Etiket: yozlaşma

  • ‘Çözülmelere karşı Alevi kurumları ortak bir noktada birleşmeli’-VİDEO  

    ‘Çözülmelere karşı Alevi kurumları ortak bir noktada birleşmeli’-VİDEO  

    PİRHA-Antep’te köyden şehre göçün artmasıyla beraber Alevi inancında çözülmelerin olduğunu söyleyen İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Alevi inancını daha fazla insana ulaştırmak için Alevi örgütlerinin ortak bir noktada birleşmesi gerektiğini belirtti.

    Antep’te Çepni köylerinde yaşayan Aleviler, Dede sayısının yetersizliğinden dolayı inançlarını yerine getiremiyor. Köylerde cemevi olmasına rağmen hizmet yürütebilecek dedelerin az olmasından kaynaklı inanca dair ritüeller uzun süreden beridir yürütülemiyor.

    Konuyla ilgili açıklamada bulunan İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Hüseyin Keskin, köyden kente nüfus oranın artması, Alevi kurumlarının ayrı hareket etmesi ve bazı cemevleri ve dedelerin devlete yakın hareket etmesiyle beraber Alevi inancında da yozlaşmaların kendini göstermeye başladığını söyledi. Keskin, Alevi kurumlarının ve ocak pirlerinin bir noktada birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “KÖYDEN ŞEHİRE GÖÇLE BİRLİKTE ALEVİLERDE ÇÖZÜLMELER OLDU”

    Alevi toplumunun yoğun göçüyle beraber inançsal olarak gerilemenin olduğunu belirten Keskin “Toplumsal çözülme yaşıyoruz. Bu sadece bizim inancımızla sınırlı değil. Kırsaldan şehirlere göç artışıyla birlikte özellikle Aleviler çok yoğun göç vermiştir. Bu 3-5 senelik bir süreden değil 30-40 yıllık bir zamanla oluşmaya başladı. Bizim buralardaki Alevi köylerinde cem yürüten dedelerimiz var. Bu konuda en çok çalışan kişi Derviş Piroğlu Dede’ydi. Şu anda bu konuda Antep’te üç tane hizmet yürüten dedemiz var. Arayıp da bulamama söz konusu değil. Bir maaş uğruna devletle çalışan cemevlerimiz, dedelerimiz var. Bu şekilde Alevi inancanda da bir ayrışma, bir kopukluk oluyor” dedi.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORTAK BİR NOKTADA BİRLEŞMESİ GEREKİYOR”

    İnançtaki yetersizliğin bir diğer nedeninin de Alevi kurumlarının ortak bir noktada birleşmemesinden kaynaklandığını belirten Keskin, konuşmasında şunları söyledi:

    “Söz söyleyen ocak çok, söz söyleyen dede çok ve söz söyleyen kurumlar çok böyle olunca ayrışmalar oluyor. Ortak bir noktada birleşmemiz gerekiyor. Her Alevi kurumunun her örgütlenme biçimi farklı. Bu kadar çok farklılık olunca çözülmeler de başlıyor. Bu noktada her kurumun ortak bir söylemde birleşmesi lazım. Bizler küçüldükçe, parçalandıkça birileri canımıza da kast edecek, bizi de yok sayacaklar. Bu şekilde hiçbir talebimizi yerine getiremeyeceğiz. Ocaklardan ziyade Alevi örgütlerinin bu işi sahiplenmesi gerekiyor. Onların da kendilerini silkeleyip üzerindeki bu sorunu aşması gerekiyor.”

    Kamber YILDIZ/ANTEP

     

  • Kadınlar, Gazi Mahallesi’ndeki gençlerin nasıl yozlaştırıldığını anlattı-VİDEO

    Kadınlar, Gazi Mahallesi’ndeki gençlerin nasıl yozlaştırıldığını anlattı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşayan kadınlar, mahalledeki yozlaşmayı ve gençlerin uyuşturucuya nasıl yönlendirildiğini anlattılar. 

    Haberin videosu

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşayan kadınlar, mahallelerinde yaşanan asimilasyonu ve yozlaşmayı Can Tv’ye anlattılar.

