Etiket: YPG

  • Almanya, Ezidi soykırımını resmen tanıdı

    Almanya, Ezidi soykırımını resmen tanıdı

    PİRHA – Alman Federal Meclisi, Êzidîlere yönelik soykırımı kabul eden yasa tasarısını kabul etti.

    IŞİD’in Ezidilere yönelik işlediği katliamların soykırım olarak tanınması için hükümet partileri Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP), ana muhalefet partisi Hıristiyan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) ortaklaşa hazırladığı karar tasarısı için Federal Meclis’te özel oturum gerçekleşti.

    Êzidî temsilcileri ve dini önderlerinin katıldığı oturumu yöneten Federal Meclis Başkan Yardımcısı Katrin Göring-Eckardt, Meclisteki Êzidîleri selamladı. Daha sonra teker teker söz alan Federal Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcileri, tasarıya desteklerini belirterek, “Böyle bir karar için Meclis geç bile kaldı” görüşünü belirtti. Sol Parti Grubu ise Êzidîleri kurtaran YPG’ye tasarıda yer verilmemesini eleştirdi ve Türk devletinin Şengal’e yönelik saldırılarının son bulmasını istedi.

    “ÊZİDÎLERLE EMPATİ KURACAĞIZ”

    Yeşiller Partisi Parlamenteri Max Lucks, Şengal’in güvenliği olmadığı için Êzidîlerin topraklarına dönemediğini belirterek Türkiye ile İran’ın bölgeye yönelik saldırılarını işaret etti. Lucks, “Bu karar tasarımız Şengal’in güvenliğinin sağlanması açısından da önemli” diye konuştu. CDU/CSU Grubu adına konuşan Michael Brand “Bugünkü kararımızla soykırım tehdidi altında bulunan Êzidîlerle empati kuracağız” dedi.

    IŞİD çetelerinin 2 Ağustos 2014’te Êzidîlere yönelik başlattığı soykırımın hâlâ hafızalarda olduğunu belirten SPD Grubu adına konuşan Derya Türk-Nachbaur ise geçtiğimiz günlerde bir heyetle Irak’a yaptığı ziyaretteki izlenimlerini aktardı. Soykırımın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen Êzidîlerin kamplarda tutulduğuna ve topraklarına dönemediğine dikkat çeken Türk-Nachbaur, Irak hükümetinin, Êzidîlerin yaşadığı sorunlara acil çözüm bulmasını istedi.

    İnsanlık suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini ifade eden Türk-Nachbaur, “Az da olsa bugünkü kararımızla adaletin yerine gelmesini sağlayacağız. Gerçek bir adalet ise suçluların cezalandırılması, Êzidîlerin topraklarına dönerek özgürce yaşamasıyla gerçekleşecek. Bundan dolayı bugün alacağımız karar bir kilometre taşı olacak” dedi.

    “DAİŞ ÇETELERİ CEZALANDIRILMALI”

    AfD Grubu adına söz alan Martin Sichert ise Almanya’ya gelip iltica talebinde bulunan IŞİD çetelerine yönelik yeterince soruşturma ve takibin gerçekleşmediğini ifade etti. Yeşiller Partisi’nin 2014’te DAİŞ çetelerinin destekleyen Türk devletine destek verdiğini belirten AfD’li Sichert, “Êzidîler 74 kez soykırımdan geçirildi, bizim yapmamız gereken onları 75. soykırımdan kurtarmaktır” dedi.

    FDP Grubu adına konuşan Peter Heidt ise Federal Meclis’in bugün gündemine aldığı kararla, Êzidîlere yönelik gerçekleşen soykırım karşısında yıllardır sergilenen sessizliğe son verildiğini ifade etti. Parlamenter Heidt, Almanya’ya sığınan Êzidîlerin dışlanıp ötekileştirilmemesi için çalışmalar yürütülmesi gerektiğini belirtti.

    “FEDERAL MECLİS İÇİN TARİHİ BİR GÜN”

    Sol Parti Grubu adına söz alan Sevim Dağdelen ise “Bugün Federal Meclis için tarihi bir gündür. Bizler Sol Parti grubu olarak yıllardır Êzidîlere yönelik soykırımın tanınması için mücadele ettik. Fakat ne yazık ki hükümet partileri bizi tasarının dışında tuttu” diye konuştu. Irak ve Suriye’de insanlık suçu işleyen DAİŞ’in Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından desteklendiğini hatırlatan Dağdelen, devamla “Bu ülkelerin DAİŞ’e verdiği silahlar Almanya’dan gitti. Bundan dolayı bu katliamda Almanya da suç ortağı” dedi.

    Hükümet partilerinin hazırladığı taslakta Êzidîleri soykırımdan kurtaran ve Şengal dağına ulaştırarak korumaya alan YPG’nin adının anılmamasına tepki gösteren Sol Partili Dağdelen, “Peşmergeler Êzidîlerin silahlarını toplayıp Şengal’den kaçarken YPG Şengal’e ulaşarak Êzidîleri soykırımdan kurtardı. Ancak bu gerçeğe rağmen YPG’nin taslakta geçmemesi kabul edilemez. Sayın Baerbock, Şengal ve Êzidîlerin korunmasını istiyorsanız bir an önce Türk devletinin uluslararası hukuka aykırı olan saldırılarına dur demeniz gerekir” dedi.

    Parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından tasarı için oylamaya geçildi. Federal Meclis’te bulunan bütün parlamenterlerin destek verdiği tasarı oy birliğiyle kabul edildi.

    Kaynak: MA

  • Türkiye-ABD ortak açıklamasının detayları

    Türkiye-ABD ortak açıklamasının detayları

    Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye operasyonuna ilişkin ABD ile yapılan görüşmeler ardından Türkiye-ABD ortak açıklaması da yayınlandı. Açıklamada, “Türk tarafı Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekatı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır” ifadelerine yer verildi.  

    Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye operasyonuna ilişkin ABD ile Türkiye arasında gerçekleşen heyet toplantısı ve basın açıklamaları ardından ortak açıklama da yayınlandı.

    Açıklamanın tam metni ise şöyle:

    ” Türkiye ve ABD, iki yakın NATO üyesi olarak bu ilişkilerini teyid eder. ABD, Türkiye’nin güney sınırına dair meşru güvenlik kaygılarını anlar.

    Türkiye ve ABD, kuzeydoğu Suriye başta olmak üzere sahadaki gelişmelerin, ortak çıkarlar temelinde daha yakın eşgüdüm gerektirdiğini kabul eder.

    Türkiye ve ABD “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” anlayışıyla, NATO topraklarını ve halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza eder.

    Her iki ülke, insan hayatı, insan hakları ile dini ve etnik toplulukların korunmasına yönelik taahhütlerini yineler.

    Türkiye ve ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda DEAŞ’la mücadele faaliyetlerinin devamında kararlıdır. Bu, önceden DEAŞ kontrolünde olan alanlarda yaşayıp yerinden edilen şahıslar ile alıkoyma merkezleri hususlarında uygun şekilde gerçekleştirilecek eşgüdümü de içerir.

    Türkiye ve ABD, terörle mücadele harekatlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık kalır.

    Türk tarafı Türk kuvvetleri tarafından kontrol edilen güvenli bölgedeki tüm meskun mahal (güvenli bölge) sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacağını taahhüt eder, sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkati göstereceğini vurgular.

    Her iki ülke Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğüne ve Suriye ihtilafını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde sonlandırmayı hedefleyen, BM öncülüğündeki siyasi sürece olan bağlılıklarını yineler.

    Her iki taraf Türkiye’nin, YPG ağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır.

    Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her veçhesiyle uygulanmasında eşgüdümü artıracaktır.

    Türk tarafı Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekatı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır.

    Barış Pınarı Harekatı’na ara verildiğinde ABD, Blocking Property and Suspending Entry of Certain Persons Contributing to the Situation in Syria başlıklı 14 Ekim 2019 tarihli Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen yaptırımlara ilavelerini getirmeme ve Kongre nezdinde uygun şekilde çalışmalar ve istişareler yürüterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye’de barış ve güvenliğin teminine dönük kaydedilen ilerlemenin altını çizmek hususunda mutabık kalır. Barış Pınarı Harekatı 11. paragraf uyarınca durdurulduğunda, yukarıda bahsi geçen Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen mevcut yaptırımlar kaldırılacaktır.

    Her iki taraf bu açıklamada kaydedilen tüm hedeflerin uygulanması için birlikte çalışma taahhüdünde bulunmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tekten: Bombalar yağdırıp maç skoru gibi anlatıyorlar-VİDEO

    Tekten: Bombalar yağdırıp maç skoru gibi anlatıyorlar-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, Suriye operasyonunu eleştirdi. Tekten, “Güvenlik gerekçesiyle bir halkın üstüne bombalar yağdırılarak yaşananları maç skoru gibi anlatıp iç siyasette malzeme olarak kullanmak kabul edilir bir durum değildir” dedi. 

    Haberin videosu 

    TSK ve ÖSO’nun Suriye operasyonu sürerken, kamuoyundan da alınan karara dair eleştiriler gelmeye devam ediyor.

    Alevi yöneticiler, yaşanan sivil ölümlerine işaret ederken, Türkiye’nin bir tür “bataklığa” sürüklendiği yönünde yorumlar yapıyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, “Sebebi ne olursa olsun Türkiye Ortadoğu’da bir kaosun içine girmemeliydi” diyerek alınan kararı eleştirdi. Tekten ayrıca “Hiçbir ülkenin, bir başka ülke toprağında gözü olmamalı” diyerek şunları dile getirdi:

    “TÜRKİYE YALNIZ BIRAKILMIŞTIR”

    “’Yurtta sulh cihanda sulh’ denilerek Türkiye halklarının bulunduğu nokta ve dünya siyasetine bakışı özetlenmiştir. Fakat son dönemlerde Amerika’nın Arap baharı ile başlattığı ve bunu ilk siyasetine malzeme olarak kullandığı bir akım geliştirildi. Artık savaşların içeri ile olan kısmı çok daha fazla bir hale dönüştürüldü. Bence bu savaş Türkiye’nin asla içinde olmaması gereken bir durumdu. Savaşlar nedeniyle bugün Türkiye gerek doğuda gerek batıda hiçbir komşusu ile sulh içinde değil. Öyle ki Türkiye’nin bu son operasyonu kendisini Müslüman blokta addeden yönetim için bile bir mağlubiyet olmuştur. Adeta Arap camiası başta Suudi Arabistan olmak üzere bu operasyona karşı bir tavır almıştır. Hiçbir ülkenin, bir diğer ülkenin toprağında gerekçesi ne olursa olsun gözü olmamalıdır. Söylenen bir laf var ‘Sınırlarımızda ya da Suriye’de barışın en kısa yolu Şam ile Ankara arasındaki diyalogtan geçer.’ Diyalog kapılarını zorlamadan oradaki halkların mevcudiyetini önemsemeden, gelişmiş siyasi düzenin gerçekliğine varmadan sadece güvenlik gerekçesiyle halkın üstüne bombalar yağdırıp bunu bir maç skoru gibi anlatıp iç siyasette malzeme olarak kullanmak doğru değil. Yapılanı bir gaza, bir fetih gibi sunmak Türkiye’nin saygın dış politikası açısından; ne kadar kaldı saygınlığı bilmiyorum; kabul edilir bir durum değildir. Türkiye bu savaşın masada barıştıran tarafı olması gerekirken savaşan tarafı olmuştur ve maalesef de yalnız bırakılmıştır. Kaosun bu şekilde sürdürülebilir olmasının imkanı yoktur. İşin perde arkasını bilemiyoruz ama çok somut bir gerçek var ki o da AKP oylarının %30’lar civarına düşmüş olmasıdır. Olması mümkün bir seçimde hezimete yol açıp AKP’nin seçim kaybetmesi riskini milliyetçi duygulara atıfta bulunup çocuklarımızın kanları üzerinden yeniden inşa etmeye çalışmak ve bunun içinde bomba kullanmak, kan dökmek siyasetin bir unsuru olmamalı.

