Etiket: yüksekdağ

  • ‘Arkadaşlarımızın serbest kalması demokratik siyasetin önünün açılmasına vesile olacaktır’-VİDEO

    ‘Arkadaşlarımızın serbest kalması demokratik siyasetin önünün açılmasına vesile olacaktır’-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Edirne Cezaevi önünde konuştu. Hatimoğulları, “Bugün arkadaşlarımızın serbest kalmasıyla birlikte bu darbeden ve kumpastan vazgeçilmesiyle beraber atılacak mühim adımlar vardır ve bu Türkiye’de hem  barış sürecinin önünü hem de demokratik siyasetin önünü ardına kadar açmasına vesile olacaktır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, 4 Kasım’da aralarında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) Eş Başkanlarının da olduğu 9 HDP’li milletvekilinin tutuklanmasının yıldönümünde Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan Selahattin Demirtaş ve önceki dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret eti.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Ziyaretin ardından cezaevi önünde açıklama yapan Tülay Hadimoğluları, şunları söyledi:

    “Arkadaşlarımız haksız ve hukuksuz bir şekilde çoğu 10 yıla yakındır hapishanede. Ve bununla ilgili bütün Türkiye kamuoyu ve dünya kamuoyunun bildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok önemli bir kararı var. Hatta bir değil, üç tane kararı var. Birinci karar 20 Kasım 2018. 2. karar 22 Aralık 2020 ve 3. karar 8 Temmuz 2025. Bu en son yani 8 Temmuz’daki kararın itiraz süresinin son gününde Türkiye’nin bir itirazı gerçekleşti. Ama bu itiraz AİHM tarafından reddedildi. Böylece 8 Temmuz’da alınmış olan AİHM kararı artık kesinleşmiştir. Ve bununla ilgili parti avukatlarımız, sevgili Selahattin Demirtaş’ın ve diğer arkadaşlarımızın avukatları gerekli girişimlerde bulunmuşlardır ve şimdi bizler bir sonuç beklemekteyiz. Beklediğimiz sonuç Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tarafı olan bir ülke olarak kesinleşmiş olan AİHM kararının hayata geçirilmesi ve bir saat dahi beklemeden, bir dakika dahi beklemeden sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê Davasından tutuklu bulunan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.

    YARGI SİYASETİN SOPASI OLAMAZ

    Bu sürecin gelişebilmesi, barışın toplumsallaşması için son derece önemli bir güven sağlayacaktır. Demokratik siyaset susturulmamalıdır. 4 Kasım darbesini demokratik siyasetin susturulma aracı olarak görüyoruz. Bugün arkadaşlarımızın serbest kalmasıyla birlikte bu darbeden ve kumpastan vazgeçilmesiyle beraber atılacak mühim adımlar vardır ve bu Türkiye’de hem  barış sürecinin önünü hem de demokratik siyasetin önünü ardına kadar açmasına vesile olacaktır. Yargıyı siyasetin sopası yapmaktan vazgeçin. Yargı siyasetin sopası olamaz. Edirne Hapishanesi’nin önünden bir kez daha sesleniyoruz; Siyasete kelepçe vurulamaz. Demokratik siyaset özgür ve demokratik bir zeminde büyür, gelişir ve bütün toplumsal sorunların çözümüne katkılar sağlar. Siyasetçiler özgür olursa hapishanede değil dışarıda halkının, seçmeninin, yurttaşının yanında olursa işte o zaman biz gerçek bir demokratik siyaset zemininin oluşmaya başladığına inancımız artar. Sevgili Figen Yüksekdağ, Sevgili Selahattin Demirtaş ve şimdi ismini burada sayamadığım bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”

    DEMİRTAŞ: MİLLETVEKİLLERİ İMRALI’YA GİTMELİDİR

    Ardından Tülay Hatimoğulları tarafından Selahattin Demirtaş’ın mesajı okundu. Demirtaş gönderdiği mesajında “Öncelikle bütün değerli halklarımıza ve basın emekçilerine selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Meclis çözüm komisyonunun cesur bir karar alarak en kısa zamanda Sayın Abdullah Öcalan’la görüşmeye gitmesini umuyor, bekliyor ve diliyoruz. Çünkü 50 yıllık çatışma köklü ve kalıcı olarak bitiyor. 50 yıldır bu meselede güvenlik politikaları öncelendi. Ve bunun sonucunda ne yazık ki bu ülke on binlerce gencini canını kaybetti. Şimdi de bugüne kadar denenmeyen denenmelidir.  Milletvekilleri gerekirse siyasi riskler göze alarak barış için yeni bir sayfayı açmak için İmralı’ya gitmelidir” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/EDİRNE

     

  • Erdoğan, Demirtaş kararına ilişkin konuştu: Yargı kararına uyarız!

    Erdoğan, Demirtaş kararına ilişkin konuştu: Yargı kararına uyarız!

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AİHM’in Demirtaş kararına ilişkin, “Bu ülke yargı ülkesidir. Yargı bu konuda ne derse ona uyarız” dedi. Adalet Bakanı Tunç’ta kararın kesinleştiğine işaret ederek, mahkemenin değerlendirme sürecinin beklenmesi gerektiğini ifade etti.

    AİHM Paneli, Türkiye’nin Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kararı hakkında AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talebiyle geçen ay yaptığı itirazını reddetti. AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleşmiş oldu.

    Kararın kesinleşmesi sonrası bir çok siyasi parti, yazar ve sanatçıdan açıklamalar bir biri ardına gelirken, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan AİHM kararına dair ilk kez konuştu.

    “YARGI KARARINA UYARIZ”

    Grup toplantısı sonrasında gazetecilerin soruları yanıtlayan Erdoğan, “Bu ülke yargı ülkesidir. Yargı bu konuda ne derse ona uyarız” dedi.

    “KARAR BU YÖNÜYLE KESİNLEŞMİŞ OLDU”

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Demirtaş kararına ilişkin konuşarak şunları söyledi:

    “Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen bir karar söz konusuydu, 2019’dan bu yana tutukluluğun devam ettiği Kobani Davası’yla ilgili olarak… İstinaf süreci devam ediyor. Tutuklulukla ilgili AİHM’nin ‘güvenlik’ haklarıyla, tutuklama şartlarıyla ilgili olarak AİHM’e yapılan başvuruda ihlal kararı verildi. Büyük Daire’de görüşülme talebi kabul edilmedi. Karar bu yönüyle kesinleşmiş oldu. Şu an görünmekte olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi’ne gelmesi veya ilgililerin müracaatı durumunda mahkeme değerlendirecektir. Mahkemenin değerlendirme sürecini beklemek gerekecektir.”

    PİRHA/ANKARA  

     

  • DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaptı: Arkadaşlarımızı bırakın!-VİDEO

    DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaptı: Arkadaşlarımızı bırakın!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaparak, AİHM kararının bir an önce uygulanması çağrısında bulundu.   

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, milletvekilleri ve Merkez Yürütme Kurulu Üyelerinin yanı sıra Ankara il ve ilçe örgütlerinin katılımıyla 4 Kasım 2016’da Kürt siyasetine dönük gerçekleştirilen operasyonların yıl dönümü dolayısıyla Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsü önünde açıklama yaptı.