    Kadınlar, Gazi Mahallesinde yaşayan yurttaşların politik, bilinçli ve muhalif olmasından dolayı buradaki gençlerin yozlaştırıldığını, asimile edilmeye çalışıldığını söylediler.

    Gençlerin çoğunun uyuşturucuya ve mafya işlerine yöneldiğini belirten kadınlar, kendilerinin ve çocuklarının artık güvenli bir şekilde yaşayamadıklarına vurgu yaptılar.

    Evleri yakıldığı için köylerinden göç etmek zorunda kalan Sakine Akbaba, çok küçük yaşlarda Gazi Mahallesine yerleştiklerini söyledi.

    Gazi Mahallesi’nin eskisi gibi olmadığını, sokaklarda uyuşturucu maddelerin ve silahlanmanın hakim olduğunu belirten Akbaba, bunun sebebinin toplumun eğitimsiz olmasından dolayı devletin bilinçli bir şekilde uyguladığı politikalardan kaynaklandığını ifade etti.

    Yoksulluğun da bu yozlaşmadaki etkisine değinen Akbaba, gençlerin para kazanmak için bu tür yollara bulaştığını belirtti.

    Eskiden mahallelerinde birlik ve beraberliğin hakim olduğunu, sokaklarda özgürce dolaşabildiklerini söyleyen Akbaba, artık kendi çocukları için bunun mümkün olmadığını ve endişelendiğini kaydetti.

    “ÖNCE ALEVİLİK-SÜNNİLİK ÜZERİNDEN AYRIŞTIRDILAR”

    “Önce Alevilik-Sünnilik üzerinden ayrıştırmaya çalıştı, baktı ki olmuyor damardan (uyuşturucu) girmeye başladı” sözleriyle devletin Gazi Mahallesi’ndeki yozlaştırma politikalarına dikkat çekti.

    Akbaba, “İstanbul’un eskiden taşı toprağı altındı, artık o toprağı zehirlediler” diyerek bahsettiği altının maddi menfaatler olmadığını, sevginin, birlik ve beraberliğin artık kalmadığını vurguladı.

    “Biz Alevi-Sünni olayını bilmiyorduk, 1993’te Sivas ve sonrasında Gazi olayları yaşanana kadar” diyen Akbaba,  Lazların, Kürtlerin, Sünnilerin ve Alevilerin ayrım yapılmadan bir arada yaşadıklarını belirtti.

    Günümüzde Alevi inancının yok sayıldığını söyleyen Sakine Akbaba, Aleviliğin var olduğuna ve Alevilerin bu toplumun en duyarlı insanları olmasına vurgu yaptı.

    Gazi Mahallesi’nde bir ekmekçide çalışan Melek Derici ise köylerde geçimini sağlayamadıkları için ailesiyle İstanbul’a göç etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

    “İSTANBUL’UN ALTININI GÖRMEDİK AMA SAVAŞINI ÇOK GÖRDÜK”

    Derici, artık sokaklarda yürüyemez hale geldiklerini, çocukların sokaklarda oynayamaz hale getirildiğini söyleyerek uyuşturucunun her yere yayıldığını ve mafyacılığın arttığını belirtti.

    Alevi oldukları için bilinçli bir şekilde, devletin kendi eliyle Gazi Mahallesi’ni bu hale getirdiğini söyleyen Derici her gün sokaklarda 16 -17 yaşlarında çocukların vurulduğunu, tutuklandığını ifade ederek, “İstanbul’un altınını görmedik ama savaşını çok gördük” dedi.

    Eskiden Gazi Mahallesi’nde dayanışmanın hakim olduğunu söyleyen Derici, artık insanların birbirlerine selam vermediğini belirtti. Devletin ayrıştırıcı politikası yüzünden insanların kimliklerini ve inançlarını saklamak zorunda kaldığına işaret etti.

    Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde her geçen gün cinsel saldırıların arttığını, çocukların kaçırıldığını belirterek bunların yetkililerin denetiminde yapıldığını iddia etti. Derici, Gazi Mahallesi’ne hizmet verilmediğini de kaydetti.

    22 yaşında öldürülen gencin annesi ise Gazi Mahallesi’nde yaşam koşullarının çok kötü olduğunu söyleyerek diğer çocukları için de endişelendiğini ifade etti.

