Etiket: Yozgat

  • 19 yöre derneği tarafından Birlik Cemi yürütüldü!-VİDEO

    19 yöre derneği tarafından Birlik Cemi yürütüldü!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Sivas Şarkışla Emlek yöresi ve Yozgat Akdağmadeni’ne bağlı 19 köyün yöre derneği tarafından Birlik Cemi yürütüldü. Birlik ve dayanışma vurgusunun öne çıktığı cemde, semahlar dönüldü, lokmalar paylaştırıldı.

    Veziralan Köyü Derneği, Yazılıtaş Köyü Derneği,  Otluk Köyü Derneği, Beyyurdu Köyü Derneği, Çerçialanı Köyü Derneği, Çiçekliyurt Köyü Derneği, Çağlıyan Köyü Derneği, Mezra Köyü Derneği, Bozhöyük Köyü Derneği, Sivrialan Köyü Derneği, Yahyalı Köyü Derneği, Kavak Köyü Derneği, Hüyüklüalan Köyü Derneği, Yükselen Köyü Derneği, Sarıttekke Derneği, Karasüver Köyü Derneği, Kızılcaova Köyü Derneği ve Emlak Kale Köyü Derneği tarafından Birlik Cemi yürütüldü.

    Birlik Cemi öncesi Mersin Cemevi Sekreteri Dursun Koç konuşma yaptı. Sivas ve Yozgat yöre dernekleri olarak bir araya geldiklerini belirten Koç, “Her şeyden önce hakikat yolu Alevilik, ikrar ve rızalık esaslı bir yoldur. İkrar ve rızalıkta ısrar, hakikatte ısrardır” dedi.

    Birliğin, Alevilikte insanlar arasındaki eşitlik, kardeşlik ve dayanışmayı ifade ettiğini ifade eden Koç, “Birlik Cemi, insanların bir araya getirilerek toplumsal bağlarını pekiştirmeyi hedefler. Birlik Cemi Alevilik inancının derinliklerini yansıtan toplumsal barış ve dayanışmayı destekleyen kutsal bir ibadettir” diye konuştu.

    Dursun Koç’un konuşmasının ardından cem erkanı yürütüldü. Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz, Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin, Pirr Sultan Abdal Ocağı’ndan Mehmet Ali Akpınar, Memi Heciyan Ocağı’ndan Haydar Karlı, Kureyşan Ocağı’ndan Hıdır Beyaz tarafından yürütülen cemde zakirlik görevini Rıza Aydın, Mehmet Kundak, Tamer Açıkalın, Haydar Yiğiter üstlendi.

    12 hizmetin yürütüldüğü cemde nefes ve deyişler okunurken, semahlar dönüldü.

    PİRHA/MERSİN

     

     

     

  • Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’ın 100 yıllık yol sorunu çözüldü, yollar asfaltlandı-VİDEO

    Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’ın 100 yıllık yol sorunu çözüldü, yollar asfaltlandı-VİDEO

    PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş köyünün 100 yıllık yol sorunu sonunda sonuca ulaştı, köy yolu asfaltlandı. Ajansımızın 2023 yılında ulaştığı Yazılıtaş köyü sakinleri, hizmette yaşadıkları ayrımcılığı dile getirmiş ve bu haberle birlikte kimi girişimlerle köy yolunun 500 metrelik kısmına mıcır dökülmüştü.

    Türkiye’de birçok Alevi köyünde halkın ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş köyü.

    Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (Tokat), Sarıkamış, Aşkale, Divriği  ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.

    Ajansımız PİRHA’nın 2023 yılında ulaştığı Yazılıtaş köyü sakinleri, hizmette yaşadıkları ayrımcılığı dile getirmiş ve bu haberle birlikte kimi girişimlerle köy yolunun 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme (mıcır) dökülmüştü

    100 YILLIK SORUN ÇÖZÜLDÜ, YOLLAR ASFALTLANDI

    Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekmiş, görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünmüştü.

    Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirterek, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapmıştı.

    Yeniden ulaştığımız köylüler gerekli girişimler sonrasında 100 yıllık yol sorununun çözüme kavuştuğunu belirterek, yollarının asfaltlandığını bildirdi.

    PİRHA/YOZGAT

  • 82 yaşındaki Aslaner’den anlamlı şiir: ‘Bizim köye iyi bir hırsız dadandı’ -VİDEO

    82 yaşındaki Aslaner’den anlamlı şiir: ‘Bizim köye iyi bir hırsız dadandı’ -VİDEO

    PİRHA – 81 Yaşındaki Gülkız Aslaner, okuma yazma bilmemesine karşın şiir üretmeye devam ediyor. Eşinin köyü olan Yozgat’ın Deremumlu köyünde yaşayan Şair Aslaner, “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı” şiiriyle ülkenin içinde olduğu mevcut hale işaret ettiğini anlattı.

    Çorum’un Alaca ilçesinde 1943 yılında dünyaya gelen Gülkız Aslaner, 13 yaşından beri sevinçlerini, üzüntülerini şiirlerle dile getiriyor.

    Köy koşulları nedeniyle okula gidemeyen Aslaner, okuma yazma bilmeden şiir üretiyor.

    Yayınlanmış üç adet şiir kitabı bulunan Gülkız Aslaner, son şiirini ise PİRHA için kaleme aldı.

    “ŞİİRİ ŞİMDİKİ ORTAMA GÖRE SÖYLEDİM”

    Şiirinin kaybolmaması için yakınlarından yardım isteyen Gülkız Aslaner, “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı” isimli şiirinin nasıl oluştuğuna dair şunları söyledi:

    “Televizyonlarda açık oturumları izlerken yiyenler, içenler, doyanlar, aç kalanlar aklıma gelerek bu şiiri oluşturdum. Bu şiiri mevcut ortam için söyledim. Elini uzatanlar alıyor, olmayanlar kalıyor. Yani çok fakir insan var. Yiyip içenler ise belirsiz. Dünyanın hali ortada. Bu şiiri şimdiki ortama göre söyledim.”

    “ŞİİRİ ÜZERİNE ALAN ALSIN!”

    Gülkız Aslaner, ömrü boyunca günümüzdeki gibi zorlu bir döneme rastlamadığının da altını çizdi. Aslaner, şöyle devam etti:

    “82 yaşındayım, bu zamanki gibi bir darlık, zorluk hiç görmedim. Günümüzde parmağı uzun olan balı yiyor. Bizlere ise bir şey yok. Yanımda, çevremde çok perişan insan var. Şu an Ankara’da yaşıyorum ancak köye gelip buradaki halleri gördüğümde birçok şey aklıma geliyor. Onun için de bu şiiri söyledim. Üzerine alan alsın! Eğer o kişinin gözü, kulağı varsa görür, duyar ve fakir fukarayı da düşünür.

    “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı”

    Hırsız geldi tepemize oturdu
    Tırnağını gırtlağımıza batırdı
    Ne varsa hepsini götürdü
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Bizim köyde her ne varsa satıldı
    Arsa gitti tarla gitti ev gitti
    Kutular içinde paralar gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Hanlar gitti hamam gitti tas gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı
    Paha biçilmeyen fabrikalar gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Cübbesi sırtında yüzü görünmez
    Kara bassa izleri görünmez
    İnsan mıdır şeytan mıdır bilinmez
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Gitsin bu zalimler canımıza yetti
    Hazine boşaldı tükendi bitti
    Yandaşlar hısımlar yükünü tuttu
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Gülkız söyler bu hırsızı kovalım
    Götürdüğünün hesabını soralım
    Kanunlarla zindanlara koyalım
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Alevi örgütleri Asaf Koçak’ın mezarını ziyaret etti – VİDEO

    Alevi örgütleri Asaf Koçak’ın mezarını ziyaret etti – VİDEO

    PİRHA – Alevi kurum temsilcileri Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren karikatürist Asaf Koçak’ın mezarını ziyaret etti. ABF Başkanı Mustafa Aslan, yaptığı konuşmada “331 yıl da geçse ne Asaf’ı ne de yoldaşlarını unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Türkiye Alevi Dernekler Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren karikatürist Asaf Koçak’ın mezarını ziyaret etti.

    Kurum yöneticilerini Asaf Koçak’ın yeğeni Hasan Koçak ile arkadaşı Sancak Yılmaz karşıladı.

    “SÖZ VERİYORUZ…”

    ABF Başkanı Mustafa Aslan, yaptığı konuşmada Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi” olması için mücadele yürüteceklerini belirterek şunları söyledi:

    “Dün Sivas’ta Asaf’ın 33 yoldaşını ziyaret ettik. Dün Madımak’ın önünde, 31 yıl önce caniler tarafından vahşice katledilen 33’lerimizi andık. Bugün Asaf’ın mezar önünde bir daha söz veriyoruz, 331 yılda geçse ne Asaf’ı ne de yoldaşlarını unutmayacağız, unutturmayacağız. Dünyanın dört bir yanında Asaf Koçaklar çoğaldı. Asaf ve yoldaşlarını katledenleri lanetliyoruz. Asaf’a tekrar söz veriyoruz, yakıldığınız yer Utanç Müzesi olana kadar, sizi katledenler adalet önünde hesap verene kadar, katillerin arkasındaki planlayıcılar diz çöküp toplumdan, sizlerden özür dileyene kadar mücadelemiz devam edecek. Yüreğimizdesiniz. 6 Temmuz’da Ankara’daki anıt mezarda tekrar huzurunuzda olacağız. Sizin ışığınız bize yoldaş oldu, mücadelemize ışık tuttu.  Huzurunda saygıyla eğiliyoruz.”

    “MEZARINA DAHİ SAYGI DUYMADILAR”

    AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da Asaf Koçak’ın mezarı başında konuşma yaptı. Yılmaz, şunları söyledi:

    “Ben de Yozgatlıyım ve bu coğrafyada Alevi olmanın ne kadar zor olduğunu her platformda dile getiriyorum. Alevilerin yoldaşı, haldaşı olmanın ne kadar zor olduğunu da biliyorum. Asaf’ın dirisine saygı duymayıp katlettiler ama cenazesine de mezarına da saygı duymadılar. Her yıl Asaf’ın mezarında bir tahribat gerçekleşir. Hakk’a yürüme erkanı da yapılmamıştı. Hatta hiçbir din görevlisi gelip onun cenazesini kaldırmak istememişti. Gerekçe ise Madımak’ta Alevi dostlarıyla birlikte olmasıydı. Sivas’ta katledilen 33 canımız artık zamansız ve mekansızlar. Onları her yerde anıp, unutturmayacağımızı Asaf’ın yanıbaşından söyleyelim. Devrin daim olsun Dino.”

    Konuşmalar sonrasında Asaf Koçak’ın mezarına karanfiller bırakılıp lokma dağıtıldı.

    PİRHA/YOZGAT

  • Durak Arslan, mültecilikten Alevi örgütlenmesine 44 yıllık bir göçün hikayesini anlattı-VİDEO

    Durak Arslan, mültecilikten Alevi örgütlenmesine 44 yıllık bir göçün hikayesini anlattı-VİDEO

    PİRHA-  Yozgat’ın Alevi köyü olan Karabalı’da doğan ve 12 Eylül darbesinde mülteci olarak yerleştiği Fransa’da yerel mecliste 11 yıl görev yapan Durak Arslan,  Fransa’daki Alevi örgütlenmesini yaptı. Arslan, “Alevi kurumları suni tartışmalarla enerjisini israf etmemesi gerekir. Aleviliğin tarifini her birey kendine göre yapabilir. Aleviler birbirini ayrıştırmamalı, ötekileştirmemeli. Alevi hareketinin cevap bulması gereken soru Alevilerin acilen çözüm gerektiren sorunlarıdır” diye konuştu.