    “SELA NE TÜRDEN BİR SİMGE TEŞKİL EDİYOR?”

    Yaşanan süreçte Diyanet’in tutumuna dair de yorum yapan Vedat Tekten “Harekatı ‘fetih ve gaza’ olarak ele alırsa, ona bağlı olan kurumlar da o şekle uygun tavır takılırlar” dedi.

    Tekten, savaşın kazananı olmadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu doğru bir durum değil. 15 Temmuz’da da sabahlara kadar sela okutuldu. Çeşitli sebeplerle selaya başvuruyorlar. Ne türden bir simge teşkil ediyor onu da çözmek mümkün değil. Buna ‘Fetih’ derseniz sela okutmak Osmanlı’da da var olan bir durumdu. Bugün cihat bayrağını açıp ‘PYD-YPG üstlerine gidiyoruz. Terörü temizleyeceğiz’ denilen bu örgütlere geçmişte peşmerge güçleri Türkiye’ye alıp Hatay bölgesine kadar sınırlarımızın içinde ambulanslar refakatinde, halkın yoğun alkış ve ilgisi ile geçirilip Suriye topraklarına sokulmuştu. Şimdi kendini Müslüman ülke olarak tarif eden ülkenin ordusu bir diğer Müslüman ülkeye nasıl cihat açabilir onu da ilahiyatçılar çözümlesin. Durumu nereden ele alırsanız alın gerek uluslararası hukuk, gerek Türkiye’nin saygınlığı, gelecekteki siyasi ve komşularla olan ilişkileri açısından bize kar getirecek bir hal değil. Umarım bu anlamsız kaos bize çok fazla zarar vermeden bir şekilde noktalanır. Biz evlatlarımızın tabutlar içerisinde gelmesini istemiyoruz. Savaşın hiçbir zaman kazananı olmamıştır.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Kara harekatıyla birlikte sivil ölüm haberleri de gelmeye başladı

    Kara harekatıyla birlikte sivil ölüm haberleri de gelmeye başladı

    PİRHA – Milli Savunma Bakanlığı, Barış Pınarı Harekatı kapsamında Suriye’ye kara harekatının başladığı duyurdu.

    Milli Savunma Bakanlığının Twitter adresinden yaptığı açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Suriye Milli Ordusu, Barış Pınarı Harekatı kapsamında Fırat’ın doğusuna kara harekatına başladı” bilgisini paylaştı.

    Askeri kaynaklar, kara birliklerinin Resulayn ve Tel Abyad’a 4 koldan giriş yapıldığını bildirdi.

    İNCİRLİK HAVA ÜSSÜNDE HAREKETLİLİK

    Harekatın başlamasıyla Adana İncirlik 10. Tanker Üs Komutanlığında da hava hareketliliği gözlendi. Üste, 20.00-22.00 saatlerinde savaş uçaklarının iniş ve kalkış yaptığı görüldü.

    5 SİVİL YAŞAMINI YİTİRDİ

    Harekatın başlamasıyla birlikte Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Basın Merkezi, Türkiye’nin bölgeye yönelik 3 savaşçı ile 5 sivilin hayatını kaybettiğini, çok sayıda sivilin de yaralandığı duyurdu.

    QSD Sözcüsü Mustafa Bali, en tehlikeli DAİŞ’li tutukluların bulunduğu hapishanenin çevresinin de Türkiye tarafından bombaladığını aktardı.

  • ABD: Türkiye ile güvenli bölgede henüz bir anlaşma yok

    ABD: Türkiye ile güvenli bölgede henüz bir anlaşma yok

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Türkiye ile güvenli bölge konusunda henüz bir anlaşma sağlanamadı” dedi. 

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığında yapılan haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    YPG’nin IŞİD ile savaştığını söyleyen Jeffrey, “Bizimle birlikte savaşanların zarar görmemesi, herhangi bir tarafın saldırısına hedef olmaması sözüne bağlıyız. Başkan da bunu açıkça söyledi. Bu durum, Türklerle ilgili endişelerimizi de kapsıyor” dedi.

    “GÜVENLİ BÖLGE KONUSUNDA HENÜZ ANLAŞMA YOK”

    Öte yandan Jeffrey, kendisine yöneltilen “Suriye’de güvenli bölge” kurulması konusunda Türkiye ile anlaşma sağlanıp sağlanılmadığına yönelik soruya cevap vererek, görüşmelerin sürdüğünü fakat henüz net olarak bir sonuca varılamadığını belirtti. Jeffrey, şunları söyledi:

    “Bir tarafta önemli bir yerel ortak YPG, diğer taraf da NATO müttefiki olan Türkiye var. Bir yandan da PKK ile ilgili endişeler var. Türkiye’ye karşı olan ve geçen hafta Erbil’deki bir Türk diplomatı öldüren PKK tehdidi konusunda oldukça endişeliyiz. Kaygıları dengelemeye çalışıyoruz.”

    Türkiye’nin güvenlik endişeleri kapsamındaki güvenli bölge konusunda henüz bir anlaşmaya varılamadığını aktaran Jeffrey, şunları kaydetti:

    “Türk Savunma Bakanı (Hulusi Akar) oldukça sert bir pozisyon alıyor. Türkiye, bizim için mantıklı olan tüm ağır silahların geriye çekildiği 5 ile 14 kilometrelik bir alandan daha derin bölge istiyor. Bu konuda bazı anlaşmazlıklar var. Bu durum ‘güvenli bölgenin’ kurulmasını engelliyor ama diplomatik ve askeri temaslarımız sürüyor.”

  • ‘IŞİD’e katılan kaç Türk vatandaşı var? ÖSO üyelerine maaş ödenmekte midir?’

    ‘IŞİD’e katılan kaç Türk vatandaşı var? ÖSO üyelerine maaş ödenmekte midir?’

    PİRHA-HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, IŞİD terör örgütü üyesi Abdurrahman Abdulhadi’nin IŞİD ve ÖSO’ya dair Sputnik’e yaptığı değerlendirmeyle ilgili soru önergesi verdi. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yazılı olarak cevaplaması için IŞİD terör örgütü üyesi Abdurrahman Abdulhadi’nin IŞİD ve ÖZSO’ya dair Sputnik’e yaptığı değerlendirmeyle ilgili soru önergesi verdi.

    Toğrul şunları kaydetti:

    “Türkiye’nin Adana ilinde askeri eğitim aldıklarını iddia eden Abdulhadi, IŞİD’in Türkiye ile iyi ilişkilerinin olduğunu savunmakta. Suriye’nin Haseke iline bağlı Til Berak kasabası nüfusuna kayıtlı Arap asıllı 20 yaşındaki Abdurrahman Abdulhadi, IŞİD’te çok sayıda Türk savaşçı olduğu bilgisini vermekte. Abdurrahman Abdulhadi, Adana’da hava alanına yakın bir köyde 60 kişi olarak askeri eğitim aldıklarını, sabah kalkıp spor yaptıktan sonra haftada bir atış eğitimi yaptıklarını belirtmektedir. Abdulhadi, Kalaşnikof, Bixi ve diğer silahları kullandıklarını, eğitim veren kişinin isminin Urfa’lı Ahmet, tercümanlık yapan kişinin ise İbrahim adında birisi olduğunu ve kampın basına ÖSO kampı olarak yansıtıldığını söylemektedir. Eğitimdeki 60 kişinin hepsinin Suriye vatandaşı olarak Türkiye’ye iş bulmak amacıyla geldiklerini fakat hepsinin IŞİD’e katıldıklarını belirtmektedir.

    Toğrul, konuyla ilgili verdiği soru önergesinde Süleyman Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • Türkiye’nin ÖSO üyelerine eğitim verdiği kaç kamp bulunmaktadır? Bu kamplar nerelerdedir? ÖSO kamplarında kaç kişi şu ana kadar eğitim almıştır? ÖSO kamplarındaki eğitimler kim ya da kimler tarafından verilmektedir?
    • ÖSO üyelerine eğitim vermek için kurulan kampların maliyeti ne kadardır? ÖSO üyelerine maaş ödenmekte midir? Ödeniyorsa bu maaş şu ana kadar kaç kişiye ve ne kadar ödenmiştir?
    • ÖSO kamplarında eğitim görenlerin IŞİD üyeleri olduğu konusunda ne düşünüyorsunuz? Abdulhadi’ye göre Türkiye’nin IŞİD terör örgütüyle ilişkilerinde hiçbir sorun bulunmamaktadır. Bu konuda hükümetiniz ne düşünmektedir?
    • Sözde ÖSO kampı olan Adana’daki kamp Adana’nın neresindedir? Bu kampta şu ana kadar kaç kişi eğitim almıştır? Kampta eğitim veren Urfalı Ahmet ve Tercüman İbrahim kimdir?
    • Suriye vatandaşı olarak Türkiye’ye gelen ve ÖSO kamplarında eğitim görüp IŞİD terör örgütüne katılan kaç kişi vardır?
    • Abdulhadi, IŞİD terör örgütü bünyesinde çok sayıda Türk savaşçı olduğu bilgisini vermektedir. Hükümetinizin tespit etmiş olduğu IŞİD terör örgütüne katılan kaç Türk vatandaşı bulunmaktadır? IŞID terör örgütüne katılan Türk savaşçılar ne şekilde IŞİD saflarına katılmaktadır?
    • ÖSO’nun dünyada terörist örgüt olarak bilinen ve faaliyet yürüten El-Kaide, IŞİD, Nusra ve Ahrar Şam ve benzeri örgütlerle birlikte hareket ettiğine dair çok sayıda iddia yer almasına rağmen hükümetinizin ÖSO ile hareket etmesinin ve destek vermesinin nedeni nedir? Hükümetiniz ile ÖSO arasında nasıl bir anlaşma ve işbirliği söz konusudur? (HABER MERKEZİ)
  • Afrin’e başlatılan hava saldırısında ikinci gün

    Afrin’e başlatılan hava saldırısında ikinci gün

    PİRHA – TSK’nin Afrin’e başlattığı hava saldırıları bugün de devam etti. Kara saldırılarının başladığı ve Mabata ve Bilbile ilçelerinin bombalandığı belirtilirken, savaş uçaklarının kent merkezi çevresini de hedef aldığı gelen bilgiler arasında.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrin’e yönelik fiili saldırının başladığını açıklamasının ardından başlayan hava saldırısı ikinci gününde de devam ediyor. Dün Hatay’ın Reyhanlı ve Kırıkhan ilçeleri arasında sınır hattında uçak sesleri duyulduğu bildirildi. Yapılan bombardımanda Cindirese, Reco, Şera, Şerawa ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Mabeta bölgelerinin bombalandığı öğrenilmişti.

    Afrin’e başlatılan hava saldırılarına ilişkin önemli gelişmeler şöyle:

    ŞENGAL KÖYÜ’NÜN KONTROLÜ ÖSO’YA GEÇTİ

    Afrin bölgesine bağlı Cindires kasabası çevresinde ÖSO ile YPG arasında şiddetli çatışmalar yaşanırken, Afrin’in kuzeyindeki Şengal köyü YPG’den alındı. TSK ve ÖSO güçleri Afrin batısındaki Raco kasabasına doğru ilerleme kaydediyor.