    “DERİN BİR TAHRİBATA YOL AÇTI”

    Açıklamada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, 4 Kasım 2016 tarihinde eşzamanlı operasyonlarla, 6 milyondan fazla kişinin oyunu alarak Türkiye’nin ve Meclis’in üçüncü büyük partisi konumunda olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanları, Grup Başkanvekilleri, milletvekilleri ve Belediye Eş Başkanlarının tutuklanması, toplumda ve ülke demokrasisinde derin bir tahribata yol açtığını belirtti.

    Yargılama süreçlerinde adaletsizliğin hakim olduğunu vurgulayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, AİHM kararıyla bunun bir kez daha teyit edildiğini söyledi.

    “EŞİKLERİ AŞMAK SÜRECİ RAHATLATACAKTIR”

    Barışın koşulları ve gerekleri olduğunu dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Bunlardan birincisi de haksız ve hukuksuz bir şekilde yapılan tutuklanan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Barışın ihtiyacı, çözümün gereği budur. Hükümet çözüme uygun adımlar atmak zorundadır. Bu ülkede yeni bir hukuk kurulacaksa, yen bir sürecin kapısı aralanacaksa başlangıç noktası Kobane Kumpas Davası’dır. Bunlar önemli eşiklerdir. Bu eşikleri aşmak süreci rahatlatacaktır. Barış ve demokratik bir Türkiye mücadelesini büyütmeliyiz. Bizler arkadaşlarımız özgürleşinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Beştepe’de üçüncü buluşma: Erdoğan, Buldan ve Sancar’ı kabul edecek

    Beştepe’de üçüncü buluşma: Erdoğan, Buldan ve Sancar’ı kabul edecek

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’yle 28 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde üçüncü kez bir araya gelecek. Görüşmede, TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ve DEM Parti Milletvekili Mithat Sancar yer alacak.

    Heyet, görüşme öncesinde eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte Semra Güzel ve Selçuk Mızraklı’yı cezaevlerinde ziyaret etti. Ziyaretlere ilişkin yapılan açıklamada, siyasetçilerin “barış sürecine her türlü katkıya hazır oldukları” vurgulandı.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
    “Selahattin Demirtaş, sürecin başarıya ulaşması, barışın ve demokrasinin tesisi için her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu belirtti. Figen Yüksekdağ ise barışın ve demokratik toplumun inşası konusunda umudunu koruduğunu, bu yolda desteğini sürdüreceğini ifade etti. Suçsuzlukları hukuken sabit olan arkadaşlarımızın hâlâ cezaevinde tutulması hiçbir gerekçeyle açıklanamaz. Bu açık adaletsizliğin bir an önce giderilmesi, arkadaşlarımızın barış ve demokrasi yürüyüşüne özgür koşullarda katılması acil talebimizdir.”

    “13 YIL ARADAN SONRA BAŞLAYAN TEMASLAR SÜRÜYOR”

    Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyeti arasındaki ilk görüşme, 13 yıl aradan sonra 10 Nisan’da Beştepe’de gerçekleşmişti. O görüşmede heyette, Pervin Buldan ve yaşamını yitiren İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder yer almıştı.

    İkinci görüşme ise 7 Temmuz’da yapıldı. Bu buluşmada Buldan ve Sancar’ın yanı sıra AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ile MİT Başkanı İbrahim Kalın da bulundu. Görüşme yaklaşık bir saat sürmüştü.

    Üçüncüsü 28 Ekim’de gerçekleşecek görüşmenin devam eden barış süreci tartışmaları açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.

    DEM PARTİ MYK TOPLANDI

    DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) da, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

    İki gün sürecek MYK toplantısında pek çok konu tartışılacak. Toplantının ardından 26 Ekim tarihinde DEM Parti Kadın Meclisi, 27 Ekim’de ise DEM Parti Meclisi (PM) toplanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Adalet Bakanlığı önünde seslendi: Hukuksuzluktan geri dönün!-VİDEO

    DEM Parti Adalet Bakanlığı önünde seslendi: Hukuksuzluktan geri dönün!-VİDEO

    PİRHA- AİHM’in Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin verdiği ihlal kararına itiraz eden Adalet Bakanlığı’na tepki gösteren DEM Parti yaptığı açıklamada, “Hukuksuzluktan geri dönün, evrensel ilkelere dönün, AİHM kararlarını uygulayın. Daha fazla toplumun güvensizliğini pekiştirmeyin. Toplum bu yaptıklarınızı görüyor, bunun sürece etkileri var. Bunu görmezden gelen bir anlayışla bu ülkenin ne barışında ne de demokrasisinde ilerleme kaydetmemiz mümkün değildir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile partinin milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin verdiği ihlal kararına Adalet Bakanlığı’nın yaptığı itiraza tepki gösterdi.

    Adalet Bakanlığı önünde yapılan protestoda konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit, ülkenin açık bir cezaevi hâline getirildiğini belirterek, “Hukuk adına ne varsa katledilen, yerle bir edilen bir uygulama ile karşı karşıyayız. Bu uygulamanın odağında kim var diye baktığımızda, Adalet Bakanı ve AKP hükümetini görüyoruz bizzat bu uygulamanın yürütücüsü olduğunu görüyoruz” dedi.

    “AİHM KARARLARINI UYGULAYIN”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Kobanê kumpas davasında yıllardır haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan arkadaşlarımız var. Sayın Demirtaş ve Sayın Yüksekdağ ve diğer tüm arkadaşlarımız, yıllardır bir siyasi davanın sonucu olarak cezaevinde tutsak tutuluyorlar. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bütün temel ilkelerini ihlal eden bir dava olduğunu bizzat AİHM üç defa üst üste söyledi. Ama bakanlık ve hükümet, AİHM kararlarını uygulamak yerine, uluslararası evrensel haktan, hukuktan doğan arkadaşlarımızın özgürlüklerini sağlamak yerine yasayı dolaşmak, zaman kazanmak, hukuksal ayak oyunları ile sanki ortada bir hukuk varmış gibi bir manipülasyon yapmaya çalışıyor.

    Dün Adalet Bakanlığı, Strazburg’da AİHM’in üçüncü defa Demirtaş hakkında aldığı karara itiraz etti. Şimdi ne diyorlar? Yani üçüncü karar mahkemeye sunulduğunda karar kesinleşmedi diye tahliyesini engellediler. Oysa eğer gerçekten kesinleşmiş bir karar bekleniyorsa, AİHM’in Büyük Daire tarafından kesinleşmiş iki kararı var.

    Halkımız bize, ‘Hem barış diyorlar, hem demokrasi diyorlar hem de Demirtaş ile Yüksekdağ’ı ve Kobani Kumpas Davası’ndaki arkadaşlarımızı cezaevinde tutuyorlar. Bu barış nasıl olacak? Toplumun sürece güveni böyle mi tesis edilebilir? Bu ülke, bu hukuksuzluklarla yargıyı dolanarak çıkabilir mi? Bu ülke kendi barışını ararken Sayın Demirtaş’ı, Sayın Yüksekdağ’ı cezaevinde tutmanın nasıl bir toplumsal faydası var?’ diyor. Biz de bu soruyu bizzat hükümete sormak istiyoruz. Yapılan, hukuksuzlukta ısrardır. Artık ortada açık bir hakikat var; o da, IŞİD’in yapamadığını AKP’nin Kobanê Kumpas Davası ile yapmasıdır.