    1965 yılında Yozgat Sorgun’a bağlı bir Alevi köyü olan Karabalı köyünde doğan Durak Arslan, Alevi kimliğinden dolayı daha ilk ayrımcılığa ortaokulda uğrar. Bir arkadaşının ‘Sen Alevi misin?’ diye sorup gitmesi ve arkadaşlığını bitirmesi derin bir iz olarak kalır.

    12 Eylül askeri darbesinin ayak seslerinin geldiği bir dönemde ailesi ilk olarak abisini bir otobüsle Almanya’daki ablalarının yanına gönderir. Ve 1 hafta sonra otobüse binme sırası kendisine gelmiştir. Almanya’ya bir şekilde ulaşan ve 15 yaşında olmasından kaynaklı oturum alamayan Durak Arslan, yeni bir umut adına Fransa’ya geçer.

    Mülteci olmanın getirdiği tüm olumsuzlukları yaşadığını kaydeden Arslan, çalıştığı çeşitli işler sonrasında kendi işini kurarak Fransa’da katılımcı demokrasi modelini uygulayan ilk iki belediyeden biri olan Maizières les Metz’de yerel meclisine seçilerek 11 yıl görev yapar.

    Kahvaltı yaptıkları bir sırada oğlunun, “Baba biz neyiz” sorusuna cevap vermeye çalışan Arslan, bu sorunun bölgedeki bir çok Alevi ailede cevaplanması gereken bir soru olduğunu fark ederek sorumluluk alır. Çevredeki 20 kişiyle 2004 yılında Moselle Alevi Kültür Merkezi kurarlar ve sonrasında Arslan çeşitli ihtiyaçlar sonrasında 2006 yılında Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanlığı hizmetini üstlenir. 2 dönem genel başkanlığı sonrasında ise Fransa’da kendi iş alanında yaptığı işlerle de adını duyuran Arslan, ülkede ilk dış cephe akademisini kurarak, bakanlıklar nezdinde sunumlar yapar.

    1980 yılında çıktığı Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından mahrum olmasının demokrasinin bir eksikliği olduğunu ifade eden Arslan, Alevi hareketi içerisindeki suni gündemlerin, Alevilerin acilen çözülmesi gereken sorunlarından çalınmış bir enerji olduğunu söyledi.

    Durak Arslan, kendi yaşamına ve Alevi toplumunu ilgilendiren sürece ilişkin sorularımızı cevapladı.

    ANNEM ‘ALEVİ OLDUĞUNU SÖYLEME’ DİYE TEMBİH EDİYORDU”

    PİRHA- Durak Arslan kimdir? Nasıl bir ortamda doğdu?

    DURAK ARSLAN: 1965 yılında Yozgat Sorgun Karabalı köyünde, bahar ayının bilinmeyen bir tarihinde doğmuşum. İlkokulu köyümüzde bitirdim, ortaokul için Sorgun’a gitmek zorundaydık. Köyümüzden çıkana kadar da Alevilerin bu kadar horlandığını, Türkiye’de özellikle Yozgat kazasında Aleviliğin bir risk taşıyacağını hiç düşünmezdim. Çünkü köyümüzde herkes Alevi inancına sahipti. Köyümüzde ilkokulu bitirdim ve kasabaya ortaokula gideceğim gün annem yeni takım elbisemi giydirerek beni elleri arasına aldı ve “Oğlum senden bir şey istiyorum. Sorgun’da sorarlarsa Alevi olduğunu kimseye söyleme” dedi. “Niye” dediğimde, “Söyleme daha iyi olur’ dedi. Tam anlayamamıştım o zaman. Ortaokulda annemin tavsiyesine uyarak hiç gündeme getirmedim, söyleme gereği duymadım.

    “HAYATIMDA DERİN BİR İZ BIRAKTI”

    -Ama Alevi olduğunuz biliniyordu değil mi? Bunun yansımaları nasıl oldu?

    Başka bir köyden benim gibi kasabaya okumak için gelen bir arkadaşla tanışıp birbirimize ısınmıştık sınıfta. Bir kaç ay sonra, bir sabah okulun avlusunda merakla yanıma yaklaştı ve bana “Durak sen Alevi misin?” diye sordu. Ben de ansızın ne diyeceğimi şaşırdım önce. “Evet” dedim. Gözleri doldu arkasını döndü gitti. Başkaları söylemişler, niye o kızılbaşla arkadaşlık ediyorsun diye. Artık ne anlatıldıysa küçüklüğünden beri. Çok ağırıma gitmişti o zaman, yani bu kadar aşağılanacağımı ya da bu kadar hakkımızda kötü şeylerin söylendiğini hiç düşünmemiştim. Sonra anladım ki hurafelerle yetiştirildiği için o arkadaşla bağımız kopmuştu. O benim hayatımda derin bir iz bıraktı.

    12 EYLÜL DARBESİNİN AYAK İZLERİ YAKLAŞIYOR

    -Darbenin ayak sesleri Yozgat’a kadar uzanmıştı. Ülkeden çıkmak zorunda kalışınız nasıl gelişti? 

    İnsani temelde samimi olduğum o Sünni arkadaşımın sadece Alevi olduğum için benden uzaklaşması bana çok ağır gelmişti. Ortaokulu böyle zor koşullarda üç yıl boyunca geçirdim. Yabancı dilim kura çekildi ve Fransızca çıktı. Okulumuza atanan yeni mezun olmuş kadın Fransızca öğretmenimiz kasabadaki tacizlere dayanamayıp, bir ay sonra kasabayı terk edip gitti ve yerine din dersi öğretmenimiz girmeye başladı. Fransızca yerine bol bol Arapça dualar ezberletiyordu bize. Sınıfta beş Alevi öğrenci vardı, hepimizin de en zayıf dersi din dersiydi. Çünkü ne namaz biliyorduk ne de dua. Maalesef son sınıfı bitiremedik, çünkü 1980’nin en şiddetli olaylarının olduğu, gözümüzün önünde kavgaların ve ölümlerin yaşandığı dönemdi. Yozgat’ta Alevi olmak otomatikman solcu olmaktı. Yaşama koşulumuz yoktu ve artık okula gidemez olduk son aylarda. Babam, Sorgun’a bağlı, Alevi bir nahiye olan Bahadın’a aldırdı tayinimi. Ortaokul diplomamı oradan aldım. O yıl 12 Eylül darbesi oldu.

    “15 YAŞINDAYDIM VE GİTMEYE HAZIR DEĞİLDİM”

    O zaman sol dalga Yozgat’ta da gelişmeye başlamıştı. Aile zaten endişeliydi geleceğimizden, hele de 12 Eylül gelince tamamen önümüzü göremez olduk. Ben çok farkında değildim, 15 yaşındaydım, her ne kadar merakla biraz da moda olduğu için sınıfsal ve sol içerikli kitaplar okusam da, riskleri göremiyordum. Ama aile bunu gördü. Önce ağabeyimi otobüsle Almanya Hamburg’a ablamın yanına gönderdiler. Bir hafta sonra da aynı otobüse beni bindirip Koblenz’deki ablamın yanına gönderdiler. Hiç hazır olmadığım bu ayrılık, daha ziyade benim için bir yırtılıştı. Çünkü 15 yaş çok erkendi benim için. Ağabeyim her ne kadar 19 yaşında merakla gitse de ben istekli olmasam da, buna mecbur olduğumun farkındaydım.

    “KAÇAK KALMIŞTIM VE GÖNDERİLME STRESİ YAŞIYORDUM”

    -Ve mültecilik hikayeniz başlamış oluyordu. Kendinizi nasıl bir ortamda buldunuz? 

    Üç günlük otobüs yolculuğumda pozitif şeyler düşünerek kendimi motive etmeye çalışıyordum. Ama varınca çok kısa sürede ailemi özledim. Her akşam gizli gizli ağlıyordum. Daha çok ilk aylarım her gün tekrar bir an önce Türkiye’ye döneceğim ümidiyle geçti. Tabi ablam “Tamam göndereceğiz, bir hafta sonra, on gün sonra” diye teselli etti. Birkaç ay sonra artık alışmaya başlıyorsunuz. Bunun da ilk yolu dil öğrenmekten geçiyor. Kendime hedef koymuştum, her gün iki tane kelime not alıyordum, cebime koyup akşama kadar ezberliyordum. Çok kısa sürede Almanca kelime hazinemi geliştirmiştim. Abim iltica hakkı alabildi, ama yaşım küçük olduğu için maalesef ben alamadım. Reşit olmadığım için o hakkı bana tanımadılar ve bir yıla yakın zamanım böyle geçti. Artık Almanya’da kaçaktım ve bu çok zor bir duygu. Yakalanma ve yurtdışı edilme korkusunun her an stresi vardı. Her polis arabası gördüğümde, bu sefer tamam diye içim cız ediyordu. Bir yıl ara ara restoran, çiçek tarlası işlerinde çalışarak böyle tedirgin geçti ve en sonunda Alamanya’da kalamayacağım anlaşıldı.

    FRANSA’YA GEÇİŞ VE YENİDEN MÜLTECİLİK

    O sırada gazetede bir haber okumuştuk. Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı seçildi, bütün kâğıtsız yabancılara af çıktı ve bazı şartlarla oturma izni veriliyor diye yazıyordu. İsteksiz olsam da, Fransa’da oturan bir ablam vardı ve onun yanına kaçak yollardan beni geçirdiler ve şansımı bir de böyle denemem için. Fransa’da da aynı nedenden dolayı yaşım reşit olmadığı için oturma izni alamadım. Yurt dışı edildim. Bana verilen sürenin sonuna günler kala şansımı zorladım ve tavsiye üzerine ebeveynlerimden vekaletname belgeleri temin ederek 1982 yılında Fransa’da oturma hakkı aldım. Mülteci olarak yeni bir ülkede kendini kabul ettirmek oraya uyum sağlamak çok zor. Hele de okuma, barınma imkanlarınız yoksa bunlar çok daha zor. Sokakta geçirdiğim günlerde, annemin ben küçükken söylediği şu cümle tek tutunduğum dal oldu  “Oğlum, her dara düştüğünde Hızırı çağır, o senin bir çare bulmana yardımcı olur” sözü o zor koşullarda bana hep motivasyon verdi.

    “5 YIL SONRA AİLEMLE GÖRÜŞEBİLDİM”

    -Kaç yıl sonra ailenizi tekrar görebildiniz?

    Türkiye’den ayrıldıktan beş yıl sonra ancak köyümüze gelerek ailemle görüşebildim. İlk gördüklerinde beni tanıyamadılar. Garip bir duygu. Annemin tepeden tırnağa beni nasıl süzüp, sarılıp, saatlerce öpüp, kokladığını unutamıyorum.

    “ÇALIŞACAĞIM MADENDE 22 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ”

    -Oturma izni almakla bütün sorunların çözüme kavuşmadığını elbette biliyoruz. Hangi işlerde çalıştınız?