    NATO AFRİN HAREKATINA İLİŞKİN AÇIKLAMA YAPTI

    NATO’nun “Türkiye’nin istikrarsız bir bölgede bulunduğuna ve terörden belirgin şekilde acı çektiğine” dikkat çekilen açıklamasında, “kendini savunma hakkı” ön plana çıkarılırken “orantılılığa ve ölçülülüğe dikkat edilmesi” istendi.

    Yapılan açıklamada, Türkiye’nin operasyon konusunda NATO üyesi ülkeleri bilgilendirdiği belirtildi. NATO yetkilisi, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de Türk yetkililerle düzenli temas halinde olduğuna dikkat çekti.

    KİLİS’TE 15 GÜN ÖZEL GÜVENLİK BÖLGESİ İLANI

    Suriye tarafından atılan 4 roket mermisi, Kilis’e düştü. Mermiler, 2 ev 2 işyerine isabet ederken Vali Mehmet Tekinarslan, 1 kişinin hafif yaralandığını söyledi. Öte yandan düşen mermi nedeniyle iki katlı bir evde çıkan yangın maddi hasara neden oldu. Kilis Valiliği, “Zeytin Dalı Harekatı”nın sürdüğü Suriye sınırındaki bazı bölgeleri, 15 gün süreyle 15 gün özel güvenlik bölgesi ilan edilmiştir” dedi.

    FRANSA’DAN AFRİN İÇİN ACİL TOPLANTI ÇAĞRISI

    Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Türkiye’ye Afrin operasyonunu sonlandırma çağrısı yaptı ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyini acil toplantıya çağırdıklarını açıkladı.

    Le Drian gazetecilere yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi toplantısında Suriye’deki harekatın “insani durum üzerinde yaratacağı” risklerin değerlendirileceğini söyledi. Le Drian, Afrin operasyonunun yaratacağı riskleri “çok ciddi” olarak nitelendirdi. Le Drian, resmi Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “tarafların çatışmaya bir son vermeleri ve bölgeye insani yardım ulaşımı sağlamaları gerektiğini” söyledi.

    MEDYA İÇİN 15 MADDELİK AFRİN LİSTESİ

    Afrin’de başlayan operasyon sonrası Başbakan Binali Yıldırım, bugün medya temsilcileriyle bir araya geldi.

    Başbakan Binali Yıldırım, medyanın operasyona ilişkin haberlerinde “milli menfaatleri ön plana koyması gerektiğini” söylerken, medyadan beklentilerini şöyle sıraladı:

    – Haber ve yorumlarda bu harekatın tamamen terör örgütlerine yönelik olduğu ve terör örgütlerini etkisiz hale getirmeyi amaçlayıp sivil halkı koruduğunun ön plana çıkarılması

    – Yabancı haber kaynaklarının özellikle PKK, PYD, YPG, DEAŞ kaynakları üzerinden Türkiye aleyhine yapacağı haberler konusunda dikkatli olunması (Başbakan buna örnek olarak, sosyal medyada geçmiş dönemde Musul’da olan bir fotoğrafın sanki Afrin’de olmuş gibi paylaşıldığını gösterdi)

    – Uluslar arası haber kaynaklarının Türkiye aleyhine yapacağı haberleri yansıtırken Türkiye’nin milli menfaatlerinin gözetilmesi

    – Siviller yönelik saldırı olduğuna dair bilgi kirliliği yaratan ve teyit edilemeyen görüntü ve açıklamalara itibar edilmemesi, sivillere zarar verilmemesi konusunda silahlı kuvvetlerin gösterdiği hassasiyetin hatırlatılması

    ‘MEYDANA ÇIKMA YANLIŞINI YAPAN OLURSA BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDER’

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Bursa il kongresinde konuştu. Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Afrin operasyonuna yönelik sokağa çıkma çağrılarına değindi.

    Erdoğan, HDP’yi hedef alarak sarf ettiği sözlerinde, “Benim Kürt kardeşlerimi sokağa çağırıyorlar. Sakın ha bu çağrıya uyup da meydanlara çıkma yanlışını yapanlar olursa, bedelini çok ağır öderler. Bu milli mücadeledir. Sakın ha, bu çağrıya uyup da meydanlara çıkma yanlışına düşenler olursa bedelini çok ağır öderler bunu da böyle söylüyorum. Karşımıza kim çıkarsa çıksın bedelini öderler” dedi.

    SOSYAL MEDYAYA AFRİN SORUŞTURMASI

    TSK’nın Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’nın ardından, sosyal medya hesaplarından propaganda yapanlar takibe alındı. Ankara, Van, Diyarbakır, Mardin ve Muş Cumhuriyet Başsavcılıkları’nın yaptığı çalışmaların ardından harekatla ilgili gerçek dışı bilgileri aktaranlara yönelik soruşturma başlatıldı. HDP’li vekiller Ayhan Bilgen ve Nadir Yıldırım hakkında da sosyal medyadan Afrin paylaşımı hakkında inceleme başladığı belirtildi.

    CHP’DEN DESTEK AÇIKLAMALARI

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Afrin’e yönelik operasyonu “gereken bir adım ve doğru bir harekat” olarak değerlendirdi.

    Tezcan, “Bu harekata desteğimiz tamdır. Allah milletimize, askerimize yardımcı olsun” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

     

  • ABD: Silahların ayrıntılarını Türkiye ile paylaşacağız

    ABD: Silahların ayrıntılarını Türkiye ile paylaşacağız

    IŞİD ile mücadele koalisyonu sözcüsü YPG’ye verilecek silahların kaydının Türkiye ile paylaşılacağını açıkladı.

    Rakka’yı IŞİD’in elinden almak için başlatılacak operasyon kapsamında ABD’nin YPG’ye vereceği silahlar konusunda Washington yönetiminden yeni bir açıklama geldi. BBC Türkçe’nin haberine göre ABD öncülüğündeki koalisyonun Sözcüsü Albay Ryan Dillon, YPG’ye verilecek silahların kaydının veri tabanında tutulacağını ve bu ayrıntıların Türkiye ile paylaşılacağını açıkladı.
    Dillon, “Ne tür silahlar verdiğimiz konusunda Türkiye’ye şeffaf davranıyoruz. SDG’ye verdiğimiz silahların tamamının hesabını tutuyoruz. Bu bilgileri veri tabanımızda tutacağız ve sağladığımız silahlardan endişe duyan Suriye’nin kuzeyindeki müttefiklerimizle bu bilgileri paylaşacağız” diye konuştu.

    SİLAHLAR BU HAFTA VERİLMEYE BAŞLANDI

    ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs ayı başında Rakka’yı IŞİD’den geri almak için başlatılacak operasyon öncesi YPG’ye silah yardımı yapılmasını onaylamıştı. Silahların teslimatına ise bu hafta içinde başlamıştı.
    YPG’ye gönderilecek silahlar arasında ağır makinalı tüfekler, zırhlı araçlar ve buldozerler de yer alıyor.
    Türkiye YPG’ye silah gönderilmesine karşı çıkıyor.

  • Bıyığa övgüye hapis cezası

    Bıyığa övgüye hapis cezası

    ‘Bıyığa övgü’ cezası: ‘Örgüt propagandası’ sayıldı, 1 yıl 6 ay hapis verildi.

    Sosyal medyada YPG’lilerin bıyıklarını övdüğü gerekçesiyle hakkında dava açılan Mehmet Ali Bora’ya mahkeme 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.

    Mahkeme, IŞİD’e karşı savaşan YPG’lilerin fotoğrafını “Sizin bıyıklarınıza kurban” yorumuyla paylaştığı için 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.

    Mehmet Ali Bora isimli bir yurttaş, IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırı düzenlediği dönemde buna karşı mücadele eden YPG’lilerin fotoğrafını “Sizin bıyıklarınıza kurban” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı. Van Cumhuriyet Savcılığı bu paylaşımı nedeniyle Bora hakkında “Örgüt propagandası” suçlamasıyla soruşturma açtı.

    Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi ‘bıyık övmeyi’ örgüt propagandası sayarak Bora’ya 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.

    Konuya ilişkin konuşan Mehmet Ali Bora ise kararın hukuki olmadığını ve itirazda bulunacağını ifade etti.

    Kararı eleştiren Bora, iddiaların suç teşkil etmediğini söyledi.

  • Rakka’da ölen Gezi direnişçisi kız’ın babası: Yumruklu yıldızlarla kucaklıyorum seni

    Rakka’da ölen Gezi direnişçisi kız’ın babası: Yumruklu yıldızlarla kucaklıyorum seni

    Antalya’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle ‘örgüt üyeliği’nden 98 yıla kadar hapsi istenen Ayşe Deniz Karacagil’in Rakka’da hayatını kaybettiği yolundaki haber babası tarafından da doğrulandı.

    ‘Destan Yörük’ kod adını alan Karacagil’in, YPG öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) bağlı Enternasyonal Özgürlük Taburu’nda IŞİD’e karşı savaşırken 29 Mayıs’ta hayatını kaybettiğini ETHA duyurmuştu.

    Haberi doğrulayan baba Ömer Faruk Karacagil, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak şunları söyledi: “Canım kızım Ayşe Deniz’i şeriatçı faşist IŞİD’e karşı savaşırken Rakka önlerinde Devrim şehidi olarak yıldızlara uğurladım. Yumruklu yıldızlarla kucaklıyorum seni Devrimci Yolumuzda canım benim.”

    “ÖYLE YA DA BÖYLE BEDENİM SİZE GERİ DÖNECEKTİR”

    Karacagil, Rojava’ya gittiğini anlatan mektubunda, “Böylesi gidişlerde dönüşlere çok yer verilmez ama davam o gün denize ‘bir dilek tut’ deyip verdiğin parayı atarken ben size bir gün geri dönebilmeyi tuttum ve öyle ya da böyle bedenim size geri dönecektir” diye yazmıştı.

    Karacagil ve iki arkadaşı 127 gün tutuklu kaldıktan sonra ilk duruşmada tahliye edilmişti.

    ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılanan üç gence yöneltilen suçlamalar arasında örgüt sembolü olarak ‘kırmızı fular’ takmaları da yer alıyordu.  (HABER MERKEZİ)

  • TRUMP İLE ERDOĞAN 20 DAKİKA GÖRÜŞTÜ

    TRUMP İLE ERDOĞAN 20 DAKİKA GÖRÜŞTÜ

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ilk yüz yüze görüşme Beyaz Saray’da gerçekleşti.  Trump, Erdoğan’ı görüşmenin yapılacağı salonun kapısında karşıladı. Yaklaşık 20 dakika süren görüşmenin ardından Erdoğan ve Trump, Beyaz Saray’da ortak basın toplantısı düzenledi.

    Erdoğan görüşme sonrası yaptığı açıklamada ABD’nin YPG’yi silahlandırmasını eleştirdi. “Özellikle YPG/PYD terör örgütünün hangi ülke tarafından olursa olsun muhatap olarak alınması uygun değildir” diyen Erdoğan,  “Aynı şekilde terör örgütlerinin faaliyetlerini bahane ederek bölgenin etnik ve dini yapısını değiştirmek isteyenlere izin vermemelidir.”  şeklinde konuştu.

