer Yılmaz, “Özellikle kamuda okuyan çocukların ailelerinin % 50’si asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Okullarda çocuklar su bile alamıyor. Devletin ayrım yapmaksızın her öğrenciye bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek vermesi var olan eşitsizliği bir nebze azaltacaktır” dedi.

    Türkiye’de yaşanan derin ekonomik kriz en çok çocukları vurdu. Gıda maddelerine gelen büyük zamların ardından Türkiye’de 1 milyondan fazla çocuk okula aç gidiyor. Yetersiz ve sağlıksız gıdaya erişim derin yoksulluk içindeki çocukların bedensel, zihinsel ve duygusal gelişiminde büyük eksikliklere neden oluyor.

    TÜM GIDA ÜRÜNLERİNE EN AZ YÜZDE 85 ZAM GELDİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Burhanettin Bulut, ‘Bu ülkede beslenme çantası hazırlamak bile lüks oldu’ diyerek beslenme çantasına koyulan gıda maddelerinin fiyatlarında yaşanan değişime yönelik yaptığı çalışmayı açıklamıştı.

    Çalışmaya göre Kasım 2021-Kasım 2022 döneminde zeytinin kilosu 52 TL’den 89 TL’ye, peynirin ise 81 TL’den 205 TL’ye, 200 ml’lik süt ise 2,25 TL’den 6,95 TL’ye çıktı. Aynı dönemde, okul kantinlerinde satılan ürünlerin fiyatlarına da fahiş artış geldi. Kantinde ortalama gözleme fiyatı 12 liradan 20 liraya, yarım ekmek tost ise 9 liradan 15 liraya çıktı. 500 ml’lik su ise yüzde 100’lük artışla ile 3 TL’ye ulaştı.

    ‘BİR ÖĞÜN SAĞLIKLI ÜCRETSİZ YEMEK’ TALEBİ AKP-MHP OYLARIYLA REDDEDİLDİ

    Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte Eylül ayında başlayan yeni eğitim yılında, beslenme sorunu yakıcılığını daha da hissettirdi. Açlıktan bayılan, yetersiz beslendiği için rahatsızlanan ve derslerine gidemeyen, su alacak dahi parası olmadığı için günü susuz geçiren çocukların haberleri basına sıkça yansıdı.

    Veli-Der’in 2 yıl önce başlattığı, okullarda bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek kampanyası geniş kesimlerce sahiplenildi. Ülke çapında pek çok kadın derneği, veli derneği, mahalle inisiyatifleri ile birlikte imza stantları açıldı, kampanya karşılık buldu ve konu Meclis gündemine de taşındı.

    Ekim ayında CHP, HDP, İyi Parti ve TİP’in konuyla ilgili Meclis Genel Kuruluna verdiği kanun teklifleri de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Talep, bütçe görüşmeleri sırasında pek çok ilde düzenlenen eylemlerle de gündeme getirildi.

    Konuya ilişkin oluşan kamuoyu baskısının ardından Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılı’nın ikinci döneminin başladığı 6 Şubat 2023’ten itibaren Türkiye’deki tüm okullarda, okul öncesi eğitimdeki çocuklara ücretsiz yemek verileceğini açıkladı. Ayrıca taşımalı eğitimin yapıldığı okullarda ve pansiyonlu okullarda da tüm öğrencilere ücretsiz yemek verileceğini dile getirdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, yaşanan durumu değerlendirdi.

    “YETERLİ BESLENEMEYEN ÇOCUKLAR OKULU BIRAKMAK ZORUNDA KALIYOR”