    Sokakta kaldığım günlerde, tesadüfen bir sığınma evinin varlığını öğrendim ve yine tesadüfen o evin müdüresi yaşlı kadına denk geldim ve durumumun aciliyetini anlayıp öncelik tanıdı bana. Yoksa uzun bir listenin en sonlarındaydım. İlk defa sıcak bir ortama girip kendimi güvende hissettiğimde, içimden ‘o yaşlı müdire kadın Hızır mıydı yoksa?’ diye annemin sözünü hatırlamıştım. Oysa okumayı çok istiyordum, hatta Türkiye’den giderken bana Almanya’da okumaya devam edeceksin demişlerdi, ama olmadı. Sığınma evi sayesinde Fransa’nın maden bölgesi olan Moselle’de madencilik okuluna yazıldım ve orada bir yıl eğitim aldım, birincilikle bitirdim okulu. Tam görevime başlayacağım günlerde maalesef Simon maden kuyusunda büyük bir grizu patlaması oldu. Çalışacağım kuyuda 22 kişi hayatını kaybetti, 100 kişi yaralandı. Bunların bazıları staj dönemimde asansörde, duşta karşılaştığım insanlardı. Türkiye’den annem babam televizyondan haberi duyunca çok merak edip günlerce merakta kalmışlar. Bir hafta sonra onlara ulaştığımda “istersen geri dön gel ama yeraltına inme oğlum” dediler. Çünkü 1050 metre yerin altından maden çıkarıyorduk. Böylece çok hevesle öğrendiğim madencilik mesleğimden vazgeçip, başka işlere yöneldim, ne bulsam o işte çalıştım, orman, yol, inşaat. Bu arada evlendim bir oğlumuz oldu. Çalıştığım firma kapandı işsiz kaldım, sonra da en yakın arkadaşımı ikna ettim, birlikte kendi işimizi kurduk.

    “YÜZDE 75 OY ALARAK MECLİSE SEÇİLDİM”

    -Fransa’da katılımcı demokrasi modelini uygulayan ilk iki belediyeden biri olan Maizières les Metz’de yerel meclise seçildiniz ve 11 yıl bir fiil görev yaptınız. Siyasete dahil olma durumunuz nasıl gelişti?

    Aynı zamanda Sosyalist milletvekili olan belediye başkanımız yeni dönem yerel meclis seçimleri için listesini oluştururken, ‘benim ekibimde iş insanı profili eksik seni ekibimde görmek istiyorum’ dedi. Kabul ettim ve yüzde 75 oy alarak meclise seçildik. Benim için bu adım bir entegrasyon göstergesiydi. Bu ülkede yaşıyorsam buraya katkı sunmam lazım düşüncesiyle bu görevi kabul ettim.

    “ÖĞRETİCİ İYİ BİR DENEYİM VE TECRÜBEYDİ”

    -Fransa’ya göç eden bir mülteci olarak mecliste kendinizi bulmanız nasıl bir duyguydu peki?

    Benim için çok öğreticiydi. Özellikle Fransa’da bir ilkti katılımcı demokrasi modeli ile belediyecilik. Biri Lyon şehrinde, ikincisi bizim belediye idi. Bu benim için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu. İki dönemin ilkinde yatırım ve bütçe komisyonunda görev yaptım. İkinci dönemde de şehircilik komisyonunda görev yaptım. Bu çalışmalarıma paralel olarak yeni bir eğitim sürecine girdim ve şirketimizi bu sayede kurumsallaştırıp, büyüttük.

    “OĞLUM ‘BİZ NEYİZ’ DİYE SORDU”

    -2 dönem Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanlığı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yönetim kurulu üyeliği yaptınız. Fransa’daki Alevi örgütlenmesi süreciniz nasıl başladı?

    Kızımız 8, oğlumuz henüz 14 yaşındaydı. Bir gün kahvaltı yaparken, oğlumuz ‘Baba biz neyiz?’ diye sordu. Ben de ‘Nasıl biz neyiz’ dedim. “Arkadaşım babasıyla her cuma camiye gidiyor, diğer arkadaşım her Pazar babasıyla kiliseye gidiyor. Bana, sen nereye gidiyorsun diye soruyorlar” deyince ben de anlatmaya çalıştım, biz Aleviyiz dedim. “Tamam Aleviysek gideceğimiz bir yer yok mu?” dedi. Eşim de cevap veremedi, ben de. Bunu başka arkadaşlarıma da anlattım, aynı soruyla biz de karşılaşıyoruz, dediler. O zaman bir şeyler yapmamız lazım, dedik. Bu çocukları cevapsız bırakamayız. Dallanıp yükselebilmek için, tutunacakları kültürel köklerini arıyorlar. Biz cevap veremezsek eğer, başkaları hiçte hoşumuza gitmeyecek cevapları verecekler çocuklarımıza, dedik. Böyle bir sorumlulukla bir araya geldik. 20 kişiyle Moselle Alevi Kültür Merkezi’mizi ( AKM) 2004 yılında kurduk. O zaman hala belediye meclis üyesiydim, belediyenin imkanlarını da değerlendirerek toplantılarımızı, buluşma mekanlarımızı bu sayede ayarladık. Hem kurumsal hem de iş dünyasından edindiğimiz tecrübelerle, tek bir yöre ve çevreden ziyade, bölgede yaşayan bütün Alevi toplumunu temsil etmesine çok dikkat ettik. Her yöreden her profilden insanlar katarak bu süreci başlattık. Çünkü yörecilik sorunlarının başka illerde ve AKM’lerde yaşandığını duyuyorduk. Oldukça katılımcı bir uyumla AKM’mizi  kurduk. İlk aşure günü organizasyonumuza 500 kişi katıldı. FUAF’tan ( Fransa Alevi Federasyonu) yöneticiler Moselle’de böyle bir oluşumun kurulduğunu duyunca genel sekreter bizimle bağlantıya geçti. FUAF’a üye olmamızı teklif ettiler, “tabi ki oluruz” dedik ama sonra federasyonda bazı sıkıntılar olduğunu öğrendik.

    “2006 YILINDA FUAF GENEL BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİM”

    Tanışma ve görüşmeler sonucunda benim başkanlık görevine aday olmam için yoğun bir talep oluştu. Henüz çocuklarımız küçük, meclis üyeliği, şirket yönetimi var, mümkün değil, bugün karar versem iki yıldan önce böyle bir görevi alamam, dedim. Bizzat o zamanın Avrupa Alevi Konfederasyon Başkanı beni arayarak “İki yıla federasyon filan kalmaz” dedi. Vicdan azabı yaşadım, yani sizden dolayı bir federasyonun kapanması gibi ağır bir sorumluluk hissi! Sonra annemi aradım, rızalık istedim, türlü gülbenklerle olur verdi, çok sevindi. Eşim ve oğlum da rızalık verdi, kızımız henüz küçüktü, yakın dostlarımdan da rızalıklarını aldım.
    Önce bir hazırlık dönemi yaşadık. Birlikte beyin fırtınası yapabileceğimiz bir ekip oluşturduk. Fransa’da kaç Alevi var, bu Alevilerin öncelikli ihtiyaçları ne diye bir fotoğraf çektik. Bir ihtiyaç listesi çıkardık. Tabii liste o kadar uzundu  ki, dedik on iki tane öncelikli olanı alalım, bu öncelikli ihtiyaç için birer tane komisyon oluşturalım. Bunu da tüzüğümüze çalışma modeli olarak koyalım. İnanç, eğitim ve araştırma, kurumsallaşma, diplomasi ve dışa açılım, ekonomi, lojistik, kadınlar, gençlik, çevre, basın yayın, işveren, diye 12 tane komisyon düzenledik. O günkü yönetimden tecrübeli bir arkadaşla birlikte bir tüzük hazırlığı yaptık. Onun ardından bütün Alevi kültür merkezlerine kendimi tanıtan, projemizi özetleyen ve beklentilerimizi sıralayan bir mektup göndererek, her AKM’nin belirttiğimiz profillere uygun kişileri yeni dönem için bize yazılı olarak önermelerini talep ettim. Tabi ilk defa görülen bir şey, kimisi tepki gösterdi kimisi çok heyecanlandı. Ama sonuçta onlarca mektup geldi. Kendi alanında uzman olan birçok profil ortaya çıktı. Müthiş bir ekip oluştu. Onların içerisinden görüşme yaparak bir görev dağılımı yaptık. O şekilde kongreye gittik, kongrede bütün listemize delegelerimizin tamamı tarafından onay verildi.

    Ailemin ve arkadaşlarımın desteğiyle Fransa Alevi Federasyonu Genel Başkanlığı hizmetime 2006 mayıs ayında, “Doğru kişi doğru göreve, az laf çok iş” şiarımızla, bütün kongre delegelerimizin de rızalığıyla başladım.

    “İLK 3 YILDA 20’YE YAKIN ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ KURULDU”

    Böyle yeni bir heyecan doğdu. İlk üç yıl içerisinde beş üye Alevi Kültür Merkezi’nden 20’ye yakın Alevi Kültür Merkezi’ne yükseldik. Müthiş bir heyecan oluştu.

    “10 BİN KİŞİLİK ETKİNLİK ‘AŞK OLA’ İLE ALEVİLERİN ORTAK FOTOĞRAFINI VERDİK”

    Bu çalışmaların içine girdiğim günden beri kafamda uçuşan sorular ve çelişkiler vardı. Neden Aleviler farklı isimlerle hareket ediyorlar, ortak fotoğraf vermiyoruz ? Neden taleplerimizi birlikte ve güçlü bir sesle dillendirmiyoruz ? Bunu yönetimdeki arkadaşlarımla paylaştım. Strazburg’da, bütün Alevi kurumlarının temsilcilerinin katılacağı, müthiş bir görsel şölen yapalım ki, o gün dünyadaki Alevilerin kalbi Avrupa’nın başkentinde atsın, dedik. Bu kararımızı bağlı olduğumuz konfederasyonla da paylaştık. Üç ay içerisinde “Aşk ola” etkinliğini organize ettik. 200 sanatçının katılımıyla on bin kişilik Zenith salonunda, dört televizyon kanalının direk verdiği bir şöleni gerçekleştirdik. Aleviler ve dostları bu fotoğrafta olsun dedik. Dönüşler bizi çok duygulandırdı. Afganistan’dan, Hindistan’dan, Afrika’dan izleyen Aleviler mailler göndermişlerdi ki “Ekranın karşısına ailece toplandık, gözümüz yaşlı izledik programı televizyondan. Biz kendimizi buralarda kaybolmuş hissederken, sayenizde tekrar varlığımızı hissettik, teşekkür ederiz” içerikli mesajlar geliyordu dünyanın dört bir yanından. Yani Avrupa’nın başkentinden böyle bir birliğin dünyaya yansıması bizim için değeri ölçülemeyecek bir karşılıktı. Bizler de bu mesajlarla çok duygusal anlar yaşadık.

    ALEVİ MEDYASININ OLUŞUM SÜRECİ

    -Yine siz Alevi medyasının oluşmasında çeşitli emekler verdiniz. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

    Modern Alevi Kurum modelimiz, Fransa’da çok iyi sonuçlar verdiği için aynı konsepti konfederasyonumuza da önerdik. Kongrede bu komisyon modeli onaylandı. Konfederasyonda, bizden önce televizyon kurma girişimi iki defa olumsuz sonuçlanmıştı. Tekrar gündeme geldiğinde önerilerde bulundum ve medya projesi konseptinin yazılımını ve tasarımını üstlendim. Üç ay geceli gündüzlü üzerinde çalışıp, konfederasyon toplantımızda konsepti sundum. Sunduğum Yol Medya konsepti oybirliği ile onaylandı. Yol Medya sadece televizyondan ibaret olmayacaktı. Yol Medyanın haber ajansı, günlük gazetesi, aylık dergisi, radyosu, muhabir eğitim okulu, muhabir ağı, televizyonu, kulübü olacaktı. YOL bizi çok iyi ifade eden bir isim olduğu için, dijital korumaya da almıştım, hiç tartışılmadı ve yönetimden hemen onay aldı. Her ne kadar ticari anonim şirket olarak resmiyet kazansa da, kolektif bir şekilde, canların da katkısıyla toplumun bir müessesesi olarak kuruldu. O sürece de tanıklık ettik, maddi ve manevi katkı sunduk elbetteki.

    FRANSA ALEVİ İŞVERENLER BİRLİĞİ (MASOURCE) KURULDU

    -2 dönem genel başkanlığınızdan sonra Fransa Alevi İşverenler Birliği’ni kurdunuz. Nasıl gelişti?