    Oğlunun hırsızlık, uyuşturucu gibi illegal işlere bulaştığını ve Sivas’ta da birtakım olaylara karıştığı için vurularak yaşamını yitirdiğini söyledi. Oğlunu vuran zanlının üç yıldır tutuklu olduğunu ama hala ceza almadığını belirtti.

    “GENÇLERİMİZİN BEYNİNİ YIKADILAR, GENÇLERİMİZİ BİTİRDİLER”

    Alevi gençlerinin, halk çok sevdiği için devlet tarafından bilinçli bir şekilde bu tür olaylara karıştırıldığını söyleyen anne, “Gençlerimizin beynini yıkadılar, gençlerimizi bitirdiler” dedi.

    Artık sokakta gördüğü gençleri birbirine benzettiğini söyleyen anne, “Onları görünce kendi oğlumu görüyorum” diyerek onların da başına bir şey gelmesini istemediğini ifade etti.

    Eylem BABAYİĞİT-Önder ÖZDEMİR

    İSTANBUL

  • Dertli Divani: Alevilerde cem yapılırken kıble aranmaz – VİDEO

    Dertli Divani: Alevilerde cem yapılırken kıble aranmaz – VİDEO

    PİRHA -İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, Alevilikte yol erkan paneli düzenledi. Panele katılan Dertli Divani, yüzyıllardan beri baskı altında olan Aleviliğin en zayıf noktasının hakka yürüme erkanı olduğunu belirterek, Alevilerde kıblenin olmadığını, cem yaparken de kıbleyi aramadıklarını kaydetti.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Alevilikte yol erkan paneli düzenledi. Alevilik ritüellerinde en çok asimilasyonun etkili olduğu hakka yürüme erkanına çok sayıda kişi katılarak kafalarındaki soruları gidermeye çalıştı. Panele katılan Dertli Divani ise hazırladıkları hakka yürüme erkanını katılımcılara anlattı.

    İlk olarak kısa bir konuşma yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mustafa Bozkurt, Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenleri andı. Bozkurt, İzmir’deki Alevi örgütlerinin yaşadığı en büyük sorunların başında hakka yürüme erkanının geldiğini belirterek, yaptıkları hakka yürüme panelleriyle bu sorunu gidermeye çalıştıklarını kaydetti.

    2 Temmuz Sivas anmaları için efor sarf etmek gerekirken hala kendi özümüze dönmek için mücadele etmeye çalışıyoruz vurgusu yapılarak, iç çatışmalardan dolayı kendi özlerine dönemediklerinin altı çizildi.

    “ERKANLARDA CİDDİ BİR YOZLAŞMA OLDU”

    Daha sonra hakka yürüme erkanını anlatan Dertli Divani, Alevilerin en zayıf noktasının hakka yürüme erkanı olduğunu belirterek, iki yıldır bunun mücadelesini verdiğini ve bu sebeple çokça suçlandığını da söyledi.

    2011 yılında Dergahta toplantılarla ilk olarak Antalya’da ve Türkiye’nin çeşitli illerinde ve Avrupa’da da toplantılar yaptıklarını söyleyen Divani, toplantıların tek amacının yozlaşmaya doğru giden ciddi anlamda bozulmaların olduğu erkanlarımızın inancın özüne uygun bir hale getirilmesi için güncellenmesi için toplantıların yapıldığını ifade etti.

    Yapılan toplantılarda hakka yürüme erkanlarından başlamak üzere diğer erkanların gözden geçirilip, çağın gerekleri göz önünde tutularak bunun en azından belli bir eğitim çalışması yapmak için kitapçık haline getirdiklerini belirten Dertli Divani, erkanlarda bölgesel ve yerel özgünlüklerin korunması gerektiği, sadece üslup, yoz dilin kullanılmamasına ilişkin çalışmalar yaptıklarını kaydetti.

    “ALEVİLİK KENDİNİ GÜNCELLEYEN EVRENSEL BİR İNANÇTIR”

    “Günümüz koşullarında ihtiyacımıza cevap veren erkanlar bu olur, arzumuz budur ki bu kültüre gönül veren canlar, bu doğrultuda vasiyetlerini yapsınlar. Bizde zorlama, dayatma yok” diyen Divani,  Aleviliğin kendini çağa uyarlayarak güncelleyen, geleceğe taşıyan bir inanç olduğunu söyledi.