    Biz de bu ısrar karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu anlamıyla bir kez daha çağrı yapıyoruz: Hukuksuzluktan geri dönün, evrensel ilkelere dönün, AİHM kararlarını uygulayın. Daha fazla toplumun güvensizliğini pekiştirmeyin. Toplum bu yaptıklarınızı görüyor, bunun sürece etkileri var. Bunu görmezden gelen bir anlayışla bu ülkenin ne barışında ne de demokrasisinde ilerleme kaydetmemiz mümkün değildir.”

    Sezai Temelli de, yaptığı kısa konuşmada, “Bu hukuk değildir, kumpastır. Adalet Bakanlığı’nın itirazını geri çekmesini bekliyoruz. Bir barış sürecinin, bunca fedakârlıkla ve sorumlulukla yürüttüğümüz müzakere sürecinin bizzat Adalet Bakanlığı eliyle zehirlenmesini kabul etmiyoruz. Adalet Bakanı, bu başvuruyu hemen geri çekmelidir” ifadelerine yer verdi.

    GENEL KURULDA PROTESTO

    Adalet Bakanlığı önündeki eylemin ardından Meclis Genel Kurulu’na geçen DEM Parti grubu, burada da protesto etti. Bakanlığın ititrazını alkışlarla protesto eden vekiller, Kobanê Davası’ndan tutuklu siyasetçilerin fotoğraflarının yer aldığı dövizler de taşındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Kışanak: Hakikati ortaya çıkarmak gibi bir derdimiz var

    Kışanak: Hakikati ortaya çıkarmak gibi bir derdimiz var

    Kobane Davasında avukatlar, mahkemenin davayı alelacele bitirmeye çalıştığını belirterek, HSK’ye yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmaya katılmayacaklarını bildirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Davası’nın 6’ncı duruşmasının ilk oturumu, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

    Davada konuşan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Dik durmayı halktan öğrendik, halkımızın öğrencisiyiz, dik durmaya devam edeceğiz” dedi.

    Yerine kayyum atanan Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gülten Kışanak da davanın alelacele bitirilmeye çalışıldığını belirterek, “Ben robot olsam da 50 bin sayfayı bu sürede okuyamam. Size makul süre diyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Çünkü başınızda ‘bir an önce karar verin’ diyenler var” dedi.

    Duruşmada bir süre önce Kovid nedeniyle daha sonra ameliyat nedeniyle duruşmalara katılmadığı belirtilen mahkeme başkanının görevden alınmasına yargılamaya müdahale yapıldığı belirtilerek tepki gösterildi.

    Mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirmeye çalıştığına dikkat çeken avukatlar, duruşma periyotlarının adil yargılamaya aykırı olduğunu belirterek, HSK’ye yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmalara katılmayacaklarını söyledi. Dava için özel olarak görevlendirilen Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Bahtiyar Çolak, Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) kararıyla görevden alındı. HSK tarafından 4 Kasım’da verilen kararla görevden alınan Çolak’ın, henüz bir yere atanmadığı öğrenildi.

    COVID-19 İDDİASI

    Kobane Davası’nın 21 Eylül’de görülen 4’üncü duruşmasının 2’nci oturumunda duruşmaya geçici olarak bakan mahkeme üyelerinden Yıldıray Kaya, Çolak’ın Covid-19 testinin pozitif olduğunu iddia etti. Çolak’ın pozitif olmasına rağmen duruşma ertelenmeyerek, 23 Eylül’de Kaya’nın başkanlığında sürdürüldü. Davanın 18 Ekim’de görülmeye başlanan 5’inci duruşmasında, geçici mahkeme başkanı Kaya, Çolak’ın rahatsızlığı nedeniyle 1 veya 2 ay duruşmalara katılamayacağını belirtmişti.

    İTİRAZLARIN YAPILDIĞI MAHKEMEDEN ATAMA

    HSK’nin 4 Kasım tarihli kararıyla Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçici olarak görevlendirilen üye Yıldıray Kaya, mahkeme başkanı olarak atandı. Aynı kararla yeri boşalan Kaya’nın yerine ise 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne ilişkin yapılan itirazların karar mercii olan Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nden Murat Dönmez atandı.

    “ADİL YARGILAMAYA AYKIRI”

    Mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirmeye çalıştığına dikkat çeken avukatlar, duruşma periyotlarının adil yargılamaya aykırı olduğunu belirterek, HSK’ya yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmalara katılmayacaklarını söyledi

    İki duruşma arasında meydana gelen mahkeme başkanının görevden alınması ve duruşma periyotlarına dair konuşan avukat Aydın Erdoğan, “Anayasaya göre hakimler ve savcılar arz olunamaz. Kendileri istenmedikçe anayasada görüşen yaştan önce emekli olunamaz. Bir kimse ya da bir topluluk yargılanan kişi özel bir mahkemede yargılanmak üzere görev teşkil edilemez” dedi.

    Davanın en başından itibaren anayasanın emredici hükümlerine aykırı olarak heyetin teşkil edilmiş heyet olarak görevlendirildiğinin altını çizen Erdoğan, “Heyet sadece bir tek davaya bakmak üzere görevlendirildi. Dolayısıyla olağan yargılama periyotlarından farkı bir yargılama periyodu için görevlendirildiniz. Buna bağlı olarak sadece anayasanın tabii yargıçlık ilkesi ihlal edilmedi, duruşma günlerine ilişkin temel haklar da ihlal edildi. Anayasanın yasaklanan mahkemelerin kuruluşu sadece bir kanun çıkararak böyle bir mahkeme kurmakla ilgili değildi. Böyle bir mahkemenin kurulamayacağı gibi uygulamada hakim ve savcıların görevlendirilmesiyle bir kişi ya da müvekkilleriyle ilgili böyle bir mahkeme kurulamaz. Bu yargı bağımsızlığına aykırıdır” şeklinde konuştu.

    Önceki mahkeme başkanının rahatsızlandığı belirtilerek duruşmalara katılmaması hakkında net bir bilgi verilmediğini söyleyen Erdoğan, “Mahkemenin sayın başkanının, bizce tam olarak bilinmeyen sözlü açıklamalardan öğrendiğimize göre, önce Kovid-19 sebebiyle rahatsız olduğu söylendi sonra ameliyat olduğu söylendi, ne kadar süre sonra göreve döneceği belli değil denildi, arkasından da görevden alındı. Ne zaman göreve başlayacağı belli değil sorgulamaya devam edeceğiz denildiğinde sanki başkanı bir daha göreve gelmeyeceğini biliyormuş gibi duruşmaya olduğu yerden devam etti. Bazı müvekkillerimiz biz savunma vermek istemiyoruz demişlerdir” ifadelerini kullandı.