    Yeni tüzüğümüze en fazla iki dönem maddesi koyduğumuz için iki dönem başkanlıktan sonra arkadaşlar halen birlikte devam etmemi istediler. Kıramadım. Madem devam edeceğim ı zaman bir hayalimi daha gerçekleştireyim dedim. Yönetim kurulu üyesi olarak Fransa Alevi İşverenler Birliği’ni 50 iş insanı canımızla birlikte kurduk. Kurucu başkanı oldum ve hemen ilk yıldan oluşturduğumuz fonla üç tane önemli proje koyduk önümüze. Birincisi, öğrencilere burs. İkincisi Alevilik üzerine yapılan projelerin arasında bir yarışma yapmak ve yarışmada kazanan ilk üç projeyi finanse etmek. Üçüncüsü de federasyonumuza maddi katkı sağlamak. Bu amaçla kurduk ve çok güzel ve heyecanla başladı. Üç yıllık görev sürem dolduktan sonra arkadaşlardan müsaade istedim, görevimi teslim ederek biraz ihmal ettiğim aile yaşantıma ve şimdi 34 yaşında olan şirketime ve yeni mesleki projelerime dönmek istedim. Çünkü ihtiyaç da vardı. Yol hizmetimi burada aktif olarak tamamladım ama tabi kendi bölgemizde kurduğumuz cemevindeki gençlerle çalışmam devam etti. Onlarla üç yıl boyunca eğitim yaptık, birlikte çok verimli muhabbetler ettik.

    “İŞ HAYATIMDA İLHAMIMI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ÖĞRETİMİZDEN ALDIM”

    -Fransa’da kendi iş alanınızda yaptığınız işlerle de adınızı duyurdunuz. Bu alanı nasıl tarif ediyorsunuz?

    Şirket binalarımızın duvarlarında ve çalışma masalarımızın  üzerinde şu çümleler yazar “Mesleğimizi değerli kılma ve kabul ettirme misyonumuzun temelindeki temel değer insana ve çevreye olan saygıdır. Şirket ailemizin her mensubu bu değerin bilincindedir ve taşıyıcısıdır. Dürüstlük, Sorumluluk, Öngörülülük, Yaratıcılık, Dayanışma ve Çevreye duyarlılık ise ortak özelliğimizdir.”  Yeni işe alınan her çalışanımız bu misyon ve değerler şartımızı kabul ederek aileye mensup olur. Şirketimizde başından beri böyle bir değeri hep yaşattık. Şu anda da şirkette çalışan bütün kadro bunu bilir. Misyonumuz ve değerlerimiz diye hangisine sorsanız size söyler. Çünkü zaten bu misyonu ve değerleri paylaşmayan bizimle değil. Bizimleyse bu misyonu ve değerleri paylaştığı için. Şirketimizde merkeze insanı ve çevreyi koyduk. Yani yaptığımız meslek insana hizmet etmeli ve çevreye uyumlu olmalı. Bizim de mesleğimiz genellikle eski tarihi binaların restorasyonu ve  özellikle binaların dış yalıtımı ile enerji tasarrufu. Yaptığımız iş hele de son yıllarda o kadar çok değer kazandı ki biliyorsunuz dünyada bir enerji krizi var ve bu savaşlara bile neden olabiliyor. Diyeceğim o ki, iş hayatımda ilhamımı önemli ölçüde öğretimizden adım.

    FRANSA’NIN İLK DIŞ CEPHE AKADEMİSİ

    -Fransa’da akademi açma sürecinizi de biraz anlatır mısınız?

    Mesleğimizin Fransa’da okulu yok. Neden diye sorduğumda buna hiçbir cevap alamadım. Sonuçta otuz dört yıldır bizim mesleğimiz ve mutlaka bu sorunun da bir cevabı olmalı diye düşündüm. Bunu bütün devlet ve meslek odaları kademelerinde sorduğumda cevap alamadım. En sonunda şunu öğrendim ki Fransa’da meslekler listesinde yer almıyor ve meslek kodu yok. Dedim madem yok oturup şikayet etmektense bir çaresini bulabiliriz. Kendimiz okulumuzu açtık. Fransa’nın ilk cephe akademisini 2021 yılında kurduk. Şu anda halen bir ikincisi yok. İlk ders yılımız çok olumlu geçti. Basın çok ilgi gösterdi, yerel basınla başladı bölgesel basına yayıldı, ulusal televizyon kanallarının konusu oldu. Sonrasında davet edildiğim konferanslarda, üniversitelerde, ödül törenlerinde, ihmal edilmiş bu konuya özellikle dikkat çekmeye çalıştım.

    AKADEMİ 3 YILDIR MEZUN VERİYOR

    Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından Paris’e davet edildim. Kitabını yeni çıkarmıştı ve okuduğum için üzerine konuştuk. Kitabında enerji kaynakları ve tasarrufu üzerine önemli bir yer ayırmıştı çünkü. ‘Siz bu konuya dikkat çekiyorsunuz ama esas bir ihmal var burada’ dedim. 2030-2050 yılı hedeflerine ulaşabilmek için bu mesleğin resmiyette var olması lazım ve bu konuda teknik kalifiye elemanların hızla yetişmesi gerekiyor. Yoksa Avrupa normlarını uygulamak ve hedeflere zamanında ulaşmak mümkün değil” diye söyleyince çok ilgilerini çekti. Ekonomi Bakanlığı’yla iletişim sağladılar ve ekonomi bakanı beni Paris’e davet etti. Bu konuda üç bakanlığın katıldığı bir toplantıda sunum yaptım. Konu dikkatlerini çekti ve bu projeyle ilgili çalışma grubuna dahil oldum. Gelinen aşamada üç yılını doldurdu bizim okulumuz. O anlamda çok yönlü motivasyon kaynağım bu çalışma ve devam ediyoruz yeni boyut alan çalışmalarla.

    ABDULLAH GÜL’E SORDUĞUNUZ SORU SONRASI LİNÇ EDİLME RİSKİ YAŞADINIZ STRAZBURG’TA

    -Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Strazburg ziyaretinde verilen bir resepsiyonda Alevi toplumuna yönelik hak ihlalleri, ayrımcılığı Gül’e sorduğunuz için linç edilmek istendiniz. Orada ne olmuştu?

    Evet, maalesef öyle oldu. Strazburg’da Abdullah Gül’ün organize ettiği ve sivil toplum temsilcilerine verdiği resepsiyona davet edildik. Katıldığımızda yaptığım konuşma oldukça saygılı ve gerçekçi olmasına, sorduğum soruların haklılığına rağmen, uğradığım hakaretleri, orada bulunan yüzlerce gerici güruh tarafından linç edilme riski yaşamış olmamızı bir yana bırakıyorum. Bir o kadar da Abdullah Gül’ün, kendisine sorduğum Alevilerin uğradığı ayrımcılıklara dair sorulara cevap vermek yerine, bir Cumhurbaşkanına yakışmayacak şekilde “bu tür konuları böyle topluluk önünde sormayın, gelin aramızda konuşalım” demesi de bir o kadar inciticiydi. Bütün bunlar aslında gizli gerçeklerdi. Sivas’ta yaşattıkları vahşeti neredeyse Avrupa’nın başkenti Strazburg’un merkezinde bize tekrar yaşatacaklardı. Zihniyet aynıydı.

    “TEDX KONFERANSINA KONUŞMACI OLARAK DAVET EDİLDİM”

    Evet TEDx Konferansı’nda konuşmacı olma teklifi aldığımda inanamadım doğrusu. Çekimserdim. Sonra iş çevrem ve yakın dostlarım bunun iyi bir fırsat olduğunu söylediler. Sonuçta TEDx konsepti dünyada 42 milyon insana hitap eden bir iletişim ağı. Kabul ettim ve sıkı bir hazırlık sonucu, profesyonel çekimlerin de yapıldığı bin kişilik Arsenal’in görkemli salonunda konuşmamı Fransızca olarak yaptım. Hayat hikayem, Alevilerin sorunu ve mesleki girişimlerimi içeren etkili duygusal bir konuşma oldu diye düşünüyorum. İyi ki yapmışım diyebilirim. Daha sonra İzmir TEDx Konferansı’na davet edildim. Önce kabul ettim. Sonra üniversite rektörlüğünün konuşmamın içeriğinde değişiklikler yapmamı istediklerini bana ilettiler organizatörler. Ben de değiştiremeyeceğimi söyleyip katılmayı kabul etmedim.

    “DEMOKRASİNİN İNŞASINDA ALEVİLERE VE TOPLUMUN BÜTÜN KESİMLERİNE DÜŞEN GÖREV EŞİTTİR”

    -Peki Fransa’dan bakınca Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

    Şu anda özellikle Anadolu’da Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından mahrum olması Türkiye demokrasisinin bir eksikliği. Sadece Aleviler için değil, bütün insanlık için, farklılıklar için bir an önce Türkiye’de demokrasinin inşa edilmesi gerekiyor. Burada tüm toplumun kesimlerine ve tabi Alevilere de görev düşüyor. Sadece Alevilerin meselesi değil, Sünnilerin de meselesi. Dolayısıyla cumhuriyetin laiklik ve demokrasinin inşasında Alevilere ve toplumun bütün kesimlerine düşen görev eşittir.

    “SUNİ TARTIŞMALAR ALEVİ KURUMLARININ ENERJİSİNİ İSRAF EDİYOR”

    -Alevi örgütlenmesinin genel durumuna dair neler söylemek istersiniz? Alevilerin taleplerine cevap verebilecek bir yerdeler mi?

    Alevi kurumları suni tartışmalarla enerjisini israf etmemesi gerekir. Aleviliğin tarifiyle ilgili sarf edilen enerji, Alevilerin acilen çözülmesi gereken sorunlarından çalınmış bir enerjidir diye düşünüyorum.  Aleviliğin tarifini her birey kendine göre yapabilir. Bu özgürlüğe sahip olmalı. Kimse kimseye kendi tarifini dayatmamalı. Bunun üzerinden Aleviler birbirini ayrıştırmamalı, ötekileştirmemeli. Tersine, eğer Alevilik Türkiye’de bir sorun olarak görülüyorsa, Alevi olduğundan dolayı insanlar mağdur ediliyorsa bir an önce bu Alevi kimliğinin Türkiye’de varlığının kabul edilmesi için hep birlikte çalışmalıyız. Kim nasıl algılıyorsa Aleviliği, kim nasıl yaşamak istiyorsa, bu kendi bireysel tercihi olmalı. Kimse kimseye Alevilik elbisesi biçmemeli. Nasıl ki biz bugünkü hükümete Alevilere siz elbise biçemezsiniz diyorsak, aynı minvalde bir Alevinin de diğer Aleviye, Alevilik elbisesi biçme hakkının olmadığını düşünüyorum.
    Yolumuz varlığın birliği, vahdeti mevcut, can, rızalık ve ikrar üzerine kurulmuşsa, gerisi teferruat. Bunları içselleştirip, kendince yürüyene aşk olsun. Şu dünya bahçemizde, Serçeşmemizden her canlı, kendi kabı kadar dolsa, kendi renginde, kendi kokusunda çiçek açsa, ne olur ki ?

    “ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ TOPLUMUNDAN UZAK, YÜZDE 3’NE HİTAP EDİYOR”

    Alevi kurumlarının ne yazık ki şu anda Alevi toplumunu kucaklamaktan uzak olduğunu düşünüyorum. Cömert davranırsak yüzde üçüne hitap ediyor. Yüzde üçü kurumlarımıza gidip geliyor. Yüzde 97’si kurumların dışında. Herhangi bir kurum yöneticisine sorsanız muhtemelen halkı duyarsızlıkla suçlayacaktır. Kurumların yönetimine gelecek kişilere “ikrâr ver de, öyle gel” şartı getirseniz, göreceksiniz beş yıl içinde, şu an ile ters orantılı bir tablo ortaya çıkar ki o zaman taşlar yerine oturur, hırslar diner, rekabetler çöker, hesaplar biter ve her can daha sağlıklı özüne döner. Kurumları siyasetin oyuncağı olmaktan kurtarıp, siyaseti toplumun istekleri için değerlendirme fırsatı doğar.