    Pandemi ve yaşanan ekonomik krizle birlikte çocukların yeterli ve sağlıklı beslenememesinin artış gösterdiğini belirten Yılmaz, ‘Özellikle kamuda okuyan çocukların ailelerinin % 50’si asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Bu da açlık sınırına tekabül ediyor. Eğitim masrafları bu ücretin üçte birine denk geliyor. Dolayısıyla çocuklar okula aç gidiyor. Özellikle 15 – 17 yaş arasındaki çocuklar yiyeceklerini okuldan alıyorlar. Bugün alamaz durumdalar. Bunun sonucunda da çocuklar okulu bırakıyor, bırakmak zorunda kalıyor. Şu an 18 milyona yakın çocuk örgün eğitim içerisinde yer alıyor. Bunun 5 milyonu okul öncesi ve taşımalı eğitim gören öğrenciler. Milli Eğitim Bakanlığı taşımalı eğitim gören bir buçuk milyon öğrenciye ücretsiz yemek veriyor. Ancak nitelikli ve sağlıklı yemek verilmiyor. Geri kalan okul öncesi çocuklara yemek veriliyor ama ücret karşılığında veriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı bunun ücretsiz verileceğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLAR SU BİLE ALAMIYOR, OKUL TUVALETLERİNDEN İÇMEK ZORUNDA KALIYOR”

    Çocuklara ücretsiz yemeğin yanı sıra aynı zamanda içilebilir su imkanı da sağlanması gerektiğini dile getiren Yılmaz, “Kantin fiyatları % 100’ü aşan oranda zamlandı. Su fiyatları 5 lira 6 liraları buldu. Çocuklar şu anda okullarda sulukları ile su getirdilerse içiyorlar. Bittiğinde parası yoksa alamıyor, tuvaletlerden içmek durumunda kalıyor. Okul içlerine çeşme veya sebil konulmalı. Çocuklara sağlıklı su içebilme imkânı tanınmalı. Bizim bu taleplerimizi muhalif belediyeler sahiplendi. Birkaç ilde hayata geçirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı 18 milyon öğrenciden 5 milyon öğrenciye ücretsiz yemek verileceğini söylüyor. Geriye kalan 13 milyon öğrenci ne yapacak? Bu öğrencilerin yarısının ailesi asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Dolayısıyla ücretsiz, nitelikli ve sağlıklı yemek verilmesi konusu tüm öğrencileri kapsamalı. Çocuklar artık kantinlerden alışveriş yapamıyor, kantinlerdeki satışlar yarı yarıya düşmüş durumda” şeklinde konuştu.

    “AÇLIK SINIRINDA MAAŞ ALAN BİR VELİ BESLENME ÇANTASI HAZIRLAYAMAZ”

    Okullarda bir beslenme listesi de verildiğini anımsatan Yılmaz, birçok ailenin bu talebi karşılayamadığını söyledi.

    Türkiye’de ailelerin gelir durumunun eşit olmadığını ifade eden Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

    “Herkes eşit koşullara, eşit imkanlara sahip değil. Dolayısıyla aileler istenen beslenme çantasını hazırlayamıyor. Böyle bir ortamda listelerin hazırlanıp, şu yemekleri getirin demek doğru bir şey değil. Bu talebi devlet karşılamalı. Açlık sınırında maaş alan bir velinin, beslenme çantası hazırlaması çok zor. Önceden ilkokuldaki öğrencilere sınıf anneleri yönetiminde yemekler veriliyordu. Ancak şu an öyle bir şey de mümkün değil. Ortaokul ve lisedeki öğrenciler okula beslenme bile götürmüyor. Sabah 8.00’den akşam 16.00’ya kadar çoğu çocuk okulda aç duruyor. Bunun yanında susuz da kalıyor. İçebilen tuvalet musluğundan içiyor, içemeyen susuz geçiriyor o günü.”