    Kısaca Alevilikte cem’in gönül birliği anlamına geldiğini kaydeden Dertli Divani, “Cem üçe ayrılır. Perşembelik yada Cumalık Cemi, İkrar, Görgü Cemi, Abdal Musa Cemi. Cemlerde canların barışık halini devamlı hale getirmektir amaç. Fiziki birlikteliği gönül birlikteliğine dönüştürmek gerekiyor” dedi.

    “BASKI, SİNDİRME SONUCU KOMŞU İNANÇLARDAN ETKİLENMİŞİZ” 

    En önemli erkanlardan birinin de hakka yürüme erkanı olduğunu kaydeden Divani, eskiden yol dilinin kullanılmadığını buna ‘Cenaze erkanı’ denildiğini kaydetti. Dertli Divani, konuşmasına şöyle devam etti;

    “Köylerde o erkanı dede yapamıyorsa ehil olan bir can hakka yürüme erkanını yürütüyordu. Biz kendi inancımızda ona hoca diyorduk. Ama o bizim kendi hocamız camideki hocadan farklıydı. Camideki uygulamaya benzer bir uygulama yapmak zorundaydı çünkü baskı vardı, kıyım vardı. Hakka yürüme erkanlarımız neden bu kadar kirlendi yozlaştı çünkü hangi yöre ve bölgede yaşıyorsak farklı inançtaki komşularımızda gelip o erkanlara katılıyorlardı. Sen o erkanda duaz okusan, saz çalıp gülbeng okusan, alışık olmadığı bir inanç. Zaten Alevi inancı yasaklı bir inanç, cemleri dört duvar arasında saklı yapmışsın.

    Korkudan dolayı şeriata uyarlanmış. Yani komşu inançların etkisinde kalmış, camideki uygulamaya benzemiş. Baskılar ve kıyımlar bizi bu duruma getirmiş. Bakın hala bu kadar asimile olmamıza rağmen cemleri yaparken kıble aramıyoruz. Sazımızı çalıyor, semahımızı dönüyoruz, 12 hizmeti de yapıyoruz. Kilise’de, Sinegog’da, Havra’da, Cami’de ve başka ibadet yerlerinde nasıl bir ibadet varsa dünyadan göçen canları da kendi ibadetlerinin özüne uygun ritüellerle yolculuyorlar. Camiden kaldırılan bir cenaze camide yapılan bir ibadete benzer. Peki biz cemevinden hakka yürüyen canımızı yolcularken niye kıble arıyoruz. Bu bir çelişki değil mi? Bu çelişki, niye içimize sindirmişiz çünkü baskı, sindirme olmuş. Ama belli olmasın, belli olursa yok olursun. Kamşu inançların etkisinde kalarak dış dünyaya uyarlamışsın kendini. Şimdi hakka yürüme erkanlarımızı kendi inancımızın özüne uygun bir şekilde yapıyoruz, artık kıble de aramıyoruz. Cemal cemale olup gönülleri birleyip tabutun etrafında halka vaziyetinde ayakta durarak elimizi kalbimizin üzerine koyarak gülbenklerle, nefeslerle, duazlarla inancımızın özüne uygun ritüellerle toprağa sırlama hizmetine kadar hepsini yapmaya başladık.”

    Panel konuşmaların ardından soru cevap şeklinde devam etti. Daha sonra Dertli Divani, deyişlerini okuyarak panel sona erdi.  PİRHA/İZMİR

     

     

  • Arap Alevi gençler: Kültürlere karşı yozlaştırma politikası yürütülüyor-VİDEO

    Arap Alevi gençler: Kültürlere karşı yozlaştırma politikası yürütülüyor-VİDEO

    PİRHA – İzmir’de üniversite okuyan Arap Alevi gençler, kültürlerini ve inançlarını yaşatmak için Arap Alevi Gençlik Meclisi’nde örgütlenip çeşitli etkinliklerle bir araya geliyorlar. Gençler, kültürlere karşı bir yozlaştırma politikasının olduğunu belirterek kendi dillerine sahip çıkma çağrısında bulundular. 