    PİRHA/İZMİR

  • Okullar medreseye çevrildi: Çocuklardan 40 hadis ezberlemeleri istendi

    Okullar medreseye çevrildi: Çocuklardan 40 hadis ezberlemeleri istendi

    PİRHA-Yozgat’ta ÇEDES projesi kapsamında ders saatinde çocuklar için ilahi yarışması düzenlendi. Çocukların 40 hadis ezberlemeleri istendi.

    Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’ün haberine göre; Yozgat’ta bir ilkokulda ÇEDES kapsamında ilahi yarışması düzenlendi. Okulun sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “ÇEDES projesi kapsamında Namık Kemal Ortaokulu’nda Buhuri Zade Mustafa İtri Efendi Tasavvuf Musuki ve İlahi yarışması düzenlendi” ifadeleri yer aldı.

    5’İNCİ SINIF ÖĞRENCİLERİNDEN 40 HADİS EZBERLEMELERİ İSTENDİ

    İstanbul’da ise AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın mütevelli heyeti başkanı olduğu İlim Yayma Cemiyet’ti birçok etkinlik ve yarışma düzenledi. Arnavutköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İlim Yayma Cemiyeti iş birliğince düzenlenen bir yarışmada beşinci sınıf öğrencilerinden 40 hadis ezberlemesi istendi.

    Batman’da da Yedihilal Derneği, ÇEDES projesi kapsamında okullara girdi. Derneğin konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, Abdülhamid Han Anadolu Lisesi’nde derneğin tanıtımının ve ayrıca Filistin temalı film izleme etkinliği yapıldığı ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Geçmişin izlerini müzikal sunumla bugüne taşıyorlar!-VİDEO

    Geçmişin izlerini müzikal sunumla bugüne taşıyorlar!-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da yaşayan Sivaslı ve Yozgatlı bir grup yurttaş, kültürel zenginliklerini korumak adına bir araya geldi. Köy düğünlerinin yanı sıra ekin toplama dönemindeki ritüellerin kaybolmaması için çalışmalar yapan grup, önce elleriyle yöresel kıyafetler dikti, ardından kaybolmaya yüz tutmuş ezgilere ses oldu. Yaklaşık 20 kişilik grup, şimdi hem düğünlerde hem de davet edildikleri sahnelerde kültürlerini sergiliyor.

    Ankara’da yaşayan Sivaslı bir grup Alevi yurttaş, kültürel zenginliklerinin kaybolmaması için yıllar önce Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu’nda bir araya gelerek kolektif bir çalışmaya karar kıldı.

    Sivas ve kısmen de Yozgat yöresini temsilen 30 yıldır Ankara’da kültürel çalışma yapan grup, bölgeye ait kıyafet ve müziklerle birlikte birçok ritüeli canlandırarak bugüne taşıdı.

    Geleneklerini tanıtmak adına çaba sarf eden grubun organizatörlüğünü Şair Kamber Gürbüzdal yürütüyor. Grup, daha çok müzikal bir gösteri sunuyor da denilebilir.

    El yapımı özel kıyafetlerle izleyici karşısına çıkan ekibin en genci ise 45 yaşında.

    Grup, ileri yaşlarına rağmen bir hayli efor sarf edip, davul-zurna eşliğinde Sivas düğünlerinin tüm zarafetini sergiliyor.

    KENT YAŞAMINDA KÖY KÜLTÜRÜNÜ YAŞATIYORLAR!

    Kamber Gürbüzdal, sergiledikleri kültürün genelde Sivas’ın Emlek, Kangal, Çamşıh yöresi ile Yozgat’ın Akdağmadeni bölgesine ait olduğunu belirtti. Giyinilen kıyafetlerin birçoğunun el yapımı olduğunu söyleyen Gürbüzdal, günümüzde böyle bir kültürel faaliyetin, toplumda ilgi uyandırdığını anlattı. Ekip olarak kimi düğünlere de davet edildiklerini söyleyen Gürbüzdal, eskide kalan ritüelleri sergilemenin, toplumda heyecan uyandırdığını da aktardı.

    Gürbüzdal, “Kültürümüz kaybolmasın diye çabalıyoruz. Şenliklere, düğünlere de katılıyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Umarım kültürümüzü yarınlara aktarmaya gücümüz yeter. Bütün çabamız bu yönde. Artık bir karşılığı da oluyor gibi. Gençler ısrarla bizleri düğünlerine çağırıyor, biz de diyoruz ki ‘O beyaz kıyafeti kim, bize ‘gelinlik’ diye öğretti? Bizim asıl gelinliğimiz, damatlığımız işte bunlar’ diyoruz. Ben de kendi düğünümü Ankara’da, tıpkı geçmişte yapılan düğünler gibi organize etmiştim. Eşimi ata bindirip öyle düğün yaptım. Şimdi ise insanlarımızdan hiçbir karşılık beklemeden çağrıldığımız düğünlere gidiyoruz. Yeter ki kültürümüze sahip çıkılsın.”

    KÖY TOPLUMUNUN DAYANIŞMASI DA SERGİLENİYOR

    Ekip, aynı zamanda insan gücü kullanarak, imece usulüyle tarlalarda nasıl ekin biçildiğinin sunumunu yapıyor.
    Şair Kamber Gürbüzdal, ellerinde oraklar, koro halinde söylenen ezgiler eşliğinde yapılan sunuma dair de şu bilgileri paylaştı:

    “Bizlerin yaşam alanları aslında dağ köyleridir. Yavuz Sultan Selim’den sonra Aleviler hep taşlı, ormanlı yerlere sığınıyor. Tabii bu yaşadıkları yerler ekilip, biçilemiyor. İnsanlar, ayakta kalabilmek için derelere, tepelere ekin yapıyor. Fakirlik de var tabii, o nedenle güçlü olunması halinde bu işlerin üstesinden gelinebiliyor. Yöre halkı, tarlaları biçerken de söyledikleri türkülerden güç alıyorlar.”

    “KİMSENİN MAĞDUR OLMASINA İZİN VERİLMEZDİ”

    Ekipte yer alan İsmail Çalışkan da geçmişte köy yaşamında yapılan yardımlaşmaya dikkat çekti. Çalışkan, geçmişte insan gücü az olan ailelere, diğer aileler tarafından destek verildiğini anlattı. Kadın-erkek hep birlikte tarlada çalışıldığını belirten Çalışkan, “İmece usulü köylerde Eylül’ün sonuna kadar bir çiftçinin dahi ekini tarlada kalmazdı. Örneğin ekinler tam toplanırken hava bulutlanır ve yağmur yağacağı anlaşılacağı anda bütün komşular yardıma koşardı. Yani hiç kimsenin mağdur olmasına izin verilmezdi” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ÇEDES ile eğitim çığrından çıktı: Çocuklara bıçak verip, ellerine kelepçe taktılar

    ÇEDES ile eğitim çığrından çıktı: Çocuklara bıçak verip, ellerine kelepçe taktılar

    PİRHA- AKP hükümetin yasalara ve laikliğe aykırı uygulamaları devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birlikte hayata geçirdiği ‘Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında yaşanan skandallar bitmiyor. Proje kapsamında bir okulda çocuklara ‘Kurban ibadeti’ öğretme bahanesiyle ellerine bıçak verildi. Başka bir okulda ise çocuklarla Filistin’e destek gerekçesiyle elleri kelepçeliymiş gibi etkinlikler yapıldı.

    Birgün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre, Isparta’da bulunan Yaka Şehit Mustafa Baş Ortaokulu’nda ‘Kurban ibadeti’ni öğrencilere ilk olarak kurban pazarlığı yaptırıldı. Bunun ardından ise maketten yapılan küçükbaş hayvanların kesilmesi gösterildi. Bu sırada eline gerçek bıçak verilen bir öğrenci hayvanı kesiyormuş gibi yaptı. Diğer öğrenciler ise bu sırada dua okudu.

    ÖĞRENCİLER DERS SAATİNDE CAMİDE

    Yine Isparta’da bulunan Nazmiye Demirel Ortaokulu’nda öğrenciler geçen ay Regaib Kandili’nde camiye götürüldü. Birçok ilde ve okulda uygulanan bu durum sosyal medyada da paylaşıldı. Boş sınıfın paylaşıldığı videoda “Soran olursa camideyiz. Hemen geleceğiz” yazıldı.

    Çocuklar camiye götürülürken boş sınıfın görüntüleri paylaşıldı.

    ÖĞRENCİLER ELLERİ KELEPÇELİ GİBİ YAPILDI, ÇOCUKLARA TAKKE TAKTIRILDI

    Yozgat’taki Atatürk İmam Hatip Ortaokulu’ndaki etkinlikte de bir Filistinli gencin elleri kelepçeli şekilde öldürülürken gülümsemesi ve bu olayın sosyal medyada “Onurlu duruş” olarak paylaşılmasından esinlenildi. Yapılan etkinlikte boyunlarına Filistin ve Türk bayraklı atkılar takan öğrenciler elleri kelepçeli gibi yaparak kameraya bakıp olayı canlandırdı. Bu yaşananlar “Kızlarımızın onurlu duruş eylemi” ifadeleriyle sosyal medyada paylaşıldı. Okulda yaşananlar bununla da kalmadı. Bir başka Filistin konulu etkinlikte kafasına takke taktırılan çocuklara marş ve şiirler okutuldu.

    ÖĞRENCİLER TÜRBEYE GÖTÜRÜLDÜ

    Sözcü’den Tarık Işık’ın haberine göre ise İzmir Menemen’de çocuklar, Nakşibendi tarikatı şeyhi Esad Erbili’nin türbesine götürüldü.
    Çorum’un ilçesi Mecitözü Müftülüğü, öğrencilerle Elvan Çelebi Türbesini ziyaret etti. Adana Yüreğir Gençlik Merkezi, Yüreğir İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerini Çobandede Türbesine götürdü. Bursa Gürsu Gençlik Merkezi de öğrencilerle Hz. Üftade türbesine gitti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’a 100 yıllık hizmet ayrımcılığı: Yollar çamur deryası-VİDEO

    Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’a 100 yıllık hizmet ayrımcılığı: Yollar çamur deryası-VİDEO

    PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş köyünün yol sorunu devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yollarının sadece 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü belirttiler.

    Türkiye’de birçok Alevi köyünde halkın ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş köyü.

    Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (tokat), Sarıkamış, Aşkale, Divriği  ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.

    PİRHA’nın 2023 yılında ulaştığı Yazılıtaş köyü sakinleri, hizmette yaşadıkları ayrımcılığı dile getirmiş ve bu haberle birlikte kimi girişimlerle köy yolunun 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme dökülmüştü.

    Ajansımız PİRHA‘ya yeniden ulaşan köy sakinleri dağdan getirdikleri toprakla yollarını yapsa da yağmurdan sonra yollar yeniden çamur içinde kaldı. Köylüler ayrıca, her yolun asfalt yol ve parke döşemesine giderek yerinde incelemeler yapan Akdağmadeni kaymakamının, köylerine uğramak bir yana kendilerine tavır aldığını kaydettiler.

    RESMİ KAYITLARDA KÖY YOLU ASFATLIYMIŞ!