    “SAVUNMA HAKKI KULLANILMADI”

    Mahkemenin dosya eklerinin müvekkillerine tebliğ edilmesini kabul ettiğini ancak müvekkillerinin cezaevinde yeterli sürelerde elektronik imkanlardan yararlanma imkanı olmadığını sözlerine ekleyen Erdoğan, “Buna rağmen bazı müvekkillerimiz hazırlanabildikleri kadarıyla ve ileride hazırlandıkça söz alma haklarını saklı tutarak bir kısım beyanlarda bulundular. Ama bu savunma hakkının tam olarak kullanıldığı anlamına gelmez. Bu davanın dosyalarının fiziksel olarak ulaştırılması mümkün değildir. Bu kadar dosya için ne konulacak yer var ne de fotokopi çekilme imkanı vardır. Dosyanın kapsamı ortada” dedi.

    Avukat Ruken Gülağacı, Sebahat Tuncel ve Sibel Akdeniz’in bilgisayar kullanımı için cezaevine gönderilen yazıya gelen yanıtın okumasını istedi. Mahkeme başkanı, gelen yazıda cezaevinin haftada 13 ile 16 saat arasında mevcut olan bilgisayar odasında yararlanmalarının sağlandığını söyledi.

    Duruşma periyotları arasında 1 haftanın yeterli olmadığını ifade eden Gülağacı, “Müvekkillerimin 7/24 bu dosyayla ilgilenme zorunlulukları yok. Hayatları var, kitap okuma, görüşe çıkma, yemek yeme, spor yapma gibi hakları var. Bizim de çalıştığımız tek dosya bu değil ki bu dosya için UYAP’ı açıp bir evrak indirmemiz bile yarım saati alıyor. Sizinle bizim aramızda bir denge sorunu var. Duruşma periyotlarını kabul etmiyoruz. Bu şekilde devam etmeyi doğru bulmuyoruz. Yargılamanın artık işkence haline gelmemesini talep ediyoruz” dedi.

    “YAŞAM ALANINA MÜDAHALE EDİYORSUNUZ”

    Avukat Çiğdem Kozan, “Mahkemenizin bu şekilde bir duruşma periyoduna devam etmesi, müvekkiller üzerinde bir işkence ve adil yargılamanın engellenmesi anlamına gelecek. Mevcut yargılama periyodu doğrultusunda müvekkillerimiz en temel haklarından bile yararlanamıyor. Müvekkillerin iki hafta boyunca burada kalmaları, sağlık durumlarını zor duruma getirecek. Hastaneye bile gidemeyecek hale geldiler. Orası müvekkillerimizin yaşam alanı. Müvekkillerimiz cezaevinde en temel ihtiyaçlarını gidermek zorundalar. Siz burada kişilerin yaşam alanına müdahale ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Tutukluluk devam gerekçelerinin çok geç UYAP’a işlendiğini belirten Kozan, “Müvekkilimize 7 gün içinde dahi tebliğ etmediniz. 7 gün bittikten sonra tebliğ edildi. Bizim tutukluluk devam kararına itirazlarımız da henüz üst mahkemece incelenmedi. Yani tutuk devam kararına yapılan itirazlarımız değerlendirilmeden siz yeni bir duruşmaya başladınız. Tutuk itirazı 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesine ne zaman göndereceksiniz? SEGBİS çözüm tutanağı olmadan ya da bizim beyanlarımız olmadan 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi neyi inceleyecek? Onlar da sizin gibi bakmadan mı değerlendirecek” diye sordu.

    “ŞİKAYETİN SONUÇLANMASINI BEKLEYECEĞİZ”

    Mahkeme başkanının değiştirilmesiyle duruşma periyotlarının da değiştirildiğini ifade eden Kozan, “Böyle bir yargılama usulünü şimdiye kadar görmedik. Bu yargılama biçimi bile hukuksuzluğu çok net ortaya koyuyor. Duruşmayı doğru bir periyotla belirleyerek devam ettirmenizi istiyoruz. Bu talebimizin karşılıksız kalması durumunda gerekli HSK şikayeti yapacağımızı ve şikayet sonuçlanana kadar da bu duruşmalara katılmayacağımızı ifade etmek istiyoruz” dedi.

    “TALİMATI YERİNE GETİRİYORSUNUZ”

    Avukat Cahit Kırkazak, mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirme kararlılığının olduğunu aktararak, “Bu yargılamayı acil bitirme motivasyonunuz niye? Devlet Bahçeli’nin mi Erdoğan’ın mı, Süleyman Soylu’nun mu talimatını yerine getiriyorsunuz? Adil yargılama hakkının ihlal edildiğini, bu duruşma periyotlarının insan hakkı ihlali olduğunu biliyorsunuz. Bunları bilmenize rağmen iktidarın talimatları doğrultusunda hareket ettiğiniz ortaya çıkıyor. Eğer ki kararınız hazırsa ve dosyayı bir an önce bitirmek istiyorsanız dosyayı savcıya verin onunda mütalaası açıktır. Kararınız hazırsa bugünden kararı verin ama bizi bu oyuna karıştırmayın. Bizim bu temel haklarımızın ihlaline, siyasal iktidarın temsilcileri pozisyonuna rıza vermeyiz” şeklinde konuştu.

    Nuray Özdoğan, “Duruşma takvimleriyle usulü ihlal ediyorsunuz. Hangi sürelere dikkat ettiniz de bu kadar kısa süreye duruşma tarihi verdiniz? Bu kararlarınızın hiçbir makam tarafından denetlenmeyeceğini düşünüyorsunuz ama biz hukukçular olarak bu kararları denetleyeceğiz. Hangi koşullarda bu duruşmalara iki hafta boyunca katılabileceğimize inanıyorsunuz? Bu dosyaların tüm evrakları, tüm işlemleri bir bütün bu nedenle tüm günler burada olmamız gerekiyor. Diğer mesleki faaliyetlerimizi ihlal mi edelim? Şu an müvekkilimizin hukuki yardım alma hakkını ihlal ettiğiniz gibi bizim de avukatlık mesleğimizi yapma hakkımızı ihlal ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Ardından söz alan avukatlar da makul sürenin verilmesi gerektiğine vurgu yaparak aksi halde yargılamaya devam edemeyeceklerini belirterek, mahkeme heyeti hakkında hürriyeti tahdit suçundan şikayette bulunacaklarını ifade etti.

    “MÜŞTEKİLER DURUŞMADA DİNLENSİN”

    Duruşma verilen bir buçuk saatlik aranın ardından avukatların talepleriyle devam etti.

    Duruşmaya Diyarbakır’dan SEGBİS ile katılan avukat Mahsuni Karaman, “Eğer CMK varsa, bu yargılamanın CMK’ya uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğini konuşmamız lazım. Sizler sadece müvekkillerimizle ilgili sadece bu duruşmaları değil, dosya kapsamında 7 Ocak tarihinden sonra her gün duruşma yapıyorsunuz. Hatta her gün ülkenin genelinde birden fazla duruşmalar yapıyorsunuz. 2 bin 670 civarındaki müştekiyi bu şekilde dinliyorsunuz. Ülkenin herhangi bir yerinde bir hakimin duruşmayı açıp şikayetçi olup olmadığını sorması, katılma talebinin olup olmadığını sorması, duruşma yapılmadığı anlamına gelmiyor. Bugüne kadar binlerce duruşma yaptınız. Talimat duruşmalarına bizlerin de katılma hususu aklınıza bile gelmedi ya da umurunuzda bile değil. Önünüze geliyor, sizde ‘okundu dosyaya konuldu’ diyerek yargılamayı sürdürmek istiyorsunuz. Siz bu müştekileri SEGBİS ile de dinleyebilirsiniz. Duruşma salonuna getirilip dinlenir, bu zorsa SEGBİS talimatları yazılır, bu periyotlarda yapılan duruşmalarda 5 ya da 6 müşteki bağlanır. Savunma hakkının kısıtlanmasına dair saydığımız hususlardan yalnızca birkaçı yerine getirilmiş olabilir” diye belirtti.