    TRUMP TÜRKİYE’NİN BEKLEDİĞİ KONUŞMAYI YAPMADI

    Trump  ise görüşme sonrasında yaptığı açıklamada “Yıllar sonra ABD-Türkiye arasındaki ilk ziyaret. Türk askerleri Amerikan askerleriyle Kore savaşı boyunca yıllarca birlikte savaştılar ve yaptıklarını unutmadık” dedi.

    Türk halkının korkunç terör saldırılarına maruz kaldığını ifade eden Trump, “Türkiye DEAŞ ve PKK gibi terör örgütleriyle mücadelede yanında yer alıyoruz. Suriye’de şiddetin azaltılması ve barışın önünün açılmasına destek veriyoruz. Erdoğan ile ticaretin güçlendirilmesini konusunda görüştük. Askeri ekipman siparişi verilmişti ve bunun hızlı bir şekilde teslimatını sağlayacağız.” şeklinde konuştu.

    GÖRÜŞMEYE ABD BASINI GENİŞ YER VERDİ

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi ABD basınında geniş yer gördü.

    Washington Post gazetesi başyazısında Erdoğan’ın Washington’a ‘kabul edilmesi zor bir talep listesiyle geldiğini’ belirterek, “Trump bu taleplere doğrudan hayır demeli, aynı zamanda Türk lideri rotasını değiştirmesi konusunda uyarmalı” dedi.

    Amerikan internet gazetesi Politico, Trump’ın insan hakları ihlalleriyle eleştirilen Çin ile kurduğu yakın ilişkilerden yola çıkarak Erdoğan’la ilişkilerine referans yaptı. Haberde, “Muhalifler, Trump’ın dünya genelinde baskıcı liderlere cephanelik verdiğini söylüyor” yorumu yer aldı.

    The Boston Globe gazetesinde de Colombia Üniversitesi İnsan Hakları Enstitüsü’nden David L. Phillips imzalı  yer alan makalade “Erdoğan’ın ‘ABD’nin YPG’yi silahlandırmaktan vazgeçmesi ve Fethullah Gülen’in iadesi talepleri savunulamaz” denilerek, Zarrab davasının da öncelikli konular arasında olduğu belirtildi.

    Foreign Policy dergisi de  “YPG’yi silahlandırmak ABD-Türkiye ilişkilerinde tabuta son çiviyi çakar mı?” sorusuna  “Muhtemelen hayır (…) ABD yönetimi, Kürtleri silahlandırmaya durduk yerde karar vermedi. Askeri yetkililer, Rakka’nın geri alınmasının gerekli olduğunu uzun zamandır söylüyordu. Freedom House’dan Nate Schenkkan, Foreign Policy’ye bu adımın iki yıllık bir çalışma sonucu çıkmış olabileceğini söylüyor.”yorumunu yaptı. Dergi, “Türkiye, Kuzey Irak’ta PKK’nin kalelerinden Şengal’e saldırı düzenleme karşılığında Rakka’yı ABD ve Suriyeli Kürt müttefikleriyle takas edebilir” yorumunu yaptı.

     

  • Trump ve Erdoğan bugün görüşecek

    Trump ve Erdoğan bugün görüşecek

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün TSİ 19.40’ta bir araya geleceği bildirildi.  

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, özel uçak “CAN” ile TSİ 23.50’de Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’a iniş yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ile Milli Savunma Bakanı Fikri Işık da Washington’a gitti.

    Washington’da Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa ve heyetlerarası görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın TSİ 19.40’ta bir araya geleceği bildirildi.

    KONGREDEN UYARI MEKTUBU

    Öte yandan, Erdoğan’ın ABD’deki resmi temaslarının başlamasından saatler önce Cumhuriyetçiler ve Demokratlardan oluşan bir grup Kongre üyesi Trump’a hitaben bir mektup yazarak Erdoğan’ı Türkiye’de özgürlükleri tahrip etmekle suçladı.

     ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben kaleme alınan ortak mektupta, Erdoğan’ın insan hakları, ifade özgürlüğü gibi konularda Türkiye’de verdiği tahribatın gündeme getirilmesi talep edildi.

    Türkiye’de demokratik değerlerin tehdit altında olduğu ve insan haklarının ihlal edildiği ifade edilen mektupta Türkiye’nin hem NATO hem de bölge için önemine dikkat çekildi. Mektupta, Erdoğan ve yandaşlarının ülkedeki muhalefeti mahkemeler aracılığıyla ezdiği belirtildi.  Mektupta, cezaevinde bulunan gazetecilere ve aydınlara dikkat çekilirken, insanların kendi geleceklerinden korkar hale getirildiği ifade edildi.

    FT: ERDOĞAN VE TRUMP’IN ÇOK FAZLA ORTAK NOKTASI VAR

    Bu arada, İngiltere’de yayınlanan Financial Times gazetesinin dış haberler baş yazarı Gideon Rachman, “Trump, Erdoğan ve demokrasiler nasıl ölüyor” başlığıyla yazdığı makalede, ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Salı günü gerçekleşecek toplantıda ortak çok fazla nokta bulabileceklerini yazdı.

    “İkisi de ülkelerini yeniden büyük yapmaya söz veren milliyetçi liderler. İkisi de ülke yönetimini bir aile işine dönüştürdü, damatları Jared Kushner ve Berat Albayrak’a fazlasıyla güveniyorlar” diye yazan Rachman, “Amerikalıları en çok Trump ve Erdoğan’ın medya ile mahkemelere karşı tavırlarındaki benzerlik korkutmalı” vurgusunu yaptı.

    Rachman ayrıca “Erdoğan’ın bazı özgürlükleri askıya alışının Amerikalılar için alarm zillerinin çalmasına yol açması” gerektiğini belirtti.

    Tehlike arz eden durumlardan ilkinin ‘lidere bağlılık’ olduğunu söyleyen Rachman’a göre Türkiye’de Erdoğan’ın güttüğü politikalar partisi tarafından ne olursa olsun desteklendi, aynı şekilde ABD’de de bazı Cumhuriyetçilerin Trump’a desteği her kararında sürdü. Rachman ikinci uyarının ise ‘Erdoğan’ın terörizm ile ilişkili tehdidi kullanışından kaynaklandığını’ kaydetti.

    ERDOĞAN’DAN PYD/YPG AÇIKLAMASI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile yapacağı görüşme öncesinde ABD’nin YPG’ye silah desteği verilmesini öngören kararına ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan, Çin ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Washington’da yaptığı öngörüşmelerde Gülen ile ilgili bilgilendirmede bulunduğunu, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Beyaz Saray’da yaptığı temaslarda ise Suriye ağırlıklı görüşmelerin gerçekleştiğini söyledi.

    Erdoğan öngörüşmelerde amacın ABD ve Türkiye’nin PYD/YPG konusundaki duruşlarının netleştirilmesi olduğunu kaydetti. Türk heyetin temaslarında birçok belge sunduğunu belirten Erdoğan, “Şimdi de nihai görüşmeyi biz yapacağız. Sonra da nihai kararımızı vereceğiz” diye konuştu. Erdoğan ABD için “Eğer stratejik müttefiksek ittifak içinde karar almamız lazım. İttifaka gölge düşecekse başımızın çaresine bakmamız lazım. Biz bu ittifakı Türkiye’nin aleyhine olacak yaklaşımlara boğduramayız” açıklamasında bulundu.

  • Astana anlaşması yürürlüğe girdi

    Astana anlaşması yürürlüğe girdi

    PİRHA- Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmasını öngören ve Türkiye, Rusya ve İran tarafından imzalanan Astana anlaşması yürürlüğe girdi.

    Suriye’de güvenli bölgeler kurulmasını öngören Astana anlaşması 6 Mayıs Cumartesi günü TSİ 00.00’dan itibaren yürürlüğe girdi. Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan dördüncü tur görüşmelerinde İdlib eyaletinin tamamı ve Lazkiye, Hama, Humus, Doğu Guta, Dera ve Kuneytra’nın belirli bölgeleri çatışmasız alanlar olarak ilan edildi.

    Güvenli bölgeler, anlaşmaya göre 6 ay boyunca geçerli olacak geçici bir önlem olup, bu süre garantör ülkelerin kararıyla uzatılabilecek. Güvenli bölgelerde krizin tarafları arasında her türlü silah ve hava araçları kullanılarak süren çatışmalar sonlandırılacak.

    “ÇATIŞMASIZLIK ALANI KOALİSYON UÇAKLARINA KAPALI”

    Ateşkes yürürlüğe girmeden kısa bir süre önce ABD’den yapılan açıklamada anlaşmanın IŞİD’e karşı yürütülen mücadeleyi engellemeyeceği vurgulandı. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jeff Davis, çatışmasızlık bölgelerinin IŞİD’in aktif olduğu yerleri kapsamadığına dikkat çekti. Davis, “Operasyonlarımız daha doğuda kalan IŞİD’i hedef alıyor” dedi.

    Rusya’nın Astana’daki temsilcisi Alexander Lavrentyev, Suriye’de kurulacak çatışmasızlık bölgelerinin ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun uçaklarına kapalı olacağını duyurdu.

    “MEZHEPSEL BÖLÜNME YAŞANACAK”

    Bu bölgelere karşı çıkan PYD, mezhepsel bölünme yaşanabileceğinden endişe duyduğunu duyurdu. PYD sözcüsü İbrahim İbrahim, söz konusu planın, Suriye’yi “mezhep temelinde bölmek” anlamına geldiğini söyledi. İbrahim, Rusya’nın hazırladığı bu planın, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı özerk bölgeleri tehdit ettiğini belirtti.

    YPG’nin kadın kolu YPJ Sözcüsü Nesrin Abdullah ise, Türkiye-Suriye sınırında uçuşa yasak bölge istediklerini belirterek şunları söyledi: “Hava harekatlarına karşın kalkanlar istiyoruz. Bir savunma garantisi talep ediyoruz. Halkımızın hava harekatlarına karşı savunulması lazım. Bugün Türkiye hava operasyonu yaptı, kim bilir yarın kim ne yapar. Koalisyon güçleri bizi, bizim özgürleştirdiğimiz yerleri korumalı. Koalisyon bu tedbirleri almalı.”

    SURİYE İNSAN HAKLARI GÖZLEMEVİ: ÇATIŞMALAR DEVAM EDİYOR

    Öte yandan Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden yapılan açıklamada, binlerce kişinin yaşamını yitirdiği, aylar süren çatışmaların ardından ateşkesin ilan edildiği bölgelerde çatışmaların yaşandığı belirtildi.

    Humus vilayetinin kuzeyindeki Teir Malla’da ateşkesin yürürlüğe girmesinden yaklaşık yarım saat sonra bir patlama duyulduğu kaydedildi.

    Gözlemevi’nden verilen bilgiye göre, rejime bağlı birliklere ait savaş uçaklarının Zalakiyat ve yakınlarındaki Hama’da isyancıları hedef alan bir saldırı düzenledi. Suriye ordusundan ise bu iddialara ilişkin açıklama yapılmadı.

  • ‘Esas olan ceberrut iktidar anlayışının yenilmesidir’

    ‘Esas olan ceberrut iktidar anlayışının yenilmesidir’

    PİRHA- Kürtler arasındaki çelişkilerden Türkiye’nin faydalandığını düşünen Gazeteci Fehim Işık, Erdoğan’ın yaratmaya çalıştığı büyük  Sünni-İslam şemsiyesi altında kendisine müslümanım diyen,  Erdoğan’a biat eden herkesin yeri olacağını belirtti. Işık ayrıca referandumda çıkacak bir hayırın Türkiye’yi bir anda değiştirmeyeceğini, fakat esas olarak ceberrut bir iktidar anlayışının yenileceğinin altını çizdi.