    Geçen yıl resmi yazışmalarda yollarının asfaltlandığını öğrenen köylüler, valilik ve kaymakamlığa başvurmaları sonrasında ‘evraklarda karışıklık olmuş’ cevabı almış. Yine çocuk parkı bulunmayan köyde, geçmiş dönem görev yapmış kaymakamların da imzalarının bulunduğu belgede ise köyde çocuk parkı olduğu iddia edilmiş.

    Konuya dair CİMER’e dilekçe yazan köylülere gelen cevapta ise köyde ‘çocuk parkı olmadığı’ ve ‘parkın yanlışlıkla resmi kayıtlara işlendiği’ belirtilmiş.

    SADECE 500 METRELİK YOLA ÇAMUR OLMAYAN MALZEME DÖKÜLDÜ

    Geçen yıl köye gelen ve sonrasında tayini çıkan dönemin valisi Ziya Polat’ın köye gelerek yol ve alt yapı malzemesi sözü verdiğini aktaran yurttaşlar, sonrasında ise yollarının 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü aktardılar.

    Köylülerin, ‘hemen sonrasında araya siyaset girdi ve malzeme göndermediler’ dediği durum sonrasında alt yapı malzemesinin kendilerine verilmediğini ve ayrıca yollarının asfaltlanmadığını dile getirdiler.

    KAYMAKAMIN KÖYE TAVRI OLDUĞU İDDİASI

    Malzeme alamayan köylüler dağdan getirdikleri toprağı köy yoluna dökse de yağan yağmur sonrasında ‘değil araba traktör dahi geçemiyor’ dedikleri yolları çamur deryasına dönmüş.

    Köylüler, Akdağmadeni kaymakamı Fatih Topuz’un Alevi olmayan köylere parke taşı döşemesinde giderek yerinde incelediği, fotoğraflar çektiğini, ancak 1000 metrekare parkı döşemesi sırasında kendi köylerine kaymakamın gelmediğini ifade ederek, bunun Yazılıtaş köyüne yönelik bir tutum olduğu eleştirisinde bulundu.

    2024’TEN YENİ GÖRÜNTÜLER: YOLLAR ÇAMUR DERYASI 

    Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekti. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.

    Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirtiyorlar.

    Ersin ÖZGÜL/YOZGAT

     

  • Gönülyurdu köyünde Sivas Katliamı anması-VİDEO

    Gönülyurdu köyünde Sivas Katliamı anması-VİDEO

    PİRHA- Yozgat Çekerek Gönülyurdu köyünde Sivas Katliamı’nda katledilenler anıldı. Anmada konuşan PSAKD Avcılar Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Aygün, “Davamızı mahşere bırakmayacağız” dedi.

    Yozgat Çekerek Gönülyurdu köyünde Sivas Katliamının 30. yılında anma yapıldı. Sanatçı Dursun Kandemir’in deyişler söylediği, semahların dönüldüğü anma etkinliğinde PSAKD Avcılar Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Aygün konuşma yaptı.

    Aygün “Yüzyıllarca dağların eteklerinde sır olup, cemlerimizle, semahlarımızla, deyişlerimizle yolumuzu zalimin kılıcının altında bırakmadık. Değil 30 yıl 30 asır da geçse Madımak otelinde yitirdiğimiz canlarımızın unutulmasına izin vermeyeceğiz. Davamızı mahşere bırakmayacağız” dedi.

    Yozgat Çekerek Gönülyurdu Köyü Gençlik Meclisi de, yaptığı açıklamada, Sivas Katliamının, bir kaç kendini bilmez Alevi düşmanının galeyana gelmesiyle oluşan bir saldırının olmadığını, organize edilmiş bir katliam olduğu ifade edildi.

    Osmanlı’dan devralınan Alevi düşmanlığı her iktidarı ele geçirene devredildiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunları dile getirildi:

    “40 bin Kızılbaş’ı katleden, Yol önderimiz Anşa Bacı’yı Suriye’ye sürenler; Koçgiri’de Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta katliamlar gerçekleştirdiler. Yüzyıllarca dağların eteklerinde sır olup, Cemlerimizle, semahlarımızla, deyişlerimizle yolumuzu zalimin kılıcının altında bırakmadık. Sivas katliamının üzerinden 30. yıl geçmesine rağmen katiller korunmuş, davalar uzak illerde yapılarak Alevilerin sahiplenmesini engellemek istemiş, unutulup gitmesini istemişlerdir. Değil 30 yıl 30 asır da geçse Madımak otelinde yitirdiğimiz canlarımızın unutulmasına izin vermeyeceğiz! Davamızı mahşere bırakmayacağız. Veli Babaların, Anşa Bacıların, Pir Sultanların yolunda yürümeye devam edeceğiz. Hasret Gültekin’in bağlaması, Nesimi Çimen’in deyişleri, Muhlis Akarsu’nun türkülerini yerde bırakmayacağız. Deyişlerimizle, semahlarımızla 2 Temmuz Pazartesi günü Madımak şehitlerimizi anmak için Sivas’ta olacağız.”

    PİRHA/YOZGAT

     

  • CHP’li Keven, Yozgat’ta Alevi köylerindeki yol sorununu ve ayrımcılığı meclise taşıdı-VİDEO

    CHP’li Keven, Yozgat’ta Alevi köylerindeki yol sorununu ve ayrımcılığı meclise taşıdı-VİDEO

    PİRHA- CHP Yozgat Milletvekili Ali Keven, Alevi köyleri Bozhüyük, Çağlayan, Ardıçalanı, Çerçialanı, Hüyüklüalanı, Veziralanı, Yazılıtaş’taki yol sorununu meclise taşıyarak, “Bu köylerimizin köy içi kilit taşları yok, yol sorunları devam ediyor. Bu çağda çoluk çocuk çamur içinde yürümek zorundalar. Vatandaşla oy pazarlığı yapmayı bırakın ve hizmet yapın. Bir kez daha uyarıyorum, bu ayrımcılığı tarih unutmayacak” dedi.

    Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Alevi köylerinin yol sorunu yüz yıldır devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yol sorunlarının hala devam etmesine isyan etmiş ve PİRHA olarak durumu haberleştirmiştik.

    CHP Yozgat Milletvekili Ali Keven, Bozhüyük, Çağlayan, Ardıçalanı, Çerçialanı, Hüyüklüalanı, Veziralanı, Yazılıtaş köylerinin yol sorununu meclise taşıdı. Köy yollarının çamur içinde olduğunun altını çizen Keven, köylerle oy pazarlığı yapılarak ayrımcılıktan vazgeçilmesi gerektiğini vurguladı.

    “OY PAZARLIĞINI BIRAKIN, BU AYRIMCILIĞI TARİH UNUTMAZ”

    TBMM Genel Kurulunda söz alan Keven, köy yollarının çamurdan kurtulacağı günleri beklediğini ifade ederek, “Türkiye, bu köylerin yollarına, bu fotoğraflara bir baksın. Bu yollar Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Bozhüyük, Çağlayan, Ardıçalanı, Çerçialanı, Hüyüklüalanı, Veziralanı, Yazılıtaş köylerinin çamurlu yolları ve hala bu köylerin yolları yapılmadı. Bu köylerimizin köy içi kilit taşları yok, yol sorunları devam ediyor. Bu çağda çoluk çocuk çamur içinde yürümek zorundalar. Yozgat’ta kanalizasyonu olmayan köyler var, yolu asfalt olmayan köyler var. Nedenini söylediğim zaman AKP’li arkadaşların zoruna gidiyor. Vatandaşla oy pazarlığı yapmayı bırakın ve hizmet yapın. Bir kez daha uyarıyorum, bu ayrımcılığı tarih unutmayacak. Bu köylerimize söz, o yollar inşallah bu yaz, çamurdan kurtulacak. 14 Mayıs’tan sonra ülkenin her yerinde çiçekler açacak” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’ın yüz yıldır yolu yok; çamur deryası!

     

  • Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’ın yüz yıldır yolu yok; çamur deryası!

    Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’ın yüz yıldır yolu yok; çamur deryası!

    PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş Köyü’nün yol sorunu yüz yıldır devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yol sorunlarının hala devam etmesine isyan ediyorlar.

    Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş Köyü.

    Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (tokat),Sarıkamış, Aşkale, Divriği  ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.

    PİRHA‘nın ulaştığı Yazılıtaş Köyü sakinleri, hizmette yaşadıklarını ayrımcılığı anlattılar.

    ALT YAPIYI VE KANALİZASYONU KÖYLÜLER YAPMIŞ

    Yazılıtaş Köyü’nün tamamı Alevi ve bu nedenle hizmetlerden en son ve en az yararlanan köylerden biri. Köyün yolu çamur deryasını andırıyor. Yazılıtaş’a belediye de el uzatmamış. Köy halkı, Devlet hizmetlerinden neredeyse sıfır düzeyde yararlanıyorlar.

    Köyün altyapısı ve kanalizasyonu köylülerin dayanışması ve kendi emeği ile yapılmış. Kendilerine sadece bir kepçe sağlandığı Yazılıtaş’ta tüm işçilik ve alt yapı malzemeleri köylülerin omzuna yüklenmiş. Tüm bu ayrımcılığa rağmen köylüler alt yapı sorununu kendi dayanışmaları ile aşmış.

    İKTİDAR’A OY ÇIKMAYAN KÖYE HİZMET YOK

    Kışın 15, yazın ise 100 haneyi bulan köyde AKP’ye oy çıkmaması gerekçesiyle hizmet alamadıklarını kaydeden köylüler, kendilerine verilen sözlerin ise karşılık bulmadığını dile getiriyor.

    Cumhuriyetin kurulduğu 100 yıllık zaman içerisinde köy yolu asfaltlanmayı beklerken, yanı başında Sünni yurttaşların yaşadığı köylerin yollarının asfaltlanması, ayrımcılık iddialarını güçlendiriyor.

    YOLLAR, SOKAKLAR ÇAMUR DERYASI 

    Köylüler, bozuk yollar için yaptıkları resmi başvurulara cevap ve isyan eden köylüler Alevi olmalarından kaynaklı ayrımcılık ile karşılaştıklarını dile getirdiler.

    Asfalt çalışmalarının hiçbir şekilde gerçekleşmediği Yazılıtaş’ta’ yurttaşlar, tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını söylüyor. Yurttaşlar, seçim zamanı oy için verilen vaatlerin başında gelen yol probleminin, seçimlerden sonra ise hiçbir karşılık bulmadığını ifade ediyorlar.

    Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekiyor. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.

    Mezarlarına giden yolların da ayrıca çamur içinde kaldığını söyleyen köylüler, hayvan ahırlarına ulaşmanın araçlarla dahi mümkün olmadığını kaydediyorlar.

    Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirtiyorlar.

    PİRHA/YOZGAT

  • Alevi başkanlar Yozgat’ın Çekerek ilçesi Kamışcık köyündeydi

    Alevi başkanlar Yozgat’ın Çekerek ilçesi Kamışcık köyündeydi

    PİRHA-Alevi örgüt temsilcileri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak kurultaya ilişkin çalışmalarını sürdürüyor. 

    Cemevlerine ilişkin yürürlüğe konulan torba yasanın geri çekilmesi için çalışmalar sürüyor. Alevi kurumlarının ortak kararı ile Anadolu’nun dört bir yanında halk toplantıları devam ediyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı temsilcilerinin bugünkü durağı Yozgat’ın Çekerek ilçesi Kamışcık köyü oldu.
    Çevre köylerden gelen muhtarlarla bir araya gelen örgüt temsilcileri, söz konusu yasaya ilişkin AKP’nin Alevi politikasının olumsuzluklarını anlattı. Başkanlar ayrıca 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Alevi Kurultayı için de katılım çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)  

  • Alevi Başkanlar Yozgat Bahadın’a giderek belediye başkanlığını ziyaret etti

    Alevi Başkanlar Yozgat Bahadın’a giderek belediye başkanlığını ziyaret etti

    PİRHA- Alevi kurum başkanlarının bölge toplantıları kapsamında son durağı Yozgat’tı. Bugün Yozgat Bahadın kasabasına giden Alevi heyet, AKP’nin Alevi politikalarının yaratacağı tahribatı anlattılar. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” adıyla İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde saat 10.00’da büyük bir kurultay gerçekleştirecek.