    Müştekilere dair yapılan duruşmaların heyete ait olduğunu belirten Karaman, mahkemenin talimatıyla ülkenin birçok yerinde hakimlerin kürsüye çıkıp müştekileri dinlediğini kaydetti. Bu şekilde dinlenen bir yurttaşla konuştuğunu dile getiren Karaman, şöyle konuştu:

    “‘Beni de çağırdılar, ben de gittim duruşmaya’ dedi. ‘Kim yaptıysa onlardan şikayetçiyim’ dedi. Ben de ‘senin şikayet ettiğin kişiler Demirtaş ve arkadaşlarıdır’ dedim. Şaşırdı. Talimatla gizli saklı kapılar ardında duruşma yapılmıyor, insanlar kandırılarak, zorla götürülüyor. ‘Biz şikayetçiyiz’ şeklinde beyanları alınıyor ve gönderiliyor. Ama bu talimat duruşmalarında bizler olsak ve en azından iddianamenin bir kısmı özetlenebilse, bu müştekilerin yüzde 70-80’i ‘HDP ile ne ilgisi var’ derler. Ama insanlara bu fırsatı vermiyoruz. Vermeme yöntemine karşı korsan duruşma yapıyoruz. Bu konuya ilişkin talebimiz şu; tüm talimatların yenilenmesi, yeniden talimat yazılması, bu talimatlara sanıklar ve sanık müdafilerinin çağrılmasını talep ediyoruz. Eğer bu mümkün değilse bu periyotlarda dinlenmesini istiyoruz.”

    Duruşma periyotlarına dair Karaman, “Adil yargılamanın ilkelerinden biri olan silahların eşitliği sağlanamaz. Sizin ve üyelerin önünde birer bilgisayar var. Bizde de var. Ama müvekkilimizin böyle bir imkanı yok” dedi.

    MAHKEME BAŞKANINA: DOSYADAN ÇEKİLİN

    Mahkeme Başkanı Bahtiyar Çolak’ın görevden alınması ve heyete yeni bir üyenin dahil edilmesine değinen Karaman, “Heyetinizde yeni bir üye var. Kendisine de iddianameyi incelemesi için 6-7 aylık bir süre verin. Eğer bu taleplerimizi olumsuz değerlendirecekseniz, size tavsiyemiz dosyadan çekilin. En iyisini yapmış olursunuz. Gelen daha iyi olacak mı biliyorum ama en azından teorik olarak siz kendinizi kurtarmış olursunuz” diye konuştu.

    Ardından Diyarbakır’dan duruşmaya SEGBİS ile bağlanan avukat Cihan Aydın, Mahkeme Başkanı Bahtiyar Çolak’ın görevden neden azledildiğini sordu. Bunun cevaplanması gerektiğinin altını çizen Aydın, “Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bunun gibi kurumlardan gelen yanıtları kabul etmiyoruz. Çünkü bunlar davanın katılanları ve taraf. Bunların gönderdikleriyle yargılama yapamazsınız. Bahtiyar bey kendini kurtardı, siz de kurtarın” dedi.

    “NASIL BİR DURUŞMA PERİYODU İSTİYORSUNUZ?”

    “Nasıl bir duruşma periyodu istiyorsunuz?” diye soran mahkeme başkanına cevap veren Aydın, “Biz müvekkillerimize gerekli kolaylıkların sağlanmasını istiyoruz. Müvekkillerimizle konuşurken günde yalnızca 2 saat dosyayı incelemek için bilgisayar başına götürüldüklerini söylediler. Müvekkillerimizin bilgisayar başında geçirdikleri sürenin uzatılmasını istiyoruz. Mümkünse süresiz olsun. Süre sınırlaması koymak doğru değil. Ne yargılamaktan ne de yargılatmaktan kaçınmıyoruz. Müvekkillerimiz de bu pozisyonda” diye belirtti.

    Mahkeme başkanı, “2 ay ara verelim, 2 hafta duruşma yapalım öyle mi?” diye sordu. Aydın, “Evet” yanıtını verdi.

    Diyarbakır’dan SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan avukat Cemile Turhallı Balsak, duruşmada mevcut klasör sayısını sordu. Soruyu yanıtlamayan mahkeme başkanı, avukatın konuşmasına devam etmesini söyledi.

    “BİR ODA DOLUSU KLASÖR VAR”

    Konuşmasını sürdüren Balsak, “Bu cevabınızla bilmediğinizi anlıyorum. Adil yargılama hakkı uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bir haktır. Ama bu hakkın uygulanmasından birinci derece sorumlu olan sizlersiniz. Tarafsız bir mahkeme heyeti olarak orada bulunmuyorsunuz ne yazık ki. Bu yüzden heyetinizi ayrı ayrı olarak reddettik. Ama burada savunma hakkına yönelik almış olduğunuz her bir kararı ifşa ederek belirtmek zorundayız. Savunma hakkı sadece mahkemede kullanılmaktan ibaret değildir. Tutukluluk devam kararları alan sizlersiniz, ceza tehdidi altında olan müvekkillerdir. Bu hususta savunmanın hazırlanmasının fiziksel koşullarından psikolojik koşullarına kadar sağlanması sizin sorumluluğunuzda. Bu yargılamadaki dosyaların her bir belgesinin yargılananlar tarafından inceleniyor olmasını bekliyor olmanız lazım. Dosyada bini aşan klasör var. Bir oda dolusu klasörden bahsediyoruz” diye aktardı.

    Ardından söz alan avukat Veysi Eski, “Her şeyin olağanüstü olduğunu siz de biliyorsunuz. Olağanmış gibi davranmayın, ‘mış’ gibi bir yargılama yapmayalım. ‘CMK’da duruşmalar kesintisiz olur’ diyorsunuz, doğrudur ama her yargılamanın kendi ruhu var. Siz burada 108 sanıklı duruşma yapıyorsunuz. Her duruşma arasında yüzlerce evrak geliyor. Siz her ne kadar yasallığa dayansanız da savunma hakkının özünü bu şekilde duruşma periyotlarını belirleyerek ortadan kaldırıyorsunuz” dedi.