    Hatay Antakya’dan İzmir’e gelip üniversite okuyan Arap Alevi gençler düzenledikleri çeşitli etkinliklerle kültürlerini ve inançlarını yaşatmaya çalışıyor.

    İzmir’de hukuk bölümü öğrencisi Salih Cömert, Türkiye’de her farklı kimliğe yönelik baskıların olduğunu ve o baskıyı Arap Alevilerin de yaşadığını söyledi.

    Cömert, ailelerinin kendilerine, ‘Aman Arap Alevisi olduğunuzu söylemeyin, Antakyalı olduğunuzu bile söylemeyin’ şeklinde ifadeler kullandıklarını belirtti.

    “ARAP ALEVİ OLDUĞU İÇİN ASKERDE CİDDİ BASKILARA MARUZ KALANLAR VAR”

    İzmir’in kozmopolitik bir kent olduğunu o sebeple çok fazla baskıya maruz kalmadıklarını ancak başka kentlerde tepkiyle karşılaştıklarını söyleyen Cömert, şöyle devam etti:

    “Burada çok yaşamadık. Ama buranın dışına çıktığımızda ve Arap Aleviyiz dediğimizde ‘O ne ki; burası Türkiye’ diyorlar. Arap Alevilerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gibi bir sıkıntı yok. Herkes vatandaşlık kimliği altında istediği şeyi yaşamak istiyor. Çevremde bunun sıkıntısını yaşayan var. Özellikle askerde ve üniversitelerde ciddi baskılara maruz kalındığını biliyoruz. Sırf ben Türk Alevisiyim deyip kendilerini kurtaran öğrencileri biliyorum.”

    “DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE FARKLI İNANÇLARA BİR GAREZ VAR”

    Arap Alevisi Salih Cömert, konuştukları dilin de asimile olduğunun altını çizdi. Çömert, asimilasyonu şöyle ifade etti:

    “İçine Türkçe ifadeler giriyor ya da cümleye Türkçe başlayıp Arapça bitirme gibi bir ortam var. Memleketimde olduğum zaman kendimi rahat hissedebiliyorum çünkü herkes bizim gibi. Ama dışarıya çıktığın zaman derdini anlatamama gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyorsun. Kaldı ki bizim kuşakta anlıyorum ama konuşamıyorum vurgusu çok fazla. Kendi aramızdaki arkadaşlarla sınırlı sayıda birileriyle konuşabiliriz. Ama genelde büyüklerle konuşuyorum.

    Genel dünya üzerinden baktığımız zaman  küresel bir sermayeden ve yaşam modelinden bahsedebiliriz. Bunun da en güzel uygulanış biçimi tek tip olabilir. Örneğin bir AVM’ye gittiğinde herkes aynı şeyi  giyiyor, herkes aynı şeyi yiyor. Dışarı çıktığında neden herkes aynı dili konuşmasın öyle bir zihniyet olduğunu düşünüyorum.”

    “DÜZENLEDİĞİMİZ ETKİNLİKLERLE KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Çömert, dünyada ve Türkiye’de farklı dillere, farklı kültürlere, farklı inançlara bir tepki olduğunu belirtti.

    Diğer taraftan Arap Alevi Meclisi’ni de değerlendiren Cömert, “Arap Alevi Meclisi’nin kökeni gezi eylemine dayanır. Ondan sonra üniversitelerde örgütlendik. Kendi kültürümüzü yaşatmak adına etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Bugünkü etkinliğimizin adı Hafle. Hafle Arapça’da toplantı demek. Eskiden köy meydanlarında bütün komşuların toplandığı ve kolektif imece usulü eğlencelerin, kermeslerin düzenlendiği bir etkinliktir. Burada yaşatmaya çalışıyoruz.”

    Salih Çömert, büyüklere çağrıda bulunarak dillerinin kaybolmaması ve unutulmaması için, “Küçüklere yani yetişen yeni nesile  Arapça’yı öğretin” çağrısında bulundu. Çömert, gençlere de çağrıda bulunarak, memleketlerinin dışına çıktıklarında kendi toplumlarına yabancılaşmamaları gerektiğini belirtti.