    “DEVLET ÇOCUKLARA BİR ÖĞÜN YEMEK VERDİĞİNDE EŞİTSİZLİK BİR NEBZE GİDERİLECEK”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm bu koşulları göz önüne alması, değerlendirmesi ve buna uygun bir politika geliştirmesi gerektiğini kaydeden Yılmaz, “Yeterli ve sağlıklı beslenememe çocuklarda bodurluk, kansızlık yaratıyor. Akademik gelişimini engelliyor. Sosyal ve psikolojik yönden de çocuklar olumsuz etkileniyor. Dünyanın birçok yerinde bu sorun aşılmış. Devlet çocuklara bir öğün sağlıklı ve nitelikli yemek verdiğinde eşitsizlik bir nebze engellenecek. Bu talebi sadece derneğin ya da muhalefet partilerinin dile getirmesi yetmez. Tüm velilerin bu talebi dile getirip, arkasında durması gerekiyor. Bu çocukların en doğal hakkıdır. Bir çocuğu kuruma alıp eğitim veriyorsak, o çocuğun kurum içerisindeki beslenmesinden, okula gelip, okuldan gidişine kadar her şeyde devletin sorumluluğu vardır. Ücretsiz, sağlıklı, nitelikli yemek çocukların hakkıdır. Bu hakkı en çok veliler dile getirmeli” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • İstanbul’da ulaşıma yüzde 29.10 zam yapıldı

    İstanbul’da ulaşıma yüzde 29.10 zam yapıldı

    PİRHA-İstanbul’da toplu ulaşıma yüzde 29.10 zam yapıldı. Tam elektronik bilet ücreti 7,67 liradan 9,90 liraya, tam abonman ücret 602 TL’den 777 TL’ye, öğrenci abonman ücreti ise 109 TL’den 140 TL’ye yükseltildi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü (UKOME) toplantısında toplu taşıma ücretlerine yüzde 29.10 zam kararı alındı. 2023 yılından itibaren tam bilet ücreti 7,67 liradan 9,90 liraya çıkarıldı. Sarı taksi kısa mesafe ücreti 28 liradan 40 liraya, minibüs indi bindi ücreti de 5,25 TL liradan 7 liraya yükseltildi.

    Yüzde 29,1’lik zamma göre yeni ücret tarifeleri şöyle:

    Tam elektronik bilet ücreti 7,67 TL’den 9,90 TL, öğrenci elektronik bilet ücreti 3,74 TL’den 4,83 TL, öğrenci minibüs ücreti, 3.50 TL’den 5 TL’ye, öğretmen elektronik bilet ücreti 5,49 TL’den 7,09 TL, tam abonman ücreti 602 TL’den 777 TL, öğrenci abonman ücreti 109 TL’den 140 TL, sarı taksi taksimetre açılış ücreti 9,80 TL’den 12,65 TL, sarı taksi mesafe ücreti km başına 6,30 TL’den 8,51 TL, sarı taksi zaman tarifesi ücreti saatlik 67,20 TL’den 100,80 TL, sarı taksi kısa mesafe ücreti 28 TL’den 40 TL, minibüs İndi Bindi Ücreti 5,25 TL’den 7 TL, okul servisi 0-1 Km Ücreti 660 TL’den 792 TL, personel servisi 10-17 Koltuk (Minibüs) Ücreti 352,15 TL’den 422,41 TL’ye çıkarıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’den beslenme raporu: Milyonlarca öğrenci aç karınla ders dinliyor

    CHP’den beslenme raporu: Milyonlarca öğrenci aç karınla ders dinliyor

    CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi’nin hazırladığı rapora göre milyonlarca öğrenci yeterli beslenemiyor ve karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşıyor.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Dr. Gamze Akkuş İlgezdi, okullardaki çocukların beslenmesi ile ilgili bir rapor hazırladı.

    Raporla ilgili konuşan İlgezdi, okulda beslenme ihtiyacı duyan çocukların büyük bölümünün kuru gıda ve karbonhidratla beslendiğini belirtti, “Okullarda milyonlarca çocuğumuzun karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşadığı bilinmektedir.” dedi.

    ÇOCUK YOKSULLUĞUNU AZALTMADA TÜRKİYE SONUNCU

    CHP’li İlgezdi, Avrupa Birliği’nin Eurostat veri tabanına göre; sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğunu azaltmada Türkiye’nin sonuncu sırada olduğuna dikkat çekti. Eurostat verilerine göre sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğu oranının Türkiye’de yüzde 41,6’dan yüzde 33’e düşürüldü. Bu konuda en başarılı ülke olan Finlandiya’da çocuk yoksulluğunun yardımlarla yüzde 31,8’den yüzde 10,2’ye indirildi.