    Büyük Alevi Buluşması öncesinde Alevi kurumların genel başkanları bölge toplantıları yaparak, AKP’nin Alevilikle ilgili yaşama geçirmeye çalıştığı projelerin olumsuzluğunu anlatıyor.

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ve beraberindeki heyet, bölge toplantıları kapsamında Yozgat’ın Bahadın kasabasını ve belediye başkanlığını bugün ziyaret etti.

    HASRET GÜLTEKİN’İN MEZARINA ZİYARET

    Alevi kurum başkanları dün de Sivas’ta bulunan köy denekleri ve köy muhtarları cemevleri yöneticileriyle bir araya geldi.

    Öte yandan Alevi başkanlar ve beraberindekiler, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Sanatçı Hasret Gültekin’in Sivas İmranlı Han köyünde bulunan mezarını ziyaret ettiler.
    Ziyarette bulunanlar, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, ABF Genel Başkan yardımcısı Elif Keleş O. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı genel merkez yöneticisi Binali Efe, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım ve Banaz Şube Başkanı Gazi Aslan.
    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Sivas’ı unutmadık unutmayacağız ve asla unutturmayacağız” diye yazdı.


    (HABER MERKEZİ)

  • Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    PİRHA –Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de yapılacak toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, şu ana kadar ki en geniş çaplı toplantı olacağını belirterek, Alevi toplumunda oluşan birlikteliğe vurgu yaptı. Erçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Alevilere dair açıklama yapacağını öğrendiklerini belirterek, “İktidara ve iktidar adaylarına Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum” dedi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı 17-18 Eylül’de saat 10.00’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde başlayacak. Davetliler arasında akademisyenler, yöre dernekleri, yazarlar, hukukçular ve daha birçok kesimden yurttaş yer alıyor.

    Alevi örgütleri tarafından ‘Tarihi toplantı’ olarak adlandırılan programda AKP’nin Aleviler ile ilgili son hamlesi değerlendirilecek. Toplantıda ayrıca “Cumhuriyetin birinci yüz yılında neler yaşadık? İkinci yüz yılından ne bekliyoruz?” soruları da tartışılacak.

    “TOPLANTI SONRASINDA BÖLGE GEZİLERİNİ PLANLADIK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının içeriğine dair PİRHA’ya bilgi paylaştı. “Daha öncesinde ‘17 Eylül’e kadar tüm yöre ve Alevi kurumlarını Hacıbektaş’a dahil edeceğiz’ demiştik. Alevi ve yöre derneklerini tek tek aradık ve davet ettik” diyen Erçe, geniş katılım beklediklerini söyledi. Cuma Erçe, Hacıbektaş’ta yapılacak etkinlikten sonra çalışmalarını bölgelere taşımayı düşündüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bölge toplantıları yaparak, bölgelerden henüz buraya katılmamış ve bu gelişmeleri henüz bilmeyen tüm kurumları bilgilendirmek amaçlı bölgelere gidebileceğimizi söylemiştim. O planımız dahilinde duruyor. Bu toplantıyı öne çekmiş olmamızın sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde bir açıklama yapma beklentisinden kaynaklandı. Biz daha toplanamadan Tayyip Erdoğan çıkıp bir plan dahilinde bir programını açıklayacağı haberleri ulaştı. ‘Bunun acaba önünü kesebilir miyiz?’ düşüncesi ile önce toplantıyı sonrasında ise bölge gezilerini planladık.”

    “BAĞIMSIZ CEMEVLERİNDEN DE DAVET ETTİKLERİMİZ OLDU”

    Cuma Erçe, toplantıya katılım konusunda ayrım gözetmeksizin tüm örgütleri davet ettiklerini vurgulayarak, “Yöre dernekleri, federasyonlar; Vartolular, Kangal Dernekleri Federasyonu, Sivaslılar, Tokatlılar, Yozgatlılar, Karslılar; yani aklınıza gelecek bütün federasyonlara da haber verdik. Katılımlar temsili düzeyde olacak. Ayrıca Arap Alevilerinden temsilen çağırdığımız isimler de oldu. Yine Abdallar derneğini, bunların haricinde akademisyen arkadaşlarımızı, yazarlarımızı ve Alevi örgütleri içerisinde geçmişte katkı sunmuş, değer biçtiğimiz dostlarımızdan çağırdıklarımız da oldu. Federasyonumuzun eski genel başkanlarını da davet ettik. Onun dışında Avrupa Alevi Konfederasyonu ve tüm bileşenlerini, Alevi Dernekleri Federasyonu’nun tüm bileşenlerini, Alevi Vakıflar Federasyonunun tüm bileşenlerini, Alevi Bektaşi Federasyonunun tüm bileşenlerini, Pir Sultan Abdal ve Alevi Kültür Derneği’nin tüm şubelerini, disiplin ve denetleme kurulu üyelerini, basından YOL TV, CAN TV, PİRHA gibi kurumları davet ettik. Şu haliyle hem Avrupa hem de Türkiye’deki tüm federasyonların bileşenlerini, ayrıca federasyon dışında kalmış olan bağımsız cemevlerinden de davet ettiklerimiz oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASI BU BİRLİKTELİKTEN MEMNUN”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının bu zamana kadarki en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacağını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Benim bilgim, nazarım dahilinde bir ilk. Daha önceden böyle bir program oldu mu bilemiyorum ama benim nazarımda bu ilk. Geçmişi tarıyorum, böyle tümüyle ortaklaşılan bir toplantı olmamıştı diye biliyorum.

    Yapılan tabii ki heyecan verici bir durum. Asıl heyecanı kamuoyundaki karşılığı olacaktır. Yani şunu hissediyoruz; özellikle Alevi camiası bu birliktelikten ötürü fotoğraf vermekten son derece memnun. O açıdan olumlu görüşler de alıyoruz. Eskiden beri özlenilen ‘Gelin canlar bir olalım’ felsefemizin karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yani bu açıdan değerli bir çalışma. Özellikle yönetenlere, iktidara ve sadece iktidarı da değil, iktidar adaylarına da Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum. Bir küçük ayrıntı da şu; biz orada konuşmaya değil dinlemeye gideceğiz. Yani federasyonlar, genel merkezler orada toplantının başlangıcında konuşarak toplantıyı boğan değil, tam tersine dinleyen, düşünen, geleceğe yön vermeye çalışan bir pozisyonda olacak. Asıl yayınlayacağımız sonuç bildirgesi kıymeti oluşturuyor. O da sonrasında kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Bahadın Uluslararası Kültür Festivali’nin 23’ncüsü gerçekleştirilecek

    Bahadın Uluslararası Kültür Festivali’nin 23’ncüsü gerçekleştirilecek

    PİRHA- Bahadın Belde Belediyesi tarafından her yıl düzenlenen ‘Bahadın Uluslararası Kültür Festivali’nin 23’ncüsü gerçekleştirilecek. ‘Bizde insan vardır kadın mı erkek mi sorulmaz’ sloganıyla açıklama yapan Bahadın Şenlik Komitesi, “Gelin hep birlikte güzel bir şenlik geçirelim” dedi.

    Yozgat’ın Sorgun ilçesi Bahadın Belde Belediyesi tarafından her yıl düzenlenen ‘Bahadın Uluslararası Kültür Festivali’nin 23’ncüsü gerçekleştirilecek.

    01-07 Ağustos 2022 tarihleri arasında yapılacak olan festival kapsamında; çocuk ve gençlik atölyeleri, sergiler, söyleşiler ve konserler düzenlenecek.

    “GELİN HEP BİRLİKTE GÜZEL BİR ŞENLİK GEÇİRELİM”

    ‘Bizde insan vardır kadın mı erkek mi sorulmaz’ sloganıyla açıklama yapan Bahadın Şenlik Komitesi, yaptıkları çağrıda şunları dile getirdi:

    “01-07 Ağustos 2022 tarihleri arasında Bahadın’da gerçekleştireceğimiz ‘23. Bahadın Uluslararası Kültür Şenliği’mize siz tüm değerli dostlarımızı aramızda görmekten onur duyarız.

    Gelin birlikte tartışalım, paneller yapalım, resimler çizip, uçurtmalar uçuralım. Birlikte eğlenip, birlikte şarkılar türküler söyleyelim, halaylar çekelim.

    Güzel bir şenlik geçirmek dileği ile herkese sevgilerimizi sunarız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    PİRHA – Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yozgat’ta Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağı sebebiyle yurttaşların itirazlarını Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Koçyiğit, köylüler tarafınca kutsal görülen ağacın, maden sahasındaki patlamalar sebebiyle zarar görebileceğine işaret etti.

    Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde açılan mermer ocağı sebebiyle köylülerin itirazları sürüyor. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan Ulukavak ağacı, kurulan mermer ocağı sebebiyle tehlike altında. Köylüler, maden faaliyetleri sebebiyle kutsal sayılan ağaçların zarar göreceğini belirtiyor.

    Yurttaşlar, uzun bir süredir yaptıkları eylemlerle hem çevrenin ciddi zarar gördüğünü hem de kutsal kabul ettikleri ağaçların tehlike altında olduğuna işaret ediyor.

    CEMLERİN YAPILDIĞI ANIT AĞAÇ TEHLİKE ALTINDA!

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yaşananlar ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u sorumluluk almaya davet etti. Koçyiğit, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın bölgedekiler için dini ve kültürel önemi olduğuna vurgu yaptı.

    Milletvekili Koçyiğit, Alevi köyü olan Kamışçık’ta, adakların adandığı, her yıl rutin ziyaret ve etkinliklerin düzenlendiği, cemlerin yapıldığı anıt ağaç bölgesinin mermer ocağı için yapılacak patlamalardan olumsuz yönde etkileneceğinin altını çizdi.

    “MERMER OCAĞININ YARATACAĞI TAHRİBATA İLİŞKİN ARAŞTIRMA YAPILMIŞ MIDIR?”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Bakan Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “*Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde mermer ocağı yapılacağına ilişkin şirkete verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararından haberdar mısınız?

    *Bakanlığınızca Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde yapılmak istenen mermer ocağının yaratacağı tahribata ilişkin inceleme ve araştırma yapılmış mıdır?

    *Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın yapılacak mermer ocağından kaynaklı yok olacağından haberdar mısınız? Koruma altında bulunan bir bölge iken ruhsatlandırma işlemi nasıl yapılmıştır?

    *Mermer ocağından kaynaklı yapılacak patlatmalardan çıkan tozlar, gürültü, trafik ile anıt ağacın civarının işlevsizleşmesinin önünü açan bu planın hayata geçmesiyle beraber oluşacak zarar nasıl karşılanacaktır?

    *Şirketin proje alanı 100 hektarın üzerinde olmasına rağmen ÇED mevzuatlarını aşmak için ruhsat sahasının 93 hektar gösterildiği ve bunun da 24 hektarı için ÇED başvurusu yapıldığı iddiaları araştırılmış mıdır?

    *Şirketin ÇED başvurusunun Tokat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde yürütülmesinin sebebi nedir? Proje sahasında yer alan mera, otlak ve tarım arazilerinin Kamışçak’a ait olduğunun bilinmesine rağmen ÇED süreci nasıl Tokat’ta ilerleyebilmiştir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine vurgu yaparak tutukluların, telefon görüşmelerinde Kürtçe konuşmasına yapılan engelleri ve Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebine ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ cevabını Meclis gündemine taşıdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yapılan hak ihlallerine dair soru önergesi hazırladı.