    “İKTİDARIN SÖYLEMİ HALKLARI KUTUPLAŞTIRIYOR”

    İzmir’de Adalet Meslek Yüksek Okulu’nda okuyan Umut Can Oruç da genel olarak kendilerinden olmayan Kürtlere, Araplara ve Alevilere yönelik bir ön yargının olduğuna dikkat çekerek bu kutuplaştırmayı şu an ki iktidarın yaptığını belirtti.

    Arap Alevilerin yaşadığı yerlerdeki sorunları anlatan Oruç, “Yaşadığımız yerde gençlerde şöyle bir durum var. Bizim ailelerimiz Türkçe’mizin bozulmaması için çocuk yaşta bize Arapça öğretmiyorlar. ‘Okula gidince zorluk çekecek, biz Arapça öğretmeyelim’ diyorlar. Ondan kaynaklı şimdiki nesilde Samandağ da da Hatay’da da Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgede de böyle bir sıkıntı var. Yeni nesiller Arapçayı bilmiyor” diye konuştu.

    Büyükşehirlere geldiklerinde Arapça dilinin ve kültürünün yok olduğunu, sonraki nesillerin dili konuşamayacaklarının farkına vardıklarını söyleyen Oruç, bunu önlemek için de Arapça atölyeleri açıp Arapça dersler verdiklerini söyledi.

    ALEVİ OLDUKLARI ANLAŞILMASIN DİYE ÇOCUKLARA ALİ İSMİ VERİLMİYOR

    Oluç, kültürlerinin yaşatmak için etkinlikler düzenlediklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Onun dışında bizim dini bayramlarımız var. Ras-el seni gibi bayramlar var. O bayramları burada gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Hafle gibi etkinlikleri düzenliyoruz. Bizim gençlerin buralara geldiğinde yozlaştığını hissetmesi, dışlandığını, ötekileştirildiğini hissetmesinden kaynaklı biz Samandağlı ya da Antakyalı gördüğümüzde samimiyet hissediyoruz. Böyle insanlarla karşılaştığımız zaman toplanmak örgütlenmek istiyoruz. Beraber olmak istiyoruz, beraber dolaşmak istiyoruz. Mesela  Ali ismi. Diyorlar ki çocuğuna Ali ismini koyma üniversiteye gidince sorun yaşar. Alevi olduğunu anlarlar onu dışlarlar. Aynı zamanda büyükşehire gittiklerinde şiveyi fark ettiklerinde çocuğunun dışlanmasından korktukları içinde öğretmemiş olabilirler.”

    “NENEMDEN TÜRKÜLERİMİZİ ÖĞRENEMEDİM BÜYÜK EKSİKLİK”

    Oluç, asimilasyonun son halkası haline geldiklerini belirterek, “Nesillerarası bir süreç işliyor. Mesela Türkçe’yi bilmiyordu ben nenemle konuşamıyordum. İletişime geçemezdik, kültürümüzü aktaramazdı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı bilemiyorum. Bu benim için büyük bir eksiklik. Onun acısını hissediyorum. Keşke Arapça’yı bilseydim. Biraz da yeni neslin eksikliğinden kaynaklı olan bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

    Umut Can Oluç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Buraya geldiğimde böyle bir örgütlemenin olduğunu gördüm ve katıldım. Yaşadığımız yerde de bir yozlaştırma süreci var. Sadece üniversiteye geldiğimizde ya da büyükşehire geldiğimizde oluşan bir şey değil. Şu an yöneticilerimizin söylediği tel bir şey var. Tek bayrak, tek din, tek millet diye söylemleri var. O söylemler, bu politikanın nasıl yapıldığını ve ne için yapıldığını da gösteriyor. Tek millet haline gelme isteği var. Kendi açılarından değerlendirdiklerinde de renklerin çoğunluğunun olması; Ermenisiyle, Kürtleriyle, Arabıyla hep birlikte daha güçlü bir ülke olacağımızı düşünmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Keşke öyle düşünseler ama öyle düşünmüyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Alevi tekkelerinin kapatılmasıyla, Arapça, Kürtçe dillerinin yasaklanmasıyla okullarda Arapça ya da Türkçe konuşan çocukların öğretmenler tarafından şiddete uğratılmasıyla böyle bir yozlaştırma politikası görüldü.”

    PİRHA/İZMİR