    “İSTİKLAL MAHKEMESİ’NDEN FARKI YOK”

    Ülkede çok sayıda OHAL dönemi yaşandığına dikkati çeken Eski, “En çok da Kürtlere yönelik yargılamalarda oldu. Kürtlere yönelik yargılamaların hepsi düşman ceza hukuku çerçevesinde oldu. Şeyh Sait yargılaması 1925’te başladı bitti, idam cezaları verildi. İdam cezaları Meclis’te onaylanmadan infaz edildi. Şu anda sizin bu yargı pratiğinizin Şark İstiklal Mahkemesi’nin yargı pratiğinden bir farkı yoktur. Duruşmanın düzenine dair bugüne kadar oturmuş bir gelenek var. Doğrudanlık ilkesi vardır. Tutuk devam kararlarınızda bir kısım yargılanan arkadaşlarımızın beyanlarını tutuk devam gerekçesi yapıyorsunuz. Burada toplam herkes bu duruşmayı takip etmek zorunda. Müvekkilimin lehine veya aleyhine olacak her beyanı görmem, duymam ve dokunmam gerekiyor. Bu doğrudanlık ilkesinin bir gereği. Yeni üye geldi. Yeni üyenin sadece tutanakları dahi okuması Yargıtay kararlarına aykırı. Burada bir yerlerden bir müdahale oluyor. Aynen Ali Salip’in, Şeyh Sait’i idama mahkum eden Şark İstiklal Mahkemesi savcısı Ahmed Süreyya Örgeevren’e şikayette bulunması gibi. Atatürk’ten gelen cevap şuydu, ‘Hukuka uymanıza gerek yok.’ burada da aynı mevzuyu yaşıyoruz” diye konuştu.

    Makul sürenin belirlenmesi talebinde bulunan Eski, “2 ay ara verilmesi gerekiyor. Ara karar kurun, duruşmayı sonlandırın, 2 ay sonrasına gün verin, biz de gelip kaldığımız yerden devam edelim. Aksi takdirde savunma makamı olarak bu yargılamanın bir parçası olmayacağız. Bu bir yargılama değil şark istiklal mahkemesinin bir devamı niteliğindedir biz bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Ardından söz alan avukatlar da Eski’nin taleplerinin ortak talepleri olduğunu ifade ederek, karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise tutuklu yargılanan siyasetçilere taleplerini sordu. Söz alan siyasetçilerden Mesut Bağcık, “Belgelerin içinde tam olarak neler olduğunu bilmiyoruz. Ben hakkım olan savunmamı yapmak istiyorum ama bununla ilgili koşulların yaratılmasını istiyorum. Duruşma periyotlarından dolayı savunma hakkım elimden alınmaktadır. Diğer yandan avukatlarımın da tüm yaşamı bu davayla sınırlı değildir. Bu yapılan uygulama avukatsız bırakılma anlamına gelmez mi?” diye sordu.

    DEMİRTAŞ: SİZ DE KUMPASIN ORTAĞI MISINIZ?

    Selahattin Demirtaş ise HSK’nin mahkemeye siyasi müdahalede bulunduğunu, bunun savunma hakkının ihlaline yol açtığını belirterek, şunalrı kaydetti:

    “Mahkemenizin bir takım eksikleri giderilmesi, dosya incelemesi için duruşma periyodu konusunda hassasiyet göstermesi, özellikle müştekilerin dinlendiği duruşmalarda müştekiler dinlenirken, avukatlarımızın da en azından bilgilendirilmesinin sağlanması gerekir. Bugüne kadar binlercesi dinlendi ama tam olarak kime karşı suç duyurusunda bulunduklarını kendileri de biz de bilmiyoruz. Tüm heyet üyelerinin dikkatle dinlemesini istiyoruz. Biz bu işin öznesiyiz. Allah’ın varlığı ve birliği gibi biliyoruz ki kumpas bir davadır. Avukatlarımızla dosyadaki belgelere bakarak bunu söylüyoruz, ben biliyorum. Ben hiçbir yerden talimat almadığımı biliyorum. Avukatlarımız delil toplama faaliyetine lehte olan delillerin toplanması konusunda talepte bulunurken, bunu kabul etmediniz. Lehimize tek bir ara karar kurmadığınıza göre buna dayanarak diyoruz, ‘Siz de kumpasın ortağı mısınız?’ Ben biliyorum suçsuz olduğumu. Kimsenin bana talimat vermediğini ben biliyorum. Yüzde 100 yalan olduğunu ben biliyorum, MYK üyelerimiz biliyor. O yüzden kumpas olduğuna eminiz. Sizden birileri bize kumpas kurdu kimseden talimat almadık dolayısıyla savcılık, İçişleri Bakanlığı, MİT ve Saray bir takım avukatlarla yan yana geldi ve bu dosyayı kurdu. ‘Yeni delil olarak ne sunabiliriz ki AİHM kararını uygulamayalım’ diye düşündüler.”

    “BİZ ONLARI SANDIĞA GÖMECEĞİZ”

    Demirtaş, “Sıfır delille bizi ikinci defa tutuklayıp da ‘ne yapacağız’ dediler ve gizli tanık beyanlarına başvurdular. Savcı, gizli ve açık tanık ihalesine çıktı. Avukatlarımız sizden bu soruşturma aşamasındaki tuhaflıkların araştırılması talebinde bulunuyor. Gizli ve açık tanıklar nerede bulundu, araştırılsın. Soruşturma savcısı nasıl İzmir’e gitti, geri geldi bunlar HSK’dan sorulsun. Ben anlayabiliyorum. Avukatlar ‘iki celse arasında 50 klasör daha geldi bakamadım’ diyorlar. Aleyhte, lehte ne var bilmiyoruz. Dosyayı fiziki olarak alabilsek bin klasörü koyacak yer yok. Açık söylüyorum, Devlet Bahçeli ve Erdoğan Türkiye’yi yöneten iki siyasi lider ve bu davanın sonuçlanması için grup toplantısı salonlarından yargıya talimat veriyorlar. Hem bizi terörist olarak ilan ediyorlar hem de İçişleri Bakanlığı avukatıyla dahil oluyor. Savunma hakkı dediğimiz sadece süreyle sınırlı değil. Bazı yargı mensupları ideolojik olarak Bahçeli ve Erdoğan’a bağlı olabilir, bazıları korkuyor olabilir. Ama biz onları sandığa gömeceğiz” dedi.

    “DOSYANIN VERİLERİ ELİMİZDE YOK”

    Demirtaş şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla ne karar vermek istiyorsanız verin. Savcı yanınızda bir an önce mütalaayı çıkarın, kararı verin, mahkeme salonunda işimiz bitsin. Ama halk sandıkta kararı verir. 6 sene sürmüş bu soruşturma. Savcıya soruşturma için 6 sene tanımışsınız ama avukatlarımıza 6 aylık süreyi çok görüyor, davayı bitirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye’nin her yerinden evrak toplamış, koymuş savcı. Biz de siyaseten bunun kumpas olduğundan eminiz. Ama bırakın avukatlarımız baksın. Lehimize bir tane bile delil yok. Yapmayın. ‘Şeklen de yapmıyoruz’ derseniz savunma hakkımız elimizden alınmıştır ne fiziken ne de dijital ortamda şu an bin klasöre ulaşmış dosyanın verileri de elimizde yok. Tutukluluk devam gerekçelerini de sallıyorsunuz.

    “GİZLİ TANIK MERCEK, UYDURMA”

    Tutukluluk gerekçelerine bakalım. Demirtaş’ın yargılandığı Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davadaki gizli tanık Mercek’e ulaşılamaz duruma geldi. Bunu da tüm arkadaşların tutuk devam gerekçeleri yapmışsınız. Delil uydurmayın. Mercek adlı gizli tanık kayıp değil, olmadığı ortaya çıktı. Beyanları yok. Böyle bir gizli tanık yok dediler. Açık müzekkere cevabını okuyun. ‘Gizli tanık beyanlarına ulaşılmamıştır’ diyor. Bunu alıp ‘ulaşılamaz duruma geldi’ diyerek tutuk devam gerekçesi yaptınız, yapmayın.