    Milletvekili Kemal Bülbül, hükümlü olan Mehmet Can Karakoç’un Mayıs 2016’dan beri Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu iken Türkçe bilmeyen annesi ile görüşlerde Kürtçe yaptığı konuşmanın önceleri sorun olmadığı, ancak Karakoç’un, ocak ayının ilk haftası Yozgat Cezaevi’ne gönderildiği, 5 Şubat 2022’de annesi ile Kürtçe yaptığı telefon görüşmesinin tamamlanmadan kesildiği bilgisini paylaştı. Bülbül, Mehmet Can Karakoç’a gerekçe olarak “Kürtçe konuşma yaptığınız için biz müsaade etmiyoruz” denildiğini belirtti.

    “KÜRTÇENİN ENGELLENMESİ İLE İLGİLİ HERHANGİ BİR GİRİŞİMDE BULUNACAK MISINIZ?”

    Kemal Bülbül, konuya ilişkin soru önergesi hazırlayarak “Birden fazla ihlalle karşı karşıya kalan Mehmet Can Karakoç’un yaptığı telefon görüşmesinin hem rızası dışında dinleniyor olması hem de yasak olmadığı halde Kürtçe görüşmeye izin verilmiyor olması hükümlünün mağduriyetinin katlanarak yaşanmasına sebebiyet vermektedir” dedi.

    Bülbül, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “-Bakanlığınız Yozgat Cezaevi’nde hükümlü Mehmet Can Karakoç’un yaşadığı bu mağduriyetten haberdar mıdır? Eğer haberdar ise sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma açmış mıdır?

    -Hükümlü Mehmet Can Karakoç’un infazının tamamlanmasına bir yıldan az bir süre varken, Yozgat Cezaevi’ne gönderilmesi ek bir yaptırım anlamına mı gelmektedir?

    -Hükümlünün Kürtçe’den başka dil bilmeyen annesiyle yaptığı telefon görüşmesinin yasal olmayan bir şekilde dinlenmesi ve engellenmesi ile ilgili olarak Bakanlığınız herhangi bir girişimde bulunacak mıdır?”

    CEZAEVİ YÖNETİMİ ALEVİ İNANCINI YOK SAYDI!

    Milletvekili Kemal Bülbül, Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde örgüt üyeliğinden dolayı tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun yaşadığı ihlale de dikkat çekti.

    Milletvekili Bülbül, tutuklu Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinde bulunduğunu ancak idarenin “Alevilik diye bir din veya inanç yoktur” gerekçesiyle bu talebi reddettiğini, ayrıca Doğru’ya istemesi durumunda bir imamla görüştürülebileceği dayatmasında bulunulduğunu aktardı.

    Milletvekili Bülbül, “Bu ayrımcı uygulamanın Alevilik inancını yok sayan bir tutumla gerçekleşmesinin inanç özgürlüğüne bir müdahale niteliği taşıdığı beyan edilmektedir” diyerek soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Ergin Doğru’nun ise bu yaklaşıma karşı Elâzığ infaz Hakimliğine başvuru yaptığı, ancak Elâzığ İnfaz Hakimliği’nin de itirazın reddine karar verdiği bildirilmektedir.

    Ergin Doğu Alevi piri/dedesi ile görüşme talebini içeren mektubunda şunları söylemektedir:

    “…Cezaevi bünyesinde manevi hizmetler birimi var. Bu birimde görevli bir imam ya da bir din adamı var. Bu birim cezaevinde mahpusların istemi dahilinde sohbetler yürütüyor, sorularına cevap oluyor. Sonuç olarak insanların talebiyle maneviyatının geliştirilmesine katkı sunuyor.

    Ben de bir Alevi olarak bu birime dilekçe ile başvurarak birimin amacına uygun olarak bir Alevi piri/dedesi ile görüşmek istediğimi söyledim. Israrlı dilekçelerim sonucunda birimde görevli memur odaya gelip sözlü olarak istersem imam ile görüştürebileceğini ama Aleviliğin din olmadığı ve devlet tarafından tanımlanmadığı için Alevi pir/dede getiremeyeceklerini söyledi. Bu mesele memuru aştığı için ben yasal haklarımı kullanmak ve inançsal ihtiyacımın karşılanması için benzer taleple infaz hakimliğine başvurdum. İnfaz Hakimliği yetkisizlik gerekçesiyle talebi reddetti. Bunun üzerine üst mahkemeye başvurdum ama orası da reddetti.

    Temel insan hakkı olarak gördüğüm inancımı yaşama hakkımın engellenmesi anlamına gelen bu kararlara karşı dava açarak hukuki girişimlerde bulunacağım.”

    “MAĞDURİYETİN TELAFİSİ İÇİN BAKANLIĞINIZ NE TÜR GİRİŞİMDE BULUNACAKTIR?”

    Milletvekili Kemal Bülbül, konuya ilişkin önergesinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

    “-Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinin ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ gerekçesiyle reddedilmesi sebebiyle uğradığı mağduriyetin telafisi için Bakanlığınız ne tür bir girişimde bulunacaktır?

    -Tutuklunun temel insan hak ve özgürlüklerinden olan inanç özgürlüğünün yerine getirilebilmesi için Aleviliğin yanı sıra diğer inanç gruplarının taleplerini karşılamak için Bakanlığınız ne tür girişimlerde bulunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yozgat Şehir Hastanesinde 68 doktor ve 230 sağlık personeli kadrosu boş!’

    ‘Yozgat Şehir Hastanesinde 68 doktor ve 230 sağlık personeli kadrosu boş!’

    PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yozgat Milletvekili Ali Keven, Yozgat Şehir Hastanesi ile ilgili edindiği bilgileri paylaşarak doktor ve sağlık personeli açığına dikkat çekti. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yozgat Milletvekili Ali Keven, Yozgat Şehir Hastanesi ile ilgili edindiği bilgileri paylaşarak doktor ve sağlık personeli açığına dikkat çekti.

    Şehir Hastanelerinde doktorların çalışmak istemediğini ve mecburi hizmeti dolunca hemen tayin istediklerini belirten Ali Keven, “Birçok branşta bulunan boş kadrolara atama yapılmadı. Hastane Başhekimliğinden resmi yazıyla edindiğim bilgilere Yozgat Şehir Hastanesinde toplam 187 doktor kadrosu bulunduğunu ancak 119 doktorun aktif görev yapıyor” diye belirtti.

    “UZMAN DOKTOR SAYISI YETERLİ DEĞİL”

    Yozgat’ta dışardan bakınca çok güzel bir hastane binası var adı Şehir Hastanesi ama maalesef uzman doktor sayısı yeterli değil diyen Keven, şöyle devam etti:

    “Hastalarımız büyükşehirlere gitmek zorunda kalıyorlar. Şehir Hastanesinin reklamını yaparlarken ‘sevk veren değil sevk alan hastane olacak’ diyorlardı ama sürekli Kayseri ve Ankara’ya sevk veren bir yapı oluştu. Çünkü hastanede uzman doktor açığı var. Resmi yazıyla edindiğim net sayılara göre 4 Beyin Cerrahı kadrosunun 2’si boş. 7 Çocuk Hastalıkları Uzmanı kadrosunun 3’ü boş. 8 Genel Cerrah kadrosunun 6’sı boş. 4 Göğüs hastalıkları uzmanı kadrosunun 2’si boş. 10 Dâhiliye uzmanı kadrosunun 3’ü boş. 6 Kadın doğum uzmanı kadrosunun 3’ü boş. 5 KBB uzmanı kadrosunun 3’ü boş. 5 Psikiyatri uzmanı kadrosunun 3’ü boş. 5 Üroloji uzmanı kadrosunun 2’si boş. Çocuk acil, Çocuk kardiyoloji, Endokrin, Hematoloji, Nefroloji, Yoğun bakım gibi branşlarda ise görev yapan doktor yok. Toplam bütün branşlarda 68 boş kadro bulunuyor tüm bunları Sağlık Bakanlığı’da biliyor. Tayin isteyen doktorların yerine yapılan atamaları reklam malzemesi yapan AKP’li vekiller de biliyor.”.

    “230 SAĞLIK PERSONELİ KADROSU BOŞ”

    10 doktorun ise kamudan istifa ettiğini belirten Keven, “1 Temmuz’da kaldırılan istifa yasağın ardından ise 3 pratisyen, 3 genel cerrah, 1 göğüs hastalıkları, 1 hematoloji, 1 KBB, 1 göz doktoru olmak üzere iki ayda toplam 10 doktor kamu görevinden istifa etti. Yozgat Şehir Hastanesinin sağlık personeli sayısında yaşanan kadro açığını nedeniyle pek çok alanda az personelle çok iş yapılmaya çalışılıyor. Ülkemiz hemşire, ebe, acil yardım teknisyeni, röntgen teknisyeni ve birçok branşta en yoğun çalışıp en az maaş alan ülkeler sıralamasında en üstte bulunuyor. Yozgat Şehir Hastanesinde toplam 910 sağlık personeli kadrosu bulunuyor ancak 680 personel aktif görev yapıyor. 130 Ebe kadrosunun 29’u boş. 460 Hemşire kadrosunun 109’u boş. 20 röntgen teknikerinin 8’i boş. 6 diyaliz teknikerinin 2’si boş. Toplamda kadrosu olduğu halde 230 sağlık personeli kadrosu boş!” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP heyeti, Üç Fidan’ı ziyaret etti-VİDEO

    HDP heyeti, Üç Fidan’ı ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-HDP’li Milletvekilleri, idam edilişlerinin 49. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın mezarını ziyaret etti.

    HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül, Erol Katırcıoğlu ve Murat Çepni, Karşıyaka Mezarlığına giderek Üç Fidan’ı ziyaret etti.

    HDP heyeti adına konuşan Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, pandemi nedeniyle kitlesel bir anmanın söz konusu olamadığını belirtti. HDP’li Bülbül, “Onlar, Türkiye halklarının, emeğin, yoksulların, kimsesizlerin; özgürlüğü ve adaleti gerektiren tüm süreçlerin gerçekleşmesi için yaşamlarını feda ettiler” dedi.

    Kemal Bülbül, Üç Fidan’ın, Türkiye devrimci hareketine öncülük yapan isimler olduğunu ifade ederek şu konuşmayı yaptı:

    “6 Mayıs şafağında idama giderken Deniz Gezmiş’in söylediği çok önemli; ‘Türkiye halklarının kardeşliği, eşitliği için bu mücadeleyi yaptık’ diye söylemesi yine Nurhak dağlarına gitmeleri, Hakkari’de Gençlik Köprüsü’nü yapmış olmaları halklar arasındaki diyaloğu, eşitliği, ortak mücadeleyi ne kadar önemsediklerinin göstergesidir. Biz de HDP olarak bugün huzurlarında diyelim ki; biz, Deniz, Yusuf ve İnan’ın mirasına sahip çıktık.

    Üç Fidan diye adlandırılanlar, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin filizlenen fidanlarıydı. Fidan yaşlarında inandıkları değerler uğruna candaş verdiler.

    Yusuf Yozgatlı, Hüseyin Sarızlı, Deniz Erzurumlu. Üçü üniversitede sosyalist, devrimci, Marksist değerlere inanarak; tabi bunu Türkiye gerçekliğiyle de buluşturarak halkların, emeğin, işçi sınıfının özgürleşmesi ve yaşanabilir bir Türkiye olması için candaş verdiler. Biz de bu yaşanabilir Türkiye mücadelesini sürdüreceğimizin sözünü verelim.”

    PİRHA/ANKARA