    “OKULLARDAKİ BESLENME SIKINTISI ÇÖZÜLEMEDİ”

    Gelecek yıl için Milli Eğitim Bakanlığı’na 435.3 milyar TL ödenek ayrıldığını hatırlatan Dr. Akkuş İlgezdi, Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sonra en büyük bütçenin Milli Eğitim Bakanlığı’nda olmasına rağmen okullardaki beslenme sıkıntısının çözülemediğini belirtti. Sabah 09.00’dan öğleden sonra saat 14.30’a kadar eğitim veren birçok okulda yemekhane bulunmadığını, ayrıca ekonomik kriz nedeniyle, çocuklarına beslenme çantası hazırlayan ailelerin de zorluk yaşadığını ve çocuklarına, gelişimi için yeterli miktarda gıda sunamadığını kaydetti.

    EKONOMİK DURUM EN ÇOK DA ÇOCUKLARI ETKİLİYOR

    CHP Milletvekili İlgezdi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın istatistiklerine göre Mesleki Eğitim Merkezlerine giden öğrenci sayısının 700 binin üzerine çıktığını belirterek, buralardaki çocukların dört gün çalıştırıldığını ve sadece bir gün eğitim alabildiklerini söyledi. 2020-2021 eğitim yılında mesleki eğitim alan yaklaşık 160 bin öğrenci sayısının bir yıldan daha kısa bir süre içerisinde yarım milyondan fazla arttığını, bunun ülkenin ekonomik durumunun en çok da çocuklarımızı etkilediğinin kanıtı olduğunu ifade etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Bülbül, okula aç giden öğrencileri Meclis gündemine getirdi-VİDEO

    HDP’li Bülbül, okula aç giden öğrencileri Meclis gündemine getirdi-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmada yoksullaşmaya vurgu yaparak öğrencilerin okullara aç gittiğini söyledi. Bülbül “beslenme yetersizliği olan bir çocuğun ne öğrenmeye ne okula ne derse ne yaşama ne sevgiye adaptasyonu mümkün değildir” dedi.

     

    HDP Grubu adına Meclis Genel Kurulunda söz alan Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, yeni yasama yılının ilk gününde öğrencilerin açlığa mahkûm olduğunu ifade etti. Bülbül, konuyu “İnsan hakkı sorunu” olarak ele alıp şu konuşmayı gerçekleştirdi:

    “Evet, çocukları aç, gençleri işsiz, yaşlıları hasta olan bir ülkede çocukların açlığına, gençlerin işsizliğine, yaşlıların hastalığına sanal çözümler arayan siyaset, elbette ki sanal kavramlar kullanıp ‘epistemolojik kopuş’ ‘nöroekonomi’ gibi ultra entelektüel kavramlarla toplumu uyutmaya çalışacaktır. Burada dayatılmış bir yoksulluk var; çocuğa dayatılmış bir yoksulluk, mecburi bir yoksulluk, mahkûm olunmuş bir yoksulluk. Çocuğun sınıftaki adaptasyonuna ya da adapte olamama durumuna yıllarca tanık olan bir öğretmen olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Beslenme bozukluğu, beslenme yetersizliği olan bir çocuğun ne öğrenmeye ne okula ne derse ne yaşama ne sevgiye adaptasyonu mümkün değildir. Bu, bir sevgisizlik sorunudur. Bu, bir demokrasi sorunudur. Bu, bir insan hakları sorunudur.”