    Bize yüzlerce yıl ağırlaştırılmış ceza verseniz de binlerce yol verseniz de aynı süre yatacağız çünkü halk sandıkta karar verecek. Bu bir kumpas davasıdır. Siz bu yargılamayı devam ettirecek kumpasa dahil oluyorsunuz. Savunma yapmaya istekliyiz. 5 yılımız bitti tutuklulukta. Normalde bizim hızlandırmamız gerekiyor ama sanki biz yargılıyormuşuz da siz acele ediyorsunuz gibi bir durum var. Bu 5 yıllık tutukluluğun siyasi rehinelik yıldönümünde insanlar açıklama yaptılar ama onlara da müdahale edildi. Arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ama özellikle Van’daki, başını eğmeye çalışanlara karşı dik duran arkadaşa da teşekkür ediyorum ve dik durmayı halktan öğrendik, halkımızın öğrencisiyiz dik durmaya devam edeceğiz.”

    “YALANLA KURGULANAN BİR DOSYA VAR”

    Duruşmada konuşan yerine kayyum atanan Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gülten Kışanak, avukatlarının taleplerine katıldığını ve taleplerin dikkate alınması gerektiğini ifade ederek, “Bu davanın, kumpas hale gelmesinin sorumlusu biz değiliz. Bu kadar içinden çıkılmaz bir dosyayı önünüze koydular ve siz de acilen bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bundan sonraki süreçte biz bu kumpası açığa çıkartmak için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bunun için bir an önce savunma yapmak istiyoruz. Açık bir kumpas var. Yalanla, dolanla kurgulanan bir dosya var. Bu nedenle halkımıza gerçeği anlatmak istiyoruz. Ama bunların açığa çıkarılması için koşulların temin edilmesi gerekiyor. Size talimat verdiler siz de bize vermeye çalışıyorsunuz, öyle bir şey olmaz” dedi.

    Kışanak’ın sözünü kesen mahkeme başkanı, sadece savunma yapıp yapmayacağına dair konuşmasını söyledi.

    “HAKİKATİ ORTAYA ÇIKARMAK GİBİ BİR DERDİMİZ VAR”

    Kendilerine gönderilen evrakları incelemek için süre istediklerini kaydeden Kışanak, “Ben robot olsam da 50 bin sayfayı okuyamam. Size makul süre diyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Çünkü başınızda ‘bir an önce karar verin’ diyenler var. Buyurun kararı verin. Eğer hakikatin ortaya çıkarılması gibi bir derdiniz yoksa bizim öyle bir derdimiz var bunu ortaya çıkaracağız. Ama size bir talimat verilmiş gereğini yapacaksınız. Bizim üzerimizden bunu yürütmeye çalışmayın, buyurun gereğini yapın. Biz siyasetçiyiz” dedi.

    Kışanak’ın sözünü tekrar kesen mahkeme başkanı, Figen Yüksekdağ’a söz vermek istedi.

    Kışanak, devam ederek, “SEGBİS’te yan yana oturuyoruz ama bilgisayar odasında yan yana oturtmuyorlar. Binlerce sayfa belgeyi tek tek okumam lazım. Bize işkence yapmayın” dedi.

    “KUMPAS DAVA”

    Sonrasında söz alan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise “Avukatların taleplerine katılıyoruz. Bu dava bir kumpas davası. Yargılamaktan kaçtığımızı söyleyen bir mahkeme heyeti ile karşı karşıyayız. Bugüne kadar kaçmadığımız, arkadan dolaşmadığımız için hala kumpas davalarıyla muhatabız” dedi. Yüksekdağ duruşma periyotlarının düzeltilmesi talebinde bulunarak, “Her birimiz ayrı ayrı 7 saat bilgisayar kullanabiliyoruz. Bu koşulların da düzeltilmesini istiyoruz” dedi.

    Ardından söz alan tutuklu siyasetçiler de tutukluluk devam gerekçesinin dahi kendilerine bir hafta sonra tebliğ edildiğini belirterek, savunma hazırlığı için 2 aylık sürenin verilmesini talep etti.

    YARINA KADAR ARA VERİLDİ

    Ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, duruşmada hazır bulunmayan siyasetçilerin mazeretlerini okuyarak yarın devam edecek duruşmaya hazır bulundurulmaları için cezaevine yazı yazılmasına ve bugün için sunulan mazeretlerin kabulüne karar verdi. Cumhuriyet savcısının talebinin sonra değerlendirilmeye karar veren mahkeme başkanı duruşmaya yarına kadar ara verilmesine karar verdi.

    Karara itiraz eden avukatlar, taleplerine dair karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı mazeret bildiren tutuklu siyasetçilerin de taleplerini aldıktan sonra talepleri değerlendireceğini söyledi.

    Avukatlar itirazlarını sürdürerek, “Bu şekilde yargılama yapamazsınız” dedi.

    Duruşmaya yarına kadar ara verildi.

    (Ankara/MA)

  • ‘Kobani Davası’ yarın başlıyor

    ‘Kobani Davası’ yarın başlıyor

    PİRHA- DAİŞ’in Kobani’yi işgal girişimleri sürecinde gerçekleşen 6-8 Ekim protestolarından 6 yıl 3 ay sonra 28’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın ilk duruşması yarın başlıyor. 1200 avukatın savunmaya katılacağı davayı yurtdışından gözlemcilerde takip edecek.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 28’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın ilk duruşması yarın (26 Nisan) Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlıyor.

    DAİŞ’in Kobani’ye saldırısına karşı 6-8 Ekim’de gerçekleşen protestolardan 6 yıl 3 ay sonra 30 Aralık 2020 tarihinde düzenlenen 3 bin 530 sayfalık iddianame ve 324 klasörden oluşan eklerle birlikte mahkemeye sunuldu. İddianamede 108 kişi için “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ve 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

    Duruşmayı aralarında Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar Grubu’nda bulunan İsveç Sosyal Demokrat Parti ve Katalonya Cumhuriyetçi Sol Parti’nin de bulunduğu 11 uluslararası heyet temsilcilerinin yanı sıra HDP Meclis Grubu, parti il ve ilçe yöneticileri, binlerce avukat ile Ankara ve çevre illerden mahkemeye katılım olacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Figen Yüksekdağ’ın tahliye talebine ret: Duruşma 6 Temmuz’a ertelendi

    Figen Yüksekdağ’ın tahliye talebine ret: Duruşma 6 Temmuz’a ertelendi

    HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ‘terör örgütü yöneticiliği’ suçlamasıyla tutuklu yargılandığı davanın duruşmasına devam edildi. Yüksekdağ tahliye edilmezken, duruşma 6 Temmuz’a ertelendi. 

    HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ‘terör örgütü yöneticiliği’ suçlamasıyla tutuklu yargılandığı davanın görülmesine devam edildi.

    Yüksekdağ, iddianameye eklenen yeni fezlekeleri inceleme fırsatı bulamadığı gerekçesiyle suçlamalar yönünden savunma yapmadı. Mahkeme, Yüksedağ’ın tahliye talebini reddederek, tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.