    Türkiye’nin Suriye politikasında izlediği rota, soruna müdahil olma biçimi, başından bu yana büyük tartışmalara neden oldu. Büyük oranda Kürt karşıtlığı üzerinden gelişen Suriye politikası Türkiye’yi her defasında bir basamak geriye götürdü. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Pakistan ziyareti öncesinde Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolündeki Menbic’e operasyon düzenleyeceklerini açıkladı. Erdoğan açıklamasında, “Şimdiki safha Minbic’tir’’ dedi ve her defasında tekrar ettiği gibi Minbic’in Araplara ait olduğunu, YPG ve PYD’nin Fırat’ın doğusuna geçmesi gerektiğini söyledi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise Erdoğan’ın bu açıklamasının ardından sosyal medya hesabında YPJ’li kadın savaşçıların fotoğrafını paylaştı.

    Diğer tarafran geçtiğimiz günlerde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani Ankara’ya geldi. Barzani ziyaretinin ardından Şengal’de çatışmalar başladı.

    2 Mart tarihinde peşmergeler Şengal’in Xanesor beldesinde YBŞ/YJŞ sorumluluğundaki alana girerek bu güçlerle çatıştı.

    Türkiye’nin inişli çıkışlı, Suriye ve Irak merkezli Ortadoğu politikasını Gazeteci Fehim Işık’la konuştuk.

    Türkiye Suriye politikasını Kürt düşmanlığı merkezli yürüttü. Bölgede şiddet odaklı çözüm arayışlarına yöneldi. Bu çerçevede isterseniz işin ABC’sinden başlayalım. Nedir Türkiye’nin Suriye politikası ve nereye evrildi?

    Türkiye işin en başında Arap Baharı denen dönemde, her ne kadar dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun stratejik derinlik diye ucube bir politikası olmasına rağmen, Ortadoğu’ya dönük belirgin bir hedefe sahip değildi. Kriz Suriye’ye yansıdıktan sonra bir şekliyle bu krizden nemalanıp bölgedeki yayılmacı hedeflerini yaşama geçirmek için uğraştı Türkiye. İlk etapta bölgede ciddi bir unsur olarak görmediği Kürtleri kendi yanına çekmeye dönük bir çaba içerisine girdi. 2013’te başlayan çözüm sürecini de bu noktadan bağımsız değerlendiremeyiz. Zaman içerisinde Kürtlerin Suriye’de üçüncü bir güç olarak ortaya çıkması, kendi yönetimlerini oluşturmaları, etkili bir siyasi aktör olarak dünyada görünmeye başlanması ile birlikte, Türkiye’nin temel politikası Kürtlere düşmanlık üzerinden gelişti. Çünkü kendi yanına çekerek bir yan unsur olarak görmek istediği Kürtleri orada güç olarak görmek istemiyordu. Hele bir yönetsel özerklik elde etmelerini hiçbir şekilde kabul etmedi. Bu kez tamamen Kürt düşmanlığı üzerinden bir politika geliştirdi. Başlangıçta müslüman kardeşlere destek verdi. Onlar çökünce El Nusra’yı Kuzey Afrika’dan Suriye’ye taşıdı, onlar çökünce IŞİD bölgeye girince bu kez IŞİD’e destek verdi. Özellikle Musul’un işgalinden sonra IŞİD’in bölgeye girişindeki en önemli faktörlerden biri bizzat Türk devletinin kendisidir. İŞİD’in Kürtleri zayıflatması onların yararınaydı. Ancak IŞİD Kobane duvarına çarpınca bu kez devreye bizzat kendisi girdi. Cerablus işgali de, Kobane zaferinin ardından gelen bir olguydu. Çünkü Cerablus’a fiilen girmemiş olsaydı, ortaya çıkacak tablo daha da zorlayacaktı. Bölgesel ilişkileri, Rusya ve ABD arasındaki çelişkileri kullanarak böylesi tehlikeli riskli bir oyuna girdi. Hala bu emellerinden de vazgeçmiş değiller.

    Erdoğan Suriye’deki El Bab operasyonunun ardından bir sonraki hedefin ülkenin kuzeyindeki Menbic olduğunu açıkladı…

    Rusya ve ABD’nin Kürtleri ellerinin tersiyle itemeyeceklerinin belirginleşmesinden sonra bu kez Türkiye provakatif yaklaşımlarla süreci tersine çevirmeye dönük olgular içerisine girdi. Örneğin güvenli bölgeyi fiilen oluşturma noktasında ABD de Rusya da Türkiye’nin Şehba dediğimiz Azez-Cerablus ve Mare’yi kapsayan bir alanda bulunmasına ses çıkarmadılar. Onların onayı ile girdi. Fakat Türkiye daha da ileri gitti, Bab’a kadar girdi. Bab’a girerken de çok zorlandı. Orada ciddi anlamda bir destek almıyordu. Destek almamasına rağmen o bölgeye kadar inince Suriye rejim ordusu ile karşı karşıya geldi ve Minbic üzerine ilerleyeceğiz iddiasında bulundu. Bu kez Rusya ile Minbic askeri meclisi bir ittifak geliştirerek bazı bölgelerin savunmasını Suriye askerlerine verdiler. Orada Türkiye ile Suriye askeri karşı karşıya geldi. Burada Türkiye’nin Rakka ve Minbic’in gündeme getirmesi içe dönük bir politik argümandır. Sahadaki gerçekliği bilen herkes Türkiye’nin oraya çok kolay giremeyeceğini biliyor. Son bir yıldır ABD her açıklamasında somut bir biçimde ‘bizim Suriye’deki partnerlerimiz Kürtlerin de bulunduğu yerel güçlerdir’ diyor . Son olarak CENTCOM kendi sayfasında Rakka operasyonunu Kürlerle birlikte yürüteceğini söyledi ve sosyal medya hesaplarında YPJ’li kadınların resimlerini paylaştı. Bunu cumhurbaşkanı ‘biz Rakka’ya da Minbic’e de gireceğiz’ dediği gün yaptı. Bunlar bize gösteriyor ki Türkiye’nin oraya girişi o kadar da rahat değil. Bunun dışında, bu operasyon oraya 3 -5 bin askerle gerçekleşebilecek bir durum değil. Oraya belki on binlerce aslerle girmek zorundasınız. Bu hergün onlarca asker ölüsünün gelmesi demek. Türkiye bunu kaldırabilecek bir güce sahip değil. Türkiye’nin oradaki varlığı ABD ve Rusya’nın onay verdiği orandadır. Dolayısıyla onay verilmediği zaman böylesi bir maceraya sürüklenmesi mümkün değil. Bunu referandum dönemine kadar kullanacağı bir argüman olarak gündeme getirecek.

    Başta ABD olmak üzere Rusya’nın da katıldığı, Türkiye’nin de kendini dahil ettiği aktörler, Ortadoğu’nun şekillenmesinde önemli oranda belirleyici role sahip. Yerel güçlerle yapılan koalisyonlar, IŞİD’in varlığı, güç savaşları…Sizce nasıl bir şekillenme olasıdır?

    İşin başında ABD orada tek güçtü. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında uluslararası koalisyonu oluşturdular. Rusya o zaman sessizdi. Rusya’nın Suriye’de çıkarları vardı. Tartus ve Lazkiye’de Rusya’nın askeri üsleri vardı. Buraları kaybetmek istemedi. Rusya Ukrayna sorunu gibi benzeri iç sorunlarını zora dayalı yöntemlerle kendi kontrolüne almaya başladıktan sonra, Suriye’deki çıkarlarının ciddi anlamda riske girdiğini gördü ve ben de varım dedi. Böylelikle Suriye rejimi artık kendisini daha da toparlamaya başladı. Orada ayakta durmasının temel etkenlerinden biri Rusya desteğidir. Doğu Akdeniz’in bir bütün olarak kontrolünü aldı. Bölgede çeteci grupların, muhalefet adı altında örgütlenen ama IŞİD’ten farkı olmayan grupların ilerlemesinde ciddi engel koydu. ABD bu dengeyi gözlemledi. ABD, Rusya’nın sıradan bir güç olmadığını, bölge çıkarlarının tek başına ABD eksenli dönmeyeceğini biliyordu. Deyim yerindeyse , fiili bir anlaşmaya yaptılar. Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerde daha çok uluslararası koalisyon ve ABD destek verdi. Doğu Akdeniz’i, Şam, Halep ve İdlib’ de operasyonları büyük çoğunlukla Rusya yürüttü. Bir dönem orada çeteleri etkin bir biçimde destekleyen Türkiye bu politikalardan olumsuz etkilendi ve Rus uçağını düşürme olayı ile bu güçle karşı karşıya geldi. Türkiye daha sonra Rusya ile çatışarak birşey yapamayacağını görünce tüm kasımpaşalılık edası gitti, Rusya’dan özür diledi. Hatta Rusya sayesinde Suriye rejimi ile de biraraya geldi .Şu anda Türkiye’nin Suriye politikası 2012’deki politikası değil. 2011’de bir bütün olarak ‘Esad gitmelidir’ diyen Türkiye, şimdi Esad’la birlikte uzlaşmanın yollarını arıyor. Suriye Türkiye arasında bir uzlaşma söz konusu değilse, bu Suriye rejimi istemediği içindir. Çünkü Suriye rejimi hiçbir zaman Türkiye’yi, özellikle de Erdoğan’ı affetmiş değil. Çünkü Suriye’deki karmaşanın önemli bir kısmının Türkiye ve Erdoğan’ın politikalarından kaynaklandığı konusunda somut bilgilere sahipler.

    Peki Kürtler….

    Kürtler başından bu yana bir denge politikası gözetti. 3. Yol dedikleri başlangıçta belirledikleri politikada bir denge politikasıydı. Kendi alanlarımızı koruyacağız, başka bir yerde gözümüz yok, bize saldırılmadığı müddetçe biz de saldırmayacağız anlayışı vardı. Sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğine inandılar. Minbic ve Rakka operasyonları ile birlikte farklı bir pozisyonda çıktı. Orada Kuzey Suriye, Rojava’yı bir bütün olarak kapsayan o bölgede federasyonlaşmayı öngören bir politika ile oradaki diğer halkla ortak mücadele yürütme kararı aldılar. Hatta öncesinde Gre Spi ve Tel Abyad’ın özgürleştirilmesi de böyle bir operayonun sonucuydu. Kürtler aslında tetikleyici gücü olmamış olsaydı IŞID, El Nusra’ya karşı başarılı bir operasyon yürütebilecek gücü olmamış olsaydı; belki Araplarla, diğer halklarla bu kadar kolay yanyana gelmeleri mümkün değildi. Türkiye’nin geliştirdiği uluslararası politikalar sayesinde bu durum siyasal alanda istenilen ölçüde yansımasını bulamadı. Mesela Astana toplantılarında Rusya Kürtleri oraya çağırmadı.

    Türkiye’nin, desteklediği grupları çekim alanı içerisine almaya dönük bir yaklaşım vardı. Cenevre önemliydi ama yine Kürtler çağrılmadı. Kürtlerin olmadığı bir ortamda çözüm geliştirmekte mümkün değil. Bu yanlış politikaları sürdürenler siyaset alanından çekilinceye kadar bu durum devam edecek. Şu anda Türkiye bu yanlışları ile Suriye batağına gömüldü. Türkiye Suriye savaşının ayrılmaz bir parçasıdır. Suriye’deki çetelerle geliştirdiği ilişki, sonra onlardan vazgeçmeleri ile IŞİD, El Nusra’nın Türkiye’de yaptığı bombalı saldırıları görüyoruz. Türkiye uyarıları dinlemedi.