    “ÖĞRENCİLERİN ÇOK BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ AÇLIĞA MAHKÛM”

    “Bakın, velilerin kayıt masrafı, velilerin okul kıyafeti masrafı, kırtasiye masrafı, servis giderleri ve benzeri eklendiğinde; velilerin çalışma koşulları, aldığı ücretler dikkate alındığında Türkiye’de öğrencilerin çok büyük bir bölümünün açlığa mahkûm olduğunu çok rahatlıkla görebiliriz. Bu, edinilmiş bir çaresizliktir. Bu çaresizlik karşısında Hükûmetin ve yetkililerin -Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Millî Eğitim Bakanlığının, Tarım ve Orman Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının ve belediyelerin- bir duyarsızlığı, bir umarsızlığı, maalesef ve ne yazık ki bir aymazlığı söz konusudur. Bunun giderilmesi şöyle telakki ediliyor: İşte, yardımseverlik; semirtilmiş, zengin edilmiş yandaşlar aracılığıyla okullara bir yardımseverlik. Yardımseverlik değil, sosyal devlet; yardımseverlik değil, hakları ve özgürlükleri düzenlenmiş bir devlet; demokratik bir eğitime, insan haklarına, çocuk haklarına, beslenme, barınma, ulaşım hakkına riayet eden bir devlet anlayışı. Bakın, beslenme, barınma ve ulaşım hakkına riayet edilmiyorsa o ülkede özgürlüğe, eşitliğe, adalete, hiçbir şeye riayet edilmez ve bunların üçü topluma karşı işlenmiş bir suçtur.”

    “LİTERATÜRLERİNDE ENTELEKTÜEL SİYASAL BİR KAVRAM YOKTUR”

    “Şimdi, ekonomi üzerine yorum yaparken Louis Althusser’den aşırdığı ‘epistemolojik kopuş’ kavramıyla… Ki Louis Althusser bunu Marksizmin güncellenmesi anlamında kullanmıştır. AKP’liler bir kavram kullanacağı zaman ya solculardan ya sosyalistlerden ya yurtseverlerden devşiriyorlar çünkü politik literatürlerinde entelektüel siyasal bir kavram yoktur, sadece günlük bir iki cümleyle, bir iki kelimeyle konuşacak kadar siyaset yetisine sahiptirler. Louis Althusser’den devşirdiği epistemolojik kopuşu kendilerinin… Zulümden epistemolojik kopuş yapın; faşizmden, inkârcılıktan, tekçilikten, toplumu yoksulluğa mahkûm etmekten, topluma zulmetmekten bir epistemolojik kopuş yaparsanız halk belki biraz dikkate alır sizi.”

    PİRHA/ANKARA

  • Binlerce emekli, talepleri için Ankara’da buluştu: Sorunlarımıza çözüm, insanca bir yaşam istiyoruz-VİDEO

    Binlerce emekli, talepleri için Ankara’da buluştu: Sorunlarımıza çözüm, insanca bir yaşam istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Tüm Emekliler Sendikası ile Emekliler Dayanışma Sendikası, “Aylıklara ek zam ve sendikal hakların tanınması” başta olmak üzere taleplerini duyurmak için Ankara’da miting yaptı.

    Ülkenin birçok ilinden Ankara’ya gelen binlerce emekli, artan hayat pahalılığına “Hayır” demek için Anıtpark’ta buluştu.

    Yakın zamanda yapılan zamlara karşı dövizlerle miting alanına giren Emekliler Dayanışma Sendikası ve Tüm Emekliler Sendikası üyeleri, “Zam, zulüm, işkence işte AKP. Savaşa hayır barış hemen şimdi. Bu zamlarla yaşanmaz zamlar geri alınsın” sloganları atarak iktidarı protesto etti.

    “KREDİ KARTLARI YAŞAMIMIZI ESİR ALMIŞ DURUMDA”

    Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Mahinur Şahbaz, yaptığı konuşmada iktidarın, ekonomik krizi algı karmaşası yaparak gizlemeye çalıştığını ifade etti. Şahbaz, “Yoksulluğu, açlığı, sefaleti, dışlanmışlığı yaşıyoruz” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Dün söylendiği gibi küreselleşmenin, özelleştirmenin ülkenin ve bizim bütün sorunlarımızı çözmediğini çalışıyorken de emekli olduktan sonrada gördük. Bizleri yanıltarak, aldatarak, korkutarak irademizi sakatlayanları da artık fark ediyoruz, biliyoruz.