    Figen Yüksekdağ, hakkında hazırlanan fezlekelerin bir araya getirilerek, ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamalarıyla yargılandığı davanın 5’inci duruşması, Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmaya, Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile bazı HDP’li milletvekilleri katıldı. Duruşmayı takip etmek için, Sincan’a gelen yabancı heyetler ise mahkeme salonuna alınmadı.

    SUÇLAMALAR HAKKINDA SAVUNMA YAPMADI

    Mahkeme Başkanı Sabahattin Sarıdoğan, Ağrı ve Van’da aynı suçlardan açılan davaların, bu dosya ile birleştirildiğini açıklayarak, Yüksekdağ’a savunma yapması için söz verdi. Yüksekdağ ise iddianame ile birleştirilen dosyaların kendisine dün tebliğ edildiğini, bu dosyaları inceledikten sonra detaylı savunma yapacağını söyledi. Şu aşamada suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağını belirten Yüksekdağ, yargılama ve usul konusunda konuşmak istediğini belirterek, “Bizler siyasetçiyiz. 1,5 yıldır hiçbir somut delil olmadan tutuklu yargılanıyorum. Bu süre içerisinde Anayasa ihlal edilerek milletvekilliğim düşürüldü. Kesinleşmiş cezalar verildi. Sadece ben değil birçok arkadaşımız aynı şeyleri yaşıyor. İddianamedeki suçlamalara neden olan konuşmalarım soruşturmayı yürüten savcı tarafından kriminalize edilerek eklenmiş. Biz konuşmalarımızda siyasetçi olmanın vermiş olduğu sorumluluğu yerine getirdik. Bunların suçlama konusu olması söz konusu bile olmamalı” dedi.

    “AMAÇLARI BİZİ PASİFİZE ETMEKTİ”

    İktidarın baskısı ile yargı tarafından tuksak edildiklerini ileri süren Yüksekdağ, “Bütün bunlara rağmen bizleri susturabildiler mi? Amaçları bizleri pasifize etmekti. Ama başaramadılar. Bakın yine arkadaşımız Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı adayımız oldu. Biz nerede olursak olalım, halka kaşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz. Bizi o hapishane duvarlarıyla tutsak edemeyecekler” dedi.

    “BARAJI TARİHE GÖMECEĞİZ”

    Konuşmasının büyük bir bölümünü de 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ayıran Yüksekdağ, sırf kendileri için uygulanan yüzde 10 barajını aşacaklarını ve barajı tarihe gömeceklerini iddia etti. Konuşmasında, “Bir memlekette siyasetçi tutsaksa o ülkede secimler özgür olamaz” diyen Yüksekdağ, tahliyesini talep etti. Avukatların da tahliye taleplerinin ardından kararını veren mahkeme heyeti, ‘savunmanın tamamlanmamış olması ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı’ gerekçesiyle Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

    Duruşma, 6 Temmuz 2018’e ertelendi.

  • Edebiyatçı Tözeren: Çağlayan’dayım çünkü haber alma hakkım engelleniyor – VİDEO

    Edebiyatçı Tözeren: Çağlayan’dayım çünkü haber alma hakkım engelleniyor – VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet Gazetesi çalışanları 9 ayın ardından ilk kez hâkim karşısında. Çağlayan Adliyesi önünde davayı takip eden edebiyatçı Ayşegül Tözeren, bu dava hepimizin davası diyerek, “Basın özgürlüğünün de tutuklu siyasetçilerin de sahipsiz olmadığını göstermeliyiz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Basın özgürlüğünün kutlandığı gün, Cumhuriyet Gazetesi çalışanları ilk kez hâkim karşısına çıktılar. Duruşmanın görüldüğü Çağlayan Adliyesi önünde ise tutuklu gazeteci yakınları, basın örgütü ve siyasi parti temsilcileri ile yurttaşlar davayı takip ediyor.

    “BU ÜLKENİN TEMEL İLKELERİ YARGILANIR DURUMDA”

    Davayı takip edenler arasında Edebiyatçı Ayşegül Tözeren de var. PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Ayşegül Tözeren, “Cumhuriyet davası ifade ve basın özgürlüğü krizine dikkat çekecektir” diyerek şunları ifade etti:

    “Bu ülkede sadece gazeteciler değil siyasiler de tutuklu. Yani ülkedeki ifade özgürlüğünün krizi bu kadar büyümüş durumda. Bu ülkenin temel ilkeleri yargılanır durumda. Aslında biz bundan dolayı Cumhuriyet Gazetesi Davası da demiyoruz buna Cumhuriyet davası diyoruz. Çünkü bu ülkenin davası ve Cumhuriyettin davası bu. Herkesin bir saat, iki saat buraya uğraması lazım. Çünkü dava bizim davamız. Kimsenin davası değil. Eğer buna sahip çıktığımızı gösterirsek bence bir şeyler değiştirebiliriz. Çoğu kişi evinde otururken ne yapabilirim diye çırpınıyor. İşte yapacakları gün geldi. Çağlayan Adliyesi’ne gelip şurada bir saat beklemek arkadaşlarıyla sohbet etmek kâfidir. Çünkü kamuoyunun ilgisinin olduğunu gösterir bu davaya ve aslında Cumhuriyetin de ilkelerin de basın özgürlüğünün de tutuklu siyasetçilerin de sahipsiz olmadığını gösterir diye düşünüyorum.”

    “YAYGIN MEDYA HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ ENGELLİYOR”

    OHAL sonrası medya kuruluşlarının kapatılmasına da değinen Ayşegül Tözeren, “Uzun süre televizyon izleyecek, haber alacak kanal bulmakta zorluk çektik.  Özellikle siyasiler tutuklandıktan sonra bunu yaşamadık mı?” diye sorarak şöyle konuştu:

    “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ile birlikte birçok milletvekili ve belediye başkanı tutuklandı. Biz bundan bile haber almaktan bihaberdik. Nasıl evlerine gidildi, nasıl basıldı, nasıl alındılar biz bunu internet yayıncılığı aracılığıyla öğrendik. Aslında internet yayıncılığının da ne kadar değerli olduğunu orada gördük. Çünkü gerçekten televizyonlardan birçok şey izlenemiyormuş. İnternet yayıncılığı bizim elimiz, kolumuz oldu o zaman. Biz haber aldık. Yaygın medya haber alma özgürlüğümüzü engellenmiş oldu. Vergimi veriyorsam ben TRT izlemek zorunda değilim. TRT’nin sunduğu haberleri dinlemek ve izlemek zorunda değilim. Bundan dolayı ben vergimin karşılığındaki yurttaşlık hakkımı istiyorum.”

    “Çağlayan Adliyesi’ne gelip davayı takip etmemin nedeni benim bu insanların okuru olmam” diyen Ayşegül Tözeren, “Okuru olduğum için ben kendi hakkım gasp edilmiş diye düşünüyorum. Ben Güray Öz’ü okumak istiyorum. Ben Turhan ağabeyin (Günay) hazırladığı Cumhuriyet kitap ekini okumak istiyorum. Bu hakkım elimden alındığı takdirde ben yurttaş olarak buraya gelirim ve hakkımı savunurum ve bu davayı izlerim” dedi. (HABER MERKEZİ)