    Türkiye Irak meselesine de aynı minvalde yaklaştı. Retoriği düşmanlık üzerinden. Barzani’nin geçtiğimiz günlerdeki ziyaretinin ardından Şengal’e saldırılar başladı. Orada nasıl bir politika izlemek istiyor Türkiye?

    Kürt kimliği düşmanlığı üzerinden değil de, kendisine biat etmeyen, kendisi ile uzlaşmayan Kürt’e düşmanlık üzerinden yürümeye başladı. İran’ın Sünni versiyonunu oluşturmaya kalktı. Büyük bir Sünni-İslam şemsiyesi altında kendisine müslümanım diyen, halifeliği geri getirmeyi niyetlenen Erdoğan’a biat eden herkesin yeri olacak. Bu Türkiye’deki siyasette de böyledir. AKP’de Ermeniler var ama Erdoğan’a biat edenler, Kürtler var keza. Hepsinin ortak özelliği biat etmiş olmalıdır. Erdoğan için uzlaşılacak, ya da uzlaşılmayacak Kürtler vardır. Ne yazıkki Kürtler arasındaki çelişkiden Erdoğan yararlandı. KDP ile yakın ilişkilere girmesi bu politikaların sonucudur. KDP Türkiye ile ticaret ilişkilerini ilerletmede sakınca görmedi.

    Kürdistan’da tam olarak işleyen bir parlamento, hükümet söz konusu olsaydı bugün bu tablo ile karşı karşıya gelmeyecekti. Ne yazık ki YNK, Goran, KDP arasındaki çelişkilerden bölge devletleri yararlanıyor.

    Peşmergeler’in Şengal’e saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Şengal meselesi ise çok farklı. Şengal IŞİD tarafından işgal edilmeden önce orada PKK yoktu, orada peşmerge gücü dışında öznel ayrı bir güç yoktu. Fakat IŞİD’in Şengal’i işgal etmesiyle birlikte bölgede peşmerge kalmayınca, peşmergeler IŞİD’e karşı geri çekilmek zorunda kalınca, bölgede Şengalli gençler ve PKK gerillaları etkin bir mücadele sürdürdü. Binlerce Ezidinin kurtarılmasında orada bulunan HPG’liler ciddi bir rol üsttlendi. Bunların Rojava’ya geçişlerine koridor sağladı. Bu tablo ortaya çıktıktan sonra Şengal toprakları özgürleştirilip, IŞİD oradan kovulunca oradaki güçle siz uzlaşarak sorunları çözmek zorundasınız. PKK açıklamasında kendilerinin Şengal’de kalma gibi bir hedeflerinin olmadığını söyledi. Ancak Şengal’de IŞİD saldırılarının ortaya çıkardığı sorunlar çözülebilmiş değil. Ezidi toplumunun neredeyse son kalan topraklarını koruyabilecek önlemler alınmalı. Bunun askeri, yönetsel boyutu tartışılmalıdır, fakat birlikte yapılmalıdır, bir taraf olarak değil. Bölgede Güney Kürdistan Hükümeti’nin kendilerini yalnız bıraktığına inanan ayrı askeri örgütlenmeleri oluştu. Onlar da o bölgenin parçası. YBŞ ve YJŞ bu temelde oluştu. Şengal’deki bu güçleri silah zoruyla çıkarmak yeni bir çatışmanın da habercisi. Nihayetinde öyle bir çatışma başladı. Bunun önüne geçmek lazım. Kürtler arasındaki sorun çatışmalarla çözülmez. Bu çatışma bölge devletlerine, özellikle de Türkiye’ye hizmet eder.

    Sorun diyalog ve müzakere ile çözülür. Bunun içinde tarafların görüşüp somut adımlar atması gerekir. Şunu hatırlatalım; Kürtler kendilerini yönetme taleplerini ortaya koyduğu anda herkes masayı devirdi. Bu 93’te, 96’da, 98’de PKK liderinin yakalanmasından sonra gelişen tüm süreçlerde, en nihayetinde Oslo ve Dolmabahçe’den sonra yapılan mutabakatlardan sonra da böyle oldu. Türkiye’de şimdi çok farklı bir sürece girildi.

    Evet çok farklı bir sürece girdik. Başkanlık sisteminin önünü açan bir anayasa değişikliği için referanduma gidilecek. Cumhuriyet tarihinden bu yana ilk defa sistem değişikliğinden bahsediyoruz. Referandum ve olası sonuçları hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Türkiye’deki mevcut anayasanın ne eskisi, ne de şimdiye kadar yapılan değişiklikler, ne de referanduma sunulan değişikliklerin hiçbiri zerre kadar Kürtlerin lehine değil. Türkiye’de anayasada her zaman 4 madde varlığını koruduğu sürece bu böyledir. Yeni bir hegemonyaya doğru ilerleyen bir durum söz konusu. 1923’te kurulan Kemalist cumhuriyet, Türkler dışındaki herkesi yok sayan cumhuriyet, şimdi Erdoğan ile birlikte Erdoğanist ve İslamist bir noktaya doğru gidiyor. Erdoğan’ın 16 Nisan’da referandumda elde etmek istediği resmiyet budur. Şu andaki fiiliyatı meşrulaştırmak istiyor.

    Türkiye’de farklı diller, kültürler var. Siz bunları tek tipleştirerek birarada barındıramazsınız. Cumhuriyet bunu 90 yıldır başaramadı. Bu baskılara rağmen bu aidiyetler varlığını korudu. Alevi kimliği de aynı şekilde. 90 yıl boyunca cemevlerini yasakladılar, eğitim sistemini bütün olarak Alevi karşıtlığı üzerine yaptılar, buna rağmen görüyoruz ki baskılara rağmen Aleviler kimliklerini terketmediler.

    Türkiye’deki tüm olguları kendi lehine kullanan 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir allahın lütfu sayıp toplumsal muhalefeti susturan Erdoğan, bundan sonra referandum barikatını istediği gibi aşarsa, geri dönüşsüz bir noktaya ilerler Türkiye. Ortadoğu’da da ciddi bir bölgesel savaş söz konusu olabilir.

    Referandumda büyük bir hayır cephesi var. İslami bir kesim, MHP’li bir kesim,CHP, HDP, demokrasi güçleri hayır diyor. Herkesin hayır deme nedenleri farklı.Peki sizce neden hayır denmeli?

    Bir MHP’li hayır derken , aslında o MHP’linin korumak istediği bir ırkçı anlayış var. Oysa ilerici devrimci insanlar, o hayırdan demokratik özgür bir yaşam çıkarmak istiyor. Hayırlarımızın aynı olması mümkün değil. Türkiye’de geniş bir kesim MHP’liler gibi hayır demiyor. Aleviler, Kürtler, aklınıza gelebilecek tüm baskı altında kalmış kimlikler, önemli bir çoğunluktur. Bunların tümü hayırdan sonra özgür demokratik eşit bir yaşamı inşa etmek istiyor. Hayırı aşabilirsek, bu ; ırkçılığın, faşizmin ne olduğunu bilenlerin kazanım hanesine yazılacaktır.

    Bazı kesimler ‘hayır desek bile değişen bir şey olmayacak’ diyor…

    Hayır demekle birlikte barışçıl bir dönemin kapısının aralanacağını düşünüyorum. Türkiye’yi bu noktaya getiren Erdoğan’ın şiddet yanlısı tutumudur. Dolayısıyla Erdoğan iktidarının zayıflaması devrimcilerin ilericilerin güçlü olabileceği bir pozisyona gitmesi anlamına gelecektir. Erdoğan her seçimde ‘ben olmasam istikrar olmaz’ diyordu, 1 Kasım seçimlerinden sonra istikrar için oy istediler. Oysa oy verdikleri bizzat şiddeti uygulayan zihniyetin kendisi. Hayır, Türkiye’yi bir anda değiştirmiyecek, hayır o eski ucube anayasayı kabul ettiğimiz anlamında da değildir. Esas olan anayasa değişiklikleri değil, esas ceberrut bir iktidar anlayışının yenilmesi.

    Elif SONZAMANCI

  • Sonsuz acılar çağının romanı: Yezda

    Sonsuz acılar çağının romanı: Yezda

    PİRHA-Şengal’de dünyanın gözü önünde başlayan Êzidî katliamı, IŞİD’in barbarlığı ve YPG’nin IŞİD çetelerine karşı verdiği mücadeleyi, tarihi olayları başarıyla romanlaştıran yazar Metin Aktaş tarafından kitaplaştırıldı. Okuyucuyu günlerce etkisi altında bırakan ve bir Êzidî kızı olan Yezda’nın hayatının ekseninde yazılan roman için Metin Aktaş PİRHA’ya konuştu.

    Yeryüzünde Êzidî’ler kadar masumiyet taşıyan ve bu masumiyet nedeniyle sürekli katliamlara uğrayan çok az halk vardır. Son Şengal katliamı ile dünyanın gözünün önünde, hafızaların bile alamadığı çeşitlilikte zulme uğradı Êzidî’ler. IŞİD denen katiller sürüsü kadınları esir pazarında satılığa çıkardı, çocuk yaşlı demeden binlerce Êzidî’yi katliamdan geçirdi.

    Birçok toplumsal terteleyi başarıyla romana dönüştüren günümüzün üretken yazarlarından Metin Aktaş, IŞİD katliamından yola çıkarak Êzidî’lerin dünden bugüne sosyal, siyasal ve inançsal alanda yaşadıkları kıyımları yazdı. Yezda adında Êzidî bir kız çocuğunun gözüyle çağın en yanık çığlığı olan Şengal katliamını ve bu kadim toplumun dünden bu güne yaşadıklarını tarihsel gelişmeler ışığında kaleme aldı. Aktaş Yezda romanını PİRHA’ya değerlendirdi.

    –  Romanlarınızda coğrafyamızda yaşanan ne kadar acı varsa onlara odaklandığın görünüyor. Bu tercihin nedenini açıklar mısın?

    – 38 acılarının hala yankılandığı Dersim’de doğdum. Gençliğimin bir kısmı Hakkari’de geçti. 70’li yıllarda Elazığ’da siyasal mücadelenin içindeydim. Bu süreçte dokunduğum, dinlediğim her şey ve herkes yaşanmışlık adına derin acılar anlattı bana. Büyüdüğüm ve beslendiğim ne varsa toplumsal acıların süzülüşüydü. Doğal olarak beslendiğim bu hikayeler benim tercihlerimi belirledi. Zaten insanın kişisel tarihi yani yaşanmışlıkları, bir sürpriz olmadığı sürece kaderini de etkiliyor.