    Bağımsız, özgür irademizle kolektif akıl ve bilinç yürüttüğümüz birlik olma çalışmalarımızın bugünkü adımı olarak sorunlarımıza çözüm istemek taleplerimizi iletmek için Ankara’dayız.

    7 Haziran 2015 tarihinden bu yana seçme seçilme hakkına kayyumlarla el koyarak, KHK’larla çalışma hakkını engelleyerek, adil yargılanma ve savunma hakkını yok sayarak siyasi iradeleri tutsak eden, sağlıklı çevrede yaşama, barınma hakkına kadar yapılan saldırıların hızı artarak devam ediyor. Gelir adaletsizliğine, eşitsizliğe ayrımcılığa kimliklerin çatıştırılmasına hizmet eden, ülke kaynaklarının yerli ortaklı uluslararası sermaye çevrelerine aktaran, halkı yoksullaştıran, çocuklarımızın torunlarımızın bugününü karartan, geleceğine ipotek koyan politikaların, sınırlarımızın içinde dışında şiddetin ve savaşın tarafı değiliz karşısındayız.

    Biz emekliler, yaşlılar toplumsal yaşamın önemli bir parçasıyız, toplumun vicdanıyız. Eşitlikten, özgürlükten, barıştan, hukuk devletinden adaletten, demokrasiden yanayız.

    Bütçede yok sayılmayı, yoksulluğu, ayrımcılığı eşitsizliği hak etmiyoruz! Bizler birilerini zengin etmek için sözde reformla ekonomik sağlık, sosyal haklarımızı kaybettik muhtaç duruma düşürüldük. Yoksulluk şiddeti, insanlarımızın onurunu kırıyor bunalıma sokuyor içten içe çürütüyor. Demans alzheimer hastalarının sayısında patlama yaşanıyor. Açlık sınırının altındaki aylıklar kiraya faturalara gıda ihtiyacına yetmiyor. Aylığımızın yüzde 42’si vergilere gidiyor. Kredi kartları yaşamımızı esir almış durumda. 4 milyon emekli dul ve yetimin aylığı 2500 lira ve altında. Bununla yaşamaya zorlanırken bir bakan yardımcısı 125 emeklinin aylığını alıyor bir ayda. Buna vicdanınız kurumuş denmez de ne denir?

    İhtiyacımız olan sağlık hizmeti için bugün on dört kalemde ödeme yapıyoruz. Emekli aylığı artışlarının on bir yıldır enflasyon oranına bağlanması, milli gelirden ve ülkenin büyüme hızından pay verilmemesi, emekli aylığının güncellenmemesi, ekonomik güvencemizi yok etti.

    Aynı prim-gün çalışmış işçilerin emekli aylık ve ikramiye hesabını değiştirip ayırım yaparak dünyada benzeri olmayan eşitsizliğe imza atıp yıllardır ‘intibak yasası çıkaracağız bekleyin’ diye çaresizlik üretildi. Kazandığımız emeklilik hakkımızı; hukuk geriye doğru işletildiği için kullanamaz olduk, yaşa takıldık. EYT’li olduk.

    Bizleri görmezden gelen, sorunlarımızı çözmeyen, erteleyen siyasilere sesimizi duyurmak, sorumluluklarını hatırlatmak ve taleplerimizi iletmek için Ankara’dayız. Kamu emekliliği hakkımızdan asla vazgeçmiyoruz, sorunlarımıza çözüm istiyoruz. İnsanca onurlu bir yaşam için Ankara’dayız.

    Emekli aylıklarımızın güncellenmesi için,

    Ücretsiz erişilebilir güvenli sağlık hakkımız için,

    Bayram ikramiyelerimizin, bayram yaptıracak düzeyde olması için,

    Akaryakıt doğalgaz, elektrik ve temel gıda ürünlerine yapılan zamların geri alınması için,

    Sendikal haklarımızın önündeki engellerin kaldırılması için,

    Türkiye’nin her yerinden Ankara’ya geldik.”

    PİRHA/ANKARA