    YEZDA İLE BİRLİKTE 14 ROMAN YAZDIM

    • Örneklersek romanlarının içerikleriyle ilgili neler söylersin?
    • Cefr romanında Alevilerin tarihsel yolculuklarını, gizemlerini, dünyanın bu inançla olan ilişkilerini anlattım. Dicle, Nişancı, Avesta gibi romanlarımda Kürt halkının acılarını mücadelesini ve tarihsel serüvenlerini yazdım. Harput’taki Hayalet romanımda Ermeni halkının bu coğrafyada nasıl kıyıldıklarını, sürülerek, onlarsız bir toprağa nasıl dönüştüğünü yazdım. Yezda’da da Êzidî halkının tarihselliğini ve son olarak Şengalde yaşadıkları kıyımlara dikkati çektim. 14 romanımın hepsi bu toprakları ve bu topraklar üzerinde yaşanan, bugünkü çoraklığa neden olan ve süreklileşen kıyımları yazdım.
    • Romanlarındaki sürükleyicilik, bu yaşanmışlıkların dışında birde dille ilgisi var. Nasıl bir dil ve nasıl bir kurgu oluşturuyorsun?
    • Romanlarımın hemen hepsi yaşanmışlıkların aktarımıdır. Kahramanlar nasıl düşünüyorlarsa, nasıl konuşuyorlarsa onlara sadık kalarak yazdım. Romanlarımda oldukça fazla kahramanlar var ve her biri diğeriyle ilinti içinde, böyle olunca kopukluk olmuyor ve akıcılığa katkısı oluyor.

      YEZDA’YI YAZARKEN YÜREĞİM KANIYORDU

    • Yezda romanına gelirsek, bu oldukça sorumluluk isteyen bir iş. Bir toplum çağın en büyük dramını yaşıyor ve bu romana dönüştürülmek isteniyor. Oldukça zor bir iş, itiraf edeyim ki oldukça etkili ve başarılı bir roman olmuş. Okuyanlar romanın günlerce etkisinde kaldıklarını söylüyorlar. Bu konuda ne demek istersin?
    • Bende yazarken ve bitirdikten sonra çok etkilendim. Günlerce etkisi altında kaldım, İçimin kanadığını, gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim. Bu ticari bir roman değil, bir görevdi. O nedenle yazarken oldukça endişelerim vardı. Ancak okurların olumlu tepkisi bu misyonu yerine getirdiğime ikna etti beni. Uzun bir araştırmaydı, bir yılı aşkın bir süredir kurguladığım bir romandı.
    • Romanı okurken, Êzidî’lerin yaşadıkları acılardan kaçamayacakları gibi bir his oluşuyor okuyucuda. Bunun sosyolojik nedenlerini açıklar mısın?
    • Ortadoğu dünyanın herhangi bir bölgesine benzemiyor. Bu coğrafyada tekçilik bir amentüdür. Farklılık, özellikle de azınlık olmak, yok edilmek için önemli bir nedendir burada. Baskın olan her toplum diğerini yok ederek daha rahat yaşayabileceği hayalini kuruyor. Egemenlerin oluşturduğu bu aforizma yığınları da etkisi altına aldığından katliamlar ve trajediler bu güne kadar geldi. Ne varki Ortadoğu’nun yarını için de iyi şeyler söylemek oldukça zor. Bu coğrafyada kan ve gözyaşının eksik olmayacağı da bir gerçek.

    ORTADOĞU İÇİN YENİ BİR UMUT VAR

    • Peki umut yok mu hiç?
    • Olmaz mı, YPG’nin oluşturduğu kocaman bir umut var. Halkların hak eşitliği ve inançların özgürce yaşanması YPG’nin başarısıyla orantılı olarak çoğalmaktadır. Ortadoğu’nun tanımadığı bu demokrasi iklimi ilk kez Şengal’de ki YPG’nin müdahalesiyle görülmeye başlandı. Demokrasinin bu coğrafyada filizlenmesini istemeyenlerin korktuğu ancak Êzidîler başta olmak üzere birçok azınlık toplulukların umudu haline gelen YPG tarzı, çeşitliliği esas alan yapılanmalar oldukça ve geliştikçe umutlarda olacaktır.
    • Söyleşi için PİRHA adına teşekkür ederiz.
    • PİRHA’ya başarılar diliyorum, söyleşi için ben teşekkür ederim.

            Ahmet BAKIR

     

  • ‘Davutoğlu ve Erdoğan’la birlikte yargılanmalıyım’

    ‘Davutoğlu ve Erdoğan’la birlikte yargılanmalıyım’

    HDP’nin tutuklu Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Urfa’nın Suruç ilçesinde yaptığı bir konuşmadan dolayı açılan davada, “O dönemde söylediğim sözlerimi hala savunuyor ve doğruluğunu düşünüyorum” dedi.

    Yüksekdağ, 20 Temmuz 2015 tarihili konuşmada, HDP için ‘sırtını terör örgütüne dayayan parti’ diyenlere, “Anlamayanlara tekrardan buradan cevap veriyoruz. Biz sırtımızı Rojava’ya, Kobani’ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık mücadelesi yürüten YPG-YPJ’ye, PYD’ye dayıyoruz. Bunu söylemekte hiçbir sakınca görmüyoruz” karşılığını vermişti.

    Urfa Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede Yüksekdağ ‘terör örgütü propagandası’ ve ‘silahlı terör örgütü üyeliği’yle suçlanmıştı.

    “CUMHURBAŞKANIYLA BİRLİKTE YARGILANMALIYIM”

    Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada SEGBİS üzerinden savunmasını veren Yüksekdağ, hükümetin PYD’yle ‘tutarsız’ ilişkisine dikkat çekti.

    Konuşma yaptığı dönemde PYD ve YPG’nin ‘terörist’ kabul edilmediğini belirten Yüksekdağ, PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in İstanbul ziyaretini hatırlattı:

    “PYD ile hükümet arasında pazarlıklar yapıldı. ‘Terör örgütü’ dedikleri siyasi gücün başkanı Salih Müslim İstanbul’da ağırlandı. Bu durumda benim yaptığım konuşma ne ki? ‘Terör örgütü’ lideriyle görüşüldü. İstanbul’da ona protokol uygulandı. 19-20 Temmuz’da ben o konuşmayı yaptığımda ne olmuştu?

    7 Haziran’da HDP seçimlerde başarı elde etmişti. Bundan dolayı bizi terörize etmek istediler. Benin hakkımda bu iddianameyi hazırlayan savcı bu suçun yüz mislini konuşan kişilere de hazırlayacak mı? Eğer bu suçtan yargılanıyorsam dönemin başbakanı Davutoğlu, müsteşarlar ve cumhurbaşkanıyla birlikte yargılanmam lazım. Burada iktidarın tutarsızlığı vardır. Burada alınacak en doğru karar beraattır.”

    Kürtlerle sağlıklı bir ittifak kurulması halinde ülkenin bu noktaya sürüklenmeyeceğini söyleyen HDP lideri, “O dönemde söylediğim sözlerimi hala savunuyor ve doğruluğunu düşünüyorum. Hakkımda terör örgütünü desteklediğim iddiasıyla dava açanlar bunun hesabını verecektir” dedi.

    ‘YPG VE  PYD NE ZAMAN TERÖR ÖRGÜTÜ SAYILDI?  

    Yüksekdağ’ın avukatlarından Sevda Çelik Özbingöl de “İddianameler kes kopyala yapıştır sistemiyle hazırlanıyor. Müvekkilimin suçlandığı suç dosyasında tek somut görsel kürsüde çekilmiş bir fotoğrafıdır. Biz YPG ve PYD’nin hangi tarihten itibaren terör örgütü olarak kabul edildiğini öğrenmek istiyoruz” diyerek beraat istedi.

    Talebi reddeden mahkeme, duruşmayı 16 Mart 2017 tarihine erteledi.

  • Erdoğan’dan Bab açıklaması: Daha derine gitmemek lazım

    Erdoğan’dan Bab açıklaması: Daha derine gitmemek lazım

    “Fırat Kalkanı” kapsamında Bab’da yürütülen operasyona ilişkin konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan sonraki süreçte süratle mesafe almak suretiyle oradaki işi bitirmek, daha derinliğine gitmemek lazım” dedi.  Erdoğan, OHAL’i bitirme düşünceleri olmadığını da belirterek, “Referanduma OHAL’le gidilmesi çok daha rahat bir zemin de hazırlayabilir” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika gezisi dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Hürriyet’ten Hande Fırat’a konuşan Erdoğan, “Fırat Kalkanı” operasyonu başta olmak üzere OHAL ve referandumla ilgili açıklamalarda bulundu.

    Erdoğan’ın değerlendirmelerinden bazı bölümler şöyle:

    “OHAL’İ KESELİM DÜŞÜNCEMİZ YOK”

    “Bizim güzel sözümüz var: Su uyur düşman uyumaz! Bunlar bu milletin, bu vatanın düşmanları. Tüm tedbirlerimizi alıyoruz. Şu anda yargının, güvenlik güçlerimizin yaptığı nedir? Bu anlamda gerekli adımları atmaktır. Burada şu kadar kişi alınsın sonra duralım, asla böyle bir şey söz konusu değil. Aynı şekilde OHAL ile ilgili olarak da, ‘şurada keselim’ diye bir şey de yok. Biz burada netice alana kadar yola devam edeceğiz.”

    Referanduma OHAL ile gidilmesi çok daha rahat bir zemin de hazırlayabilir. Hükümetin de bu inançta olduğu kanaatindeyim. Çünkü OHAL ile seçim olmaz diye bir şey yok. Hatırlayın biz iktidara gelmeden önce de Türkiye’de OHAL vardı; seçim de OHAL ortamında yapılmıştı. OHAL’i o dönemde biz iktidara geldikten sonra kaldırdık.”

    “BAB’DA DAHA DERİNLİĞE GİTMEMEK LAZIM”

    “Yine koalisyon güçleri ki başını ABD çekiyor, Suriye’de de Libya’da da şu ana kadar bizim beklediğimiz atılımı ortaya koyabilmiş değil. Son Astana zirvesiyle bir süreç başladı, Cenevre’de de devam edecek. Görüşmeler nereye varır onu tabii şu anda bilemiyoruz. Bu olumlu adım, temennim odur ki kısa sürede meyvesini verir. Bu konuda Sayın Putin ile görüşme yapmayı düşünüyorum. Bu konuda, Trump ile de yüz yüze görüşmeden önce de belki bir telefon görüşmesi olabilir. El Bab’daki gelişmeler malum, Mümbiç ve Rakka olayı var. Bizim burada eli bağlı durmamız mümkün değil, atılacak adımları bir an önce atmamız gerekiyor.

    Rejimle zaten karşı karşıyayız. Orada Cerablus’ta da biz karşı karşıya kaldık, El Rai’de de, Dabık’ta da kaldık. Görünen değildi, maşa kullandı. Mesela Afrin uzantısında PYD, YPG devredeydi. ABD’nin verdiği silahlar nereye gitti? PYD, YPG hatta DEAŞ’a gitti. Temennim odur ki Cenevre süreci, Rusya ve İran’la birlikte Astana’da başlatılan süreç, inşallah rejimi olumlu bir noktaya çeker ve El Bab hallolmuş olur. El Bab’da bundan sonraki süreçte süratle mesafe almak suretiyle oradaki işi bitirmek, daha derinliğine gitmemek lazım. Yapılan çalışma bu istikamettedir.”

     

  • Cockburn: Türkiye, Suriye’de ağır bir bedel ödüyor

    Cockburn: Türkiye, Suriye’de ağır bir bedel ödüyor

    Independent’ın Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında şu ana kadar 44 askerin yaşamını yitirdiği Suriye’de IŞİD ile mücadelesinde beklenmedik ölçüde büyük kayıplar verdiğini yazdı.

    Independent’ın Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn, Türkiye‘nin Suriye’de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelesinde beklenmedik ölçüde büyük kayıplar verdiğini yazdı.

    Cockburn, Perşembe günü yayımlanan makalesinde, Türk ordusunun Halep‘in kuzeydoğusunda yer alan küçük ama stratejik El Bab kasabasını almak için ilk kez IŞİD’le “gerçek bir muharebeye” girdiğini ifade etti.

    Orta Doğu uzmanı gazeteciye göre, El Bab’taki mücadelede Türk ordusu “beklenmedik derecede ciddi asker ve ekipman kaybı” vermeye başladı.

    Yazıda, Türkiye’nin ilk baştaki niyetinin sınırın Suriye tarafından IŞİD’i uzaklaştırmak ve Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Kobani ile Kamışlı kantonlarını birleştirmesini engellemek olduğu belirtildi.

    Türkiye ve desteklediği militanların oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Aralık ayı içerisinde IŞİD’in elinde bulunan El Bab kasabasını almak için operasyona başlamıştı. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında şu ana kadar 44 asker yaşamını yitirdi.

    “TÜRKİYE’NİN ÖSO BEKLENTİSİ SONUÇ VERMEDİ”

    Cockburn yazısında şu yorumlara yer verdi: “Bu stratejiyi uygulamak, IŞİD’in Ankara’nın öngördüğünden daha kararlı ve ustaca çıkan direnişi nedeniyle çok daha maliyetli ve çok daha yavaş ilerliyor. Türkiye öncelikli olarak, kendi operasyonel kontrolünde Özgür Suriye Ordusu şemsiyesi altında birleştirdiği Arap ve Türkmen milislere güveniyordu. Bu vekil gruplara, Türkiye’nin top atışları, hava operasyonları ve sahadaki sınırlı sayıda askerle destek verilmesi öngörülüyordu.”

    Cockburn, bu stratejinin Cerablus’un alındığı Fırat Kalkanı Harekatı’nın ilk aşamalarında başarılı olduğunu vurguladı. Yazara göre, bunda IŞİD’in savaşmamayı tercih edip, savaşçılarını geri çekmesinin ya da sakallarını kestirerek, yerel halkın içine karıştırmasının etkisi büyük oldu.

    “EL BAB  ASTANA ANLAŞMASININ EN ZAYIF HALKASI”

    Cockburn yazısını ayrıca şöyle noktaladı: “Rusya ve İran’la yürütülen diplomatik yakınlığın da desteğiyle Türkiye, Suriye’de altı yıldır süregelen savaşın sonucu üzerinde önemli bir etki sahibi olmayı başardı. Ancak El Bab’ta ağır giden ilerleme Suriye’ye askeri müdahalenin daha henüz ilk aşamalarında dahi bir bedel getirdiğini gösteriyor. El Bab civarındaki muharebe, Astana’da açıklanan ateşkes planlarının en önemli zaafını da ortaya koyuyor. En güçlü iki isyancı silahlı hareket olan IŞİD ve eski adı El Nusra olan Şam’ın Fethi Cephesi, ateşkesin kapsamında bulunmuyor. Dahası, El Nusra, barış görüşmelerine ve ateşkese sıcak bakan isyancı grupları ortadan kaldırmak için Baıt Halep’te bir harekat başlattı. Daha önemlisi, Irak ve Suriye hükümetinin yenilmesinin yakın olduğunu öne sürdüğü IŞİD ise bu iddiaların aksine hala çok farklı cephelerde savaş yürütebileceğini ortaya koyuyor.”

  • Astana’da kritik görüşme

    Astana’da kritik görüşme

    Rusya, Türkiye ve İran’ın öncülük ettiği Astana’da Suriye görüşmeleri başlıyor. ABD’nin konsolosluk düzeyinde katılım göstereceği görüşmeye, sahadaki Kürtler davet edilmedi.

    Suriye’de 6 yıldır yaşanan iç savaşa dair Rusya, Türkiye ve İran yönetimlerin öncülük ettiği görüşmeler Kazakistan’ın başkenti Astana’da başlıyor. Öncelikle ateşkesin devamının sağlanması ve yardımların ulaştırılması hedeflenen görüşmelerde, zirvenin başarısına bağlı olarak bu konularda yol alınabileceği belirtiliyor.

    Yerel saatte göre 13.00’te başlayacak görüşmeler için Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Şam rejimi ve silahlı muhaliflerin yüz yüze görüşmeleri için henüz bir karar verilmediğini söyledi.

    RUSYA’NIN AMACI!

    Ocak ayı içerisinde Ankara’da toplanan onlarca gruptan 14’ü Astana’ya gitme kararı aldılar. Bunlar çoğunlukla DAİŞ ve El Nusra bağlantılı gruplardan oluşuyor. Astana’ya katılan gruplar, Ankara, Suudi Arabistan ve Katar tarafından doğrudan destekleniyor. Rusya’nın öncülüğündeki diplomasinin, tek çatı altında bir araya gelmeyi başaramayan grupları Astana’daki toplaması taktik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

    Yer olarak Astana’nın seçilmesi de dikkat çekici. Suriye’ye uzak, ama siyasi açıdan Rusya’ya yakın bir yer. Rusya’nın bu hamlesi ile ayrıca, Halep’teki askeri başarının, diplomatik bir başarıya da dönüştürülmesinin amaçlandığı ifade ediliyor.

    MUHALEFET KİMİ TEMSİL EDİYOR?

    Muhalefet olarak adlandırılan cephe ise, Ankara başta olmak üzere bölgesel güçlerin çıkarlarını temsil eden gruplar olarak öne çıkıyor. Aralarında bölgesel, ideolojik ve dini anlaşmazlıklar var. Çoğunluğu Suriye’nin kuzeyi olarak ifade edilen bölgede yoğunlaşıyor ve Ankara’nın desteğini alıyor. ABD veya Suudi Arabistan’a daha çok yakın olan grupların ise davet edilmemesi dikkat çekiyor.

    Silahlı grupların delegasyonuna Ceyş-ul İslam grubundan Muhammed Aluş başkanlık ediyor. Kendisi Suriye’de yaşamıyor. Aralık 2015’te Riyad’da kurulan ve Suudilerin desteklediği Yüksek Müzakere Komitesi, Astana’ya davet edilmedi. Bazılarına göre, Rusya’nın amaçlarından biri de bu gruplar arasında kutuplaşma yaratmak. Moskova’ya göre Astana’daki müzakerelerde Halep savaşının sona ermesinden bu yana devrede olan ateşkesi pekiştirmek amaçlanıyor.

    MASADAKİ MUHALEFET NE İSTİYOR?

    Muhalefet heyetinin sözcüsü Yahya Aridi, akan kanı durdurmak, rejim ve İran’ın uyguladığı şiddeti sona erdirmek için görüşmelere katıldıklarını söyledi. Rejim askerleri ve İran milislerinin ateşkes ihlalleri yaptıklarını savunan Aridi, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının 13. ve 14. maddelerinde yer alan ablukaların kaldırılması ve rejimin etnik temizliğine son verilmesine ilişkin maddeleri gündeme getirdi.

    Görüşmelere katılması beklenen Esad yönetimi ise, Suriye’de iç savaş çıkarmakla suçladığı Türkiye ve Katar gibi ülkelerin politika değiştirmesini bekliyor.

    ABD HEYETİ YOK

    Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde yapılacak görüşme masasında, iç savaşın başından beri muhalifleri destekleyen Katar da var. Görüşmelere heyet göndermeyen ABD, Kazakistan Büyükelçisi George Albert Krol aracılığıyla temsil edilecek. Avrupa Birliği ülkelerinden de görüşmeye davet edilen olmadı.

    TÜRKİYE ENKS’Yİ DAVET ETTİ

    Ayrıca rejim YPG’nin de dahil olduğu Demokratik Suriye Güçleri (QSD) dışındaki tüm silahlı grupları “terörist” olarak nitelendiriyor. Buna karşılık Türkiye bir süre önce Ankara’da toplandıkları ileri sürülen ve Barzani yönetimine yakınlığı ile bilenen ancak sahada etkinliği bulunmayan ENKS’nin görüşmelerde Kürtleri temsil etmesini istiyor. Daha önce ENKS temsilcilerinden biri Türkiye’nin Rojava’ya girmesini istediklerini açıklamıştı.

    KÜRTLER OLMAYINCA SONUÇ ALINMIYOR

    Suriye’deki en örgütlü güç konumunda olan Kürtler ise görüşmede yer almıyor. Türkiye’nin blokajı ve diğer devletlerin onayıyla da Kürtler ABD’nin talebine rağmen masaya çağrılmadı. Yine Türkiye’nin baskısıyla Kürtlerin katılmadığı Cenevre’de de görüşmeler sonuçsuz kalmıştı.

  • ABD: Suriye görüşmelerinde YPG’de masada olsun

    ABD: Suriye görüşmelerinde YPG’de masada olsun

    ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Suriye’deki uzun vadeli politik çözüm arayışlarında PYD’nin de masada yer alması gerektiğini söyledi.

    Bakanlık Sözcüsü Mark Toner, günlük basın toplantısında Suriye’de siyasi geçiş dönemine ilişkin soruları yanıtladı.

    Toner, Suriye’deki iç savaşın sona ermesi için Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğündeki çözüm arayışlarının “tek çözüm” yolu olduğunu düşündüklerini belirterek, “(Barış görüşmelerinde) Kimin yer alacağı, ilgili gruplara ve Suriye halkına kalmış.” değerlendirmesinde bulundu.

    Toner, PYD’yi işaret ederek, “Suriyeli Kürtler de bu sürece dahil olmalıdır.” diye konuştu.

    “YPG TEMSİLİYETİ OLAN BİR GÜÇ, SESLERİNİN DUYULMASI LAZIM”

    PYD’nin görüşmelere katılımının diğer Uluslararası Suriye Destek Grubu (ISSG) üyeleriyle de görüşüldüğünü kaydeden Toner, şöyle devam etti:

    “Verilerin gerçekçi bir değerlendirmesini yaparsak, YPG sahada bulunan bir güç, temsiliyeti olan bir grup ve Suriye’deki soruna bulunacak uzun vadeli bir çözümde seslerinin duyulması lazım. Bu, Suriye’de daha demokratik ve tüm Suriyeliler tarafından kabul edilecek politik bir geçişin yolunu açacak sürecin ruhuna uygun.”

    ABD’nin PYD’ye silah desteğinde bulunduğu yönündeki iddialara dair de konuşan sözcü, “Kürt gruplar YPG ve PYD’ye destek sağlayıp sağlamadığımız konusunda şunu söyleyebilirim; bir miktar yardım ediyoruz ancak bu Suriye Demokratik Güçleri’ne yapılan taktiksel bir yardım ve IŞİD’in yenilmesine odaklanıyor” ifadelerini kullandı.

    ABD’nin sahada danışmanları bulunduğunu kaydeden Toner, bir diğer bakanlık sözcüsü John Kirby’nin dün yaptığı açıklamaları hatırlatarak, “PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ediyoruz ve Türkiye’yi bu örgütle mücadelesinde destekliyoruz. Ve PKK’nın Türk güvenlik güçlerini hedef alan saldırılarını kınıyoruz” diye konuştu.

    Toner, ABD’nin YPG’ye silah vermediği yönündeki sözlerini de tekrar etti.

    “SÜRECİN NE OLACAĞINA TÜRK HALKI VE TBMM KARAR VERECEK”

    Öte yandan Toner, Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, NATO müttefiki olan Türkiye’de demokratik bir sürecin işlediğini söyledi. Toner, “Sürecin ne olacağına Türk halkı ve TBMM karar verecektir” diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, “Umarız Türkiye demokratik yapısını korur” ifadelerini kullandı.